İrtibatlarla ilgili bir koruma kararı mevcut demiştiniz.
Mustafa Akın Çapraz Sorgusu
Bu koruma ekibinde kaç kişi bulunuyordu sizin dışınızda?
Devletin resmi polisi.
Devletin resmi polisi memuru, evet. Ve özel güvenlikten seçerek aldığımız diğer koruma arkadaşlarımız var. Şu an tam sayısını hatırlayamıyorum. Ama onu da belediyemizden çıkartabiliriz, çünkü orada da resmi olarak mevcut. Arkadaşlarım hatta sundular mı? Evet. Onların koruma kararları, VIP koruma kararları da mevcuttur. Resmi olmayan hiçbir şeyimiz yoktur efendim.
Jammer cihazları ile ilgili... Kadir Topbaş dönemi koruma ekibi tarafından temin edilmiştir, biz de kullanmaya devam ettik dediniz.
Bunun zırhlı araçlardan da bahsettiniz; 2015-2017 envantere kayıtlı, İGDAŞ, KİPTAŞ üzerine kayıtlı diye. Bu cihazlar envantere kayıtlı mı ve kaç yılında temin edildi? Buna ilişkin bir bilginiz var mı?
Kaç yılında temin edildiği ile ilgili bilgim yok. O dönemde alındığını biliyorum. Envantere de kayıtlı olduğunu biliyorum. Çünkü cihazların çoğu, yanlış hatırlamıyorsam İSTGüven üzerinden mi alınma yoksa direkt şey mi...
İsterseniz yazabiliriz, sorarız zaten. Bilginiz varsa beyanınızla geçmesi için...
Yok, ben net olarak bakmadım. Yani o döneme ait olduğunu biliyorum yani net. O yüzden... Var mı? Var efendim. Envanterde var da tarihini bilmiyorum. Sormak gerekirse sorarız. Daha doğrusu tarihine bakma gereği duymadım yani açıkçası.
Bu şeyden bahsettiniz... Dış mekanda risk barındırdığı için bunlarda tedbir alma... Hatta ifadenizin başında da "sadece fiziki koruma değil, özel hayat, kişisel veriler, itibarın korunması hepsini kapsar" diye anlatmıştınız bunlarla ilgili. Bu bantlama tedbirini her yerde uyguluyor musunuz bununla?
Bantlama tedbirini Sayın Başkan'ın özel yani özel olarak yapacağı, üzerini değiştirecekse, bir yemek yiyecekse ve toplantı yapacağı mekanlarda genel itibarıyla bütün yerlerde yapıyoruz; anlık gelişen olaylar haricinde.
Bu 15 nolu eylemin içerisinde anlatırken de "bantlama yapılan alan başkanın üzerini değiştirdiği alana bakmaktaydı, ondan dolayı" dediniz.
Hayır, o sadece şey için bahsettim orada; Sayın Başkan'ın itibarı korunması ile ilgili, öyle değindim oraya yani. Ama biz Başkan'ın bulunduğu bütün yer...
Bu iddianamede siz de incelemişsinizdir bütün ifadeleri; orada da dile getirildi o 12 Ekim 2024 saat 09:14'te bu birinci kat toplantı... ne diyor... toplantı katını gösteren kameralar... Oradaki alan hani çok özel bir alan gibi de değil, tamamen koridordaki bölümün olduğu yerler; tam o arkadaşın...
Koridor ama oradan Sayın Başkan odasından çıkıp üzeri dağınık olabilir. Bakın, itibar korumaya bunlar da girer. Gömleği çıkık olabilir, lavaboya gider gelir. Ne demek istediğimi anladınız herhalde, detaya girmeyeyim o konuda.
Efendim, Jammer... Evet, özel koruma kararı var. Bizde bantlama yapılmıyor mu az önce? Tedbirsiz mi bizimkiler?
Bence tedbirsizler. Uygulayabilirler yani bir yasal şeyi yok, engeli yok efendim. Şimdi siz bir mekanı kiraladığınızı düşünün. Uzman görüşüne bir bakar mısınız efendim? Orada Hanefi Bey net olarak anlatmış...
Uzman görüşüyle ilgili de onu sorayım. Uzman görüşüyle ilgili de... Siz mesela bir ifadesi dikkatimi çekti uzmanın. "Ayrıca" demiş, "Jammer cihazlarının yapılış özelliklerine göre bazı marka modeller; radyo, polis ve diğer güvenlik kuvvetlerinin kullandığı telsiz frekansları, TV bantları, GSM frekansları gibi kamu ve özel sektöre tahsisli olanların kullandığı frekans bant aralıklarına girmeden genel tariftir o. Diğer boş frekans bantlarına yayın yaptıkları, böylece muhabereyi etkilemedikleri gibi" anlatmış. Orada hiçbir teknik özellik vermeden en son demiş ki: "Şikayet, ihbar, bilgi notlarındaki iddiada anlamsız kalması müvekkilinize..." —müvekkilinize demiş heyete— "...veya diğer kurum ekibine izafe edilecek bir kusurun olmadığı" diyor. Yani bu kapsamda siz... Daha doğrusu bu soru bir nevi avukatlarınıza gelmiş gibi oldu ama... Bu cihazın teknik özellikleriyle ilgili siz uzmana herhangi bir bilgi verdiniz mi ki böyle bir kanaate varmış?
Uzman, sadece teknik verilerle incelemedi bu arada. Değerlendirmeye ilişkin bir şey... Orada iddianamede yer alan, olmayan daha doğrusu, yaratılmaya çalışılan veriler. Yani orada zaten uzman iddianame kapsamında bir inceleme yaptığı için orada zaten değerlendirmenin girişinde Jammer cihazlarıyla ilgili teknik bir genel bilgi veriyor. Zaten kendisi de sonunda söylüyor mütalaanın; "eldeki delillere göre bu uzman görüşü tesis edilmiştir" diye. Zaten Jammer cihazlarıyla ilgili iddianamede de detaylı bir veri toplanmamış ki.
