Mehmet Bey. Bu soruşturma aşamasında dosyaya yansıyan birtakım tapeler vardı. Onları inceleyince fark ettim. Bu tapelerde isminiz geçmiyor ve direkt sizle ilgili değil ama devamında gerçekleşen toplantılar nezdinde beyanlarda isminiz geçtiği için sormak istiyorum bu soruyu. Tapelerde adınız geçmiyor ama tapede bahsedilen bir toplantı var. O toplantıyla ilgili hakkınızda beyan var. Onunla ilgili soru sormak istiyorum. Şimdi söz konusu tapede, ve İBB özel kalemden olduğunu olduğunu beyan eden Cengiz isimli şahıs arasında 6 Mart 2025 yılında 22.42 sıralarında gerçekleşmiş ve Cengiz isimli şahıs, 'e yönelik, "Efendim şöyle sizin de bir müsaitliğiniz varsa, Başkanımız yarın sabah 09.15 geçe, kendi konutunda birebir bir görüşme gerçekleştirmek üzere sizi görüşmeye davet etmek ister" şeklinde bir konuşma gerçekleşiyor ve bu da tespitte dosyaya aksiyor tapelerde. Bunun üzerine 'in alınan beyanlarında, söz konusu 7 Mart 2025 tarihi saat 19.15'te tapelere yansıyan görüşmeye gittiğini söylüyor. İfadesinde " ile başkanlık konutunda yapmış olduğum görüşmede, bana 'Tedbir aldın mı? Operasyon yapılacak. Sen de listedesin. Eğer emanet etmen gereken para veya belge varsa, bunları 'e emanet et' demiştir. Bu görüşme esnasında Avukat da yanımızdaydı" şeklinde bir ifadesi var. Bu hususta ne diyorsunuz? 7 Mart günü ilgili toplantıya katıldınız mı veya katıldıysanız böyle bir konuşma yaşandı mı?
Mehmet Pehlivan Çapraz Sorgusu
Sayın Savcım, 7 Mart tarihli HTS kayıtlarım dosyada mübrez, iddianameye de eklenmiş. Öyle bir toplantıda olmadığım hem HTS kayıtlarında; yani soruşturma makamının bu denli değer atfettiği -ki o kadar değerli değil ama- HTS kayıtlarında bile benim 7 Mart tarihli toplantıda olmadığım açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra müdafii Onur Büyükatipoğlu da soruşturma dosyası kapsamında vermiş olduğu ifadede, öyle bir toplantının olduğunu ama benim o toplantıda olmadığımı, bizzat soruşturma makamlarına yazılı olarak bildirmiştir.
Yani olmadığım bir toplantının yapılıp yapılmadığını, böyle bir konuşma geçip geçmediğini ben bilemem Sayın Savcım.
Tamam, bir de bu Adem'in oğlunun bir beyanı var eylem kapsamında, hani devrin konusuyla ilgili. Güllüce Tarım şirketi ve içinde bulunan iki adet villanın 'nun şirketlerine devir süreci var iddianameye yansıyan ve eylem bazında geçen. Bu devir sürecinde bulundunuz mu veya süreç aşamasında herhangi bir dahliniz var mı?
Sayın Savcım, ilk sorunuza da tapelere dayandığı için bir şerh düşmedim ama bu sorunuzdan önce bir hukukçu ve meslektaş olmam gereği, şu şerhi düşmek isterim: Savunmam boyunca, bahsettiğiniz sanığın ifadesi dahil bu ifadelerin tamamının yasak sorgu yoluyla elde edilmiş olduğunu anlattım. Yargıtayımızın da kararı çerçevesinde önce bu şerhi belirteyim; zira yasak sorguya zımni iddia yoluyla teyit alanı açmak da istemem. Bu bir yasak sorgudur. Önce bunu şerh ederek sorunuza cevap vereyim: Ben Nuhoğlu'nun bahsettiği sürece dair delillere de sahibim. İzniniz olursa Sayın Başkan, göstermek istiyorum. Savunma esnasında bu soruyu aslında daha aydınlatıcı olması açısından doğru cevap kısmında da vermiştik.
Bahsedilen Güllüce Tarımcılık olayı, bir iddianamede olduğu haliyle var, bir ifadede olduğu haliyle var, bir de gerçekte olduğu haliyle var. Gerçekte olduğu halini Sayın İmamoğlu'nun bu dava kapsamında müdafinliğini yapacak, daha doğrusu eylem bazlı savunmasını yapacak meslektaşlardır. Ben onlar yerine savunma yapmam uygun olmaz. Kendi açımdan size şunu anlatayım. Güllüce Tarımcılık meselesinde Eylem 14'te iddia edilen konu sağda yazıyor: Geriye dönük usulsüz sözleşmeler hazırladığım isnadı var. Doğru biliyorum değil mi Sayın Savcım?
Peki, bu 'nun beyanında nasıl? Solda gördüğünüz üzere formaliteden bir ek sözleşme. Şimdi net açıdan belirlemek açısından soruyorum ve açıklama yapmaya çalışacağım. Bir ek sözleşme olduğu iddiası varsa, ki şahsın bu şekilde açık ve net bir ifadesi var, avukat huzurunda alınmış—bu ifadenin yasak sorgu olmasını bir tarafa bırakıyorum, şerh düşerek soruyorum—ek sözleşme niye dosya arasında değil? Soruşturma makamları şahıstan—ki etkin pişmanlık beyanını destekleyen deliller istemiştir—bunu neden istememiştir? Yani ifadede ek sözleşme, iddianame yazım aşamasında ortada bir ek sözleşme bulunamayınca geriye dönük usulsüz sözleşmeye dönmüş Sayın Savcım. Bunun ben bir hatalı olduğunu çok net görüyorum ve sizlere de göstermek için bu delili hazırladım. Benim Nuhoğlu'yla yaptığım görüşme esnasında katıldığım tek süreç arabuluculuk sürecidir. O da resmi arabuluculuk, şahsın avukatı çerçevesinde olmuştur.
