Savunma

Ahmet Güldü Müdafii Av. Ahmet Keskin Savunması

Müdafi savunması·Ahmet Güldü·5 Mayıs 2026 · Kaynak

Şimdi şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Biz, yaklaşık bir aydır savunma yapmaya çalışıyoruz ve her defasında çeşitli nedenlerle bu savunma erteleniyor. Müvekkilin durumu, gerçekten son derece sıkıntılı; çünkü çocuğu üniversiteye hazırlanıyor, eşi yalnız başına hem evi geçindirmek zorunda, hem çocuğa bakmak zorunda, hem de burada duruşmalarda ailesinin yanında olmak zorunda. Her gün İstanbul'dan Silivri'ye gitmek gelmek yalnız başına bir kadın için gerçekten çok zor. Yani burada aslında Ahmet cezaevinde yatıyor ama esas mücadeleyi dışarıda Esma veriyor. Biz de bu mücadeleye şahit oluyoruz ve aslında duygusal olarak da bundan son derece olumsuz etkileniyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Dolayısıyla geçen hafta talebimiz bu yöndeydi, ısrarımız da bu yöndeydi. Yani 'in öne alındığı durumda meselenin uzayacağını, tahliyeye yetişemeyeceğimizi düşünüyorduk ve bundan kaynaklı da özellikle ısrarlı bir talepte bulunuyorduk. Şimdi üç hafta daha bu süreci yaşamak zorunda. Neden bunu anlatıyorum? Çünkü benim savunmamdan bağımsız olarak, benim burada ne anlatacağımdan bağımsız olarak, savunmamın başarılı olup olmadığı mecrasından da bağımsız olarak 'nün tahliye edilmesi gerektiği, artık cezaevinde tutuklu tutulmaması gerektiği açık. Dolayısıyla bir mevzuat tamamlama hadisesine sürekli olarak tanıklık ediyoruz ve biz de avukatlar olarak buradan çok yorulduk Sayın Başkan. Ben Bursa Barosu'na bağlı çalışıyorum, mesleğimi Bursa'da icra ederim. Burada bütün planlarımız aksadı ve yaklaşık bir aydır biz de aileyle birlikte, müvekkilimizle birlikte aynı mağduriyeti yaşıyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkan, Sayın Heyet; öncelikle şunu belirtmek isterim: Müvekkili bu davaya katmak için kendimizi zorlasak, 'yü ancak bu davada tanık olarak dinleyebiliriz. Çünkü anladığımız kadarıyla dosyada örgüt yöneticiliğiyle itham edilen işveren firari konumunda ve kendisinin dahil olduğu iddia edilen kısımlar bu şekilde aydınlatılmaya çalışılıyor. Yani buradaki iddiaların aydınlatılması için birtakım tanık ifadelerine ihtiyaç var; müvekkil de, benim bir müvekkilim daha var o da Yener bey, ikisi de burada resmen tutuklu tanık olarak duruyorlar. Tutuklu olmalarına hiç gerek yok; zaten ikisi de çağrıldığında ifadeye gelmiş. Hatta Ahmet yanında avukatsız gelmiş, kendini izah edip çıkmak niyetindeymiş, çıkamamış takılmış. Aslına bakarsanız müvekkilin bu anlamda bilgisi, görgüsü var mı diye ifadesine başvurulmasının bile dosyaya çok fazla katkısı olmayacağı görüşündeyiz. Şirkette çalışan herhangi birisi olan müvekkilin karşımızda sanık olmasının hukuka uygun olmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilim hakkında düzenlenen iddianame ve sevk gerekçesi dikkatli incelendiğinde; dosyada birbirinden farklı nitelikteki şüphe başlıklarının tek bir çalışan profili üzerine yüklendiği, ancak her bir suç tipi bakımından ayrı ayrı bulunması gereken maddi ve manevi unsurların somut delillerle ortaya konulamadığı açıkça görülmektedir.

Yener Torunler Müdafii

Bu dosyada tartışılması gereken şey; bir şirkette yıllarca alt kademede çalışmış, talimatla evrak götürüp getiren, bankaya gidip gelen, abonelik, noter takip işlemi yapan bir çalışanın nasıl olup da bir anda örgüte bilerek yardım eden, aynı zamanda Vergi Usul Kanunu kapsamındaki teknik ve karmaşık vergi suçlarının faili ya da iştirakçisi olarak kabul edildiğidir. Ceza yargılaması ihtimal ve izlenim üzerinden değil; somut fiil, somut kast ve somut delil üzerinden yürür. Dosyada ise ne yazık ki delilden çok yorum, olgudan çok varsayım, fiilden çok isnat vardır. Bu nedenle savunmamızı şu ana başlıklar altında arz ederiz:

Yener Torunler Müdafii

1. Birinci olarak; müvekkilin şirket içindeki gerçek konumu ile iddianamede çizilmeye çalışılan görünüm arasında ciddi bir kopukluk bulunmaktadır.

Yener Torunler Müdafii

2. İkinci olarak; örgüte yardım suçunun manevi unsurunu oluşturan bilme ve isteme unsuru somut bir delille ortaya konulmamıştır.

Yener Torunler Müdafii

3. Üçüncü olarak; Vergi Usul Kanunu kapsamındaki isnat hem suçun faili bakımından hem de iştirak hükümleri bakımından hukuken ve fiilen ispat edilememiştir.

