Müvekkilimiz, mahkeme huzurunda; iddianamede yer alan hakkındaki suçlamaları içeren Eylem 46'dan başlayarak Eylem 58 dahil bütün iddiaları tek tek cevapladı. Kendisine yöneltilen soruların da yanıtlarını verdi. Geldiğimiz aşamada meslektaşlarım ve 'la birlikte yaptığımız hazırlık çerçevesinde; sadece ben maddi olaya ilişkin savunmalarımızla hukuki savunmalarımızı ortaya koyacağım. Dolayısıyla tek konuşacak avukat benim. Ancak savunmalarımıza başlamadan önce şu hususu izah etmek istiyorum: Savunmanın sonunda sürece ilişkin yapacağım hukuki değerlendirmede tekrar döneceğim ama hem müvekkilin sorgusu açısından hem daha sonra bizim yapacağımız açıklamalar için hayati önem taşıyan Boğaziçi İmar dosyaları kapsamındaki her bir evrakı inceleyemeden, çok zor koşullarda hazırlık yapmak zorunda kaldık. Burada müvekkilin atıf yaptığı belgelere zor ulaştık Sayın Başkan. Bu eksikliğin savunma hazırlıklarımızı oldukça zorlaştırdığını ifade etmek istiyorum.
Elçin Karaoğlu Müdafii Av. Nevzat Kaan Karcılıoğlu Savunması
Şimdi, öncelikle müvekkilimizin tutuklandığı ana dönmek istiyorum; çünkü bu bizim açımızdan önemli. Müvekkilimizin karşı karşıya kaldığı hukuksuzluk tutuklandığı anda başlıyor. Müvekkilimizin tutuklanmasına ilişkin detayları tahliyeye yönelik konuşmada yeterince anlattım; esasa ilişkin diğer kısımlara o gün bilhassa girmedim. Hem süreye bağlı kalmak için hem de bizim düşüncemize göre; bir kişi bir eylemden dolayı tutuklandığında, o eylemle ilgili deliller ortadan kalkınca tutuklama otomatik olarak ortadan kalkar. Yani o eyleme benzeyen bir yerden yakalayıp da "o eylemin başka bir boyutuyla ilgili tutuklama kararı verilmiş" sayılmaz otomatik olarak. Bu bir açık çek değil. O gün anlattıklarım esasında müvekkilin sadece tutuklanmasına konu olan eylemle ilgili değil; müvekkil hakkındaki bütün suçlamaların nasıl olacağını daha o günden gösterdiği için önemli.
Müvekkilimizin bu dosya kapsamında tutuklanmasına yönelik olarak tutuklama kararında gösterilen gerekçe, delil, tanık, hatta eylem... Orada ne varsa bu iddianamede yok! İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimi, tutuklama kararını şu gerekçelerle verir: "Maddi menfaat temin ederek hukuka aykırı imar uygulamasına göz yumduğu iddiası." Buna dayanmış. Tutuklama kararında hakim aynen şöyle diyor: "Vaniköy'de bulunan yapıda maddi menfaat temin ederek, tadilat ve tamiratlara göz yumduğuna dair tanıklar Tolgahan Erdoğan ve Cengiz Alçayır'ın beyanları dikkate alındığında söz konusu işlemler nedeniyle rüşvet alındığının açıkça ifade edildiği..." Bakın ne diyor? "Tadilat ve tamiratlara göz yumduğuna dair." Şimdi, tutuklama kararına gerekçe olarak iki kişinin bilgiye ve görgüye dayalı olmayan, dedikodu mahiyetindeki beyanlarına dayanılarak; müvekkilimizin tadilat ve tamiratlara göz yummak için menfaat elde ettiği delil olarak gösterilmiş. Şimdi bu iki kişinin dedikoduları o gün "kuvvetli suç şüphesi gösteren delil" olarak kabul edilmişken, iddianamede bunlardan hiç bahsedilmemiş Sayın Başkanım. Bu önemli. Yani bunlar artık tanık değiller; esasında hiçbir zaman da tanık değillermiş Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca. O gün tanık olarak gösterilen Tolgahan Erdoğan, müvekkille ilgili o kadar akılalmaz, o kadar desteksiz iddialarda bulunmuş ki bunları iddianameye hiçbir şekilde koymamışlar. Savcı bu bölümü adeta buharlaştırmış. Aynen öyle söyleyeyim. Müvekkilin ismini dahi tam bilmeyen, bahsederken "Karaloğlu" diyen bu şahsın beyanlarının tamamının aksi ortaya çıkmış.
Neymiş mesela? Zaten şimdi bu kişi bundan bahsederken de ne diyordu? Çok alışkın olduğumuz bir kelime artık: "Duydum, duymuş..." Kimse de sormamış bu arada, "Nereden duydun?" diye. O da yok. Tanığın beyanlarının tamamı tek tek çürümüş durumda. Müvekkilin sorgusu sırasında iddianamede yer alan diğer suçlamaların nasıl çürüdüğünü tek tek gördü buradaki bütün hazirun diye düşünüyorum. Eee, ifadede diyor ki işte; güya para yatırılan bir kayınpeder varmış Atina'daki hesabına... Bu kayınpeder yıllar önce vefat etmiş! Yani tutuklama kararı verilirken nasıl bir hukuksuzlukla başladık, onu anlatıyorum şu anda. Rüşvet parasıyla alındığı iddia edilen bir araba varmış; halbuki bu arabanın yıllardır o kişiye ait olduğu ortaya çıkmış. Bunları işte "yok cenaze aracıyla parayı sınırdan geçirmişler" gibi... Bu yani normal sokak muhabbeti seviyesindeki şeyleri iddianamede okuyamıyoruz şimdi.
İddia edilen eylem de farklı, onu da söyleyeyim. Tutuklama kararı verilirken "hukuka aykırı uygulamalara göz yummaktan" bahsedilirken, iddianamede "güçlendirme ruhsatı verilmesinden" bahsedilir Eylem 49. Bu ikisi bambaşka eylemler; "delil" derken kastettiğim de buydu. Şimdi ben şunu da söyleyeyim; bu iddianame kapsamında, az sonra detaylı olarak gireceğim, müvekkil aleyhine getirilen suçlamalarda somut bir delil göremiyoruz. Ama ben burada savunma yaparken söylediklerimin arkasını bir delille doldurmaya sonuna kadar gayret edeceğim. Özetle savcılık; "'nu bu eylemden tutukladık bari iddianameye koyalım, tutuklarken dayandığı mesnetsiz gerekçeleri değil de ne gelirse onları yazalım" demiş. Sadece bu eylemle sınırlı kalsaydı bunu bir yere kadar sineye çekebilirdik.
Delillerin olmamasından bahsettikten sonra; sadece aleyhe değil, maalesef lehe deliller de bu iddianamede yok Sayın Başkanım, kıymetli heyet. Şimdi ilk örneğini vereceğim ama daha sonra bunu detaylı olarak değerlendireceğim: Eylem 19'la ilgili, tarafından -o olay basına falan yansıdığı için- görevlendirilen mülkiye müfettişleri tarafından bir rapor hazırlanmış ve bunlar müvekkilin savunmasında belirttiği gibi sonuca bağlanmış. Yani o rapor müvekkilin her şeyi doğru yaptığını söylüyor. Niye bu iddianamede yer almaz? Ben bunu anlamıyorum. Yani kimden ne gizleniyor? Mülkiye müfettişi raporu iddianamede yok ama Allah'tan dosyada var, biz de buradan değerlendirdik. İddianameye koymamışlar, bahsedilmemiş; aradık, bulduk. İşte bu yüzden, daha sonra yaşanacakların müvekkilimiz açısından fragmanı olduğu için ben bu tutuklama işlemiyle savunmama başlamak istedim.
Eylemlere gelmeden hukuksuzluklara kategori kategori değineceğim Sayın Başkan. hakkındaki suçlamalara konu eylem anlatımları altında müvekkil aleyhine delil gösterilmemiş. Duydunuz az önce bitti sorgu; hiçbir delile işaret etmemiş iddianame. Müvekkil, savunma delillerini kendi bulabildikleri çerçevesinde huzurunuzda sundu. Şimdi burada şunu da hatırlatmak istiyorum: Müvekkil, bütün bu iddiaları, hakkındaki bütün iddiaları ilk defa iddianameyi okuduğunda gördü. Müvekkil hakkında iddianame konusu yapılan eylemlerle ilgili müvekkilimizin ifadesi alınmadı. Bu iddialar kendisine daha önce hiç sorulmadı. Şimdi, bir kişi hakkında suçlama getirdiğinizde en önemli delillerden biri o kişinin kendi ifadesidir. Dolayısıyla biri hakkında bir iddianame düzenlenecekse, istisnai koşullar bulunmadığı sürece o kişinin ifadesinin alınmış olması beklenir. Şimdi Sayın Başkan, bu aslında şu anlama geliyor; 13 eylemin tamamını müvekkile sormadan bu iddianame düzenlendiği için aslında bu iddianame, suçun sübutuna doğrudan etki edecek esaslı delil toplanmadan, müvekkil hakkındaki suçlamalar kendisine sorulmadan açılmış.
Şimdi bu usulle ilgili bir konu ama esas yönünden de çok net bir şekilde bize etkisi var. Aslına bakarsanız zaten usul kuralları da maddi gerçeğe ulaşmak için oluşturulmuş kurallar bütünü. Bu bağlamda bu kısmı hem savunma hakkımız, hem suçlamayı öğrenme hakkımız, hem kamu davasının esaslı deliller toplanmadan açılmış olması yönünden, ayrıca da esas yönünden değerlendirmenizi istiyorum. Niye bunu söylüyorum? Çünkü müvekkil cezaevi koşullarında oldukça zorlu, kısıtlı imkanlarla karşınızdaki savunmayı hazırladı, ortaya koydu. Çünkü bir kişi hakkındaki iddialara cevap vermemişse daha önce, o kişi aleyhine delillerin toplanmasını istemek hakkından da mahrum kalıyor. Suçlamalara cevap verme hakkından mahrum kalıyor. Açıklama yapma hakkından mahrum kalıyor. Bütün bu hayati imkanlar kendisinin elinden alınmış ve bu açık bir şekilde önümüzde ortada duruyor. Şimdi normal şartlarda ulaşılması mümkün olan bir şüphelinin ifadesi alınmadan iddianame düzenlenirse bu iddianame iade edilir. Birinin belli bir konuyla ilgili ifadesini alıp bambaşka eylemlerle suçladığınız bir iddianame düzenlerseniz bu iddianame de iade edilmelidir. Zira esaslı delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin kabul edilmesini Ceza Muhakemesi Kanunumuz engelliyor.
Şimdi biz bu aşamayı geçtik artık, dolayısıyla uzatmayacağım. Ama son derece esaslı, önemli bir konu. Bir yıla süredir, bir yıla yakın süredir tutuklu olan müvekkilimizin uğradığı haksızlığı ortaya koymak için buna işaret etmek zorundayız. Bu eksikliğin yol açtığı sorunları da aslında müvekkil ortaya koydu. Bu eylemlerin birçoğuyla ilgili soruşturma aşamasında kendisine sorulsaydı cevap verecekti. Bu cevapların hepsi iddianame hazırlanmadan önce bu dosyanın içine girmiş olacaktı. Şimdi müvekkilimiz aylarca bu iddianameyi bekledi. Birçoğu hakkında önceden bilgi sahibi olmayan konularla ilgili detayları öğrenmek için çırpındı, biz de buna şahit olduk. Daha sonra da sağdan soldan edindiğimiz, topladığımız bilgilerle savunmamızı hazırladık. Şunu söyleyeyim; müvekkil bütün bu aşamalarda bizimle teşrik-i mesai yaptı bütün dönem. Kendisinden o kadar emindi ki savunmalarla ilgili, belgelere biz daha sonra bölük pörçük ulaşmaya başlayınca her dediği çıktı. Yani bütün eylemleri tabii ki ezbere biliyor olamaz ama bildikleriyle ilgili olarak neredeyse belgeleri bile 'orada şu vardır, bunda bu vardır' diye bizi yönlendirdi. Sağ olsun bu anlamda bizim işimizi de kolaylaştırdı.
Şimdi hakkındaki delil yokluğundan bahsediyorum. Bir başka suçlama var: Şimdi müvekkilin adını herhalde öyle bir şey geliştirdi sistem, yazılım geliştirdi sistem; müvekkilin adı yazıldığında her eylemin altındaki suçlama kısmında otomatik olarak yazılan bir ifade var. 13 eylemin 11'inde bu var: ''nun sorumluluk alanı olan Boğaziçi öngörünüm alanında taşınmazı bulunan kişilerin imar konusundaki taleplerini 'e yönlendirmek.' sorumluluk alanı olan Boğaziçi öngörünüm alanında taşınmazı bulunan kişilerin imar konusunda talepleri olunca bunu 'e yönlendiriyormuş. Şimdi bu açıklamanın bir delilinin olmasını beklersiniz değil mi? Yani birisi diyecek ki: 'Sürekli bir araya gelirlerdi, toplantı yaparlardı, şunu yaparlardı, bunu yaparlardı.' Hiçbiri yok. Hiçbir delile dayanmıyor, hiçbir temeli yok. Kopyala yapıştır, 13 eylemin 11'inin altına bunu koymuşlar. Şimdi bunu destekleyen delil yok, emare yok, soyut bir isnat dahi yok. Sadece o ezber beyanlar... Şimdi durumun ne kadar vahim olduğu belli olsun diye söylüyorum: Eylemlerin üç tanesinde müvekkil 'e bu yönlendirmeyi yapmakla suçlanıyor ama şüpheli değil. Şüpheli değil, sanık değil. Şüpheli olarak gösterilmemiş, sanık olarak gösterilmemiş. Şimdi şunu kastetmiyorum; hani ceza verilmesine yer olmadığı kararı verdi demiyor iddianame. Bayağı bildiğiniz, eylemin netice talep kısmında 'in yönlendirme yaptığı açıklaması yapılmış ama eylemin sanığı değil. Böyle bir özensizlik nasıl olabilir? Ben bunu anlamıyorum.
Müvekkilimizin de tek bunu hatırlatacağım, yani bir yıldır tutuklu olduğunu tekrar tekrar söyleyeceğim Sayın Başkan. Şimdi bunlar bir yana, müvekkil hakkında iddianame düzenlenen rüşvet alma fiilini gerçekleştirdiğine dair de herhangi bir delil, hatta bir adım daha ileri gidiyorum, soyut bir iddia dahi yok. Eylemler altında işte göreviyle ilgili şu işi yapmış, karşılığında şu menfaati elde etmiş; göreviyle ilgili yapması gereken şu işi şu menfaat karşılığında yapmamış; menfaati de şu zaman, şu sırada, şu kişiden temin etmiş; işte ne bileyim şu menfaat karşılığında bu işin yapılması için bir rüşvet anlaşması yapmış... Ya bunların biri olsun; hiçbirisi yok. En büyük açmazı bu. Fakat o aşamaya gelmeden şunu da belirtmek istiyorum: Ceza Mahkemesi'nde esas olan, kişi aleyhine ceza kanunlarında suç olarak tanımlanan fiili işlediğinin delillerle ispatınması olduğuna göre —yani bizim burada bir araya gelmemizin sebebi bu, bunu tartışmak— her bir eylemde müvekkilin görevi ile ilgili hangi işi yapmak ya da yapmamak için kendisine veya gösterdiği kişiye menfaat sağlandığının somut delillerle ortaya konulmuş olması gerekirdi. İşte bu nedenle karşı karşıya olduğumuz belge, belki üzerinde "iddianame" yazıyor ama teknik anlamda iddianame midir, tartışılır.
Az önce 'e yönlendirme yapmakla suçlandığımız üç eylem başlığında 'in adının dahi geçmediğini, şüpheli olarak gösterilmediğini izah etmiştik. Şimdi bu durum bununla sınırlı değil. Eylem 57'de —şüpheli olarak gösterilmedikleri dışında yönlendirme kısmıyla ilgili konuşuyorum— diyor ki: "Ben 'le görüştüm, kendim görüştüm." de hiç Boğaziçi'nden bahsetmiyor, "Ben 'le görüştüm" diyor. Konuştukları konular da esas olarak Boğaziçi bölgesi ile ilgili değil. Sadece bir noktada Boğaziçi alanında Adnan Polat'ın ona ait bir binayı kış bahçesi yapılması düşüncesi —bakın sadece düşüncesi— gündeme gelmiş. Bununla ilgili yapılan ne bir başvuru var ne bir işlem var. 'nun adı dahi geçmiyor, haberi dahi yok; çünkü bu bir düşünce. Ortada bir eylem yok, bir devir yok, hiçbir şey yok. tutuklu; bilmediği bir düşünce, bilmediği bir konuşma ve bilmediği bir konu yüzyünden —kimse demiyor ama iddianame öyle görmüş— suçlanıyor. Devam edelim.
51 numaralı eylemde isimli bir hanımefendi, Boğaziçi alanındaki gayrimenkul ile ilgili 'le görüşmüş. Neden görüşmüş? Çünkü daha önce kendisinin çalıştığı bir avukat. İddianamedeki iddia şu: "Süleyman, Ayşegül'ün parasını almış." Ayşegül farklı şeyler söylüyor ama ona girmiyorum. Asıl önemlisi; Boğaziçi İmar Müdürlüğü, olay kapsamındaki imara aykırı uygulamadan bir komşu şikayetiyle haberdar olup Pimapen ile kapanmış bir balkonun yapı tatil tutanağına bağlamış. Netice olarak da burayı kendi yıkmış. Tarih olarak da tutuyor. Şimdi bu, 'nun haberi olan bir olay değil. Yani , Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün işlemleri açısından detay olan bir konudan haberdar değil; burada kendisi sanık ama o günlerde bu olayı bilmiyor. Burada da 'e yönlendirme suçlaması var ama Yakup'un bu defa adı geçmiyor. O da şüpheli bu arada; daha doğrusu şüpheliler arasında adı var ama netice talep kısmında yine durum aynı. Bunlar kolay kolay sindirilecek konular değiller.
Bir diğer olayda, Eylem 52'de, 2019 yılları öncesinde yaşandığı iddia edilen hadiseler var. Eylem 52'nin suç tarihi 2019 öncesi. "İmara aykırı uygulamalar oldu" deniyor. Olay anlatımı tamamen 2020 Eylül ayından öncesine dayanıyor. Orada adı geçen eski Genel Sekreter Yardımcısı var, o da şüpheli değil. Neden 2020 Eylül diyorum, anlamışsınızdır; müvekkil 2020 Eylül'de Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde göreve başladı. Yani müvekkil göreve gelmeden önce yaşandığı iddia edilen usulsüzlüklerle ilgili huzurumuzda sanık olarak tutuklu. Tekrar söylüyorum; Eylem 52 ile ilgili olarak müvekkilimiz, göreve gelmeden önce rüşvet almakla suçlanıyor. Eylem 53'te de müvekkilin adı yok, tarih olarak da uymuyor. Olayların büyük bir kısmı 2019 öncesi yaşanmış. Orada ne yaşandığını anlatacağım ama müvekkilin adı geçmiyor. Daha da söyleyeyim; eylem anlatımına bakıyoruz, ifadeleri okuyoruz, orada Muhittin Palazoglu isimli biri var. Bu kişi Boga ziçi degil, İstanbul'un en dogusunda yer alan Tuzla'da bir takım imar işlerinden bahsediyor. Müvekkilden hiç bahsetmiyor, Bogazici'nden de bahsetmiyor. Diyor ki: "Benim Tuzla'da yaptığım bir yer vardı, orayla ilgili birtakm sıkıntılar yaşamıştım." Muhittin Palazoglu, bunu etkin pişmanlık ifadesiyle anlattı. Şunu da söyleyeyim; Eylem 50 ve 53'ün konusu olan gayrimenkulun sahibi de Muhittin Palazoglu. O dönem aynı soyadı taşıyan bir hanımefendiye aitmiş burası, sonra da bir şirket satın almış.