Hisse devir sözleşmesiyle alakalı bir arabuluculuk süreci yaptım. O da kayıtlarınızda var. Arabuluculuk sürecine dair bir çekince ve soru işareti yok. Ama bu hem beni ilgilendirdiği için hem müvekkili ilgilendirdiği için en önemli konu olduğunu düşünüyorum. Böyle bir geriye dönük usulsüz sözleşme hazırlama yok. Ayrıyeten şunu da söylemek isterim: Bir yazılı sözleşme var, yazılı belge var. Şahıs imzalamış. Özgür iradesi, özgür iradesinin dışında imzaladığına dair bir şerh yok. Öyle bir iddia da yok, iddia dahi yok dosyada. Avukatı imzalamış. Yazılı belgeyle edinmiş bir ispat var. Bunların hepsini dışlayıp, hepsini dışlayıp getirdiği yer şöyle olmuş—onun da dayağı yok ama—ek sözleşmeydi ama ek sözleşme de yok. Soruşturma makamlarına, bizim benim soruşturma aşamasına yönelttiğim eleştiriler Sayın Savcım, hani bu somut delillere dayanarak yöneltildi. Umarım cevap verebilmişimdir.
Yani özgür iradeyle imzalanan bir evrak olduğunda bunu geçerli kabul ediyoruz doğru mu? Herhangi bir şerh konulmadıysa veya şu olmadıysa...
Hayır, şahsın bu sözleşmenin… yani bu bahsettiği ek sözleşme konusuna dair bir iddiası yok. Bir ek sözleşme diyor, söyleyivermesinden ibaret bir şey. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Söyleyivermiş ama bu soruşturmada isnada dönmüş.
Yine bu 'in beyanlarında bu Topkapı Aksoy Plaza'da İmamoğlu'na ait SSB Gayrimenkul Şirket i'nden devredilen tapu meselesi var, iddianameye yansımış. Adem bir şeylerden bahsediyor burada. Adem bu tapu devri sürecinde 5 milyon doların, hani iddiasına göre sistemden getirildiğini, sizin ise operasyon öncesi bu aktarıldığı iddia edilen paraları fatura işlemleri üzerine geldiğinizi söyleyerek muhasebeyle görüştüğünüzü fakat operasyonlar nedeniyle işlemin askuda kaldığı şeklinde bir beyanı var. Hani avukat sıfatıyla müvekkilerinizi veya dosya kapsamında fatura ilişkisine dair bir süreciniz oldu mu?
Yani iddianamede de avukat olarak tasvir ediliyorum, mali müşavir değilim. Bir kimseye fatura düzenletme gibi bir yetkim de yok. 'in yine en başta söylediğim gibi bu ifadenin bir yasak sorgu olduğunu şerh ederek cevap vereyim. İkrar ettiğimi düşünmeyin ifadenin salahiyetini. 'in bahsettiği şekliyle bile bu ifadeyi verdiği tarih 27 Haziran. 'nun oradan geliyormuş, fatura işlerini orada da düzelmiş. Benim 'yla fatura işi yaptığıma dair bir iddia da… Yani 1 Haziran'da bunu veriyor, bu ifadeler basna düşüyor, oradan duyuyor ve yeni bir uyum baskısı altında genişletilmiş itiraf dediğimiz şey gelişiyor. Bu sadece bende değil. 16 Haziran tarihli ifadesinin 12. sayfasını açın, 24 nolu başlıkta da şöyle başlıyor cümlesi: "Basndan duyduğum kadarıyla Selim İmamoğlu Makedonya'da 670 bin Euro para yatırmış." Basndan duymuş, Makedonya'ymış, 670 bin Euro'ymuş. Makedonya değil Hırvatistan iddia konusu olay. 670 bin değil 380. Yani ifadelerin oluş biçimi, oluşturuluş biçimi bu. Söz konusu iddiayla alakalı bir bilgi sahipliğim dahi yok. Fatura düzenletme yetkimin olmadığını da açıkça belirteyim.
Yine bu Adem'in bahsettiği toplantı süreci var operasyon sürecine kadar. Onunla ilgili dosyada HTS bazları alınmış. Birden fazla kişi , , , tarzında. Orada da sizin hangi tarih bakıyorum... 11 Mart 2025 yılında 'le ortak baz var Beylikdüzyü'nde. O güne dair hani diyeceğiniz var mı? Niye bir araya geldiniz?
Ona dair Sayın Savcım doğrudan bir toplantı eşleştirmesi yapmıyor. 7 Mart tarihli bir toplantıdan bahsediyor ki o toplantıda olmadığımı HTS kayıtları—dosyanız arasında olan HTS kayıtları—o toplantıda olmadığımı söylüyor. Buna rağmen tutukluğuma gerekçe olarak o HTS kayıtları yazıyor, o da ayrı bir konu. 11 Mart'a dair özel bir toplantı nitelendirmesi yok. Bu soruşturmanın oluşturuluş biçiminde HTS kayıtları bu şekilde kullanılmıştır. Şahıslar arasındaki HTS kayıtları getiriliyor, eşleşen tarihlere bir iddia yerleştiriliyor. Örnek vereyim bir tane daha, somutlaşması açısından söylüyorum. Bir şahıs ifadesinde 2023 yılında , Ali Kotil "2023 yılında görüştük" diyor ve birtakım iddialar geliştiriyor görüştüğüne dair. Savcılık HTS kayıtlarını getirtmiş, 2021 yılında sadece ortak bazları var ve iddianame şöyle geçmiş: "Her ne kadar şahıslar 2023 yılında böyle bir olaya karıştıklarını söyleseler de HTS kayıtları 2021 diyor." Yani iki yılı geriye çekiyor. HTS kayıtları bu dosyada, HTS verileri yan delilken, tek başına hiçbir soruşurmada, davada—bırakın davada olmayı—tutukluluk tedbiri için delil alınamayacakken bu şekilde manipülatif şekilde kullanılmaya çalışılmış. Bahsettiğiniz, bana sormuş olduğunuz HTS kaydı da onlardan herhangi biri Sayın Savcım.
Ben 'le tanıştığımı söylüyorum. Belki hatta bir önceki sorgumda kendisiyle bir husumetim olmadığını açıkça belirttim. Hatta o husumetten de öte böyle bir husumet iddiasında biri bulunmadım. Görüştüğüme dair de ya görüşmedim demiyorum, görüştüm görüşüyordum. Sosyal olarak tanıdığım bir insan. Haliyle o tarihte görüşmüş olabilir miyim spesifik olarak diyemem ama hatırlamıyorum. Bir yerde baz vermiş, bir restoranda bile baz vermiş olabilirim veyahut da oturup görüşmüş de olabilirim. Benim 'le görüşmemle alakalı bir çelişme çekişme durumu yok. Kendisi ki bu soruşturma kapsamında en çok ifade süreçlerine maruz kaldığı zor bakımından kendisinin de ne kadar mağdur edildiğini de anlatmıştım. Yani onun güvenilir ve itibar edilebilir tarafı olmadığına dair beyanlarımın yanı sıra esasında onun da ne kadar zora kaldığını, tüm itirafçılar gibi ne kadar zora kaldığını da burada anlatmıştım. O yüzden görüşmüş olabilirim. Ne görüştün diye soruyorsanız hatırlamıyorum.