Yener Torunler Müdafii

Ayrıca dava şartları arasında yer alan vergi incelemesi, rapor şartı ve rapor değerlendirme komisyonu mütalaası dosyada bulunmamaktadır. Dosyada bulunan rapor sadece öneri ve görüş raporudur. Sayın Başkan burası kritik; çünkü müvekkile aslında bir örgüte yardım suçlaması yapılıyor. İşleyiş şöyle gelmiş: Öncelikle tutuklandığı sürece bakarsanız örgüt üyeliği ile tutuklanıyor 220'den. Daha sonra soruşturma aşamasında aslında müvekkilin örgütle bir ilgisi olmadığı soruşturma makamı tarafından da tespit ediliyor, 220'ye 7'ye geri getiriliyor. Ama yanına bir de Vergi Usul Kanunu ekleniyor. Şimdi bu Vergi Usul Kanunu bakımından da dava şartı oluşmuş değil, yani soruşturma burada eksik. Bir ön rapor var, ön raporun dışında dava şartı olan rapor ve mütalaa yok. Bu nedenlerle aslında huzurumuzda olan müvekkil iki tane suç bir şekilde iliştirilmiş. Yani örgüte üye olmadığı kanaati getirilmiş, yardıma indirilmiş; bir de Vergi Usul Kanunu eklenmiş ki bir tane eylemi olsun, şimdi eylemi olmayan adamı da örgüt üyesi yapmayalım diye. Orada da dava şartları yerine getirilmeden soruşturma bitmiş, kovuşturma sürecine geçirilmiş.

Yener Torunler Müdafii

Dosyada eksik araştırma var; banka hareketlerinin dayanakları, sahte olduğu ileri sürülen belgelerin somut listesi, teknik kullanıcı verileri, şirket içi iş bölümü, fiili görev dağılımı ve tanık anlatımları tam olarak toplanmadan iddianame kurulmuş. Sayın Heyet, öncelikle şu temel ayrımı net biçimde ortaya koymak gerekir: Bir kişinin şirket bünyesinde çalışıyor olması, işverenin verdiği talimatla bankaya gitmesi, evrak taşıması, noter ve abonelik işlerini takip etmesi, ilgili birimden talimat aldığında para teslim alıp yerine ulaştırması onu kendiliğinden suç örgütünün mensubu ya da örgüte yardım eden kişi haline getirmez. Ceza sorumluluğu kişinin iş yerindeki statüsünden değil, somut fiilinden, o fiili hangi bilgi ve iradeyle gerçekleştirdiğinden doğar. Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri kusurun şahsiliği, diğeri de sorumluluğun bireyselliğidir. İşverenin ya da şirket çevresindeki başka kişilerin isnat edilen eylemleri alt düzey bir çalışana yalnızca aynı iş yerinde bulunuyor diye yüklenemez.

Yener Torunler Müdafii

Müvekkilin şirkete giriş şekli dahi sıradan bir iş ilişkisini göstermektedir. Eşi şirkette çalışmaya başlamış, oradan iş ilanını öğrenmiş, başvuru yapmış, kabul edilmiş, yıllarca ofis boy ve iş takip elemanı olarak aynı görevde çalışmış. Yani bahsi geçen örgütün kurulması, büyümesi, milyarlarca lira kamu zararına yol açması, işte şu kadar parayı bu kadar parayı kendi bünyesine geçirmesi bizim müvekkilimizin hayatında hiçbir şey değiştirmemiş; mal varlığında da hiçbir şey değiştirmemiş, yaptığı işte de bir şey değiştirmemiş. Yani yaptığı işin niteliği de değişmemiş. Teknik, finansal veya stratejik karar verici olmadığı gibi; maden sahası, hafriyat dökümü, muhasebe, vergi planlama, e-fatura, e-arşiv, e-defter, şirketler arası belge ilişkisi, fatura üretim zinciri, ticari organizasyon ve finansal yapılandırma gibi iddianamede suçla ilişkilendirilen alanların hiçbirinde uzmanlığı, yetkisi veya belirleyici konumu bulunmamaktadır. Bu nokta önemli; çünkü dosyada müvekkile isnat edilen fiiller kendi başlarına değil, başka kişiler bakımından kurulduğu iddia edilen bir yapı üzerinden anlamlandırılıyor.

Yener Torunler Müdafii

Fakat müvekkilimin bu sözde yapının amacını bildiğine, onun suç teşkil eden bir faaliyetinin parçası olduğunu kavradığına ve buna rağmen bilerek destek verdiğine ilişkin açık, net ve kuşkuya yer bırakmayan tek bir delil dahi ortaya konulmamıştır. 20'den fazla insan dinlenmiş. Bir tanesinin ifadesinde 'nün adı bile geçmiyor. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin bir kararı var: Sanığın tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi, soyut iddia dışında iştirakine dair herhangi bir delil elde edilememesi halinde mahkumiyet değil beraat gerekir. Şimdi bu karar; her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadıkça mahkumiyet kurulamayacağını açıkça vurguluyor. Somut dosyada da müvekkilin aleyhine sadece iddia makamına ait soyut değerlendirmeler var ve bu değerlendirmelerde aslında birtakım delillere dayanılmıyor.