Bir de bu var Sayın Başkan. Yani bununla ilgili herhangi bir müzekkerenin yazılmasını biz de talep edeceğiz.
Şimdi burada bir şeye değinebilir miyim? Bu Jammer cihazları eski olduğu için zaten sık sık arıza yapan cihazlar. Muhtemelen Hanefi Bey, eski cihazlar olduğu için böyle bir genel değerlendirmede bulundu. Benim kanım da o yönde.
Tabi Jammer cihazları çok hassas...
Çok hassas. Eski koruma ekibi döneminde alınmış, ondan dolayı eski. Sık sık arızalanırdı, biz bunları Alman firmalara tamire gönderirdik yani.
İddianamede de bununla ilgili Elektronik Haberleşme Kanunu'na muhalefet olarak, daha doğrusu Jammer kullanma yetkisi olmadığı halde kullanıldığı şeklinde bir ibare...
Yok, yok öyle bir şey yok efendim. Kullanabilirsiniz. Yanınızda polis var, devletin polisi var.
İfadenizde bu 15 nolu eylemle ilgili anlatırken dediniz ki; 'Şimdi biz burada bir iş yaparken çakarlı araçlar vardı, evet... Kalabalık bir ekiptik. VİP katını bile kullanmadık. Gizli bir toplantı olsa Bu tarz tedbirler neden?' gibi bir ifadeniz oldu. Ben anlayamadım o günü, tamam... İfademde tamam, doğru.
Şimdi bu Sulh Ceza Hakimliği'nde beyanda bulunmuşsunuz, bu 5. Sulh Ceza Hakimliği'nde sorgu esnasında... Oradaki ifadenizde; 'Diğer arkadaşlar ve toplantı yaptığı mahrem, bir toplantı alanında toplantı bitene kadar kameranın kapatılması kararını aldık.
Biz bunu The Marmara olayından sonra aldık' diye beyan etmişsiniz. Orada bir yanlışlık vardı. The Marmara, Balıkçı Kahraman olayından sonra toplantı yaparak o kararı aldık.
Hani burada da biraz önce ifadenizde dediniz ya; 'Bu nasıl hani böyle bir tedbir almayı gerektirecek bir durum olsa, biz o kapıdan geçerdik,' diye anlattınız.
'Bu toplantıyı yaptık, karar aldık' dediniz. Burada kim, kime aldı bu kararı? Yani sizin herhangi bir diğer ekip üzerinde herhangi bir ast üst ilişkiniz yok mu?
İtibar edilirim diyorsunuz.
Aynen öyle. İtibar edilirim. Sevilir, sayılırım; burada da görmüşsünüzdür. Biz şöyle karar alırız; polis arkadaşımız mesela bir tanesi der ki, farklı bir fikir sunar ortaya, biz onu tartışırız ve o fikir daha doğruysa biz onu uygularız zaten. Yani öyle 'Benim dediğim olacak' diye bir şey yok.
Bu hususta Ekrem Bey'in bir talebi oldu mu?
(sesler duyulmuyor)
Şimdi yani şöyle; bu resmi bir evraktır, yani yanlış mı okuyorum şu an sorguda? Tamam, yanlış geçmiş ayrı bir iddiadır.
(sesler duyulmuyor)
Başkanım orada tamamen benim ifadem yanlış geçirilmiş. Ben malum yaşadığımız olaylardan sonra bunu bütün samimiyetimle söylüyorum size; biz toplantı yaptık belediyedeki odamızda…
Kayda geçsin, doğru aktarılmamış Sulh Ceza ifadeniz…
Tedbir aldığınız bu otelde daha önce, bir tek o belirtilen tarih olan Ekim 2024 tarihinden başka da giriş çıkışlarınız var mıydı?
Hepsinde aynı tedbiri uyguladınız mı?
Marmara Oteli'nden ve Balıkçı Kahraman olayından sonraki birçok yaptığımız yerlerde bunu doğal olarak uyguladık. Çünkü Sayın Başkanım maalesef sosyal medyada yanlış anlaşılmaya yönelik ve bizim bu koruma ve kollama görevinin içerisinde olan 'itibarını korumak' görevimiz var. Bunun içerisinde olduğu için dış mekanda yaptığımız toplantıların birçoğunda eğer kamera varsa sadece bir alanı —bakın tekrar ediyorum— sadece bir alan, onun mahremiyetini koruyacak alanla ilgili işlem yaptık. Bunu net söylüyorum, bunda hiçbir çekincem yok. Yasak da değil; çünkü işletmeyle sizin aranızda olan bir olaydır. İşletmenin bir şikayeti var mıdır? Yok. O zaman konu da yok.
Bu 17 nolu eylemde; , 26.04.2025 ifadesinde... "Orada dediniz ki bizim bir kusurumuz yok. Uzman görüşünde de, hatta görüşünde de o yönde de... 36 gün sonra b işlem yapmaya çalıştığını, bundan dolayı varsa bir. Zafiyet... Yani o bizim iç işleyişimizi ilgilendirir. Yani 'in ifadesinde; 'Müdürlüğüne geçici yetkili büro personeli olarak atandım, 21.03.2025 tarihinde...' Yani bu anladığım kadarıyla o operasyon tarihinde...