Bu yine bu Zorlu Center'da bir olay meselesi var, onunla ilgili bir HTS baz incelemesi yapılmış. İncelemede işte belli tarihlerde , Murat Gülibraimoğlu, , ondan sonra , ile birçok ismin ortak bazda gözüküyor. Hatta Ekrem Bey vekil olduğu için o tarihlerdeki soru sormuyor ama mesele şu, bu , Gülübraimoğlu ve Kapki ile bir tanışlığınız var mı?
HTS kayıtları da yine aynı şeyi söyleyeceğim. Hani bu soruşturmanın usul ekonomisi açısından söylüyorum. Bu HTS kayıtları tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Bununla beraber şunu belirteyim. Murat Gülübraimoğlu'yla hayatımda bir tanışlığım yok. 'yi de yalnızca 'ın ortağı olması vesilesiyle tanırım. da beni hem sosyal olarak tanıdığım bir isim hem de aramızda avukat-müvekkil ilişkisi var.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; size ve bütün buradaki arkadaşlarıma iyi bir hafta diliyorum. Umarım Türk yargısı adına düzgün, iyi, olumlu, verimli bir hafta geçiririz. Bugün burada avukatımı tutsak bir şekilde dinlemenin üzüntüsünü yaşamaktayım. Tabii ki kıymetli avukatım, değerli kardeşim 'ın çok özenli, çok tarihi savunmasının her cümlesini de çok özenle dinlediğimin altını çizmek isterim. Bugün buraya hem Barolar Birliği Başkanı'ın hem İstanbul, Tekirdağ ve başka il baro başkanlarının da katılımı beni mutlu etmiştir. Zira bugün tutsak edilen, aslında benim savunma hakkımdır. Sanırım benim savunma hakkımın tutsak edilmesi çok da şaşırılacak bir şey değil; çünkü açıkçası odaklı bir yargı sürecini, yaklaşık 1 yılı aşkın süredir Türkiye olarak yaşamaktayız.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; sorularım var ama sorularımdan önce çok çok önemli bulduğum iki hususu sizinle paylaşmak istiyorum. Zira hem geçen hafta hem bu hafta açıkladığınız, beyan ettiğiniz birtakım kararlarınızla ilgili sürece o esnada dahil olmak istemedim. Öncelikle şunu söyleyeyim: Perşembe günü tahliyeyle ilgili, sadece yeni katılan arkadaşlarımızın savunmasını, Beyoğlu Belediye Başkanı ve arkadaşlarımızın savunmasını alacağınızı ifade ettiniz; onun dışındakilerin yazılı beyanda bulunacağını belirttiniz. Bunu tekrar hatırlatmak isterim. Bu duruşmaların başladığı ilk gün de aslında bu tartışmayı sizinle yaşamıştık. Bu dava, üzerine kurulu ve üzerinden yürütülmeye çalışılan tarihi bir davadır. Aslında böyle bir dava olmaması gerekir. Az önce sanki bu duygularımı ispat edercesine iddia makamı bile, burada bulunan değerli avukatıma sanık pozisyonuyla sorduğu 6 sorunun 4'ü aslında 'yla ilgiliydi ve hatta iğne li bir şekilde 'yla ilgiliydi.
Dolayısıyla benim hem kendi adıma hem de burada bulunan tutsak arkadaşlarım adına hem de tutsak olmayıp 400'e yakın yargılanacak olan arkadaşlarımızın adına -ki büyük bir kısmı İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanı, bürokratı ve siyasi yol arkadaşlarım olduğu sebebiyle- perşembe günü benim mutlaka ama mutlaka tahliyeyle ilgili görüşlerimi belirtme hakkım olduğunun altını özenle çizerek size hatırlatmak isterim. Bu hatırlatma öylesine bir hatırlatma değildir Sayın Başkan, Sayın Heyet; çok ciddi bir hatırlatmadır. Esasında bu yönde zaten almış olduğunuz bir karar vardı. Bu kararı değiştirerek böyle bir uygulama yı devreye koydunuz. Diğer bir kısım arkadaşlarımızın haklı taleplerini de kabul ederek bu talebimi size aktarmak istiyorum. Perşembe günü benim mutlak bir şekilde; yaşadığımız bu süreç içerisinde gelişen çok fazla olay ve aktarılan çok fazla savunma süreci sonrasında, ilaveleriyle beraber sizin ve heyetinizin huzurunda ifade etmem gerekenleri eksiksiz ifade etmem gerektiğini söylemek isterim.
Diğer ikinci husus çok çok önemli. Bu sabah, tam sesinizi alamadığım için eksik algılama yaşamış olabilirim ama 'in talebi doğrultusunda 'dan sonra vermiş olduğu dilekçe sonrasında, burada yapmaya karar verdiğinizi ifade ettiniz, yanlış anlamadıysam. Tabii ben hiç kimsenin savunma hakkına en ufak bir zeval gelmesini istemem. Kim ne olursa olsun. Herkesin savunma hakkı, en az benimki kadar kutsal dır. Tabii dediğim gibi duruşmalar başladığında da esasında yine bir başka hususta hatırlarsanız, az önce söylediğim konuda, benim sıramla ilgili itirazımı size beyan etmeye gayret etmiştim ve ne yazık ki uzun süren bir tartışma zaman dilimi yaşamıştık sizle. Siz de hatta reddettiniz, sonra teşekkür ederim kabul ettiniz. Ve benim ifademi sizin huzurunuzda, milletimizin huzurunda burada beyan ettim. Dolayısıyla Adem Bey'in de savunmasını en doğru zamanda, en doğru şekliyle yapması; pozisyonunun itirafçı olması ya da bana göre iftiraci olmasının hiçbir önemi yok, kesinlikle hakkıdır. Bunu söyleyeyim.