Asıl konu sona kaldı: Olmadığımız, yaşamadığımız olaylarla nasıl olduysa 'e yönlendirme yapmışız; şüpheli de değil. İşte Sayın Başkan, bakın müvekkil hakkında bırakın delili, iddia dahi olmayan olaylar bunlar; ve bunlar sadece örnek. Delilsiz suçlamalardan daha vahimi de var maalesef; benim düşünceme göre kovuşturmada bir sorun var. O da şu: Müvekkilimiz lehine olan bazı delillerin iddianameye alınmadığını görüyoruz. Biliçli midir bilmiyorum; bunlar mahkeme önündeki dosya içinde olup arayarak bulabildiklerimiz. Gözümüzden kaçanlar, yanlış eylem anlatımları altında tarananlar veya hala soruşturma dosyası içinde bırakılanlar da olabilir. Soruşturma dosyasının tam kapsamını göremiyoruz çünkü. Bunları daha sonra görürsek dosyaya kazandıracağız.
Şimdi iddianameye alınmayan lehde bir konuya, yine Karanfilköy'e dönüyorum. Müvekkilimizin suçsuz olduğunu gösteren bir İçişleri Müfettişi (Mülkiye) raporu var. Müvekkilim ekrana yansıttı efendim; o konuya tekrar girmeyeceğim. Bu olaya ilişkin haberler çıktıktan sonra bu inceleme yapılmış. ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün bütün işlemlerinin hukuka uygun olduğu tespit edilmiş; ama iddianamede bu yok. Bu eylemin anlatımı altındaki tek eksiklik bu değil. Müvekkilimiz yine 'e yönlendirme yapmakla suçlanıyor, o ayrı. 'e yönlendirilmiş olabilecek tek özne . "yönlendirme" ile ilgili ne diyor? Bu da alınmamış, iddianamede unutulmuş. Beni diyor, İletişim Daire Başkanlığı'nda çalışan Birsen isimli biri 'le tanıştırdı. 'un iddianameye alınmamış bir ifadesi daha var. Niye alınmaz? Niye bahsedilmez? Şimdi, 16.06.2025 tarihli soruşturmada alınmış bir ifade bu. Bu lehe bir delil değil mi? Öyle ya; müvekkil, 'u 'e yönlendirmekle suçlanıyor. bu eylem kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanmış, ona bir ceza istenmiyor. Demek ki ifadesi doğru bulunmuş. Ama 'nun suçlanması lazım... Bu eylem kapsamında 'in de hem Yakup hem Cüneyt isimli kişilerin ifadeleriyle çelişen bir beyanı daha var; fakat bu da herhalde Eylem 49 anlatımını bozacak diye bu eylem anlatımına dahil edilmemiş.
İddianameye alınmayan delillerden devam edelim: Eylem 51, ile ilgili olaylar. 'ın da birden fazla ifadesi var. Ayşegül Kayabağ, 51 numaralı eylemin sanıkları arasında; kendisi iddianamede yer alan ve müvekkil aleyhine delil olarak gösterilen —ki burada müvekkil aleyhine delil olacak bir şey yok ama— şüpheli ifadesinden önce, 15.09.2025 tarihinde bir ifade daha vermiş. Sayın Başkan, bizim ceza muhakemesi hukuku sistemimizde Cumhuriyet savcıları taraf değildir; lehe ve aleyhe delilleri toplar. Savcımız kamuyı temsil ediyor. Şimdi böyle bir ifadeyi savcı kendi talimatıyla aldırmış ama iddianamede bu yok. Niye yok? Muhtemelen iddianameyle çelişki yaratacağı için beğenilmemiş. Şimdi şu yapılabilirdi: Savcı iki ifadeye de yer verirdi, ondan sonra derdi ki: "Ben şu ifadeye itibar ediyorum, buna etmiyorum; çünkü şöyle, çünkü böyle." Ama yok. Hiç bahis açmadan, aynı soruşturma kapsamında birden fazla örnekten bahsediyoruz; bir iddianamede bunların gizlenmesi hiç yakışık kalmamış.
bu ifadesinde detaylı bir şekilde müvekkilimi tanımadığını, imara aykırı uygulamalar yaptığını da ikrar ederek; ile olan para alışverişini tamamen farklı şekilde anlatarak olayı izah etmiş. Diyor ki açık açık: "Benden kimse rüşvet istemedi. Aksine, benim mülkümü yıktılar." Bu da müvekkilimin az önce huzurunuzda anlattığı dosya içeriğiyle birebir uyumlu bir ifade. Şimdi, burasını dikkatle dinlemenizi rica ederim: Bu hanımefendi bu ifadeyi verdikten bir ay sonra hakkında yakalama kararı çıkartılarak, bu koşullar altında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na getirildi. Cahit Cihat Sarı tarafından ifadesi alındı ve bu hanımefendinin ifadesi taban tabana değişti! Şimdi bu konuda daha fazla polemiğe girmek istemiyorum ama şunu tekrarlamak istiyorum: Bu ilk ifadenin; "ben buna itibar etmedim" denilerek dahi olsa iddianamede yer almamasını asla kabul edemeyeceğim.
Eksik kalan, iddianameye alınmayan tek delil bu ifade değil. hakkında, rüşvet vererek göz yundurduğu söylenen imar uygulamaları ile ilgili bir ceza davası açılmış. Kıymetli Savcımız sormuştu ya; "Ne yapıyorsunuz bunlarla, yıkılacak yer var, suç duyurusunda bulunulmuş mu?" diye... Boğaziçi İmar Müdürlüğü buradaki en önemli fonksiyonlarından birini yerine getirmiş, suç duyurusunu yapmış. Çünkü yaşadığımız anayasal düzende en sert yaptırım hapis cezasıdır. TCK 184. madde imar düzenindeki boşluğu kapatmış, hapis cezası getirmiş ve başka hiçbir örneği olmayan bir etkin pişmanlık düzenlenmesi koymuş. Demiş ki: "Sen imara aykırılığı gider, infaz aşamasına geçmiş olsak bile biz senin cezamı ortadan kaldıracağız." Şimdi bu da iddianamede yok, bahsedilmemiş. bu davanın ardından TCK 184/5'ten yararlanmış, davanın düşmesini sağlamış. Bunlardan da bahsedilmiyor iddianamede. Biz nereden biliyoruz? Çünkü emniyet ifadesine ek olarak sunmuş bunu, oradan görüyoruz.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; bu kısım gerçekten çok vahim. Birkaç defa müvekkilim de söyledi, biz de sorduk: "Boğaziçi İmar dosyalarına ulaşamadık" dedik. Dosyada olup iddianameye konmayan delillerden bahsettim; bir de işlem dosyaları var ve bunların hepsi delil! İşlem dosyaları, bu iddianame kapsamındaki tüm suçlamalar açısından delildir; hatta müvekkilin savunmalarından görüyoruz ki lehe delildir. Biz önce dedik ki; herhalde 3.800 küsür sayfalık bir iddianame var, bu Boğaziçi İmar işlem dosyaları yoğunluktan atlandı... Yani öyle atlanacak bir şey değil ama "atlandı" dedik. Yakın zamanda öğrendik ki, atlanmamış. Şimdi 24 Ekim 2025'te yine bu dosyanın savcılarından Cahit Cihad Sarı, Boğaziçi İmar'a yazı yazıyor. Bu dosyaları istiyor. Hatta bakın, dijital dönemde, UYAP sisteminin olduğu dönemde artık evrakları nasıl istiyor savcılar mahkemelerden? Dijital olarak istenir. Bunlar da kapsamlı dosyalar, fiziken istemiş. 24 Ekim'de fiziken dosyaları istemiş ve demiş ki: '3 gün süreniz var Boğaziçi İmar Müdürlüğü, 27 Ekim'e kadar dosyaları bana getirin' demiş. Gelmiş mi? Gelmiş. Sayın Başkan, sizin mahkemenizden üç defa istediğimiz dilekçe, müvekkilin mahkemenizin cezaevine gönderdiği yazıda o yazıya cevap olarak istediği, dahası ben şahsen Çağlayan'da kalemine gittim, not olarak ilettim ve bu imar dosyalarıyla ilgili gelecek, gelmeyecek ile ilgili hiçbir cevap da almadım. Ekrana yansıtabilir miyiz lütfen? 1 numaralı ekran, 1 numaralı ekran. Lütfen aşağıya doğru indirin.
Bakın; 'Yukarıda ada parsel numaraları belirtilen taşınmazlarla alakalı herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı, işlem yapılmışsa işlemler dahilindeki evrakların birer suretine ilişkin hazırlanacak evrakın İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nden gelen görevliye en geç 27.12.2025 tarihine kadar elden teslim edilmesi hususunda gereği rica olunur. Cahit Cihad Sarı, İstanbul '. Şimdi buradaki ada parsel no'lu evrakların hepsi, aralarında bazıları var iddianame dışında ama hepsi iddianamedeki dosyalar. 2 numaralı belgeyi açmanızı rica ediyorum. 27 Ekim'de şu evrakın teslim tarihi. Şimdi gözümüzn önünde canlansın diye söylüyorum çünkü ben bu dosyaların bazılarını görme şansına eriştim. Arkanızda bu davanın dosyaları var malum. Bu dava da Türkiye Cumhuriyeti tarihinin muhtemelen en kalabalık dosya büykünü sahip davalarından biri. Muhtemelen bu dosyalar onların arasında olsaydı bir ek raf yaptırmanız gerekirdi, öyle söyleyeyim. Son derece kapsamlı dosyalar, bu yapıların bazılarının tarihleri çok eski. Aralarında inceler de var ama...
Şimdi; 'Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturmaya esas olmak üzere ilgi sayılı yazınızla Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilen evraklar işlemsiz olarak iade edilmiştir.' Tarih 3.11.2025. 27 Ekim'de evraklara ulaşan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu soruşturmayla görevli savcılarından biri aynı evrakları 6 gün sonra iade etmiş. Dosyalar 27 Ekim'de savcılığa fiziken geliyor. Şimdi sayalım: 28 Ekim yarım gün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 30-31 bilmiyorum çalıştığını, 1-2 Kasım cumartesi ve pazar, pazartesi günü iade edilmiş işlemsiz olarak. Bazen düşünüyorum; keşke diyalog kurmak mümkün olsa, keşke soru sorsak cevap alsak 'Bunu nasıl karşılıyorsunuz?' bilmiyorum. O kadar çok evrak var ki; bu evrakların fotokopisini çıkarmak, taratmak 6 günde ancak tamamlanacak işlemler. Şimdi bu kadar süre içerisinde yapıldığını umduğum inceleme için hayret duyguyu bastıramıyorum. Yani bu kadar süre içerisinde herhalde savcımız bütün bu evrakları inceledi ve ilgisini bulamadı.
Teknik belgeler diyeceğim ama açık söyleyeyim yani çok da şey yapmak istemiyorum, hafifletmek istemiyorum konuyu; teknik de değil. Aslında imar, ben müvekkilimden de gördüm, hukuk konusu. Hukukçuların çok rahat anlayacağı türden belgeler. Şimdi bu çok muzdarip olduğumuz bir konu, bu kabul edilebilecek bir şey değil. Müvekkilimiz, tekrar hatırlıyorum Boğaziçi İmar Müdürü ve müderlük görev alanındaki yapılarla ilgili rüşvet iddiasıyla yargılanıyor. Gösterilen tek delil iddianamede etkin pişmanlık ifadeleri. Sadece etkin pişmanlık ifadeleriyle yargılanıyor. Şimdi bu arada etkin pişmanlık ifadeleriyle yargılanıyor ama aleyhine etkin pişmanlık ifadeleri de değil, onu da söyleyeyim. Yani müvekkilimi suçlayan bir söz de söylemiyorlar. Madem bunlara dayanılacak delil olarak, o takdirde en azından soruşturma makamlarının 'Ha bu Boğaziçi'nde ne iş yapmış, acaba bu ifadeler doğru mu?' diye bakması gerekmez mi? Şu tarihte bütün işlemler tamam deniyor bazı suçlamalarda. Müşteki olan kişi diyor ki: 'Şu tarihte bizim işlemlerimiz tamamızdı' diyor. Özyeğin dosyası. 'Tamamıdı' diyor Mayıs 2023'te tamamıdı diyor ama bir türlü Boğaziçi'nden çıkmıyor. Müvekkil oradaki belgelere bakarak neyi ortaya koydu? O tarihten sonra ooo daha çok belge gelmiş dosya içine. Yani tamam falan değil.
Şimdi normal şartlarda bunun zaten savcılık tarafından tespit edilmiş olması lazım. Aslında normal şartlarda Elçin Bey'i çagırıp 'Elçin Bey hakkınızda yeni bir iddia var, böyle böyle bir durum var, nedir bu?' denmiş olması lazım. Ama bu yapıldığında alınacak cevap hoşlarına gitmeyecekti. Şimdi savcılık bunlara bakmayı akl etmesin, şu yazılar gelip gitmesin olmaz ya... Şimdi atlamışlar, belki teknik olarak bilemediler ama bu şu anki anlattığım şekliyle hiçbir şekilde bir mazeret değil. Sayın Başkanım, bu "silahların eşitliği" dediğimiz şey, ceza muhakemesinin en temel prensiplerinden biridir. Lehe delil olan bir belgenin, biz talep ettiğimiz halde gelmemesine rağmen; savcılığın emniyeti Boğaziçi'nin kapısına dayayıp belgeleri götürmesi, 6 gün sonra geri vermesi ve dosya içine de bunları tutmaması kabul edilemez.
Şimdi etkin pişmanlık ifadelerine gelmek istiyorum. Çünkü müvekkil aleyhine, demin de söylediğim gibi, "delil" denilen şey etkin pişmanlık ifadelerinden ibaret. Ana tanıklardan biri olan 'in, tespit edebildiğimiz kadarıyla beş tane etkin pişmanlık ifadesi var. 'in ise yedi tane etkin pişmanlık ifadesi var. Ben genel olarak etkin pişmanlık konusunun detayına çok girmek istemiyorum, davada ilerledikçe bunlarla ilgili birtakm şeyler ortaya çıkıyor; koşullar ne olmuş, ne etmiş... Ama hukuki boyutuna ilişkin bir iki söz söylemem lazım. Bu soruşturma kapsamında çok gördük; polis sorgusu esnasında TCK 221'e atıf yapılarak deniliyor ki: "Etkin pişmanlıktan yararlanma hakkın var, yararlanmak istiyor musun?" İyi de etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin örgüt faaliyetine dair doğrudan ilgisi yok. Ayrıca bunlar birden çok suçlamayla ilgili ceza indirimi alınmasına imkan sağlıyor gibi sunuluyor. Dolayısıyla bu, bana sorarsınız CMK 148 kapsamında "kanuna aykırı bir vaat" midir, değil midir? Bunu oturup tartışmamız lazım.
, yedi tane ifade vermiş sayabildiğimiz kadarıyla. Neden "sayabildiğimiz kadarıyla" diyorum? Çünkü emin olamıyorum; soruşturma dosyasında kalan o kadar çok şey var ki... Bu kişinin müvekkille ilgili hiçbir ifadesi somut bir delile dayanmıyor. Hangi hallerde bu gibi arka arkaya verilen ifadeler inandrıcı olabilir? Ne bileyim; bir cinayet davasıdır, zanlı inkar eder, sonra suç ortağı aleyhine somut bir delil ortaya koyar, "cinayet silahı şuradaydı" der. Bizim olayımızda böyle bir durum yok. Peki ne diyor? Öncelikle şunu diyor —buradan şuna gelmek istiyorum— "Beni sevmezlerdi" diyor. "Aslında ben daha yüksek makamlara layıktım, ısrar ettim, görev istedim; herkesten daha nitelikli olmamıa rağmen bu görev bana verilmedi" diyor. Aslında içindekini kusuyor, kendi zihninde atacağı iftirası meşrulaştırıyor. 'in somut eylemlerle ilgili anlattıkları da var ama bunların önemli bir kısmı davaya konu edilmemiş. Daha ilginç olanı; de birçok kişi gibi "gitmiş olmamış, gitmiş olmamış." Kişi cezaevinden çıkmak istiyor, ne dese çıkamıyor. Ne yapacak? Fazlasını söyleyecek, gerekirse uyduracaık. Nitekim de böyle olmuş. Fakat dedikleri, dosya içindeki diğer delillerle çelişiyor.
Örnek vermek istiyorum: Seyfettin Taştan meselesi. Bu kişinin Uskumru isimli bir restorantı var. Seyfettin diyor ki: " beni çağırdı; 'Sen Boğaz'da iş yapıyorsun, senin de vatandaşa yardım etmen gerekiyor, 10.000 tane 1.000 TL'lik kart vereceksin' dedi." Hatta Seyfettin demiş ki: "Benim Boğaziçi İmar'dan bir talebim yok." Yine kendi ifadesiyle 500.000 liralık bir kart için anlaşmışlar. Şimdi bu kartların herhangi bir somut iş için verilmediği, ifadeler bütününden ortaya çıkıyor. Bu noktada önemli olan; Yakup'un bu olayla ilgili anlatımını savcılık dahi etkin pişmanlık kapsamında görmemiş, "Yakup'a etkin pişmanlık uygulanmasın" demiş. Yani Yakup, savcılığa göre dahi bu olay kapsamında yalan söylemiş. Yakup ne demişti? "Seyfettin'in imar dertleri varmış, bu dertleri kart vererek çözmüş." Seyfettin ne diyor? "Yakup benden kart istedi." Yakup ise "Seyfettin'in imar derdi varmış, duydum" diyor. bunu 6. ifadesinde söylüyor Sayın Başkanım. Açıkça yalan söylemiş. Savcı da Seyfettin Taştan'ın dediğini doğru kabul ediyor, 'in dediğine itibar etmiyor. 'in ifadesi, tarih olarak Seyfettin Taştan'ın ifadesinden de öncedir. Seyfettin 20 Ekim 2025, Yakup 19 Ağustos.
Bir başka örnek daha vereyim aynı konuyla ilgili: Eylem 49, Vaniköy olayı. Burada da bir başka etkin pişmanlık yapan var; . İddia makamı burada da 'i değil, diğer etkin pişmanlık beyanını esas almış. Ne diyor burada? "Villada basit onarım izni için önce 'na gittim, ondan çözüm bulamayacağımı anlayınca Boğaziçi İmar'da yetkili olduğunu bildiğim 'le iletişime geçtim." Sayın Başkanım, bu olay altında üç farklı etkin pişmanlık beyanı var ve her biri diğerinden farklı beyanlarda bulunmuş. Sonuç olarak savcılık da 'i değil, 'un ifadelerini iddianameye dayanak yapmış. Müvekkilim bunu net bir şekilde işlem dosyası detaylarıyla ortaya koydu; görüştükleri dedikleri tarihten 2 ay önce zaten o basit onarım izni verilmiş. Zaten bu üçünün hiçbiri " şunu yaptı, bunu yaptı" da demiyor.