'nun Koruma Müdürü ; 'Bana başkanlık konutunun kamera kayıt cihazını sökmemi ve gelip alacak kişilere teslim etmemi söyledi.' Ben 'ın bunu arayıp mı yoksa gelip de söylediğini hatırlamıyorum. O gün akşam geç saat olduğu için, öğleden önce konuta gidip cihazı söktüğümü, öğlen sıralarında şu an adını hatırlamadığım belediye personeliyle' diye ifadesi…
Yani şöyle; orayı düzelteyim hemen. Bir defa Koruma Müdürü'nün ifadesini yanlış kullanmıştı ve daha sonra düzeltmişti bunu, ikinci ifadesinde vardır. İkincisi; Bildik'in kalp pili taşıyan rahatsızlığını da ben çok iyi biliyorum çünkü kendisine çok destek olmaya çalıştım, elimden geldiğince. Kullandığı ilaçlardan dolayı da bu doktor raporuyla sabittir, dosyada mevcuttur. Hafıza kaybı ve telaşa düşen bir arkadaşımız, kullandığı bazı ilaçlardan kaynaklı hatırlamama olayı bundan kaynaklıdır. Bunu da doktorlarına ya da sunduğum rapora da bakabilirsiniz, ikinci ifadesine de bakabilirsiniz. Benim ifademde samimi söylüyorum hiçbir dahilim yoktur, hiçbir dahilim yok.
Demek ki bu kadarı 'in anlattığı gibi değil. Peki, bu toplantıyı hangi tarihte yapmıştınız?
Yani şimdi siz, uzun yıllar itibarıyla yürüyen bir soruşturma var anlaşılan. Yani konu... Siz bunun arkasında, şimdi kamera görüntülerine emniyet güçlerinin ihtiyaç duyacağını, bu yönde bir talimat olabileceğini değerlendirmediniz mi?
Şöyle efendim, izah edeyim: Değerlendirmeme hiç gerek yok. Çünkü kolluk kuvveti, 19 Mart sabahı yüzlerce polisle gelmiş durumda. Kamera cihazından bir şüpheleri olsaydı, ellerinde bir (karar) olsaydı o cihazı oradan söküp alabilirlerdi. Kimse de onlara hiçbir şey söylemezdi. Hatta biz kendimiz... Hatta ben size şöyle söyleyeyim efendim: O gün akşam gelen, yani 26- 36 gün sonra gelen arkadaşları ben orada çaya, kahveye davet ettim. "Buyurun, Davut Bey gelene kadar bekleyin; o kendisi size alıp arz etsin, konuyu anlatsın," diye. Kendileri işleri olduğunu, "Siz haber verin, biz gelip bakalım, kendisiyle bakalım" dediler. Biz kayıt cihazlarının 19 Mart'la ilgili olan görüntülerini zaten Fatih Sultan Mehmet Karakolu'na yedeklemiştik; arkadaşlarım bunları da yapmışlardı. Ondan dolayı; yedeklendiği için 19 Mart'la ilgili bir şey lazım olsa vermemiz için. Ve nitekim de yanlış hatırlamıyorsam 22'sinde Fatih Sultan Mehmet (Karakolu) talep etti görüntüleri. Güvenlik aracılığıyla o yedeklenen görüntüler kendilerine teslim ediliyor. Bizim burada hiçbir art niyetimiz yok. Tamamen iç işleyişimizle ilgili bir konu.
Eylem 15'ten başlıyorsak... Şimdi, duruşmada Ekrem Bey'e yönelik tehditlere ilişkin görsel arttırılan güvenlik önlemleri kapsamında, (jammer) kullanımıyla ilgili bir düzenleme ve yasal dayanak var mıydı o süreçte?
Şimdi bir tehdit meselesi olmuş da, DAEŞ ile ilgili eylem 15'den bahsediyorum... Ekrem Bey ile ilgili...
Yasal bir düzenleme var mıydı bu tarihte?
Tehditler başlıyor ya, bu konu hakkında güvenlik önlemlerinin arttırıldığını söyledi. Önlemler içerisinde kullanmaya yönelik size bir tebligat vesaire bir şey geldiği zaman kullanabilirsiniz.
Koruma tedbirlerini arttırdılar, hatta ek koruma verdiler; 2 sivil arkadaş...
İşte bu jammer kullanımına ilişkin yasal bir dayanak var mıydı daha sonra?
Evet, koruma müdürlüğü yaptınız doğru mu? Koruma müdürlüğü yaptınız, yani o şekilde... Ondan sonra ilgili hani bir güvenlik önlemi arttırıldı, ciddi bir tehdit değil mi? Konu hakkında emniyet veya jandarma ve tedbirleri arttırdığı zaman koruma personeliyle mutlaka süreci görüşür; istihbarat bilgileri vesaire konusunda. O süreçle ilgili yani ...
Ben sizi anladım sayın savcım, anladım. Ama keşke emniyet yetkilileri bize böyle detaylı bilgi verebilselerdi. Yani bizim polislerimize bilgi vermeleri gerekirdi, bana vermelerine gerek yok çünkü ben o esnada resmi görevde değilim. Ama diğer polislerimize vermeleri gerekirdi; ona vermediler.
Sadece koruma tedbirinin arttırıldığına dair bir yazı verdiklerini biliyorum. Bu kadar.
Evet. Bu jammer kullanıldığı durumlarda haberleşmenin engellenmesi gibi bir durum söz konusu mu? ...
Açmadık. Evet, ikisi ayrı şey. Onun için açmadığımız için, hele hele o otelde kullanmamız... Yani kullanmak istesek de kullanmamız mümkün değil. İsterseniz deneyebiliriz.
Bakın, ben size koruma ve kollama görevini boşuna anlatmadım. Koruma ve kollamanın görevleri nedir? Önleyici ve caydırıcı görevini kullandık. Gösterdik o cihazları. Yani bir sonraki birisi eylem yapacaksa orada o cihazı görünce bunlar tedbir oluyor. Caydırıcılık bu.
Efendim bir de eylem 17 ile ilgili sorularım olacak. Bu İBB'ye ait envanterlerin...
Avukat hanım siz çok müdahil oluyorsunuz. Avukatlar soru sorarken.... Onu zaten ben biliyorum. Zaten dosyada savunmasında zaten üstünde dört tane baz istasyonu var, teknik olarak da açılması zaten mümkün değil. Bunun değil zaten savunmasında aynlattı.
