Savunma

Cevat Kaya Savunması

Kendi savunması·Cevat Kaya·12 Mayıs 2026 · Kaynak

Cevat Bey, sizde de yine aynı şekilde örgüt üyeliği iddiası var. Eylem planı yok. Savunmanız hazırsa buyurun.

Sayın Başkanım, kıymetli heyet, kıymetli savcımız; bizler, uzun zamandır ticaret yaptığımız için, böyle mutabakat yapamadığımız sorunlu alışkanlıklar olduğu zaman en sonunda deriz ki; "Yanlış hesap Bağdat'tan döner." Şu hesapları yeniden bir görelim; ne zaman başladık, bugüne kadar ne aldık, ne verdik? O yüzden şu anda Bağdat'ta olduğumuzu düşünüyorum. Bu hesabı birlikte inşallah çözeceğiz Sayın Başkanım. Sizler Türk milleti adına yargılama yapan yargıçlarsınız. Öncelikli olarak iddianameyi, yani bunu da söylemek istemezdim ama gerçekten ortada anlamsız bir iddianame ve anlamsız bir tutuklama süreci olduğu için, bunu da sizin vicdanınıza havale ediyorum.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

26 Nisan 2025 sabaha karşı ikametgâh adresimden, yani resmi konutumdan, bir şafak operasyonuyla —artık adı öyle oldu— yani sabah saat 5'lerde falan kapım şiddetli bir şekilde çalınarak uyandım. Gelen polis memurlarını saygılı bir şekilde hiç bekletmeden, anında, "5 dakika bekle, 10 dakika bekle" yapmadan iki katlı evimden alt kata inerek kapıyı açtım ve salona kendilerini buyur ettim. Kendilerine oturma alanında çay, kahve, su vesaire ikram ettim. Konu İBB kapsamında denildi. "Peki," dedim, "benimle alakalı nedir? Ben İBB'de çalışan değilim, İBB'de bir iş yapmıyorum, alt yapıcı değilim, üst yapıcı değilim. Benimle alakalı olan konu nedir?" diye sorduğumda bana, "Gidelim, gittiğimiz yerde öğrenirsiniz," dediler. Daha önce başıma gelmediği için bağlı bulunduğumuz karakola falan gideceğiz ve oradan da bir ifade verip geri döneriz diye düşündüm.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Fakat işin şekli daha sonra değişti. Hastane kontrolü vesaire derken Vatan Emniyet'e gittik. Alt kata girdik, orada sağımda solumda iki polis memuru vardı. Ben de orada oturuyorum. O ara polis memuru telefonunu karıştırırken, "48 kişi toplamda," dedi. Ben de kulak misafiri oldum. "Ne 48 kişisi?" dedim. "İşte bugünkü gözaltılar," dedi. "Nerede o insanlar?" dedim. "Bak önünde böyle dizilmişler, hepsi ayakta bekliyorlar," dedi. Orada teslim alıyorlar vesaire. Ben dedim ki; "Bunların hiçbirini tanımıyorum." Eğer bu bir operasyonsa, örgütse, yolsuzluksa veya başka bir şeyse, bu 48 kişinin içinden benim de tanıdıklarımın çıkması, ortak bir şeylerin olması lazım diye düşündüm. Ama nitekim tabii böyle bir şeyi kimseyle paylaşmıyorum. 4 gün boyunca Vatan Emniyet'te kaldım Sayın Başkanım. Vallahi bilmiyorum.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bizler sanayici olarak işe birini alırken, mesleği mühendisse sorarız: "Sen mühendis olmuşsun ama nerelerde çalıştın? Ne yaptın? İşletmenin içine girdin mi? İşletmenin tozunu yuttun mu? Yemekhaneye giriyor musun? Yemekhanede insanların şartlarını görüyor musun? Fabrikanın içinde çalışan insanların çalışma şartlarını gidip görüyor musun? Aynı şartlarda sen çalışabilir miyim?" şeklinde sorular soruyoruz ve onlardan devamlı bu işleri denetlemelerini istiyoruz. Şimdi ben de şunu söylemeye çalışıyorum: Sizlerin tabii ki görevleriniz var, mesleğiniz var; bunları yapıyorsunuz. Ceza hakimisiniz, savcımız ceza savcısı. Ama bu insanların tutulduğu Vatan Emniyet'teki yerleri mesela hiç gidip görme imkânınız, şansınız veya böyle bir niyetiniz var mı bilmiyorum. "Bu insanları biz oraya gönderiyoruz ama burası nasıl bir yerdir, ne oluyor burada?" diye biliyor musunuz? Çünkü bizler size bağlıyız. Şu anda ben sizin kontrolünüzdeyim. "Oturun," diyorsunuz oturuyoruz, "kalkın," diyorsunuz kalkıyoruz, "aşağı inin," diyorsunuz iniyoruz, "yukarı çıkın," diyorsunuz çıkıyoruz.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Dolayısıyla çok kötü koşullar vardı orada. Yerler toz ve pislik içerisindeydi. Ben polis memuruna "Bana bir süpürge ver, hiç olmazsa şu ön tarafımı bir süpüreyim," dedim. Yok, süpürge bile vermedi bana. Yerde muşambadan yapılmış yatak gibi bir şey vardı, onun üzerinde idare ettim. Sabah o demir panolardan içeri su veya bir sandviç sokuluyor. Sandviç içinde mayonez, sapsarı bir kaşar peyniri... Zaten içi yenmiyor, kabuğunu zorla sıyırıp işte suyuyla beraber öğünü geçiştirmeye çalışıyoruz. Orada 3 gece geçirdik. 4. gün zaten adliyeye geldik. Adliyenin aşağısı da zaten ayrı bir macera. Sonra 7. kata çıktık; orası da insanların özgürlüğünü elinden almak için bekleyen bir yer, benim tabirimle öyle.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Tutuklama şartları şu anda önümüzde duruyor Sayın Başkanım, Sayın Savcı. Ben Savcı Bey'e hangi ifadeyi vermişsem, Sulh Ceza'daki hakime de aynı ifadeyi verdim. İkincisi, Sulh Ceza Hakimi ile Savcı Bey'in ifadeleri de aynı; bugün yazdıkları iddianame de aynı, üzerine hiçbir şey konmamış. Ama ben 13 aydır işimden, ailemden, her şeyimden mahrum ve yoksun bir durumda cezaevinde tutuluyorum. Neden Sayın Başkanım? Siz söylüyorsunuz; eylemim yok. 'na doğrudan bağlı örgüt üyesiymişim. Peki, ne yaptım ben mesela? ile direkt ona bağlı örgüt üyesi olabilecek ne yaptım? Hangi eylemde bulundum? Nerede yanlış yaptım? Nerede onunla birlikte hareket ettim? Veya o bana bir talimat göndermiş mi, göndermemiş mi? Ben ona bir talimat vermiş miyim? Veya onun verdiği talimatlarla gidip herhangi bir ilçe belediyesinde, herhangi bir milletvekiliyle, herhangi bir yerde bir iş bitirip ihale mi aldım, ihale mi verdim? Oradan para kazanıp para mı getirdim, sisteme mi koydum? Veya işte "sistem" dediniz de şablonu bana bir göstersenize, neyse.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Ben büyük işler yaptım; bunları da anlatacağım size Sayın Başkanım. Ama gerçekten 2,5 aydır buraya gelip gidiyorum. Sizleri de bu arada çok dikkatli dinliyorum; hareketlerinizi, az da olsa konuşmalarınızı dikkatlice takip ediyorum. Bu arada çok da gözlemciyimdir. Çok insanla görüştüğümüz, işçi çalıştırdığımız ve yurt dışında 3.000 kişiyi yönettiğimiz için —ki içinde Rus'u, Kazak'ı, Tatar'ı, Özbek'i vardı— onları bir arada yönetmek biraz maharet istiyor Sayın Başkanım. Dediğim gibi, beni hiçbir neden yokken gelip evimden aldılar, Vatan Emniyet'e götürdüler. 3 gecemi orada geçirttiler. 4. gün akşamı, 29 Nisan 2025 tarihinde tutuklattılar ve doğrudan Silivri Cezaevi 9 No'luya götürdüler. Tabii bu süreç benim için çok farklı ve hiç ummadığım bir süreçti. Beklemediğim bir şeydi; çünkü bir şey yaparken "Ben bunu yapıyorum ama karşımda da bak bununla böyle bir karşılaşma imkanı vardır," diyerek göz ardı etmezsiniz. Bizi içeriye, koğuşa koydular. Sonra hemen bir revire gitmek istedim. "Bana bir sakinleştirici ilaç verin, kendimi rahatlatmak için biraz kullanayım," dedim. Öyle bir şeye başladım, iyi de geldi; beni biraz sakin tuttu.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bu süreç bugün itibarıyla, Sayın Başkanım, 13 ay oldu. 26 Mayıs olursa bu işler bitmiş olacak. Ama ay ve gün olarak tabii aylar farklı oluyor. Neyse, çok önemli değil; zaten içeride bayağı alacağım birikti, onu bir gün aşağı bir gün yukarı çok fark etmez. Tabii bu süreç içerisinde ben kendimi bildiğim için polis memurlarına, "Telefonunuz," dediklerinde çıkardım verdim. "Şifresi budur," dedim. Kapattı, açtı, incelemesini yaptı. "Buyurun," dedim. Çünkü düşündüğüm tek şey şuydu: Telefonumu vermezsem kötü niyetli bir savcı veya polisin karşısına çıkıp, "Sen telefonunu vermiyorsun, demek ki sende bir şey var," diyerek beni yokuşa sürmesini istemedim. Bu yüzden telefonumu da her şeyimi de teslim ettim. Bugün geldiğimiz noktada, telefonumun dışında ellerinde hiçbir şey yok. Var mı başka? Ne var bekleyen telefonumda? Yani beni buralara kadar getiren, 380 gündür beni burada tutsak eden telefonda ne var?