Şimdi burada tabii bilemiyorum, belki de birileri aleyhine işlenen bir 158. madde (Nitelikli Dolandırıcılık) vardır. Yine ifadelere göre Yakup, 'tan 1 milyon dolar istemiş. Ardından pazarlık yapmışlar, güya bir tutarda anlaşmışlar. bir telefon numarası vermiş, "Parayı bu kişiye teslim edin" demiş. Bu telefon numarası, 'un ifadesinde verdiği numara kime ait biliyor musunuz? 'e. Yakup ise etkin pişmanlık ifadesinde "Bu görüşmeleri ben yürüttüm ama sonraki para meselelerini takip etmedim" diyor. de etkin pişmanlık ifadesi vermiş. Parayı kim istedi . İddianamenin dayanak gösterdiği ifadeye göre; parayı isteyen , parayı alan . Peki, ile arasındaki ilişki ne? Bunlar ikiz villada komşu. Yani 'in "Sonra ne olduğunu bilmiyorum" dediği para, ikiz villa komşusuna teslim olmuş. Şimdi savcılık, bu eylemde " bize yalan söyledi" diyerek 'un TCK 254'ten yararlanmasını talep ederken; Yakup ve Süleyman'ın cezalandırılmasını istemiş.
Sayın Başkan, kıymetli heyet; iddia makamı, beyanları bircok iddiasıya temel alınan bu ikisiyle aynı olayda ifade veren bir üçüncü kişi varsa, hep o üçüncü kişiye itibar etmiş. " ve güvenilmez kişilerdir" derken bunu kastediyoruz. Etkin pişmanlık ifadesi olarak önümüze konanlar ne hukuken etkin pişmanlık ne de fiilen bir delil vasfı taşıyor. Bir defa orada pişmanlık falan yok. Birçoğu sorumluluktan kurtulmak, ceza almamak veya başka suçları örtbas etmek için kendileriyle ilgili konulardan bahsediyor. Asıl dertleri en kısa zamanda cezaevinden çıkmak. Müvekkilimiz yönünden rüşvet veya örgüt üyeliği anlamında tek bir cümle söylememizlerdir. Sadece birkaç defa adından bahsediyorlar o kadar. İfade içeriklerinin önemli bir kısmı "duyduğum, öğrendiğim" gibi duyumlarla dolu. Eylem içeriklerine bakınca, insanın aklına etkin pişmanlık değil de 158 veya 255 fiilleri ortaya çıkmasın diye bir çaba olduğu geliyor. Bütün bu tablo altında dahi Yakup, müvekkile yönelik somut bir isnat getirmiyor. Müvekkil aleyhine sunulan bu ifadeler TCK 250'nin hiçbir unsurunu içermiyor. Delil vasfı yok. İspata matuf bir özellikleri yok.
Bu ifadeler bizim için güvenilmezdir. Bir suça işaret etmiyor olması bizim için bu ifadeleri muteber hale getirmiyor. Sonuçta bu insanlar dışarı çıkmak için çırpınmışlar; ne gerekiyorsa söylemişler, defalarca ifade vermişler. 'in tahliye yolunu açan ifadesi, olayıdır. , Halk TV sahibi, Boğaziçi ön görünümünde bir gayrimenkulü var. bunu anlatınca muhtemelen "Bulduk" dendi. duyduğu, aklında kaldığı kadarıyla orada sadece basına yansımış, herkesin bildiği bir olayı doğru yanlış demeden, bir şeyleri birleştirerek anlatımış. "Oğul" demiş, "İmamoğlu" demiş; bunları demeye başlayınca ifadesi makbul hale gelmiş ve arkasından tahliye oldu. Halbuki Boğaziçi İmar işlem dosyasına baksalar, bu ifadeyi o dosyayla beraber değerlendrirseler belki daha doğru bir iş yapmış olurlardı. Müvekkil bu eylemi detayıyla anlattı; 'in dedikleriyle hiç uyuşmuyor. Yakup, "Konu medyaya düşünce yapı tatil tutanağı tutmak zorunda kaldılar ama göstermelik yıkım yaptılar" demiş ya da savcılık böyle yorumlamış. Ortada göstermelik bir yıkım yok; yapılan gerçek bir yıkım olduğu gibi, haberler çıkmadan önce zaten yapı tatil tutanağı tutulmuş. Bu da ifadenin ne kadar yeterli olduğunu ortaya koyuyor.
Şimdi, müvekkile sorulan HTS ve baz verileriyle ilgili ham verileri suçlama tarihlerini içerecek şekilde dosyaya istemiştik ancak göremedik. İddianamede müvekkilimize yönelik HTS baz verileri üzerinden getirilmiş, somut suçlamayı ispatlayan hiçbir bulgu yok. Az önce Hüseyin'i sordunuz; iddianamede baz dökümü yer alıyor ama fikri bir açıklama yok. Biz bu HTS verilerini delil olarak görmüyoruz çünkü somut bir yere varmıyorlar. 3-4 yıllık bir süreçte 20 ortak baz verilmiş gibi saptamalar var. Hüsnü Akan ile ilgili tarih tutarsızlığına müvekkil zaten işaret etti. Olmasa ne olacak? Bu baz verileri neyi ispatlat? Müvekkilin oturduğu lojman Akat'ta, eskiden alınmış bir lojman AKP döneminde. İşi Maslak'ta. Hüsnü Akan'ın CEO'su olduğu merkez de Maslak'ta. Kendisi ifadesindeki adresine göre Ulus'ta oturuyor görünüyor. Yani bu iki kişinin günlük hayat hareketlerinin aynı güzergahta olması gayet doğal bir durundur.
Şimdi görebildiğimiz kadarıyla, müvekkilin baz kayıtları genel olarak, dosya içindekilerden bahsetmek gerekirse, genellikle Maslak, Sarıyer, Boğaziçi İmar Müdürlüğü ve müvekkilimizin oturduğu lojman hattında seyrediyor veya oraya yakın olan Akatlar, Akmerkez tarafında görülüyor. Akmerkez'e de giden biri kendisi sosyalleşmek için. Ama biz bunu hani sanki müvekkil başka bir yerden baz verse suç oluştururmuş gibi de söylemiyoruz, doğrudan söylemiyoruz. Farklı bir şekilde de çıkabilir bu bazlar. Bizim demek istediğimiz şu; meslektaşlar da anlattı, HTS baz verileri somut bir delil olamaz. Hani olsa olsa 'Ben İstanbul'da değildim' diyen birinin İstanbul'dan bazına, HTS'sine ulaşırsanız o zaman bunun delil vasfını konuşabilirsiniz. Onun dışında bu olay kapsamında hiçbir şekilde ispat matah bir özellikleri yok.
Şimdi Sayın Başkan, eylemlere gelmeden önce 'Boğaziçi İmar Müdürlüğü' başlığı altında yer alan genel mahiyetteki açıklamalardan bahsetmek istiyorum. Şimdi bu açıklamaların hiçbir anlamı yok. Yani genel açıklamalarda, Boğaziçi İmar Müdürlüğü altındaki eylemlerin bulunduğu kısmdaki genel açıklamalarda, eylemlerle ilgisi olmayan birçok olaydan bahsedilmiş. Bunlar eylemlerle ilişkilendirilmiyor, bağlantı kurulmuyor. Sayfalarça bomboş, dayanaksız bir hikaye anlatımı var. Şimdi herhalde bir şey istediler yani eylemlerden önce giriş ilgi çekici olsun diye istediler. İddianamenin 505. sayfasından itibaren başlıyor. Burada senaryo gibi kaleme alınan böyle ilgi çekici saptamalar olan yerler var. Ama bu sözde saptamalar, oradaki genel anlatımdaki sözde saptamalar olaylarla örtüşmüyor.
Şimdi yani varsayımda bulunmak çok doğru değil ama iddianamenin altında 6-7 tane savcının imzası olduğu için bunu rahatlıkla söylüyorum; herhalde genel anlatımı bir savcımız hazırladı, sonra eylemleri başka bir savcımız hazırladı ve bu ikisi birbirlerinin hazırladıklarına bakmadılar. Başka bir şekilde açıklayamıyorum bu tutarsızlığı. Mesela şöyle bir laf var genel değerlendirme kısmının altında: 'Üç Ayalıklı Mekanizma'. Buna göre Boğaziçi İmar Müdürlüğü 2019 yılında İBB Başkanı seçildikten sonra resmi hiyerarşiden bağımsız, gayri resmi bir mekanizma çalışmış. İddianame öyle diyor. Şimdi bu yapıda doğrudan talimat ve onay merciiyimiş. Finansal koordinasyonu ve ona bağlı ve yürütüyormuş. de üst düzey iş insanları ile ilişkileri yürütüyormuş. Böyle bir genel giriş yapılıyor.
Sayın Başkanım, ben demin ne demiştim? 'Ben savcılık yapmayacağım' dedim, ettiğim lafların altını dolduracakmış gibi davranacağım. İlk örnek burada. Ne demiştim? Herhalde bu eylemleri farklı savcılar kaleme almış olmalı demiştim. Çapraz okuma da yapılmamıştır demiştim. Şimdi bu genel değerlendirmede isimlerini vermeyeceğim, iddianamede açık açık yazıyor; birden çok ismi bilinen şirket, iş insanı ile 'in birtakm ilişkiler yürüttüğü söylünüyor. Şimdi iddianamede eylem anlatımı altında adı geçmeyen, yer verilmeyen kişilerin isimleri genel anlatım arasında niye söylenir? İlgi çekici olsun diye. Çok yanlış. İnsanları töhmet altında bırakmamak lazım. Devam ediyorum, aynı paragrafta müvekkilimiz de -ben demiyorum iddianame diyor- örgütü küçük olarak değerlendirdiği nakdi işlerden sorumlu kabul edilmiş. Aynen böyle demiş.
Şimdi Sayın Başkan, kıymetli heyet; siz de bu iddianameyi okudunuz. İddianamedeki somut suçlamalar nerede? Eylem anlatımları altında. 'Örgütü küçük olarak değerlendirdiği nakdi işlerden sorumlu' cümlesini destekleyecek bakın delil, somut iddia falan demiyorum, etkin pişmanlık ifadesi de demiyorum, soyut bir şey gördünüz mü? Bunu şey geçmiyor, iddia olarak bile geçmiyor. Şimdi bu noktadan sonra iddianamenin genel anlatım kısmında 'in etkin pişmanlık ifadelerinin fazlaca etkisinde kalındığını gözlemliyoruz. Çünkü çok ciddi bir 'in niteliklerini övme -yani övme demeyeyim de vurgulama var. Bu da ancak kendini böyle anlattığı için bu şekilde kaleme alınmış olabilir. Zira savcının 'i şahsen tanıdığını zannetmiyorum, başka da bir kaynağı olduğunu zannetmiyorum.
Şimdi eğer savcı 'i doğrudan tanımıyorsa, iddiaları falan değerlendirmiyorsa şöyle bir saptama yapmış: , 'na mütalaalar veriyormuş. Ama öyle basit, sıkıcı konularla ilgili değil; siyasi, sosyolojik ve estetik boyutlarıyla ilgili mütalaalar veriyormuş. İddianame 'i ve Boğaziçi İmar'daki genel anlatımı bu şekilde kaleme almış. Şimdi dedim ya 'in çok fazla etkisinde kalınmış diye, alın size delili. O kadar çok önem atfetmişler ki herhalde 5-6 etkin pişmanlık ifadesi verdiği için; 'Boğaziçi İmar süreçlerinde -- hattı' ifadesi kullanılmış savcılık tarafından. Böyle bir hat elbette yok, duymadım. Sözde hattı gösteren bir olay anlatımı da yok. Bunu diyen bir tanık da yok. Ama herhalde metin uzun, bu kısma gelen önce bir genel anlatımı okusun, biraz ilgi çeksin; orasi dizi gibi çünkü... Eylemler derken herkes sıkılır diye düşünmüşler, böyle bir manşet ihtiyacı duyulmuş.
ve talimat konusu... Müvekkilin bu kişiden talimat aldığı; Boğaziçi İmar bünyesindeki izin, ruhsat gibi işleri 'e yönlendirdiği varsayımına varılmış. Genel kısmda bu var. Bu varsayım o kadar etkili ki, demin dedim; 13 eylemin 11'inde 'e yönlendirme yapmakla suçlanıyoruz. Ama hiçbirinde talimat aldığına, hatta bu kişiye bir konuyu ilettiğine dair dahi —bakın delil demiyorum— soyut bir iddia dahi yok! Hatta 'in kendi beyanları da bu dediğimizi destekliyor. Verdiği 7-8 ifadede aslında hep bunu söylemiş; diyor ki: "Oraya herhangi bir talimat vermem söz konusu değildi." Hatta Boğaziçi İmar Müdürü 'nun kendisini işine karıştırmadığını kendi penceresinden bir "serzeniş" olarak kayda geçirmiş. Yani 'nun Boğaziçi İmar Müdürü olarak bu adamı kendi işlerine karıştırmaması bir serzeniş konusu olmuş. Sayın Heyet, 'in elbette Boğaziçi İmar Müdürü üzerinde herhangi bir etkisi falan olamaz, talimatı da olamaz. Elbette müvekkilin Boğaziçi İmar işlerini herhangi birine yönlendirmesi de söz konusu olamaz; zaten olmamış, ortaya da koyamamışlar.
Burada bir yasal süreçten bahsediyorsak sormamız gereken soru şudur: Boğaziçi İmar'da bir usulsüzlük var mı? , az önce dün ve bugün uzun bir şekilde, tek tek belgelere dayanarak böyle bir şey olmadığını anlattı. Şimdi iddianamedeki değerlendirme kısmına devam etmek lazım; şöyle ifadeler var: "Zabitanın ön görünümdeki yapılara gidip 'burada kaçak uygulama var' diyerek baskı yapıp müdürlüğe yönlendirme yaptıkları, vatandaşların da tadilat onarım talepleri neticesinde meşhur ' - - ' hattına maruz bırakıldıkları..." Bakın bu "hat", "maruz bırakılma" falan; bunları ben söylemiyorum, iddianameden aldım. Devamında şöyle diyor: "İmara aykırı uygulamalar tespit edilip zabita marifeti ile işlem yapılmadan tutanak tutmakla tehdit edilip rüşvet alındığı, irtikap suretiyle menfaat temin edildiği" söylünüyor. Devamında paranın yurt dışına kaçırılması ve şahsi zenginleşmede kullanılması gibi iddialar da var. Bunların hepsi Boğaziçi İmar'a ilişkin genel anlatım içinde var.
Peki nerede bu iddia? Hangi zabita bu davada böyle bir iddiayla karşınızda? Hangi işlem, hangi gayrimenkulle ilgili böyle bir şey yapılmış? Eylemler arasında bunun yakınından geçen bir iddia var mı? Kim şahsi menfaat elde etmiş? Bu kadar açık bir şekilde "yolsuzluk yapıldı" deyip hiçbir somut eylem atfı yapılmaması, delil gösterilmemesi, bu cücmlerin bir eyleme bağlanmamasını ben kabul edemiyorum. Bence kimsenin kabul etmemesi lazım; çünkü o zaman çok emniyetsiz bir ülkede yaşarız. "Dosya onayı karşılığında nakdi ve ayni talepler sistematikleştirilmiş, sosyal yardım kılıfıyla koşullu kamu hizmeti sunulmaya başlanmış" deniliyor. Nerede, ne zaman olmuş bunlar? Faili kim? Söz eden yok. O zaman bunu iddianameye niye yazıyorlar? Biri de iddianameyi baştan sona okuyup "bunların dayanakları nerede?" deseydi keşke.
Bahsetmeden geçemeyeceğim, bizimle doğrudan ilgili değil ama Boğaziçi İmar başlığı altında şöyle bir şey koymuşlar: 'ın şöförü, süresi dolmuş 10 kutu market kartını emniyete teslim etmiş. 10 tane beyaz kutu... Bir de bunların süresi dolmuş. Ne kadar ederi var, yazılmamış. Benim aklım almıyor. İddianamede bu var. İddianameye onu koyduktan sonra o kutuları açıp bir hesap yapmaz mısınız? Bunları kim satın almıştı? Hiçbiri yok. Boğaziçi İmar başlığı altında böyle bir fotoğraf koymuşlar çünkü fotoğraf görsel olduğu için ilgi çekiyor. 10 tane beyaz kutu... İçlerinde ne var? Ben bilmiyorum. Söylenene göre market kartı varmış. Teslim edenin eline nasıl geçmiş? Bilmiyoruz. Bu kutuları da sanıklardan biri olan 'e bağlammışlar. 'i müvekkilin suçlandığı eylemlerle ve bu kutularla bağlayan tek "delil" ise; kutuların üzerine ismini yazmışlar! Kutuların üzerine "" yazmışlar, her birine ayrı ayrı yazmışlar. Başka söz söylemeye gerek yok sanırım. Boğaziçi İmar'la ne şekilde ilgisinin kurulduğu belli olmayan bir kısım... Boğaziçi İmar'la ilgisi olmayan şeylere tek örnek bunlar değil; bir sürü ismin ifadesi var burada, genel anlatımlar yapılıyor. Bu durum bizim işimizi de bayajı zorlaştırdı açık söyleyeyim; çünkü dönüp dönüp "bu bununla alakalı mı değil mi?" diye bakmak zorunda kaldım. Tek tek değinmeyeceğim; ne şekilde, ne koşullarda, ne saikle verildiği belli olmayan, dedikodu mahiyetinde "duydum", "deniyordu" gibi kelimelerle biten cümleler... Hiçbiri müvekkilden bahsetmiyor. Şimdi bazı "gizli tanık" anlatımları var; biri diyor ki: "Boğaziçi İmar'ı fiilen Yakup yönetirdi." Yakup ise tam tersini söyledi. Hiçbir delile dayanmıyor.
İlginç bir örnek var: Ege Köse diye biri. Bu kişilerin ne mahiyette ve ne amaçla savcıların önüne gittiklerini bilmiyorum. Genel anlatımda sanki bir şey demiş gibi ifadesi buraya alıntılanmış. Kendisi de diyor ki: "Ben bilmiyorum. Belki de mimar kadın parayı kendi için istiyordu." Bir yer için bir para istenmiş; peki, bu parayı isteyen kim? Dosyada olmayan bir mimar kadın. Aynen böyle demiş. Peki, neresiyle ilgili? Yani bu adamın ifadesi alındıysa ne beklersiniz? Herhalde kendi yeriyle ilgili olduğunu söylersiniz, değil mi? Hayır, arkadaşının açacağı sanat galerisiyle ilgiliyimiş. Arkadaşının açacağı sanat galerisi için bir mimarın imar işini tamamlamak adına para istediğini duymuş. Mimar dediği kişi de kendi komşusuymuş, ona sormuş. Bakın abartmıyorum, aynen böyle anlatıyor. Bu kişi, 'in ismini birine vermiş. Ama Boğaziçi İmar'da ne bekliyor, ne oluyor? Bilmiyorum. Öyle aklına gelmiş, "bunu anlatayım" demiş. Koca koca savcılar bunu dinlemişler; ondan sonra da herhalde bir şey bulamammışlar ki sadece genel girişte bırakmışlar. Ancak burada 'nın mülkiye müfettişliği raporu iddianamede yok, onu da tekrar hatırlatayım.