En fazla, en fazla deneseniz 3 saniye, 4 saniye çalışır sonra bas kes yapar. Yani bunu bilen bilir, bir uzmanına sorabilirsiniz zaten.
Eylemin 17'de bu belediyeye ait envanterlerin, konuttan bahsediyorum. Evet. İlgili yere teslimi konusunda karar aldık dediniz. Toplantıyı kimlerle yaptınız?
Az evvel sayın başkanım izah ettiler efendim aynı soruyu. Yani konutta bulunan güvenlik görevlileri, konutta bulunan konutun çalışanları arkadaşlarımız ve bizim o an orada bulunan sürücü ve koruma arkadaşlarımızla beraber de oraydı.
Konutta görevliydi cihazların başında. Yani o cihazları zaten bakın sayın başkanım yeni 'in görevinin arasındaki görevi zaten budur. mesela bir yere cihaz kurulacak, onun kurulumunun başında duran bir arkadaş.
Hayır efendim, İSBAK görevlilerine teslim ediyor. Bu kadar. Söküp takma görevi ya da arızalandı mı arızasını bildirir, İSBAK görevlisi gelir onun kontrolünde yapar. Neden? O güvenli alana biz başka bir elin değmesini istemiyoruz. Bu da bir güvenlik yöntemi. Gelir oraya başka bir şey koyabilir mesela.
Peki o günlerde kamera sökülmesi haricinde herhangi başka bir eşya zimmetli eşya teslim edildi mi belediye envanterinden?
Bakın bahsettik size. Güvenlik müdürlüğümüze silahları teslim ettik. Yani araçlarımızda bulunan iki tane MP5'i teslim ettik. Güvenlik görevlisi arkadaşlarımızın, sayın başkan üzerinden görevlendirilen valilik onayıyla görevlendirilen koruma arkadaşım bir tanesi de birazdan savunmaya çıkacak, onun silahını da teslim ettik. Yani bunları sayabilirim. Bir sürü envantere kayıtlı olan destek hizmetlerine giden malzemeler teslim edilmiştir. Onların sorumlusu ve diğer arkadaşlar, ben onlarla ilgilenmem yani.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Tabii bu şu anda yapılan savunmada ya da sorgudaki süreç gerçekten hani benim açımdan tabii çok önemli. Çünkü, birebir yaklaşık 12 yıldır hayatımda olan, işte koruma arkadaşlarımız, şoförlerimiz gibi bütün özel alanımızın içinde olan arkadaşlarımızın hemen hemen tamamına vahşice ve vicdandan hiçbir zerre faydalanmamış insanların aldığı kararlarla hapis yatan arkadaşlarımızın sorgu süreci var. Sorgulanmaya dahi henüz gelememiş şoför arkadaşlarım da var. Bunu, bu kararı alanlara şöyle bir tarifi yapmak istiyorum: Yani az önceki sorgulardan da bir insan olarak, bir belediye başkanı olarak bunu söylersem gerçek soruları sebebi anlaşılacak. O açıdan söylemek zorundayım Sayın Başkan. Elbette "yorum yapmayın" diyeceksiniz ama. Benim koruma arkadaşım Mustafa Bey, yine koruma görevlisi Çağlar Bey, iki tane şoförüm, aynı zamanda tabii ki yine işte baba, oğul, özel kalem, özel kalemdeki insanlar, vesaire… Şimdi ben mesela iddia makamının meselesini burada sorgulamasına, böyle sırıtarak bakmak istiyorum ama o şekilde yapmayacağım. Çünkü sebebi ne biliyor musunuz? Sebebi şu: Bu iddianameyi hazırlayan insanlar…
Soruyu alalım…
Soruya geleceğim. Çok önemli. Bu iddianameyi hazırlayan insanlar, jammer üzerinden insanları suçlama cahilliğini yaşattı bize. Yani tabii bu cahilliğin bir sebebi onlar değil. Sözümü geri alıyorum. Türkiye'yi yöneten…
Başkanım, çok özür diliyorum. Bir şeyi atladım. Efendim, jammer camilerimizde bile mevcut. Haber konusu oldu. Bunu da ayrıca belirteyim.
Türkiye'yi yönetenlerin, aslında yöneten zihniyetin, her alanda bizlere yaşattığı fetret döneminin, yargıdaki güveni sıfırlayan fetret paralel anlayışının yansıması olan iftiranamenin en vahşi anındayız şu anda. En vahşi alanında. Ve bunun tek müsebbibi vardır. Dediğim gibi Türkiye'yi yöneten zihniyetin her alanda yaşattığı fetret dönemidir. Çünkü benim ailem, çoluğum, çocuğum, eşim; burada başka aileler ve benim en yakınımdaki devlete 40 yıl hizmet etmiş insanlara sorulan soruların her birisi iddianamede var. Her birisi. Bunu tekrar sormanızı bile ben ayıplıyorum. Açık ve net söylüyorum. Hem size karşı bunu söylüyorum hem iddia makamına karşı bunu söylüyorum. Net. Ayıplıyorum. Niye biliyor musunuz? Bu soru…
Bu sizin takdiriniz…
Tabii ki benim takdirim Sayın Hâkim. Tabii ki benim takdirim. Hiç önemli değil… Nasıl aygılarsanız Sayın Başkanım, hiç önemli değil. Nasıl algılarsanız? Nasıl algılarsanız? Nasıl algılarsanız? Onun için gerçekten utanç vericidir. Niye derseniz? Bakınız ben, MOBESE kameralarıyla takip edilerek; emniyet, valilik, içişleri bakanı talimatıyla basına sızdırılan ve buna da yargı "kovuşturmaya gerek yoktur" diyen anlayışın olduğu dönemde İstanbulluya hizmet ettik. 20 milyona. Hakim Bey, bunları anlamazsanız, sorumun karşılığını anlayamazsınız. Bakın tekrar söylüyorum: Restorandan çıkıp, adım adım MOBESE kameralarından görüntülerimi… Bakın tekrar söylüyorum Sayın Başkan. Görüntülerimin tekrar tekrar basında gösterilmesine vesile olan emniyet, valilik… Ben bunu valiyle de konuştum. İçişleri Bakanı. nın bütün yetkilileri ve buna da yargı tarafından "kovuşturmaya gerek yoktur" kararı alındığı bir dönemde ben görev yaptım. Bir. İkincisi; Erzurum'da, 50 kişi karşımızda bizi taşlıyor. 200 tane polis de buradan seyrediyor. Ben anons yapıyorum. Sayın Başkan bunu dinlemezseniz bakın. İstirham ederim. Burada neler dinliyorsunuz? Niye sabır göstermiyorsunuz buna. Bakın bu çok önemli. 50 kişi ellerinde granitlerle atarken… Beyefendi söylemedi. Mustafa Bey bu konuda tedavi gördü 1,5 ay. Granitleri… Etrafıma duvar ördüler. Taşları üzerimize artık 50'ye yakın insan öbür tarafta, vatandaş yaralanırken, 200'e yakın polisin burada seyrettiği bir ortamda, ben 20 milyon insana hizmet ettim. Şimdi bunu böyle algılarsanız, eğer hala jammerı sorgularsanız, ben de sizi sorgularım. Çok net. Bir. İkincisi; jammer.