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bu arada Sayın Başkanım, "48 kişi" dedim ama bunlar zaman içerisinde 405-410 kişiye ulaştı; tutuklu veya tutuksuz. Bunların içinde tanıdığım insanlar kısıtlıdır. Bir tanesi eniştem , diğeri Hakan Bey; yani böyle senede bir kere de görmüş olsam 1-2 kişi var, başka da kimse yok. Onlarla da burada tanıştık; çok iyi insanlar gerçekten. Tek bir faydası belki bu oldu; burada güzel insanlarla tanıştık. Peki, bu mesajlarda ne var? Bana bu süreci yaşatan nedir? Yıl 2022 olabilir. Bir arkadaşım geldi —bunlar hep eş dost işleri olur ya Sayın Başkanım— ben bir iş adamıyım, sosyal bir konumum var, bir yandan da akraba bağım var. Bize gelip, "Şöyle olsa şu olur mu, şunu yapabilir misin?" diye soruyorlar. Bunların 100 tanesinden 90'ına, "Biz bu işlere karışmıyoruz," diyoruz. Çünkü bu ciddi bir konu, yanlış anlaşılma olur vesaire diye aile içerisinde söz birliği yapmış durumdayız.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

2021-2022 yıllarında bir arkadaşım geldi. "Habipler tarafında büyük bir arazim var, Yavuz Sultan Selim yoluna yakın," dedi. "Ben buranın planını hazırlayayım, İSPARK'a vereyim, İSPARK işletsin," dedi. Ben iş adamıyım; eğer her iki taraf için de menfaatli, trafiğe de faydası olacak mantıklı bir şeyse "Tamam," dedim. Talep edilen şey sadece "Bana bir görüşme ayarlar mısın, gidip konuşayım" konusudur. Ben de bunu 'a —ki kendisiyle çok samimiyetim yok— ilettim. Son 10 yılda 3 cenazemiz oldu, kendisi bu cenazelerde Ekrem Başkanımızın yanında gelen biridir. Oradan telefonumuzu aldılar, bir merhabamız oldu. "Ertan Bey bir toplantı ayarlasın, siz gidip konuşun," dedim. Mevzu bu. Ertan Bey bu konuyla alakalı bana dönüş yapmadı. Ben de kendisine yazdım; "Bir konuyla alakalı dönüş yapmadınız," diye. Mesaj burada kaldı, zaten o da cevap vermedi. Sonra ben unuttum; yurt dışına gidiyorum, ihracatımız var, başka işlerimiz var. Böyle bir olay gündeme gelince avukatıma "Bir baksana ne oldu?" dedim. Meğer bunlar bir zaman sonra İSPARK ile görüşmüşler, şartlar uymamış ve konu kapanmış. Sonra iddianamenin bir yerinde "Bu arazi bana ait," deniyor; altına da "O araziyi ben kiraladım," diye yazılmış. Malum kişi de bir beyan vermiş, orada da kendisinin kiraladığını söylemiş. Böyle saçma sapan bir senaryo işte. Neticede mesajın bir tanesi bu; bu yerle vesaireyle benim hiçbir alakam yok. Sadece insanlık için, insaniyet yapsınlar diye. Başka bir şey yok.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Ne zaman olmuş? 2022 veya 2023 diyelim. Sonra bir mesaj daha; bu da 2023 yılına tekabül ediyor. Yani senede bir tane. Sayın Başkanım, şunu açıklıkla söylemek istiyorum: Eğer o tarihten sonra ile başka bir mesajım olsaydı, onu da iddianameye yazarlardı. Madem ben Ertan Bey ile beraber iş takibi yapıyorum, o tarihten sonra ne benim ona attığım bir mesaj var ne de onun bana yazdığı bir mesaj. Başka bir konuyla alakalı da bir iletişim yok. Öyle değil midir?

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Sonra başka bir konu; sanırım 2023'ün sonlarıydı. Fabrikaya gidiyorum, sabah kapıda biri bekliyor. Topkapı tarafında bir büfesi varmış. Geliyor, "Biz buradan 4 aile geçiniyoruz. Burası yıktırılacakmış, süresi dolmuş. Kontratın uzatılması lazım. Bize yardımcı ol, destek ol; mağdur olacağız," diyor. 1 gün böyle, 2 gün böyle, 3 gün böyle... 4. gün yine toplandık. "Kardeş," dedi, "Murat Bey (Yazıcı) var, Emlak Daire Başkanı." Ben kendisini tanımıyorum, Kaan Bey'i falan da tanımıyorum; Murat Bey ile de zaten burada tanıştım. "Murat Bey var, ona bir söylersen belki olur," dedi. "Zaten mahkeme sona gelmiş, içeride malzemelerimiz var. Bize 6 ay - 1 sene yasal bir süre versinler, biz de mağdur olmayalım," diye rica etti. Ben de Murat Bey'e yazdım; "Böyle böyle bir durum var, yasal bir şeyler yapılabilir mi?" diye. O da bana cevap vermedi. Verseydi zaten orada yazardı Sayın Başkanım. "Cevat Bey, sen Ekrem Bey'in dayısısın; gel tabii, sen dersen yapmaz mıyız?" falan demedi. Bu da öylece kaldı. İfademde de söyledim: Bunlarda ne var? Ben yazmışım, karşı taraf cevap vermemiş; ne önemi var? Ki yazdıklarımda da bir şey yok.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bundan başka ne vardı? Biz tekstil ve kumaş üretiyoruz Sayın Başkanım. Müşterilere malı peşin veya 30, 60, 90, 120, 180 gün vadeli satıyoruz. Uzun vadeli satışlarda çek alıyoruz; kısa vadeli olanlarda ise günü geldiğinde firma bize havale yapıyor. Merter'de yıllardır çalıştığım bir firma var; kumaş satıyoruz, yüklü de bir alacağımız birikti. 