Yener Torunler Müdafii

Mesela müvekkilin beyanına dayanılıyor. Müvekkil anlatırken diyor ki; "Ben bu işi nasıl yapardın?" diye soruyorlar, "Bende vekaletname var." diyorum. "Vay, Amerika'yı keşfettik! Sende demek vekaletname var. Demek sende vekaletname varsa sen çok önemli bir adamsın, demek ki herkes sana güveniyor, işler sana yaptırılıyor." gibi sonuç çıkartıyorlar. Oysa öyle bir sonuç çıkmaz. Bütün şirketlerde çalışanlara, özellikle bu getir götür işlerini yapan insanlara bu vekaletnameler verilir. Ne yapacak? İşveren her araç aldığında gidip kendisi noterde sıra mı bekleyecek? Her işte, bir yere abonelik yaptırınca gidip gaz kuyruğunda, elektrik idaresinde mi bekleyecek? Dolayısıyla böyle personellere bu vekaletnameler verilir. Savcı, bu vekaletnameye inanılmaz bir anlam yüklüyor. Dikkat ederseniz sevk ederken de onu yazıyor: "'de vekaletname var." Yani çok önemli, çok şey bir şeymiş gibi. Biz vekaletnameleri size sunduk Sayın Başkanım, yeniden sunalım. Bu vekaletname çok sayıda personelin ismini bulundurur ve bu personeller arasında da aslında görev vasfı itibarıyla en vasıfsız personel 'dür. Dolayısıyla o vekaletnamenin kendisine neden verildiği zaten açıkça ortada. O hususa ayrıca değineceğim için şimdi çok da uzatmayayım.

Yener Torunler Müdafii

Sayın savcının sevk yazısında ve iddianamede kullanılan dil, somut olguların dili değil; ağırlıklı olarak yorum dilidir. "Yakın ilişki", "bir arada değerlendirildiğinde örgütün işlediği suçlara katkısı görüldüğü", "şüpheli işlemler tespit edildiği" gibi ifadeler birer kanaat cümlesi olabilir ancak mahkumiyete elverişli delilin yerini alamaz. Ceza yargılamasında önemli olan; hangi somut fiilin, hangi tarihte, hangi araçla, hangi kastla işlendiğinin gösterilebilmesidir. Burada ise isnat edilen hususlar çoğu zaman sonuç cümlesi şeklinde kurulmuş fakat sonucu doğuran olgular yeterince gösterilmemiş. Yani bir olay örgüsü falan göremiyoruz. Savunma yapabilmek için de aslında bir olay örgüsüne ihtiyacımız var fakat ile alakalı bir olay örgüsü göremiyoruz. Kendisi hakkında söylenen nedir? Bankaya gitmiştir, para çekmiştir, para yatırmıştır, evrak işi takip etmiştir, şirket adına vekaletnamesi vardır, patronla iş ilişkisi vardır. Bunlar dosyada başlıklar. Peki, bu başlıklardan hangisine ilişkin bir savunma yapacağız? Yani bir ofis boya "Sen niye bankadan para çektin, şirkete getirdin?" diye mi soracağız? Ya da işte "Patronla bu paranın kaynağını niye sormadın kardeşim? Patron, sen bu parayı çekiyorsun ama niye çekiyorsun, kime vereceksin? Bana söylemezsen ben bir daha hayatta bankaya gitmem." filan mı diyecek? Yani böyle bir şey mi bekliyoruz? Böyle bir ihtiyacımız mı var? Müvekkilden suçtan kaçınması için, kendini koruyabilmesi için nasıl bir davranış sergilemesi bekleniyor? İddia makamında böyle bir şey de yok, yani böyle bir şeye dair yorum yok.

Yener Torunler Müdafii

Örneğin şöyle şeyler olsa; işte kamu görevlilerine para götürdü, adliyeye para götürdü, efendim valiye para götürdü filan gibi iddialar olsa biz müvekkile sorarız. Deriz ki; ", bunun rüşvet olduğunu biliyorsun kardeşim; bu 'Ben ofis boyum, maaşımı alıyorum, talimatı yerine getiriyorum' ile açıklanmaz." Ama burada öyle bir şey de yok, öyle bir iddia da yok; dolayısıyla savunması da yok. Şimdi örgüte yardım suçunda manevi unsur son derece belirleyici. Yardım fiilinin cezai anlam taşıyabilmesi için kişinin neye yardım ettiğini bilmesi, yardımının örgütün amaçları bakımından değer taşıdığının farkında olması ve buna rağmen bilinçli biçimde destek sunması gerekiyor. Salt fiili hareket yetmez, o fiilin arkasındaki bilinçli yöneliş ispat edilmelidir. Müvekkilin tüm anlatımı baştan sona aynı çizgide Sayın Başkanım: "Ben ofis boydum, günlük işler yapardım, talimatla hareket ederdim, karar vermezdim, neyi neden yaptıklarını bilmezdim." Bu anlatım dosyanın dışına taşan, sonradan inşa edilmiş bir savunma değil üstelik; yani ilk ifadesinden beri aynı şekilde devam ediyor ve aynı çerçevede kendini ifade etmeye çalışıyor.