Ekrem Bey, şöyle bir araya gireyim. Savunmanızda soracağız, sorgulayacağız. İddianamede bu yönde bir isnat var.
Ben bir isnadı sorguluyorum. Ben de bir isnadı sorguluyorum. Oradaki soruyu deşerseniz…
İddianamede bir isnat varsa, soracağız bunu… Soruyu deşerseniz diye bir cümle olmaz ki… Ne yapalım, üstünü mü kapatalım?
Hayır, kapatmayın efendim… Bir kamera bantlamadan burada aylarca güvenlik görevlisi yatıyor. Aylardır. Hangi vicdana bu sığar? Bana bir tane suçlu gösterin kamera bantladı diye hapis yatan. Bir tane… Şu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde…
Sorunuz var mı?
Buyurun sorun. Nedir o?
Dinleyecekseniz ve faydalanacaksınız. Emin olunuz.
Buyurun sorun.
Onun için bırakın, bunları biz anlatalım ama siz dinlemezseniz iş buraya gelir. Bakın buraya gelir.
Ekrem Bey bakın nereye gelir? Yani bu şimdi bir şey mi usulü var? Yani siz böyle, yani heyete "ben böyle yaparım, siz bunu dinlerseniz böyle olur" diyemezseniz böyle olur…
Demiyorum Sayın Başkan, hiç öyle demedim. Ben "böyle yaparım" demiyorum.
Soruya geçelim. Soru mu soracaksınız? Sayın avukatlar lütfen müdahil olmayın. Siz benden daha iyi biliyorsunuz. Soruya geçmiyorsunuz aslında.
Hayır geçiyorum. Benim anlatımımdan niye geriliyorsunuz. Bakın siz bu şekilde müdahale etmeseniz ben şu an soruya geçmiştim.
Evet, geçmiştiniz.
Onun için ben İstanbul'da en büyük tehdidi ne yazık ki o dönem bu işte kötü emeklerine süreci sürükleyen emniyet görevlilerinden de yaşadım, valilikten de yaşadım, İçişleri Bakanı'ndan da yaşadım. Hakkında sözlerim bellidir. Aynı şekilde Türkiye'ye vahşet dönemini yaşatan iddia makamının mensuplarıyla yaşadım. Net. Şimdi Mustafa Bey, az önce bir şey söylediniz de tekrar onun detayını hatırlamak adına sormak istiyorum. Buyurun. 2 tane zırhlı araçtan bahsettiniz. Bu 2 tane zırhlı araç; ben tabii o şirket, bu şirket bilmiyorum ama bazen çok nadiren o aracı kullandığım için getirdiğinizde ona bindim. Hatta "Bu niye geldi?" diye de her defasında sorardım size.
Çünkü ben 12 senedir kendi aracımı makam arabası olarak kullandım. Bu arada "kendi aracımı makam arabası olarak kullandım" diye de şu anda yeni bir dava açıldı hakkımda. Onu da ifade edeyim Hakim Bey. Belki bilginiz olmasında fayda vardır. Bu 2 aracı yaklaşık piyasa değeri 150 milyon lira diye ifade ettiniz.
Böyle bir iddialarla yargılardı bizi bu iddia makamı. 2 tane 150 milyon liralık araç alsaydı , 2 tane özel koruma, özel güvenlik tesisli araç alsaydı ben idamla yargılanırdım; çünkü 12 senedir kendi aracımı kullanıyorum. 12 senedir. Ve yargılanıyorum. Aynen o işte tarzda hareket eden savcılıkların marifetiyle...
Son zamanlardan sonra fiyatını net bilmemekle beraber söylüyorum, yani yanlış anlaşılma olmasın ama evet; bir tanesi 100 milyonun üzerindedir yani.
Evet. Şimdi Mustafa Bey, buyurun. Görev tanımınız olduğu süreç içerisinde benim her anımda birlikteydiniz, gölge gibiydiniz zaten; öyle ifade ettim. Doğru diyorum değil mi?
Bazen de hani biraz daha geride durun, vatandaşlarla daha yakın olalım dediğim kadar yakındınız.
Benim hukuka aykırı, gayrimeşru, herhangi bir ahlaka aykırı; devletini, milletini yaralayan, zedeleyen ne bileyim bu tarzda uygulamaların içinde olduğum bir ana 12 sene boyunca şahitlik ettiniz mi?