Ancak Adem Bey'in bildiği kadarıyla -çok yüzeysel dinledim, okumadım- ama beyanında tehdide yönelik ve baskı altında olduğuna yönelik ifadeleri var. Ve bu tehdit ve baskı altında olduğu ifadelerinin muhabı iki tane kuruldur, heyettir. Yani bir tanesi kim olabilir? Burada bizler olabiliriz, bizi ifade ediyor olabilir. Yani buradaki 90 küsür kişiyi ve açıkçası bir de jandarmalara zan altında bırakabilir. Yani Adem Bey, sonuçta aşağıda başka bir yerde bekletiliyor, buraya geliyor ve en arkada da izleyici olarak süreci takip ediyor. Şu anda da zannederim burada yok, sabah da görmemiştim. Her geldiğinde de beni buradaki heyetle beraber ayağa kalkarak karşıladı. Belki 1-2 kişi karşılamamıştır ama her defasında ayağa kalkarak karşıladı. Ben de gördüğümde selamlatım kendisiyle. Nasıl bir tehdit veya nasıl bir baskı? Bunun muhabı kimdir bilmiyorum. Tabii ki siz her sanığın güvenliğini en üst seviyede sağlamak zorunda olduğunuzu biliyorum, bu sizin göreviniz. Ancak böyle bir taleple böyle bir düzenlemeyi yapma ihtiyacı duymanız bizi zan altında bırakır. Bunu şiddetle reddediyorum. Yani biz, ben veya şahit olduğum şekilde hiçbir arkadaşımızın böyle bir dialoğu yaşadığını duymadım, görmedim. Bu manada bu beyana karşılık, bu talebi bu şekilde düzenlemenizin her iki heyeti de jandarma gücünü de bizleri de zan altında bırakacağını ifade ederim.
Tabii mahkeme düzeni açısından bir karar aldıysanız Sayın Başkan, Sayın Heyet; "Eğer böyle bir kararı bunun için aldım" diyorsanız, burada şu an mevcut durumdaki pozisyonda birçok arkadaşımızı zor durumda bırakabilirsiniz. Niye derseniz? Ben de sonuçta mahkeme düzenini burada öğreniyorum, yaşıyorum. Burada çok deneyimli üstatlar, hocalar, baro başkanları var, hadsizlik yapmak istemem ama anlıyorum ki birisi oraya çıktığında savunma yaptığında soru soracak, ona göre hazırlıklar var vesaire. Ve siz bir düzen inşa ettiniz, o düzene göre de Adem Bey, bildiğim kadarıyla son sıralarda savunmasını yapacak olan bir arkadaşımızdı. Tabii burada ona hazırlıklı olmayan avukatlar olabilir, bugün burada olmayan sanıklar olabilir. Çünkü siz "Talimat verdim ve buraya getirilmesini istedim" gibi bir şey de ifade ettiniz, eksik anlayabilirim tekrar söyleyeyim. Açıkladığınız bu sıralama şekli böyle hemen anda, akşamdan sabaha burayı sıkıntıya uğratabilir ve bu düzeni sıkıntıya sokabilir.
Bakınız Sayın Başkan, Sayın Heyet; bulunduğumuz mahkeme, Türkiye tarihinin en önemli mahkemesidir. Ne benim itibarım -geçiyorum- ne sizin itibarınız, ne herhangi birinin itibarı mahkemenin itibarından daha önemli olmadığını düşünüyorum. Bu manada ben bu şekilde bir kararı uygulama şekli açısından sıkıntılar doğuracakını ve tartışma yaratacağını düşünüyorum. Ve ben gösterdiğiniz gayreti, gösterdiğiniz özeni çok dikkatle takip ediyorum. Olabildiğince söz hakkı, insanların kendini savunma hakkına gösterdiğiniz hassasiyeti de takip ediyorum. Tabii ki eleştirilerim, eksik gördüğüm hususlar var; kişisel olarak, mesleki değil çünkü mesleğim değil çünkü. Bunu gördüğüm için bunun çok tartışmalar doğuracacığını söylüyorum. Bir başka husus Sayın Başkan; yani Adem Bey, bugün burada tutuklu yargılanıyor, şurada her arkadaşım kadar onun da tutuksuz yargılanmasını isterim. Her arkadaşımın tutuksuz yargılanmasını savunurken ve o kürsdün "Lütfen bütün arkadaşları serbest bırakın" diye ifade ederken, şunu şunu ayırın demedim zaten. Çünkü herkesin tutuksuz yargılanma hakkı var.
Bu manada makul sıralama açısından Sayın Başkan, Sayın Heyet; şu olabilir: İlla önde düşünüyorsanız 3 gün, 5 gün, 6 gün sonra oraya denk düşecek şekilde bir sıralama yapıarsınız ama bunu da mahkeme düzeni açısından düşünürsünüz. Tekrar ediyorum; burada hiç kimse kendini baskı altında hissedecek hiç kimse bir davranışta bulunmadı, bulunmaz. Biz bir aradayiz, ben de bir süre ayrıydım sonra arkadaşlarımla katıldım. Yaptığımız sohbetler Türkiye üzerine sohbetlerdi. Bu manada bir düzenlemeyi yapabilirsiniz diye düşünüyorum. Şu olabilir, yani perşembeye yetişsin, belki tahliye alabilir ya da tahliyesi olabilir... Vallahi olsun, tahliye olsun, gene tahliyesi olmuş şekilde gelsin ifade versin.
Böyle niyetler üzerinden üretmeye gerek yok. Sıralamayı da biz belirledik baştan.
Tamam. Ama bakınız sıralamanın zararlarını ben size anlatayım da... Siz yani bu benim görüşmü şöyle alın lütfen: Ben size yardımcı olmaya çalışıyorum Sayın Başkan. Niye biliyor musunuz? Siz çok başarılı bir yargılama süreci yaşarsınız, biz bundan faydalanacağız. Kötü bir süreç yaşanırsa, biz bundan zarar göreceğiz. Biz derken, beni kastediyorum ama esasında Türk milletini kastediyorum. O bakımdan o kişinin perşembe günü tahliyesi olacak, keşke olsun! Ama ben istiyorum ki buradaki 90 küsür kişi tahliye olsun ve tutuksuz yargılama olsun. Hiç kimsenin tahliyesi, benim kıskançlığım falan asla… Herkesin hürriyeti beni mutlu eder. Bakınız Sayın Başkan, sizinle ilgili değil ama... Tamam, toparlıyorum. Sizinle ilgili değil ama bakın ben iki defa aşağıya gelişimde şahit olduğum bir husus var. Sonuçta ben de jandarmalar eşliğinde, arkadaşlarım gibi geliyoruz, kolluk güçleri bizi alıyor nezarete koyuyorlar. Ama yani 5-10 tane korumayla, şov yapar gibi o bizim o şekilde girdiğimiz kapdan, bir iftiraci kapıları açıyor, başını koruyor, içeri alıyor, yanında korumalarla şov yapar gibi yürüyorsa, bu yüce Türk adaleti adına utanç verici manzaralardır.
