26. Duruşma Günü · 22 Nisan 2026
← Duruşmada gör
17:49

“Peki, itirafçılara göre bu hayali örgütün bir adı var mıdır? Varsa nedir? Şu trajediye bakar mısınız: kasiyere, şoföre kurdurduğunuz bu sözde örgütün sözde yapısının adını da itirafçılara koydurmuşlar — tıpkı bir babanın, bir annenin yeni doğan çocuğuna isim koyması gibi. Dosyaya dönüp bir bakın: "SISTEM" diye bir yapıdan ilk söz eden odur. Daha sonra diğer ifadelerde bir papağan gibi tekrar edilen bu kavram, sanki herkesin üzerinde uzlaştığı somut, resmî bir örgüt ismiymiş gibi dolaşıma sokulur. Oysa başlangıç noktası bellidir. Hani şu hakkında "suç örgütü lideri" dediğiniz, yüzlerce yıla varan hapis cezası talep ettiğiniz ama buna rağmen her nedense tutuklu bulunmasına bile gerek görmediğiniz Aziz İhsan Aktaş… İşte iddianamenin temelini oluşturan o meşhur "SISTEM" adını ilk telaffuz eden de odur. Adamın kendi adına örgütü olduğu yetmiyor, bir de gelip bizim örgüte isim koyuyor. Güler misin, ağlar mısın? Örgüt yöneticisi dediğiniz Adem Soytekin bile size diz çöktüğü ifadesinde "SISTEM"i gözaltına alındığında öğrendiğini söylüyor. Ya bu Adem'i ocak dışı bırakın ya da ifade verirken çok da rahat bırakmayın; sonra sizin örgütünüzü çökertiyor. Şimdi hepimizin durup şunu sorması gerekir: Bu isim, Aziz İhsan Aktaş'ın zihninde nasıl doğdu? Gerçekten kendi tasviri midir, yoksa önüne konulan çerçevenin içine özenle yerleştirilmiş bir kelime midir? Bir yasa dışı yapıyı tarif ederken neden hukuki, somut bir niteleme değil de muğlak, soyut ve her yöne çekilebilecek esnek bir kavram seçilmiştir? "Sistem"… Ne başlangıcı bellidir ne sınırı; ne üyeleri tam sayılabilir ne de hiyerarşisi net çizilebilir. İçini istediğiniz gibi doldurabileceğiniz koca bir boşluk. Nedir bu sistem? Türk Dil Kurumu'na göre "bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni" demektir. Savcılığa göre ise bu sözde örgütün adı, sanı, her şeyidir. Oysa dikkatle bakıldığında ortadaki şey, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin devasa bürokratik yapılanmasının ötesinde bir şey değildir. 16 milyon İstanbulluya hizmet götüren, 90.000 çalışanı olan dev bir idari yapının bürokratik düzenini, yasal işleyişini sırf siyasi bir saikle "suç örgütüne" dönüştürmek, amir-memur ilişkisini kriminalize etmek akıl kârı mıdır? Şimdi tekrar sormak gerekir: Size bir suç örgütünün, bu meşhur "SISTEM"in varlığını kim söyledi? Cevabını ben vereyim: bu kurgusal maskenin ön yüzünde Adem, Ertan, Aziz İhsan Aktaş ve diğerleri var. Fakat o maskenin arkasındaki gerçek yüzün, bir gün bu salonda, bugün bizim durduğumuz bu sanık kürsüsünde duracağından zerre kadar şüphemiz yok. Ve tam da bu nedenle, "etkin pişmanlık" adı altında kurulan bu gerçek suç üretme sistemine yeniden dönmek zorundayız. Dönelim ve soralım: bu dosyayı üzerine inşa ettiğiniz etkin pişmanlar gerçekten tutarlı ve güvenilir midir? Cevabım nettir: olumsuzdur. Yüzlerce örnek sayılabilir; ancak yalnızca hakkımda konuşan Adem Soytekin'e bakmanız bile yeterlidir. Hani şu çelişkileri ve yalanları nedeniyle artık dışarıda tutamadığınız Adem… Ne tutarlıdır ne de güvenilirdir. Güya 7 Mart'ta onun yanında Ali Nuhoğlu ile konuşmuşum; oysa Ali Nuhoğlu hakkında tedbir kararı 25 Mart'ta verilmiş, dosyada açıkça yazılı. Adem Soytekin etkin pişmanlıkla tahliye olduğunda Yeni Şafak'taki röportajında operasyonun "ocak" ayında bilindiğini söyledi; ifadede "mart", dosyada "şubat" diyordu. Üstelik dosyadaki tape kayıtlarında Adem'in Şubat ayının başında bir AKP yöneticisi olan Mehmet Şahin'den soruşturmayı öğrendiği görülüyor. Her ifadede ayrı bir ay söyledi.”

Duruşmanın tamamını gör →