Yener Torunler Müdafii

Dikkat edilirse müvekkil, savcılık ifadesinde kendisine açıkça sorulmadığı halde genel vekaletnameyi kendisi anlatmış; bankadan para çektiğini, çek bozdurduğunu, bu parayı kime teslim ettiğini açıklamış. Az önce meslektaşım sordu, müvekkil yine açıkladı. Dikkat ediyorsanız işte bir kekeleme, bir "Acaba ne söylesem?" diye düşünme hali dahi yok; yaptığı işi anlatıyor. Suç kastıyla hareket eden, illegal bir organizasyonun parçası olan, gizleme saiki taşıyan bir kişi; aleyhine yorumlanabilecek bu nitelikteki ayrıntıları kendiliğinden anlatmaz Sayın Başkanım. Yani çağrıldığında "Sende vekaletname varmış" diye sorulmuyor, kendiliğinden anlatıyor; çünkü bir şeyi gizleme gibi bir derdi yok. Gizlenmesi gereken teknik ayrıntıları kendisi açıklayan bir davranış kalıbı, suç bilinciyle hareket eden fail kalıbından farklıdır. Bu husus savunma lehine değerlendirilmelidir.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, vekaletname meselesi savunmamızın önemli bir yerini işgal ediyor. Aslında bir yandan da zaman aldığımızı düşünüyoruz; yani bu kadar basit bir konuyu bu kadar uzun uzun anlatıyoruz ama işte başka bir suçlama yok. Vekaletname sanki müvekkilin şirket içindeki bütün karar ve işlem yetkisini taşıdığı izlenimini doğuracak şekilde sunuluyor. Oysa dosyadaki vekaletname incelendiğinde açıkça görülecek ki; bu belge yalnızca müvekkile verilmiş münhasır bir güç devri değil, birden fazla şirket çalışanını kapsayan, operasyonel işlerin yürütülmesine yönelik genel bir yetkilendirmedir. Böyle bir yetkilendirme, ceza hukuku anlamında suç ortaklığını değil, iş hayatının pratik gereklerini gösterir. Kaldı ki vekaletnamede bir yetkinin yazılı olması ile bu yetkinin fiilen ve suç kapsamında kullanılmış olması aynı şey değildir. Ceza yargılaması potanşiyel yetki üzerinden değil, fiili hareket üzerinden yürütülür. Müvekkilin vekaletname kapsamındaki bütün işlemleri yaptığı, hele hele bu işlemleri suç kastıyla yaptığı gösterilmeden; sırf isminin vekaletnamede geçmesinden suç sonucu çıkarılamaz. Bir başka deyişle vekaletname bir yetki belgesidir, suç delili değildir. Onun İÇİN isnat edilen fiille somut bağlantısının kurulması gerekir. Dosyada ise böyle bir somut bağlantı yoktur.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, şimdi Vergi Usul Kanunu 359/b kapsamındaki iddiadan biraz söz etmek istiyoruz. Şimdi gördüğümüz kadarıyla sanıklardan , , , , ve ... Kaç yaptı? 7-8 kişi var. Şimdi bu 7-8 kişi için birebir aynı paragraf kopyalanmış, yapıştırılmış ve o şekilde sevk edilmiş. Yani kopyala-yapıştır yöntemiyle bize de piyango vurmuş, 'ye de piyango vurmuş; öyle söyleyeyim. Çünkü 'nün bu suçu nasıl işlediğine dair yine bir öykü, yine bir şahsileştirme söz konusu değil. Bu paragraf buraya konduğuna göre savunma yapmak durumundayız. Hangisinin hangi fiille suçlandığına değinmek istemiyorum bu kişilerin ama müvekkilin neden Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçundan yargılandığı çok ciddi bir belirsizlik içeriyor. Öncelikle çok önemli bir hukuki ayrımın yapılması gerekiyor: Vergi Usul Kanunu 359'daki bütün fiiller aynı nitelikte değildir. Bu maddede yer alan bazı fiiller ancak belirli sıfatı taşıyan kişiler tarafından işlenebilecek nitelikte "özgü suç" özelliği gösterirken; bazı fiiller bakımından teorik olarak mükellef dışındaki kişilerin de faillik veya iştirak sorumluluğu tartışılabilir. Ancak her iki ihtimalde de ceza sorumluluğu; kişinin somut rolü, fiili katkısı, kastı ve hukuki konumu açıklığa kavuşturulmadan kurulamaz.

Yener Torunler Müdafii

Özellikle defter ve belge muhafaza ile ibraz yükümlülüğüne bağlı fiiller bakımından yükümlülük mükellef veya vergi sorumlusuna aittir. Müvekkil bakımından dosyada görünen tablo nettir: Kendisi şirketin mükellefi değildir, kanuni temsilcisi değildir. Şirketin vergi ödevlerini yerine getiren kişi de değildir; muhasebe sorumlusu da değildir, defter tutan kişi de değildir. E-fatura, e-arşiv veya e-defter sisteminin kullanıcısı yahut yöneticisi olduğuna dair bir teknik tespit de yapılmamıştır. Vergi tekniği bakımından kararı alan, belge düzenleven, kayıt giren, mali mühr kullanan bir konumda olduğuna dair somut bir veri de yoktur; çünkü zaten böyle bir şey yoktur. Dolayısıyla Vergi Usul Kanunu 359'un özgü suç niteliği taşıyan alanları bakımından doğrudan fail olarak sorumlu tutulması hukuken son derece tartışmışlıdır. Savcılık makamı, müvekkili doğrudan fail değil de iştirakçi gibi konumlandırmak istiyorsa, bu durumda iştirak hükmülürinin bütün şartlarını ayrı ayrı ve somut delille ispatlamak zorundadır. İddianamenin en zayıf noktalarından bir tanesi de budur. Türk Ceza Kanunu'nun 37. maddesine göre faillik için suçun kanuni tanımındaki fiilin birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. Müvekkilin sahte belge düzenleme fiilini birlikte gerçekleştirdiğine dair somut bir olgu yoktur. Muhasebe sisteminde değildir, karar mekanizmasında değildir, ticari organizasyonda değildir, vergi üretim zincirinde değildir. Hangi sahte faturamın düzenlenmesinde, hangi tarihte, hangi araçla ve nasıl bir katkı sunduğu ortaya konulmamıştır.