Zaten o utanç verici manzara, o kararı alanların böyle alnına şak diye yapışmış, onlarla yaşayacak, günü gelince de hesabı sorulacak. Ama size bugüne kadar yürüttüğünüz hassasiyete, bu düzeni bu şekilde zaafiyete uğratmama şeklindeki uygulamalarınız yakışır. Bu kadar net söylüyorum. Bakınız bu kadar net. Ama siz bu kararı alır, burada farklı zaafiyetler oluşursa sorumlu olursunuz, elbette biz de mücadelemizi veririz. Tekrar ifade edeyim; her ikisi de birbiryle bağlı. İddia makamı bile sorduğu 6 sorunun, 7 sorunun sayısı, biri hariç tamamı 'na yönelik sorular ve aslında irite edici sorular. Ama bunlar sorulur, avukat da cevap verir. Sayın Başkan bitiriyorum. Dolayısıyla hem bu düzeni kurma konusundaki şu an alınan kararı acilen gözden geçirmenizi öneriyorum hem de ben perşembe günü konuşmak zorunda yım, durumundayım ve o şekilde bir tahliye süreci burada konuşulamaz. Ben konuşmak zorunda yım. 143 eylemin içinde, delik deşik edilmiş şekilde az önce sorulan sorular gibi, her konuyla muhabım. Ben de %90'ını burada dinliyor ve öğreniyorum. O bakımdan benim böyle bir pozisyonum var diye size iki konuyu aktarmış oldum. Lütfen bunu hassasiyetle dikkate alınız.
Sayın avukatım Sevgili , sizinle avukat-müvekkil ilişkisi yaşıyoruz, ben hukukçu değilim, ben avukat değilim. Sizinle yürüttüğümüz avukat-müvekkil ilişkisinde, olur ya ben bilmeden, istemeden talep edebilirim yani aykırı olabilir, hukuki düzenleme lerde avukat statüsüne uygun olmayabilir. Siz de hani belki bana olan saygınızdan, konumumdan dolayı uyarmamış olabilirsiniz. Ben sizden hukuka uygun olmayan, hukuki anlam da aykırı, gayrimesţru, gayri yasal herhangi bir talep, herhangi bir hukuki uygulama talebi şeklinde mesleğinizi sürdürmeye yönelik bırakın öyle sürdürdüğünüzü demeyi, sürdürmeye yönelik bir talebim oldu mu? Böyle bir iş veya işlemin bir parcısı olma yönünde size bir baskım ya da bir şeyim oldu mu? Ben farkında değilim, bunu bu şekilde soruyorum, altını çizeyim. Bunu lütfen mahkeme huzurunda cevaplıarsanız ben memnun olurum.
Sayın Başkan, avukat-müvekkil ilişkisi gizlidir, esasında orada yaptığımız hiçbir görüşmeyi açığa vuramayız. Haliyle hukuka aykırı bir talimat vermiş olsaydınız bile, bunu verdiğinizi söyleyemezdim. Böyle bir Avukatlık Kanunu bu konuda avukat denen bir kanuni yükümlülük yüklemiştir. Ama sorduğunuz için, rızanız olduğunu düşünerek cevap veriyorum: Hayır, böyle bir talimat vermediniz.
Sayın Başkanım, 'la ilgili yürüyen süreci bireysel müphem bir vaka olarak görmüyoruz. Evet, münferit olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlali yaşanması, hukuka aykırı uygulamalarda tabii ki bu da tek başına baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin desteği ve meslektaşını koruma yükümlülüğü, kapsamında ve görevi içerisindedir. Ancak sadece münferit bir hak ihlalinden bahsetmiyoruz. Aynı zamanda bir savunma hakkı ihlalinden bahsediyoruz. Her ne kadar Sayın İmamoğlu'nun burada aramızda çok kıymetli avukatları, çok tecrübeli avukatları bulunsa da 'ın Sayın İmamoğlu'nun avukatı olarak bugün cübbesiyle aramızda bulunmaması, kendi başına bir savunma hakkı ihlalidiri ve adil yargılanma hakkı ihlalidir. Ancak bunların da ötesinde, iki unsurun da ötesinde ile ilgili yürüyen süreç aynı zamanda savunma hakkına bir tehdit boyutuna ulaşmıştır. Savunma makamına da bir tehdit boyutuna ulaşmıştır. Tabii bunun sebeplerinden çok kısaca sizlere bahsedeceğim; çünkü bunlar bizi doğrudan ilgilendiriyor meslek örgütleri olarak.
Başkanım, bunu çok kısa tutalım. Buyurun.
Çok kısa olamaz Başkanım. Çünkü biz önemli bir konunun altını çizmek üzere buradayiz.
Ben şu an şöyle, normalde Başkanım, biz bir sorgulama işlemi yapıyoruz. Sizin beyanlarınız, normalde söz hakkı verdiğimiz bir durumumuz yok aslında size burada bu şekilde.
Ben sanık müdafiyim Başkanım.
Vekalet ilişkiniz var mı?
Vekalet ilişkim zorunlu değil. kabul ettiği müddetçe, ben onu müdafiyim. Daha sonra yetki belgesini ibraz edelim dosyaya. Sayın Başkanım, bizim açımızdan önemli. Ben ilk gününden itibaren, salı gününden itibaren burada bu derdimizi anlatmaya gayret ediyorum sizlere. Neden önemli? Neden böyle düşünüyoruz? Hangi hukuka aykırılıkları gördük? Size bunlardan bahsetmek durumundayım. Öncelikle üç unsurun altını çizmek istiyorum. Birincisi, özel soruşturma usulü atlanarak bir süreç yaşatıldı. Yani Avukatlık Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen bir avukatın görevinden doğan veya görevi sırasında işlediği iddia edilen suçlardan dolayı ancak ve ancak Adalet Bakanlığı'ın izni ile hakkında bir soruşturma yürütülebile ceğine ilişkin özel soruşturma usulü işletilmeden bir usul izlendi. Bu başlı başına çok büyük bir usulsüzlük. Bu öyle görmezden gelinecek, üstü örtülecek, yok sayılacak bir başlık değil. Çünkü avukat hakkındaki özel soruşturma usulünün işletilmesi aslında avukata tanınan bir ayrıcalık veya bir lütuf değil. Aynen üstünün ağır cezayı gerektiren bir suç hali dışında aranamamasi gibi avukatın soruşturmasının özel soruşturma usulüne tabi tutulması, aslında insanların, yurttaşlarımızın savunma hakkının doğru ve etkin şekilde kullanılması ve aynı zamanda avukatın bağımsızlığının etkin şekilde vücut bulması ile ilgili bir düzenleme dir.
