Sayın Başkan, Sayın Heyet, İstanbul Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu'nun 11.11.2025 tarih ve 2025/51199 sayılı iddianamesinde müvekkil hakkında Eylem 21 (bizim Capacity AVM olarak bildiğimiz) ve Eylem 24 (Kartaltepe'de bulunan yedi dönüm arazi hakkındaki isnatlar olarak ifade edebileceğimiz) eylemler kapsamında müvekkilin rüşvet talep ettiği, rüşvete teşebbüs ettiği, örgütlü bir yapı içerisinde hareket ettiği ve görev yetkisini kötüye kullandığı yönünde ağır ve gerçeğe aykırı iddia ve isnatlar yöneltilmiştir. Söz konusu iddialar ve isnatlar 2022 yılından beri halihazırda Bakırköy Belediyesi ile hukuki ve cezai ihtilaflar içerisinde bulunan sözde müştekilerin, bu müştekilerin avukat ve danışmanlarının, sözüm ona etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak suretiyle kendi cezai sorumluluklarını azaltma saiki taşıyan şüphelilerin ve kimliği ile niteliği belirsiz Köknar kod adlı gizli tanığın tamamı subjektif, menfaat odaklı, birbirleriyle ve dosya kapsamındaki maddi olgularla çelişen beyanlarına dayandırılmıştır. Bu yönüyle isnatların somut, kesin ve inandırıcı delillerle desteklenmediği, aksine kişisel çıkar, husumet ve ceza sorumluluğundan kaçınma motivasyonlarıyla şekillenmiş beyanlardan ibaret olduğu açıkça görülmektedir.
Ali Rıza Akyüz Müdafii Av. Fatih Rüştü Şahingöz Savunması
Siz de Sayın Başkan, müvekkile soru olarak sordunuz; bir iddianame kabul kararı verdik size, bunun akıbetini öğrenmek istediniz. Bu iddianame kabul kararı 2022 ve 2023 yıllarında yapılan ve yapı kayıt belgesi kapsamında kaldığı iddia edilen tadilatlara ilişkindi; Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılaması devam ediyor. O size paylaştığımız iddianame kabul kararıydı, celbedebilirsiniz. Diğer bizim müvekkilin görev aldığı dönem yapılan işlemlerle ilgili de savcılık aşamasında, bilirkişi aşamasında; iki dosyanın akıbetine dair sorunuza da bu vesileyle cevap vermiş olayım. Bu söz konusu iddialar ve isnatlar 2022 yılından, yani müvekkilin göreve başlamasından çok daha önce başlamış ihtilaflar. Bunun bir kez daha üzerinden bu vesileyle vurgulamış olalım. Öncelikle açık, net ve hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde belirtmek isteriz ki iddianamede ve dosya kapsamında müvekkile yöneltilen suçların hiçbirinin maddi, manevi unsurları oluşmamıştır. Müvekkil isnat edilen suçları işlememiştir. İsnat edilen suçlar yönünden müvekkilin herhangi bir kastı, kusuru, ihmali bulunmamaktadır. Müvekkil sadece görevinin gereği olan işlemleri; görev ve yetkisi dahilinde, mevzuata, idari prosedürlere ve kamu yararı ilkesine uygun şekilde gerçekleştirmiştir. Müvekkilin suç teşkil eden herhangi bir beyanı, eylemi, işlemi, fiili ve kastı bulunmamaktadır.
Eylem tarihi olarak iddianamede; Eylem 21 için 2020-2024, Eylem 24 için 2022-2024 yılları gösteriliyor. Müvekkil bunların büyük bir bölümünde görevde değil. Yani bu idari işlemlerin yapıldığı dönemlerin büyük bir kısmında müvekkil görevli değil. Müvekkil 31 Mart 2024 seçimlerinde meclis üyesi seçilerek göreve geliyor. Müvekkil bu tarihe kadar kamu görevlisi değil, belediyede de görevli değil; özel sektörde faaliyet göstermiş, oda yönetimlerinde görev almış, deprem güvenliği konusunda uzman, yetkin bir insan. Peki müvekkil bu işe nasıl sokuluyor? Bir evrak paylaşmıştık, onu yansıtabilir miyiz acaba? Evet Word. Sıra halinde. İlk sayfa. Büyütebilir miyiz? Sayın Başkanım bunlar ifade tarihleri. 35 tane dosyada ifade var. Her birinin teker teker üzerinde konuşamayacağımız şeyler çok fazlalar biz yazılı olarak bir kısım beyan verdik takdirlerinize sunduk. Ancak şunu somutlaştırmak için biz bu listeyi yaptık. İlk başta ilk aşamada üç kişi beyanda bulunuyor. Selahattin Özgül ve avukatları. Bunlar birtakım isnatlarda bulunuyor bunların beyanlarının içinde müvekkilin 5 milyon dolar istediğine dair bir beyan yok. Bunların beyanlarının içinde geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz şeklinde bir beyan da yok. Bunların beyanlarında üçüncü kişilere dosyada yargılanan diğer şüpheliler hakkında bir para talep edildiğine ilişkin beyanlar var.
Peki sonra ne oluyor? 19 Mart 2025'te İBB operasyonu diye basında yer bulan bir operasyon gerçekleştiriliyor İstanbul Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından. Bu operasyonda müvekkil hakkında bir işlem yapılmıyor. Müvekkil hakkında bir işlem yapılmayınca ve yine bu operasyon sırasında 'yla, Sayın İmamoğlu'yla bu eylemler arasında bir bağlantı dosya kapsamında yer almayınca bazı haberler çıkmaya başlıyor. Bu haberler 10 Mart 2025 tarihindeki ifadelerden sonra 21 Mart tarihinde. “Geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz” diye gazete haberleri var. Ancak şöyle bir problem var bu geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz beyanı dosyada o tarihe kadar alınan ifadelerin hiçbirinde yok. Yani bu ne demek? Önce haberini yapıyorlar, sonra sözde müştekilerin beyanlarına bu haberlerin konularını ekliyorlar. Bu böyle hazırlanmış bir kurgu. Tekrar ediyorum 21 Mart 2025'te gazete haberi yapıldığında dosya kapsamında böyle bir beyan yok. “Geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz” beyanı yok dosya kapsamında. Dosya gizli zaten onu ihlal ediyorlar o başka bir şey ama dosyada olmayan bir beyan bu. Sonrasında bu “Geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz” beyanları, sözde müşteki tanıkların ifadelerine ekleniyor, gazete haberinden sonra.
Bir diğer problemli kısım… Zannediyoruz ki bu gazete haberi müvekkille ilgili. Hayır bu gazete haberi, müvekkille ilgili değil. “Geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz” beyanını, gazete haberine göre… Ki gazete haberi de sözde müştekilerin avukatını referans alıyor. Diyor ki sözde müştekilerin avukatı böyle böyle dedi diyor. O müştekilerin avukatı dahil, tanıklık beyanında bu ifade yok ama bunu 21 Mart'ta haber yapıyorlar. 21 Mart'tan sonra müştekilerin avukatı Mehmet Asım İplikçioğlu'nun, referans alınan müştekilerin avukatı Mehmet Asım İplikçioğlu'nun oğlu İsmail Serdar İplikçioğlu'nun avukatlığını yaptığı , bu ibareyi ifadesinde geçiriyor. Ve bu 25 Nisan tarihli ifadesi. Bundan sonra Sayın Hakim, öncesinde gene aynı listede görebiliyoruz Mehmet Asım İplikçioğlu, İsmail Serdar İplikçioğlu ve Selahattin Özgül'den ibaret üç ifade var ve operasyon yapılıyor müvekkil hakkında. İşte bu haberler yayınlanıyor, müvekkilin resimleri servis ediliyor.
Müvekkil… İşte tutukluluk değerlendirmemizde bir kısmını anlatmıştık müvekkil kaçmıyor. Kamuoyuna karşı bir mücadele veriyor. Diyor ki buradaki problem bu değil. Süreç ilerliyor ilerliyor ilerliyor bu sürede ne oluyor? Bu sürede, bu sözde müştekiler, AVM'nin yetkilileri geliyor ve ifadeler vermeye başlıyor. Zaten iki kişi tutuklu. Bu sefer tüm beyanlar müvekkil aleyhine verilmeye başlanıyor. Nasıl 21 Mart 2025 tarihindeki haberde bu ifade 'e itham edilmiş sonrasında ifadelerde müvekkil adına söylenmiş gibi gösterilmiş önceki ifadelerde de yani Mehmet Asım İplikçioğlu veya Selahattin Özgür'ün ifadelerinde 'e itham edilmiş bir kısım beyan para talebi bu sefer müvekkile isnat edilmeye başlanıyor. Niye? Çünkü müvekkil tutuklu değil daha yargılanmıyor müvekkil hakkında savcılık iddiaları yeterli görmemiş basit şüphe yok diye düşünmüş belki. İftira olarak görmüş belki.
