“Yaptığım mesleğin gerektirdiği işler gizli değil, avukatlık faaliyetimdir. Farkında olduğum şey, savcılığın asıl düşmanının bu olduğudur. Ali Nuhoğlu demiş ki örgütün gizliliğini anlattıkları bölüme şunu yazmışlar: "Sözleşme yapılması sürecinde Mehmet Pehlivan'la dört-beş kez görüştüm." Savcılık bunu kalın harflerle örgütün gizliliği bölümüne yazmış. Görevimdir, birçok sözleşme sürecinde bulundum; bahsettiği arabuluculuk da odur. Savcılık, sözleşme sürecinde bulunmak isterse "gizlilik" yazmış; siz de bu iddianameyi öyle kabul ettiniz. Onlar, benden Avukatlık Kanunu'nu çiğneyip müvekkilim ile ilgili her şeyi anlatmamı istediler. Bakin, yanlış anlaşılma olmasın; anlatmamı istedikleri şeylerin suç olmasına gerek yok. Ben ne anlatırsam anlatayım, "Sayın İmamoğlu'yla bir gün adliyeye gittik" deseydim bile, o da örgütsel faaliyetti. Örgütsel gizlilik ararken düştükleri acziyet tam olarak budur. Gizlilik arayışları ile burada bulunan kimsenin tanımadığı Hüseyin Gün'ün tuhaf bir casusluk lafıyla aramıza "örgüt yöneticisi" olarak atılma sebebi de budur. Dosyada gizlilik mi arıyorsunuz? Ne idüğü belirsiz gizli tanıklar eliyle gizli faaliyet yürüterek müvekkilime ve bana saldıran İstanbul Savcılığıdır. Savunma avukatlarına kanunun zorunlu kıldığı evraklar dahi verilmezken, yandaş medyaya gizli soruşturma içeriğini servis ederek iş çeviren İstanbul Savcılığı'dır. Gizli pazarlıklarla "itirafçılaştırma" süreçlerini kayıt dışı yürüten İstanbul Savcılığı'dır. Ortada gizli örgüt varsa da bizden değil; onlardan bilinmelidir.”
18:15