Şimdi genel kısmla ilgili devam etmek istiyorum. malumunuz birbirinden farklı ifadeler vermiş. Bunlardan 28 Temmuz 2025 tarihli olanında diyor ki: "Ben 'le teati ederim." Tam ifadesiyle söylüyorum. Bakın, diğer etkin pişmanlık tanığı ile ilgili ne demiş? Enteresan bir şekilde; Boğaz civarındaki tüm siteler, sitelerde yaşayan insan popülasyonu ve sosyo-politik durumlar hakkında bilgi sahibi olduğunu söylüyor. Üniversitelerde artık pek okutulmuyor ama kriminolojide, suçlu psikolojisinde belirli profiller olur; bu bilgi sahibi olan kişi de tam o profillere uyuyor. "Bozacının şahidi şıracı olmuş". Tam da bu gibi durumlar için söylenmiş bir laf. ve 'in komşu olduğunu söyleyerek bu kısmı bitirmek istiyorum. "Geleceğim" demiştim; öyle aynı apartman komşusu falan değiller, yan yana ikiz binalarda bahçe komşusu olarak oturuyorlar. Bu ikisi de etkin pişmanlıkçı olarak iddianamede müvekkil aleyhine gösterilen en önemli beyanların sahipleri. Bunlara "delil" demeye dilim var mı?
Şimdi eylemlerle ilgili kısma geleyim. İddianameye konulan ve deminden beri anlattığım genel giriş kısmından tamamen farklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Bu iddialara konu olayların asıl aktörleri pek çok eylemde ya ya da . Mesela iddiaya göre , bir işlem için birinden para alıyor; ama Boğaziçi İmar kendi rutininde o dosyayı zaten sonuçlandırmış. Ya da yine iddiaya ve eylem anlatımına göre iş sahibi diyor ki: "Ben 'le görüştüm." Yakup'un Boğaziçi ile görüştüğünü veya işi takip ettiğini gösteren hiçbir delil yok. Hatta işlemlere baktığımızda tam tersi ortaya çıkıyor; müvekkilimiz bunları anlattı. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün işlemlerinin hiçbir olağandışı etki veya müdahaleye maruz kalmadığı açık. Yasal süreç, önümüze konan Eylül'ün 13'ünde de tıkır tıkır işlemiş; hukuka uygun olarak işlemiş. Eylemlerle ilgili değerlendirmeye tekrar geleceğim.
Şimdi hiç istemiyorum ama 'ın Boğaziçi İmar ile ilgili bir beyanı var, onu da alıntılayacağım. Genel kısmda yer alıyor. herhalde "Boğaziçi İmar ile ilgili bir şeyler söylemem lazım" diye düşünmüş. Aynen okuyorum, bakın ne demiş: "Ön görünümde kalıp da tadilat isteyen tüm yapılar, Boğaziçi İmar'a başvuru yapmak zorundadır. Zabita Müdürlüğü eliyle kaçak yapılara izin verilmeyip birçok yapının inşaatı durdurularak Boğaziçi İmar'dan izin almaya zorlanmaktadır." Bakın, tekrar okuyorum: Ön görünümde kalıp da tadilat isteyen tüm yapılar Boğaziçi İmar'a başvuru yapmak zorundadır. Boğaziçi Zabita Müdürlüğü eliyle kaçak yapılara izin verilmemiş. Zabita Müdürlüğü kaçak yapılara izin vermemiş, birçok kaçak yapının inşaatı durdurulmuş ve "Boğaziçi İmar'dan git izin al" demişler. Alçin Bey, bunu yaptıysanız size teşekkür etmek istiyorum; gerçekten görevinizi yaptığınız için. Ülkemizin ve kentimizin gözbebeği olan Boğaziçi'nde, öngörünüm alanında bulunan ve tadilat isteyen tüm yapıların, 2960 sayılı kanunun öngördüğü gibi müdürlüğe başvurmalarını sağladığınız ve kaçak yapılara izin vermediğiniz için teşekkür ederim.
Şimdi bu iddianamenin müellifi karşımızda olsa "devamını da oku" diyebilir. Haklı olur, okudalım: İddiaya göre bu durumdakiler veya 'e yönlendirilmekteymiş. Nerede o yönlendirme? Kim yönlendirmiş? Şimdi iddianame müellifi şunu da diyebilir: "Ama kaçak inşaatı durdurup menfaat elde etmişsinizdir." Sayın Başkanım, bu sorular arasında var ya; hani "hangi işleri yaptın, hangisini yapmadın" gibi... Kaçak inşaat tespiti ile ilgili somut örnek Cafer Mahiloğlu ile ilgili olandır. Sonuç ne? Burası yıkılmış. Burada bir menfaat ortaya konmamış; aksine kaçak yapı yıkılmış. Bunun başka örneği de var: . Şimdi bir de şu var: Vaniköy eyleminde, kaçak yapı tespiti yapılan olayda bir imara aykırılık durumu var. Bu, eylem anlatımında olan bir konu değil, daha sonra yaşanıyor; müvekkil bahsetti. Alınan bir yıkım kararı var ve burada da bir suç var; çünkü bu yıkım Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından engellenmiş. Bu konu adli mercilere de yansımış durumda. Ancak burada yıkımı engelleyen, yani kaçak yapıyı yıkmaya çalışan Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü engelleyenler bakanlık yetkilileridir.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; şimdi buraya kadarı hani nasıl diyeyim... Sayın Başkan, demin bahsettim ya Boğaziçi İmar içindeki dosyalar bizim için hep çok önemliydi diye. Müvekkilimizi sorgusu sırasında gördünüz, şu anda bile size belgeden bahsediyor. Bu kadar belgeleriyle konuşan bir insan, bu kadar dosyasıyla konuşan bir insan yani o dosyada bir pürüz olmasına izin vermez. Şimdi belgeyi hatırlatınca aklıma geldi. Müvekkil bahsetti, burada bir altın meselesi var. Şu ana kadar kilerle ilgili olarak ben sadece hukukçu olarak değil; vatandaş olarak, insan olarak çok üzdüğümden bahsettim ama burada çok büyük bir ayıptan bahsetmek istiyorum. Şimdi iddianamenin 504. sayfasında şöyle bir kısım var: 'Örgütün Beyliküzü'nden beri üyesi olan Boğaziçi İmar Müdürü şüpheli 'nun örgütün küçük çaplı olarak değerlendirdiği nakdi işlerden sorumlu olduğu, temin ettiği suç gelirlerinin ise büyük bir kısmını örgüt yöneticisi 'e gönderdiği; bir kısmının ise şahsi zenginleşmesinde kullandığı...
Şimdi burada bir parantez açılıyor: Şüpheli 'nun gözaltında bulunduğu esnasında ailesinin Avcılar ilçesinde bulunan evinde sakladığı değerlendirilen -sakladığı değerlendirilen- rakamı okumuyorum, şu kadar dolar, şu kadar gram altının dolandırıcılık şüphelilerince alındığı, bu hususta 28.04.2025 tarihinde Leyla Karaoğlu'nun şikayeti üzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nda soruşturma işlemlerinin yürütülendüğü tespit edilmiştir.' Ne diyor bu iddianame? Diyor ki: küçük işlerden kazandığı paraları baba evine saklıyor, bu da baba evinde bir dolandırıcılık sonucunda dolandırıcıların eline geçmiş. Müvekkil, babasının mağdur edildiği bir dolandırıcılık -bakın davadan tamamen bağımsız bir dolandırıcılık eylemi nedeniyle- o dolandırıcılığa konu para koskoca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bile isteye, ilgisiz alakasız şekilde kara çalmak için burada kullanılmış. Sadece kara çalmak için. Bazen dosyada olmadığını bile bile bunu avukatlar yaptığı zaman kınıyoruz. 'Ailesinin evine sakladığı değerlendirilen...' Müvekkil bahsetti; müvekkilin babası uzun yıllar özel sektörde çalışmış bir insan, iş insanı. Şimdi onun mal varlığını sanki rüşvet parasıymış gibi iddianameye yazmışlar. Ne münasebet? Müvekkilin babası varlıklı bir insan. 80 yaşında, uzman bir inşaat mühendisi, yıllarca da inşaat işleriyle uğraşmış. Müvekkilin veya herhangi birinin ailesinin mal varlığı bu dava kapsamında dile dolanamaz. İspat etmek bir yana, iddia konusu edilmemiş haksız menfaat elde etme konusunu yalan yanlış bir konuyla bağdaytırıp babasının mal varlığını kendi sakladığı mal varlığı gibi aktarmak, hem de bu konudaki tüm gerçeğin bilinmesine rağmen hiç uygun olmamış.
Öncelikle az önce alıntıladığım kısmda soruşturma işlemlerinin yürütülendüğü yazıyor. İddianame tarihini hatırlıtıyorum size. Çünkü iddianamenin çıktığı tarihten iki ay önce o soruşturma davaya dönüşmüş durumda. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı bu olayla ilgili 12 kişi hakkında 09.09.2025 tarihinde iddianame düzenledi. Bu iddianamede 'nun esamési yok; kendisi davaya taraf da değil. Şüpheliler de yakalandı ve tutuklanmış durumda. 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bu dosya derdest. Niye savcılık bunu koymaz? Niye bunu da oraya yazıyorlar? Neye varmaya çalışıyorlar, amaç ne? Çamur atmak. Yakışıyor mu? Sayın Başkan, müvekkil bu olayı nasıl öğreniyor biliyor musunuz? Gözaltında. Savcılık ifadesi sırasında ifadeyi alan savcı beyden öğreniyor. İfade işlemi sırasında konuyu dağıtıyor savcı bey, diyor ki: 'Bir dolandırıcılık olayı olmuş, anneni de dolandırmışlar, annenin adı ne?' diyor. Müvekkil 'Fatma' deyince şaşırıyor. 'Peki Leyla Karaoğlu kim?' diyor. Müvekkil de 'Babamın ikinci eşi' diyor. 'Dün gece ne olmuş haberin var mı?' diye soruyorlar. Müvekkil ne olduğunu anlayamıyor. Bakın bir insanın gözaltında olduğu an en zayıf olduğu anlardan biridir; o anda oluyor bunlar. 'Benim bilgim yok' diyor, bunu diyebiliyor.
Müvekkilin babasının yaşı ileri, böbrek nakli yapılmış, cilt kanseri olan biri. İfade esnasında böyle müstehzi bir şekilde bunu sorarken müvekkilin aklına gelen detaylar bunlar: 'Acaba babama bir şey mi oldu?' Şimdi bunlardan bahsederken gerçekten icap duyuyorum. Şimdi müvekkil bir yandan da savcı bey, bu olayla ilgili hiçbir bilgisi olmadığını, babasının ikinci eşiyle birlikte yaşadığını, olayla kendisinin ilgisi olmadığını, babasının kendi mal varlığı olduğunu söylemek zorunda kalıyor. Bu anlattığım yeterince acı ve trajikken, bu olayın aslı biliniyorken, bildikleri halde iddianameye 'aile evinde sakladığı değerlendirilen altınlar ve para' diye yazmışlar. Şimdi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı yürüten savcılar da Küçükçekmece dosyasından ve o dosyada yaşanan gelişmelerden haberdarlar. Burada ara verebiliriz.
Savunmamıza dün vekilimizin tutuklandığı anda başlamıştık. Hukuksuzlukların orada başladığını izah ettik. Suçlamalar altında eylem anlatımlarında, müvekkil aleyhine hiçbir somut delile işaret edilmediğini, Türk Ceza Kanunu 252. maddede düzenlenen rüşvet alma eylemiyle ilgili ne anlaşmayı ortaya koyan, ne menfaat teminini ortaya koyan, ne de böyle bir teklifin müvekkilden kaynaklandığını ortaya koyan hiçbir delil olmadığını söylemiştik. Dahası bu iddianamenin, müvekkil lehine deliller toplanmadan hazırlandığını, müvekkilin dosyada bulunup da iddianameye konmayan, iddianamede zikredilmeyen birçok delilin bulunduğunu tek tek ortaya koymuştuk. Daha da önemlisi, hakkındaki suçlamaları iddianameyi gördüğünde öğrendiğini, kendisinin hakkındaki suçlamalarla ilgili ifadesine başvurulmadığını, eğer başvurulmuş olsaydı mahkemeniz önünde yapmış olduğu açıklamaları daha önce anlatmıştık. Şimdi bunları anlattıktan sonra biraz daha teknik kısımlara geçmek istiyorum.
Müvekkilin görev ve yetkilerine ilişkin bir iki cümle söylememiz lazım. Kendisi idari teşkilat yapısı içinde, Boğaziçi Kanunu uyarınca oluşturulmuş Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün müdürüdür. Ne yapar Boğaziçi İmar Müdürü? Boğaziçi İmar Müdürlüğü 4600 hektar yüz ölçümünden oluşan, neredeyse tamamı meskun durumda, birçok il merkezinden büyük bir sorumluluk alanına yayılmış bir yetkiye sahiptir. Suçlamalar kapsamında yapmak istediğimiz bir diğer izahat ise idari usuldeki görev ve yetki dağılımına ilişkindir. Müvekkilimiz her eylemi Boğaziçi İmar Müdürlüğü kendisinden oluşuyormuş gibi anlattı. Bunu da söyledim; yani sanki Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde başka kimse yokmuş ve müvekkilimiz tek başına Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün her türlü eyleminden ve işleminden sorumluymuş gibi anlattı. Bu onun sorumluluk bilincinden kaynaklanıyor ama hukuki tabloyu da izah etmek lazım.
Biz müdafileri olarak şu esasları istiyoruz: 3194 sayılı İmar Kanunu var. Bu İmar Kanunu denetim ve onay yapan kişileri belirlemiş durumda. Genel idari işleyiş açısından her memurun kendi görev ve sorumluluğu bulunuyor ve sorumluluğun da bununla sınırlı tutulması normal. Bu genel idari işleyişten bahsediyorum; yani idari bir yapı içerisinde bütün memurlar kendi görevi neyse onu yaparlar. Malum hiyerarşide üst, astın yerine geçip o işlemi yapmaz, yapması yönünde talimat verir. Şimdi bunu söylemekle birlikte 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında görev ve yetki dağılımları özel olarak da yapılmış. Bu durum 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nda daha da belirgin. Bu kanun müdür yardımcılarına kadar kadroları tanımlıyor Sayın Başkanım. İmar Müdürlüğü bünyesinde her bir işlem, birçok farklı memurun yetki sahasına giriyor. Projeleri farklı boyutlarıyla, farklı birimler inceliyor. Her bir ruhsatın altında, ruhsat çıkana kadar 15'e yakın imza toplanıyor. Ruhsatı düzenleyen teknik elemanlar, kontrol edenler, genel sekreter yardımcısı, ilgili mesuller, yapı denetimciler, müteahhit, şantiye şefi... Müvekkilin önüne gelen her bir dosya, ruhsat, iskan ne olursa olsun; bir dizi sıralı işlemin tamamlandığı, ilgili teknik personellerin bu dosyaları incelediği ve uygun bulduğu anlamına geliyor. Müvekkilin imzası da müdür olarak teknik olarak onay, tasdik yani idari onayı anlatmaktadır.
Şimdi idari kadroda müdür olan müvekkilimizin, önüne gelmiş proje veya iskan olaylarının tek tek detaylarını kontrol etmek gibi bir görevi olamaz. Hatta bunu istese de yapamaz. Hatta yapısı sorgulanır; "Sen niye böyle bir şey yapıyorsun?" derler. Çünkü böyle bir yetkisi yok. Şimdi müvekkil Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü anlatırken onu da hatırlatmak istiyorum: 3 ana konudan bahsettim; ruhsat, iskan ve kaçak yapılaşma konusu. Ama bunu bir müvekkil anlatmasaydı, buradakiler bunları bilemeyecekti. Çünkü iddianamede birçok eksik gibi yasal konuda da Boğaziçi İmar'ın hukuki rejiminden hiç bahsedilmemiş.
Sayın Başkan, bundan sonra ben eylem bazında beyanlarımızı ortaya koymak istiyorum. Müvekkilim teknik bir insan. Kendisi oldukça detaylı bir şekilde uzun bir savunma yaptı ve bu savunmalarında da her bir eylem bazında, o eylem dosyasıyla ilgili teknik detayların üzerinde fazlasıyla durdu, izah etti. Ben savunmamın bundan sonraki kısmında eylemlere değineceğim ama bunu yaparken savunmamı daha maddi olay bazındaki tutarsızlıklar ve hukuki boyutlarıyla sınırlı tutacağım. Yani vekilin söylediklerini bir daha tekrar etmenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Bu itibarla dinlerken bu hususu göz önünde bulundurmanızı istirham ediyorum. Burada da tabii Boğaziçi İmar dosyalarının neden bu dosyanın içinde bulunmasının önemli olduğunu bir daha hatırlatmak istiyorum. Şimdi ben iddianamedeki sırayla gideceğim Sayın Başkanım.
Şimdi burada bizimle ilgili olduğunu, eylemi okuya okuya anlayarak çıkardığımız eylem özetini paylaşayım. Reina'daki güçlendirme işlemlerindeki aykırılığa göz yummak; devam eden bir çalışma bu, ruhsat süresi devam ediyor, dolayısıyla ruhsatlanabilirdi de ama öyle takdir buyurmuşlar. Bir de yönlendirme demiş savcılık ama somut bir iddia ortaya koymamış. Bir de delille desteklenmeyen Doğuş CEO'sunun bir market kartı, oradan bir market kartı alınması var. Bu anlatımın içinde herhangi bir rüşvet anlaşmasına ilişkin bir delil, veri, somut bir iddia falan da yok. Eylem anlatım kısmında tutarsızlıklar var. Bu ilk eylem, muhtemelen kaleme alınırken de yavaş yavaş ısınan anlar iddianame anlatımına; çünkü birçok farklı olaydan bahsediyorlar. Eylem, Boğaziçi İmar altındaki olaylar arasında ama Boğaziçi İmar'la ve 'yla ilgisiz birçok eylem ve konudan bahsediyor. Biz böyle okuyoruz, okumaya başladığımızda bunu görüyoruz daha doğrusu. Mesela Galataport, Karaköy Meydanı otoparkı diyor. Şimdi Galataport ve Karaköy Meydanı aslında İstanbul Boğazı'nın bitip Sarayburnu'na doğru dönmeye başladığı yerlerde olan muhitler. Dolayısıyla tahmin ediyorum buraları Boğaziçi İmar'ın yetki sahası içinde zannetti iddianameyi kaleme alanlar.
Raylı sistemlerin hakedişiyle ilgili birtakım açıklamalar var, bir yere bağlanmıyor ama hani 'Ya biz Doğuş'tan bahsediyoruz bunların da raylı sistemlerle hakedişi var, işte hani hangisi hangisine denk gelirse' gibi bir izlenim edindim. Üçüncüsü de çünkü deprem için yaptığı söylenen bağış Doğuş'un. Yani deprem bağışıyla ilgili de birtakım laflardan bahsediliyor, onunla ilgili birtakım paralar verilmiş, bundan bahsediliyor. Şimdi ben bunların müvekkilimizle, 'yla, Boğaziçi İmar'la ne ilgisi olduğunu anlamadım ama bu iddialar bizim müvekkille ilgili iddiaların arasında. Şimdi Boğaziçi İmar'ı ilgilendiren ne var? Bu soruyu sormak zorunda kaldım.