2-3 aydır ödeme alamıyordum. "Çek ver," diyorum "yok" diyor; "şunu yap," diyorum "yok" diyor. Bir gün beni Eyüp'te bir kafeye çağırdı. Gittim; "Bak Cevat," dedi, "ben sana zarar vermek istemiyorum." Zaten kendisini de savcılığa davet edip ifadesini almışlar, benden aldığı kumaşların faturalarını istemişler; o da getirmiş. Konkordato almayı planladığını söyledi. "15 yıldır Beylikdüzü Belediyesi'ne et ürünleri satıyorum," dedi. Göktürk'te büyük bir hayvan çiftliği ve kesim alanı var; internete "Sütçü Yusuf" diye yazarsanız görürsünüz. "Oradan alacağım var ama paramı ödemiyorlar," dedi. Allah'tan ödememişler ki o parayı en azından kurtarmış olduk. Biliyorsunuz, belediye daha evvel kimdeydi, şimdi kimde... O adamı oraya ben götürmedim ki; daha önceki yönetim döneminde çalışmaya başlamışlar zaten. Ben de "Bir bakayım," dedim. Şirkete gidip durumu anlattım. Dediler ki; "Noterden hem belediyeyle hem firmayla akit yapalım, oradaki alacağını bize temlik etsin." Gittik, belediye de "Tamam," dedi. Notere gidildi, alacaklı firma alacağını bize temlik etti; bu evraklar, noter sözleşmesi, tahsilat makbuzları hepsi size sunuldu. Konu bu kadar. Biz o paramızı alana kadar —madem dayıyım falan— paramı hemen vermediler; 6. ayda başladık, ertesi yılın Nisan-Mayıs aylarında ancak bitirebildik. Bugün piyasada %50-60 faiz var; düşünün ne kadar paramız çöpe gitti.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bir diğer konu; ben Türkiye Futbol Federasyonu'nda (TFF) başkan vekiliydim. Mehmet Emin Birpınar da başkanımızdır, bilirsiniz. Güzel çalışmalara başlıyordu. Federasyona toplantıya gidip gelirken bir gün yoğun yağmur yağmış, yol tıkalı, arabalar zor geçiyor. Bayağı bekledim. Yanımda da federasyona getirdiğim yabancı bir misafir var. Hatta "Orada 'nın ne işi var, bunu buradan çıkarın," diye talimat bile verilmiş. Orada dediler ki; "Burası Şile Belediyesi'ne bağlı değil, İBB'nin sorumluluğunda." İyi de ben vatandaş değil miyim Sayın Başkanım? Yol bozuk; rica edeceğim, yapsınlar. Cevat Bey'in bununla ne alakası var? Yol bakımdan Ayhan Bey diye biri varmış, ona mesaj attım: "Ayhan Bey, burada bir mağduriyet var, ben de geçemedim, şunu yapın," dedim. Bunu da dosyaya eklemişler. Ne yapacaktım yani? Bu suç mu Sayın Başkanım? Başka ne var? İşe alınma, alınmama, adam koyma... İşe adam koyarak ben ne gelir elde edebilirim? Benim işim İBB'ye adam koymak mıdır? Binde bir denk gelir; "Bakın, işinize yararsa değerlendirin," dersiniz, insanidir. Mevzu bu.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bir de "zenginleşme" meselesi. 2021-2025 arası aşırı zenginleştiğimi iddia ediyorlar. Ama altında bir dayanak var mı? Yok. "Zenginleştin" diyorsan altına bir şey koy; nereden aldım, ne yaptım? Mesela, iyi ki Allah korumuş beni. İstanbul'da Beylikdüzü bölgesinden gidip 50-100 tane daire satın almak benim için zor bir şey değil. %20 peşin verip kalanını 60 ay vade yapsam, "Al sana senetler, çekler" desem alırım. Basit bir şey.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Allah korumuş beni. Yoksa vallahi buradan herhalde müebbet almadan dışarı çıkamazdım; yani öyle bir durum. Zenginleşmişim... Evet efendim, biz zaten zenginiz. Zaten zengindik, zaten varlıklıyız; Allah'a çok şükür. Bu tabii insana göre değişir; siz de birine göre zenginsiniz. Bu göreceli bir konu ama bunların hepsi bu dünyada kalacak, biz bu dünyadan bir şey götürmeyeceğiz. Tek götürecek olduğumuz şey kul hakkıdır. Kul hakkı yemek çok tehlikeli bir şey Sayın Başkan.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Burada bir 'yı 380 gün dört duvar arasında hücreye tıkıp, orada bir fare gibi, kedi gibi —ne düşünürseniz düşünün— bekletmek çok tehlikeli bir şey. Bunun hakkı çok büyüktür. Bilmiyorum, hani birileri belki bir fetva da verebilir; "Siz görevinizi yapıyorsunuz, ben şüphelendim ve içeri attım kardeşim," diye düşünebilirsiniz ama öyle değil o iş. O iş, önünüzde yazan kâğıt bunu gerektiriyor mu, gerektirmiyor mu? O, oradadır; oradan bellidir Sayın Başkanım. Kusura bakmıyorsunuz değil mi Sayın Başkanım? Ben 380 gündür boynumda iple beraber dört duvarın içinde bugünü bekliyorum, sabrediyorum yani. Bugüne geleyim de bir şeyleri anlatayım diye bekliyorum. Normalde bir sıralama yapıldı; ben "sıfır eylemli" bir insanım ama tutukluyum. Sıfır eylem... Benim ilk başta ifade vermem lazımdı; hak olan buydu Sayın Başkanım. Bir başkası şunu yapmış, bunu yapmış... 10 kişinin önüne onu alıyorsunuz, adamın ifadesi pazartesiye bile kalmadı. Belki o zaman ben ifademi verseydim, siz beni görünce ikna olacaktınız ve bırakacaktınız. Belki ben burada fazladan 25 gün bu hapishanede yaşamayacaktım Sayın Başkanım. Yanlış mı?