Kesinlikle şahitlik etmedim Başkanım. Aksine, bizim işimize hiçbir zaman karışmadınız. Demin izah ettiğiniz gibi, biz bazen bu zırhlı araçları getirirdik. Sayın Başkan, biz bazen tehditleri hissettiğimiz zaman zırhlı araç getirirdik ama Başkana söylemezdik. Bazen "araba arızalı" der, birkaç gün o zırhlı araçlara bindirirdik. Böyle tedbir alırdık; Başkan da "Niye bu arabaya biniyoruz?" diye bize serzenişte bulunurdu. Ama ben hiçbir şekilde hiçbir gayrimeşru şeye şahit olmadım. Olsaydım zaten burada olmazdık.
Bu dosyada, bu "iftiraname" safsatası, foseptik çukuru gibi olan iftiranamede bulunan iddiaların herhangi birisiyle ilgili yaptığım bir talimat, söylediğim bir söz... Hepsini inceleme şansınız yok ama sağ olsun zaten ilk günden beri savcılık her şeyi basına verdi zaten. Bugün, dünden beri bile veriyor; Yeni Şafak'a, şuraya buraya... Onlar da aynı foseptik çukurları Türkiye adına. Onlara verdi ilk günden itibaren. Yalan, dolan, iftira... Evet. Sayın Başkan, 300'e yakın suç duyurum var. 300'e yakın! Tek bir tanesinde "soruşturmaya gerek vardır" ya da tazminatla ilgili bir karar çıkmamıştır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından. Onu da bilginize sunayım; 1 tane bile! Ben de 'yum. Sayın Başkan, benim de ailem var biliyor musunuz? Benim de çocuklarım var, haberiniz var.
İlgilenmiyoruz ki... Anladım yani, uzatıyorsunuz. Hızlı geç, soruya geç. Sadece iddialarla ilgileniyoruz, iddianameyle...
Bu konularla, iddianame dışındaki bu hususlar hakkında bilgi vermemizi dışlanma mı zannediyorsunuz? Yani mesela benim özel hayatımın basına yansıtılması, ana haberlere...
Hakkınızı kullanmak istiyorsunuz, söz hakkı veriyoruz. Ama soru ısrarla belli bir polemiğin içine çekiliyor.
Sizi inanın saygıyla takip ediyorum ve sizin itinayla dinlediğinizi de görüyorum. Sizin manalı bakışınızı da iyi lanse ediyorum, onun için söyledim. "İlginizi çekmiyor mu?" dedim, kötü bir şey demedim ki.
Bu tür sorular... Benim bakışlarımdan bir sonuca varmanız...
Kötü bir şey demiyorum ki size, "manalı baktınız" dedim. Diyorum k…
Ne manada baktı mesela...
"Şu manada" dedi, "bu" dedi; "Sizin hiç ilginizi çekmiyor" dedim. Benim hakkımda bu davayla ilgili savcılığın birebir sızdırdığı uydurma, iftira haberlerle ilgili yaptığım şikayetlere tek bir olumlu cevap vermeyen savcılığın yaptığına dair bilginiz olsun dedim. "İlginizi çekmiyor mu?" dedim. Yani bu duruşmayla ya da dosyayla hiç mi ilgili değil?
İlgi çekmesi ne gibi bir sonuç doğurur?
Şöyle; sizin de iddianameye bakışınıza yön vereceğini düşünüyorum. Yani 300 tane itirazıma hiçbir olumlu cevap çıkmaması şans mıdır, yoksa acaba kasıt mıdır? O anlamda...
Evet, sorularınıza gelelim.
Tamam. O anlamda şimdi; biz İstanbul'da, Türkiye'de her gittiğimiz yerde bir programımız oldu. Ve bu programımız sizde de bende de özel kalemde ve hatta ilgili birçok kişide var. Şu an dönülse bir sürü kayıt; "şu günlerdeydi, hangi toplantıdaydı" vesaire hepsi belli. Bu konuda gerek bir ilçede gerek Türkiye'nin herhangi bir yerinde, bu programın dışında -hani ani bir şey gelişir vesaire ama- yine gayrimeşru, gayri hukuki, gayri ahlaki ya da kanuna aykırı bir tutum, davranış, bir buluşma, bir yeri ziyaret, gayrimeşru bir alanda bulunma gibi hususlarda bulunduk mu?
Kesinlikle Başkanım, hayır. Kesinlikle olmadı. Hatta ben bugün gündemde olduğu için bir konuyu hatırlatmak isterim: Gülistan Doku konusu. Yanlış hatırlamıyorsam 2020 yılıydı; Elazığ'dan Tunceli'ye geçtik.
Evet. Ailesini ziyaret ettik. Sizin bir insani yönünüzü de anlatmak istiyorum.
Sayın Başkanım; gittik, buluştuk, aileyi dinledik. Vaktinizi almayalım. Aileyi dinlediniz, annesi Türkçe de biliyordu yardımcı oldu. Müsaade edin anlatayım. Siz İstanbul'dan... Ben bunu çok önemsiyorum, o an müdahale ettiniz... İstanbul'dan dalgıç ekibi gönderdiniz, ben bu kadarını söyleyeyim.
Doğrudur, doğrudur. Mustafa Bey, koruma ve polis arkadaşlar ve sürece dair o etrafınızda olan her arkadaşla olan diyaloğunuzda herhangi birisiyle alakalı benim birebir talimatım; 'şunu yap', 'bunu yap', 'gitme', 'etme' vesaire ya da bu tür bir muhataplık benimle beraber yaşadınız mı?
