Savunma

Av. Abuzer Uzun Savunması (Ceyhun Avşar Müdafii) – Gün 12

Müdafi savunması·Ceyhun Avşar·30 Mart 2026 · Kaynak

Ben müvekkile şu hususu sormak istiyorum. 'i tanır mı? 'e "Fatih abi" diyecek bir samimiyeti var mı? Bu hususu bir açıklarsa sevinirim. Memnun olurum.

Ceyhun Avşar Müdafii

Ben Fatih Bey'i tanımam, görmüşlüğüm ve bilmişliğim vardı. Genel belediye toplantılarında, organizasyonlarında. Yani ben şimdi 'in bu iddianame, bakın iddia edilenle konuşuyorum. Ben kendisine "Fatih abi" desem ters ters bakar ya. Tanımıyorum, herhangi bir ilişkim yoktu. Yok yani, ben başka bir şey de eklemek istiyorum.

İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı

Çok basit, cevap da çok basit. Başka soru. Avukat Bey'e söz hakkı verelim. Avukat Ali Rıza Dizer.

Sayın Başkan, bugün hiç soru sorma niyetinde değildim. Ama herkes soracak. Şimdi Sayın Savcı, evet, konulara girince ben bir soru soracağım. Öncelikle arkadaşıma sormak istiyorum. Şimdi bir ihaleye giren bir firma, daha önce hak ediş bedellerini fazla aldığından dolayı kendisi hakkında, yani o firma hakkında kamu davası açılmış veya... Bunu sayın heyet iyi dinlesin çünkü. Kamu davası açılmış veyahut da o hak ediş bedellerini iade etmedi diye tazminat davası açılmış bir firma olduğunu öğrenirseniz, o firmayı ihaleye sokar mısınız?

Bakınız, biz karar vermeyiz buna. Firmaların ihale yasaklılık sorgusu genel sistem üzerinden yapılıyor. Buna Kamu İhale Kurumu karar veriyor.

İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı

Bunu açıklayayım da niye sorduğumu. 2014 yılından beri hasbelkader bazı firmaları tanıyorum. Makyol, Köy Hizmetleri'ni perişan etti. Paraları iade etmedi. Hakkında kamu davası açıldı. Kalyon, benim Kalyon. Keleş, ev aldığım yer. Sırasıyla onları soracağım. Çünkü Sayın Savcı buna dikkat etmiyor. Daha evvel devleti dolandırmış, hâlâ İstanbul Belediyesi tarafından Makyol'a açılan dava 2014'ten beri devam ediyor. O Köy Hizmetleri'ndekiler, ölenlerin olduğu, ailelerini kaybedenler oldu. Bu firmalar gene de giriyorlar. Bunların bilinmesi lazım. Teşekkür ederim. “Öncelikle müvekkilin beyanlarına katılıyorum. Şimdi biz bu davada, inanın ki Sayın Savcımızın bahsettiği, sabahtan beri bahsettiği ve parça parça sunduğu algılarla, algılarla uğraşıyoruz davanın başından beri. Tabii o tarihte dosya kapsamında kısıtlılık kararı olduğu için bizim de göremediğimiz birçok şey vardı. Kısıtlılık kararı kalktıktan sonra görebildiğimiz kadarıyla, bir evrak yığınıyla karşı karşıyayız ya, görebildiğimiz kadarıyla evrakları gördük.

Şimdi Sayın Savcım dosyaya soru olarak hazırlıklı gelmiş, soru olarak soruları hazır ama içerik olarak, içerik olarak bihaber. Çünkü mesela diyor ki müvekkilim: 'Müvekkil ihale yetkilisi.' Müvekkile diyor ki: 'İhale komisyonu başkanı' diyor. Sayın Savcım diyor ki: 'Bak' diyor, 'Şeyin' diyor, 'Böyle bir dilekçesi var' diyor, 'Bu sisteme 25’inde girmiş' diyor. Önce bunu söylüyor, biz hani bize refere ediyor olayı. Diyor ki: 'Avukatların var, sistemden bunları görüyor, baksınlar' diyor. İşte ben orada refere edilen insan olarak da şu cevabı veriyorum: 'Sistemden baktım, gözükmüyor.'

Refere ben olduğum için söylüyorum. Yani bu iş bana refere edildiği için söylüyorum. Gözükmediğini de size, bu bahsi geçen o günkü o dilekçelerin gözükmediğini de biraz sonra... Bakın nın havale tarihleriyle, şahsın kendi dilekçesindeki beyanlarıyla burada bir çelişki olduğunu, burada ortaya böyle içinden çıkılmaz bir çelişki çıktığını size göstereceğim. Şimdi efendim, öncelikle biz bu aşamada deliller ortaya konuluyor, yeni yeni konulmaya başladı. Bu deliller neler? Tanık beyanları. Şu aşamada biz delillerin de ilk aşamasındayız; tanık beyanı. Bu dosyanın iki tane boyutu var. Bir tane boyutu rüşvet boyutu, bir tane boyutu ihaleye fesat karıştırma boyutu. Şimdi benim müvekkilimin tutuklandığı suç; tutuklandığı suç, ihaleye fesat karıştırma ve örgüt. Ama benim müvekkile dava açılan suç, iddianameye dönüşen kısım neyse sadece ihaleye fesat karıştırma. Benim müvekkil bu dosyanın savcılara göre, Sayın Savcım, savcılara göre içinde yok, rüşvetin içinde yok. Rüşvet kısmında benim müvekkil dahil değil. Yok orada. Savcılık bir delil bulamamış ki yok yani.

Sayın Savcım bugün iddianamenin düzenlendiği bir aşamada, burada bu aşamada bir delil, rüşvetle ilgili bir delil mi buldu ki rüşvet kısmının sorularını benim müvekkilime yöneltiyor? Şimdi bu sorulara cevap vermesi gereken kişiler Sayın Başkanım belli; tarafı olan kişiler bunların hepsi. Bakın rüşvetle ilgili olarak bu dosyada daha garip bir tespit söyleyeceğim size. Ben inanın bu savunmayı yaparken rüşvet kısmına girmeyi hiç aklımın ucundan geçirmedim Savcı Bey sormasa. Çünkü benim alanım değil. Burada rüşvet aldığı iddia edilen ya da rüşvet anlaşması yaptığı iddia edilen taraflar gelecek, sırası gelince tek tek anlatacak bunu. Diyecek ki: 'Evet aldık ya da almadık.' Biz bunları ben de bilmiyorum avukat olarak, de ben bilebilirim bu aşamada, ne siz bilebilirsiniz. Çünkü iki gün sonra burada rüşvet anlaşması yaptığı iddia edilen şahsın gelip buraya 'Aldım' ya da 'Almadım' diyeceğini bilemediğimiz bir ortamda biz rüşvetin nesini konuşacağız?

Ama savcım özellikle tanıklar üzerinden, yani ihbarcılar, itirafçılar üzerinden sorduğu sorular işin rüşvet kısmını ilgilendiriyor. İşin ihaleye fesat karıştırma kısmı ise biraz teknik efendim. Teknik olduğu için bakın ben size bunu anlatırken olabildiğince böyle yani sıradan bir insanın anlayabileceği şekle sokarak anlatacağım. Neden burada kamu zararı olmadığını, neden burada ihaleye fesat karıştırma olmadığını bu şekilde anlatmaya çalışacağım. Şimdi efendim, öncelikle müvekkil 23.05.2025 tarihinde saat 06:00 sıralarında gözaltına alınıyor. Devamında 26.05.2025 tarihinde tutuklanıyor. Biraz önce de söyledim, tutuklandığı suç; ihaleye fesat karıştırma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak. Gelinen aşamada bizim örgütle ilgili iddianamemiz yok ama tutukluluk kararı halen mevcut. Böyle de bir absürt durum var. Yani iddianame yok ortalıkta ama bu tutukluluk kararının kaldırıldığını gösteren bir delil de yok. Yani ek takipsizlik kararı yok vesaire yok. Müvekkil o yüzden hala cezaevinde bu kararın, bu kararın var olmasının sıkıntısını yaşıyor.

Şimdi bu iddianame 3738 sayfadan oluşuyor ve toplamda iddianamenin içerisinde 143 tane eylem anlatılıyor. Müvekkilin ilgili olduğu eylem 140. 140. eylemde müvekkilin adı geçiyor. 140. eylemde iki tane farklı suç var; bir tanesi rüşvet, öbürü ihaleye fesat karıştırma. Biraz önce söyledim; rüşvete müvekkilin adı yok, suçlanmıyor. Müvekkilin üzerine atılan tek suç ihaleye fesat karıştırma. Savcılık diyor ki: 'Bakın efendim iki tane ihale var. Fesat karıştırıldığı iddia edilen iki tane ihale var.' Bu ihaleler neler? Bir tanesi 1.243.475 ihale kayıt numaralı ihale, öbürü de 1.524.796 ihale kayıt numaralı ihale. Savcılık diyor ki: 'Bu ilk ihalede, ilk ihalede kamu zararı oluştu ve bu kamu zararı 690 milyon TL' diyor. İkinci ihale için söylüyorum; ikinci ihalede de fesat karıştırıldığını iddia ediyor ama herhangi bir kamu zararı olmadığını söylüyor.

Aslına bakarsanız bu iki ihale var evet ortada ama tek iş var. Bu iki ihale tek işe ilişkin. Şimdi bu işin adı ne? İşin adı Kirazlı-Halkalı Üniversite Metro Hattı İnşaat, Elektromekanik İşler ile M1 Hattı Elektromekanik Sistemleri Yapım İşi olarak tanımlanıyor. Şartnamelere bakın, ihalelere bakın işin adı bu. Şimdi bu ihalelere fesat karıştırıldığı iddia edilen ihalelere gelinceye kadar bir tarihsel süreçten geçiliyor efendim. Şimdi biz bunu müvekkilin savunması sırasında, müvekkilin perşembe günü savunması alındı, saat 9:00’a kadar sürdü. Biz size de, Sayın Savcım da buradaydı, başka savcımız buradaydı, size de onlara da sunduk bunları dosya halinde. İşte bizim o sunduğumuz savunmaya esas evraklar kısmının ikinci sayfasında yapılacak işin geçirdiği tarihsel süreçlerin tamamı var. Yani biz dosyayı siz tetkik etmek istiyorsanız, bu işi anlamak istiyorsanız o bizim sunduğumuz şeylere bakarsanız tam olarak özetini çıkardık biz burada.

İlk olarak 2017 yılında burası Makyol-İçtaş-Kalyon-Astro ortak girişimi tarafından alınıyor. Ortak girişim alıyor burayı. Yapım aşamasında sahada ciddi bir ilerleme kaydedemiyor Makyol-Kalyon burada. Bunun üzerine 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı bir kararname çıkartıyor. Diyor ki: 'Fiziki ilerlemesi yüzde 15'in altında olan yüklenici firmalara fesih hakkı tanındı' diyor. Bunun üzerine işi alan ortak girişim bu kararnameye dayalı olarak fesih hakkını kullanıyor ve sözleşmeyi bırakıyor. Müvekkil 2023 yılında Raylı Sistemler Daire Başkanı oluyor. O zamana kadar bakın daha öncesinde daire başkanı değildi, daire başkanı oluyor. Duran bu iş için ciddi bir proje revizyonu gerçekleştiriyor ve sadece, bunun adını özellikle 'kaba inşaat' diyorum, sadece kaba inşaat işleri için yeniden ihale yapma kararı alıyor.

İlk olarak iddianameye konu olmayan Dido-Ray'ın aldığı ihale bu efendim. Şimdi süreçte Makyol aldı burayı, işte Kalyon aldı bıraktı. Devamında bu bahsettiğim 2024/169.596 ihale kayıt numaralı ihale yapılıyor. Bu ihalenin 8 milyar 313 milyon 819 bin 488 TL 50 kuruşa bu ihalede fiyat veren Dido-Ray-Akçadağ İş Ortaklığı en avantajlı teklifi sunuyor. Şimdi sonradan yeniden Cumhurbaşkanlığınca bir karara, 2024/7 sayılı tasarruf tedbirlerine dair bir genelge yayınlanıyor. Bu genelge uyarınca idare tarafından bahse konu ihale iptal ediliyor. Dosyanın bilirkişisi, Savcı Bey bu ihaleleri de sordu, dosyanın bilirkişisi lütfen baksın buna ve iddianameyi tanzim eden bu süreci inceliyor. O önceki ihaleyle ilgili olarak Bilirkişi İbrahim Süren tarafından hazırlanan dosyada var Sayın Savcım, Kıymetli Savcım. 25.09.2025 tarihli raporda diyor ki: 'Bu ihale işi için kusur atfedilebilecek bir olgu tespit edilememiştir' diyor. Yani bilirkişi burada bir sorun görmüyor. Zaten dava da buradan açılmıyor, bu ihaleyle ilgili açılan bir dava yok."

Bu işe ilk başladığında, gözaltı olduğunda falan direkt hemen şunu söylediler: "8 milyarlık işi 22 milyara ihale eden adam. 14 milyar TL kamu zararına sebebiyet veren adam." Her yerde manşetler bu şekildeydi. Biz manşetlerin bu olduğunu gördük. Belki de o manşetleri desteklemek adına bugün iddianame kapsamında bize suçlama yöneltilmeyen bir ihalenin tekrar gündeme getirildiğini düşünüyoruz. Şimdi, buradaki bu açıklamaların... Ben ne söylersem söyleyeyim, müvekkilim ne söylerse söylesin bunlar yine yazılacak. Ama tarihe not düşmek adına, artık haykırmak adına şunu söylüyoruz: Bu iki iş aynı iş değil.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bir tanesi, 8 milyarlık olan kaba inşaat işi. Öbür 22 milyarlık olanı müvekkil anlattı; başka hat dahil ediliyor bunun içerisine. Hem kaba inşaat işi var, bakın 8 milyarlık kısım var, hem de elektromekanik sistemler, sinyalizasyon sistemi var. Dedi ya, hatta şu örneği verdi canlı şekilde hatırlarsanız; efendim dedi ki: "Biz bu ikinci ihaleyi yaparken şöyle bir durum ortaya çıktı. Mevcut, eski, biraz önce de söylediği atıl vaziyette bir hattımız vardı. Bu hat devam ederken biz bu hattın işte kalbini, beynini değiştirmek zorundaydık." dedi.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi bak, buradan iki yere geliyoruz. Birincisi; bilirkişi inceledi, bunu da inceledi. Dedi ki bakın savcılık gönderdi sizi, tabi olduğunuz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bunu gönderdi. Dedi ki: "Bu 8 milyarlık hatta bir tane çok meşhur bir bilirkişiniz var; İbrahim Süren. Biraz sonra ona da geleceğim. Ona gönderdi. Dedi ki: "Bu 8 milyarlık işle bu 22 milyarlık iş aynı iş midir?" dedi. Bakın müvekkil size bir tablo sundu, tablo halinde haritada gösterdi bunu. Aynı iş olmadığı o tabloda bakınca belli, şartnamelerin içeriğine bakınca belli, bir sürü ekleme yapıldığı belli. Bu kadar açıkken, bu kadar açık bir duruma karşı İbrahim Süren dedi ki: "Ben aynı iş mi değil mi anlayamıyordum." dedi. Devamında yeni bir bilirkişi raporu alındı ve bu iki işin aynı iş olmadığı... "Aynı iş değil" bunlardır.