Yener Torunler Müdafii

Bu kararın temel mantığı şudur: Faturaya ilişkin teknik ve fiili bağ kurulmadan sadece soyut isnatla mahkumiyet verilmez. Şimdi Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin bir kararı var (2019/2528 karar sayılı karar): Sanığın şirket yetkilisi olduğundan haberdar olmadığını, faturaları kendisinin düzzenlemediğini savunması ve imzaların başka kişilere ait çıkması karşısında; faturaları kullanan şirket yetkililerinin dinlenmesi, diğer fatura asılları üzerinde imza ve yazı aidiyetinin yeniden incelenmesi, savunmada adı geçen kişilerin tanık olarak dinlenmesi gerektiği, eksik inceleme ile hüküm kurulamayacağı belirtilmiştir. Burada eksik inceleme değil, hiç inceleme yok bizim bu hükümde bakanlığımızda. Yani Vergi Usul Kanunu'na nasıl muhalefet etti resmen? Şimdi sahte olduğu ileri sürülen belgelerin somut listesi dosyada yok. Teknik bağ kurulmamış; kullanıcı ve düzzenleyici belirli değil. Yalnızca genel değerlendirmeyle müvekkilin iştirakçi olduğu söylenmeye çalışılıyor. Kesinlikle söylenemez, hukuka uygun değildir. Bu meseleye ilişkin bayağı karar inceledik; vergisel kaçakçılık ve sahte belge dosyalarında soyut değerlendirme değil; belge bazında, imza bazında, kullanıcı bazında somut tespit gerekir. Tanık ve bilirkişi delilleri ancak yan delil özelliğine haiz olabilir. Yani bunların hepsinin dışında, tabii dava şartının yerine getirilmemesi de başlı başına aslında savunmayı orada da kesmek mümkündür.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, Türk Ceza Kanunu 39. maddesine göre yardım etmeden söz edilebilmesi için; suç işlemeye teşvik, karar kuvvetlendirme, yol gösterme, araç sağlama veya suçun icrasını kolaylaştırma gibi bilinçli katkıların bulunması gerekir. Buradaki en kritik nokta bilinçli katkıdır. Hukuka görünüşte uygun, nötr ve rutin bir iş davranışı; ancak failin suçun ne olduğunu bilerek ve isteyerek yaptığı somut delillerle ispatlanırsa iştirak kapsamında değerlendirilebilir. Aksi durumda sıradan iş davranışlarını sonradan suç ortaklığına dönüştürmek, ceza hukukunun sınırlarını belirsiz hale getirir. Müvekkilin yaptığı söylenen işler tam da bu nötr davranışlar niteliğindedir: Bankaya gitmek, para teslim almak, teslim etmek, evrak götürmek, abonelik işleri yapmak... Eğer kişi bunları yaptığı sırada suçun vergi kaçakçılığına veya örgütsel bir faaliyete ilişkin mahiyetini bilmiyorsa iştirakten söz edilemez. Yani siz bir kişiyi örgüt üyeliğinden ispat edemediniz diye dönüp iştirakten ceza vermeye çalışamazsınız.

Yener Torunler Müdafii

Ayrıca sahte belge düzenleme ile sahte belge kullanma birbirinden ayrı fiillerdir. Bir kişinin bir aşamadaki varlığı, diğer aşamadaki suça otomatik olarak iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Bir şirket çevresinde sahte belge iddiasının bulunması, o çevrede günlük iş yapan her personelin otomatik olarak Vergi Usul Kanunu 359 iştirakçisi sayılmasına yol açmaz. Vergi Usul Kanunu 360'ın menfaat unsuruna ayrıca değinmiş olması da boşuna değil. Müvekkilin menfaati nedir? Normal çalışan maaşı dışında elde ettiği ne vardır? Komisyon aldığına dair nasıl bir delil vardır? Şirketten veya 3. kişilerden fazladan para aldığına dair ne tür bir delil vardır? Dosyada bu soruların hiçbirine cevap verilemiyor. Müvekkilin savunmasında da bu husus özellikle vurgulandı: "Banka hesaplarım ortadadır, komisyon almadım, kişisel birikimim yoktur, mal varlığım yoktur." Bu savunma dikkate alınmalıdır çünkü zaten raporlarla da ispatlıdır, dosyanızda mevcuttur.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, Vergi Usul Kanunu 359 kapsamındaki suçlar son derece teknik suçlardır. Bu suçlarda failin veya iştirakçinin sorumluluğu soyut kanaatlle değil; sahte veya yanıltıcı belgenin ne olduğu, kim tarafından düzzenlenmış, nasıl kullanıldığı, muhasebe sisteminin nasıl işlediği; mali mühr, e-imza, kullanıcı erişimi, kayıt zinciri, karşıt inceleme, mal hareketi gibi unsurlar üzerinden somutlaştırılmak zorundadır. Resmi belge mevzuatındaki düzzenlemeler de bunu doğrulamaktadır. Bir belgeye sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı denebilmesi için; salt ihbarın, salt soyut şürphenin, salt yorumun yeterli olmadığı; mal hareketi, ödeme, fiili faaliyet, karşıt inceleme, kayıt sistemi ve kapasite analizi gibi hususların somut biçimde ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir. Peki, müvekkil bakımından dosyada ne var? Gördüğümüz kadarıyla hiçbir şey yok. Bir tane işlem kaydı bile yok. Müvekkilin piyasadan sahte fatura temin ettiğine ilişkin doğrudan bir görüşme, yazışma, komisyon kaydı, para akışı, tanık beyanı ya da fiziki bulgu yok. Müvekkilin bu fiillerden kişisel menfaat elde ettiğine dair herhangi bir şey de yok. Buna rağmen sevk yazısında "piyasadan sahte faturalar temin ederek yardım ettiği" şeklinde bir sonuç cümlesi kuruluyor.