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Şimdi Sayın Başkanım, babam Fehmi Kaya 1934 doğumlu. 1955 ile 1960 yılı arası İstanbul'da Kocamustafapaşa'da atkı dokumacılığı yapmak için gurbete çıktı. Rahmetli annemle evlendi, evlendikten 3 5 ay sonra gurbete çıktı. Biz Trabzon Çarşıbaşı'nın Kovanlı köyü var, sahilden 12 kilometre yukarıda. Bilmiyorum Karadeniz'e gittiniz mi hiç? Oraları biliyor musunuz? Bilemiyorum. Yani yayla görünüyor, yarım saatte yaylaya çıkıyoruz diyorum, dağın eteği. O şart koşullarında evlerine gittikleri zaman bir tane kaşıkları vardı sayın başkanım tahta kaşık. Bir kaşıkla bir annem yiyormuş, bir kendi yiyormuş. Burada 5 yıl, 2 yıl gitmeden, daha evlenmiş 2 yılı gitmeden 2 yıl gurbet yapıp tekrar gidip tekrar gelip; yani masraf olmasın, yol parası şu parası bu parası deyip hayata adımlarını atıyor. Anneciğim de köyde o eski köy evlerinden, evin altında inek besleyerek, peştamal dokuyarak bizim yerli, yerel şeyler var peştamal keşanlar var Karadeniz'de kullanılan, tabii şimdi artık bu yeni şeyler çıkınca onların modası geçti daha kullanılmıyor. Onları, onları dokuyor annem de. O da onun geliriyle evi geçindiriyor; hatta para da biriktiriyor. Babama yardımcı olmak için para da biriktiriyor.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