Sonrasında müvekkilim, 15 Nisan tarihinde bir meclis konuşması yapıyor. Burada, savunmamızın ilerleyen kısmını da detaylandıracağız. Bu meclis konuşmasında olayın gerçeğini anlatıyor. Gene devam ediyorlar işte Mustafa Keleşler, Köknarlar, Seyfi Beyazlar, bir daha. Ve 26 Nisan 2025'te sonunda gözaltına alınıyor. Yani yeterli. Artık evet, yeteri kadar iftira attık. Gözaltına aldırdık. Devam eden süreçte de dikkat ederseniz , Ertan, Seyfi; bunlar beyanları tek mükerrerler. Bir de 'ın beyanı var. Bu sarıyı da işaretle; 'ün haksız gözaltı tarihinden sonraki ifadelerin hepsi tutukluların ifadeleri. Yani müvekkilim tutuklandıktan sonra da bırakıyorlar ifade vermeyi. AVM'nin yetkilileri daha fazla. Maksat hasıl oluyor yani.
Şimdi biz burada bu vesileyle diyoruz ki; bunların her biri buraya gelecek. Tanıklar bunlar veya sözde müştekiler. Beyanlar alacak, biz de soracağız. Burada ifade edelim; her birinin üzerinden belki yarımşar saat geçmemiz lazım. 4'er 5'er tane ifadesi olanlar var. Burada bunu vakit yönünden de teknik olarak da doğru olduğunu düşünmediğimiz için yapmıyoruz. Ama burada yani bir klasörde ifadeleri var, 35 tane. Şimdi bu ayrı kişilerin farklı tarihlerde farklı farklı ifadelerin; etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler ve gizli tanık dışındaki kişilerin, AVM ortakları, yetkilileri, danışmanları ve o objektiflik sıfatına sahip olmayan kişiler oldukları düşünüldüğünde 2020'den beri, hatta 2008'den beri (çünkü ilk tutanağı 2008'de yemiş bu Capacity AVM), 2008'den beri hukuka aykırı olan bir yapıyı yapan kişilerin ifadeleri nedeniyle biz bugün buradayız, yargılanıyoruz. Müvekkilim 1 senedir tutuklu. Yukarıda izah ettik; müvekkil 'e yöneltilen suçlamalar 21 eylem, 21 eylem, 24 çıkar amaçlı suç örgütü olan yerine üye olmak. Ancak gerekçe söz konusu örgüt isnadına ilişkin iddianamenin değerlendirme bölümüyle şüpheliler listesi arasında belirsizlik vardı. Ek iddianamenin düzenlenmesini talep ettiniz. Bu muğlaklığı bir nebze giderdiniz ama devam ediyor.
Müvekkil tam olarak neyle suçlandığını hala bilmiyor. Neden bunu söylüyorum? İddianame şöyle düzenlenmiş: delilleri atmışlar, parça parça yapıştırmışlar; ses kaydı çözümlemesi, işte evraklar, ifadeler, deliller dediler. Biz yukarıda diyoruz ki bu ifadeler ve deliller birbiriyle örtüşmüyor. Peki birbiriyle örtüşmeyen bu deliller ve ifadelerden net bir şey çıkartabiliyor muyuz? Çıkartamıyoruz. Peki biz neyle suçlanıyoruz? Biz, ifade veren 'ın şoförü 'ın beyanını esas alırsak, bu işi 'a yönlendirmekle suçlanıyoruz. Biz, bir kısım AVM yetkililerinin beyanını esas alırsak, 'le bağlantı kurmakla suçlanıyoruz. Bir kısım AVM yetkililerinin beyanına esas alırsak, kendi ağzımızla para istemekle suçlanıyoruz. Biz bu iddianameye, bunun net bir şekilde ifade edilmesi gerekirken, bunun ifade edilmemesi; bizde savunma hattımızın kısıtlandığı yönünde katri bir durum yaratıyor. Doğal olarak iddianame bu anlamda teknik olarak yetersiz hazırlanmış bir iddianame.
Oysa somut iddianamede suçlamaların hangi somut fiile, hangi hukuki nitelendirmeye ve hangi maddi delile dayandırıldığı açık ve çelişkisiz biçimde ortaya konulmamıştır. Bir yandan belirli eylemler üzerinden isnatlar kurulurken, diğer yandan soyut bir örgüt üyeliği çerçevesi çizilmiş. Ancak bu iki anlatım arasında fiil, fail, delil bağını kuran tutarlı ve sistematik bir ilişki tesis edilememiştir. Bu durum suçlamanın kişiselleştirilmesini imkansız hale getirmekte ve müvekkil hangi isnadına karşı hangi kapsamda savunma yapamayacağını öngörememektedir. Nitekim iddianamenin kendi içindeki çelişkiler, bu hukuka aykırılıkları somut bir şekilde ortaya koymaktadır. İddianamede yer alan çelişkiler, fiili ve faili arasındaki bağın kopartıldığı ve hukuki nitelendirmenin tutarsız bırakıldığı anlamına gelmektedir. İddianamede isnadın kime, hangi hukuki vasıfla ve hangi maddi fiil üzerinden yöneltildiği belirsiz haldedir. Bu nedenle iddianamenin kurucu fonksiyonunu ortadan kaldırmaktadır bu durum. Bu belirsizlik doğrudan savunma hakkının özünü zedelemektedir.
Savunmanın etkin biçimde yapılması için sanığın hangi fiille, tarih ve zaman diliminde, hangi kişi ve kişilerle birlikte, hangi somut menfaat karşılığında, hangi yetki ve görev kapsamında, hangi maddi delile dayanarak suçlandığını açık, net bir biçimde bilmesi zorunludur. Mevcut iddianamedeyse müvekkil yönünden bu soruların hiçbirine kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıklıkta cevap bulunmamaktadır. Bu hukuka aykırılıklar isnadın kişiselleştirilmemesi sonucunda olmakta; müvekkilin neyi, hangi delile karşı ve hangi hak, hukuk zemininde savunacağına dair bilemez hale gelmesine neden olmaktadır. Bu durum Anayasa 36. madde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 6. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının ağır ve açık ihlalidir. CMK 175. maddesi, yüklenen suçun oluşturduğu mevcut delillerle ilişkilendirilerek açık ve somut bir şekilde gösterilmesini zorunlu kılar. 174. maddede ise kanuni unsurları içermeyen ve isnadı somutlaştırmayan iddianamelerin iadesini öngörür. Somut iddianamede ise değerlendirme bölümleriyle şüpheli listeleri uyumsuz. Suç vasfıyla kişiyi eşleştirmeleri tutarsız. Fiil, fail, delil bağlantısı kopuk. Sevk maddeleriyle ilgili istinadın yöneltildiği kişiler arasında hukuki ve sistematik bütünlük yoktur.
Ortaya çıkan bu tablo, yalnızca biçimsel bir eksiklik değil, iddianamenin hukuki varlığını ve geçerliliğini zedeleyen, savunma hakkını işlevsiz kılan ve yargılamanın adilliğini imkansızlaştıran esaslı bir yapısal sakatlıktır. Bu haliyle iddianame, ceza muhakemesinin belirlilik, açıklık ve silahların eşitliği ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi mahkemenizin önüne sağlıklı ve adil bir yargılama zemini koyabilecek asgari hukuki standartları dahi karşılamamaktadır. Öyle veya böyle önümüzde iddianame başlıklı bir evrak var. Bu evrakta bir örgüt iddiasında bulunuyor. TCK 220 suç örgütünün hukuki koşullarının oluşmadığı burada açıktır. Pek çok meslektaş bunu ifade etti. Bunlar neler? Suç örgütünün oluşması için gerekli hukuki şartlar neler? Sosyal ve idari ilişkilerin örgüt sayılamayacağı göz ardı ediliyor. Kamu kurumlarındaki yarar, örgüt yapısı, örgüt hiyerarşisi olarak kabul edilemez; bu göz ardı ediliyor. Örgütsel yapı ve görev paylaşımı somut olarak gösterilmemiş; açık bir organizasyon, rol dağılımı, planlı suç faaliyetleri yoktur. Dosyada ise kişiler arasında örgütsel görev dağılımı ve koordinasyonu gösteren somut bir delil ortaya konulmuyor. Belirli bir suç programı ve süreklilik yok. Yargıtay içtihatlarına göre değerlendirildiğinde ortada bir örgüt yok.
Tüm bu nedenlerle dosyada TCK 200 kapsamında suç örgütü oluşturduğunu gösteren zorunlu unsurlar bulunmamaktayken, müvekkil örgüt üyeliği isnadında bulunuluyor. Kişiler arasındaki ilişkiler toplumsal ilişkilerden ibarettir. Somut, süreklilik arz eden ve yine hiyerarşik bir örgüt bağı ispat edilememiş. Bu nedenle müvekkilimin suç örgütü üyeliğiyle ilişkilendirilmesi hukuken mümkün değil. İddianamenin 26. sayfasında şüpheli 'ın bir beyanı var. 06.05.2025 tarihli bu beyanda " tüm parasal sistemi kendisi takip etmekte olup bu sistemde nam-ı hesap çalışan kişilere tek tek hesap sorardı" diyor. "Bu şahıslar da kendi haklarına zaman zaman küçük işler yapar, da buna göz yumar" diyor, şüpheli örgütü tanımlarken. Şimdi Ekrem Bey burada söz aldı, sorular sordu bu olaylarla kendisinden bir talimat alıp almadığıyla alakalı ve haberi dahi yoktu. Yani bu AVM'nin varlığından ne seviyede haberdar, bilmiyoruz. Ve bu beyanın burada varlığı, yani iddianamede bir örgütsel bağ için 'ın esas alınan bu beyanı burada yokken ve sözde örgüt faaliyetleri kapsamında her şeye hakimken ve Sayın İmamoğlu bu durumu bilmiyorken; bunun örgüt kapsamında işlenebilen bir faaliyet olduğunu nasıl iddia edebiliyoruz?