Yener Torunler Müdafii

Şimdi biz bu sonuç cümlesine karşı savunma yapmaya çalışıyoruz. Bu sonuca hangi yoldan varıldığını bilmediğimiz için de sadece müvekkilimizin ifadeleri, beyanları ve önümüzdeki dosyadaki deliller üzerinden hareket etmek zorunda kalıyoruz. Ceza yargılamasında sonuca önce varılıp sonra veri aranmaz. Önce fiil ortaya konur, sonra hukuki nitelendirme yapılır.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, BDDK raporunda yer aldığı belirtilen para çekme ve para yatırma işlemlerine de ayrıca değinmek istiyoruz. Savcılık sevkinde toplam rakamlar özellikle vurgulanarak bunlardan suç çıkarılmak isteniyor. Oysa toplam rakamın yüksek olması kişinin suç kastıyla hareket ettiğini kendiliğinden göstermez. Büyük işletmelerde, özellikle nakit sirkülasyonu olan yapılarda, uzun yıllara yayılan banka hareketlerinin yekun tutarı yüksek olabilir. Burada belirleyici olan rakam değil rakamın hukuki bağlamıdır. Müvekkil, bu işlemlerin nasıl yapıldığını ayrıntısıyla anlatmaktadır. Finans birimi bildiriyor, bankaya mail gidiyor, banka hazırlığını yapıyor, ayrıca işverenden üst onay alıyor, parayı müvekkile teslim ediyor, müvekkil de götürüp şirkete teslim ediyor. Bu şema karar verici bir failin şemasından çok talimatla hareket eden teslim personelinin şemasıdır.

Yener Torunler Müdafii

Tam bu noktada, Yargıtay'ın bankacılık işlemlerine ilişkin çok sayıda kararlındaki ortak yaklaşım savunmamız bakımından önemlidir. Her ne kadar bu kararlar farklı suç tiplerine ilişkin olsa da ortak ilke şudur: Banka hareketinin varlığı tek başına suç kastını göstermez. Hesap açılış tarihinden itibaren tüm hareketlerin uzman bilirkişi marifetiyle incelenmesi, işlemlerin mutat bankacılık faaliyeti mi yoksa suç kastı taşıyan olağandışı hareketler mi olduğunun denetime elverişli şekilde saptanması gerekir. Şimdi 16. Ceza Dairesi'nin 2019/5381 esas, 2024/1984 karar sayılı kararında mutat hesap hareketleri ile suç kastı taşıyan olağandışı hareketlerin birbirinden ayrılması gerektiği, bunun için önce ve sonraki dönemlerin birlikte incelenmesi gerektiği belirtiliyor. Bu düşünce tarzı bu dosyada da benimsenmeli. Eğer gerçekten müvekkilin yaptığı işlem suç geliri veya sahte belge düzzenine bağlı bir akışın parçası olsaydı bunun ayrıca ve açık şekilde ortaya konması gerekiyordu. Hangi işlem suç geliri? Hangi para hareketi hangi belge ile ilişkili? Müvekkil bunun suçtan kaynaklandığını nasıl ve ne zaman öğrenmiş? Paranın kaynağını gizlemek için kendisi ne tür bir eylemde bulunmuş? Hangi hesaba kendi tasarrufuyla yön vermiş? Hangi kararı bizzat almış? Bu sorular cevapsız. Ceza hukuku cevapsız sorular üzerinden mahkumiyet kurmaz.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, müvekkil bakımından dikkat çekici başka bir husus da soruşturma sürecindeki suç vasfı değişikliği. Az önce de bahsettim, başlangıçta örgüt üyeliği isnadıyla tutuklanmış, daha sonra iddianamede örgüt hiyerarşisine dahil olmaksızın örgüte yardım şeklinde bir nitelendirmeye gidilmiş. Elbette soruşturma ilerledikçe vasıf değişikliği olabilir. Ancak burada bu değişikliğin anlamı açık: Müvekkilin hiyerarşik bağ içinde bulunduğu, örgütün üyesi olduğu somut biçimde gösterilememiş. Bunun üzerine dosya daha esnek yorum alanı sunduğu düşünülen yardım başlığına kaydırılmış. Oysa yardım suçu da unsursuz olmaz. Yardım isnadı üyeliğin ispatlanamadığı durumlarda otomatik olarak sığınılacak bir alan değildir. Bunun da bilme, isteme ve bilinçli katkı şartları vardır. Bunlar yoksa sırf üyelik ispatlanamadı diye yardım suçundan mahkumiyet kurulamaz. Tam da bu sebeple, örgüte bilerek ve isteyerek yardım suçunun manevi unsuru doğrudan kasttır. Kişi, yardım ettiği yapının suç işlemek amacıyla hareket ettiğini bilmeli ve buna rağmen destek sunmalıdır.