1960 yılında ihtilal oluyor. İhtilal olunca tabii bunları kendi anlatıyor babam. İhtilal olunca Menderes ihtilali, moralimiz bozuldu oğlum diyor; döndük geldik. Ne yapacağız? İlçede peştamalclığa başlıyor babam. Bunun peştamal yapması için ne lazım? Boya, iplik. Bu nerede satılıyor? İstanbul'da. Nerede satılıyor? Sümerbank'ta. Buralardan gelip mal alıp, Mahmutpaşa'dan, Tarakçılar'dan mal alıp Çarşıbaşı'na getirip annemin evde dokuduğu peştamalı başka evlere fason dağıtarak aynı şekilde yani 50 hane, 70 hane, 100 hane diyeyim sayın başkanım; dağıtarak peştamal keşancılığa başlıyor. O 27 par, yani 27 köy derler bizim orada; bütün yani aşağı yukarı %60'ını evleri kendine bağlıyor babam. Bütün Karadeniz sahillerinin, hani Çorum'undan, Sinop'undan, Merzifon'undan gel bu tarafa Erzurum işte Gümüşhane, Kelkit oralara kadar dağıtım yapıyor. Neyle? Mercedes arabası yok, kamyon da yok; o gün şartlarında ne bulmuşsa malları toparlayıp getirip herkese dağıtıyor.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

İşte hani bugün şimdi şeyler yapıyorlar ya; aslında bir yenilik yok dünyada, eski işlerin modernize edilmiş hali var. Şöyle; şimdi Migros atıyorum, Carrefour vesaire filan büyük raflar yapıyor, diyor ki: "gel" diyor "Pınar ol" diyor "buraya kumaşını koy" diyor, "haftada bir gel kontrol et" diyor "satılanın parasını al, yerine yenisini koy git." Babam bunu o zaman yapıyormuş. İnsanlara dağıtıyor peştamalını keşanını, "sende dursun emanet." 15 gün sonra tekrar gidiyor yine malla beraber, satılanın parasını alıyor yerine yenisini koyup geri geliyor. Şimdi bu işler böyle devam ederken tabii babam Allah razı olsun ileri görüşlü, gerçekten yani böyle böyle değil yani.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Tabii biz köyde, ben köyde doğdum. En son sevgili kardeşim Dilek'e kadar herkes köyde doğdu, biz 10 kardeşiz tek anne. 9 kardeş olarak Trabzon'a göçtük. Göçerken de öyle değil yani, babam Trabzon'un merkezinde eski Rumlardan kalma ahşap bir bahçeli ev satın alıyor. Bizi öyle getiriyor. Sene 1972. Tabii aradan 10 sene geçmiş, 60'ta geliyor ticaretine başlıyor ve o zaman sürecinde parasını alıyor ve artık hamleler başlıyor. Biz köyden artık, babam böyle der ben de tavukları kümeste bıraktım da çıktım "burada yaşanmaz" dedi "durulmaz" dedi, "yani iş yok güç yok işte ticaret vesaire filan." Sonra Trabzon'un merkezi var, Semerciler Caddesi, Kemeraltı denen bölge var; bunu şöyle tarif edebilirim size; hani her şehrin bir önemli caddeleri var, İstanbul'un Mahmutpaşa'sı gibi diye şey yapalım; oradan bir tane dükkan satın alıyor. Ağabeyim de o vakitler 13-14 yaşlarında filan. Ben de ilkokula filan gidiyorum. O dükkanı ağabeyime bırakıyor. "Sen" diyor "gece okuyacaksın" -gece liseleri var o zaman- "gece okuyacaksın gündüz mağazada çalışacaksın." Babam yine peştamal işine devam ettiriyor.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Devam ediyoruz. Sonra tabii bizler ufak ufak çalışmaya gidiyoruz. Sabah okula gidiyorum, mağazaya geliyorum, müşterilerle ilgileniyorum; ticaretin içindeyiz. Derken ticareti, kazanmayı, işi ve halkı tanıyoruz. Derken mağaza sayımız 3'e çıkıyor. Artık orada toparlanınca ve peştemal işi yavaş yavaş modasını kaybedip kadınların kullanımı azalmaya başlayınca bir değişim sürecine giriyoruz. Babam diyor ki —bu arada 1980 yılına geliyoruz— "Ben İstanbul'a gidip ipliği satın alıp Trabzon'a getiriyorum. Şimdi oraya gideceğiz, iplikçilik yapacağız; bu ipliği orada biz satmaya başlayacağız." Babam ve 2 arkadaşı ortak bir şirket kuruyorlar: Anadolu İplik Şirketi. Tarakçılar'da Nasır Han vardır Mercan'da. Oraya geliyorlar, bir yazıhane tutuyorlar. 1984 yılı civarıydı; "Belli bir yerlere geldik, artık herkes kendi işine baksın," diyerek ortaklığı bitirdiler. Aslında çoğunu babam oraya götürmüştü; sonra herkes ayrıldı. Biz de babamla yalnız başına başladık. 1985 yılının sonlarına doğru babam bana, "Trabzon'daki mağazaların birini kapatın, sen gel," dedi. Ben de yanına geldim ve onunla beraber çalışmaya başladım. 1990'da bir askerlik sürecim oldu, sonra döndüm. Bu arada bütün mağazaları kapattık.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Küçük kardeşim Ali —o da şu anda tutuklu Sayın Başkanım— maalesef o da tutuklu. Şimdi diyeceksiniz ki; "Bu sizin hakkınız..." Ama sizlerin de kardeşleri var değil mi? Allah sağlık, sıhhat versin. Bir iftiracı bayanı aldırıp bir şeyler attırmak; sonra o bayanın "Ben vicdan azabı çekiyorum, görmeden attım," deyip dönmesi; sonra suçun şeklini değiştirmek; sonra dosyayı Türkiye'de dolaştırmak... "Ben bakmıyorum, o bakıyor; o bakmaz, bu bakmaz," deyip en son Yargıtay'a yollanması... Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkanım?