Yine iddianamenin 26. sayfasında yer alıyor, 'ın 25 Nisan tarihli ifadesi: "Kardeşim geleceğin cumhurbaşkanına yardım etmekten niye geri duruyorsunuz?" Ve bu da bu eylemin örgütsel bağlantısını ifade etmek için kullanılıyor. Bu beyana ilişkin detaylı yukarıda izahat yaptık. Öncesinde haber olmuş, sonrasında 'ın ifadesine eklenmiş gibi. Yine anlattık; bu 'e atfedilmişken, şüpheli 25 Nisan'da bunu müvekkile atfediyor. Peki niye bunu söylüyor? Çünkü tutuklu. içeriden çıkmak için böyle şeyler söylüyor. Haber olmuş "" diye; zaten etkin pişmanlıktan faydalanmış. Soruşturmaya nasıl faydası olacak? Adı geçen başka birine bunu yükleyecek. Kim bu? . Peki 'ın avukatı kim? Bu süreçte avukatı Serdar İplikçioğlu. Yani bu bizim iddiamıza göre bu haberleri basına servis eden kişiler. Bu iddia da değil, o gazete haberi yapan kişi kaynağını belli ediyor. Diyor ki: "Bana bu haberi Capacity AVM'nin avukatları verdi, o bilgilendirdi beni." Bu bilgilendirmeyi yapan, yani "Geleceğin cumhurbaşkanına yardım etmekten niye geri duruyorsunuz?" diyen gazetecilere avukat giriyor 'ın ifadesine; diyor ki: "Bunu Ali Rıza'ya yazalım." Ama gazeteye verirken de ’e yazıyor bunu. Böyle bir durumun içindeyiz.
Bu size verdiğim şeylerin linki ve haber başlığı var, sizinle paylaştım. Bu haber, 21 Mart'ta çıkan haber. Biraz iner misiniz? "Ancak AVM sahibi bu teklifi reddedince , Capacity AVM avukatlarını açıkça tehdit ettiği öğrenildi. Atik'in avukata 'geleceğin cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsun' diyerek tehditler savurduğu belirtildi." Linki de paylaştım orada. 21 Mart. Bu haberin tarihi 21 Mart ve dosyada böyle bir beyan yok Sayın Hakim. Şimdi dosyada başka ne var? Dosyada banka kayıtları, para transferi, teknik fizik takip, HTS, suç içerikli iletişim, dijital yazışma, para teslim tutanağı veya kamera görüntüsü yok. Yani müvekkille ilgili bazı veriler, HTS tutanakları somutlaştırılıp bir delil yaratılmamış. Bir banka, müvekkilin mal varlığı incelenmiş. Müvekkilin haberleşme gizliliği belki ihlal edilmiş, yeterli soruşturma için yeterli basit suç şüphesi yokken. Ancak gene bir şey bulunamamış.
Şimdi bilindiği üzere Yargıtay... Ne var peki? Bir takım etkin pişmanlık ifadeleri, sözde müşteki tanık beyanları. Bilindiği üzere Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, özellikle etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen itirafçı sanık beyanlarının, husumetli müşteki anlatımlarının, tek başına tanık, gizli tanık beyanlarının mahkumiyet için yeterli olmayacağı, mutlaka başkaca delillerle desteklenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Somut dosyada bu ihtilaflı, husumetli müşteki anlatımları, etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen itirafçı sanık beyanları dışında bir de gizli tanığımız var ama iddianamenin anlatımında yer verilmiyor, sadece var. Eylemlere ilişkin yazılmamış bunlar, bu gizli tanığın beyanları. Doğal olarak yok, aleyhimize karar vermeye yeterli bir delil yok dosyada.
Özellikle belirtmek isteriz ki müşteki, müşteki avukatı veya danışmanı olan tanık anlatımlarında sırayla kimisi duyuma... Bu AVM sahiplerinin pek çoğu duyuma dayalı. Yani "avukatımız dedi" diyor. Toplantıya avukatı gitmiş, avukatı onlara öyle söylemiş, o referansla söylüyor pek çoğu böyle. Yani birebir müvekkille görüşmeden bu iddialarda bulunuyorlar. Dikkatlerinizi buna çekmek istiyoruz. Bu tanık anlatımlarında, sözde müşteki anlatımlarının pek çoğunda avukatlara referans var bu konularda. Yani "ben duydum" demiyor zaten hiçbirisi. Varsayıma dayalı, duyuma dayalı bu beyanların gerçeği değil, idari yaptırımları bertaraf etmeye yönelik kurguya dayandığını göstermektedir bu durum. Şimdi bu beyanlarda bir şey daha var. Bu kişiler Alaatin Kameroğlu veya diğer , bunlar belediyelerle veya dosyada var olan başka kişilerle veya bağımsız kişilerle aralarındaki ihtilafları, yani belediyelerle olan imar ihtilaflarını, dosyada yer alan diğer sanıklarla aralarında devam var olan ihtilafları beyan konusu yapıyorlar.
Mesela biz Eylem 24'te bundan dolayı yargılanıyoruz. Yani Eylem 24 aslında bizim yargılanacağımız bir şey bile değildi. "Benim bununla ilgili bir ihtilafım var, hadi bunu burada gidereyim" dedi. Müvekkil ifade ederken "altlık" diye ifade etti. Yani "hukuki ihtilaflara altlık yapalım" dediler bu dosyayı referans göstermek için. 'ın iki tane beyanı var. Birincisi ecrimisil, idari para cezası diyorlar aslında ecrimisil, kullandığı yerin parası. Devam eden ihtilafa bu yargılamayı altlık yapmaya çalışıyor. İkincisi; gene Eylem 24, ihtilaf konusu mu onu da bilmiyoruz, dava dahi açılmadı. Buradaki... Yani az çok belediyeyle iş, belediye özür dilerim, belediyelerin kapısından girmiş müteahhit bilir. Yani %40'a kadar bir imar işlemi yaparken kamuya bazı alanları terk etmesi gerektiğini bilir. Ona rağmen dosyada beyan olarak geçiriliyor. Peki başkaları yapmıyor mu bunu? Başkaları da yapıyor. Bir 8 milyon dolarlık ihtilafları varmış Kameroğullarıyla Keleşler arasında hafızam beni yanıltmıyorsa. Dosyaya birer ikişer cümle bunları geçiriyorlar. Niye o ihtilaflarda işte burada geçti. Bir de Ekrem Bey'in de adını geçiriyorlar, Sayın İmamoğlu'nun da adını geçirip "Bak karşı taraf bu örgüt dosyasında yargılanıyor, bak karşı taraf böyle bir durumu var" deyip sözüm ona kendilerince mahkemeleri baskı altına almaya çalışıyorlar.
Bu amaçlı dosyaların satır aralarında, sözde müştekilerin, tanıkların satır aralarında beyanlar var Sayın Hakim. Bu şahısların tamamıyla Bakırköy Belediyesi arasında hukuki ihtilaf bulunmaktadır. İdari ve cezai dava süreçleri devam etmektedir. Nitekim yukarıda izah edildiği üzere , , , , , , Selahattin Özgül ve ile bunların şirketlerinde ortak ve veya yönetici olan ismi yazılı şahısların tamamı 2022 yılından beri Bakırköy Belediyesi tarafından imar kirliliğine neden olma suçlaması bakımından haklarında şikayette bulunulmuş ve çeşitli cezai ve idari yargı süreçlerine konu olmuş kişilerdir. Şimdi şunu düşünebiliriz; niye bunlar 'den şikayetçi o zaman? Hayır, bunlar 'den şikayetçi değil sadece. Bunlar önceki belediye başkanından da şikayetçi, mevcut belediye yönetiminden de şikayetçi, sırayla sayıyor "başkan yardımcılarının hepsinden şikayetçiyim" diyor hepsi. Yani şey değil, "E Ali Rıza niye senden şikayetçi oluyorlar, sen bir şey yapmadın mı bu insanlar niye senden şikayetçi oluyor?". E burada savcılık bir şey yapmadığına kanaat getirmiş, yargılanmayan insanlar var, onların da hepsinden şikayetçi. Çünkü dertleri somut maddi gerçeği ortaya çıkarmak veya bir suçun aydınlatılmasına, aydınlığa kavuşmasını sağlamak değil ki. Menfaatlerine dokunan herkes düşmanları.
Önemli bir kısmı ile Bakırköy Belediyesi arasında halihazırda devam eden çok sayıda uyuşmazlık davası bulunmaktadır. Bunların adedini öğrenmek istedik; 32-33’ten fazla. Yani bunlarda pek çok şirket var. Sadece Capacity ile alakalı 20’den fazla dosya var. Bunların grup şirketi işte Uzman İnşaat, Keleş İnşaat, Vesaire İnşaat; bunların belediye ile 30'dan fazla yargılaması var. Söz konusu davaların bir bölümü idari yargıda, bir bölümü ceza mahkemelerinde görülmekte. Bu şahısların aleyhine müşteki veya tanık sıfatıyla vermiş oldukları ifade ve beyanların tarafsızlık, objektiflik unsurları taşımadığı, mevcut husumet ve menfaat çatışması nedeniyle güvenilirliklerinin bulunmadığı net ve açıktır. Zira bu kişilerin kendi yürüyen dava ve soruşturmalarına delil oluşturma, lehlerine sonuç doğurma veya hukuki pozisyonlarını güçlendirme amacıyla hareket etmiş oldukları da izahtan varestedir.