Yener Torunler Müdafii

Dosyada müvekkil ile örgüt üyeleri arasında kurulan bir zihin bağlantısı yok. İşçi işveren ilişkisi var, talimat ilişkisi var, gündelik işlerin görülmesi var; ancak suçun amacını bilerek destekleme iradesi kesinlikle yok Sayın Heyet. Dosyada ayrıca önemli bir usulü problem de bulunuyor. Müvekkil çağrılınca kendi rızasıyla ifade vermeye gidiyor. Kaçmıyor, saklanmıyor, çağrıya uymamışlık etmiyor. Bu davranış kalıbı dahi onun soruşturmadan kaçınmadığını, açıklama yapma iradesinde olduğunu gösteriyor. Aslında kendisiyle beraber kopyala-yapıştır şeklinde sevk edilenlerin bir kısmı da tutuklu değil. Diğerlerinden hukuki anlamda bir farkı gözükmüyor, dosya incelendiğinde müvekkil ile örgüt üyeleri arasında kurulan bir zihin bağlantısı yok. İşçi-işveren ilişkisi var dedik. Dosyada ayrıca önemli bir usul problemi var; o da tutuklama gerekçeleri olmaksızın tutuklama yapılmasıdır.

Yener Torunler Müdafii

Müvekkilin beyanı; savunmanın temel taleplerinden biri olan şirket kayıtlarının, banka işlem dayanaklarının, teslim zincirinin, şirket içi talimat akışının, varsa mail kayıtlarının ve para teslim belgelerinin getirtilmesi yönünde etkin bir araştırma yapılmadığı yönúndeydi. Az önce kendi beyanında ifade etti, bunu birkaç defa vurgulamak istiyorum. Savunmanın ilerleyen kısmında da var ama Sayın Başkanım, biz ihtarname gönderdik ve ihtarnameyi sizinle de paylaştık. TMSF'ye ihtarname gönderdik; "Bu evraklar bizimle paylaşılsın çünkü müvekkilimizi savunmaya ihtiyacımız var." dedik. Mahkemenize de böyle bir müzekkere yazılması için talepte bulunduk. Şimdi biz bunu başaramadık; yani 'nün şirkete ilişkin hangi masrafları yaptığını dosyaya getiremedik ama 'in evraklarının gelmesinden de aslında son derece memnunuz. Çünkü yaklaşık aynı işi yaparlar; orada da zaten görürsünüz. Biz dosyayı fiziksel olarak inceledik; iki klasörde 'in "kahve içtim, çay içtim, yemek yedim, onu aldım, bunu aldım" diye fişleri var. Fişler getiriliyor, şirkete veriliyor ve işleniyor; şirketteki usul bu. 'nün para trafiği ile ilgili açıklamasını, 'in evraklarında da görebilirsiniz.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Heyet, ceza yargılaması görünüşte benzer fiiller arasındaki ince fakat hayati farkı gözetmek zorundadır. Bir insanın işini yapması başka, suç kastıyla hareket etmesi başkadır. Bir insanın vekaletname ile abonelik takibi yapması başka, örgütsel merkezde yer alması başkadır. Bir insanın talimatla bankadan para alıp teslim etmesi başka; sahte belge düzenleme veya kullanma suçuna iştirak etmesi başkadır. Aksi düşünce; bir iş yerinde patronun veya yöneticinin isnat edilen her hukuka aykırı işleminden o iş yerindeki her kurye, her şoför, her evrak takipçisi ve her idari personelin sorumlu olduğu gibi bir sonuca götürür. Bu ise ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini fiilen ortadan kaldırır. Sayın Heyet, savunma makamı olarak bizler hukuksal bir anlatı kurmuyoruz, hukuki sınırlar içinde tartışıyoruz. Müvekkilin aile düzeni, sosyal geçmişi, ekonomik durumu elbette takdirinizde birer insani unsur olabilir ancak esas olarak söylediğimiz şey bundan ibaret değildir.