Baktığımız zaman iddianameye, değerlendirme kısmına, eylem 14'teki değerlendirme kısmına; 'ın "avukatlık meslek kimliğini kullanarak" ifadesi var, "hukuki yardım sunmanın ötesine geçerek" ifadesi var, "savunma ve temsil yetkisinde sınır" ifadesi var. Daha da öteye geçiliyor; "avukatlık mesleğini bir zırh gibi kullanmaya çalışarak" ifadesi var. Herhalde bundan daha net bir "görevi sırasında" isnat tanımı bulamazsınız. Bu kadar açık bir "görevi sırasında" isnat tanımına rağmen özel soruşturma usulünün aşılması açıkça hukuka aykırı olup, bizce mahkemenizce bakımından ivedilikle durma kararı verilerek bu usulün tamamlanmasına ilişkin gerekli işlemlerin yapılması gerekmektedir. İkinci konumuz ise tabii ki koşulları oluşmaksızın verilen tutuklama kararı. 2 sefer çağrıldığını biliyorum 'ın adliyeye. Bir tanesine devam eden soruşurmada ben de yetiştim, adli kontrol kararı verilen dosyası; diğeri de bu dosyanın tutuklanması. İkisinde de çağrı üzerine koşa koşa adliyeye gitmiştir. Ne kaçma şüphesinden bahsedebiliriz ne de dosyada beyan delillerini etkileyebileceğine dair somut herhangi bir olgudan burada bahsedemeyiz. O nedenle bize göre bu dosyanın münferit bir olayın ötesine geçerek bir savunma hakkı kısıtlamasına dönüşmesinin temel nedenlerinden bir tanesi de usulsüz şekilde verilen bu tutuklama kararıdır.
Tabii ki üçüncü kısım ise soruşturma aşamasındaki sevk gerekçeleri ve iddianamedeki buna benzer yöndeki tespitler ve olgulardır. Sayın Başkanım, iddianame ile birlikte aslında soruşturma sürecindeki sorguya sevkle beraber, tutuklamaya sevkle beraber başlayan kaygımızın derinleştiğini ifade etmek isterim. Hepimiz okuduk eylem 14 değerlendirmesini; hangi delillere bakıldığını, beyan, belirti ve belge delilleri bakımından bir değerlendirme yaptığımızda sadece beyan delillerinin ve bunların da aslında bazı menfaatlere bağlı olması sebebiyle geçerliliklerinin büyük oranda kuşkulu olduğuna dair somut verilerin bulunduğunu gördük. Buna rağmen çok uzun zamandır devam eden bir avukat tutuklu luğundan bahsediyoruz. Ve aslında delil değerlendirme kısmına geldiğimizde şunu görmekteyiz. Savcılık diyor ki: "Maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye çalıştığı." Bazı beyanlarla savcılığın ulaştığı yer, "maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek" olarak konumlandırılıyor. Sayın Başkanım, şunu 2026 yılında ifade etmeye çalışmaktan zul duyduğumu ifade etmek isterim; maddi gerçek tanımı maalesef ki Türkiye'de birçok hukuksuzluğun üstünü örtmekte kullanılıyor. Kime göre maddi gerçek? Sayın savcılığın maddi gerçeği midir ortaya çıkartılması engellenen? Yoksa mahkemenin delillerin değerlendirilmesi neticesinde ortaya koyacağı adli maddi gerçek midir? Yoksa bazen adli maddi gerçekle hiç örtüşmeyen ve uyusmayan objektif gerçek mi?
Şunu hatırlatmakta fayda var: Avukat bakımından bunların hiçbirinin yargılamada bir önemi yoktur. Avukat bakımından, sadece ve sadece müvekkilinin maddi gerçeğini mahkeme huzurunda hukuki argümanlarla savunmak görevi vardır. Biz, nın yardımcısı değiliz; biz idarenin ajanı hiç değiliz. Bizim, nın, tırnak içerisinde kendine göre belirlediği maddi gerçeği ortaya çıkartmak için ona yardımcı olmak gibi bir görevimiz de yok. Biz, müvekkilimizin haklarını savunuyoruz. Bize göre onun beyanı neyse, maddi gerçek de odur. Haliyle savcılık makamının bizden beklediği, eğer burada bu cübbelerle otururken, fikren ve ruhen aslında savcılık makamının yanında hizalanmaksa; bugüne kadar Türkiye'de avukatlar özelinde bunun çok kez denendig̀ini ama hiç başarılı olunamadığını tekrar ve tekrar ifade etmek isterim.
Bundan birkaç ay önce bu salonda İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri de yargılandı. Ondan birkaç sene önce kumpas davalarında "Adil yargılanma hakkı ilkesi çiğneniyor" diyen İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri de yargılandı. Çok daha geçmişe de gidebiliriz; 12 Eylül zamanı bu baronun kapısına mühür vurdular ve Orhan Apaydin tutuklandı. Oradan çıktı, meslektaşlarla birlikte o mührü söktler ve o mührü sökerken de Kenan Evren'i baronun açılışına davet ettiler. Haliyle evet, Türkiye'nin hukuk tarihinde avukatlar ve barolar üzerinde baskı çok yoğun şekilde yaşanmıştır. Maalesef bu da bu dönemin bu yöndeki en ağır örneklerinden bir tanesidir. Bu kadar önemli bir davanın avukatı; süreci soruşturma aşamasından itibaren takip etmesi gereken, bugün burada müvekkiline ait maddi gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele etmesi gereken bir avukat, maalesef ki huzurda kendisini savunmak zorunda bırakıldı. Sadece bu husus dahi bu yargılamayı ilk aşamasından itibaren savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde sakat bir duruma getirmektedir. Ancak bu düzeltilmeyecek bir durum değildir. Öncelikle bizim sayın heyetten talebimiz; özel soruşturma usulüne ilişkin eksikliğin giderilmesine dair işlemlerin yürütülmesi ve tabii ki huzurdaki sanıkların avukatlarının da talep ettiği şekliyle işlem yapılmak suretiyle, yani dinlenmeleri suretiyle tahliyelerine karar verilmesidir. Sayın Başkanım, toparlayıp bitiriyorum.