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Trabzon'daki ticari hayatlarımızı bitiriyoruz buraya tamamen geliyoruz ve burada işlerimize devam ediyoruz Sayın Başkanım. Oradaki gayrimenkullerimizin hepsini, yani dükkanları kiraya veriyoruz ve hepsi de durmaktadır billahi. Biz bu süreçten geçerken, hiçbir orada yaptığımız işlerden hiçbir şey kaybetmedik. Üstüne uygun olduğu zaman, denk geldiği zaman ilavelerini yaptık. Çünkü bizim onlar bizim için çok kıymetli varlıklar Sayın Başkanım. Yani onların paha biçilmez, köyündeki yerlerin paha biçilmez. Burası İstanbul, Türkiye her şey olabilir bir gece zengin yatarsın, sabah fakir kalkarsın ama dersin ki; "Sokakta yatmak, benim evim var orada köyüm var." Gideriz o köyündeki evinde yaşarsın hayatına göre devam ettirirsin. O yüzden babam hep söylerdi “Oğlum, onlar bizim sigortamızdır” Sayın Başkanım. İşte bu Mahmutpaşa tarafında ofis işte orada çalışırken sonra tabii Merter olayları ortaya çıkıyor. Merter'de yeni bir oluşum başlıyor, tekstilciler oralara doğru akmaya başlıyor. Biz de babama diyoruz ki 92 senesi filan tabii o zaman şahıs şirketleri yapıyoruz işte Babam yapıyor, Fehmi Kaya yapıyor, kapatıyor ondan sonra kapatıyor. Babama "Öyle olmaz biz bir kurumsal bir şeye geçmemiz lazım artık" yani şeyde de görürseniz benim yazıyor 1988 yılı Bağ-Kur sigorta girişi Bağ-Kur girişi. Emekli oldum 20 bin lira maaş alıyorum o kadar hizmetten sonra devlete vergi öde onu öde bunu öde 20 bin lira maaş alıyorum.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