Ceyhun Avşar Müdafii

Kim bunu diyen, biliyor musunuz efendim? Ulaştırma Bakanlığı'ndan gelen 5 kişilik uzman bir heyet geldi, onlar inceledi. "Bunların ikisi aynı iş değil." dedi. Yaklaşık maliyetlerini incelerken; "İnceledik, inceledik onu, aynı iş değil." dedi. Ama bakın kamuda, yani dışarıdaki bu basında hâlâ böyle basın marifetiyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor: "8 milyarlık işi 22 milyara ihale eden adam." Ve bilirkişi incelemiş bunu, bunun aynı iş olmadığını söylemiş, "Farklı işler bunlar." demiş. Devamında bunu savcılık iddianameye getirmemiş ama biz bunu dışarıda hâlâ insanlara anlatmakla uğraşıyoruz algılardan dolayı. Ben diyorum ya, biz algılarla mücadele ediyoruz efendim. Bu işin başından beri algılarla mücadele ediyoruz.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi bu işin aynı iş olmadığını açıkladıktan sonra 1.243.475 ihale kayıt numaralı ihale sürecini anlatmak istiyorum efendim. Şimdi bu ihale süreci önemli. Çünkü savcılık bakın bu ihaleyle ilgili bize yönelttiği suçlama ne biliyor musunuz efendim? İhaleye fesat karıştırmak artı 690 milyon TL kamu zararına sebebiyet vermek. Bizim can alıcı ihalemiz bu. Müvekkilin suçlandığı ve mahiyeti itibarıyla de daha ağır ceza gerektiren ihale bu. Bakın bu ihale 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 21/B maddesi uyarınca pazarlık usulüne göre yapılıyor efendim. Pazarlık usulüne göre. Savcı Bey onu da sordu; dedi ki: "Bu ihale neden pazarlık usulü?" Müvekkil gayet güzel bir şekilde, net bir şekilde bunu anlattı. Dedi ki: "Bakın," -bizim - "devam eden mevcut atıl bekleyen bir yer var. Tünellerin bir kısmı açılmış, destekler var. Bu etrafta insanlar için ciddi risk oluşturuyor?" O gün çok uzun anlattı bunu. "Biz ölçümler yaptık." dedi, "Sahada ölçümler yaptık, insanların binalarının çökme tehlikesi var." dedi. "Artı bu işin bir de aciliyeti var." dedi. Devam eden hat boyutuyla ilgili olarak söyledi, Devam eden hat boyutuyla da teknik olarak özellik isteyen işler olduğunu söyledi.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bu işin neden pazarlık usulüyle yapıldığı sorusunun cevabını zaten verdi. Hatta çok da güzel bir örnek verdi; "Bakın," dedi, "10 yıl şu kadar ihale yapılmıştır. Bunların içerisinde halı saha ihalesi var, bunların içerisinde pazarlık usulüyle yapılan ipe sapa gelmez ihaleler var." dedi. "ya bunların içerisinde bir tek bizimki mi pazarlık usulüyle yapmamız sıkıntı oldu?" dedi. Size anlatıyorum; bir beyin ameliyatı yapacağımız, kalp ameliyatı yapacağımız bir hastayı aynı zamanda yürütmek zorundayız. Bunu yapabilecek doktor sayısı kaçtır bu ülkede efendim? Yani biz şöyle mi yapalım o zaman? Yani bizi şikâyet eden firmalardan nalbur var işte; yani söyledim. Nalbura biz buradan davetiye mi gönderelim "gel bu ihaleyi yap" diye? Nalbur mu yapsın bu ihaleyi? 22 milyarlık bu ihaleyi, sinyalizasyondan anlamayan nalbur mu yapsın? Ne yapalım efendim? Zaten sayı belli o yüzden pazarlık usulü, ihalenin niteliğine uygun.

Ceyhun Avşar Müdafii

Sayın Savcım; bu sadece benim açıklamam değil. Bu hususu bilirkişimiz yine inceledi. Dedi ki: "Pazarlık usulü gerekçelerinde yapılmasında herhangi bir sıkıntı yok." dedi. Bu tarihi vererek söyleyeyim, ben öyle "orada var burada var" diye atıf yapmayı sevmiyorum maalesef. 15.04.2025 tarihli bilirkişi raporunun 33. sayfasında -inanın not almamışım yoksa sırasını da söylerdim- "İhalenin pazarlık usulüyle yapılmasının ileri sürülen gerekçelere göre makul olduğu" dedi bilirkişi. da bu ihalenin pazarlık usulü yöntemiyle yapılmış olması nedeniyle dayanağı olarak bir suçlama yöneltmedi. Yok. Önümüzdeki iddianamede pazarlık usulünün neden seçildiğine ilişkin bir eleştiri yok.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi bu pazarlık usulü seçildi ya efendim; 4734 Sayılı Kanun'un 21/B maddesi ne diyor pazarlık usulünde? Biz belirlemiyoruz bunları, kanunu biz belirlemiyoruz. Kanun belli, açık. Algı oluşturmadan buraya bakıldığında zaten her şey net şekilde görünüyor. Diyor ki: "3 firmayı davet edeceksin. 1 tane de geçerli teklif alacaksın. Yaptığın ihale, pazarlık usulü ihaleyse geçerlidir." diyor. Şimdi biz bu ihaleye bakalım. Biraz önce Savcımız onları da sordu, algıları kırmak adına söylüyorum ki kaç tane firma çağırmışız? 6 tane firma çağırılmış. Kim bunlar? Asim Alarko, Yapı Merkezi, Özaltun İnşaat, AKM Yapı, Duygu Taahhüt... Ve şimdi 6... 3 tane firmanın davet edilmesi zorunlu olan yerde siz de sordunuz kıymetli Başkanım; anlamak için sorduğunuzu çok iyi biliyorum. Dediniz ki: "Neden 6 tane çağırdınız?" 3 tane firma zaten kanun; biz 3 tanesini çağırsak kanun bize yeter diyor, burada bir sıkıntı yok diyo. 6 tane çağırmışlar. Dediniz ki siz mesela, "Peki bundan sonra bir ihale daha yapılacak, buna 10 tane çağırmışsınız. Neden arada fark var? Birinde 6 çağırmışsınız, birinde 10 çağırmışsınız." Şimdi müvekkil de onun cevabını şöyle verdi: "Bu ihaleyi ilk yaptığımızda sorunlu olduğumuz, daha doğrusu tahkimlik olduğumuz firmalarla ilgili olarak çağırmayalım bunları diye bir karar aldık." dedi. "O yüzden yapabilecek gerideki adamları topladık, elimizde avucumuzda bunlar kaldı. Bunlar yapabilecektir." dedi. Bu ihalenin mantığı da pazarlık usulünün seçilmesi şeyi de budur efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Devamında kanuna uygun mu diye baktığımızda kanuna birebir uygun olduğunu da görüyoruz. Yani niye seçilmiştir, niye çağrılmıştır? Yetmiyor; şimdi pazarlık usulünün seçilmesini bilirkişi "pazarlık usulü seçilebilir mi" diye inceliyor, yetmiyor efendim. Bakın bilirkişiler inceledi bunu, bir şey daha inceleniyor: Davet gerekçeleri. Yani "Firmayı neden davet ettin?" diyor. Bilirkişi bunu da inceliyor ve sonuçta bu hususta da bir eleştiri getirmiyor. Hatta yine bilirkişi raporuna atıf yaparak söylüyorum; bilirkişi raporunun 36. sayfasında: "Davet edilen firmaların iş tecrübeleri ve birikimlerinin ihale sürecinde beklenen temel ilkeleri sağlamada yeterli olduğu..." Bakın bunu bilirkişi söylüyor efendim. Davet gerekçelerinin makul olduğu, davet edilen firmalarla ilgili takdir hakkının kötüye kullanılmadığı ifade ediliyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bir sorun yok. Bu yöntemi seçmemizde bir sorun yokmuş. Artı, bunları çağırmamızda da bir sorun yokmuş. Bunu yine dosyanın bilirkişisi diyor. Savcı Bey de buradan bize bir suçlama yöneltmiyor. Şimdi ihalede yaklaşık maliyetin belirlenmesi süreci var, maliyetin belirlenmesi sürecine giriliyor. Şimdi onu da size sunmuştuk. Ek 6'da size sunduğumuz belgelerde, Ek 6'da o da var. Yaklaşık maliyetin belirlenmesi için birden çok kalem var. Burada idarece Yapım İşleri 10. maddesi uyarınca yaklaşık maliyet belirleniyor. Nasıl belirleniyor? Doğuş İnşaat'tan, İçtaş İnşaat'tan, gelişim firmalarından teklifler alınıyor. Piyasa koşullarına uygun yaklaşık maliyet belirleniyor. Bakın efendim, belirlenen yaklaşık maliyet 22 milyar 574 milyon 198 bin 287 TL 72 kuruş. Şimdi biraz sonra bu önemli. Bu kuruş ne kadar önemli? Biraz sonra, çünkü savunmada bunun neden önemli olduğuna göre, ve bilirkişi yaklaşık maliyeti dengeliyor efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Diyor ki, bakın fesat karıştırılmış iddianame ihalelerinde biz genelde şunu görürüz: Bir yaklaşık maliyette bir şişirme olmuş. Şişirme olur. Neden? Çünkü siz örnek veriyorum size efendim. Şurada bir su var. Bu suyu 8 TL'ye alıyorsunuz. Zaten aldığınız fiyatı değiştiremiyorsunuz ya. 8 TL. Bu ihalesini alırken bir de rüşvet vereceksiniz, bunu idarenin normalde 10 TL'ye satılırken, siz 2 lira kazanacakken, idare bunu 14 gösterir. Çünkü aradaki paylaşım, genelde rüşvete ilişkin paylaşım, şişirir bunu. Yaklaşık maliyetin şiştiği ihalelerin birçoğunda biz bu sonuçla karşılaşırız. Burada yaklaşık maliyet de inceleniyor. Yaklaşık maliyet incelenince bilirkişi ne diyor? Diyor ki, hatta savcılığın bahsettiğim dört tane, beş tane rapor alınmış efendim burada. Beş raporun dördünü aynı bilirkişi veriyor. Bu raporu, işte biraz önce söylediğim raporu Ulaştırma Bakanlığı'ndan uzman heyet inceliyor. Diyor ki, "Yaklaşık maliyet doğru belirlenmiş mi? Piyasa koşullarına uygun mu, değil mi diye baktık. Yaklaşık maliyetin piyasa koşullarına uygun olduğu, olağan dışı bir farklılık olmadığına kanaat getirdik." diyor. Dolayısıyla yaklaşık maliyet konusunda da hiçbir sıkıntı gözükmüyor dosyada. bu konuda da bir suçlama yöneltmiyor. Bunları söylerken devamında yine kısaca söyleyeceğim de, bu her iki ihale dosyası için de tek tek yapılıyor. Savcılık bunu yani sadece bu bahsettiğim ihale için yapmıyor. Her iki ihale dosyası için de tek tek yapıyor efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Nihayetinde 26 Eylül 2024 tarihinde ihale yapıldı. Yapı Merkezi firması yapılacak iş için 22 milyar 469 milyon 300 bin TL ile en avantajlı teklifi veriyor. Bunun devamında ne oluyor? Müvekkil bu fiyatı görüyor. Açıkladı efendim. Tane tane açıkladı. Dedi ki, "Ben sahayı çok iyi biliyorum. Ben yaptığım işi çok iyi biliyorum. Yaptığım işe çok iyi güveniyorum. Bunun sonucunda bu teklifi gördüm. Bu teklifin ben yüksek olduğuna karar verdim. Bunu daha düşürebileceğimizi düşündüm." diyor. Ama yani o sırada, siz de sordunuz biraz önce, "Peki yani bunu neden beklediniz?" Savcılık da bunu suçlama olarak yöneltiyor ya. Diyor ki, sen bu ihale için, bu ihale iptal edilecek birazdan, bu ihaleyi neden teklif aldığı sırada bu kararı vermesin diyor. Bu karar ne? 22 milyarlık bir ihalenin kararı. Ben bugün bir araba alım satımında bana bir teklif gelir, sizin düşünün efendim. Araba alırken elim ayağım titriyor fazla para gidecek diye. Şimdi müvekkilden burada 22 milyarlık bir işin tamamını hemen karar verip 'rekabet oluşmadı' diye ortaya çıkmasını bekliyor. Müvekkil evet, durumu biliyor. Durumun farkında, rahatsız. Ama bu kararı vermek de kolay değil. Size burada uzun uzun anlattı. Dedi ki, "Ben eğer ki rekabet unsurları oluşmadı diyerek ihaleyi iptal etseydim ve daha yüksek teklif alsaydım, kime ne hesap verecektim?" dedi.

Ceyhun Avşar Müdafii

Öyle değil mi efendim? Yani siz 'rekabet unsurları oluşmadı' diye, hani biraz önce savcımızın sorduğu soruya da işte burada geliniyor. Hani diyor ya, "Yapı Merkezi niye gitmedi o zaman mahkemeye?” neden gitmedi diyor. İddianamede de var bu. Müvekkil iptal etmiş, bu ihaleyi iptal etme gerekçelerinde demiş ki "Rekabet unsurları gerçekleşmedi.” Yapı Merkezi gidip bu ihaleyle ilgili olarak şunu mu diyecekti: "Hayır, gerçekleşti rekabet unsurları. Benim verdiğim teklif çok güzel, uygun." Bunu mu söyleyeceksiniz efendim? Bu mu? Yani gidilebilecek bir şey yok. Ortada şunu demiyor: Yani senin evrakın eksik, hadi şuran eksik, ben bu nedenle ihaleyi iptal ettim, sen şu şartları sağlamamışsın, demiyor. Bunlara ilişkin bir iptal olsa ortada, gitsin Yapı Merkezi. Diyor ki, "Sen güzel teklif vermedin” diyor. Yapı Merkezi "Benim teklifim çok güzel” şeklinde mi gidecek? Daha iyisini aldı, sağlamasını da yaptı. İkinci ihaleyi yaptıktan sonra Kalyon, devamında anlatacağım, daha iyi teklifi aldı, verdi ve bu ihaleyi aldı. Şu anda sahada da hâlâ Kalyon çalışıyor. Kalyon sahada, iş onun. İhale geçerli.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi müvekkil kendi kariyerini de riske ederek bir karar alıyor. Bu kararı uyguluyor. Ne için uyguluyor bu kararı? Birazcık tartılmayan fazladan menfaat sağlayabilmek için, kamuya menfaat sağlamak için. E biz burada şunu tartışıyoruz efendim, böyle bir şeyin olduğu bir yerde biz neden o tarihte hemen olur olmaz iptal etmediğini tartışıyoruz. Ya gariptir, bu ihalenin devamında biz iptal etsek suç, iptal etmesek suç. Biraz sonra bilirkişi raporlarında değineceğiz, bu ihaleyi bizim başka sebeple iptal ettiğimiz de söyleniyor. İptal etmesek yanacağız. İptal ettik yanacağız. Ne yapacak müvekkil burada efendim? Nasıl savunma yapacak? Yani ne diyecek yani? Öyle bir algıyla, öyle bir şeylerle geliyorlar ki, bunun savunması yok. Yok. Ama izah etmeye çalışacağız.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi efendim, ihaleyi neden iptal ediyor müvekkilim? Bakın, bu resmi belgelere nasıl yansıyor? Sebepleri ne? Bu sebepler yerinde mi, değil mi? Nereden anlarız? Evraktan anlarız. Diyor ki, 07.10.2024 tarihli ihale iptal kararında: İhale üzerinde kalan firmanın teklif fiyatının yaklaşık maliyet karşısındaki durumu, yaklaşık maliyet karşısında ben o fiyatı çok yerinde görmedim diyor. İhaleye davet edilen altı firmadan ikisinin teklif vermeyerek teşekkür etmesi... Siz sordunuz, Özaltın ve Alarko'ydu. Müvekkil de söyledi, dedi ki, "Belki onlar gelseydi, verseydi bu teklifleri, daha güzel bir teklif alacaktık." dedi. İki firmanın ortak girişimi olarak teklif vermesi, onlar kim? Yapı Merkezi ve AKM, ortaklık yapmışlar. Bir firmanın teklifinin teminat mektubu dolayısıyla geçersiz sayılması. En düşük teklifin yaklaşık maliyetin yüzde 0,47 altında oluşması sebepleriyle, bahse konu ihalede rekabetin beklenilen düzeyde gerçekleşmemiş olması nedeniyle iptal edilmiştir. İptal gerekçeleri açık. Bu iptal gerekçelerini, dosya kapsamında size biraz önce anlattığım hususlarla birlikte düşünün. Bu iptal gerekçelerinin yerinde olmadığını söyleyen somut bir şey yok ki. Yok. Yani bunu somutlaştırmaya nasıl çalışıyorlar biliyor musunuz? Efendim işte, adam dava açmadı diyerek. Ya anlattı size, nasıl açsın? Yani 'rekabet oluşmadı' dediği yerde nasıl açsın?

Ceyhun Avşar Müdafii

Devamında diğer unsurlara da geleceğiz. Ama bundan sonra bir ikinci pazarlık usulü ihalesi var. Onu da kısaca sürecinden bahsetmek istiyorum. Bu ihale iptal edildi ya efendim, 'rekabetin beklenilen düzeyde gerçekleşmemiş olması' nedeniyle iptal edilmesi üzerine, bu sefer 1524796 ihale kayıt numaralı ihale sürecine geçiliyor. Bu ihale için de önce yine yaklaşık maliyet belirleniyor. Yaklaşık maliyet 22 milyar 863 milyon 766 bin 41 TL 14 kuruş olarak tespit ediliyor bu ihale için de. Biraz önce söyledim, seçilen ihale yöntemi, davet gönderilen firmaların neye göre belirlendiği, davet gönderilen firmaların yeterli olup olmadığı, yaklaşık maliyetin usule uygun belirlenip belirlenmediği ve piyasa koşullarına uygun olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınıyor. O da var. Bu ihale için de alınmış, hepsi. Ve herhangi bir kusur izafe edilmiyor. herhangi bir suçlama yöneltmiyor. İddianamede böyle bir şey yok.