Ben izleyebildiğim kadarıyla ve buradaki meslektaşlarımla görüştüğüm kadarıyla, bugüne kadarki süreçte, sizler, burada kişilerin sorguları sırasında ifadelerinin kesintisiz olarak dinlenmesi ve avukatların savunmalarını özgürce yapabilmeleri konusunda bir hassasiyet gösterdiniz. Herkes de bunu ifade ediyor. Az önce meslektaşlarım bazı taleplerinde bu yönde bir serzenişte bulundu; siz de "Biz savunma hakkını hiç kısıtlamadık" dediniz. Bizim böyle bir iddiamız yok zaten, bunun farkındayız. Ancak meslektaşlarımızın farklı bir talebi var: Aradan geçen zaman zarfında huzurda bulunan 90 tutuklu sanık bakımından farklı unsurlar gelişti. İnsanlar çok uzun zamandır ailelerinden uzakta tutsak durumundadır. Bu insanların tahliyelerine ilişkin bir değerlendirme yapılacağında, Anayasa'ın 19. maddesinin 7. fıkrası çerçevesinde seslerini sizlere duyurma hakları vardır. Haliyle buradaki talep, bugüne kadarki savunma hakkına ilişkin gösterdiğiniz hassasiyetin devamı noktasında bir taleptir. Kişilerin dinlenerek, durumun ona göre somutlaştırılarak ve bireyselletirilerek tutukluluk değerlendirmesi yapılması adil yargılanma hakkı bakımından da zorunlu bir unsurdur. Saygılarımı sunuyorum efendim.
Baro başkanı sıfatımla; Avukatlık Kanunu madde 76 uyarınca hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, madde 95.4 uyarınca meslek mensuplarına yönelik saldırılara karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, aynı maddenin 21. fıkrası uyarınca hukukun üstünlüğü ve insan hakları kavramlarına işlevsellik kazandırmak ve nihayet madde 97.6 uyarınca meslek onuru ve bağımsızlığı ile ilgili kanunların ve meslek kurallarının gereğini her türlü organa karşı savunmak ve bu konuda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisini göreve zorlayan hususları yapmakla yükümlüyüm.
Sayın Başkan, değerli heyet; tabii ki esasa ilişkin savunmayı müdafiler yapacaktır. Ben bu sıfatla, avukatlık yasasının verdiği yetkiyle genel belirlemelerde bulunacağım. Sizler avukatlık deneyimine de sahip olan bir yargıç olarak bunu çok iyi bilmektesiniz. Ben 31 Mart günü yaptığım benzeri bir konuşmada, sizlere 8 sayfa olarak teslim etmiştim ama özet olarak belirttim. Esasında aynı çerçevede; tutuklama koşullarının neden oluşmadığını ayrıntılı olarak, özellikle şahsında ve bütün tutuklulara ilişkin olarak Anayasa madde 19 ve 13 ışığında ortaya koymuştum. Zira burada takdir yetkiniz olsa da 13. madde ışığında ölçülülük testini uygulamak gerekiyor. Tutuklama gerekli mi? Elverişli bir araç mı? Ulaşılmak istenen amaçla araç arasında bir oranı var mı? Eğer bu testler geçerli değilse, aynı maddenin öngördüğü "hakkın özüne dokunma" yani kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının özüne dokunma söz konusu olur demiştim. Aynen burada olduğu gibi o vesileyle şunu belirtmiştim: Burada bulunanların hepsinin serbest bırakılması gerekir; hiçbirinin tutukluluk koşulu gerçekleşmiş değildir. Belki hukukçu olmanın verdiği bir ihtiyat payıyla %1 ihtiyat payı bıraktım ve neden tutukluluk koşullarının oluşmadığını ayrıntılı olarak sizlere sunduğum belgede de ortaya koydum. Tutuklamanin esasında bir özgürlüğün sınırlanması değil, özgürlükten yoksun kılma anlamına geldiğini de vurgulamıştım.
Bu vesileyle İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin kararlarında; tutuklama ile tehlikeli halin özdeş kılındığını, ancak bir kişinin toplumda dolaşması tehlike arz ediyorsa o kişinin tutuklanmasının meşru kılınacağını yine belirtmiştir. Özellikle bu davanın, İstanbul Barosu'nun da üyesi olan 'ın yargılanıyor olması ve savunma mesleğini icra ettiği sırada böyle bir soruşturma ve tutuklama işlemiyle karşılaşmasını göz önüne alarak; biraz önce Sayın Birlik Başkanı'ının da değindiği üzere İstanbul Barosu davasına birkaç cümleyle değinmek istiyorum. İstanbul Barosu davası neden açıldı? Baro, hukuk hakkını kullandı. Öldürülen iki gazeteci hakkında soruşturma yapılsın talebini kamuoyuna yansıttığı için 7 cümlelik bir bildiri, 14 ay süren bir yargılama ile sonulandı. Bugünlerde faili meçhuller aydınlatılsın biçiminde adeta bir devlet seferberliğinin ilan edildiği dikkate alınırsa; İstanbul Barosu'nun az önce zikrentiği maddeler çerçevesinde yaptığı şey yalnızca hakkı değil, sorumluluğu ve yükümlülüğüdü. Etkili bir soruşturma isteme hakkını kullandı; bunu istemesi aynı zamanda bir görevdi.
Sayın Başkan, değerli üyeler; ben İstanbul Barosu Başkanı olarak 7 Ocak 2025'te Çağlayan'da savcılığa verdiğim beyanda kullandığım "Bu işlemler hukuken yok hükmündedir" şeklindeki ifademi aynen burada da tekrarlıyorum. O gün sanık sandalyesinde oturuyordum, 1 yıl sonra 5-9 Ocak günlerinde yine söyledim. Geçen yıl savcılık beyanında "Bu işlemlerin bir kısmı Sayın Savcı tarafından yürütülmüştü; bu işlemler hukuken yok hükmundedir çünkü anayasa ve ilgili yasalar dikkate alınmadan yürütülmüştür" dedim. Sayın Heyet, bu beyanımı izleyen dakikalarda sizin yerinizde oturan mahkeme heyeti oy birliği ile beraat kararı verdi. Oy birliği ile beraat kararı verdi ancak ne var ki sağ tarafta oturan Sayın Savcı, henüz biz bahçeye çıkmadan karara karşı istinaf yoluna başvurduğunu açıkladı. Ben yalnızca şununla yetiniyorum: Savcılık savunmaya saygı duymadı, savunmayı yaptırıma tabi tutmak istedi; ama hiç değolse burada oturan hükme, yani yargıya saygı duysaydı ve 2 hafta kadar gerekçenin açıklanmasını bekleseydi. İşte bu durum, İstanbul Barosu'na yöneltilen davanın tümüyle siyasal bir dava olduğunu göstermesi açısından acı bir gerçekliktir; bu nedenle beyan etmek isterim.