Kesinlikle yaşamadım Başkanım. Ben zaten sizinle ilk görüştüğümüzde de çalışmaya başladığımızda da bu konuyu konuşmuştum. Koruma talimatla iş yapmaz. Ben bunun korumanın tarifinde de Sayın Başkanım, net olarak böyle yaptım. Koruma talimatla asla çalışmaz. Eğer talimatla çalışıyorsa işini yapmaz. İnisiyatif alabilmeli ve inisiyatifi kullanmalıdır. Ben görev yaptığım yıllar içerisinde bizim liyakatımıza güvendiği için başkanıma tekrar teşekkür ediyorum. Ben çok insanla çalıştım. Gerçekten yani hani CV derler ama CV değil, önünüzde benim bilgi ve nerelerde görev yaptığım var. İsmini bahsetmediğim kişiler MİT'çidir, bunu da söyleyeyim size. O kişilerle de çalıştım. Onun için birçok alanı bilirim. Ama sayın başkan asla bizim koruma alanımıza müdahale etmemiştir. Sadece bazen daraldığını bize hissettirmiştir. O anda da biz ekip olarak onu birazcık rahatlatmak için, vatandaşla baş başa bırakmak için biraz koruma alanını genişletmişizdir. Bu da korumada sıkça uygulanan bir yöntemdir. Bulunduğunuz alana göre hareket edersiniz. Dar bir alandaysanız... Ben de size bir hatırlatmada bulundum; yani şu an bulunduğumuz yerler acaba önceden kontrol edildi mi? Umarım yanlış anlaşılmamıştır. Ben bunu iyi niyetimle, sizlere olan saygımdan yaptım. Bunu da net olarak ifade etmek isterim.
Şimdi özür dileyerek Sayın Başkan; burada Sayın Heyet, burada tabii ki Mustafa Bey'in 12 yıldır birlikte olmamız vesaire, diğer arkadaşlarım, burada tabii çok insan var ailesiyle beraber mağdur. Ama burada çok farklı bir dava var önünüzde. Yani bir iddianamenin ortaya koyduğu bir süreç var. Bu süreçte size şunu ifade etmem gerekir ki, 143 tane eylemden sorumlu tutulan bir durumdayım. Ve şu ana kadar birçoğunu, her anıyla ilk defa dinliyorum, birçoğunu. O bakımdan tabii ki hukukçularımız iddianameyi okuyacak, hazırlık yapacak. Ama usulen böyle bir süreçte, benim düşürüldüğüm bu durumda ve hani burada yargılanma biçiminden, arkadaşlarımın tutukluluk süreci vesaire üzerinden baktığınızda hem benim sorularımın ve hem sorularımın öncesindeki yorumlarımın size de fayda sunacağını düşünüyorum. Az önce yaptığımız karşılıklı münazarada da siz yani yorumumu farklı bir şekilde anlayıp 'bana o şekilde sorunuza gelin' demeseydiniz inanın şu ana kadar harcadığımız sürenin yarısında bu iş biterdi. Ben tekrar ifade edeyim; bu benim hakkım olduğunu düşünüyorum. Yorum yapmadan soru sorduğum zaman bu basitleşir, basit bir durumda değiliz. Yani basit bir davada değiliz, bunu en iyi yaşayan sizsiniz. O bakımdan benim her arkadaşa burada yaptığım küçük bir yoruma lütfen, lütfen ama lütfen anlayış gösterin. Hem size hem heyete katkı sunacağını düşünüyorum. Benim 'iddia makamı' derken de sol tarafımda duran savcı beye şahsi bir sözüm yok zaten. Yani o bu konunun muhatabı değil, benim sözümün muhatabı da değil. Benim muhatabım çok daha farklı yerlerde, o zihniyetin en tepesinde. Onun için ben bir kişiye hitap olarak değil zaten iddia makamı diye söylüyorum, ifade ediyorum. Ha, o kişilik olarak onu taşır taşımaz ya da farklı saiklerin farklı yaşar, o kendini bağlar; beni hiç bağlamaz, umurumda bile değil. Ancak ve ancak Türkiye'nin tarihi davasında bu anlayışı gösterirseniz ben memnun olurum, siz de fayda görürsünüz diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.
Mustafa Bey, aslında cevabı biliyorum da dosyayı aydınlatmak için soracağım, bahsettiğiniz için de... Koruma polisleri, koruduğu kişinin bir suç işlediğini görürse bir yükümlülüğü var mı, nasıl bir yükümlülüğü var? Bunu açıklar mısınız?
Koruma polisleri, resmi koruma polisleri Sayın Başkanım... Resmi koruma polisleri bizde her gün ikisi, bir diğer gün de ikisi çalışırlar münavebeli olarak. Ve eğer gördükleri yasadışı bir uygulama, yasadışı bir toplantı vesaire varsa -ki ben o şubede çalıştığım için biliyorum- sizin korumalarınız da koruma şubeden geliyorlarsa her ay rapor verirler. Raporlarında da bu yanlışlıkları ilgili amirlerine beyan etmek zorundadırlar. Ben de çalıştığım yıllarda gördüğüm eksiklikleri beyan etmişimdir, net olarak böyle.
Mustafa Bey, belediye başkanlarının korunmaları yasal zorunluluktan kaynaklanıyor değil mi?
Bazen böyle iş insanları da koruma alabiliyor. Burada bir yasal zorunluluk var mı?
Evet. Şöyle, orada yasal bir zorunluluk yok. Yani iş insanları ya da diğer ilgili kişilerde de korumalar var. Bunlar İstanbul Valiliği'ne müracaat ederler. Valiliğe müracaatları neticesinde orada bir koruma kurulu vardır. Vali yardımcısı, İl Emniyet Müdürlüğünden bir kişi ve Koruma İstanbul Şube Müdürü de dahil olmak üzere bir heyet vardır. Evet. O heyet bu gelen başvuruları değerlendirir. Bu değerlendirmelerin neticesinde, korunmasına ve kollanmasına karar verilen kişilerin isim ve listeleri; bilgi ve belgeleriyle beraber, yani bir tehdit mi almıştır vesaire, bunlar na sunulmak üzere Ankara Koruma Daire Başkanlığına gönderilir. Orada onaylandıktan sonra koruma verilir ya da verilmez.