Sonuçta ulaşabildiğimiz sonuç, bizim tahlilimizin sonucu; Reina isimli mekanda gerçekleştirilen güçlendirme işlemlerinde bazı usulsüzlüklere göz yummak. Şimdi detaylıca izah edildi ama çok kısa hatırlatayım: Burası 1957'den önce yapılmış bir yer, çok da kara bir olayın yaşandığı bir yer. 6 Kasım 2023'te burası için bir güçlendirme ruhsatı başvurusu yapılıyor. Bütün incelemeleri Boğaziçi İmar Müdürlüğü yapıyor, gerekli yazışmalar her şey usulüne uygun şekilde ilerliyor, 2.2.2024'te de burası güçlendirme ruhsatını alıyor. Güçlendirme ruhsatı, mahiyeti itibariyle, mevzuata uygun bir başvuru olursa verilen bir ruhsat. Yani güçlendirme adı üzerinde binada, yapının güçlendirilmesini amaçlayan bir başvuru. Güçlendirme ruhsatının muhtevasında ranta yönelik hiçbir işlem yapılamaz. Yani güçlendirme ruhsatı aldığınız bir yeri büyütemezsiniz, güçlendirme ruhsatı aldığınız bir yeri genişletemezsiniz, bozamazsınız, sadece yapıyı güçlendirirsiniz.
Şimdi deprem kuşağında da bir ülke Türkiye. İstanbul, deprem bekleyen bir şehir; dolayısıyla burada bir güçlendirme ruhsatı başvurusuna da bir kamu görevlisinin 'Ben bunu yapmıyorum, etmiyorum' demesi pek akıl alır gibi değil. Şimdi zaten ruhsattan filan bahsediyor ama ruhsata dair bir usulsüzlük olmadığını da nihayet Bakanlık raporu sabit görmüş. "Ruhsatla ilgili bir problemi yok buranın" demiş, bunu sadece hatırlatmak istiyorum. O zaman iddia darala darala güçlendirme işlemleri sırasındaki usulsüzlüklere göz yumulması haline geliyor. Şimdi bunun karşılığında tam net olmamakla birlikte iddianamedeki rakam, çünkü bir yerlerde bir 10 milyon dolarlardan filan bahsediliyor. Eğer bu iddiayla ilgili değilse niye orada var? Bu iddiayla ilgiliyse o zaman da çok ciddi bir tutarsızlık var çünkü güçlendirme ruhsatı için böyle bir menfaat sağlanmasının hiçbir akla yatan yanı yok. Bunu da takdirinize bırakıyorum.
Biz yine kendimiz daraltarak, hani 'iddianameyle ilgili olsa olsa budur' diyerek şöyle bir değerlendirme yaptık. Herhalde dedik bir market kartı alışverişinden bahsediliyor, budur. Bunu da çok zor bir iş olduğunu söylemem lazım Sayın Başkan. Yani suçlamayı anlamak için ayrı bir çaba gösteriyor olmalıyız. İddianamede şimdi bu şeyi daralttıktan sonra suçlamayı, Reina ile ilgili güçlendirme ruhsatı alındıktan sonra usulsüzlüklerle ilgili olarak rapor, o Çevre Şehircilik Bakanlığı raporunda saptamalar şöyle: Çelik manto ile güçlendirilmesi gereken kolonlar betonarme ile güçlendirilmiş, güçlendirilmesi gereken kolonların ebatları büyütülmüş, döşeme altı çelik kiriş takviyeleri artırılmış, yapının alanı küçültülmüş. Şimdi menfaat alınan şey bu. Müvekkil çok güzel ifade etti, ben bunun üzerine bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Hani iş bilenin, para verenin yapmayacağı şeyler; çünkü rantı azaltıyor, 20 metrekare bir yer kaybı var hatta.
Tespit yapıldığında yapının ruhsatı devam ediyor. Bu anlaşılamamış olabilir, bunu şöyle izah edeyim: Burası tespite konu olduğunda daha yapılaşma, inşaat süreci devam eden bir yer. Bu ne anlama geliyor? 2.2.2029'a kadar oradaki uygulamayla ilgili olarak ilgilisi yeni bir ruhsat başvurusu yapabilir, düzeltme verebilir. 'Ya biz böyle başvurduk ama bunu böyle yapmayı düşündük' diyebilir. Bütün bunlar yapılabilir, bunu yok saymışlar. Daha vahimi ise; şimdi bu dosyada çok gözlemliyoruz, bu dosyada yer alan raporlar, ifadeler hep böyle bir bir şey vermeye çalışıyor. Dolayısıyla ruhsat başvuru işlemlerinde bir usulsüzlük yok demişler ama diyor ki: 'Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından iskan raporu düzenlenmiştir.' Nereye getirmeye çalışıyor yani bu rapor? Diyor ki: 'Boğaziçi İmar buraya iskan vermiş bu haliyle.'
Yani belgelerle aksi ortaya konan bir şeyi söylemek büyük bir cesaret. Müvekkil anlattı; iskan raporu düzenlenmemiş. Anlamamışlar o iskan raporu üzerinde yazıyor diye, siz de söylediniz ekrana yansıttınız, 'üzerinde öyle yazıyor diye herhalde' dediniz. O yapı denetim firmasının iskan raporu. İskan başvurusuna dayanak olan belgelerden biri. Çevre Şehircilik Bakanlığı bunu anlamamış. Şimdi bizim göz yumduğumuz şey de bitmemiş bir süreçle ilgili Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın yanlış anladığı şeyler üzerinden savunma yapmaları. Şimdi bakın göz yummayla ne kastediliyor bilmiyorum ama bu olayda göz yumma ancak iskan onayı yapılmış olsaydı söz konusu olabilirdi, gündeme gelebilirdi. Bu olmadan neye göz yummuş olacak? Devam eden bir süreçle ilgili zaten düzeltilebilecek birtakım işlemlerle ilgili mi bir şeye göz yummuş olacak? Şimdi işlem dosyası incelenseydi daha rahat görülebilirdi, bu hatalı temellere dayalı da suçlama yapılmayabilirdi.
Şimdi bu eylem 6'daki iddianın ne olduğu belirsiz. Müvekkil imar işlem dosyası altındaki her detayı da anlattı hepsini, bunlar iddianamede yok. Bir konu daha var. Bu eylem altında az önce belirttiğimiz üzere aslında usulsüzlük dahi olmayan uygulama için müvekkilin 500 bin liralık market kartı aldığı iddia edilmiş. Şimdi bu soyut iddia olan yegane olay. Diyor ki: 'A101 marketlerinden 22.03.2024 tarihinde temin ettikleri 500 bin liralık hediye çekini de 'na teslim ettiği.' Kim teslim etmiş? Doğuş'un CEO'su. Koskoca Doğuş Holding'in CEO'su çıkmış market kartları almış böyle. Hani bu arada 500 bin liralık diyor, hani fotoğrafı vardı ya genel kısımda, böyle kutuları gitmiş Boğaziçi İmar Müdürü'ne teslim etmiş.
Şimdi Sayın Başkan, ülkemizin yakın tarihinde önemli bir belediye başkanı ettiği bir sözden dolayı yargılandı, mahkum oldu. Siyasi tarihimizin de en büyük şeylerinden biridir, siyasi yasak konularından biridir. Onunla ilgili olarak birçok önemli ceza hukuku profesörünün mütalaaları bu dosyaya kondu. Herhangi bir suç olmadı. Onu da kitaplaştırdılar. O kitabın kapağında şu yazılıymış, okumadım: 'İddiayı ispat külfeti, iddia edene aittir.' Şimdi, şüpheli 'na teslim ettiği söylenen A101 kartlarını teslim ettiğine ilişkin deliller nerede? Yani bir tanık mı var? Bir gizli tanık mı var? Bir etkin pişmanlık ifadesi mi? Ne bileyim bir kamera görüntüsü mü var? Hiçbir, hiçbir delile işaret etmiyor. Şimdi iddianameye göre Doğuş Grubu'nun CEO'su alkışlı hediye çeklerini müvekkille buluşmuş, bu çekleri Boğaziçi İmar Müdürü'ne elden teslim etmiş. Ne zaman etmiş? Nerede etmiş? Ne amaçla? Ne belli? Hiçbir şey belli değil. Şimdi... Ama bu deliller yok, ne var biliyor musunuz? 'in etkin pişmanlık ifadesi var. Ne diyor? 'Doğuş'ta çalışan bir arkadaştan duydum' diyor. bir arkadaşından duymuş bir şeyi. İsmini de 'sonra vereceğim' diyor ama vermemiş. Yok. Bu eylem bu kadar.
Şimdi Eylem 47. ... Bu eylem altında Boğaziçi bölgesinde gayrimenkulü bulunan isimli bir kişi, iddiaya ve kendi beyanına göre, beyana göre buranın güçlendirme ruhsatı için vasıtasıyla 'le görüşmüş. İddianameye göre , 'le bir rakam üzerinden anlaşıyor, süreci de devam ettiriyor. Şimdi iki tane Süleyman olduğu için karışmasın diye söylüyorum. dediğimiz 'in komşusu, villa komşusu. Elbette bunlar tamamen 'in anlatımlarına dayalı olarak ortaya konulan iddialar. Şimdi bu eylemi incelediğimizde etkin pişmanlık ifadesi veren 'le ilgili az önce müvekkilinin anlattığı, bizim de birazdan değineceğimiz eylem 1 altındaki olayına çok ciddi paralellikler var. Öncelikle iddia doğruysa bile, ne yaşanmışsa bu iki kişi arasında yaşanmış. Müvekkilimin bilmesi mümkün değil. Müvekkilimin bildiğini de söyleyen yok. Yani Çetinsaya, 'le görüşüyor, 'benim böyle bir isteğim var, derdim var' diyor. de 'o zaman şöyle bir şey verirsen çözeriz bu işi'. Şimdi bu da olayı da denilen avukatın Boğaziçi İmar'da iş çözeceğini söyleyerek para taleplerinde bulunduğunu ortaya koyan, bunu iddia eden bir olay. Yani bu iddianamede farklı bir şekilde kaleme alınabilirdi. O zaman altı daha dolu olurdu.
Her iki eylemde de olayın öznelerinin müvekkilden bahsetmediğini belirtmek istiyorum. Bu daha çok 158-255 demiştik, bunları hatırlıyor eylem olarak. İddiaya göre menfaat temini 2023 yılında olmuş bitmiş. Ama o tarihte Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne bir güçlendirme ruhsatı başvurusu yok. Şimdi öyle ya, birtakım paralar verilmiş, iddia o. E ne ister o zaman parayı veren? 'Hadi hemen benim ruhsatım çıksın, etsin' demez mi? Bilakis çok rahatlar, hiç öyle bir şey yok. Müvekkil yönünden bu olay değerlendirildiğinde biz yine dosya üzerinden, belgeler üzerinden bir şeyler anlatmaya çalıştık. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne 2024 yılında önce basit onarım, sonra güçlendirme ruhsatı başvurusu yapılmış. Koşullarını taşıdığından dolayı da bu ruhsatlar verilmiş. Tıkır tıkır işleyen bir sistem. Hiç öyle şey yapmaya gerek yoktu yani, başka işlere sapmaya.
Bir diğer garabet ise müvekkile getirilen suçlama, Sayın Başkan. Belki kulaklarınıza inanamayacaksınız. Müvekkilim haberi bile olmayan bu eylemle ilgili imar talebini 'e yönlendirmekle suçlanıyor. Şimdi buna alıştık da alışamadığımız 'in bu eylemde isminin geçmemesi. Yani hakkında böyle bir iddia yok. Şüpheliler arasında da yok ama müvekkil 'e yönlendirmiş. Şimdi ben dün şey derken, yazılınca muhtemelen otomatik olarak oraya ekleniyor derken, boşuna demedim. Şimdi 'e imar derdi olanları yönlendirmek, herhalde savcılık tarafından böyle görülüyor. Yani varsa, o da var. Bu tek değil bu arada, bu örneği... Değineceğimiz tek olay değil. Şimdi verilen güçlendirme ruhsatı olayına gelirsek; bu ruhsatı koşullarını taşıyan her başvuru alır. Haksız yere verilmezse dava açılır, alınır. Ruhsat usulsüz mü verilmiş? Bununla ilgili hiçbir veri yok. Usulüne uygun verilmiş çünkü. İlgilisi kendisine alan kazandırmayan bir ruhsat için mi menfaat temin etmiş? Bunları da anlamadığımı söylüyorum. Ben anlamadım ama biz aksini ortaya koyuyoruz diye düşünüyorum.
Ruhsatı veren idarede ruhsat sürecini takip eden birçok farklı kişi var. Her biri ruhsat başvurusunu kendi görevi çerçevesinde inceliyor, demin ifade ettiğim gibi. Bunlar sisteme giriliyor. Yani böyle 60-70 yıl önceki gibi işlemiyor zaten bu sistem. Sürekli olarak birbirini kontrol eden bir mekanizma var. Projeler inceleniyor, sıralı imzalar atılıyor. Müvekkil de imzaları denetleyerek idari onayını veriyor. Ve bütün bu işlemler pürüzsüz, hukuka uygun bir şekilde işlemiş. Ama müvekkil haberi olmayan bir menfaat iddiası -bakın kendine menfaat de değil- Boğaziçi İmar'da görevi dahi olmayan bir avukata verildiği iddia edilen bir menfaatle ilgili yargılanıyor. Şimdi böyle bir rüşvet suçu olmaz. Rüşvet iddiası bu şekilde ortaya konmaz. Hangi kamu görevlisinin hangi görevinin yerine getirilmesi için rüşvet istediği, kimin istediği... Bunların hepsinin gösterilmesi lazım. Bu eylemde bu kadar.
Şimdi eylem 48'e geldim, . Şimdi iddia şöyle; İmar Kanunu'na göre tadilat ruhsatı olması gerekirken, isim değişikliği ruhsatı olduğu iddia ediliyor. İddiaya göre, İBB yönetiminin bu usulsüzlüğe göz yuması için, Feshane restorasyonu için İBB'ye şartlı bağış kabul edilmiş; 250 milyon TL'lik. Ama işlemlere bakıldığında, bunların hiçbirinin doğru olmadığı ortaya çıktı. Eylem anlatımı içinde müvekkilin göreviyle ilgisi olmayan birçok husustan bahsediliyor yine. Mesela 'un çalışanı olan Metin Karakolç isimli kişinin tanık ifadesi alınmış. Bu kişi, somut bir olayla ilgili olmayacak bir şekilde, daha önce Beşinci Levent projesinde Torunlar Gayrimenkul mağduriyet yaşadığını söylemiş. İmar süreçlerinde zorluk yaşamamak için İBB'ye şartlı bağış yaptıklarında bulunmuş. Aynen böyle söylüyor. Şirketin kurulduğu yer olan Feshane'de restorasyon ve bakım... Şimdi sanıklardan ifadesinde, bu şartlı bağışı memlekete kalıcı bir eser mahiyetinde faydası olması amacıyla yaptığını söyleyerek "bu bağışın ruhsatla falan ilgisi yok" demiş. Zaten Sayın Heyet, yani bu bir şartlı bağış. Bu şirket, kuruluş yerindeki mahalli ihya etmek istemiş. İddiaya konmuş işlemler arasında böyle bir şahsi menfaat, öyle bir iddiaya dahi konu edilmemiş; böyle bir olay.
Şimdi Metin Karakolç, ifadesini verdiği tarihte Torunlar Gayrimenkul'de çalışan biri. Öncelikle kendi anlatımında Boğaziçi İmar'la alakalı olmayan konulardan bahsediyor, müvekkil bunları izah etti. Hatta İdare Mahkemesi kararlarını da sydı. Bunların hepsi İBB veya Eyüpsultan Belediyesi'nin işlemleri ile ilgili. 5. Levent projesi ile ilgili yani; hiçbir alakası yok bizim tarafta. Boğaziçi İmar tarafında Torunlar İnşaat'ın hiçbir ruhsatı haksız şekilde iptal edilmemiş. Sonra konu yine 'e ve 'e bağlanıyor; zaten orada hikayeler değişmeye başlıyor. Bu yüzden demin "etkin pişmanlık ifadelerini dikkatli okumak lazım" demiştim. Bu ikisi gelmişler; Torunlar ile ilgili sorun, alakasız olan sorun, Boğaziçi İmar sahasına giren Torunlar'ın projesine bağlamlıar. Diyorlar ki: "Projede şantiye şefi ölmüş." Bu arada öldüğüne ilişkin bir şeye ulaşamadık, onu söyleyeyim; onlar öyle demiş. Bu nedenle bir isim değişikliği talebi bildirmiş Boğaziçi İmar'a ama bu talep hiçbir şekilde kabul edilmemiş. Etkin pişmanlık ifadeleri böyle. Bu tamamen gerçek dışı; bunu da izah ettik. Müvekkilimiz de gayet net bir şekilde kronolojik olarak bir tabloyla izah etti yapılan işlemleri. Bir gecikme, sürüncemede bırakma yok. Tekrar ediyorum; bir ruhsat iptali, bir zorlama da yok.
"İsim değişikliği talebi reddediliyormuş"... Firma aynı projede 5 defa isim değişikliği yapmış. Aynı firma, bu projede defalarca tadilat istemiş. Sayın Başkan, bu şirket bir tadilat ruhsatı istiyor; o incelenirken gidiyor, isim değişikliği talep ediyor. O tamamlandıktan sonra veya tamamlanmadan başka bir talep yapıyor. Böyle böyle işlem dosyası şişmiş. Her bir başvuruya ilişkin karar almak böyle bir durumda zorlaşır. Şimdi tadilat dediklerinin ne olduğundan da bahsedeyim ki bu tam oturtsun. 2017'den beri, bu inşaat ruhsatı alındığından beri bu firma... Ama o proje içinde böyle iki tane üzeri çizilmiş blok var; G ve H'ydi yanlış hatırlamıyorsam. G ve H bloklarini istiyorlar. Haklarıdır, istemek hakları; yani talep edersiniz. Ama çok istiyorlar, sürekli olarak bununla ilgili başvuruyorlar. Bu başvuru reddediliyor; arkadan dönüyorlar, başka türlü dönüyorlar, olmuyor. Sürekli belgeler giriyor dosyanın içine. Belki diyorlar "bu sabah farklı yerden kalkmıştır, ikna olmuştur." 2017'de var. Şimdi bunlar emsal alan artışı doğuran talepler olduğu için de bu dosya daha dikkatle takip edilen ama "bir yanlış yapmayalelim" denilen bir dosya haline gelmiş.
Şimdi bu anlattığım hikaye bana niye hatırlattı biliyor musunuz? Şimdi "imza bekledi" deniyor ya; bekledi denilen süre de süre değil yani, hani 1-2 ay. Normal koşullarda da bekleyebilir. Açık söyleyeyim, bazen de gecikirsiniz; hayatta böyle bir şey, bazen gecikirsiniz. Ama bu olay özelinde eminim ki, özellikle sizler, kürsüde bulunan yargıçlar ne demek istediklerini çok iyi anlayacaksınız. Bazen bazı dava dosyaları vardır; boyuna dileklçe verilir, boyuna oynanır o dosya. O talep yapılır, bu talep yapılır, şu talep yapılır; durmazlar. Şimdi bir noktadan sonra artık her yeni talep için "dosyanın evveliyatında ne vardı?" diye bakmak gerekir. Şimdi bunlar böyle bir talepte bulunmuş, acaba daha önce biz neleri reddettik? Bunlara bakmak bir vakit alır. Bazen de böyle klasörler haline gelmişse, dökmeniz bir sakin vakit bulmanızı gerektirir. Hatta savcılık dosyalarının için de geçerli aynı şey... Bizim de oluyor; bazen gidiyoruz, "Sayın Savcı böyle bir talep vardı" diyoruz, "Ya oradan dosya çok şişkin, benim bunu incelemek için bir vakte ihtiyacım var" diyorlar. Şimdi bunlar son derece insani konular. Dolayısıyla burada ne bir gecikme ne söylenen menfaatle uyumlu olan bir zaman çizelgesi var ne de söylenen menfaat kadar bir menfaat var ortada. Zaten ruhsat yenileme hakları var farklı tarihlerde.