Bu dava neden siyasal bir davadır Sayın Başkan, değerli üyeler? Birkaç cümleyle 22 Mart gecesinde yaşananları hatırlatmak isterim. Çağlayan'a girişimiz hemen hemen olanaksız kılınma derecesinde zorlaştırılmıştı. Karşılaştığımız polis ekipleri beni tanıyamadıkları gibi her seferinde kimlik sordular. "Peki, iyi de az çok tanınan bir kişiyim kolluk tarafından" dediğimde, "Hayır, biz Çorum'dan geliyoruz" dediler. Bir başkası "Tokat'tan geliyoruz", bir diğeri "Samsun'dan geliyoruz" dedi. Sayın Heyet, gerçekten ben 12 Mart'ı gördüm; Ankara'da saat 14:00'ten gece 00:00'a kadar... Yurt dışında doktora öğrencisiydim, tatile gelmiştim ve gördüm; ama öyle bir kolluk yığınağına ilk kez tanık oldum. Zar zor görev yerim olan Çağlayan'daki odama girdim ama "Yönetim kurulu üyeleri giremez" denildi. Toplantı yapamaz durumdayık. Birçok telefon görüşmesinden sonra Başsavcılık kanalıyla ancak şu anda salonumuzda bulunan Başkan, Türkiye Barolar Birliği Saymanı ve bugün aramızda olmayan Saymanmız Ahmet Ergin Bey 2 saat sonra, gece yarısına doğru girebildi. Yönetim kurulu üyelerimiz adliye bahçesinde sabahla dı.
Bu durum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne karşı yöneltilen ve yürütülen davalar zinciri ile operasyonların neden siyasal olduğunun bir göstergesidir. Burada özellikle belirtmem gereken husus şudur: Usulün sürekli ihlal edilmesi, esasa ilişkin savcılığın suç iddiasında gerçekten zayıf olduğundan esası kirletmek için usule ilişkin hatalar yapmasından mı kaynaklanıyor? Bu çok önemli bir sorudur. Gözalttına alma biçiminden tutuklamaya, hapse konulmaya ve bir hapishaneden bir başka hapishaneye dolaştırılmaya kadar bu süreçte, bildiğiniz üzere anayasamizla da güvence altına alınan insan haklarının sert çekirdeği sürekli olarak ihlal edilmiştir. Bu ihlaller, özellikle bir terör örgütü suçlaması yapılarak gerçekleştirilmektedir; oysa bir yapının terör örgütü olup olmadığı sizlerin vereceği kararla ortaya konur. Kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan, eğer bir kolluk birimi veya savcılık bir örgütün terör örgütü olduğuna tek başına karar verebilecekse, o zaman bu heyete ne gerek var? Bu kadar mesaiye gerek var mı? Sav, savunma ve hüküm diyalektiği böyle bir ortamda işletilebilir mi? Bu açıdan, özellikle Anayasamizın 15. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve savaş ortamında bile korunan insan haklarının sert çekirdeğinin, herkes için her zaman ve her yerde geçerli olan hakların bu yargılamalar zincirinde sürekli ihlal edilmekte olduğuna tanıklık etmek bizim açımızdan son derece kaygı verici bir durumdar.
Sayın Heyet, bu dava sırasında dile getiren öneriler ve Sayın Başkanın bahsettiği hususlar Anayasa madde 19 fıkra 7 ve 8 ile ilgilidir. Tutukluluğa itiraz duruşması konusundaki ilk konuşmam da bunun üzerindeydi. Anayasa'ın öngördüğü 4 koşul vardır: Birincisi duruşmalı yapılması, ikincisi avukatın katılması, üçüncüsü gerekçeli olması ve dördüncüsü tikel olması; yani torba biçiminde değil, her sanık hakkında ayrı ayrı karar verilmesidir. Sayın Yargıç, Sayın Heyet; bu duruşma salonunun ötesinde sizleri yakından izlemeye çalışıyorum. Adil yargılanma hakkına neden özen gösterdiğinizi de biliyorum. Bu bakımdan, bu ayın sonunda veya başında yapılacak tutukluluğa itiraz duruşmaları belki 2 gün kayba neden olabilir ama adil yargılamanın gerçekleşmesine çok katkıda bulunur. Bu nedenle lütfen bu öneriyi; anayasal gereklilik ile sizin izlediğiniz yol ve yöntemi birleştirmesi açısından önemseyin.
Son olarak şunu belirtmek isterim: Tabii ki bir yargıç heyeti karşısındayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ne yazık ki Anayasaya ve yasaya aykırı işlem ve eylemler zincirini sürdürmektedir. Ancak burada yargıç heyeti çok önemlidir ve bu heyet Anayasamizın 138. maddesine göre karar verecektir. Sayın Başkan, değerli üyeler; biz İstanbul Barosu olarak 3-5 Nisan tarihlerinde adil yargılanma ve savunma hakkı konulu bir toplantı yaptık. Yargıtay üyeleri geldi, Bölge Adliye Mahkemesi üyeleriyle konuşuldu. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nden bir mahkeme başkanı, "Savcılık sadece aleyhe olan delilleri topluyor, oysa savcılar lehe olan delilleri de toplamak zorundadır" dedi. Ben de kendisine şu yanıtı verdim: "Ben aleyhe olan delillere bile razıydım; eğer ortada gerçekten bir delil olsaydı ve bu deliller kurgu ya da hukuken delil kabul edilmeyen malzemeler olmasaydı." Yargıçlarla savcıları bu denli ayrıma götüren süreci hukuk diliyle açıklamamiz mümkün değildir; bu ancak siyasal yaklaşımla ve siyasal iradeyle açıklanabilir. İstanbul Barosu'na yöneltilen dava da buydu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ve bütününe yöneltilen dava da bu çerçevededir. Sizlerin kararıyla bunu aşabilieceğimiz umudunu muhafaza ediyorum. Anayasamizın 138. maddesinin sağladığı bağımsızlık statüsünü hem iç hem de dış bağımsızlık bakımından çok önemsediğimi sürekli vurguluyorum. Bu statü, sizlere madde 9 çerçevesinde tarafsız bir biçimde karar verme olanağı sağlayacaktır; bu da yargıcın erdemidir. Siz yalnızca bağımsızlık çerçevesinde karar vermeyeceksiniz, aynı zamanda Türk milleti adına karar vereceksiniz. Türk milleti adına vereceğiniz bu karar, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir devlet olduğunu ortaya koyması bakımından da büyük önem taşımaktadır. Dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