"Olmaz" dedim 1992 yılında şirketleşme şeyine başladık Merter'e taşındık ve orada bir tane büyük bir depo satın aldık. Daha henüz imalat yapmıyoruz, üretim yapmıyoruz sadece hazır alıp satıyoruz. Sonra ben bu iplik fabrikasını… Ana bizim şeyimiz iplik. Ben dedim bu fabrikayı kuracağım. Buna da sebep ne oldu derseniz bana Sayın Başkanım? Mahmut Çalık Bey var Malatyalı. Bir televizyonda gördüm bir amca vefat etmiş Ahmet Çalık Bey'in babası bilirsiniz. Ben kör yüklü iplik alıyorum kendisinden Sanko'dan, Abdulkadir Bey'den. Herkese teminat mektubu alır, ipotek alır, tapu alır veresiye malı öyle verir. Ben kağıt imzalarım o kağıdı da şeye gönderecek depoya gönderecek kendi imzası da olacak depoda yükleme yapacak yoksa oradan mal çıkmaz. Ben öyle alırdım kendisinden. Mahmut Amca'yla beraber ne dersen konuşurken bir gün "Benim Hacı abi iplik alıyoruz 30 lira" dedi kilosuna. "Ya" dedim "Hacı abi biraz indirim yap." "Zarar ediyorum, zarar ediyorum." "Ya" dedim "Hacı abi ne zarar ediyorsun? 10 lira pamuk 30 lira iplik yani bir kilo iplik satıyorsun üç kilo pamuk alıyorsun." Yani normalde bunun dünya standardında o zaman tabii çok kâr ediyor sektör de çok para kazanıyor. Bir kilo iplik sattığın zaman iki kilo pamuk alabiliyorsa çok müthiş kâr. "Zarar ediyor, zarar ediyor." "Tamam Hacı abi zarar ediyorsan." "Neyse" ben dedim "Ben fabrika kuracağım." Babamla beraber başladık Çorlu'ya gelmeye hafta sonları. Buradaki Velimeşe'de ilk bir 40 dönüm yer aldım gittik babamla beraber aldık sonra yanları satıldı 120 dönüme kadar getirdik orayı. Projeyi yapmaya başladım aylık 500 ton şeyiyle sonra bir Mahmut amcanın yanına gittim yani "Ya sen" dedi "iplik fabrikasını kuruyorsun?" dedi. "Hacı abi evet kuruyorum." "Ya" dedi "sen boyahane kur, boyahane dedi boyahane daha kârlı." Şimdi boyahane kursam yine bana iplik satacak. Onun için öyle başladık. 97-98 yılında o zamanın en son teknolojisiyle iplik fabrikasını kurdum Sayın Başkanım.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Yani makineyi bilmem tanımam şey yapmam ama yani yaptım yani. Hatta o zamanlar bir arkadaşımız Hakan Bey de burada o zamanlar kendisi televizyonculuk yapıyordu geldi daha o zaman böyle yaşlarımız çok küçük bende kaç yaşındayım 26-27 yaşındayım yani bir video çekmiş şimdi ben arada videolara bakıyorum böyle çocuk gibi yani düşün. Sadece makinelere 30 milyon dolar para verdim Sayın Başkanım. Ben 2 yıllık leasing almayı planlarken Allah yani yardım edecek bazen ki istikametin doğru oldu mu Cenabı Allah yardım ediyor Sayın Başkanım. Oturuyorum bir gün Merter'de İktisat Bankası gelmek istiyor dedi bana bizim sekreter hanım "Gelsin" dedim geldi ondan Allah razı olsun. Dedi "Buyur müdürüm ne oldu?" "Ya" dedi "sen bu makineleri nasıl alacaksın?" dedi. "Ya" ben dedim "24 aylık leasingle alacağım." "Ya" dedi "olmaz ki öyle" dedi. "Ne olur?" dedim. "5 yıllık Hermes kredisi var" dedi. "Makineler ne demen?" dedi dedim "Alman." "5 yıllık Hermes kredisi var" dedi "sen ondan al" dedi "bunun" dedi "maliyeti de ucuz" dedi "hiç" dedi "öyle o leasing mizink olmaz bu iş" dedi. "Altı ayda bir ödeme vesaire işte %15 peşin şudur budur falan teminatla şu bu falan." "Tamam" bu sefer ben Hermes'i araştırmaya başladım. Yanına Garanti Bankası eklendi, Yapı Kredi Bankası eklendi onlar da tabii o zaman daha büyük banka ben şimdi diyorum ki büyük bankaya gideyim ki yarın öbür gün yağmur yağar, kar yağar çünkü banka işi biraz tehlikeli. İktisat Bankası "Benden sana yol gösterdim beni sattın" dedi.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Gittim Yapı Kredi Bankası'na. Çalıştık, kurduk. Bankasından falan çok üzüldüm ve bu krediyi aldım, fabrikaya kurduk, çalışmaya başladık. Fabrikam hâlâ duruyor, Allah'a çok şükür. Şimdi böyle devam ederken 2003 ve hani bunu anlatayım Sayın Başkanım, hani 2014'te başladı belediyeciliğe, başkan oldu, oradan ailesi zenginleşti vesaire filan hani bir senaryo var ya, orası için yani şey yapıyorum bunu. Sonra Özbekistan'da bir yatırım yapmaya, bir iplik alıp satmaya başladık orada. Sonra baktım orada maliyetler düşük filan, orada bir yatırım yaptım. 10 sene, yaklaşık 28 milyon dolar oraya direkt öz sermaye yatırım yaptım. Orası da duruyor şu anda. Biraz sorunlarımız var. Biz tıkanıklıklar... Mülkiler bilirsiniz, bu konu hakkında Sayın Cumhurbaşkanımıza 3-5 sefer de mektup yazdım yani. Türk iş adamı olarak yurt dışında yatırım yapmak için hep böyle davet ediliyor filan, biz de burada bizim atavatanımız, biz kardeş ülke işte vesaire filan dedik ama orada bizi zorluyorlar, bize sıkıntılar yaratıyorlar filan diye. Şimdi oradan bir dönüş gelmedi yani bize.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Neticede yıl 2025, 13 ayımız da geçti. Bugün 2026 yılının Mayıs ayının sonlarına yaklaşıyoruz Sayın Başkanım. Benim yani o söylemlere hiçbir geçmişim olmaz. Ha denir ki: "Hayır , sen yeni bir iş yaparken, yeni bir tarla alırken, bir yatırım bir gayrimenkul alırken savcılığa da mektup yazacaksın. Ben şu binayı, şu yeri, şu tarlayı alıyorum." deyip bildirirseniz ama öyle bir pazardan sonra. Hani sorun yok. Biz zaten hesabımızı vergi dairesine, gelirlere devamlı veriyoruz. İhracatçı firma olduğumuz için biz devamlı hesap veriyoruz. Arıyorlar, diyorlar ki: "Şu yılın, şu ayı, şu firma dekontları, cari ekstresi vesaire filan bize getirin." diyorlar. Biz de hazırlıyoruz, getiriyoruz. Kontrol ediyor, eksik bir şey varsa diyor "Bunları da getir." diyor, vesaire oluyor. "Ya teşekkür ederim." diyor ya da diyor "Burada yanlış yapmışsın, bunu düzelt." diyor.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Öyle yani devamlı denetimdeyiz zaten yani. Denetimiz bizim denetimimiz onlar. Ben iş adamıyım, üretim yapıyorum. Vergi dairesine bağlıyım, SSK'ya bağlıyım, gelir idaresine bağlıyım. Ben İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bağlı değilim ki. Bir yerden bana haksız para da gelmedi. Benim hesaplarım gayet bellidir. Şirketinden 'ya gider, 'dan şirketime gider. Yani benim param, alırım istediğimi yaparım yani. Kendim kazanıyorum, kredi alırım başka bir şey alırım. Yani sadece eğer ben kanuni yükümlülüklerimi yerine getirmiyorsam... Devlete olan vergi borcumu, size takdim ettim belki görmüşsünüzdür. Bak beni 13 aydır içerideyim ama SSK borcumu ödüyorum tıkır tıkır. Vergi borcumu ödüyorum tıkır tıkır. 13 aydır buradayım, banka kapımda sıraya giren bankacıdır. "Siz bu iş düzelmeden biz iş yapamayız." deyip geri zamanı gelmemiş kredileri geri aldılar. Ben birikimlerimi bozdum, sattım. Şimdi 3 kat zarardayım. Çeklerini de gönderdim size Sayın Başkanım. Var mı 40 yıllık firmada yani yazılmış çek var? Benim sicilim o. Benim kimlik belgem o. Eğer orada varsa bir yamukluk, o zaman hepimizin sicili o. Sizlerin dahi, başkanlıkta çalışan personellerin dahi CV'sini istiyoruz işe almadan önce. Bakıyoruz; 10 yılda kaç tane iş değişmiş, bir yerde en fazla kaç yıl çalışmış?

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Şimdi Sayın Başkanım, biz de tabii şey olunca, avukatım bana şimdi şey yapıyordur kızıyordur, onun verdiği şeyleri çok biraz da şey yaptım, uzattım bazı şeylerini konularını ama aslında sizlerle beraber ben de bunları biraz hatırlatmış oldum gerçekten. Yoksa yani bunlar aklımda bile değildi yani. Zaten içeride duvara baka baka her şeyi de unuttuk yani. Konuşmayı da unuttuk. Geliyoruz buraya şimdi sosyal bir şeyler oluyor, ortam oluyor. Ama gerçekten kötü bir his. Cuma, cumartesi, pazar günleri hiç geçmiyor Sayın Başkanım. Ben farklı şeyler de vardı sizlere karşı söylemem gereken, onlara şey yapmama gerek yok. Bizler sohbeti tadında bırakalım Sayın Başkanım. Ben üzgünüm, yani çok üzgünüm. Böyle bir olay bana yaşatıldığı için çok üzgünüm Sayın Başkanım. Ben bu ülkeye yatırım yapmış, elini taşın altına koymuş, 40 yıldır milyon dolarlarca SSK primi ödemiş, vergi primi ödemiş, 1 kuruş borcu olmayan, işçisinin parasını zamanında ödeyen, herkesi mutlu eden, ihracat yapan, bu ülkeye döviz kazandıran ve bana devletimiz yeşil pasaport verdi. Bu bir eleştiri değil, eleştiri de değil aslında ama söylemek istiyorum. Bundan 10 yıl önce böyle problemimiz yoktu. Bize vize veriyordu, bak alıyorum geçiyorum önemli değildi. Ben şeye Almanya'ya giderdim, bana 5 yıl verirdi. Problem yoktu ama o kriterlere uyduğum için bana yeşil pasaport vermiş. Ama bugün bu ülkede bir vize problemi var. Çoğu arkadaşlarımız, o kriterleri tutturamayan arkadaşlarımız...