Dolayısıyla burada müvekkille ilgili olan husus ne Metin Karakolç'un kendince yaptığı yorum ne de veya 'in desteksiz iddialarıdır. Müvekkille ilgili bir suçlama varsa bu ancak o yapıya ilişkin usulsüzlük var mı yok mu; bunlara bakılarak yorumlanabilir. Menfaat denen şartlı bir bağış. O şartlı bağış da günün sonunda, "İstanbul'un ihyasıyla ilgili, biz bunu hayır olsun diye yaptık" diyor. Kurulduğumuz yerde o anlamda da anlamlı. Şimdi benim müvekkilim 252'den yargılanıyorsa o zaman unsurlarının net bir şekilde ortaya konması lazım; o konmuyor ama biz aksini ortaya koyuyoruz diye düşünüyorum. Müvekil koydu.
Eylem 49'a geldim; Vaniköy olayı. Şimdi iddiaya göre güçlendirme; 'a göre, -etkin pişmanlıkçı kendisi- basit onarım izni için menfaat elde edildiği ileri sürülüyor. İddiaya göre menfaat için Ağustos 2023'te anlaşmaya varılmış. Şimdi bu da çok vahim, çünkü Nisan 2023'te, uğruna menfaat sağlandığı söylenen basit onarım izni zaten verilmiş. Yani bizim bunu konuşmuyor olmamız lazım. Bir de daha sonra bu eylemin bir aksesuaru var —aslında çok aksesuaru var, yani baştan itibaren anlattığımız olaylar— 2024 Haziran'da da bir CİMER başvurusuyla başlayan bu olaylar zinciri var. Şimdi bu olayla ilgili olarak tahliye talebimiz sırasında da anlattık, bu savunmamızın başında da anlattık; Mülkiye Müfettişliği'nin bir incelemesi olmuştu. Bu inceleme sonucunda müfettişlik bir rapor hazırlamıştı ve bu rapor bu işlemle ilgili —bakın her şeyini inceleyerek, geçmişini de inceleyerek, çünkü 2024'te bu raporun konusu olduğu için adamlar alıyorlar ne var ne yok inceliyorlar orayla ilgili— hiçbir sıkıntı yok.
Bir mesele daha var; şimdi buranın evveliyatı ile ilgili bir şey demek de mümkün değil çünkü bu yapı daha önce Adnan Oktar'ın kullandığı yapı. Burayla ilgili yine bir inceleme yapılıyor. Bütün aykırılıklar gideriliyor. Dolayısıyla tertemiz bir şekilde devam eden bir yapı bu. Şimdi bu rapor, mülkiye müfettişliği raporu iddianamede yok. Yani kendimi de biraz şey gibi hissetmeye başladım, o yok bu yok ama yok yani, yoksa yoktur. Müvekkil, bununla ilgili bütün detayları da ortaya koydu. Savunmada, daha önce 'un iddianameye alınmayan ifadesinden, 'le olan tanışmasından da bahsetmişti. Bir daha hatırlatayım. Şimdi müvekkil 'e yönlendirmekle suçlanıyor ya, diyor ki 'Ben' diyor, ' ismini' diyor 'başka bir yerden duydum'. Ama bu da iddianameye alınmamış, onu da söyleyeyim. Şimdi burada ne oluyor sonra? Burası aslında Vaniköy'de yer alan bu mülkteki tadilat sırasında yaşanan olaylarla gündeme geliyor. Yani bu olayın bilinmesinin sebebi o. Burayı bir Rus oligark satın alıyor. Satın aldıktan sonra bahse konu güçlendirme, pardon basit onarım iznini alıyor. Sonra onlar kendi şeylerinde, mecralarında devam ediyorlar.
30 Haziran 2024'te CİMER'e bir başvuru yapılıyor. Şimdi bu başvuru ile basit onarım izni arasında bir yıldan fazla süre var. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı konuya dahil oluyor. Dikkatinizi çekmek istiyorum, CİMER başvurusunun konusu ağaç kesimi. Orada ağaçları kesiyorlar ve bununla ilgili olarak şikayet ediliyor. Şimdi hangi idare bununla ilgili yetkili? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu bununla ilgili yetkili. Oraya gönderilmiş. Şimdi biz hep göz yummakla, bekletmekle suçlanıyoruz ya; bakanlık ve koruma kurulu ne kadar tutmuş bu dosyayı elinde biliyor musunuz? 42 gün. 42 gün hiçbir şey yapmamışlar. Ondan sonra konu Boğaziçi İmar'a havale edilmiş, 'burası sizle ilgili' diye. Boğaziçi İmar dördüncü gün yapı tatil tutanağı tutmuş ve mührlemüş. Yıkım kararı aldırmış. Encümenden de 30 milyon lira para cezası kestirmiş. Dünkü sorulardan anladığım kadarıyla bazen bunları kestirmek de sıkıntı olabiliyor ama kanun ne emrettiyse bu. Şimdi kim elinde tutmuş, kim göz yummuş? Mesela Boğaziçi havzası yani ağaç kesimi yapıldıysa burada da başka bir şeyler olması lazım, birtakım işlemler yapılmış olması lazım. Aslı vahim olan ise bir de buraya gidildiğinde yaşananlar. Yıkım kararını uygulamak için oraya gidildiğinde, müvekkil bunu çok naif bir şekilde anlattı; bakanlık yetkilileri tarafından böyle şeyle değil, sözle değil, fiziken araçlar yola çekilip anahtarları alınarak o işlemin yapılması engellenmmiş. Hani akla bazen sorular geliyor ya 'niye yıkmadınız' diye, bu da onun örneği.
Eylem 50; iddianameye göre burada Uskumru isimli bir restoranın sahibi var. Bu restoran kaçak olmasına rağmen yıkılmamış. Mürdüm isimli bir restoran da kaçak yapı olmasına rağmen yıkılmamış. Bunların ikisinin de sahibi Seyfettin Taştan, iddianamede öyle geçiyor ama bazı yerlerde Seyfettin de geçiyor, ben de karıştırıp ikisini de kullanıyorum. İddianameye göre seçim öncesi , bu kişiden market kartı istemiş. Diğer kişi de Seyfettin Taştan. O da etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde 'benim Boğaziçi ile bir sıkıntım yok' demiş ama 'yardım amaçlı olarak market kartı veririm' demiş ve vermiş. Yani söyledikleri bu. Şimdi tekrar söylüyorum, , Seyfettin Taştan'la konuşuyor; Seyfettin Taştan, 'le konuşuyor. Kartı Seyfettin Taştan, 'e iletiyor. Müvekkilin adı nerede burada? Adından bahseden yok. Şimdi Seyfettin Taştan'ın beyanlarına itibar edilmiş. Ki kendisi hakkında cezalandırma istenmemiş, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde. , başka bir hikaye anlatıyor: 'Ben' diyor, 'Seyfettin tarafından bu kartların verildiğini Elçin'den öğrendüm'. Ama savcılık buna itibar etmemiş.
Şimdi Uskumru ve Mürdüm… Bunun üzerinde dün bana sorarsaniz, buradaki şeylere bakıldığında, gerekmekten fazla konuşuldu. Herhalde gizli tanık ifadesi ilgi çekti orada. Müvekkil anlattı, bunların ikisi de kaçak yapı, söyledi zaten. Yapım tarihleri eski; biri 2009 cvarı, biri 2017 cvarı. Müvekkil görevde değilken yapmışlar. Mürdüm'ün bulunduğu Göksu Deresi ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bütüncül bir projesi var, önce ondan bahsedeyim. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı; imar meselesi Türkiye'de problemlerden biri. Hepimiz doğduğumuz andan itibaren bunu duyarak büyüyoruz. Yani hızlı kentleşme, gecekondulaşma, havzaların yerleşime açılması, bin bir sıkıntı var. Şimdi imarın problemli olmasının sebebi içinde biri oturuyorken, bir iş yeri varken gidip de düzdüz yıkamazsınız, o öyle kolay değil. Yani dün de bahsedildi, hangi derecede olduğunuza falan bakılmıyor; saldırıya uğraıyorsunuz. Şimdi Uskumru isimli yer; hakkında yıkım kararı olan, defalarca yıkıma gidilmiş bir yer. Market kartlarının verildiği söylenen tarihten 7 gün sonra da buraya yıkıma gidilmiş.
Yüzlerce kaçak yapı olan ve bu kaçak yapıların 2019 öncesinde yapıldığı bir yerden bahsediyoruz; Boğaziçi İmar böyle bir yer, 2019'dan önce. O yüzden ben dün diğer soruya itiraz etmedim. Çünkü arada fark var. Şimdi bu kaçak yapılarla ilgili olarak eğer konuyu bütüncül bir şekilde çözmezseniz; bırakın birinin bütün iş yerini yıkmayı, bütün evini yıkmayı; ya insanların dükkanların önündeki pergolayı yıkmaya gidiyorsunuz, arkadan bir benzin çıkıyor, insanların üzerine benzin dökülüyor. Yani şu anlamda da söylüyorum, benzin döküyor diye yıkılmayacak değil; o yıkım işlemi için sarf edilecek kamu kaynağı hiç az değil. Dolayısıyla bunlar bütüncül olarak yapılıyor. Ve bu ülkede bir politika. Bu konuda başka diyeceğim bir şey yok.
Eylem 51… olayı. Şimdi iddianameye göre, bu hanımefendinin imar işleri ile ilgili 'ten talebi olmuş. 'e verildiği iddia edilen paralar var. Bu para alışverişinin olduğu tarihte Boğaziçi İmar'a yansımış hiçbir durum yok. Bu para alışverişinden 2 yıl sonra , pimapenle balkonunu kapatmak istemiş. Zaten konu bu. Yani para alışverişinden 2 yıl sonra böyle büyük bir yapıda bir inşaat falan da değil, pimapenle balkonunu kapatmak istemiş. Ben dosyada onu gördüm. Muhtemelen komşusu fotoğrafını çekmiş şikayeteimiş. İmar dosyaları önüze geldiyse yargı göreviniz sırasında görmüşsünüdüz, bunların birçoğunda komşu şikayeti vardır. Yani pimapen daha yapılırken, ustalar falan içindeyken fotoğrafları var.
Şimdi bu şikayetin ardından Boğaziçi, yine her zaman yaptığı gibi yapı tatil tutanağı, mührme, suç duyurusu, yıkım kararı alıyor. Bu hanımefendi de cezalardan korkup pimapeni kendi söküyor. Konu bu. Şimdi bu olayın ilginç yanı… Maddi menfaat 2021 yılında. Konunun Boğaziçi İmar'ın önüne gelmesi, demin anlattığım şekilde 2023 yılında balkon kapatılması şikayeti. Şimdi 2021 yılında 'la arasında bir para transferi oldu mu, olduysa neden oldu bunları bilmek mümkün değil. Ama , 'in daha önce çalışmış olduğu bir avukat olduğunu demiş. Ama 2021 yılındaki para alışverişiyle, aslı meselenin odağı olan 2023 yılı arasında hiçbir bağlantı olmadığı net. Ama burada daha önemli olan bu hanımefendi, bir ay içinde birbirine taban tabana zıt iki tane ifade vermiş. Bunu anlattım, tekrar anlatacağım. , önce bu soruşturma, bu davanın temeli olan soruşturma kapsamında emniyete davet ediliyor ve ifade veriyor. İfadesi çok net, böyle bir rüşvet olayı olmadığı, 'i de önceden tanırdım, şöyleydi böyleydi. Ondan sonra, sizler yargı mensubusunuz, neyin yargı pratiğine uygun olup olmadığını gayet iyi bilirsiniz, bir yakalama emri çıkartılıyor 'a. , kaçabilecek türden bir tip değil profil olarak baktığınızda. Yaşı ilerice bir hanımefendi ve yakalama kararıyla getirtilip, taban tabana zıt bir ifade vermesi sağlanıyor. Ne hikmetse bu ifadede etkin pişmanlık ifadesiyle paralel. Şimdi , bu eylemde şüpheliler arasında gösterilip cezalandırılması istenilmemiş. Şimdi bu iddianamenin kaleme alınışındaki başka bir özensizlik… Çünkü cezalandırılma istenilmedi derken, etkin pişmanlık nedeniyle istenmedi demiyorum. Bildiğiniz unutmuşlar netice talep kısmında. Ama 'nu unutmamışlar. O yönlendirme yapmakla suçlanıyor.
Şimdi bir birkaç çekici nokta daha var, burayı da bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hukukçu olarak dikkatimi çekti. Savcılık, Türk Lirası olarak elde edildiği iddia edilen menfaati kaleme alırken, parantez içinde dolar karşılığını yazmış. Demiş ki 500 bin TL, 1 Eylül 2021 tarihindeki dolar kuruyla ortalama 60 bin dolar cvarı demiş. Hani arkadaş sohbetlerinde oluyor ya, abi sen arabayı kaça almıştın? 100 bine almıştım. O zaman dolar ne kadardı? Şu kadardı. Ha demek bugün bu kadardı. Şimdi yani dolar karşılığını yazmak oldukça ilginç. Çünkü ben baktım acaba dedim dolarla mı ödeme yapılmış, öyle bir şey de yok. Biz Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'ın resmi web sitesindeki enflasyon hesap programını kullanıyoruz, bunu öneririm.
Son olarak 'in olayla ilgili "'e para verdim ama kendime para almadım" anlamına gelen bir ifadesi var. Şimdi 'e para verdiği yönündeki beyanına itibar edilmiş, sonra şahsi zenginleşmesi için uhdesinde para tuttuğu da kabul edilmiş. Yani beyanı bir kısmıyla doğru kabul edilmiş, bir kısmıyla yalan kabul edilmiş. En sonda da bu kişi hakkında etkin pişmanlıktan dolayı ceza verilmemesi yönünde bir talepte bulunulmuş. Bu tabloda yani bizimle vekille alakası olmayan Türk Ceza Kanunu'nun başka maddelerini ilgilendirmesi gereken bu olayla ilgili müvekkilimiz rüşvet almakla suçlanıyor.
Eylem 52, bu Oligark isimli işletme ile ilgili. Burada ve isimli iki kişi daha var sanıklar arasında. Bu da ilginç bir iddia, eylem. Şimdi yani burada suç tarihi 2019, iddianamede öyle gösterilmiş. Bildiğiniz 2019. 2019'da müvekkil görevde değil. Şimdi Boğaziçi imar müdürü o tarihte başkası. İmara aykırı uygulamaların yapıldığı söylenen tarihte Boğaziçi imar müdürlüğü bağlı olduğu genel sekreter yardımcısı da başkası. Olay Eylül 2020'den, müvekkilin göreve başlamasından bir hayli önce. Savcılık suç tarihini 2019 olarak göstermiş. 2025 yılında bir CİMER şikayetiyle bu imara aykırılıklar tekrar gündeme gelmiş. 13.02.2025'te Boğaziçi imar buna binaen yapı tatil tutanağı tutmuş. 13.02.2025'ten, 18'inde Çevre Şehircilik Bakanlığı'ndan muhtemelen aynı şikayet oraya da gittiği için Boğaziçi imar müdürlüğüne yazı yazılmış ama o tarihte zaten Boğaziçi imar müdürlüğü bu aykırılıkları tutanağa bağlamış durumda.
Şimdi biz neden bahsediyoruz bu hani nedir bu suç anlamadım ben ama müvekkil tersten izah etti suçsuzluğu ile ilgili savunma yaptı. Ben de menfaat kısmından bahsedeyim. Yani ifadede muhtemelen yanlış anlaşılan bir kısım var. Şimdi menfaat nedir? Bu imar aykırılıklarının yapılmasından (bakın bu yıl şeyi çok ilginç, 1.2019, 1.2025) 2-3 sene sonra ama daha şikayet yapılmadan 2 sene önce, bu Boğaziçi İmar'a gelen şikayet işletmenin yetkililerinden ve iddianameye göre iştirak halinde neden bilinmez, bir anda 3 sene önceki aykırılıklarla ilgili —aykırılıkların olduğu tarihte Genel Sekreter Yardımcısı olan ama daha sonra bu görevden ayrılan kişiyle, aykırılıkların yapıldığı tarihte görevde olmayan müvekkile ve burayla ilgili bir yetkisi olmayan İBB İmar Müdürü 'le, ayrıca 'e iletilmesi için market kartları hazırlatıyorlar. İddia bu; bakın mübalaga etmiyorum. Tabii ki iddianamede böyle kaleme alınmamış ama iddianamenin demek istediği budur.
Tekrar söylüyorum: İmar aykırılıkları 2019'da yapılmış, şikayet 2025'te yapılmış. Aslında imar aykırılıkları 2025'te gündeme gelmiş. Bundan 2-3 sene önce bunlar da rantı yüksek yerler... Deniyor ki; ve , aykırılıkların olduğu tarihte görevde olup sonradan ayrılan kişiye, müvekkile, yetkisi olmayan İBB İmar Müdürü'ne ve 'e iletilmesi için market kartları hazırlatılmıştır. de bunları farklı tarihlerde (2022, 2023, 2024) birleştirmiş. Şimdi bu market kartlarını satın alan firmanın yetkilisinin 50 tane işletmesi var. Yani bu adam bu kartları bayramda gidip çalışanlarına vermiş olabilir. Ayrıca şuna da dikkat çekeyim: Buradaki usulsüz yapılaşma için Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından 30.000.000 TL ceza kesilmiş. Verildiği söylenen kartlar ise 3 yıllık bir süre içerisinde, farklı farklı zamanlarda toplam 1,4 milyon TL değerinde. Hiçbir şekilde örtüşmüyor.
Şimdi Eylem 53'e geldik: Muhittin Palazolu. İddianame burada suç tarihi olarak spesifik bir tarih vermiş: 10 Aralık 2024. Bu, Muhittin Palazolu'nun 600.000 TL ödediği ilk tarih. Niçin ödenmiş? Belli değil. İddianamede yine farklı farklı olaylardan bahsediliyor. Muhittin Palazolu kendi etkin pişmanlık ifadesinde Tuzla'daki bir inşaatından bahsediyor, Boğaziçi İmar'dan hiç bahsetmiyor. Boğaziçi İmar alanında aslında Muhittin Palazolu'nun bir meselesi yok. Onun ifadesi iştiraklerle ve Tuzla'daki inşaatle ilgili. Ama konu nasıl oluyorsa, eylem değerlendirme aşamasında 'in soyut bir beyanına atıfla, Palazolu soyadlı bir hanımın Boğaz'daki gayrimenkulüne ve oradan da Erçin Karayolu'na bağlanıyor. 'in müvekkili sanık haline getiren ifadesi bir duyuma dayanıyor. , bu bilgiye nasıl sahip olduğundan hiç bahsetmiyor. Muhtemelen kendisine Muhittin Palazolu denmiş, o da onunla ilgili ne biliyorsa sıralamtş. Anlattıklarıyla eylem altındaki diğer konular arasında bir illiyet bağı yok.
