“Bugün iddianamede bunlara ek olarak ortaya konulan nedir diye baktığımızda, karşımıza sözde bir bilirkişi raporu çıkıyor. Dikkat buyurun: tutuklandığımız tarihte bu raporlar ortada bile yoktu. Mart ayında tutuklandık; raporlar ise temmuz-ağustos aylarında, yani dört-beş ay sonra hazırlandı. Bu husus dahi tutukluluğun hukuki dayanaktan ne kadar yoksun olduğunun açık göstergesidir.
Raporların içeriğine bakıldığında; 2886 sayılı Kanun ile 4734 sayılı Kanun birbirine karıştırılmış, harcama yetkilisi ile ita amiri imzaları aynı şeymiş gibi değerlendirilmiş, yaklaşık maliyet ile muhammen bedel birbirine eş tutulmuştur. Kamuya gelir sağlayan ihaleler, kamu harcaması yapılan ihalelerle aynı mantıkla değerlendirilmiş; üzerinden kamu zararı hesabı yapılmıştır.
NACE kodlarından hareketle ihaleye katılabilecek firma sayısı hesaplanıp 'şartname sınırlayıcıdır' sonucuna ulaşılmış; oysa aynı kurumun yaklaşık otuz-otuz beş yıldır benzer şartnamelerle kamu mallarını kiraya verdiği göz ardı edilmiştir. Muhammen bedelin düşük tutulmasının 2886 sayılı Kanun bakımından katılımı artırabilecek bir unsur olabileceği değerlendirilmemiş; aksine sınırlayıcı unsur gibi yorumlanmıştır. Oysa aynı kanun, muhammen bedelin tespitinde görüş alınabilecek kurumlar arasında belediyeleri de sayıyor.
Sunulan bu raporların tamamı, iddianamede müşteki konumunda bulunan Maliye ve Hazine Bakanlığı bünyesindeki uzmanlarca hazırlanmıştır. Tarafsız ve bağımsız bir değerlendirme olmaları, atandıkları andan itibaren fiilen mümkün değildir. Aynı imzaları atmış milletvekilleri, genel müdürler, hatta bakanlar çıkarmış bir kamu pratiğinden ve kurumundan söz ediyoruz. Benim görevimin gereği olarak attığım imzanın; onların iştiraklerinin aldığı ihaleleri kesinleştiren imzalardan ne farkı vardır?”
16:31