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Çünkü orada planlama yapacaklar. Ben hapishanedeyim. Ne oldu? Satışlarımız düştü, tahsilatlarımız düştü, işçi sayımız azaldı. Diğer taraftan ekonomik kayıplar oldu, 13 aydır canımız kafeste; burada gözlerinizin içine bakıyoruz. Acaba Başkan bizi bırakacak mı diye. 15-21 gün itiraz süreçleri, aylık SEGBİS'ler... 'Acaba bırakırlar mı?' diye her SEGBİS gününü gün gün saydık. İddianame çıktı; okudum, mahkeme başkanı beni tanzipte bırakır dedim. Bugün savcılıkta ne dediysem, sulh cezada ne dediysem şimdi de size konunun özünü anlattım. Ortada somut bir şey yok. Ortada olan tek bir şey var; 380 gündür ben cezaevindeyim.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Toparlamak istiyorum Sayın Başkanım; az çok tahmin ediyorsunuzdur. Çünkü sizler için sözün en önemlisi, söylenmeden anlaşılanıdır. Anlaşılmayacak sözü söylemenin bir manası yoktur. Sorumluluğunuz gerçekten çok büyük; çünkü kul hakkı çok önemli bir şeydir Sayın Başkanım. Yapabilirsiniz ya da yapamazsınız ben bilemiyorum ama gerçekten çok samimi söylüyorum: iyi bir iş insanıyımdır, sözüm geçer, lafım paradır; itibar edilirim, güvenilirim. Kimseye yamuğum olmaz. Ben o koltukta olsam bunların hepsini bırakırım. Başıma ne gelecekse gelsin. Babam geçen mayıs ayının başlarında gelmeye başladı yanıma. Başını dik tut dedi ama bana en son telefon konuşmasında. Benim daha ne kadar vaktim kaldı ki dedi. Ben bu kadar uzun süreceğini tahmin edemedim dedi. Babam 94 yaşında sayın Başkan. Cezam varsa söyleyin sayın başkan. Eğer kamu kurumlarına zarar vermişsem, on katını ödeyeceğim. 'Cevat, sen çevreye zarar vermişsin, kamu yararı için şu miktarı ödeyeceksin' derseniz, o zararı ben ödeyeceğim. İşin sahibi benim, kendi paramı ödeyeceğim. Kimseyi dolandırmayacağım; kamuyu zarara sokup da o parayı öyle getirmeyeceğim.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Ama artık geldi geçti. Hani bizde bir söz vardır; 'Bu hamur daha çok su kaldırmaz' Sayın Başkanım. Bizlerde böyle şeyler olmaz. Bizler, en büyüğümüzden en küçüğümüze kadar bu ahlakla ve bu şartlarda yetişmiş kardeşleriz. Bir aile olarak şerefim ve namusum üzerine size temin ediyorum: Her türlü hesabı, her yerde ve her zaman vermeye hazırız. Ama böyle değil. Hesap veremezsem tamam, gereğini yapın. Suç varsa ceza vardır Sayın Başkanım, doğru mu? Ama burada ceza var, suç yok; bu nasıl olacak? Böyle bir şey olur mu? Benim şu anda sizden ne farkım var? Siz buradan kalkıp evinize gidiyorsunuz, ben ise hücreye gidiyorum.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Sizlere çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun. Sayın Savcım, siz de sağ olun. Eğer yanlış bir söz söylemişsem kusura bakmayın. Dinlediğiniz için teşekkür ederim; sorularınız varsa memnuniyetle cevaplayabilirim Sayın Başkanım.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bir de HTS kayıtları konusu var. Sekiz kişiyle, altı kişiyle bir kere. Yani burada adam bana telefonunu vermişti, ben ona telefonunu vermiştim herhalde çaldırıyoruz ya karşılıklı. İki kere bir kişiyle, üç kere bir kişiyle, beş yıl içinde. Yani ben bunu koymam ya Sayın Başkanım ya. Ya bu yani topluyorum hariç 13 kişi 14 kişi baz kayıt... Şey baz baz zaten öyle bir şey yok da bazlar cazdır ya da watsaptır onlardan öyle hiçbir şey yok bizde dosyamızda. 14 kişi, bir kişi Sayın Ekrem Başkan, 13 kişi onun dışındakileri 30 kez aranmışım bölüyorum iki kişi çıkıyor. İki görüşme çıkıyor ya beş senede iki görüşme. Ya benim cenazemiz oldu şeyimiz oldu köyümüze geldik gittiler adamlar yedirdik içirdik misafir ettik bayramda geldiler öyle. geliyor kız kardeşim geliyor. Mezarlarımız var, köyümüz var. Biz bayramlarda her bayram köyümüze gideriz. Biz mezarlıklarımızda bırakmayız, her ay gideriz. Gelmişlerdir orada tanışmışızdır merhaba demişizdir insanların telefonunu almışızdır ya bunlarla ben nasıl ben bunlarla bir iş yaptım iş yapabilirim onlar? Nasıl ben bunlardan zenginleştim ben? Ya da nasıl böyle bir düşünebilir? Sayın Başkan ya? Çok teşekkür ediyorum sağ olun bitmiştir.

Ekrem İmamoğlu'nun Kayınbiraderi

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.