Yener Torunler Müdafii

Esas söylediğimiz şey şudur: Bu dosyada 'nün örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğini gösteren doğrudan bir kast delili yoktur. Bu dosyada 'nün Vergi Usul Kanunu kapsamındaki suçların faili olduğunu gösterecek hukuki sıfat ve sonuç fiili bağı yoktur. Bu dosyada 'nün Vergi Usul Kanunu bakımından iştirakçi sayılabilmesi için gerekli somut katkı, kast ve suç bilgisi ortaya konulamamıştır. Bu dosyada 'nün kişisel menfaat elde ettiğini gösteren ekonomik veri yoktur. Bu dosyada 'nün rolü; en fazla talimatla çalışan bir alt kademe personelin, hukuka uygun rutin iş hareketlerinden ibarettir. Bu nedenle, öncelikle müvekkil hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunmadığından tahliyesine; yargılama sonunda ise üzerine atılı suçların maddi ve manevi unsurları oluşmadığından beratına karar verilmesini saygıyla talep ederiz. Eksik inceleme ile mahkumiyet kurulamayacağı açıktır. Gerçek; bütün deliller toplandıktan, çelişkiler giderildikten, teknik bağ kurulduktan ve kuşku —hukukun gereği doğrultusunda— sanık lehine giderildikten sonra ortaya çıkarılabilir.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkanım, biz TMSF yönetimindeki şirkete ihtarname ile bildirdik, üzerimize düşeni yaptık ancak göndermiyorlar. Semih ile Ahmet arasındaki farkın ne olduğunu bir türlü anlamıyoruz. Bir insanın savunma hakkının elinden alınması... Siz TMSF'siniz, niye buradaki yargılamaya taraf oluyorsunuz? Bize göndermiyorsanız onlara da göndermeyin, onlara gönderiyorsanız bize de gönderin. Bu kadar kasıt, bu insanın bu kadar tutuklu kalması... Belki de gönderseierdi, biz size sunsaydık, bir dilekeçeyle geçtiğimiz incelemede tahliye ettirecektik. Anlaşılan göndermeyecekler, belki de "yok" diyecekler. O yüzden tekraren söylüyorum; Semih'in evrakı neyse Ahmet'in evrakı da odur, aynı şekilde değerlendirebilirsiniz. Çünkü bizim bu durumda savunma için tek ihtimalimiz kalıyor, o da bu. İş yerinde Semih ile Ahmet arasında bir fark yok; onun evrakına bakmışsınız, aynı şekilde buna da bakabilirsiniz. Müvekkilimiz suçsuzken biz de müdafi olarak kendisi lehine olacak evrakları toplamak için üzerimize düşeni yapmışken, TMSF yönetimindeki şirket savunma için ihtiyacımız olan evrakları bizimle paylaşmıyor. Bizim vicdanımız, bu şirket yönetiminin tavrından kaynaklı müvekkilimizin bir süre daha tutuklu kalmasına razı değildir; heyetinizin de aynı fikirde olacağı kanaatindeyiz.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkanım, 59. eylem kapsamında tahmin ediyorum 20'nin üzerinde ifade alınmış; bu ifadelerin hiçbirinde müvekkilin ismi geçmiyor. Dosyaya ilişkin savcılığın şüpheli veya tanık sıfatı verdiği hiç kimse müvekkilden söz etmiyor. Bu hususun özellikle dikkatinize sunulması gerektiğini düşünüyoruz. Müvekkil, düşük denilebilecek bir ücretle çalışan bir aile babasıdır. Mali durumu ortadadır, bu süreci atlatacak bir birikime sahip değildir. Şu anda eşi işsizdir. Ergenlik çağındaki oğlu üniversiteye hazırlanma aşamasındadır ve çocuğun sınav motivasyonu günden güne düşmektedir. Anne bu durumla başa çıkmakta zorlanmaktadır; hatta çocuk zaman zaman okula gitme konusunda aşırı isteksiz davranışlar sergilemektedir. Annesi ve babası yaşlı ve hasta bir şekilde evlatlarının yolunu gözlemektedir.

Yener Torunler Müdafii

şu anda 2 No'lu Cezaevi'nde kalıyor. İlgili olan herkes bilir ki, 2 No'lu Cezaevi uyuşturucu suçlarından tutuklu olanların yoğunlukta olduğu bir cezaevidir. Müvekkil, yetişme tarzı ve manevi değleri itibarıyla bahsi geçen insan topluluğuyla sosyal ilişki kurmakta ve aynı koğuşu paylaşmakta son derece zorlanmaktadır. Bilindir ki bağımlılıklar sosyal davranışları doğrudan etkilemekte; bağımlının saldırgan, rahatsız edici, hatta karşı taraf açısından hayati tehlikeler meydana getirecek davranışlarda bulunması son derece sık yaşanan bir durumdur. Bu nedenlerle bu tutukluluk sürecinin devam etmesi; müvekkil açısından geriye dönüşü mümkün olmayan, hatta hayati tehlikeye yol açabilecek sonuçlar doğurmaktadır.

Yener Torunler Müdafii

Tüm bu nedenlerle artık bir yıla yaklaşan tutuklama süreci, adeta bir cezalandırma sürecine dönüşmüştür. Müvekkilin yargılandığı suçların ceza yaptırımı göz önüne alındığında, tutuklama tedbirinin sþrdürülmesinin ölçüsüz olduğu açıkça ortadadır. Bizim tahliye talebimiz ölçüsüzlüğe dayanıyor Sayın Başkanım. Özellikle kişisel durumu; eşinin, çocuğunun ve kendisinin durumu gerçekten çok sıkıntılıdır. Son yaşadığımız süreç, yani bu bir aylık süreç onu psikolojik olarak da çok yıprattı. Bu nedenle siz "3 hafta sonra" dediniz ama biz olabildiğince en erken tarihte tahliye edilmesini talep ediyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.