Peki bunu biz nasıl somutlaştırabiliriz? Bu bizim sözlü bir beyanımız. Kendileri paylaştı bu Mart ayında verdikleri katılma talebinin ekinde bir tane İdare Mahkemesi kararı lehlerine sonuçlanmış. Biz kararı değerlendirdik; kararda işte firmaların hisseleri oranında cezaların bölüşülmemesi; yani lehlerine sonuçlanma sebeplerinden biri bu. Bir tanesi işte krokinin çizilmemiş olması; yani esasa ilişkin değil, teknik tarafa ilişkin. Bir diğer husus da şu; 2007 tarihli statik projeden bahsediliyor kararda. Şimdi 2007 tarihli statik projeyi bunlar İdare Mahkemesi'ne ibraz mı ettiler? Hayır, bunlar 2007 tarihli statik projeyi İdare Mahkemesi'ne ibraz etmediler çünkü belediye arşivinde yok. İddia şu: "Belediye arşivinden yok ettiniz siz." İddia bu. Belediye arşivinde yok, doğru. Peki bu nerede olabilir? Kendilerinde olabilir. Bu böyle kaybolacak evrak arasında kaybolacak bir şey değil; 12 blok, 12 demet; arabayla, el arabasıyla taşınacak bir şey. Bunu öyle evrak arasında unutamazsın. Bu onlarda da yok.
Peki nerede olmasını bekleriz? Mühendisler Odası'nda; çünkü onlar tasdik yapıyor, belediyeye öyle geliyor. Mühendisler Odası'nda da yok. Peki başka nerede olmasını bekleriz? İnşaatı denetleyecek bir yapı var ya, yani projeye bakacak, "Bu müteahhit firma bu inşaatı projeye uygun mu yapıyor" diye kontrol edecek yapı denetim firması var. Onlarda da yok. Peki mahkeme neye göre 2007 tarihli statik projeden bahsedebiliyor kararda, gerekçeli kararda? İşte bu davayı kullanarak Sayın Başkan, o karara 2007 tarihli statik proje varmış gibi belirlemeler yazdırabiliyorlar ve amaçları da buydu, amaçlarına da ulaşıyorlar. Hala devam ediyor ihtilaf var. Dolayısıyla adı geçen şahısların aleyhine ileri sürdükleri iddia, ifade ve suçlamaların kurgu niteliğinde olduğu, gerçekle bağdaşmadığı ve mevcut husumet ilişkisi nedeniyle ceza yargılamasında bağımsız ve güvenilir delil olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Bu nedenle söz konusu beyanların delil olarak kabul edilmesi ya da hükme esas alınması da mümkün değildir.
Müvekkil ile arasında biz iddianamede diğer şüphelerden ayrılan, diğer sanıklardan ayrılan şöyle bir durumumuz var; bizim gibi var mı bilmiyorum. Kimi zaman 'e, kimi zaman 'a bağlı örgüt üyesi diyorlar. O resimde, basına da servis edilen resimde 'in altında gözüküyor müvekkil ama iddianame açıklamasında kimi zaman 'a, kimi zaman hiyerarşisinde fiil ve eylem yürüten kişi olarak anlatıyorlar iddianamede müvekkili. Bunun sebebi şu; normalde benzer iddialar işte Boğaziçi İmar ile ilgili, işte o 'in karıştığı vesaire vesaire iddialar, üzerinden iddianameye konu ediliyor. Müvekkili de iddia makamı denerken, kategorize ederken "ya bu buraya girer" diyor. Sonra bakıyorlar benim müvekkilimin ile hiç irtibatı yok, hiçbir diyaloğu yok. E bu böyle olmadı bu nasıl örgüt? Bu adamın örgüt yöneticisiyle irtibatı yok, ilişkisi yok. Biz bunu nasıl yapacağız? Baktılar bir tane daha örgüt yöneticisi var; bu örgüt yöneticisi kendi beyanına göre 2024 yılı içerisinde örgütle bağlarını koparmış. Örgüt olduğunu kabul ediyor, "benim bunlarla bağım kalmadı" diyor kendi beyanı. Yani örgütsel faaliyet, kendi beyanına göre ve iddianameye göre de örgütsel faaliyet göstermediği dönemde müvekkille baz veriyorlar; HTS kayıtları var, bir aradalar. Sebebi de aynı binada çalışıyor olmaları.
Şimdi bu Süleyman, ile kuramadıkları bazlardan, HTS'lerden zaten başka bir şeyle de kuramıyorlar örgütsel bağı; kuramadıkları bağı Ertan ile kuruyorlar bazlardan, HTS'lerden aynı binada çalışıyor diye. 2024 yılında meclis üyesi olmuş Bakırköy'de çünkü; başka bir sebebi yok örgütsel hiyerarşi olduğu için değil. ile kuramadıkları, yani iddianamenin tüm kurgusunda ile kuramadıkları örgütsel ilişkiyi Ertan ile kurabileceklerini düşünerek, çünkü örgütsel ilişkinin delilleri somut delil değil, HTS baz verisi; tüm dosya kapsamında Ertan'ı da işin içine katıyorlar. Ve ben örneğini görmedim, başka varsa beni düzeltirseniz de sevinirim; kimi zaman 'e, kimi zaman 'a bağlı iddianameye göre benim müvekkilim.
Müvekkilin arasında herhangi bir organik bağ, hiyerarşik ilişki, süreklilik arz eden temas veya suç teşkil eden bir irtibat zinciri yoktur. Bu kişiye uzaktan yakından bir bağ bulunduğuna dair tek bir somut delil, iletişim kaydı, tutarlı beyan mevcut değildir. Buna rağmen müvekkilin 'e bağlı bir örgüt yapısı içerisinde faaliyet göstermesi; fiil, fail, delil bağlantısını kurulmadan yapılan soyut, genellemeci bir isnat niteliğindedir. Oysa örgüt üyeliği nitelendirmesi için organik bağ, hiyerarşi, süreklilik ve bilinçli iştirak gibi unsurların somut olgularla ortaya konulması zorunludur. Somut olayda bu unsurların hiçbiri mevcut değildir. İddianamede yer alan ve kamuoyunda çıkar amaçlı suç örgütü şeklinde nitelendirilen sözde yapılanmaya ilişkin anlatımlar ile müvekkilin mesleki, siyasi ve kamusal geçmişi arasında hiçbir örtüşme yoktur.
Müvekkil uzun yıllara dayanan mühendislik kariyeri, teknik kamu görevleri ve şeffaf siyasi faaliyetleri ile bilinen bir kişidir. Deprem güvenliği, imar mevzuatına uygunluk ve kamu yararını önceleyen mesleki bir çizgiye sahiptir. Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet veya yüz kızartıcı isnat bulunmamaktadır. Ve 65 yaşında. Yani bu müvekkilin sabıka kaydı dosyada mevcut; 65 yaşına kadar hiçbir suç işlememiş, 65 yaşından sonra örgütlü suç işlemeye karar vermiş, böyle bir irade ortaya koymuş... İddianame, bunu iddia ediyor. Bu profile sahip bir kişinin, çıkar temelli gizlilik esaslı bir örgüt yapılanmasının parçası olarak gösterilmesi, hayatın olağan akışına ve dosya gerçekliğine aykırıdır. Ceza sorumluluğu soyut çağrışımlarla değil, kişiselleştirilmiş ve somut delillerle kurulabilir.
Öte yandan ile müvekkili arasındaki ilişki, müvekkilin kendisi de ifade etti, yalnızca 2024 yılı yerel seçimlerinden sonra Bakırköy Meclis Üyeliği sıfatından kaynaklanan yüzeysel, kurumsal bir tanışıklık düzeyindedir. Bunun dışında özel, mali veya örgütsel bir bağı yoktur. Ortak faaliyet, talimat ilişkisi, sürekli arz eden temas veya suç teşkil eden bir fiil birlikteliği dosyada bulunmamaktadır. Aynı belediye çatısı altında bulunmuş olmak, örgütsel bağ veya suç iştirakinin göstergesi sayılamaz. Ayrıca ve açıkça belirtmek isteriz ki; 24 Haziran 2024 tarihinde Capacity yönetimine tebligat çıkarılmış. Yapının güvenliğine ilişkin tüm eksiklerin giderilmesi amacıyla gerekli çalışmaların yapılarak Bakırköy Belediyesi'ne sunulması talep edilmiştir. Capacity AVM yönetimine yapılan tüm bildirimlere rağmen herhangi bir cevap alınamaması üzerine Capacity AVM hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 31, 32 ve 42. maddeleri hükümlerine uygun işlemler müvekkilim tarafından değil, Bakırköy Belediyesi'nin ilgili birimlerince tesis edilmiştir. Dolayısıyla konu zaten idare mahkemelerine ve ayrıca imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına intikal etmiş durumdayken AVM'nin ortakları, avukatları ve sözde danışmanları kendi davalarına delil üretmek amacıyla müvekkile iftira atma yoluna gitmişlerdir. Maddi gerçeğin özeti bundan ibarettir.