Ceyhun Avşar Müdafii

Biraz önceki teşvikleri, teşbih yaptı ya, teşbih yaparak söylediği o teşbihleri dağıtmak adına söylüyorum bunu. Savcı Bey yaptı biraz önce bunları. Kayıtları incelediğinizde göreceksiniz. Bu tespit. Savcı Bey yaptı mı yapmadı mı? Yaptı. E ben de savunma tarafı olarak buna bir cevap vermek zorundayım. Bunu derken de "Ya Başkan Bey böyle söylüyor" diyemem ki, Savcı Bey söyledi bunları. Bu bir sataşma değil ki. Yani bunu nasıl, daha nasıl anlatabilirim bunu? Şimdi devamında Ercan Başsavcı Vekilimiz alıyor bu evrakı. O da bir şeyin farkında efendim. Neyin farkında? Resen soruşturmaya kaydedebileceğinin bunun farkında. Resen ihale fesat karıştırma iddiası var. Ben soruşturmaya istese kaydedemez mi? Eder. Ciddiye almıyor. Ogün Kuzu'nun iddialarını 1 tane başsavcı vekili o adliyenin içerisinde görüyor ve ciddiye almıyor. Aynı Ogün Kuzu'nun iddialarını bize soruyorlar ve "Siz niye almadınız?" diyorlar. Bakın bu Ogün Kuzu'nun iddialarını başka kimler ciddiye almıyor? Hepsini tek tek anlatacağım ben. Şimdi şunu bir ilk önce söyleyin. Yani şunu anladık değil mi kıymetli başkanım? Evrakın üzerindeki havale tarihine baktığımızda dilekçenin nereden ne zaman geldiğini bir göremiyoruz bir kere. Ama havale tarihine baktığımızda 24'ü gözüküyor. İlk buradan haberdarız. Ama Cumhuriyet Savcılığı diyor ki "İhaleden 1 gün önce falan" diyor ya öyle değil. İhaleden yaklaşık 24.10, ihalede yaklaşık 1 ay sonra başka bir tarihte bu dilekçenin adliyede havale edildiğini anlıyoruz. Bakın "girdi" demiyorum, ben iddia etmiyorum, gönderilmiş olabilir e-yazıyla. Bakınız gönderilmiş olabilir. Ogün Kuzu'nun en önemli iddiası ne, burayı iyi dinleyin efendim, bakın lütfen. Ogün Kuzu'nun en önemli iddiası ne biliyor musunuz? "Ben yaklaşık maliyeti biliyorum ve ihaleyi kimin alacağını biliyorum." Ogün Kuzu bu iddiasını ihale ne zaman oldu 26'sında oldu. Ogün Kuzu bu iddiasını 26'sı itibariyle çıkıp herhangi bir makama söyledi, herhangi bir yere "Ben bu ihaledeki yaklaşık maliyeti biliyorum ve kimin aldığını biliyorum" dese gülerler adama. Niye? E zaten ihale yapılmış, açık ortamda yapılıyor. Gülerler. 26'sında yapılmasıyla, 25'inde bunun yapılması arasında işte bu derece bir fark var. Çünkü 25'inde yapıldığı zaman buna bir kıymet atfediliyor, 25'i olursa kıymetli oluyor. Çünkü 26'sı olsa zaten ihale yapılmış olacak. Bu dediğimiz şeyleri herkes öğrenmiş olacak. Şimdi Kamu İhale Kanunu'nun maddeye atıf yapayım, ben böyle maddeyle anlatmayı çok sevmiyorum efendim şey olmasın dağılmasın diye. Kamu İhale Kanunu'nun 36. maddesiyle Elektronik İhale Uygulama Yönetmeliği'nin madde 23 hükümleri var. Bunlar buralarda işte açıklanacağı, herkese açık olup olmayacağı hususlarına değiniyorum. İddianame diyor ki: "Ogün Kuzu dilekçesiyle ihaleden 1 gün önce ibraz etti" diyor. İhbar dilekçesinin ihaleden yaklaşık 1 ay sonra savcı tarafından havale edildiğini görüyoruz. Adliyeye ihale günü sunulmuş olsa çöp hükmünde olacak iddialar içeren bu ihbar dilekçesinin ne zaman gönderildiğini araştırmamış savcılar görüyoruz. Devamında göreceksiniz, savcı beyin bir tanesi alıyor bu evrakı, soruşturmaya kaydediyor ve devamında yine göreceksiniz, 1 kere de sormuyor: "Bu ne zaman geldi ya bu sisteme? Ben bunu araştırayım" demiyor. Ama savcı ne yapıyor? Bu ihbar dilekçesine dayanarak onlarca insan hakkında işlem yapıyor. Müvekkilleri, Raylı Sistemlerin birçok personelini, koca koca firmaların yöneticilerini gözaltına aldırıyor. Böyle bir ortamda ayın 26'sında gönderilmiş olsa çöp hükmünde olacak bir ihbar dilekçesinin ne zaman gönderildiğinin araştırılmadığı iddianamede savcı diyor ki: "Öte yandan tanık Ogün Kuzu'nun şu ihale kayıt numaralı ihale yapılmadan 1 gün önce ihalenin yaklaşık maliyetinin hangi firmalar tarafından, hangi bedelle kazanılacağına yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımıza bir dilekçeyle ibraz ettiği" şeklinde bir anlatım var. Bitmedi. Şimdi Savcı Bey söyledi, siz de söylediniz. Dediniz ki efendim, "UYAP kaydı var." Bakınız. Şimdi ben avukatım neden şüphelenmiyorum? Şimdi bu dosyada 1 tane değil ifade için, 2 tane. Onu da size gönderiyorum. 2. ihbar dilekçesini de gönderiyorum. Onun da ne zaman kaydedildiği belli. Ve o 2. ihbar dilekçesinde bir şeyden bahsedeceğim. Mübaşir arkadaş yardımcı olursa... 2. ihbar dilekçesini... 2. ihbar dilekçesini yine Ogün Kuzu veriyor. Aynen. Aynı adam. Ne zaman veriyor? Ne zaman veriyor efendim? 08.10.2024 tarihindedir bu. 2. ihbar dilekçesinin ekinde, havale edilmiş evrakın ekinde dilekçe var. Efendim orada bir şey var, altını çizdim. Lütfen okur musunuz? Beraber siz benimle takip edin. Diyor ki: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan 27.09.2024 tarihinde ihalesi yapılan diyor şu ihale, 4734 sayılı kanunun hükümlerine hakim olarak ihalenin gerçekleştirileceği yönünde ihaleden önce bakın efendim ihaleden önce 26.09.2024 tarihinde başsavcılığımıza suç duyurusunda bulundum" diyor. Yani ilk ihbar dilekçesi. "26.09.2024'te verdim" diyor. Savcı Bey, ben demiyorum bunu. Efendim ben demiyorum bunu. Ogün Kuzu diyor. Dilekçenin içinde diyor. Bakın altını çizdim. Yani savcılık dedi ki: "25'inde bize gelmiş bir evrak var" dedi. Sanki bu adam kapıdan girmiş gibi anlattı. Ben baktım ki aslında evrak 24'ünde, 1 ay sonra savcının huzuruna çıkmış. Ben bunu gördüm. "Ya burada bir şüphe var" dedim. Araştırırken 2. ihbar dilekçesini buldum. Çok biraz önce yansıtılan 1. ihbar dilekçesi gibi 2.si de var. İnşallah o da yansır. Size sundum işte. Oradan adamın bizzat kendisi "Ben 26'sında verdim" diye bir yazı yazıyor. Tamam, 25'inde gönderildiğini, 25'inde verildiğini iddia edelim bunu. Siz hala onu ileri sürün. Ama şüphe oluşmadı mı, hiç mi şüphe de olmadı?

Ceyhun Avşar Müdafii

İddianamede geçen Ogün Kuzu'nun 25'inde verdiği ihbar, yani ihaleden bir gün önceki ihbar ve ihbar dilekçesiyle ilgili şüpheler var. İddia etmiyorum, bakın ben görmediğim bir şeyi iddia etmem. "25'inde verilmedi" demem, şüpheler var. Bugün iddianame düzenlenmiş. Benim müvekkilim on aydır bu suçtan tutuklu. Bu şüpheler giderilmemiş sanki. Ogün gidermemiş ama tutuklu; bu adam tutuklu yatıyor, hürriyetinden yoksun. Bugün "Gidelim" demiş.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi efendim, diyor ki gelelim; Ogün Kuzu bu ihbar dilekçesinin kendisi tarafından 26.09.2026 tarihinde gönderildiğini söyleyen kişidir. Şimdi burada normal bir durum yok. Bundan sonra Ogün Kuzu'yla ilgili bir şey daha oluyor. Bir şey daha oluyor; savcılık Ogün Kuzu'nun ifadesini alıyor, bunda da tarih yok. Tarih yok, tarihsiz. Yani bir savcımız ifade almış ama tarihsiz. Ben buradan şu sonucu çıkarıyorum: Savcılarımızın tarihlerle bir sorunları var. Ama tarihlerle sorunları olanlar, net bir şekilde bir adamın ihale gününden önce gelip bu dilekçeyi verdiklerini söyleyebiliyorlar. Burada bir gariplik var efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi başka bir şeyi daha arz edeceğim, gözünüzden kaçmasın diye. Birinci ifade gerekçesi savcılığa göre adliyeye daha önce geldi, değil mi efendim? İkinci ihbar dilekçesi haliyle işin niteliği gereği daha sonrası, sonra gelmesi gerekmiyor mu? Bunu nereden anlayıp karşılaştırabiliriz? İhbar dilekçelerinin kayıt tarihleri... Tam tersi oluyor. İkinci ihbar dilekçesi sisteme daha önce girmiş, kaydedilmiş; birinci ihbar dilekçesi daha sonra girmiş. Garip, çok garip efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi "Cumhuriyet Savcılığının tarihlerle ilgili bir sorunu var" dedik. Şahsın ilk ihbar dilekçesinin havale edilmesinden sonra Özel Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekili Ercan Devrim iddialara konu eylemleri zaten ciddi bulmuyor. "Ya bu adam" diyor, "Böyle böyle şeyler söylediyse de soyuttur, somut bir şey yok" diyor ve evrakı na gönderiyor. Devamında na gönderilen bu evrakla ilgili kararlar çıkacak, bu da buradan önemli. Şimdi biz, ihbarın ne zaman gönderildiğinin tereddüde mahal vermeyecek şekilde ortaya koyulmasını bekliyoruz. Burada Ogün'ü tartışabilmek için, Ogün Kuzu'nun beyanlarının ne kadar ehemmiyetli olup olmadığını, iddialarının ne kadar ehemmiyetli olup olmadığını anlayabilmek için ön sorun olarak biz bunu çözmeliyiz efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Ama ben yine de bu şahsın iddialarına gireceğim. Çünkü bu soruşturma başladı başlayalı avukat olarak bizim yaptığımız şey ne biliyor musunuz? İşlenmemiş bir suçun nasıl işlenmediğini ispat etmek... İşlenmemiş bir suçun nasıl işlenmediğini de inşallah yine ispat edeceğiz. Şimdi Ogün Kuzu ilk ihbar dilekçesinde diyor ki; ilk iddiası 26.09.2024 tarihinde yapılan ihale şartları oluşmadığı halde pazarlık usulüyle yapıldığını söylüyor. Size baştan beri anlattım; çöp. Çünkü bilirkişi raporları vardı dosyada; pazarlık usulünü incelediler, yaklaşık maliyeti, bunların hepsini incelediler. Şimdi ihbarcı geldi, bir dilekçe açıldı ve ilk iddiası bu. Hadi itibar ettik biz; bir tane Cumhuriyet Savcımız itibar etmemiş de biz itibar ettik. İlk iddiası bu olan ve ilk iddiası bilirkişinin tespitleri karşısında çöp olan bir adama sonraki iddialarla itibar ediyoruz. Bunlara itibar etmiyoruz. Çünkü niye? Seçici. Delilleri de istediğimize göre seçiyoruz, olayları da istediğimize göre seçiyoruz. Oysa bir sanığın veya bir bütün halinde ya itibar edilebilir ya itibar edilemez; yani aslında mantık bu ama işine gelenleri alıyor herkes.

Ceyhun Avşar Müdafii

İkinci iddiası; yaklaşık maliyetin ihale tarihinden önce bilindiği, işin Yapı Merkezi'ne ihale edileceğinin ihale öncesinden bilindiği, Yapı Merkezi'nin ihalenin yaklaşık maliyetinin 22 milyar 500 milyon TL olacağı yönündeki bilgiyi ihaleye davet edilen firmalarla paylaştığı, işin 22 milyar 500 milyon TL tutarındaki bir bedelle Yapı Merkezi adlı firmaya ihale edileceği söyleniyor. Şimdi devamında ben bu iddialara cevap vereceğim ama bunu şu kabulle söylüyorum, biraz önce de söyledim; bu şahsın adliyeye 25'inde bu dilekçeyi göndermiş olması kabulüyle söylüyorum. Yani bu kabulle bunları söylüyoruz, yoksa 26'sında gelmişse hiçbir anlamı yok. Yapı Merkezi'nin ihaleye katılan firmalarla bağlantıya geçtiğini ve onların yaklaşık maliyetinin üzerinde teklif atmasını sağladığını, bu suretle ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediğini belirtiyor Ogün Kuzu. İddialar bundan ibaret efendim. Ogün Kuzu'yu sırası geldiğinde dinleyeceksiniz. Savcılık "tanık" demiş, bence tanık değil, bu bir ihbarcı. Devamında neden tanık olmadığını da söyleyeceğim. Siz sırası geldiğinde dinleyeceksiniz, biz de orada olacağız. Bunların hepsini tek tek kendisine soracağız. Bu iddiaların hepsini nereden öğrendiğini, nasıl öğrendiğini soracağız.

Ceyhun Avşar Müdafii

Savcılıkta sormuş, demiş ki; "Bu ihbar dilekçelerinin içeriğine bakıldığında ..." Diyor ki; "Bu ihbar dilekçelerini bana müvekkilim verdi" diyor. Ogün Kuzu tanık değil. Ogün Kuzu gerçek tanığınızdan; ismi belli olmayan, gizli olan, hayalet olan tanığımızdan bunu duyan kişi. Ogün Kuzu bir avukat. Diyor ki devamında: "Müvekkilim şu anda şehir dışında, Sayın Savcılığınızca ifadesinin alınması gerekirse savcılığınızda hazır edeceğiz" diyor ilk dilekçesinde. Ancak na tanık sıfatıyla beyanda bulunduğunda ise bundan hemen çark ediyor. Ne diyor Ogün Kuzu? Savcılığın kıymetli ifadesinde Ogün Kuzu diyor ki: "Ben ihbar dilekçesinde açıkladığım hususları müvekkilimden duydum. Avukatlık Kanunu, sır saklama yükümlülüğüm var benim. Bu nedenle müvekkilimin ismini asla, zinhar açıklayamam." Yani Ogün Kuzu bizim denetim yapma fırsatımızı da elimizden alıyor. Ogün Kuzu ortaya bir iddia attı; bir kısım savcılarımız itibar etti, bir kısım savcılarımız itibar etmedi. Mahkeme olarak siz çağıracaksınız inşallah. Temenni ediyorum ki, ben maddi gerçek ortaya çıksın diye uğraşıyorum. Ogün Kuzu buraya geldiğinde siz sorduğunuzda o ismini söyler. Biz de "Bu soruları, bu bilgileri nereden aldın kardeşim? Sen belediyenin raylı sistemlerinden mi aldın bu bilgileri?" diye inşallah ümit ediyorum ki sorabiliriz efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi Ogün Kuzu'nun "Her şeyi müvekkilimden öğrendim" dediği yerde bu iddiaların sıhhatinin tartışılabilmesi için öncelikle Ogün Kuzu'nun gerçekten böyle bir müvekkili var mı? Olmayabilir. Avukatlık markasına sığınıyor ama özüne bakarsanız böyle bir müvekkil de olmayabilir, yoksa kanun onu korumaz. Böyle bir müvekkil varsa bu müvekkilin kimliği nedir? Bu müvekkilin ileri sürdüğü iddialara konu bilgileri nereden ve nasıl edinilmiştir? Bunların bilinmesi gerekiyor. Bu hususları bilmiyoruz. Bu hususları bilmesek de iddialara ilk bakıldığında göze çarpan absürtlükleri söyleyeceğim ben sadece. Bunları bilmiyorum, bu delil ortaya konmadı. Diyor ki "Şartlar oluşmadığı halde pazarlık usulüyle yapıldı" diyor, biraz önce söyledim, bilirkişi bunu yalanlıyor. Ogün Kuzu diyor ki; "Yaklaşık maliyetin ihale öncesinde bilindiğini" söylüyor, "Yapı Merkezi'ne ihale edileceğinin ihale öncesinde bilindiğini" söylüyor. Bakın, "Yapı Merkezi'nin ihalenin yaklaşık maliyetinin 22 milyon 500 milyon TL olacağı yönündeki bilgiyi ihaleye davet edilen firmalarla paylaştığını" söylüyor. Ya Ogün Kuzu'nun beyanını biraz önce söyledim; çok seçici savcılık. Ogün Kuzu'nun beyanına itibar eden savcılık Yapı Merkezi'ni alıyor, Yapı Merkezi ortaklarını arıyor. Diğer firmalarla ilgili bir tasarruf da sormamış bile bunlara; "Ya doğru mu bu adamın söyledikleri? Ne oldu, ne bitti? Böyle böyle bir şey söylüyor bu adam" dememiş. Ne yapmış? Hedefe kilitlenmiş. Hedef ne? İhaleyi alan firma ve raylı sistem. Bunun dışına çıkmamış. Savcılık sanki böyle çizilmiş bir rotadan ilerliyor. Böyle çizilmiş, belirlenmiş bir rotadan ilerliyor; o rota sağa kaymıyor, sola kaymıyor. Savcının çizdiği bu çerçevede her tarafa bakılması gerekiyor, bir şüphe duyuyorsak her tarafa bakılması gerekiyor ama bakılmamış. Çok da ehemmiyetli değil, sadece yapılmayanı ortaya koymak adına söylüyorum. Biz yapılsın demiyoruz, böyle bir iddiamız yok, zaten ihale usulüne uygun. Devamında söyleyeceğim; bu ihalede bir sıkıntı yok.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi, yani öncesinde yaklaşık maliyetin bilindiğini söyleyen Ogün Kuzu, savcılığa yaklaşık maliyetin kendisini değil mertebesini söylüyor. Yaklaşık maliyeti bilen bir insan ne yapar efendim? Bakın, ben bir şeyi anlatırken detayları ne kadar anlatmak istiyorum; çünkü detaylarına kadar bakarım öncelikle. Ben yaklaşık maliyeti biliyorum ve yaklaşık maliyet ne burada? Yaklaşık maliyet belli.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şu kadar TL, biraz önce söyledim, şu kadar kuruş..." Onu söylemiyor. Ne diyor? "Şu civarlarda olacak" diyor. Ogün Kuzu’nun bu yaptığı nedir biliyor musunuz? Savcılık buna diyor ki: "Yaklaşık maliyeti bu adam biliyor." Adam yaklaşık maliyeti bilmiyor efendim; yaklaşık maliyetin mertebesini biliyor. Peki, bir insan yaklaşık maliyetin mertebesini bilir mi? Bilebilir mi? Bunu açıklayacağım birazdan size. Evet, bilebilir. Sebep? Çünkü yapılacak iş belli, kullanılacak malzemeler belli, metraj belli. Piyasa fiyatı belli. Birisi yine matematik hesabı. Bakın, şimdi bu açıklamayı ben yaptım, müvekkilim yaptı. Müvekkilim de söyledi; dedi ki: "Bunu ben de yapabilirim." Bugün herhangi bir savunmayı hatırlarsanız söyledi; dedi ki: "Herhangi bir ihalede ben yaklaşık maliyeti, yani çok yakın bir şekilde belirleyebilirim." Söyledi, ben açıkladım.