Tabii ki zorunludur. Neden dolayı koruma istediğini, tehdit vesaire ne gibi bir gerek gördüğü için bu bilgileri sunar; gazete kupürü olur, yazılı tehditler olması... Mesela Sayın Başkan'a Edirne Cezaevi'nden gelen tehdit de var Osman Yıldırım'ın bildirdiği. Tehdit, yanlış hatırlamıyorsam.
Hakan Bey, koruma kararının nasıl alındığını biz biliyoruz. Onun için Mustafa Bey'e sormamıza gerek yok.
Maddi gerçeğin ortaya çıkması adına Mustafa Bey'e birkaç sorum olacak. Geçmiş dönemde başka davalarda birlikte avukatlığınızı yapmış olmam hasebiyle bu alanla ilgili davaları bildiğim için söylüyorum; bu eylemi ben okumamıştım, siz anlatırken şimdi okudum. İlginç bir şekilde, eylem 17 kapsamında ve değerlendirmelerde sizin beyanlarınızı göremedim. Şimdi burada iken araştırın, eylem 15'te bir beyanınızı görebildim. Buna dair herhangi bir savunmanız veya beyanınız yok mudur, bilmiyorum. Lakin sizin gözaltına alınıp tutuklandığınız süreçte ana haber bültenlerine de konu olduğu üzere "gizemli kasanızdan" bahsedilmişti. Bunun akıbetini ben burada göremedim. Buna dair bir şey var mıdır? Gizemli bir kasanızın yayla evinizde ele geçirildiği söylenmişti.
O eyleme ilişkin iddianame kısmında göremedim, çünkü eylem 17'de beyanı yok. Akıbetini merak ettiğim için soruyorum Sayın Başkanım. Eylem 17'de sanığın (beyanı) yok. Müdafileri aramanın yapıldığı kayıtları sunmak istediler; biz de görüntü kaydını, görevli arkadaşların kamerası açık olduğu için görmenizi isterdik.
Mustafa Bey'in müdafileri görüntü kaydını sunmak istedi, biz izledik.
Sayın Başkan, benim ailem Giresun'un Eynesil ilçesi Altınlı Mahallesi'nde tanınan, dürüstlüğüyle, namusuyla, şerefiyle kendi halinde yaşayan, balıkçılıkla geçinen bir ailedir. Benim oradaki yayla evime gidilerek o yapılan hareket, ailemizi zedelemiştir. Eminim burada kim olursa olsun aynı şeyi söyler. Ailemin onurunun zedelenmesini nasıl tarif edeyim bilemiyorum. Söyleyecek çok şey var ama şimdi burada bazılarıyla davalık olmayayım diye söylemiyorum. Onun için müdafilerime bırakacağım, onlar söylesin. Ben bu olayı da çok acı buluyorum ve kınıyorum. Neden gidilmiştir, onu da anlamış değilim.
Yine savunmanızda, 40 yılı aşkın devlete hizmet ettiğinizi belirttiniz.
Yargılamada "ele geçirilemeyen silah" kavramı vardır; ceza hukuku çalışan meslektaşlarım bunu çok iyi bilir. Şimdi iddianameye bakıyorum; "suç delillerini gizlemekle" suçlanıyorsunuz. Kamera kayıt cihazları söz konusu... Empati yapıyorum; mesleki ve sosyal hayat tecrübeniz itibarıyla soruyorum: Eğer bu kamera kayıt cihazlarında izlenecek bir belge veya aleyhinize bir kayıt olsaydı, bunu tamamen yok etmek, kırmak, parçalamak veya örneğin denize atmak aklınıza gelmez miydi? Yoksa belirttiğiniz gibi "ilgili birimlere gönderin" diye mi talimat verirdiniz?
"Gönderilsin" şeklinde konuştuk, evet. İlgili birime teslim edilmesi yönünde... Art niyetli olunsaydı Sayın Başkanım, inanın samimi söylüyorum; elektrik kaçağından cihazı yakarsınız. Çok basit. Cihazın bulunduğu alanı bile yakabilirsiniz; Türkiye'de çok örneği var. Kimse de size bir şey diyemez, "elektrik kaçağı oldu" dersiniz. Ama biz öyle bir şey yapmadık. Biz cihazları ilgili birime teslim ettik. İlgili birimde uygulanan sistemi de kolluk kuvvetlerine oradaki arkadaşlarımız anlattı; cihazlarla ilgili neler yapıldığını, parçalara nasıl ayrıldığını, kullanılacakların nereye konulduğunu gözleriyle göstererek anlattılar. Bunu yazıyla da isteyebilirsiniz. Biz görüntüleri zaten yedeklemiştik; bir art niyet söz konusu değil.
Son sorum Mustafa Bey. Koruma tedbirlerini ilgili mevzuatla beraber açıkladınız. Savunmanız sırasında "Bütün camia beni ve arkadaşlarımı iyi tanır, bu görev alanımla ilgili olayları çok iyi bilirim takip ederim" dediniz. Bu bağlamda merakıma mucip oldu; camide bile jammer var dite bir cümle sarf ettiniz. Sorum şudur: Türkiye'de başka bir yerde, sizin kullandığınız şekilde bu cihazları kullanan başka belediyeler, belediye başkanları veya bürokratların varlığına dair bir bilginiz var mıdır?
Net olarak söylüyorum; ülke genelinde, en son yanlış hatırlamıyorsam Tokat Belediyesi'nde bir "böcek" bulundu; eski valimizin oğlunun belediye başkanlığı yaptığı yerde. Orada dahi bu cihazların olduğunu düşünüyorum. Bütün belediyelerde vardır ama sorsanız, Sayın Başkanım inanın samimiyetimle söylüyorum, herkes "yok" der. Bu kadar net söylüyorum. Bazıları kayıt dışıdır ama vardır.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.