Şimdi buna bir parantez açmak istiyorum. Kesinleşmiş mahkeme kararı oldu, Danıştay tarafından tasdik edilmiş bir tespit var orada. Tespitin 2 boyutu var. Tutukluluk inceleme sırasında izah etmiştik. 2008 tarihli bir faturayı biz bu tadilatları, biz bu imalatları 2008 yılında yaptık diyelim. 2022 ve 2023 yılında yapı tatil tutanaklarına ilişkin davada ibraz ediyorlar. Yani biz yapı kayıt belgesi aldık ve o kapsamda bu. Çünkü 2018 yılında alıyorlar ilk yapı kayıt belgesini. Doğal olarak bize yapılan işlem kayıt belgesine aykırı diyorlar. Belediye o sırada tespit edemiyor bu faturanın nereden geldiğini. İlk tespitte aleyhlerine sonuçlanıyor belediyenin. Belediye gerekli çalışmayı yapıyor. Yapı tatil tutanağına mı diyorlar? O noktada ortaya çıkıyor o faturanın 2008 yılında yıkımı yapılan imalata ilişkin olduğu. Yani bunlar evrak sunarken "2008'den önce yaptık biz bu imalatı" diye evrak sunarken belediye kayıtlarında 2008'de buranın yıkıldığına ilişkin evrakların ortaya çıkmayacağını ederek sunuyorlar. Ama evrak çıkınca ortaya, gene kaybettiler o davayı.
Peki bu ne gösteriyor bize? İmar kirliliğine sebep olma suçu esasen teknik bir suç. Nasıl teknik? Bir tespit. Eğer sen eski hale getirmezsen burayı, hakkında ceza verilir. Eski hale getirirsen ceza vermediğine yer olmadığına karar verir. Yani ya yıkacak yaptığını, tüm o masrafı, tüm o maliyet, tüm o gelir beklentisini yok edecek ya da hapis cezası alacak. Ve biz kişisel mesleki tecrübelerimde gördüğüm kadarıyla bu yapıların, yani bu imar kirliliğine neden olma suçuna konu yapıların büyüklüğü, verilen cezanın alt sınırdan uzaklaştırması durumunu doğuruyor. Yani buradaki 15.000 metrekarelik bir imar kirliliğinden bahsediyoruz. Alt sınırdan da uzaklaşılacak muhtemelen. Ve bu kişiler ne olarak görüyor? Bunu " yaptı" olarak görüyor. Bundan da kurtulmaya çalışıyorlar. Nasıl kurtulmaya çalışıyorlar? Bu dosyayı, yani bu kadar açık maddi gerçek, somut gerçek bu kadar açık aslında. Biz ilk gün de söylüyorduk, yani biz işte burada şu ifadelerin her birinin çelişkili olduğunu, içlerinde pek çok çelişki olduğunu ifade ettik. Ama biz ilk gün de aynı şeyi söylüyorduk. Biz ilk gün ne söylüyorsak hala aynı şeyi söylüyoruz. Bu, doğruya ve maddi gerçeğe bir karinedir. Bizim söylediklerimizin doğru olduğuna ve maddi gerçeği ifade ettiğine bir karinedir.
Maddi gerçek son derece açıktır. Capacity AVM ortakları, yetkilileri ve avukatları ile danışman sıfatı altında hareket eden kişiler, Bakırköy Belediyesi tarafından 3194 sayılı İmar kanunun 31 ve 32. maddelerine uygun şekilde alınmış yıkım kararını ve aynı kanunun 42. maddesi uyarınca alt sınırdan uygulanan, Savcı Bey hani bu rakamı nasıl bulunduğunu söylüyordu, alt sınırdan uygulanan 197 milyon TL tutarındaki idari para cezasını kabul etmeyerek kanuni yükümlülüklerinden kaçınmak amacıyla tamamen asılsız isnatlarla müvekkile iftirada bulunmuşlardır. Şimdi gözümüze çok geliyor, 197 milyon Türk lirası. 138.000 metrekare yapı, kaçak yapı 20.000 metrekare. Yani düşünürken hani bu konuda, yaparken bu 197 milyonun bu metrekareye bölmek gerekiyor. Çünkü size ibraz ettik, cezalar metrekare birim fiyat üzerinden verildi. 197 milyon çok büyük bir rakam olabilir çünkü imara aykırılık çok büyük. Kaçak yapı çok büyük çünkü. Somut olaya bakıldığında Bakırköy Belediyesi'nin yaptığı işlem silsilesi açıktır. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren İmar Kanunu, Sığınak Yönetmeliği ve Yangın Yönetmeliği başta olmak üzere yapının güvenliğine ilişkin yasal zorunluluklar çerçevesinde idari prosedürler işletilmiştir. İdareye düşen denetim ve gözetim yükümlülüğü yerine getirilmiştir.
Neden bu konuyu tartışıyoruz? Bu önemli olduğu için, çok önemli olduğu için bu yüz doksan iki deprem perdesinin ihmal edilmemesi üzerinden biz bu konuyu hep tartışıyoruz ama burada şöyle bir şey de var müvekkile sorduk kendisi de ifade etti. Burada yangın güvenliğine ilişkin tedbirler de alınmamış. Yani biz itfaiyeden biliyorsunuz Grand Kartal Otel ile ilgili Bolu'da meydana gelen vahim olayda hepimizin çok üzüldüğü benzer bir prosedür var orada da. İtfaiyeye başvuru yapıyorlar. Yangın güvenliğine ilişkin talepte bulunuyorlar. İtfaiye gidiyor bir tespit yapıyor, problemli bir şey var diyor düzeltmek yerine başvurularını geri çekiyorlar. Şimdi bizde bir tespit yapıyor Bakırköy Belediyesi olarak bir tespit yapılıyor ilgili birimler diyor ki sen bu 197 deprem perdesinin bir kısmı asansör işte yangın güvenliğine ilişkin enstrümanlara da tekabül ediyor bunları kaldırdın ya artık yangın güvenliğiyle ilgili de bir problem var. Buna ilişkin de rapor al diyor Belediye yazıyı gönderiyor. Bu da gelmiyor. Hadi itfaiye işte bir iddiası var ya bir parti üzerinden bir siyasi oluşum üzerinden bir örgüt iddiası var.
E Kaymakamlıktan alacağın yazı var senin bir de. Sen bu sığınakları otopark olarak kullanmışsın. Bugün İran Savaşı'ndan sonra sığınak yönetmeliğinde değişiklik yapıldı. Önemli bir şey sığınak da ya. Sen bu sığınakları otopark olarak kullanmaya başlamışsın. Bunun içinde izin yazısı alman gerekiyor Kaymakamlıktan. Yani itfaiyeden veya Bakırköy Belediyesi'nden değil Kaymakamlıktan alman gereken yazıyı da almamışsın. Bu kapsamda Capacity AVM'de denetimler gerçekleştirilmiş, Yıldız Teknik Üniversitesi'nden bilirkişi raporu temin edilmiştir. Encümen kararıyla yıkım kararı alınmış ve 197 milyon TL tutarında idari para cezası uygulanmıştır. Kısacası Bakırköy Belediyesi, Anayasa Mahkemesi'nin yapının güvenliğinden yalnızca malik değil idare de sorumludur yönündeki içtihadının gereğini yerine getirmiştir. Buna karşılık Capacity AVM ortakları, doğrudan üniversitelere başvurmak yerine, piyasada faaliyet gösteren özel bir firmadan, Volkan Mühendislik firmanın adı yerinde hiçbir inceleme yapılmaksızın, ölçüm ve yerinde inceleme yaptırmadan bir hesap raporu hazırlatmış ve bu raporu evrak üzerinde, üniversiteden evrak üzerinde üniversiteden “Hesaplamalar doğrudur” şeklinde tasdik ettirmek suretiyle, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden bir rapor ibraz ediyor bize. Ya bu raporun oluşum süreci bu. Başvuru yapıp İstanbul Teknik Üniversitesi'ne bize bir rapor verin bu konuyla ilgili demiyor. Önce ismen başvuru yapıyor. Bir yansıtabilir misiniz acaba? Aşağı inebilir miyiz?
Önce isterseniz bu kısaca bu haberi ben size izah edeyim niye buraya koyduğumuzu. Şimdi bu haber, 2005 yılından gelen bir haber. Müvekkil ifadesinin bir kısmında dedi ki 2005 yılında Capacity AVM ile ilgili, 2005 yılında buranın çöküşüyle alakalı. Bir de 2020-21-22 yılında otoparkın ruhsatsız olması nedeniyle mühürlendiğini biliyorum herhangi bir vatandaş gibi dedi. Bu 2005 yılında buranın çökmesiyle alakalı bir haber. 27 Şubat 2005 haber tarihi. Şimdi aşağıda da bir tane rapor var biraz aşağı inebilir miyiz? İstanbul Teknik Üniversitesi'nden alınmış rapor. Şimdi zannedebiliriz ki bu bizim itiraz ettiğimiz rapor. Hayır bu bizim itiraz ettiğimiz 2025 tarihli rapor değil. Bu 2005 Mart ayı tarihli rapor. Capacity AVM'nin 2005 yılında inşaatı çöktükten sonra 2005 Mart 3 Mart 2005'te aldığı rapor. Peki bunu kim hazırlamış? Bunu Turgut Öztürk hazırlamış Doçent Doktor… O tarihte Doçent Doktor Turgut Öztürk. Peki bir aşağı inelim. Peki bunun tarihi kaç? 17 Ocak 2025. Peki bunu kim hazırlamış? Profesör Doktor Turgut Öztürk. Unvanı değişmiş 20 yılda da muhtemelen. Peki şeye başvuruyorsunuz, üniversitenin döner sermayesine dilekçe veriyorsunuz, diyorsunuz ki “Bana rapor ver.” Ya buna düşmüş! Başvururken diyor ki bize diyor Turgut Öztürk rapor versin diyor kendi başvuru dilekçesinde.