Ceyhun Avşar Müdafii

Hadi siz müvekkile inanmayın, bana inanmayın; başka kişiye de sormuş savcı bey. Kime sormuş? İhaleye katılan firmaların yetkilisinden bir tanesi, var, ona sormuş. O da demiş ki: "Bakın, metro yapım ihalelerinin yaklaşık maliyetini piyasada işini düzgün yapan herkes aşağı yukarı tahmin edebilir." Şöyle, çok yakın olabilir bu tahminler. Neden? Sebep ne biliyor musunuz? Hadi ’a da inanmadık. O da bu firmadan... Bir sebep daha var inanmanız için, onu da söyleyeyim şimdi: Bu firmaların hepsi büyük firmalar efendim. Sadece ihalelerde yaklaşık maliyet hesabı için çalıştırdıkları, maaş ödedikleri personelleri, mühendisleri, hesap uzmanları var; adamların işi bu. Yani oturup, kendilerine gelen şartnamede adamların işi bunun ne olabileceğini belirlemek. Bundan para kazanıyorlar ve işlerini iyi yaptıkları belli oluyor çünkü büyük firmalar bunlar. Para kazanıyorlar, kazanmaya devam ediyorlar.

Ceyhun Avşar Müdafii

Hadi efendim, şimdi bu zamana kadar Ogün Kuzu’nun yaklaşık maliyeti değil de yaklaşık maliyetin mertebesini söylediğini kim izah etti? Biz izah ettik, izah etti ve ben size bir durum açıkladım; onların kendi firmalarında böyle böyle bir durum vardır diye bunu açıkladım. Şimdi çok garip burası; burası bence de önemli. İddiaların çürütülmesi açısından çok önemli. Bir tane kamu kurumu, kamu kurumu bizimle aynı şeyi söylemiş. Demiş ki sunduğumuz evraklarda, dosyalar başlık klasörün 1. sayfasında var efendim: İstanbul Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğünün 2025/16 numaralı, 12.09.2025 tarihli soruşturma izni verilmemesine dair kararın.

Ceyhun Avşar Müdafii

Burada bakın şuraya dikkat çekmek istiyorum; bu emsal bir karar değil. Ogün Kuzu’nun ihbarıyla ilgili verilen bir karar. Ogün Kuzu’nun ihbarında bu ihaleye ilişkin verilen bir karar, başkasının başvurusu değil bu. Yine Ogün Kuzu’nun başvurusu. Bu dilekçenin valiliğe nasıl ulaştığını da şöyle açıklayayım efendim: Biraz önce dedim ya, 28’inde Ercan Devrim Başsavcımız buna havale etmiş, na göndermişti. Oradan evrak valiliğe geliyor. Valilik böyle bir inceleme yapıyor. Valilik diyor ki: "Ben bu şikayeti, Ogün Kuzu’nun şikayetini inceledim." Yaklaşık maliyetin mertebesinin belirlenip belirlenmeyeceğine ilişkin nokta atışı bir şey söylüyor: "Şikayet dilekçesinde ve dosya içeriğinde yaklaşık maliyetin firmaya sızdırıldığına dair..." Bakın, ben demiyorum efendim, demiyor, müvekkil demiyor valilik diyor... "sızdırıldığına dair somut bir delil yoktur" diyor. "Yaklaşık maliyet sızdırılmadı" diyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Öte yandan 26.09.2024 ihalesi yapılan... Bakın öyle güzel devam ediyor ki bütün şüpheleri ortadan kaldırıyor: "26.09.2024 tarihinde ihalesi yapılan 2024/1243475 ihale kayıt numaralı ihaleye girme şartlarını taşıyan firmaların sayısı belli olduğundan, bu firmalar ihale şartnamesini aldıklarında işin yaklaşık maliyetinin ne olacağını bilemeyecekleri de söylenemez." Az önce size yaptığım açıklamanın aynısını valilik de yapıyor. Valilik aynı şeyleri söyledi. Ya biz söyledik olmadı, valilik de söylerse en azından artık Ogün Kuzu’nun yaklaşık maliyeti bildiği noktasındaki iddiasının ben çürütüldüğünü düşünüyorum. Yok, yine şüphe varsa burada bir bilirkişi raporu alırsınız en azından; yeniden bir bilirkişi raporu alırsınız.

Ceyhun Avşar Müdafii

Gelelim devamına. İşin Yapı Merkezi'ne ihale edileceği, ihale öncesinde biliniyordu diyor. Bakın özellikle söylüyorum, ben savunmamda rüşvete girmek istemiyorum. Ama rüşvet kısmına baktığımızda, savcının rüşvet kısmını anlattığı yerde Yapı Merkezi yetkilisi Mustafa Başarıoğlu 04.06.2025 tarihli ifadesinde diyor ki: "Fatih görüşmelerini falan size bunun tarihini söylüyoruz. İhaleden, yani biz ihaleye teklif vermeden çok kısa süre önce görüştük" diyor. Daha sonra bu görüşmelerin... Yani şöyle de bir çelişki var; bu görüşmelerin yine çıkacak, AKM yetkilisi, diyecek ki: "Hayır, o görüşmeler sonra yapıldı." Neyse, huzurunuza gelip ne söyleyecekleri de önemli. Yapı Merkezi yetkilisi Arıoğlu diyor ki: "Ayrıca bu ihale tarihine yakın bir tarihte görüşme yapıldı" diyor. Yani bunları söyleyenler yine bu ihalenin tarafı olan kişiler. Bunları mahkeme dinleyecek, onlara da bu iddiaları elbet soracaksınız efendim. Yine ’i dinleyeceksiniz, ona da soracağınızı düşünüyoruz.

Ceyhun Avşar Müdafii

Ortada Yapı Merkezi'ne verilmesi önceden belli olan bir ihale yok. Tarafların beyanlarından bunu anlıyorsunuz; önceden belli olan bir ihale yok. Yani diyelim ki onlar gelmediler, burada huzurda başka bir şey söylemediler ve elimizde sadece onların savcılık ifadeleri var; oradan ortaya çıkan sonuç bu. Çünkü diyorlar ki şahıslar: "İhaleden önce görüştük, bizden sadece sosyal yardım talep edildi; ama cevaben 'Daha ihaleyi almadık ki' dedik" diyorlar. Savcının "rüşvet anlaşması yaptılar" dediği taraflar var ki bu taraflar serbest bırakıldı. Bu dosya kapsamında bu taraflar serbest, benim müvekkilim tutuklu. "Biz ile görüşme yaptığımız sırada daha ihalenin kimde kalacağı belli değildi" diyorlar ve bu görüşmenin de ihale süreci başladıktan sonra yapıldığını iddia ediyorlar.

Ceyhun Avşar Müdafii

Yine Yapı Merkezi'yle ortak bir süreci başlatmışız. Hani önceden savcılığın bu dosya için en önemli argümanı nedir biliyor musunuz? Bana "kurgu bir ihale var" diyor. Şahıslar öyle demiyor. "Kurgu ihale" siz diyorsunuz; aradaki yerleri, tarihleri... Siz tarihlere çok dikkat etmezsiniz ama tarihleri falan çarpıtarak "kurgu ihale var" diyordu. Şimdi geliyoruz adamların ifadesine, tarihlere dikkat etmelisiniz. İhalenin başladığı tarihte bu ihaleyi kimin alacağı belli değilmiş. Demek ki eğer sizin iddialarınız doğruysa, bu görüşme sonradan yapılmış.

Ceyhun Avşar Müdafii

Zaten diğer sanıklardan diyor ki 12.08.2025 ifadesinde, özetle: "Metro yapım ihalelerinin yaklaşık maliyetinin piyasada işini düzgün yapan herkes tarafından aşağı yukarı tahmin edilebileceğini" söyledikten sonra, "o süreçte Yapı Merkezi isimli firma etrafta 'Bu ihaleyi biz almak istiyoruz' diye konuşmuş olabilir" diyor. Dolayısıyla yaklaşık maliyetini tahmin eden birisi, ihaleden önce "Bu ihaleyi Yapı Merkezi alacak" şeklinde tahmine dayalı bir şey ortaya atmış olabilir diyor. Bu sanığın da beyanına itibar ediyor savcılarımız, bırakıyorlar. Şimdi rüşvet kısmıyla ilgili böyle bir şey varken, buradaki beyanlara "samimi beyan" diyorsunuz, bırakıyorsunuz; ama öbür taraftan siz bu ihalenin kurgu bir ihale olduğunu söylüyorsunuz adamlar aksini söylemesine rağmen.

Ceyhun Avşar Müdafii

Tarihleri yine... Ben burada bu yargılama bitinceye kadar, herkes buradayken geleceğim, bu tarihlere bakacağım. Ogün Kuzu’nun bu iddiası bizzat iddianın muhatapları tarafından yalanlanıyor efendim. Ogün Kuzu başka bir iddiasında "Yapı Merkezi ihalenin yaklaşık maliyetini ihaleye davet edilen firmalarla paylaştı" demişti. Bu iddiasını dilekçesinde, "Yapı Merkezi ihaleye katılan firmalarla bağlantıya geçti ve onların yaklaşık maliyetinin üzerinde teklif atmasını sağladı" diyerek desteklemeye çalışmıştı. Bu iddiaların yargılama safhası içerisinde muhatapları tarafından cevaplandığını göreceğiz. Bu iddianın müvekkile bakan bir yönü yok, en ufak bir yönü yok. Niye? Rüşvet tarafında değil. Eee? Buldunuz bir kurban; yani rüşveti kendinizce anlattınız. Oldu ya da olmadı, bilmiyorum, göreceğiz. Rüşveti kendinizce anlattınız, "Her rüşvete fesat da var" dediniz, bir senaryo ortaya çıkarttınız.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi ben yine tam bu noktada şunu soruyorum Sayın Başkanım size: Bakın, bir anlığına bunların dediklerinin doğru olduğunu düşünelim, rüşvet anlaşması yapıldığını düşünelim. Şimdi hiç mi şöyle bir ihtimal yok: Bu ihale süreci mevzuata uygun yürütülmüştür ama haricen böyle işler yapılmış olabilir mi? İnanın bu yargılama kapsamında ben bunu da ispat ettim. Olabilir. En azından bir şüphe var ortalıkta. Şu aşamada, delillerin mevcut haliyle bugün itibariyle bir şüphe var. Sayın Cumhuriyet Savcılarımız bu ihtimali hiç görmüyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Raylı Sistemler Daire Başkanı ve ihale yetkilisidir; ihale komisyon başkanı değil. Dosya kapsamında tek bir tanık, tek bir sanık, tek bir ihbarcı yok. Müvekkilin adını söyleyen kimse yok. Demiyorlar, yani şöyle demiyorlar: "Ceyhun yaklaşık maliyeti sızdırdı. Bunu yaptı." demiyorlar. " rüşvet görüşmesi yaptı." demiyorlar. " ihaleyi yapım merkezine vermek için bir kurgu ihale yaptı." demiyorlar. Bunu savcılık diyor ama bu Ceyhun'un yaptığını; bilirkişi raporlarıyla, bilirkişi raporlarına dayandırarak kurgu olarak söylüyor, varsayımsal olarak söylüyor. Yani biz dosyada savcılığın bilirkişi raporları Ogün Kuzu'nun... Ogün Kuzu'ya da baktığınızda iddialarını anlattım. 'la ilgili bir iddiası var mıdır orada? Yok.

Ceyhun Avşar Müdafii

İşte bilirkişiden, iddialarına dayalı olarak bilirkişi raporu alınıyor. Bilirkişi raporunda da neler geçtiğini, neler yapıldığını birazdan anlatacağım. Bilirkişi raporuyla ilgili olarak ve özellikle orada size bu kamu zararının aslında bir çöp olduğunu müvekkilim ispat ettiği gibi ben de ispat edicem.

Ceyhun Avşar Müdafii

Hani bu süreç içerisinde dedim ya; bu adliyede bir tane Cumhuriyet Başsavcısı var, bu adamın iddialarına itibar etmedi. Bakalım başka kimler itibar etmemiş? Süreç içerisinde başka, Valilik dışında nereler bu ihalelerle ilgili ne kararlar vermiş? Onu da burada anlatmak istiyorum.

Ceyhun Avşar Müdafii

Biz size bunu dosya halinde sunduk. Şöyle bir dosyamız var, dosya yaptık. O dosyanın içerisinde efendim, 1. sayfada İstanbul Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğü'nün 2025/16 karar numaralı, 12.09.2025 tarihli soruşturma izni verilmemesine dair bir kararı var. Bu karara biraz değinecek olursak; bunun yine ihbarcısı aynı şahıstır. Hani o bahsettiğim silsileyle ilgili biraz önce Ercan Savcımız üzerinden gelen dilekçe... Bu dilekçe Valilikte tüm iddiaları ön inceleme ve inceleme yapılarak inceleniyor. Ve 12.09.2025 tarihinde -yani biraz önce müvekkilim oraya vurgu yaptı- müvekkilim tutukluyken... Tutuklu ya, bu suçtan yatıyor. Yatıyorken, asılsız iddialar nedeniyle tutuklu olduğu sırada; müvekkil hakkında ve ihale komisyonu başkanı ile üyeleri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar veriliyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bu karar aynı iddialar sebebiyle ve aynı dilekçeye bakılarak veriliyor. Şikâyet dilekçesine baktığımızda, dosya içerisindeki ön inceleme raporuna baktığımızda; diyor ki ön inceleme raporu: "Şikâyet dilekçesinde de yaklaşık maliyetin firmalara sızdırıldığına dair somut delil yok." diyor. Ve bu, diyor -biraz önce söyledim- herkes tarafından belirlenebilir diyor. Yaklaşık maliyetle ilgili olarak firmalar bunu belirleyebilir diyor. Devamında da diyor ki: "Bu ihalenin 4734 Sayılı Yasa'nın 21/B maddesine göre yapılmasında da bir hukuka aykırılık yoktur." Ve soruşturma izni verilmemesine karar veriliyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Yetmiyor efendim; Ogün Kuzu itiraz ediyor. Ogün Kuzu'nun itirazı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'ne gidiyor. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi'ne giden dosya; hakkında İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi 2025/863 Esas, 2025/1151 Karar numaralı, 25.12.2025 tarihli kararıyla -bu da size sunduğumuz klasörde 4. sayfada vardı- ilgililer hakkında ceza soruşturması yapılmasına yeterli somut bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibarıyla mevcut olmadığını belirtiyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Valiliğin idari kararı yargısal bir merciden de kontrolden geçiyor efendim. Yargı mercii kontrol ediyor ve kontrol ettiği bu şeyde bir usulsüzlük yargı da görmüyor. Kim görmüyor? 1. İdari Dava Dairesi İstanbul.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şöyle bir ifade geçiyor; o yüzden soruşturma izni verilmemesi ile ilgili 3628 Sayılı Kanun'un 17. maddesine göre ihaleye fesat karıştırma kovuşturmasının 4483 Sayılı Kanun kapsamında olmadığı sonucuna varılmakla.