Müvekkil detayını anlattı; mecburen bu gayrimenkule ilişkin araştırma yaptık. Gayrimenkulün alınması ve tadilatinde yaşanan sorunlar 2019 yerel seçimleri öncesinde başlamış. O tarihlerde tutulmuş tutanaklar var. İlk tutanak 26 Mart 2019 tarihinde Suna Palazolu adına kaçak imalatlardan dolayı tutulmuş. Ardından Temmuz 2019'da yıkım ve para cezası kararları alınmış, suç duyuruları yapılmış. Mührü fekkedilerek çalışmaya devam edilmiş ve 12.09.2019 tarihinde ikinci defa yapı tatil tutanağı tutulmuş. Bunların hepsi müvekkil Boğaziçi İmar Müdürü olmadan önce yaşananlar. 02.10.2019'da tekrar yıkım ve para cezası kararları alınmış. Burada başka bir detaydan bahsetmek istiyorum: 25.10.2019 tarihinde burayla ilgili yıkım uygulaması sırasında Úsküdar Kaymakamlığı bir karar almış. Kaymakamlık, tecavüz ve müdahalenin men'i kararı uyarınca demiş ki: "Her ne kadar Boğaziçi İmar yetkilileri tarafından yıkım işleminin gerçekleştirilmesi için hafrıyat döküldüğü ifade edilmişse de maliklerin rızası olmaksızın alanın doldurulduğu ve fuzuli işgal oluştuğu anlaşıldığından tecavüznün men'ine karar verilmelidir." Yani Boğaziçi İmar'ın yıkım işlemi bir kaymakamlık engeliine takılıyor. Daha sonra konu idari yargıya yansıyor; yargı yürütmeyi durdurma kararı verince kaymakamlık da o tutumundan vazgeçiyor.
Bunları anlatıyorum çünkü bunlar olurken müvekkil Boğaziçi İmar Müdürü değildi. Kendi dönemindeki gelişmelere dönersek; 2023 yılında buranın mührü fekkedilerek kaçak inşaat yapıldığı tespit edilmiş, yapı tatil tutanakları tutulmuş, yıkım kararları alınmış. 3 yıl önce 30.000.000 TL para cezası kesilmiş; yani bugünün parasiyıyla 75.000.000 TL'ye yakın. Alındığı iddia edilen menfaat ne kadardı? 600.000 TL. Tarih olarak da alakasız. "2023 yılının ortalarında izin verildi" iddialarını müvekkil çürüttü; izin vermek bir yana, suç duyuruları yapılmış ancak her defasında idari yargıdan yürütmeyi durdurma kararları çıkmış. Eylem anlatımı içinde ne menfaatin tarihi ne de iddia konuları müvekkil ile uyuşuyor. Bu konunun vekilimiz aleyhine neden bir suçlamaya dönüştüğünü anlamak mümkün değil.
Eylem 54, . Şimdi bu iddiaya ilişkin tek delil, savcılığın anlatımına esas olan tek şey 'in etkin pişmanlık ifadesi. bu ifadeyi verdikten sonra da tahliye olmuş. Çıkış bileti olmuş yani. Fakat 'in anlatımı maddi gerçeklerle uyuşmuyor. Uyuşmadığını ortaya koymak için iddianamenin anlatımına bakmak yeterli Sayın Heyet. Ama müvekkil delilleriyle, belgeleriyle, tarih tarih bu iddiyı çürütmüş durumda. , televizyon kanalı sahibi olduğu için Boğaziçi bölgesindeki yapısında yaptığı birtakım tadilatlarla ilgili nasıl işlem yapılacağı konuşuluyor. Kime göre? 'in iddiyasına göre. Bu iddianın hiçbir dayanağı yok. Ardından diyor ki; 'Mahiroğlu'nu kırmamak için göz yumdu.' Şimdi bir şey yapılmadı denilmesinin cevaplarına gelelim. Tek tek ortaya koydu müvekkil ama daha inşaatın en başında bir yapı tatil tutanağı tutulmuş. Bakın, yapı tatil tutanağı inşaat belli bir noktaya gelmiş, döşemeleri kaplamaları yapılmış, içine girilecek hale gelmiş de o noktada tutulmuş değil. İnşaatın en başında tutuluyor. Müvekkil teknik olarak ifade etti; 'kalıplar daha çıkmadan tutulmuş' dedi. Yani beton daha yeni dökülmüş. Bu mu, bu mu göz yumma? Bu arada bu inşaatın başında durdurulduğu, dosya içindeki iddianamedeki haber fotoğraflarından dahi anlaşılıyor. Ardından diyor ki ; 'konu basına yansıyınca alelacele işlemler yaptılar.' Halbuki yapı tatil tutanağı haberler çıkmadan önce. Zaten doğal olan da bu değil mi? Yani önce bir işlem yapılır ondan sonra haber olur. Savcılık bu eylemi tamamen 'bu bir CHP belediyesi, Halk TV'ye iltimas geçmiştir, Yakup'un bu iddiası kesin doğrudur' ön kabuluyle hiçbir araştırma yapmadan kaleme almış.
Bitmiyor. Ardından Boğaziçi İmar konuyu takip edince ilgilisi , bu bahsettiğimiz kaçak kısımları yıkmış. Müvekkil bunu bir tabloyla, bir görselle de anlattı. Mahiroğlu'nun kendi yaptığı kaçak kısımları tamamen yıkmış olduğunu müvekkil görselleriyle anlattı. Şimdi bahse konu yerdeki bütün aykırılıklar, 20 yıl öncekiler de dahil, toprak altındakiler... Bakın, 'göz yumuldu' denilen... Ki birine bir iyilik yapmak istiyorsunuz, göz yummak istiyorsunuz, üzmemek istiyorsunuz; adamın yaptıklarını yıktınız, 20 yıl önce yapılmış toprak altındaki yerle ilgili bir işlem yapar mısınız ya? Yapmazınız. Yapmışlar. Ona da yapmışlar. 15.08.2022 tarihinde yapı tatil tutanağında bunların hepsi eksiksiz bir şekilde tutanaklanmış.
Yani iddia edildiği gibi tutanak tutulup beklemeye geçilmemiş. İlgili mercilere yazılar yazılmış. hakkında suç duyurusunda bulunulmuş. Yıkım kararı sonrasında kendisi yaptığı aykırılığı yıkmak zorunda kalmış. Ayrıca ne kadar kurum var, ne kadar yazılacak yer var hepsine yazılmış. Ne kadar zaman içinde yazılmış? Bir iki hafta içinde yazılmış. Göz yumulan yer bu. Bir de 'na idari para cezası kesilmiş. O tarihte 4 milyon liradan fazla, biz TL olarak söyleyelim; 15 milyon 500 bin linanın üzerinde bugünün parasiyıyla. Bu olayda başka idarelere yazılar yazıldı dedim ya müvekkilin sorumlusu olduğu idare tarafından bir iki hafta içinde; o idareler ne yapmış biliyor musunuz? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bir ay sonra harekete geçmiş, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu iki ay sonra harekete geçmiş.
Şimdi burada menfaat meselesine ilişkin ayrı bir parantez açmak istiyorum. Çünkü bu enteresan. Savcılığın menfaati anlatma ihtiyacı hissettiği bir olay. Yani hiçbir yerde menfaat konusunda detaya girme ihtiyacı hissetmemiş iddianameyi kaleme alanlar, ama burada menfaatle ilgili bir açıklama var. Çünkü menfaat yok bildiğimiz anlamıyla. Bir menfaat göremeyince hiçbir yerde, bu defa demişler ki 'biz bunu anlatalım'. Menfaat şuymuş: , lehe yayınlar yapacakmış. Bunun karşılığında imar sorunu çözülecekmiş. Şimdi dosyada hiçbir kanıt yok bununla ilgili. Yayın yapılmış mı, bir görüşme olmuş mu, ne konuşulmuş, böyle bir anlaşmaya varılmış mı? Burayası zaten geçiyorum. İddianamede 'menfaat' kelimesinin ne anlama geldiğini anlatırken bir hayli zorlama olmuş. Yani burada kelime tanımı üzerinden gitmek istemiş kaleme alanlar. Türk Dil Kurumu sözlüğüne atıf yapılmış. Demiş ki: 'TDK sözlüğüne baktık, menfaat kelimesinin karşılığında çıkar kelimesi var. Çıkar sözcüğü ise' diyerek, 'dolaylı bir şekilde elde edilen kazanç, menfaat, yarar olarak belirtilmiştir' diyerek açıklamaya devam edilmiş. Bu 'yarar' kelimesini bold olarak yazmışlar.
Ben bu kısımda biraz heyecanlandım bir yere gelecek diye düşündüm, önemli bir hukuki tespit yapılacakını düşündüm. Buradan devam edemiyor, başka kelimelerle anlatmıyor, aynen anlatılıyor: 'Bu anlatımla rüşvet verme suçunun sadece nakit bir temin gerektirmediği, mevcut anlaşmanın bir menfaat karşılığında yapılmasının yeterli olduğu anlaşılmaktadır' böyle demiş. Yani menfaat kelimesinin menfaat anlamına geldiğini bulabilmek için ciddi bir araştırma yapılmış. Bununla ilgili hukuk kitaplarına bakmaları daha iyi olurdu iddianame açısından ama bu yapılmamış. Muhtemelen oraya bakılınca görülecek cevaplar hoşuna gitmeyecek diye düşünmüşler. Çünkü böyle bir rüşvet anlaşması olamayacağı sonucuna varılması gerekirdi bunlara bakılsaydı. Şimdi lehe yayın yapmak gibi bir menfaat olmaz. Türk Dil Kurumu'na ne kadar bakıp bakarsaniz bakın bunu bulamazsınız. Ama ondan önce madem böyle bir şey diyorsunuz, o zaman bir korelasyon kuracağımız 'lehe yayın şudur budur, bunun arkasından şu oldu bu oldu' denmesi lazım. Onun için de Boğaziçi İmar dosyalarına bakılıp gün gün ilerlemeleri gerekiyordu. Onu da yapmamışlar.
Eylem 55'e geliyorum. Biraz aşağı inersek, burada ekrana yansıtacağım birtakım şeyler olacak. Faruk Baştürk olayı bu. Şimdi çok fazla teknik detayı olan bir mesele. Müvekkilin savunmasının son kısmına denk geldi. O yüzden ben bazı şeyleri çekerek, basitleştirerek anlatmak istiyorum. Bu şey, bunu daha sonra tekrar açacağız son şeyde. Kalsın burada şimdi. Aşağı indirin bunu. Evet, kalsın orada. Şimdi bu anlaşılsın istiyorum. Savcımızın dün sormuş olduğu sorudan tam anlaşılamamış olabileceği izlenimi edindim. 2011 yılında yapılmış ruhsatlı bir otel yapısı var. Biraz indirebilir misiniz lütfen? Yani yukarı çıkarabilir misiniz? Kalın orada, biraz daha, biraz daha... Bakın, sol tarafta o otelin ruhsatlı olan kısmın çizimi var. Arka tarafta da kaçak yapı var. Şimdi ruhsata konu olan yer yanlış hatırlamıyorsam 1000 metrekare o civarında. Kaçak olarak yapılan yer 2099 metrekare. Yedi katlı bir kaçak yapı. Bu eylem müvekkille ilgili iddiaların özetidir. Özellikle söylüyorum, özetidir.
Şimdi iddia şu: Faruk Baştürk isimli kişi aldığı otelin arka kısmında yer alan, 2012 yılında kapattırılan 2099 metrekarelik yedi katlı kaçak bir yapıyı kullanıma almak istiyor. İşin özeti bu. Ondan dolayı dolanıyor, her tarafı dolanıyor. Buna karşı Boğaziçi İmar'ın işlemleriyle karşılaşılıyor. Çünkü şöyle olmuş: Müvekkil anlattı ya, önce bir 2012'ye gitmek gerekiyor. 2012'de şu oteli yapan Faruk Baştürk mü, o zamanki malik kimse... Şu oteli yapan, arkada orası yamaç, bir istinat duvarı yapılıyor. İstinat duvarının önüne de bakın "hafredilen alan" yazıyor. Bir yapı yapmışlar. Yani insan, şeytani bir mantıkla yapılmış yapı. İstinat duvarına dayalı, yedi katlı, ana yapıdan daha büyük bir yapı var. Şimdi o tarihte bu konu gitmiş gelmiş o zamanki idare döneminde. Neticede dün müvekkil çok güzel söyledi. "Ya," demiş, "burayı bir de mührmül mü bırakalım? Mührünü de kaldırtalım," demişler. O yapılan yeri bakın normalde toprak, çimento, beton kullanılmaz hale getirmeniz lazım. Demişler ki; "Kapatın camlarını, pencerelerini. Tuğla örün. Dursun orada," demişler. Bunun anlamı ne biliyorsunuz? "Daha sonra belki açarsınız." Bunun anlamı bu.
Şimdi Faruk Baştürk'ün derdi kendisinin zorlanması falan değil. Faruk Baştürk'ün derdi burası. Faruk Baştürk burayı satın almış. Herhalde satın alırken demişler ki "Bak arkada bir de böyle bir yer var." Faruk Baştürk canıhıraş burayı açmak istiyor. Burayla ilgili işlemlere başladığında Boğaziçi İmar ne yapmış? İşini yapmış, gelmiş burayı tespit etmiş, mührlemüş. Açıyor adam o an. Biraz aşağı inelim... Evet bakın. Şu arkada Bizans suru gibi olan yer var ya, kale gibi olan. Bakın ön taraftaki ruhsatlı yapı. Arka tarafa bakın. O arka taraftaki kale, o arka taraftaki kale kaçak inşaat. Faruk Baştürk'ün derdi o. Faruk Baştürk orayı açmak istiyor. Benim olsa belki ben de açmak isterdim insani bir duygu tabii. 2099 metrekare. Oteli metrekare olarak üçe katlayacak.
Şimdi Faruk, burada farklı farklı etkin pişmanlık ifadesi verenler bir sürü şey anlatmışlar. "Kış bahçesi" demiş biri, biri başka bir şey demiş. Ama müvekkil ne olduğunu, buranın derdini mükemmel bir şekilde anlattı. Şimdi Çevre Şehircilik Bakanlığı iki yıl işlem yapmamış. Şimdi Sayın Başkan, bu eylemi uzatmayacağım. Bakın bütün derdini Faruk Baştürk özetliyor. Ben açıkçası neden bilmiyorum iddianameye bu alınmış, teşekkür ediyorum. Faruk Baştürk demiş ki; "Bu süreçte, yani şu kalenin kullanıma alınamaması için yürüyen süreçte..." Biraz daha aşağı gidebilir miyiz içini de görelim. Bu yeni yapı tatil tutanağı. Aşağı inelim lütfen. O yapı tatil tutanağının başındaki 1 numaralı diyor çünkü öncekiler kaldırılmıştı. Aşağı inelim lütfen. Bakın bu kesitleri... Bu 2012'de toprağa gömülmüş olması gereken yer buralar. Buralası açacaklar, kaplayacaklar, güzel bir otel olacak.
Biraz daha yukarı gidelim lütfen. Yok yanlış söyledim aşağı inelim. Bakın koridorları, buralarda insanlar koşturacak, birlikte tatil yapacaklar. Var mı daha başka? Bitti mi? Bir iki daha var. Şöyle aşağı doğru gidelim. Bakın çok güzel bir yer, Faruk Baştürk istiyor tabii. Biraz daha aşağı... Burası 2012'de yapılmış. 2012'de buranın gömülmüş olması gerekiyordu. O koşuyla 2012'de buranın mührü kaldırıldı. Mührmül de bırakılmamış bir yer yani. Bakın burası. Şimdi Faruk Baştürk ne demiş? Diyor ki: "Evet. Yani kendini kaybetmiş herhalde. Şunu hak görmüş, şu cümleyi kurmaya hak görmüş kendinde: 'Bu süreçte devam eden İBB ile karşı taraf olarak bulunduğum davalarda sürekli aleyhime rapor ve itirazlarla mağduriyetimi derinleştirmeye çalıştılar. Faruk Baştürk'ün buranın kalesinin açılamamasıyla ilgili davalar açılmış; kesilen cezalarla falan ilgili davalar açmış. Müvekkil bahsetti; öndeki ruhsatlı yapıları ve ruhsatları da tehlikeye giriyor. Diyor ki "İBB diyor ki bir bilirkişi raporu geliyor, itiraz ediyorlar, dileklçe veriyorlar ya." Bakış açısı bu. Bir kelime daha söylemeye gerek yok.
Bunların yapılması hukuka aykırıdır. İddianameyi yazanların ne kadar kör ve sağır olduğunu göstermektedir. Bırakın asansörü, orada perdeleme yapılamaz.
Eylem 56 Şimdi bu eylemde bu defa bir rüşvete teşebbüs iddiası var. Teşebbüs ettiği, yani menfaat talep ettiği söylenen kim? . Talep eden , etkin pişmanlık sebebiyle hakkında ceza istenmeyen yine . Burada ve arasında geçtiği iddia edilen görüşmelerden bahsediliyor; bu görüşmelerin hiçbirinde müvekkil taraf değil, adı dahi geçmiyor. diyor ki: "İskan ruhsatı için başvurmuştum, süreç Boğaziçi'ndeydi, diğer tüm kurumlardan izinler çıkmıştı." Müvekkil bunu da işlem işlem anlattı.
Burada 9,5 yıl sümüş ve bitirilememiş bir proje var. Tarihsel olarak taraflarca 2023 yılının ortaları denildiğine dikkat çekeyim. Eğer doğruysa bu, o tarih itibarıyla bu yapının iskan alabilecek durumda olmadığı zaten müvekkil tarafından anlatıldı. İskân alması için gerekli olan ve inşaat sahibince tamamlanması gereken birçok işlemin, sunulması gereken birçok belgenin o tarihte sunulmadığını belirttim. 2024 yılı başına kadar bunlar yavaş yavaş sunulmuş. Bir geciktirme olsa Allah aşkına böyle bir tablo olabilir mi? Kişi beyanında "İşim olmadı" diyor; kötü niyetli de olabilir, belki yanlış bilgillendirilmiş ya da mühendisi "Boğaziçi'nden izin bekliyoruz" demiş ama belgelei daha sonra sunulyolar. Acelesi olan, iskanı hemen almak isteyen belgeleri toplar sunar; imar dosyası ise bunun aksini, belgelerin geç sunulduğunu gösteriyor. Belgeler ve dosyalar, şüphe bırakmayacak şekilde müvekkilin anlatımını doğruluyor.
Bu noktada TCK 252/4'ün uygulanması istendiği için bir açıklama yapmak zorundasım. Madde metni rüşvete teşebbüsü düzenler: "Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi hallerinde, fail hakkında verilecek ceza yarı oranında indirilir." Eylem anlatımına bakıyorum; iadelere bakıyorum. 'in sahibi olduğu Boğaziçi İmar sahasında, eylem anlatımına bakıyorum mülkünün ruhsat alımı için başvuruda bulunduğu denmiş. Demek ki iddia bu. diyo ki: "Kendisini 'nun danışmanı olarak tanıtan isimli şahsin benimle görüşmek için randevu istediğini tarafıma ilettiler." Müvekkil rüşvet istemekle suçlanıyor ama randevuyu isteyen . 'in iskan verme yetkisi var mı? Yok. Müvekkilimizin 'in böyle bir iletişim kurduğundan haberi var mı? Yok. Eylem teşekküs aşamasında olduğu, menfaat teklifi kabul edilmediğine göre ve ortada kamu görevlisinin bir talebi olmadığına göre, suçun hiçbir unsuru yok. Bu eylemin bu iddianamede işi ne?