Bu raporu da Volkan Mühendislik hazırlıyor, Turgut Öztürk tasdik ediyor. Takdirlerinize sunuyorum bu raporun sıhhatini, bu raporun objektifliğini. Söz konusu rapor, üniversite dışında, İnşaat Mühendisi Volkan Yaltıraklı tarafından, gerçekte mevcut olmayan… Bakın bunu biz defaatle söylüyoruz. Biz, kendimiz anlayamadığımız, kendimiz idrak edemediğimizden de söylüyoruz. Gerçekte olmayan var olmayan bir statik proje referansla rapor düzenliyorlar. Siz değerli heyet da soru soruyorsunuz hani bu nasıl oluyor bu diye. Biz de bilmiyoruz nasıl olduğunu. Gerekçeli karara geçmiş şu tarihli statik proje diye. Yok öyle bir proje. Gerçekte mevcut olmayan statik ve betonarme projeler esas alınarak düzenlenmiştir. Nitekim 2005 yılında az önce paylaştığımız haber, Capacity AVM'nin inşaatı devam ederken devrilen iksa kazıkları nedeniyle meydana gelen olay sonrasında da aynı yapıya uygunluk raporu verilmiş olması, aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra aynı yapı hakkında yine aynı isim tarafından hazırlanan statik raporun uygun görülmesi; raporun objektifliği ve teknik güvenilirliği konusunda ciddi tereddütler doğurmaktadır.
Bir başka ifadeyle, yapının daha inşaat aşamasında dahi statik projeye aykırı imal edildiği bilindiği halde verilen uygunluk raporu birlikte değerlendirildiğinde, Capacity AVM tarafından o gün o inşaata uygunluk veren kişilerin verdiği uygunluk raporu hukuki nitelik olarak geçersiz niteliktedir. Bu rapora hiçbir netice bağlanamaz. İddianamede yer dahi verilmemesi gerekiyordu bu rapora. Ve biz her talebimizle tekrarladık: "Gidelim burada bir keşif yapalım, gidelim burayla ilgili bir rapor alalım" diye. İstisnasız her talebimizde biz burayla ilgili keşif yapılması talebinde bulunduk. Müvekkil tahliye talep etmedi; kendi beyan etti savunmasında 2 kere bulunduk. "Gidin burayla ilgili gerçeği ortaya çıkarın" dedik. Tahliye talep etmedik bu beyanlarında.
Öte yandan belediye encümenliği tarafından verilen kararlar, AVM'nin statik dayanımına ilişkin bir değerlendirmeden ziyade, bizzat AVM yönetiminin iskan başvuru sırasında sunduğu onaylı statik projeye aykırı imalat yapılmış olması nedeniyle ve kanunun öngördüğü alt sınırlar, 197.000.000 TL alt sınırlar neticesinde belirlenmiş bir rakamdır. Alt sınırlar gözetilerek tesis edilmiştir. Nitekim karara konu statik projeye aykırılık hususu AVM yönetimi tarafından dahi inkar edilmemekte, fiilen kabul edilmektedir. Bu ne demek? "192 tane deprem perdesini biz yapmadık" diyorlar. Yani "Biz yaptık da siz yapmamışız gibi işlem yaptınız" demiyorlar. "Biz evet yapmadık 192 deprem perdesini" diyorlar. Ayrıca inşaat mühendisi Volkan Yaltıraklı tarafından hazırlanan rapor, müvekkilin detaylarını izah ettiği üzere, tasarım gözetmenliği dikkate alınmaksızın düzenlenmiş. Bu yönüyle de mevzuata açıkça aykırıdır.
Şimdi mevzuata aykırı dedik, gene bu hususu dile getirmemiz gerekiyor. Bu 192 deprem perdesi ile ilgili statik rapor almış olabilirsiniz. Yerinde mevcut değil ama bir statik rapor alabilirsin. Bu, bunu yönetmeliğe uygun hale getirmez. Yani 192 deprem perdesini yapmadın; yönetmeliğe aykırı bir yapı. Güçlendirme dediğimiz şey de bir yerde o zaten. "En azından can güvenliğini sağlayalım, buraya bir güçlendirme projesi yap" dediğimiz şey bu zaten. Ama gene yönetmeliğe aykırı olur senin yapın. Çünkü bunları yapman gerektiği yönetmelikte yazıyor.
Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 1.3 başlıklı maddesi özel konularda tasarım gözetimi ve kontrolünü düzenlemekte; 1.2.3 maddesi ise hangi hallerde tasarım gözetmeni ile çalışılmasının zorunlu olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu kapsamda özellikle çok modlu itme yöntemi ve zaman tanım alanında doğrusal olmayan hesap yöntemleri kullanılarak yapılan deprem hesaplarında tasarım gözetimi zorunludur. Yerinde inceleme yapılmadan ve projeler dahi görülmeden tasdik edilen sözde raporun tasarım gözetmenliği denetimi altında hazırlanmamış olması raporun teknik ve bilimsel güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır.
Gelinen aşamada, dosya kapsamında dinlenen kişilerin tamamına yakını Capacity AVM'nin taşıyıcı perdeleriyle yapılmayan deprem perdelerini yapılmış gibi göstererek, 2007 yılında iskan alınması sürecinde rol alan kişiler ve onların avukatı ile danışmanlarıdır. Müvekkil aleyhinde beyanda bulunan kişilerin ortak özelliği; kendi hukuka aykırı fiillerini perdelemek ve idare mahkemelerinde devam eden davalarıyla imar kirliliği kapsamında yürütülen soruşturmalarda lehlerine delil üretmek amacıyla müvekkil 'e iftira atmaktır. İftira atmaktadırlar. Bu beyanların tamamı bir gerçeği ortaya koymaktan uzak, kişisel sorumluluklarını bertaraf etmeye yönelik niteliktedir.
Rüşvete teşebbüs etmek, maddi ve manevi unsurlar bizim olayımızda oluşmamıştır Sayın Başkanım. Müvekkilin görev tanımı yalnızca teknik uzmanlığı kapsamında; deprem güvenliği, yapı mevzuatı ve imar hukuku uygunluğu yönünden teknik inceleme yapmak ve bu tespitleri ilgili kurumsal birimlere sunmaktan ibaret. Yani başkan yardımcısının görev tanımından bahsediyoruz burada. Tek başına idari karar alma yetkisi hukuken ve fiilen yok. Yani bir direkt işlemle isnat edilen talepleri yerine getirebilecek yetkisi yok. Tek başına idari karar alma yetkisi hukuken ve fiilen mümkün değil. Nihai kararlar belediyenin yetkili idari organları tarafından kanun ve usule uygun şekilde tesis ediliyor. Müvekkil görev süresi boyunca tüm idari birimlerin görüş ve önerileri doğrultusunda hareket etmiş; mesleki prensip gereği ilgili teknik personeli ile birlikte çalışma yürütmüş, vatandaş ile iletişimde şeffaflık ilkesini benimsemiş, kötü niyetli isnat ve imalara mahal vermemek adına makam odasının kapısı dahi görevi boyunca açık tutulmuştur.
Yargılamaya konu edilen süreçlerde hiçbir kişi ile... Şimdi bir görüşmelerden bahsediliyor; bu görüşmelerin hiçbiri kapalı kapılar arkasında, belediye binası dışında değil. Hepsi belediyenin binası içinde müvekkilin makam odasında yapılmış görüşmeler. Müvekkil bunlarla işte Maslak'ta görüşen müvekkil değildir veya işte bilmem ne otelde görüşen müvekkil değildir; görüşmemiş. Sadece makamında görüşmüş ve hiçbirini de davet etmemiş. Kendileri gelmişler; rakibi ise randevu ile, kimisi randevusuzdan çat kapı. Yargılamaya konu edilen süreçlerde hiçbir kişi ile kapalı kapılar ardında, resmi görev ortamı dışında ve baş başa... Bir diğer husus da bu; müvekkil baş başa görüşme yapmamıştır. Hep yanında belediyenin ilgili personelleri var.
Müvekkilin sabıka kaydını gösterdik. Böyle bir suça 65 yaşına kadar dahil olmamış, hiçbir şekilde böyle bir suçla itham dahi edilmemiş bu denli temiz bir insan bugün burada bununla yargılanıyor. Bir diğer husus da burada önemli olduğunu düşündüğümüz şu; Bakırköy Belediye Başkanlığı bünyesinde müvekkilin yönlendirmesiyle şöyle bir karar alındı. Karar şuna istinaden alınan bir karar; deniliyor ki: "Bakırköy Teknik Belediye Başkan Yardımcısı şu derneğe bağış yapmanızı istiyor." Veya deniliyor ki: "Bakırköy Ruhsattan Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısının şöyle bir para talebi var." Bunlar beyaz masadan yazılıyor, başka birimlerden yazılıyor; belediye bunlardan haberdar oluyor. Müvekkilin de bu yönde görüş bildirmesiyle, yani bunu tavsiye etmesi üzerine, bu şekilde yapılan başvuruların hepsi hakkında suç duyurusunda bulunuluyor.