Tamam efendim. Evet, aynen katılıyorum. Aradaki farkı biraz anlatayım. Şimdi teknik olarak hukuk mantığı açısından, hukuk matematiği açısından; evet bunlar yapılırken savcılık bir ihale yasası soruşturması yürütebilir. Ben bunu tartışmıyorum. Dedim ya size, Ercan Başsavcı bu dilekçeyi aldığında girebilirdi, onu engelleyen hiçbir şey yoktu. Yani illaki soruşturma izni istemesine gerek yoktu. Ama bunu neye dikkat çekmek için söylüyorum? Kanuna değil, buraları ben biliyorum zaten. Neye dikkat çekmek için söylüyorum; o günkü şartları itibarıyla Ogün Kuzu'nun iddialarına bu insanların itibar etmediğini belirtmek için söylüyorum. Şimdi birileri tarafından itibar edilmeyen bir dilekçeye tutup birileri değer atfetmişse ve diğer taraftan itibar edilmeyen kısımlarda da ihalenin özüne ilişkin bilgiler verilmişse -mesela yaklaşık maliyete ilişkin biraz önce söyledim- yaklaşık maliyete ilişkin ne dedi Valilik? "Öğrenebilir." dedi efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Mantık matematik açısından neden böyle yapıldı demiyorum; olabilir, savcılık resen soruşturma yapabilir. Ama onlar da ortaya doneler koyuyor. Savcılık size bu dosya kapsamında koyduğu en güçlü done ne efendim? Bilirkişi raporu. Bilirkişi de teknik bir adam. Burada inceleyen de teknik bir adam. Onlar da görmüş bu iddiaların aynısını ve böyle demişler diyorum. Yani bugün müvekkil çıktı, ilk defa burada kendisi söyledi demiyorum efendim. Yani teknik adamlar da, Valilikteki teknik adamlar da, Ulaştırma Bakanlığı'ndan gelen teknik adamlar da böyle söylemiş diyor. Şimdi onların böyle söylediği yerde diyorum, Ogün Kuzu... Biraz önce anlattık; adliyeye ne zaman dilekçesinin geldiği belli olmayan, müvekkilinin adını saklayan bir adamın beyanlarına itibar edilerek bu kadar insanın canı yakılır mı diyorum ben. Benim söylediğim bu. Ben buraya dikkat çekmeye çalışıyorum. Yoksa işin matematiğinde değilim; ben biliyorum ki savcılarımız tabii ki de resen soruşturma yapar.

Ceyhun Avşar Müdafii

Efendim devamında, nın itibar ettiği Ogün Kuzu'nun iddialarına Valilik diyor ki: "Yok." Yani burada bir sıkıntı yok bizce diyor. Bölge İdare Mahkemesi bunu onaylıyor. Peki sadece Ogün Kuzu mu? O süreçte müvekkilim de söyledi; bir tek giden Ogün Kuzu mu? Yani Valiliğe giden şahıs, savcılığa gelen Ogün Kuzu... Yok, başkaları da var. Biz orayı da biliyoruz. Başka firmalar da gidiyor. Müvekkilim anlattı; ya bakın, nalbur gidiyor bu ihaleyi şikâyet ediyor efendim. Böyle şeyler var. Bir duruşmanın 25.11.2024 tarihinde bir dilekçeyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruyor. Hangi savcılık? Başka değil, başka bir yer değil; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Ne zaman efendim? 25.11 tarihinde. Hatırlayın biraz önceki tarihleri, Ogün Kuzu ile eş zamanlı.

Ceyhun Avşar Müdafii

Ne diyor avukatı? Başvurusunu gerçekleştiriyor. Size sunduğumuz dosyaların 6. sayfasında vardı o da. Bakın başvurusunda şikâyeti belirtirken diyor ki; özellikle bu bahse konu Ogün Kuzu'nun dediği ihalelerle ilgili, bu iki ihaleyi belirtiyor ve "Bu iki ihaleye fesat karıştırıldı" diyor. İddialar aynı. Ogün Kuzu'yu alın, bu da aynı. İhale yetkililerinin görevlerini kötüye kullandıklarından bahsediyor, kamu zararından bahsediyor. Şimdi bu dilekçeyi -ben tarihlere dikkat ederim- 25.11.2024 tarihinde İstanbul Mustafa Küçükoğlu'na havale ediyor. Soruşturmaya kaydediliyor. Bu kayıttan 2 gün sonra, bakın bu kayıttan 2 gün sonra, 27.11.2024 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu olan Emine Dönmez Gündüz bu şikâyet hakkında diyor ki: "Biz bununla ilgili yetkili değiliz." Yetkili değiliz diyor ve bunu yetkili olduğunu düşündüğü Bakırköy'e gönderiyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

İddia aynı, olay aynı, her şey aynı. Bu sefer de evrak Bakırköy'e gidiyor. Şimdi Ercan Savcımız çıkmıştı, burada bir savcımız daha çıkıyor. Bu savcımız da farklı bir şey ortaya atıyor; diyor ki "Biz yetkili değiliz." Yetki konusunu tartışmayacağım; yetkili mi değil mi, örgüt var mı yok mu bunlara girmeyeceğim. Girmek istemiyorum bu aşamada. Ben devamında bu dilekçenin akıbetinin ne olduğunu anlatmak için buraya vurgu yaptım. Ama bu savcımızın da o adliyede olduğunu söylemek istiyorum. Aynı dilekçeyle, aynı iddialara ilişkin olarak farklı kişiler farklı şeyler düşünebiliyor efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Devamında İBB Raylı Sistemler Müdürlüğü'nün ve Kirazlı-Halkalı-Üniversite metrosunun Bakırköy yargı sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle göndermişti. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na bu dilekçe ulaşıyor. Soruşturmanın 2024/138310 sırasına kaydediliyor. Soruşturmayı Memur Suçları Soruşturma Bürosu yürütüyor. 13.12.2024 tarihinde Fazıl Arslan, İstanbul Valiliği'ne müzekkere yazarak 4483 Sayılı Yasa uyarınca inceleme ve soruşturma değerlendirilmesi için evrakı Valiliğe gönderiyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

devamla: Bu dilekçeye aynı muameleyi yaptı. Dedi ki ben bu ihale fesat karıştırma iddialarını da görüyorum. Ama dedi ben soruşturma izni isteyeceğim. Çünkü bunu bir şeyi anlatmak için söylüyorum. İhaleye fesat karıştırmayla ilgili olarak yüzlerce birisi gidebilir. Mesele onu neden ciddiye aldığınızda ciddiye alabilecek bir tarafı var mı? Mesele bu. Şimdi Ogün Kuzu'nun dilekçesine geleceğiz bugün. Dönüş yapacağım. Onun da yok. Bir kısım savcılarımız alınıyor. Bir kısmı alıyor. İstanbul Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğü 05.05. 2025 tarihli bir karar veriyor. Bakırköy'e giden dosyada. İddiaların ve dosyaların incelenmesi neticesinde ihale fesat araçlarına dair somut bir delil bulunmadığına hükmediyor. Bakın buna bir idari idari personeli söylüyoruz. Değerlendirilebilir mi bu? Değerlendirilebilir mi bunu? Hayır. Değerlendiremez. Hayır. Savcılığın yetkisini gasp edip de ben bunu ben karar vereceğim de bu işi kararın bu kısmını eleştiriyorum. Ama devamında yaptığı tehditler önemli. Yani şimdi bazen insanlar doğruyu söylerken de yanlış tespitlerde belki ama. Burada devamında söyledikleri önemli.

Ceyhun Avşar Müdafii

Diyor ki ben dosyaya baktım, somut bir şey göremedim. Yani soyut diyor bu iddialar. Soyutluğundan bahsediyor iddialar. Somut hiçbir şey anlatılmamış bu dilekçe veriliyor. Devamında 4483 sayılı yasa uyarınca ön incelemeyi, yaptırılması gerekmediğine karar veriliyor. Bu karar ilgisine tebliğ ediliyor. Yani gönderiliyor. İtiraz edilmemesi üzerine 10. 07. 2025 tarihinde kesinleşiyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı memur suçları soruşturma bürosu savunma esas dosyalar başlıklı klasörün 20. sayfasında sunmuştuk efendim. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar veriyor. Yani dosya kapatılmaz. İddianameyi tanzim eden Cumhuriyet Savcıları, Ogün Kuzu'nun ihbar dilekçesiyle haşır neşir olduğu tarihlerde aynı adliyede farklı savcılar, farklı adliyelerde farklı savcılar bu olaylarla ilgili olarak size bahsettiğim bu kararları veriyor. Yine devamında efendim yetmiyor bu kararlar var. Buna ilişkin idare mahkemesinde bu ihalelere ilişkin davalar da açılıyor. Şimdi bir şeyi ayırt etmenizi istiyorum. Bu teknik bir konudur efendim. Yani teknik. İhale mevzuatı, teknik bir mevzuattır ve ihale teknik bir konudur. Ve ihaleyi eminim ki ihaleyi çok net söyleyebiliyorum bunu. Bir cumhuriyet savcısından daha iyi idari yargıçlar bilir. Çünkü onlar sürecin nasıl işlediğini, usule uygun olup olmadığını vesaire bilirler. İşte Cumhuriyet Savcılarımız o yüzden genelde burada bilirkişi kullanıyor. Bilmiyoruz. Çünkü bu. Yapmasına, niteliğini vesaire bilmiyorlar. O yüzden teklif olduğu için bilirkişi kullanıyor ama idari yargıçlar bunu bilir. Yani çoğu işine vakıftır.

Ceyhun Avşar Müdafii

İstanbul 11. İdare Mahkemesi 2024'e, 2275 esas numaralı 2025'i 26 karar numaralı 13.01. 2025 tarihli karar ile ihalede herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını görüyor. Daha sonra bu karar efendim bu karar Danıştay'a da gidiyor. Danıştay'a da gidiyor. Danıştay 13. daire ettik. İhale konusundaki uzmanlığını tartışmaya gerek bile yok bu dairenin. Çünkü ihale konusunda uzman daire. Bu ihaleyi inceliyoruz. O da incelediği kararda kararın usulüne uygun olduğunu belirtiyor. Yani idari açıdan bir sıkıntı olmayan bir ihale var ortada. Kimi savcılarımızın itibar ettiği, kimi savcılarımızın itibar etmediği dilekçeler, şikayet dilekçeleri var ortada. Tam bu aşamada işte bir tane cumhuriyet tarihi çıkıyor. Diyor ki hayır kardeşim bu böyle. Burada ihaleye karışımı vardır diyor ve evrakı soruşturma defterine kaydedip işlemler yapmaya başlıyor. Ne yapıyor işlem olarak? Hemen Ogün Kuzu’yu çağırıyor. Dinliyor ama tarih atmıyor. Söyledim. Devamında bilirkişi raporları alıyor. Bilirkişi raporları alıyor. Şimdi de bilirkişi raporlarını bu dosyanın en önemli delili Ogün Kuzu'nun beyanları…”

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi efendim, biraz önceki oturumda da bahsettik; yani savcılığın en güçlü delili Ogün Kuzu'ydu. Ogün Kuzu'nun söylediği bir şeydi. Ogün Kuzu diyor ki: 'Bu ihale 1 gün önce biliniyordu, şuna verileceği biliniyordu ve maliyeti şuydu.' Şimdi buna dayalı olarak dedim ya; biz tarihlere bakarak, soruşturma aşamasında da ne oldu ne etti ne bitti, bunların hepsini birbiriyle bağlantılı olarak devam ettirmek zorundayız. Ne oldu? Ogün Kuzu geldi, ifadesini verdi. Arkasından savcımız araştırma yapmaya başladı; ihale dosyalarını inceledi, kurumlara sordu vesaire. En son dosyayı kül halinde, yani dosyalar da geldikten sonra bilirkişilere tevdi etti. Dolayısıyla, bu iletişimi kurmak...

Ceyhun Avşar Müdafii

Savunmanın birinci kısmında söyledim; bilirkişi raporlarından bir tanesi 5 kişilik heyetin aldığı bir rapor, onun neye ilişkin olduğunu zaten söyledim. Geriye kalan 4 tane bilirkişi raporu ise aynı bilirkişiden alınmış bir rapor. Kim bu bilirkişi efendim? Bilirkişi kurulunda yer alan, İstanbul Bölge Bilirkişi Kurulu’nda yer alan İbrahim Süren. Uzmanlık alanına bakıyoruz; bunun uzmanlığı kamu maliyesi ve genel muhasebe. Bu 2 alanda uzman. Ama bizim dosyamız kamu maliyesiyle veya genel muhasebe ile ilgili değil ki! Bir bilirkişi raporunun sağlıksız olduğunu söylerken ilk buraya bakmalıyız bence. Bizim dosyamız kamu ihale mevzuatını yakından ilgilendiren bir dosya. Kamu ihale mevzuatı çok teknik bir mevzuat. Ve bizim dosyamızda, yani 140. eylem bazında bilirkişi raporu hazırlayacak bir kişinin mutlaka kamu ihale mevzuatına hakim olması lazım.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi bir tarafta bu bilirkişi raporları var; çelişkilerini de söyleyeceğim ve nasıl olduğunu başka hiçbir şeye gerek kalmadan bizatihi bilirkişi raporundan öğreneceksiniz. Çelişkinin ne olduğunu kendisi söylüyor. Yeter ki sağlıklı şekilde okuyalım; okuduğumuz anda görüyoruz zaten nasıl bir çelişki var diye. Dosya gitmiş bilirkişiye. Demiş ki —en önemlisi bu, bakın bu yargılamanın temelindeki en önemli iddia şu— diyor ki: 'Müvekkil 690.000.000 TL zarara uğrattı.' Şimdi bir kamu zararı var ortada diyor. Bu kamu zararını nasıl hesapladığını, bu zarara nasıl ulaştığını, hangi varsayımlarla bu zararı ortaya çıkarttığını birazdan göreceğiz. Bu ihalede sıkıntı var derken, nerelerinde nasıl sıkıntı var dediğini birazdan göreceğiz efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bakın, sayfa numarası veriyorum; bilirkişi İbrahim Süren, 15.04.2025 tarihli raporunun 39. sayfasında önce şöyle başlıyor: 'Biz bu ihaleyi ne için iptal etmiştik? İlk fiyat gerçekleşme dediği için iptal edilmişti.' 'Ben' diyor, 'soruşturma dosyasındaki tapu kayıtlarına baktım. Yapı Merkezi firmasının tapu kayıtlarında SGK borcunun' —bakın buraya dikkat edin— 'olabileceğini' diyor. 'SGK borcunun olabileceği, benim tapu kayıtlarında gördüğüm haciz tutarının 741.528.555 TL olduğunu fark ettim.' Firmanın borcunun ise... Bakın bir şeyi kabul etti; önce 'olabileceği' dedi, 'olabileceği' dedi. Sonra diyor ki: 'Bu aradaki miktara bakarsak tapu kayıtlarından daha çok borcu da olabilir.' Firmanın borcunun ise haciz tutarının çok daha üstünde olabileceğini belirtiyor. Nerede belirtiyor? 15.04.2025 tarihli raporun 39. sayfasında. Bakın bu raporun ne kadar sakat olduğunu belirlemek için başka bir yere gitmeye gerek yok; şöyle raporu bir sayfa çevirmeniz yetiyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Geldik 40. sayfaya. 40. sayfada diyor ki bilirkişi: 'İhaleyi kazanan firma olan Yapı Merkezi'nin aslında ihale tarihi itibarıyla SGK borcu vardır.' 'Kesin var' diyor burada. Ne oldu? Rapor yazarken ne oldu? Bilirkişi bey, 39. sayfada senin 'olabileceği' dediğin, 'olabilir' dediğin SGK borcuna bir sonraki sayfada 'olduğuna' nasıl karar verdin? Aradaki 8-10 cümleyi yazarken sana vahiy mi geldi? Senin beynine data halinde veri tabanı mı yüklendi? Ne oldu? Önüne ne döndü? Yani bu aradaki ihtilafı biz başka türlü nasıl giderebiliriz bilmiyorum.

Ceyhun Avşar Müdafii

Yani raporun... Bakın efendim, not alıyorsunuz, yargılamanın başından beri dikkat ediyorum not alıyorsunuz; demiş mi bu adam bu sayfada bunu, devamında da öbür sayfada bunu demiş mi? Şimdi biz böyle başlayan bir bilirkişi raporuyla suçlanıyoruz. Kamu zararı oluştuğu iddia ediliyor, suç işlediğimiz iddia ediliyor. Şimdi burada bilirkişi bu tespiti yaparak bir şey ortaya koyuyor; 'şüphe var' dedi. Ben tapu kayıtlarına bakınca... Bakın şöyle de bir yeteneği var: Tapu kayıtlarına bakıyor, SGK veri tabanını görüyor! Tapu kayıtlarında SGK'nın veri tabanını görüyor; borcu olup olmadığını her şeyi biliyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Devamında demesi lazımdı ki burada efendim, bakın savcılığa direkt şunu söylemesi lazımdı: 'Ben böyle bir sıkıntı görüyorum burada, SGK'ya sorsana sen bunu. Nasıl bu iş? Var mı borcu gerçekten 741.000.000 TL?' Çünkü varsa ihale tarihi itibarıyla bu borç, bir tek borç ihaleye girmeye engeldir. İhale tarihi itibarıyla var olacak; onun dışındaki borçlar ihaleye girmeye engel değildir vesaire vesaire. Raporun devamında kendini de aşarak borcun kesinleştiğini söylüyor. Kesinleşmiş SGK borcu olanların ihaleye katılamayacağını söylüyor. Firmanın 'SGK borcum yoktur' şeklinde yalan beyanda bulunduğunu söylüyor. İhaleye katılan isteklilerin borç durumunun SGK bilişim sistemlerinden sorgulanabildiğini söylüyor. Biraz sonra bu her bir cümleyi de tek tek açacağım. Bu sorgulamanın yapılmadığını söylüyor. Kesinleşmiş SGK borcu olan isteklilerin ihale sürecine devam etmesine göz yumulduğunu söylüyor. Her ne kadar ihale iptal edilmişse de iptal edileceğini, ancak iptal sebebinin değişeceğini; ikinci teklif sahibiyle sözleşme imzalanıp Yapı Merkezi'nin geçici teminatının gelir kaydedilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak ihalenin iptal edilerek, Yapı Merkezi'nin teminatının gelir kaydedilmesinden kurtarıldığını söylüyor. Bu merkezin 697.000.000 TL'lik geçici teminat mektubunun olduğu, bu geçici teminatın hazineye irat kaydedilmeyerek kamu zararına sebebiyet verildiğini söylüyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi efendim, tüm bunlar 39. sayfada, yani ayrı bir raporda değil, aynı raporun içerisinde zikrediliyor. 39. sayfada 'bunlar olabilir' diyen bilirkişi, hemen devamında ihtimal dilinden kurtulup, kesin yargılara ulaşıyor. Peki, bunu neye dayanarak yaptı? Arada hangi evraka baktı? Baktı mı bakmadı mı bilmiyoruz; ama aynı raporun içerisinde bunlar var. O aradaki 8-10 cümleyi yazarken ne değişti ne oldu da kanaati bu denli farklılaştı bilemiyoruz. Bakın efendim, burası yargılamamızın inanın en temel noktasıdır. Size SGK borcu olmadığını burada kanıtlayacağız, eminim kanıtlayacağız. Şimdi Cumhuriyet Savcılığı bu tutarsızlığı görmüyor. Şahsın raporundaki bu çelişkiyi, kamu zararının belirlenmesindeki bu sakatlığı en baştan fark etmiyor. Ne yapıyor? Bu durumu SGK’ya sorup aydınlatmadan, doğrudan rapordaki tespitlere dayanarak ihale komisyonu başkan ve üyeleri ile firma sahipleri hakkında gözaltı kararı veriyor. İlk gözaltı kararı verildiğinde savcımızın elinde sadece bu rapor var.

Ceyhun Avşar Müdafii

Raporun tanzim tarihine dikkat edin: 15.04.2025. Müvekkilin gözaltı tarihine bakın: 23.05.2025. Arada 1 aylık bir süre var. O sürede ben dosyayı tetkik ettim, her müzekkereyi okudum. Yapılan araştırmaların ardından firma sahipleri gözaltına alınıyor. Bilirkişi ne demişti? 'Yapı Merkezi'nin borcu var, tapuya baktığımda 700 küsur milyon olduğunu gördüm' demişti. Önce 'olabilir' demiş, sonra 'gördüm' demişti; yani tapu kayıtları üzerinden kurumun veri tabanındaki borcu tespit ettiğini iddia etmişti. Haliyle böyle bir iddia karşısında insanlar cevap vermek zorunda kalıyor. Yapı Merkezi’nin sahipleri ifadeye çağrıldığında, onlara bu bilirkişi tespiti soruluyor. Onlar da Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından düzenlenen resmi belgeyi sunuyorlar. Belgede aynen şöyle deniyor: '26.09.2024 tarihli dilekçeniz incelenmiştir. 4734 sayılı Kanun’un 10. maddesi hükmü uyarınca, Türkiye genelinde 26.09.2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulama sonucunda, kurumumuza kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunuzun bulunmadığı tespit edilmiştir.'

Ceyhun Avşar Müdafii

Süreç bilirkişi raporuyla başladı, ifadelere geçildi. Borcu olduğu iddia edilen firma sahibi gelip 'Benim borcum yok, buyurun resmi yazı' dedi. Savcı Bey bu yazıyı alınca normal şartlarda, 'Demek ki borçları yokmuş, ihaleye girebilirlermiş, bilirkişimiz hata yapmış' demesini beklerdik. Ancak beklendiği gibi olmuyor; savcılık, ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen birçok kişiyi tutuklamaya sevk ediyor. Elindeki bu resmi yazıya ve bilirkişinin çelişkisine rağmen bu kararlar veriliyor. Biz o tarihte dosyadaki kısıtlılık kararı nedeniyle bu delilleri göremiyoruz. Eğer o tarihte görseydik, bu savunmayı o gün yapacaktık. Savcılar ifade sırasında 'Hayır, SGK borcu var' diyorlar; millet borcu olmadığını kanıtlamak için kurumdan yazı getiriyor ama gelen yazıya rağmen bu adamlar tutuklamaya sevk ediliyor. Burada tekrar sormak gerekiyor: Bilirkişi İbrahim Süren hangi uzmanlıkla bunu söylüyor? Bizim koskoca kurumlarımız var. Bir firmanın SGK borcu olup olmadığına karar verecek merci bilirkişi midir yoksa kurumun kendisi mi? Sosyal Güvenlik Kurumu bu durumu en net biçimde ortaya çıkartacak merciidir. Nitekim kurum, devamında 'Bu firmanın ihale tarihi itibarıyla borcu yoktur, ihaleye girebilir' diye yazı gönderiyor. Bilirkişi ise 'Hayır, giremez' diyerek kurumun üzerinde bir iddia ortaya atıyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Biz bu tablo karşısında yapılan işin şu olduğunu düşünüyoruz: Savcılık sanki 'Ben önce bir tutuklatayım, sonra SGK’ya sorarım; önce tutuklama kararını alayım, delilin sıhhatini sonra araştırırım' mantığıyla hareket etmiştir. Adeta önce idam edip sonra yargılama yapmaya benzeyen bir süreç işletilmiştir. Savcılık ancak tutuklamalardan sonra, yani 27.05.2025 tarihinde ilk defa SGK’ya yazı yazarak 'Bilirkişim borç var diyor ama firma sahipleri borcu yoktur yazısı getiriyor, bana bunu açıklayın' diyor. Bu yazının cevabı bende yok ama bilirkişi raporunun içerisinde yer alıyor

Ceyhun Avşar Müdafii

Bilirkişi, bunu kendi raporunun içerisine dercetmiş. Diyor ki; savcı bey tekrar sordu, şüpheye düştü, 'Böyle bir SGK borcu var mı, yok mu?' dedi. Yazının cevabında Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürlüğü diyor ki: 'Şirketin dosyasında yapılan incelemede; ödenmeyen prim ve işsizlik sigortası borçları için —tarihe dikkat edin efendim— 20.09.2024 tarihinde, yani ihaleden 6 gün önce kurum mevzuatı gereği 7.500.000 TL peşinat ödediği, 6183 sayılı Kanun'un 48. maddesine göre taksitlendirme talebinde bulunduğu ve borçlarının taksitlendirildiği tespit edilmiştir.' Şirket, ihale tarihi olan 26.09.2024 tarihinde dilekçeyle başvurmuş ve 'borcu yoktur' belgesi talep etmiştir. Bakın, Yapı Merkezi’nin sunduğu 'SGK borcumuz yoktur' şeklindeki yazı doğrudur; bizzat SGK'nın düzenlediği yazıdır. Kurum cevabında devam ediyor: '26'sı itibarıyla bize başvurdular, bu yazıyı talep ettiler. Biz de mevzuatı değerlendirdik. Kurumumuzun 2020/5 sayılı genelgesinin Kamu İhale Kanunu'na ilişkin hükümlerini inceledik. İlgili kanunlara göre tecil ve taksit yapılarak ödeme planına bağlanan ve cari aya ilişkin ödeme yükümlülükleri yerine getirilen borçlar, kesinleşmiş SGK prim borcu olarak değerlendirilemez.'

Ceyhun Avşar Müdafii

SGK burada kanun hükmünü yazdı; 'Taksitlendirilmiş borç, kesinleşmiş borç değildir; bu adam da geldi taksitini ödedi, biz de o yazıyı verdik' dedi. Yani Yapı Merkezi, ihaleden 6 gün önce, 20.09.2024 tarihinde peşinatı ödeyip borçlarını taksitlendirdiği için bu belgeyi almaya hak kazanmıştır. Şimdi bakın; hatalı bilirkişi raporuyla savcı bir yola girdi. Sayın Başkan, sizin de belirttiğiniz üzere o belge bir 'ilişiksizlik belgesi' niteliğinde olmayabilir; ancak o idari bir konudur ve kesin teminatın iadesiyle ilgilidir. Bizim bu dosyadaki meselemiz bu değil. Bizim meselemiz; bu belgeyle ihaleye girilip girilemeyeceğidir. SGK 'Girebilir' diyor. Savcılarımız ve bilirkişi ne demişti? 'Hayır, bu belgeyle ihaleye giremez' demişti. İddia, içerideki parasını alıp alamayacağı değil, ihaleye katılım yeterliliğidir. Savcının, şüphesi üzerine —sağ olsun tutuklattıktan sonra duyduğu şüphesi üzerine— sorduğu soruya bu net cevap veriliyor: 'Belge doğrudur, biz verdik, adamın borcu yoktur.' Bu aşamadan sonra savcıdan 'Bir hata yaptık' demesini beklersiniz; ama demiyor. Şüphe duymaya devam ediyor. Peki, hayatın olağan akışı içerisinde ne yapması lazım? Tekrar SGK’ya sorması lazım değil mi? Yapmıyor. Sormuyor. Gidip yine kime soruyor? 'Tapu kayıtlarına bakarak borç gördüm' diyen o bilirkişiye soruyor. 'SGK borcu yoktur dedi ama biz ne yaparız?' diyor adeta.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bilirkişi İbrahim Süren de bence şöyle diyor: 'Siz hiç endişe etmeyin; kanun borcu yoktur diyormuş, SGK borcu yoktur diyormuş, önemli değil. Boş verin kanunu, boş verin SGK’yı; ben orada bir borç olduğunu size bulurum.' Ve dosya, 25.09.2025 tarihinde tutukluluk hali devam ederken, tekrar aynı bilirkişiye gidiyor. Bu aşamaya kadar konuştuğumuz belgeler haricinde dosyaya en ufak yeni bir delil girmiş mi? Hayır, girmemiş. Bilirkişi, 'borç bulacak ya' kafa yoruyor; diyor ki: 'Her ne kadar yapılandırma başvurusu ihaleden 6 gün önce yapılsa da, burada teknik bir durum olabilir.' SGK Yönetim Kurulu toplantısının ayın 24'ünde yapıldığını, bu tarihin ihale tarihinden sonra olduğunu iddia ederek başka bir kurgu yapıyor. 'Eğer' diyor, '7'sinde bu ihale iptal edilmeseydi, bunlar SGK’ya gittiğinde o yazıyı alamayacaklardı.' Tarihlerin arkasına saklanarak, 'Aslında o toplantı 24'ünde yapıldı, ihale devam etseydi o borç kapatılamayacaktı' gibi kimsenin aklına gelmeyecek bir varsayımla borcu yoktur denilemeyeceğini iddia ediyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi ben bunu çözmeye çalışıyorum. Yani biz, yargılamanın ve soruşturmanın başından beri inanın bunu çözmeye çalışıyoruz. SGK 'borcu yoktur' dedi, dosya bilirkişiye gitti. Savcılarımız tekrar şüphe duydu ama SGK’ya sormadı, yeniden bilirkişiye sordu. Süreç maalesef böyle ilerliyor. Bilirkişinin burada yaptığı tespit bence artık çağ açıp çağ kapatıyor! Biz, müvekkil, ihaleyi neden iptal ettik efendim? Rekabet koşulları beklenildiği düzeyde gerçekleşmediği için ihaleyi iptal etmiştik. Savunmanın birinci kısmında açıkça söyledim; 1. ihaledeki sonuç belli, 2. ihaledeki sonuç belli. Rekabet düzeyinin beklenilen yerde olmadığını bu sonuçlar göstermiyor mu? Aslında bu sorunun cevabını tespit etmek bu kadar kolayken, bu sefer de ihalenin iptalinin altında bir neden aranmaya başlanıyor. Devamında bilirkişi diyor ki: '07.10.2024 tarihinde Yapı Merkezi'ni sözleşme imzalamaya çağırsaydınız, bu belgeyi alamayacaklardı.' Bunu neye göre söylüyor? '24'ünde yapılması gereken toplantı yapılamaz' diyor. Bakın, mevzuatı açıp bakıyoruz; bu SGK Yönetim Kurulu ne zaman toplanıyor? Benim referansım mevzuattır. Baktığımda şunu görüyorum: Bu adamların haftada 1 kez olağan toplantıları var zaten. Ayrıca olağanüstü de toplanabilirler. Şimdi bilirkişi İbrahim Süren diyor ki: 'Sen gidip o toplantıyı yaptıramayacaktın, o cevabı getirtemeyecektin, bu zarar doğacaktı.' Savcılarımız iddianamede, bu kadar varsayım üzerine 'doğmuş bir zarardan' bahsedebiliyor. Efendim, bu ihale 7'sinde iptal edilmeseydi, zaten SGK’dan 'borcum yoktur' yazısını almış olan Yapı Merkezi, o toplantıyı 8'inde de 9'unda da 10'unda da bir şekilde yaptırırdı. Ortada 22.000.000.000 TL’lik bir ihale var; ne yapacaktı, vaz mı geçecekti?