Yani bir kişi, "Ben Bakırköy Belediyesi adına hareket ediyorum, adına sizden para talep ediyorum" dediğinde ve Bakırköy Belediyesi bunu öğrendiğinde, Bakırköy Belediyesi bu konu hakkında şikayette bulunuyor. Bu konu hakkında 20'den fazla yapılmış şikayet var bu ve benzer konu hakkında. Biz bunların hepsini dosyaya ibraz ettik. Sonuç olarak TCK 220 kapsamında örgüt suçunun oluşmadığı açık. Müvekkile isnat edilen suçların maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı ortada. Ayrıca dosyada ileri sürülen örgüt ve rüşvete teşebbüs suçlamaları somut, kesin ve inandırıcı delillerden yoksun. Müvekkilin kamu görevi yürütme biçimi ve toplumsal konumu tüm bunlarla birlikte değerlendirildiğinde örgüt suçlamalarına dayalı bir cezai sorumluluk mümkün değil. Müvekkil rüşvetle yargılanmıyor, rüşvete teşebbüs etmekle yargılanıyor. Cezanın alt sınırı 2 yıl.
Bu 6. sayfada bir sözüm ona müdahale dilekçesi görüyoruz. Bu dilekçede bir anlatım var; bu anlatımda diyor ki ikinci paragraf arasında “Capacity AVM inşaatına yönelik, 30.11.2007 tarihli yapı kullanma izin belgesinin dayanağı, 15.03.2004 tarihli ilk yapı ruhsatı olup akabinde 27.11.2007 tarihli tadilat ruhsatıdır. Dolayısıyla yapı kullanma izin belgesi, 27.11.2007 tarihli tadilat ruhsatıyla onaylanan statik ve mimari projeye uygun olarak verilmiştir." Bu tadilat ruhsatı üzerinde bir tarih yazıyor; bu evrakın 2. sayfasındaki "Diğer Hususlar" bölümüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada diyor ki: "İşbu ruhsat; 2004/1082 sayı ile tasdikli projenin, 2004/1082 sayı ile ruhsatlı ve 2006/1482 sayı ile tasdikli tadilat projesinin —mimari veya statik tadilat demiyor— tadilat projesini 2006/1482 sayı ile ruhsatlı, 2007/4549 sayı ile tadilat artı ilave inşaat projesidir. Alışveriş merkezi artı 4 yıldızlı otel inşaatı vesaire..."
Yani her ne kadar bu şekilde beyan ediyorlarsa da ve beyanlarının dayanağı size ibraz ettiğimiz bu tadilat ruhsatıysa da bu tadilat ruhsatından, bunların statik tadilat projesi yaptığı anlaşılmıyor. Ancak sanki böyle bir anlam çıkıyormuş, statik tadilat projesi varmış gibi beyanda bulunuyorlar; ama teknik olarak böyle bir proje yok ve olması da mümkün değil. Teknik detaylarını müvekkil anlattı. Şimdi devam ediyor, burada diyor ki: "Yukarıda izah edilen hususlar çerçevesinde ekte sunduğumuz belgelerin, sanıkların organize biçimde suni deliller yarattıkları —ki bizim sunduğumuz delillerin hepsi resmi evraktır— irtikap suçunun da işlendiğine yönelik iddialarımızı teşvik edici deliller olduğu hususunun yargılamanın aşamasında dikkate alınmasını saygılarımızla bilvekale arz ve talep ederiz."
Burada 2 tane önemli husus var: Birincisi "irtikap", diğeri "bilvekale". Yani Mehmet Asım İplikçioğlu adına verilen bu dilekçenin Selahattin Özgül adına vekaleten verilmiş olması birinci önemli husus, ikincisi ise irtikap iddiasıdır. Mehmet Asım İplikçioğlu, neden tanık olmasına rağmen müşteki adına vekaleten beyanda bulunuyor? Çünkü CMK 46 ve Avukatlık Kanunu kapsamında; mesleki ve sürekli uğraşları sebebiyle tanıklıktan çekinme amacı taşıyor bizce bu beyan. İkinci olarak; İplikçioğlu bu kurguda, yani rüşvete teşebbüs kurgusunda kamu personeli aleyhine hüküm kurulamayacağını ve hatta soruşturma dahi yapılmaması gerektiğini biliyor. Nereden biliyor? Takdirlerinize sunduğumuz şu habere bakarsanız; Sayın Başkan, bu haberde rüşvete teşebbüs edilmiş bir olay var. Yapılan yargılama neticesinde kamu personeli beraat etmiş, ceza alanlar da olmuş. Mehmet Asım İplikçioğlu hakkında ise bu dosya kapsamında rüşvete aracılık ettiğini ikrar ettiği için "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmiş. Kendisi birinci elden böyle bir yargılamadan geçiyor ve kamu personelleri hakkında rüşvete teşebbüs suçlamasından beraat kararı verildiğini bizzat görüyor. "Bu işin gideceği yer burası, bizim bunu irtikaba sokmamız lazım" diyor ve hâlâ gerçeğe aykırı beyanlarla, dosyada sanki bir statik proje varmış ve irtikap suçu işlenmiş gibi gösteriyor. Bu kabul edilemez. Bu katılma talebinin hukuk dışı 2 amacı vardır; mahkemenin buna riayet etmemesi ve talebin kabul görmemesi gerekir. Bu kişinin burada tanık olarak dinlenmesi gerekiyor Sayın Başkanım.
Tahliye talebimize geçiyorum Sayın Hakim. Müvekkilim hakkında verilen tutuklama kararı; 26 Mart 2025 tarihinde haksız gözaltıyla başlayan ve 30 Nisan 2025 tarihinde verilmiş bir tutuklama kararıdır. Bu tutukluluğun devamına ilişkin verilen kararlar; Ceza Muhakemesi’nin temel ilkeleri, anayasal güvenceler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri bakımından açık bir biçimde hukuka aykırı hale gelmiştir. Tutuklama, istisnai ve geçici nitelikte bir koruma tedbiri olup hiçbir suretle peşin cezalandırma amacına dönüştürülemez. Oysa somut dosyada tutukluluk amacını aşmış; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmayan bir görünüm kazanmış, fiilen yargısız ön infaz niteliğine bürünmüştür. Müvekkil, 26 Nisan 2025 tarihinden bu yana yaklaşık bir senedir tutukludur. İddianamede atılı suçlar ile müvekkilim aleyhine ileri sürülen iddialar incelendiğinde; iddianın dayandırıldığı delillerin doğrudanlık, somutluk ve kişiselleştirme kriterlerini karşılamadığı; aksine büyük ölçüde kanaat, yorum, dolaylı bağlantılar ve duyuma dayalı bilgilere dayandığı görülmektedir. CMK 100 ve 101. maddeleri çerçevesinde aranan 'kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular' standardı müvekkilim yönünden oluşmadığı gibi; müvekkilin ikametgahı sabit iken, yıllardır Bakırköy çevresinde ikamet etmiş olması ve kamuya açık mesleki geçmişi gözetildiğinde, kaçma ve delilleri karartma ihtimali de objektif olarak mevcut değildir. Bu şartlar altında tutuklama tedbirinin devamı bir tedbir olmaktan çıkmış, ölçüsüz bir hak ihlaline dönüşmüştür.
Somut delil yok diyoruz Sayın Başkan. Somut delil diye bize iddianamede söylenen şeyler bir tane ses kaydı, bir değil otuz beş tane de ifade... Ses kaydının muhtevası dosyada yer bulmuş, delil niteliği olmadığını tekrarlıyorum. Müvekkilimin de adının geçmediğini tekrarlıyorum. Bu ses kaydında birbirine 'abi-kardeş' diyen iki insan konuşma yapıyor. Bu konuşma sırasında ile sözüm ona müşteki arasında şöyle bir ifade geçiyor: Sözde müşteki diyor ki 'Ekrem Bey'le görüşeyim, ben bunu halledeyim.' de diyor ki 'Bu konu Ekrem Bey'de değil.' Yani bizim örgüt üyesi olarak yargılandığımız, örgütle irtibatlandırılan bu iddialara konu eylemlerle ilgili; ses kaydı alındığını bilmeyen 'e karşı taraf delil yaratmaya çalışıyor, 'i konuşturmaya çalışıyor. 'Ekrem Bey'le görüşeyim o zaman' diyor, de 'Konu Ekrem Bey'de değil' diyor. Biz de diyoruz ki; bu konu Ekrem Bey'de değil, zaten belediye binasının içinde idari prosedür devam ediyor. Ama buna rağmen Savcılık bu beyanı göz ardı ediyor. Ki delil değil zaten bu ses kaydı; ama burada böyle bir konuşma var. Madem bu ses kaydını iddianameye koydun; müşteki görüşmek istiyor, karşı taraf 'konu onda değil' diyor. Sen bu eylemi nasıl örgütlü bir suç kapsamında kabul ediyorsun?
Neyse, devamında 'Bakırköy Belediyesi adına hareket ediyorum' diyor kendi beyanı. Bu kim peki? Müştekilerden biri olan Selahattin Özgül'ün oğlunun arkadaşı. Öbür müştekiye 'abi' diyor, müşteki ona 'kardeşim' diyor. Birinin alt komşusu, birinin üst komşusu; tanışıyor bu adamlar. Benim müvekkilime ihtiyaçları yok bir şeyler konuşmak için. Müvekkilin yönlendirdiği iddiası bu anlamda haksızdır. Paylaştığım haberde de benzer bir kurgu var, az önce ilettiğim haberdeki kurguda kamu görevlileri o davadan beraat ediyor. Doğal olarak müvekkilin bu ses kaydından veya bu gerçeğe aykırı beyanlardan dolayı aleyhine kuvvetli suç şüphesi olduğu iddiası kabul görecek bir iddia değildir. Müvekkilin tutukluluk devamına bu sebeple karar verilemez. Dosyada aleyhe delil yok. Tutuklama nedenlerinin 'somut olgularla' ortaya konması gerektiğini neden söylüyoruz? Müvekkil 65 yaşında, kaçma şüphesi var mı? Düzeni burada, çocukları burada, bir ismi, bir itibarı var. Üstelik alt sınırı 2 yıl olan rüşvete teşebbüs suçundan kaçacağı mı öngörülüyor?
Tutuklamanın devamı kararlarında hem tutuklama kararı... Yani bu kaçma şüphe anlamında ki; kaçma şüphesini gösteren somut olgular der kanun. Biliyorsunuz kanunun başında da olgular ibaresi yoruma dayalı olarak kullanıldığı için 'deliller' diye değiştirildi. Yani biz bu olguların da aslında daha somut şeyler; yani bir kanaatten ziyade kaçmayı gösterir bir şeyin varlığı olarak yorumlamamız gerektiğini ben şahsen düşünüyorum, böyle olduğunu da iddia ediyorum. Ortada bir kaçacağına dair delil yoksa, maddi bir şey yoksa, kaçmayacağını düşünmemiz lazım demek ki. Doğal olarak dosyada da müvekkilin kaçacağına dair herhangi bir somut olgu, delil hiçbir şey bulunmadıysa müvekkilin kaçmasından da burada bahsedilemez.
Peki delilleri karartma ihtimali var mı müvekkilin acaba? Ya delilleri biz ibraz ediyoruz sürekli. Yani dosyada somut gerçeği ortaya çıkarmak için en çok mücadele eden biziz. Tüm delilleri ilgili kurumlardan buluyoruz, açık kaynaklardan ulaşabildiğimiz şeylere ulaşıyoruz somut gerçek ortaya çıksın diye. Zaten delillerin pek çoğu idari kurumlarda. E AVM orada biz ona... yani ne yapabiliriz? AVM'ye ne yapabiliriz biz? Somut delil orada AVM duruyor, biz buna nasıl müdahale edeceğiz? E beyanlar girmiş, bu insanlar bizim baskı, cebir, tehdit... öyle bir pozisyonumuz yok bizim, böyle bir imkanımız yok bu kişilere karşı. Bu kişiler 'garip gureba' tırnak içinde söyleyeyim, garip gureba mı yani; nasıl ben baskı kuracağım bu adamlara?
Katalog suçlardan değil zaten, bunu şundan söylüyorum; tutuklama gerekçesine katalog suç yazıldı bize isnat edilen şey. Hayır, katalog suç değil. Hal böyleyken artık tutukluluk süresinin ölçüsüz ve ön infaz niteliğinde olduğu açık. Müvekkil yaklaşık bir yıldır özgürlüğünden yoksun. Dosyanın niteliği ve mevcut delil durumu dikkate alındığında bu süre makul sınırları aşmış, tutuklama tedbiri fiilen ön infaza görünümüne bürünmüştür. Tutukluluğun devamı artık yargılamayı güvence altına almak amacını değil, cezalandırma sonucunu doğurmaktadır. Bu hal hukuk devleti ilkesinin özüne aykırıdır. Üstelik müvekkile soruşturma kapsamında isnat edilen suçlar iki eylemle sınırlı olup bu eylemler kapsamında; rüşvet suçuna teşebbüs ve çıkar amaçlı örgüt üyeliği suçlamasıyla müvekkil yargılanmakta. Buna karşın bir yıl tutuklu bu suçlardan. Asla kabul etmiyoruz, tabii ki böyle bir şey yok. Bu iddiaların hepsi hayal ürünü, bu iddiaların hepsi kurgu. Ancak bunların alt sınırı iki yıl. Olası bir cezanın bir yıl beş ayın altında olması halinde biz lehine hükümleri tartışacağız burada. İşte alternatif tedbirleri tartışacağız. Doğal olarak bu suçlar nedeniyle müvekkilin halen tutuklu yargılanması hukuka aykırı.
Müvekkilin yaşı zaten birden fazla kez söyledik; 65. Sağlık durum, illa halihazırda bir sağlık problemi olması tabii ki tutukluluk için göz önünde bulundurmanız gereken bir şey ama altmış beş yaşında bir insanın tutuklu yargılanması zaten sağlık durumuna doğrudan etki edecek bir şey. Yani altmış beş yaşında ve tutukluysan zaten çıktıktan sonra, tahliye olduktan sonra, cezan infaz edildikten sonra mağduriyet yaşayacaksın hayatınla ilgili. Ve beraat etme ihtimali kuvvetli benim müvekkilimin. Tüm bunlarla beraber Sayın Hakim, olayı size detaylı bir şekilde anlattık. Müvekkilin bu olayların hiçbirinde kusuru, kastı, ihmali, cezalandırılabilir bir eylemi bulunmadığı açık. Olay tarihinde müvekkil belediye başkan yardımcısı. Görevi; koordinasyon, dosya takibi ve ilgili birimlerden bilgi almak ve karar yetkisi olan kurul ve komisyonlara konuyu, evrakları iletmekten ibaret. Ancak tek başına ruhsat verme -ki ruhsat birimiyle de alakası yok, başka bir belediye birimi, müvekkile bağlı olmayan bir belediye birimi ruhsat- ceza kesme, encümen yerine karar alma, mühürleme veya yıkım kararı verme yetkisi de yok. Tek başına karar veren kişi gibi göstermek hem fiilen hem hukuken hatalı ve yanlıştır.
Dosyada adı geçen kişiler, resmi görevli değiller. Müvekkilin emrinde çalışan personel değiller. Müvekkil adına hareket ettiklerine dair sözlü, yazılı veya resmi hiçbir görevlendirme yoktur. Üçüncü kişilerin kendi söz ve davranışları doğrudan müvekkile yükletiliyor. Yine dosyada yer alan idari para cezası ve belediye işlemleri şahsi karar değil; kurumsal süreçlerin, teknik değerlendirmelerin ve encümen mekanizmasının ürünüdür. İdari kararların varlığı otomatik olarak rüşvet suçunun delili sayılamaz. Yani kimse "Burada bir para cezası kesilmiş, bu aleyhine bir delildir" diyemez. Eğer bu durum idari bir işlem olarak görülüyorsa, bunun yolu idari yargıdır; ceza mahkemesi değil.
Sayın Heyet; ifade veren müşteki tarafın avukatlarının ve danışmanlarının bu süreçte yüksek para cezalarıyla, ruhsat sorunlarıyla ve ekonomik menfaat kaygılarıyla karşı karşıya olduğu sabittir. Böyle bir tabloda verilen beyanların tamamen tarafsız ve menfaatten uzak tanıklık gibi değerlendirilmesi mümkün değildir. Üstelik yapılanın hukuka aykırı olduğu kendi beyanlarıyla sabittir. Yani bu ne demek? "Yapı kayıt belgesi alıyorum, inşaatım ve yapım imar mevzuatına aykırı, harcını yatırıyorum ve yapı kayıt belgesi alıyorum" demektir. Bu sorunu iki kez yaşıyorlar; yapısal sorunun olduğu zaten sabittir. Sayın Heyet; ceza yargılamasında kanaat değil delil konuşur, şüphe değil ispat konuşur, varsayım değil gerçek konuşur. Bu nedenle, müvekkilim hakkında yüklenen suçların kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilememiş olması karşısında; öncelikle tahliyesini, akabinde her halukarda beraatine karar verilmesini saygıyla talep ediyoruz. Adaletinize güveniyoruz.
Sayın Başkan, bir müzekkere cevabıyla ilgili talepte bulunmuştuk. Söz sırası bizdeyken onu da kısaca beyan etmek istiyorum. Müvekkil hakkında 'ndan yazılan müzekkere ile soruşturma dosyası hakkında bilgi istendi. Sayın heyetiniz tarafından rüşvet ve irtikap suçlarından yargılandığına yönelik müzekkere cevabı verildi. Ancak müvekkil rüşvete teşebbüs suçundan yargılanıyor. Hala bir ek savunma vesaire gibi prosedür de işletilmedi. Biz talepte bulunduk çünkü 'nın yaptığı işleme dayalı idari dava açacağız. Bu konuda talebimiz hakkında bir karar verilerek düzeltilmesini talep ediyoruz. Dosyada talebimiz mevcuttur. Takdir mahkemenin.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.