Ceyhun Avşar Müdafii

Bir an için aksini düşünelim; diyelim ki Yapı Merkezi o toplantıyı yaptıramadı ve 'borcu yoktur' yazısını getiremedi. Ne olurdu? Biz ihaleyi iptal etmeyip sözleşmeye çağırsaydık ve onlar bu belgeyi getiremeseydi, işte o zaman biz onların teminatını gelir kaydederdik. Arkasından Yapı Merkezi 2 yıl boyunca ihalelere girmekten yasaklanacaktı. Bahsettiğimiz firma; 3 farklı kıtada iş yürüten, Avrasya Tüneli'ni yapan Yapı Merkezi'dir. Dikkatinizi çekiyor mu efendim; bilirkişi ne demişti? 'Tapu kayıtlarına baktığımda borcun 750.000.000 TL civarında olduğunu tahmin ediyorum, daha fazlası da olabilir' demişti. Bilirkişinin hatalı tespitleri o kadar fazla ki! Sonradan anlaşıldı ki Yapı Merkezi'nin toplam borcu 75.000.000 TL. Ayın 20'sinde, yani ihaleden 6 gün önce de bu borcun %10'u olan 7.500.000 TL'yi yatırıp borcu taksitlendirmişler. Bizim elimizdeki geçici teminat ne kadar Sayın Başkanım? 697.000.000 TL.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi bu koca Yapı Merkezi, bilirkişinin iddiasına göre, yapılandırdığı borcun kalanını yatırmayıp 697.000.000 TL'lik teminatını mı yakacaktı? Hadi diyelim ki yönetim kurulu toplanmadı; bu adam kaderine razı olup ihalelerden yasaklı kalmayı mı seçecekti? Ödeyecekti efendim bu borcu! Arabasını satardı, evini satardı ama o borcu öderdi. Ben burada hangi ihtimalin makul olduğunu soruyorum. Savcılığın iddia ettiği suçlamaların ne kadar temelsiz olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bilirkişi raporu olasılıklar üzerinden suçlama yapıyorsa, biz de mecburen bu olasılıkların imkansızlığını anlatıyoruz. Bakın efendim, bu dosyanın neresine baksanız karşımıza fecaat çıkıyor. Bu Yapı Merkezi o günden sonra işine devam etti. Aldıkları işleri söylüyorum: 07.05.2024 tarihinde TCDD'den Nurdağı-Malatya Demiryolu Projesi'ni alıyorlar. 20.09.2024 tarihinde —dikkat edin, borcu yapılandırdıkları tarihte— Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü'nün demiryolu lojistik projesi ihalesine katılıyorlar.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi savcılarımız bizi suçluyor; 'Nasıl görmediniz, böyle bir borç vardı' diyor. Biz bunu görmekle, sorgulamakla yükümlü müyüz, değil miyiz? Oraya geleceğim; ama şu an sorgulamakla yükümlü olduğumuz varsayımı üzerinden hareket ediyorum. Diyor ki savcılarımız; 'Niye görmediniz bu borcu? Nasıl görmediniz adamı siz?' Bilirkişi İbrahim Süren raporunda, 39. sayfasında tapu kayıtlarına bakarak bunu gördü de siz nasıl görmediniz? Tapu kaydına bakarak SGK’yı nasıl görmediniz diyor. Peki, Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü görmemiş mi? Görmemiş mi yoksa gerçekten borcu yok mu? Hangisi doğru olabilir acaba? Devamında 04.10.2024 tarihinde —ki arada çok bir zaman dilimi yok— Gaziantep devlet yolunun toprak işleri, sanat yapıları, köprü ve üst yapı inşaat işi ihalesini alıyorlar. Kim düzenliyor? İBB değilse sorun yok; Karayolları Genel Müdürlüğü düzenliyor. Devamında, 31.12.2024 tarihinde Kırıkkale-Çorum yüksek standartlı demir yolu projesinin de ihalesini kim düzenliyor? TCDD düzenliyor. Efendim devamında 28.02.2025 tarihinde Adapazarı-Karasu Limanı sanayi tesisleri demir yolu bağlantı projesinin ihalesine giriyor. Kim düzenliyor? AYGM, yani Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü düzenliyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi, benim müvekkilim ihale yetkilisi olarak fark etmedi buradaki borcu, SGK borcunu; ama bilirkişi fark etti. Öyle mi? Dedi ki 'Böyle böyle bir borç var.' Türkiye genelinde hiç kimse fark etmedi ama! Bilmiyorlar. Biraz önce 'borcu yoktur' diyen SGK da bilmiyor. Buna rağmen, bu kadar bilmeyenin olduğu yerde tutup ihaleye giriyorlar ama bir bilen çıkıyor. Kim o bilen? İbrahim Süren. Bilirkişimiz mükemmel biliyor! İbrahim Süren öyle yeteneklere sahip ki, tapu kayıtlarına baktığında SGK’yı görüyor. Öyle yetenekleri var ki, tapu kayıtlarına baktığında borcun miktarını görüyor; gerçi orada yanılıyor, 740.000.000-700.000.000 dediği şey 75.000.000 çıkıyor. Öyle bir yeteneği var ki bu arkadaşın, 39. sayfada 'olabilir' dediği şeye 40. sayfada 'var' diyor. Efendim yani anlamıyorum; böyle bir raporu aldığında okumaz mı içeriğini? 'Ya burada şüphe doğuyor' demez mi? Netleştirmez mi, sormaz mı? Ama maalesef sorulmuyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi geliyoruz olasılıklara efendim. Ne yapacaktı Yapı Merkezi? Hadi bilirkişinin dediği gibi oldu; bunları ödemeyecek miydi? Bu adamlar devamında Çorum-Delice gibi —ki Çorum-Delice'nin çok uzun bir zaman dilimi sonra değil— işini alıyorlar; 75.000.000.000 TL idi galiba oradaki tutar. 75.000.000.000 TL’lik iş alan bir firmanın, bilirkişimiz diyor ki: 'Yönetim kurulunu toplayamayacaktı, şu olamayacaktı, bu olamayacaktı.' 74.000.000 TL’lik SGK borcunu, üstelik yapılandırdığı borcunu ödeyemeyeceğini ileri sürüyor. Bu firma bunlara katlanır mıydı? Buradan bakıp değerlendirmenizi istiyorum. Bu raporların her yerinde şüphe var da bir buradan bakın. Buradan baktığınız zaman gerçeği göreceksiniz. Tarihlerle uyumlu gittiğiniz zaman gerçeği göreceksiniz. Yani SGK’ya sorulması gereken bir şeyin neden bilirkişiye sorulduğunu buradan göreceksiniz efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Efendim, biz diyoruz ki özü itibarıyla; dosyaya sunulan belgelerden anlaşılacağı üzere Yapı Merkezi'nin böyle bir borcu yoktur. Şimdi gidelim ikinci kısma. Bilirkişi ne diyor? Zararın oluşması noktasında bir varsayımla yetinmiyor. Burada bir varsayım var zaten, başlı başına bir varsayım var; ikinci bir varsayımı buraya bir daha ekliyor. Diyor ki: 'Siz ihaleyi iptal ettiniz ama ihaleyi iptal etmeseydiniz...' Savcılarımızın eline mükemmel bir şey daha veriyor. Savcılarımız da bu sefer 'Ya bunlar niye ihale ediyor?' şeklinde bir mantık yürüterek kamu zararını buluyorlar. Şimdi bu dosyanın en başından bu tarafa 690.000.000 TL'lik kamu zararı diye anlatıyorlar ya; işte o kamu zararı böyle bulunuyor. Yani bu zarar var mı yok mu? Hala bugün itibarıyla siz şurada otururken, müvekkil orada tutukluyken, üzerinden 10 ay geçmişken hala SGK’ya sorulmamış. Kim haklı diye sorulmamış. Öyle bir şüphenin olduğu yerde müvekkil tutuklu.

Ceyhun Avşar Müdafii

Gelelim devamına efendim. Diyor ki bilirkişi; 'Bir de bunu sorgulamakla mükellefsiniz, siz sorgulamakla yükümlüsünüz.' Ya anlatıyor müvekkil, sürecin başından beri anlatıyor: 'Sözleşme aşamasına gelmediğim bir işte kimin SGK borcu olup olmadığını sorgulamakla mükellef değilim' diyor. Mükellef değil efendim! Bir firmanın SGK borcunun olması yetmez; idarenin de o borcu sorgulamakla mükellef olması gerekir bu iddianın doğru olabilmesi için. İhale, rekabetin beklenen düzeyi gerçekleşmemesi sebebiyle iptal edilmişti biliyorsunuz ve sonuç da ortaya çıktı; rekabet beklenen düzeyde gerçekleşti. Yani bu maddi gerçeği bu kadar çarpıtabilirsiniz. Bir taraftan '690.000.000 TL kamu zararına sebebiyet verdi' dediğiniz adam, öbür taraftan —bu projede yaptığı tasarruflara falan girmiyorum, kendisi anlattı, milyarlarca tasarrufum var dedi— sadece bu ihaleyi iptal edip ikinci ihaleyi yapmasıyla ortaya çıkan kamu faydasının 641.000.000 TL olduğunu söyledik. Bu, iki ihale arasındaki rakamdır. Bunun için bilirkişinin takip ettiği yolu takip edip de bir fayda bulmadık; iki ihale arasındaki rakamı çıkarttık ve ortaya çıkan faydayı gösterdik.

Ceyhun Avşar Müdafii

Peki, SGK borcu ne zaman sorgulanır? Biz size 9'da bir tablo vermiştik efendim. Bu tabloda tekliflerin değerlendirme aşamalarında firmaların neye dikkat edeceği, hangi beyanlara dikkat edeceği tek tek yazıyordu. 4734 sayılı yasanın 10. maddesine göre istekliler ihale öncesinde bir taahhüt verirler. İhale işlemleri bir taahhüt üzerinden yürür başlarken. Müvekkil bunu bir yerde anlattı; 'SGK borcunu sorgulamadığımızı söylüyorlar ama bu taahhüt verilen kalemlerin içerisinde öyle kalemler var ki' dedi. Firma taahhüt edecek; 'Benimkisi bu kadar' diyecek. Yoksa ihaleyi yapan idare gidip 'Getir bakayım bana muhasebe kayıtlarını, getir evraklarını' deyip mi araştıracak? Hayır, sürecin taahhüt üzerine yürüdüğünün göstergesidir bu. Burada SGK borcu da taahhüt üzerinden yürüyür o tarihte. Ha sonra yapılan bir değişiklik var, ona geleceğim. Eğmiyoruz, bükmüyoruz; var olanı da yok olanı da söyleyeceğiz efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

4734 sayılı Kanun'un 10. maddesi açıkça sosyal güvenlik prim borcunun başlangıçta taahhüt edilecek hususlardan olduğunu yazıyor. Yani ihalelerde istekliler, belirli hususları başlangıçta sadece taahhüt ediyorlar efendim. Yapım İşleri Uygulama Yönetmeliği'nin 30. maddesine göre ise ihale üzerinde kalan istekli, ancak sözleşme aşamasında belge ibraz eder. Kanuni düzenleme bu kadar nettir. Şimdi diyebilirsiniz ki; 'Yahu siz bunu farklı yorumluyorsunuz.' O halde ihale sürecinin nasıl yürüdüğüne bakalım. Bu taahhüt belgelerini ve formları kim düzenliyor? Kamu İhale Kurumu tarafından düzenlenen formların nasıl olduğunu size sunduk. İstekliler, davet mektubuna cevap verirken bu taahhütleri yerine getiriyorlar; 'Bunlar bende yoktur' diyerek beyanda bulunuyorlar. İhaleye 10 kişi, 20 kişi girebilir; idare herkesin tek tek oturup SGK borcunu mu sorgulayacak? Hayır. İdare, sadece sözleşmeye davet ettiği kişinin borcunu sorgular.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bakın, sonradan aklınız karışmasın; bizim ihalemiz yapılıp bittikten sonra mevzuat değişiyor. Herkes için sorgulama yükümlülüğü getiriliyor. Eğer hiçbir şey bilmiyorsak bile şunu anlayabiliriz: Sonradan mevzuat değiştiyse ve herkes için sorgulama yükümlülüğü getirildiyse, demek ki önceden bu yükümlülük yoktu. Mantık yürütmek bu kadar basittir. Bilirkişi raporunda müvekkilin, Yapı Merkezi’nin ve hatta ihaleye katılan tüm firmaların borcunu en baştan sorgulama yükümlülüğü olduğundan bahsediliyor. Bunun için de ihale tarihinden çok sonra çıkan bir mevzuata, 01.08.2021 tarihli 'Kamu Alımlarının Elektronik Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliği'nin 11. maddesine dayanıyor. Eğer biz bu ihaleyi 26.09.2024’te değil de bu değişikliğin çıktığı tarihten sonra yapsaydık, bilirkişi bizi 'Niye sorgulamadınız?' diye suçlayabilirdi. Ama o tarihte böyle bir mevzuat yok! Düzenlenen formlar ve yasal mevzuat buna uygun değil. Size bu konuda Kamu İhale Kurumu’nun, sorgulamanın sadece ihale üzerinde kalan firma açısından sözleşme aşamasında yapılacağına dair onlarca emsal kararını sunabilirim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Hayatın olağan akışı içerisinde arada belediyeye bir ihbar gelebilir; 'Bu firmalardan birinin borcu var, dikkat edin' denilebilir. Böyle bir durumda idare sorgulama yapabilir. Peki, bizim olayımızda böyle bir durum var mı? Hayır, o da yok. Bilirkişi raporunu yazarken, ihale tarihinde var olmayan hükümleri sanki o zaman varmış gibi uyguluyor. Yine bir çıkarım yoluyla suç yaratıyor. Sonuç itibarıyla, size baştan beri bu zararı nasıl kurguladığını anlattım. Bilirkişinin ileri sürdüğü kamu zararı, hayatın normal akışı içerisinde bulunan bir zarar değildir efendim. Bilirkişi bazı kalemleri yok sayarak bu zarara ulaşmıştır. Bu hayali zararı bulabilmek için şu şartların gerçekleştiğini varsayıyor: Rekabet koşulları oluşmadığı için iptal edilen ihalenin iptal edilmemiş olması gerekir. İdarenin kanunen yükümlü olmadığı bir borcu sorgulama yükümlülüğünün olması gerekir. Yapı Merkezi’nin yapılandırılmış borcunun, aslında yapılandırılmamış olması gerekir.Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi’nin 'borcu yoktur' belgesini vermemiş olması gerekir.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bu saydığım 4 unsur, dış dünyada gerçekleşmiş gerçek unsurlardır. Bilirkişi zararı bulabilmek için önce bu 4 gerçeği yok farz ediyor. Bunlara ilaveten; haftada 1 toplanan SGK Yönetim Kurulu’nun, ihale iptal tarihi olan 07.12.2024’ten evrak teslim son tarihi olan 17.12.2024’e kadar toplanamayacağını iddia ediyor. Yetmiyor; Yapı Merkezi’nin 67.500.000 TL’lik yapılandırılmış borcunu ödemeyi hiç aklından geçirmeyeceğini, bu parayı ödememek için 697.000.000 TL’lik teminatını yakacağını ve 2 yıl ihalelerden yasaklı kalmayı göze alacağını ileri sürüyor. Hatta bizden sonra aldığı 75.000.000.000 TL’lik Çorum-Delice hızlı tren hattı ihalesini de alamayacağını varsayıyor. Bu suretle 'borcu yoktur' yazısını getiremeyeceğini ve kamu zararının oluşacağını söylüyor.

Ceyhun Avşar Müdafii

Şimdi size soruyorum efendim; kamu zararı var mı, yok mu? Nasıl hesaplandığını, hangi varsayımlarla bu sonuca ulaşıldığını ve yazıların nasıl çarpıtılarak yorumlandığını gösterdik. Sizler teknik bir bilirkişi değilsiniz belki ama —İbrahim Süren gibi olmayın da— bir hukukçu ve mahkeme heyeti olarak mevzuat hükümlerini dosya gerçekleriyle birlikte yorumlayabilirsiniz. Mahkeme olarak yapmanız gereken, bu savunmayı gözeterek yeni bir bilirkişi raporu almaktır. Ancak en azından müvekkilim yönünden söylüyorum; elinizde bu firmanın SGK borcu olmadığına ve ihaleye girebileceğine dair kapı gibi resmi yazı varken, bu gerçek gözetilerek müvekkilimin tahliye edilmesi gerekiyor. Bu adam kamu zararına sebebiyet vermemiş diyebilmek gerekiyor. Hadi bu aşamada bunu demiyorsunuz; en azından 'vermemiş olma ihtimali var, bir şüphe doğdu' demek gerekiyor efendim. Bu şüphe haklıdır, bu şüphe vardır. Aslında en baştan beri vardı ama dosya kapsamında kimse bunu dile getirmedi; çünkü dosyayı asıl konuşan biziz. Bu 140. eylemdeki ihale, dosyanızın miktar açısından en yüksek bedelli ihalesidir. Haliyle biz de bir avukat olarak şunu düşünüyoruz: Bu ihaleyi bu dosyaya bağlayabilmek için mi bunca alternatif yoldan geçildi?

Ceyhun Avşar Müdafii

Biraz önce söyledim; bunun yanına müvekkilin rüşvetle veya örgütle suçlanmadığını da koyun efendim. Müvekkil sadece ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyor. 'Fesat karıştırdı' diyen de işte bu bilirkişi! Zararı bu yolla bulan o. Gariptir ki dışarıda da —daha dün okudum— bu zarar sanki somut, elle tutulur, bugün gidip bir kurumun kasasından çalınmış bir paraydı gibi muamele görüyor; 'Devletin şu kadar parasına zarar verildi' deniliyor. En başta anlattım; biz buraya nereden geldik? Pazarlık usulüyle yapılan bir ihaleyle diğeri arasında 14.000.000.000 TL fark olduğundan, aslında kamunun 14.000.000.000 TL zarara uğratıldığı iddiasıyla yola çıkıldı. Soruşturma aşamasında bilirkişi raporları alındı ve en son birtakım varsayımlar sonucunda 697.000.000 TL'lik bir zarar bulundu. E bu da yok!

Ceyhun Avşar Müdafii

Biz ortaya, henüz bilirkişiye gitmeden 2 tane somut veri koyuyoruz: 1. ihale ve 2. ihale. 'Buyurun hesap edin' diyoruz. Bu adam projede hiçbir revizyon yapmasın —ki anlattı; 'Revizyon yaptım, 90.000.000.000 TL kâr ettirdim' dedi— hadi onları yapmasın, sadece bu 2 ihaleyi yapsın; aradaki farkı alalım ve adamın kamuya sağladığı faydaya bakalım. Acaba hangisine öncelik vereceğiz? Bu somut deliller karşısında hangisi doğrudur diyeceğiz? Bunun takdirini size bırakıyorum. Bilirkişi, varsayımlardan hareketle bu borcun doğduğunu ve bu paranın hazineye irat kaydedilmesi gerektiğini söylüyor. Dosyanızdaki SGK borcu iddiasının da kamu zararı iddiasının da temeli budur; başka hiçbir şey yoktur. Savcılık, bir ihale için kamu zararı oluşmadığını, diğeri için ise oluştuğunu iddia ediyor; işte o iddia ettiği zarar budur.

Ceyhun Avşar Müdafii

Efendim, İbrahim Süren tarafından hazırlanan diğer raporlardaki hususlara da çok kısa değinmek istiyorum. Diğer raporlarda, 1.243.475 ihale kayıt numaralı ihale için 11.04.2025 tarihli raporun 34. sayfasında; yaklaşık maliyetin ve gizli kalması gereken belgelerin firmalara sızdırılıp sızdırılmadığı değerlendirilirken somut bir delil olmadığını belirtiyor. Bakın, yine aynı yöntem; zararı belirlerken takip ettiği yolu burada da izliyor. Diyor ki: 'İncelemeye başladım, bana sorulan soru yaklaşık maliyet sızdırıldı mı şeklindeydi.' Savcılığın sevk maddesi ihaleye fesat karıştırıldığı, maliyetin sızdığı yönünde. Peki, bilirkişi sızmanın delili olarak sunulan şeyi nasıl bulmuş? Diyor ki: 'İcmal cetvelinin 11 ve 12. grubunda yer alan iş kalemlerinde tüm istekliler tarafından sunulan teklif tutarları aynıdır.' Müvekkil de savunmasında söyledi; 'Hiç mi aciz etmedi dediğiniz' cetvel işte o yapılacak işleri gösteren cetveldir.

Ceyhun Avşar Müdafii

Bizim bu 'üstün yetenekli' bilirkişimiz, bunu raporuna yazarak aslında ihale şartnamesini hiç okumadığını itiraf etmiş oluyor. Şartnameye dönüp bakmamış bile. Çarşaf çarşaf tapu kayıtlarına bakmış, SGK borcunu görmüş, zararın katlanabileceğini görmüş ama şartnameye bakmamış! Çünkü baksaydı bir şey gözüne çarpacaktı. Görmek istediklerini görüyor, istemediklerini görmüyor mu, bilmiyorum. İdare ihaleye çıkarken, Birim Fiyat Tarifleri bölümünün 5.13 ve 5.14. maddelerinde bu konuyu ilan ediyor. 5.13 maddesi; 'diğer kurum ve kuruluşlarla ilgili işlerdir ki icmal cetvelinin 11. kalemidir. 5.14 maddesi ise 'faturalı giderler'dir, yani 12. kalemdir. Şartnamede açıkça düzenlenmiş. Bakın, tespit o kadar garip ki! İcmal cetvelinin bu kalemlerinde yazan tutarların tüm firmalar tarafından aynı olması, zaten idarenin zorunlu kıldığı bir husustur. Şartnamede yazmışız biz bunu! Şartnameye 'Bu kalemler böyle olacak' demek suç mu, ihaleye fesat karıştırmanın delili mi?

Ceyhun Avşar Müdafii

Bakın şartnameden okuyorum; 5.13 maddesi için —yani 11. icmal cetveli— diyor ki: 'Diğer kurum ve kuruluşlarla ilgili işler kapsamında idarece 75.000.000 TL gider öngörülmüş olup, bu tutar istekli tarafından birim fiyat cetveline aynen yazılacaktır.' Biz ihalenin nasıl yapılacağını belirlediğimiz şartnamede isteklilere 'bu tutarı aynen yazacaksın' demişiz. İdareler bazen böyle belirlemeler yapabilir; örneğin çalıştırılacak personelin ücretini belirler ve 'bunun altında teklif veremezsin' der. Burada da idare bir belirleme yapmış ama bilirkişinin şartnameden haberi yok! Okumadığı için de firmaların yaptığı tekliflerin aynı olmasını —ki şartnameye göre aynı olması zorunludur— ihaleye fesat karıştırmanın delili sayıyor. Yani diyor ki; 'Siz ihaleye fesat karıştırdınız, o kadar da geri zekalısınız ki bunu tuttunuz şartnameye yazdınız!' Efendim, faturalı giderlerde de aynı husus açıkça belirtiliyor. 12. kalemden bahsediyorum; faturalı giderler kapsamında idarece 75.000.000 TL gider öngörülmüş olup, bu gider tutarı istekli tarafından birim fiyat teklif cetveline aynen yazılacaktır deniliyor. Şimdi bütün bu açıklamalar karşısında efendim, sadece şartnamede böyle yazıldığı için, idare bunu zorunlu kıldığı için bu kalemlerin tüm firmalarda aynı olması nasıl bir ihaleye fesat karıştırma suçunun unsuru olabilir? Bir bilirkişi sadece buradan yola çıkarak 'siz ihaleye fesat karıştırdınız' diyebilir mi?

Ceyhun Avşar Müdafii

Diyor ki devamında, bakın tekrardan başa dönelim; ne diyordu bilirkişi? 'Ben yaklaşık maliyetin sızıp sızmadığını değerlendirdim, dosyada somut bir şey görmedim' diyordu. Ama iki tane şey gördüm diyor. Birisi bu anlattığım icmal cetvelindeki tekliflerin bütün firmalar tarafından aynı verilmiş olması, öbürü de tekliflerin yaklaşık maliyete yakın atılmış olması. Yani bir firmanın ihaleye girip yaklaşık maliyete yakın teklif atmasını, 'bilgi sızdırıldı' diye yorumluyor. Müvekkil bunun çok güzel örneğini verdi; dedi ki 'Ya biz buna suç dersek, yaklaşık maliyete yakın kimse teklif atamaz dersek, ihaleye girecek adam kalmaz ortalıkta.' Kimse ihaleye giremez! Bırakın suçu falan, ihaleye girecek, işlerin yürüyeceği adam bulamazsınız. Yaklaşık maliyete yakın teklif atılmasının altına başka hiçbir şey koymadan, bunun altını başka bir delille doldurmadan; hem 'somut delil yok' diyor hem de bu iki hususun ihaleye fesat karıştırıldığını gösterdiğini iddia ediyor efendim. Bilirkişi şöyle deseydi anlardık: 'Şunlar şunlar var ama yanında şu görüşmeler olmuş, şu belgeler çıkmış' deseydi anlardık. Yok işte, o yok!

Ceyhun Avşar Müdafii

Devamında diyor ki, Duygu Taahhüt bir iş deneyim belgesi sunmuş size bu ihaleye girerken. Bu iş deneyim belgesinde A-VI (A altı) olarak düzenlenmiştir diyor. Buralar teknik olduğu için kısa geçeceğim; esaslı unsuru demiryolları işlerini kapsar diyor. 'Sizin ihaleniz üst yapıyken bu belge sadece bunlardan birisini kapsıyor, o zaman Duygu Taahhüt'ü bu ihaleye sokmayacaktınız ama girmesini sağladınız' diyor. Yine bir kere bile şartnameye bakmamış bu bilirkişi! Şartnamede idarenin belirlediği benzer iş ne? A-VI Demiryolu İşleri. Yani idare diyor ki: 'A-VI Demiryolu işi bazında bana iş bitirme belgesi getiren herkesin belgesini kabul edeceğim.' Şartname bu. Adam da Duygu Taahhüt olarak A-VI belgesini getiriyor. Ama bilirkişi içeriğine bakıyor, 'Ya bu demiryolu öyle değil, şunları kapsamalıydı' falan filan gibi absürt bir çıkarıma giriyor efendim.

Ceyhun Avşar Müdafii

Müvekkil bu hususu çok net açıkladı, sadece o açıklamaya atıf yapacağım: Diyor ki müvekkil; 'Duygu Taahhüt bu ihaleyi kazansaydı —ki kazanmadı, Yapı Merkezi kazandı— ve bizde bu belgenin içeriğinden bir tereddüt hasıl olsaydı ne yapacaktık? Belgeyi düzenleyen kurum olan TCDD’ye soracaktık. Bizim şartnamemizi ve bu belgeyi gönderecektik, diyecektik ki biz A-VI istemişiz bu da A-VI sunmuş ama bu o belge mi?' Eğer bir şikayet olsaydı bu yapılacaktı. Ama bizim A-VI belgesini kabul etmemiz, ihaleye giremeyecek birinin girmesini sağlamışız gibi gösterilerek ihaleye fesat karıştırma sayılıyor. İddia bu, başka hiçbir şey yok efendim. Bununla ilgili sadece bu 'delil' (!) var.

Ceyhun Avşar Müdafii

Devamı daha da enteresan, lütfen bakın; ne kadar hatalı olduğunu anlamak noktasında çok kısa tutacağım ama gerçekten daha enteresan. İki tane ihale var; ilki pazarlık usulüyle yapılan, ikincisi yine pazarlık usulüyle yapılan ihale. İlk ihalede bir firma girmiş, yurt dışından elde edilmiş bir iş bitirme belgesi sunmuş. Mevzuatta şöyle bir hüküm var: 'Eğer yurt dışından elde edilmiş bir belge var ise ve bu belgeyi sunan ortaklık halinde girmişse, ortaklıktaki hissesi oranında ayrıca bir teminat mektubu sunar' diyor. Bilirkişi tutup diyor ki: 'Siz bu adamdan yurt dışı iş bitirme belgesi istemişsiniz ama ayrıca teminat mektubu sunmamış, siz de bunu görmemişsiniz, yani fesat karıştırdınız.' Bilirkişinin ihale kararından haberi yok! İhale kararını açtığınızda —biz size ekte sunduk— bahsettiği firmanın, o ihalenin kararının içerisinde tam da o 'teminat mektubu' sebebiyle elendiği yazıyor! Elenmiş adamın üzerinden 'görmediniz' diye suçlama çıkarabiliyor bu bilirkişi.

Ceyhun Avşar Müdafii

İkinci ihale için de çok garip bir tespit... Burası çok önemli, yavaş yavaş bitireceğim. Efendim şimdi ilk ihaleyi hatırlarsanız; bir varsayımda bulundu, bir zarar ortaya koydu değil mi? Bu zararı ortaya koyarken neye dikkat etmişti? Kendisi diyor ki; 24.10.2024 tarihinde bu borç yapılandırılmıştır. Yani borcun yapılandırıldığı tarihi kendisi kabul ediyor. Bunu ilk ihale için düzenlediği bilirkişi raporunda söylüyor. İkinci ihale için düzenlediği raporda ise bence çok daha ileriye gidiyor. Yapı Merkezi o ihaleye de katılmış, o ihalenin tarihi 19.11.2024. Yani bilirkişinin 'şüphesiz borç yapılandırıldı' dediği 24 Ekim tarihinden çok sonra! Ama bilirkişi diyor ki: 'Hayır, Yapı Merkezi bu ihaleye de giremez.' Takmış kafaya! Ona da 'giremez' diyor. Bilirkişinin bu tutumu karşısında müvekkil hakkında ikinci ihale için de sevk maddesi var. Biz eğer bu bilirkişiyi ciddiye alacaksak, raporlarıyla insan tutuklayacaksak, başka hiçbir araştırma yapmayacaksa bizim işimiz var efendim. O zaman şunu açıkça söyleyeyim: Türkiye’deki herkes, özellikle emekliler şu anda risk altında! SGK bizim olayımızda 'borcu yoktur' diyor ya; inanmıyor bu bilirkişi. SGK’nın 'emekli ettim' dediği herkes paraları alıyorlarsa, yiyorlarsa bir daha düşünsünler; hala İbrahim Süren ile karşılaşmamışlar demektir! SGK’nın 'var' dediğine 'yok' diyebilir, öyle bir bilirkişimiz var maalesef.

Ceyhun Avşar Müdafii

Son olarak, buradaki iddia şu; diyor ki 'Yapı Merkezi’nin girmesini sen sağladın.' İddianamede şöyle bir absürtlük de var: Birinci ihale için gizliliğin ihlal edildiğinden, yaklaşık maliyetin sızdırıldığından bahsetmişti. Ancak dosyanın hiçbir noktasında bu maliyetin sızdığına dair somut bir iddia yok. Buna rağmen sevk maddesinde bu var. Buraya dikkat çekmek istiyorum; anlatım yok ama fazladan sevk maddesi görüyoruz. Efendim, bu dosyanın ana hattı neydi? O günkü o kurgu, ardından bahsettiğimiz bilirkişi raporları... Biz bu raporlardaki tutarsızlığı açıkça ortaya koyduğumuzu düşünüyoruz. Yazıları koyduk, SGK 'borcu yoktur' yazısını koyduk, sorgulama yükümlülüğümüzün olmadığını anlattık. Savcılarımız bir de şunu fark ediyorlar: Müvekkilin, Şube Müdürü olan ile bir mesajlaşması olduğunu, bu mesajda ihaleyle ilgili şeyler geçtiğini ileri sürüyorlar. İşte bu mesaj, rüşvetin belgesi vesaire diye yayınlandı efendim; müvekkilimin kişiliği, onuru zedelendi. Bize savcılıkta bu mesajı gösterdiklerinde tarih yoktu, kollukta gösterdiklerinde tarih yoktu. Neden? Müvekkil sağlıklı bir açıklama getiremesin diye!

Ceyhun Avşar Müdafii

Oysa mesaj 13 Mart tarihinde atılmış efendim. İhale ne zaman yapılmış? 26 Eylül’de. Savcılığın iddiasına göre, biz Eylül’de yapılan ihalede kimin ne kadar pay alacağını yaklaşık 6 ay önce kendi aramızda konuşmuşuz! İddia bundan ibaret. Şimdi bu hayatın olağan akışına uygun mu? Müvekkil 'Ben ’i tanımam, bahsettiğim kişi Metro A.Ş. yetkilisi Fatih Gün’dür' dedi. Savcılarımız bunu araştırma ihtiyacı bile hissetmediler; çünkü kendilerince 'işi' bulmuşlardı. Savcılarımız da en az o bilirkişi kadar yetenekli! Mesela ben size bir mesaj atayım efendim, içinde 'Mehmet abi' geçsin; savcılarımız ekrana bakıp o 'Mehmet' yazısını gördükleri anda onun kim olduğunu şak diye anlıyorlar. Bakar bakmaz DNA’sını tespit ediyorlar! Bir tıp insanı babasıyla oğlu arasında bile %99,99 pay bırakır ama savcılarımız ekrana baktıklarında rüyalarına göre teşhis koyuyorlar. Mesajın içeriğinde ne var? Hiçbir şey yok, siz de görüyorsunuz. Mesajda mi yazıyor? Dokuzuncu ayda yapılan ihale mi yazıyor? Hayır, bunlar yok. Müvekkil savunmasında o %10, %5 ifadelerinin ne olduğunu, Fatih Gül ile olan iş ilişkisini ve parti içi durumları net şekilde açıkladı. Bu açıklamayla 'kuvvetli suç şüphesi' yerini tam bir belirsizliğe bırakmıştır.

Ceyhun Avşar Müdafii

Mevcut delil durumunu anlattık; bu delillerle tutukluluk sürdürmek hukuksuzdur efendim, hukuka aykırıdır, adeta bir 'ilmik helvası' kurgusudur. Müvekkilin bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi, çocuğu vardır; tahliye edildiğinde yine bu ülkeye katma değer sağlamaya devam edecektir. Öyle yalandan kamu zararı varsayımlarıyla itham eden savcılık, şunu hiç araştırmıyor: Bu adam bürokrat olarak inanılmaz bütçeler yönetmiş, 90.000.000.000 TL’lik tasarruf sağlamış ama bir kuruşuna dokunmamış! Kamu personeli olarak girdiği bu işte mal varlığında en ufak bir artış yok. Devasa ihaleler yapan bu adamın rüşvet aldığı iddia ediliyor ama mal varlığında hiçbir şey bulunamıyor! Her şeyde mahir olan savcılık bunu neden bulamamış? Çünkü yok! Biz artık bu tutukluluk şitut'gereksiz ve haksız olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla müvekkilin tahliyesine, mahkeme aksi kanaatteyse en azından adli kontrolle serbest bırakılmasına karar verilmesini talep ediyoruz. Savunmamızın yer yer sert olduğu kısımlar varsa, bu ne heyetinize ne de savcımızın şahsına yöneliktir; bu tamamen dosyadaki hukuksuzluklara karşı duyduğumuz isyandandır

Ceyhun Avşar Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.