Eylem 57. Adnan Polat ile ilgili olan bu eylemde suç tarihi 2024. İddianamede bu defa hiçbir eylem yok, sadece konuşmadan ibaret. ve , Polat İnşaat'ın projeleri için bir araya gelmişler. Bu görüşmenin bir yerinde , Adnan Polat'ın kendi evine bir kış bahçesi yaptırmayı düşündüğünü söylemiş; bu kadar. Ondan sonra konu, etkin pişmanlık için ardı arkası kesilmeyen ifadeler verene kadar bir daha gündeme gelmemiş. ve görüşme yapıyor, burada Boğaziçi İmar ile ilgili net bir konuşma yok, sadece bir "düşünce" var. Bu konu müvekkilin veya müdürlüğün önüne hiç gelmemiş. Yakup diyor ki "Kaan'la konuştum", Kaan diyor ki "Yakup'la konuştum"; Erçin Karaoğlu diyen kimse yok. Bu eylemin altında "Yakup'a yönlendirme" suçlaması eklenerek yine teşebbüs halinde kalmış bir rüşvet iddiası var. Talebi yapan . 'e bunu söyleyen . ... 'Bundan 'nun haberi var mı?' diye sormak istiyorum. Yok. Etkin pişmanlıkla ilgili kısımları burada tekrar etmeyeceğim. Bu düzenlemeye göre; 252/4'e göre bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili bir işi yapması veya yapmaması için bir menfaat istemesi... Menfaat isteyebilecek kişi 'dur; istememiş. Karşısındakinin de bunu kabul etmemesi gerekiyor. Buraya 252/4'ü kullanarak nasıl bir suçlama getirilebilmiş, anlamak mümkün değil.
Son eyleme geldim. Eylem 58, Özyegin Öncelikle gene , 'e yönlendirme yapmakla suçlanıyorsa da Murat Özyegin'in kendisi 'Ben 'i önceden tanıdığım için doğrudan onu aradım' diyor. Bu kadar net. 'Ben 'i önceden tanıyordum, doğrudan onu aradım.'. Murat Özyegin'in iddiası şu: Mayıs 2023 tarihi itibarıyla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı izinleri tamam olmasına rağmen bir yapıyla ilgili onay Boğaziçi İmar'da -tırnak içinde söylüyorum- 'takılmış'.. Şimdi bu muhtemelen Murat Özyegin ve çalışanları tarafından bir bahane olarak ileri sürülmüş; ben böyle düşünüyorum, başka bir şey düşünemiyorum. Çünkü Mayıs 2023 itibarıyla böyle bir durum söz konusu değil. Hatta ruhsat müracaatı 1 Haziran'da sunulmuş.
Aynen eylem 56'da olduğu gibi sunulması gereken birçok evrak var; müvekkil bunların hepsini tek tek saydı. Kim tarafından sunulması lazım evrakların? Özyegin tarafından.. Bu evrakların ne olduğunu da müvekkil tek tek saydı. Mayıs 2023'te 'önaya hazır' denen dosyaya 2023 sonunda hâlâ daha evrak sunuluyor. Özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı izni aslında ancak Eylül 2023'te çıkmış. Mayıs 2023 nere, Eylül nere? Şimdi her yanı elde kalan bu iddiayla ilgili olarak 'in Murat Özyegin'den gerçekten bir talebi oldu mu olmadı mı biz bunu bilemeyiz. O menfaati elde etseydi de o belgeler gelmeden o izni alamazdı, bunu biliyoruz ama. Dolayısıyla Boğaziçi İmar Müdürlüğü ve 'nun tamamen dışında gerçekleştiği iddia edilen olayların müvekkile bağlanmaya çalışıldığı bir diğer eylem bu.
Yine burada 252/4 var, 'e yönlendirme iddiası var.. Öncelikle tekrar söyleyelim; Murat Özyegin kendisi 'i armış -iddiaya göre diyorum-.. , Murat Özyegin ile görüşmüş bir şeyler istemiş. Murat Özyegin'e göre hayır müessesesi istemiş, belirgin bir şey de yok. Özyegin de 'biz yeterince hayır yapıyoruz' demiş, konu burada kalmış.. Murat Özyegin'e 'dosyanın bekletildiği' bilgisi verilmişse de müvekkil detaylıca demin de ben kısaca bahsettim, belgeyle ortaya koydu. Bu durumda ortada nasıl bir rüşvete teşebbüs hali olabiliyor ben anlayamıyorum. haberi bile olmayan bir diyalogdan dolayı nasıl rüşvet almaya teşebbüs eder? Maddeyi tekrar hatırlatayım: Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve bunun kişi tarafından kabul edilmemesi.
Şimdi bu noktadan sonra birtakım hukuki açıklamalar yapmak istiyorum rüşvet iddiasına yönelik olarak Sayın Başkan, Sayın Heyet; az önceki savunmalarımızda tek tek eylem bazında müvekkilin herhangi bir suç teşkil edebilecek davranışı olmadığını, buna yönelik atılı suçun ispata yeter delil olmadığını detaylıca anlattığımızı düşünüyoruz. Fakat iddiaya konu eylemler bazında delil bulunsa dahi TCK 252'de tanımlanan rüşvet alma suçunun unsurlarının bulunmadığını da ayrıca ifade etmek istiyorum. Rüşvet suçundan bahsedilebilmesi için kamu görevlisinin göreviyle ilgili bir işi yapmak ya da yapmamak için kendine veya gösterdiği kişiye bir menfaat sağlanması için anlaşma olması gerekiyor. Rüşvet anlaşması olmadan da rüşvet suçu olmuyor. Artık tek tek irdelemeyeceğim ama bakın; öncelikle sadece iddiaların sabit olduğu varsayımında dahi -yani şu iddianamedeki anlatım sabit olduğu ihtimalde dahi- müvekkilin bir rüşvet anlaşması içinde olduğu iddiası hiç yok. İddia olarak... Müvekkilin menfaat ilişkisi içinde olduğu iddiası dahi hiç yok.
İddia olarak... Hiçbir yerde müvekkilin bizzat bir menfaat elde ettiği söylenmiyor. Müvekkilin menfaat verilmesi için birini gösterdiği yönünde somut bir iddia var mı? O da yok. Şimdi kimse soyut olarak dahi 'Ben 'na şu menfaati sağladım' diyememiş. Kimse ' bana şu isme menfaat sağla da senin işini görelim' de dememiş. Bunlar hiç yok. Şifrelerini teslim ettiği telefonu da incelendi, hiçbir ara bulucu yok. Menfaat yok. Görev ifasıyla ilgili bir işin yapılması ya da yapılmaması söz konusu. Rüşvet suçunun mantığı menfaati dışlayamaz. Menfaat olmadığını da saatlerdir anlatıyoruz. Ama ayrılmıyor ya... Hadi diyelim ki menfaat ispatı gerekmeyen bir husus olsun. Peki görevinin ifasıyla ilgili ne yapmış? İşini yapmış. Müvekkil anlattı, bütün eylemleri yönünde ulaşabildiğimiz bütün bilgi ve belgelerle görev neyse o yapılmış. Ortada bir menfaat yok; TDK sözlüğüne baksaniz da yok, tersten baksaniz da yok. Görev de tam anlamıyla yapılmış.
Bu iki cümle de üç eylemde söz konusu olan rüşvet almaya teşebbüs iddialarıyla ilgili söylemek lazım. Eylem 56, 57 ve 58'de sevk maddesi olarak rüşvete teşebbüs gösterilmiş.. Şimdi bu madde uyarınca kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması fakat kişinin bunu kabul etmemesi gerekiyor. Bu suçun oluşması için kamu görevlisinin kendi göreviyle ilgili bir işi yapmak ya da yapmamak için kendisine ya da göstereceği birine menfaat temin edilmesini istemesi lazım. Bu maddeyi başka türlü okuyamayız. Şimdi bu olaylar karşısında -meseleler de Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile ilgili olduğu için- rüşvet talebinde bulunanin da müvekkilimiz olmasını beklersiniz değil mi? İddianame anlatımında da böyle olmuş olmasını beklersiniz. Hayır. Müvekkilimiz bu eylemlerle suçlandığına göre herhalde bunların içeriğinde müvekkilin bir rolü, bir yönlendirmesi, bir şeyi olmuş olması lazım değil mi? Bu da yok. Sayın Başkan hiçbiri yok.
Eylemlerin hepsinde, iddianame 'in kendi beyanlarına göre şekillenmiş. Yani aslında bir imza yeri de ona açmak lazımdı. anlatıyor ya tanık olarak; menfaati, menfaat talep ettiğini ortaya koyabildiğimiz tek kişi kim? . Bu parantezi de kapatıyorum. Şimdi suç örgüte üyeliğine yönelik beyanlarımız var. Bir suç örgütüne katılma iradesine sahip olan, örgütlenmeye dahil olma saikiyle hareket eden ve örgüt tarafından kabul gören, örgüt disiplinine ve hiyerarşisine bağlı ve bu konumda makul bir süre geçiren kişiler örgütün üyesi olarak kabul edileceklerdir. Örgüt üyeliği bu. Üye olduğu kabul edilecek kişinin suç örgütiyle bilerek ve isteyerek üye olması gerekmektedir. Suç örgütü hiyerarşik bir yapılanma olduğunda, üye olan kişinin örgütün emir ve talimatlarını koşulsuz yerine getirmesi beklenir.
Örgüt üyesinin örgütün faaliyetini, amaçlarını biliyor olması, amaçlarını gerçekleştirmek için suç işlediğini biliyor ve bunlara bilerek ve isteyerek dahil olması gerekiyor. Örgüt üyeliği suçu temadi eden bir suç. Örgüt üyesi sayılabilmek için failin açık veya zımni beyanıyla örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer almayı, bu kapsamda tek bir fiil içinde değil sürekli olarak örgütün amaçları doğrultusunda verilen emirlerin yerine getirilmesini, şahsi iradesini örgüt iradesine terk etmiş olmayı gerektiriyor. Şimdi suç örgütünün organizasyonunun gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat unsurlarına sahip olması Yargıtay kararlarıyla da vurgulanmış, doktrinde de kabul ediliyor. Hiyerarşik ilişki katı olmasa da emir alan tarafın emir veren tarafa sorumlu olması, ondan talimat alması lazım. Klasik anlamında bir yaptırımı olmasa da talimatı uygulamayanın bir yaptırıma maruz kalması da beklenir, gerekir. Bu unsurların olmadığı yapı örgüt olmaz. Hiyerarşik yapıya dahil olmayan örgüt üyesi olmaz. Bu dediklerimiz kanunun gereğidir.
Şimdi örgüt üyesi olduğu kabul edilecek kişinin örgütün parçası olduğu bilincine sahip olması ve örgütsel fonksiyonu gereği talimatların örgütsel görev olduğunu bilerek hareket etmesi gerekiyor. Bu unsurlar yoksa örgüt üyeliğinden bahsedilemez. Şimdi bu kabuller çerçevesinde bunların hepsi Yargıtay kararlarıyla bu konuyla ilgili yazılmış doktrinler, görüşlerle ortaya konmuş hususlar yani biz burada kendimiz bunları çıkarmadık. Müvekkil iddianameye göre örgüt yöneticisi olduğu ileri sürülen 'e bağlı bir hiyerarşi içerisindeyimiş. Ben bu iddianamede bununla ilgili bir şey göremedim. Yine iddianame müvekkile müdürü olduğu Boğaziçi İmar'a gelen imar taleplerini 'e yönlendirmekle suçluyor. Saatlererce anlattık yok. Bu anlatıma göre müvekkil tarafından 'e yönlendirilen taleplerin karşılığı olan menfaat belirlenerek müvekkilimiz menfaatin sağlanmasıyla imar problemlerini çözüyor olmalı, böyle bir anlatım da yok.
Şimdi bu hiyerarşi, örgüt yöneticisi sıfatı taşıdığı ileri sürülen 'ten 'e, oradan da müvekkile inen bir talimatlar silsilesini gerektiriyor. 'in kendisi 'na talimat vermem söz konusu değildir diyor. Ayrıca şunu demiş: Boğaziçi İmar'a da karışamadım diyor. Yani nasıl bir örgüt ki 'in sözü kimseye geçmemiş. Demek ki ortada ileri sürüldüğü gibi bir hiyerarşi yok. Demek ki böyle bir şey olsa buna tepki verecek olan müvekkilimizin bu tepkisi engliyor. Peki bir an için müvekkilin 'in hiyerarşisinde olduğu iddiası üzerinden düşünelim. Bu durumda müvekkilin en azından 'ten talimat alması gerekmez mi? Böyle bir şeyin ortaya konması gerekmez mi? Bu yönde ne bir delil hatta soyut bir iddia dahi yok. 'in ismi müvekkille ilgili eylemlerin çok azında geçiyor. Bu anlatımlarda müvekkile talimat verdiğine dair hiçbir ibare yok. Bir aracı vasıtasıyla müvekkile talimat verildiğine ilişkin bir iddia da yok. Bakın somut delilden falan bahsetmiyorum iddiadan bahsediyorum, soyut bir iddia da yok. İddianame dahilinde 'na herhangi birinin "sen bu konuyu beklet", "sen bu ruhsatı ver", "uygulamalardaki aykırılıklara göz yum" bunların hiçbiri yok. Hiçbiri. Böyle bir iddia olmayınca örgüt üyeliği iddiası nasıl oluyor da ortaya atılmış anlamamış değilim.
Müvekkilin telefonuna el konuldu, şifresini verdi, telefonu incelendi. Kendisinin 2014 yılından beri dahil olduğu iddia edilen örgüte ilişkin hiçbir delil yok. Şüphe uyandırabilecek bir saptama dahi yok. Bu mümkün olabilir mi böyle bir tablo? İddianameye göre müvekkilin hiyerarşik üstü olduğu söylenen 'in adı eylem 51, 56, 55 ve 47'de geçiyor. Bunların hiçbirinde de 'in müvekkile bir talimatından bahsedilmiyor. Bırakın onu ricasından da bahsedilmiyor. Hatta bir başka örgüt üyesi olduğu iddia edilen vasıtasıyla da talimat vermiyor, yani müvekkil talimat almıyor. Biz tabii alıştık artık hep tersten ispatlamaya çalışıyoruz. Peki diyelim ki açık talimat yok zımni ilerliyor hiyerarşi. Buradan soru işareti kalmamsın diye ifade etmek istiyorum: O zaman eylemlerin detaylarında bunların görülmesi gerekmez mi? Yani tamam bunlar akıllı insanlar açık açık talimat vermiyorlar biz bununla ilgili delil bulamadık ama olay anlatımları öyle bir görünüyor ki sanki talimatla hareket edilmiş. Her şey üst üste gelse, imar dosyalarına bakılınca birçok usulsüzlük görülse, bazı tanıklar " şu işlemi beklet dedi", "bu işleme ruhsat verilmemesi gerekiyordu ama verdirdi" dese ve bu durum da imar işlem dosyalarıyla teyit edilse allah muhafaza belki konuşacak bir şey olurdu elimizde ama yok, hiçbiri yok.
Bu tabloda suçlama konusu bütün eylemleri tek tek irdeledikten sonra 'nun Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün her bir işlemini yasa ve yönetmelik çerçevesinde gerçekleştirdiği belli. Açıklanamayacak rutin dışı bir örnek ortaya konulamammış. Her bir süreç kendi mecrasında olması gerektiği gibi ilerlemiş. Şunu da hatırlatmak istiyorum: Birçok büyük ilçenin yüz ölçümünden daha büyük, neredeyse tamamı meskun bir imar bölgesinden sorumlu bir insan. Böyle bir yerde 150 personeliyle görevlerini tam olarak yapmışlar aksini de ortaya koyan bir iddia yok, usulsüzlük yok, bir iddia yok, bir delil yok. Suç işlemek için kurulduğu iddia edilen bir örgüte üye olduğu iddia ediliyor. Bunun için müvekkilimin suç işlemiş olması gerekmiyor.
Sayın Başkan, bu iddianamenin tasarımı işlenen suçu ispatlamak üzerine değil. Suçun işlendiğini, olmayan bir örgütün var olduğuna yönelik bir iddiaya dayandırmışlar ama bu iddianın da bir dayanağı yok. Onu da izah edeyim. Şimdi 2014-19 arasında örgütün varlığına ilişkin hiçbir emare ortaya konmamış. İddianame diyor ki; örgüt 2014'te Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğinde kuruldu. Kurucular kim ortaya konmamış, örgütsel faaliyetler ne, kim o örgütüe hangi tarihlerde üye olmuş hiçbiri belli değil. Bir delil arayışı da olmamış. Bu konuda müvekkilimiz tutuklandığında ifade veren biri vardı, o da şöyle demiş; müvekkilin örgüt üyeliği suçlamasının temeli o: 'Beylikdüzü ekibindendir' demiş. Bu mu ispat?
Az kaldı. Şimdi örgütün kuruluşunu bu tarihe çeken dedikodu ve etkin pişmanlıktan ibaret, aksi de kabul edilemez. Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün 5 yıl suç işlememiş olduğuna da kimse inanmaz. Peki deliller arasında yer alan etkin pişmanlık ifadeleri de bu soyut örgüt suçlamasından sonra verilen ifadeler. Dolayısıyla bunların da hiçbir şekilde güvenilir olduğunu söyleyemeyiz. Bu itibarla ortada bir örgütün bulunduğundan bahsetmek mümkün değil. Şimdi bu aşamada artık uzatmayacağım, kısa kısa ama usulle ilgili bazı konuları belirtmem lazım. Şimdi imar işten dosyalarından bahsettik. İddianame ve eklerinin tebliğine ilişkin eksikliklerden de bahsetmek istiyorum. İddianameleri Sayın Başkan bir CD ile ekleriyle beraber gönderdiniz. Bu o kadar zor ki.. Yani cezaevi koşullarında bizim günlük hayatımızda sahip olduğumuz şey imkanı yok. Günlük hayatımızda sahip olduğumuz bilgisayar kullanma imkanları yok ve dolayısıyla bunları CD'den ekleri bulmak etmek, bir dizin yok, müvekkil o konudaki sitemini de belirtti. Dolayısıyla tebliğ koşulunun yerine geldiğini düşünmüyoruz açıkçası. Kalem yönetmeliği de bununla ilgili hükümler içeriyor. Onaylı suretlerinin gönderilmesinden bahsediyor, bir dizin hazırlanmasından bahsediyor. Bunlar yok. İddianame ekleri de tam değil; HTS baz tam kayıtları talep edildi gelmedi.
Sayın Başkan, iddianame 2025'e 248683 soruşturma sayılı dosya kapsamında düzenlendi. Ama aslında soruşturma dosyası 2024'e 228233 sayılı dosya. Ve o dosya içinde hangi evraklar kaldı biz bilemiyoruz. Çok somut bir örneğini ekrana yansıtalım: Soruşturma savcılarından birinin Boğaziçi İmar'dan dosya talebi yazısı o dosyanın içinde mesela. Biz onu burada göremedik, çok çok geç göreebildik. Ayrıca Sayın Başkan, şimdi iddianamenin mahkemeniz tarafından usulünce özetlenip anlatıldığını da düşünmüyoruz. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda 2016 yılında yapılan değişiklikle iddianamenin değil, iddianame ve iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır deniyor. Bu koşul yerine gelmedi. Siz sadece davanın geneline ilişkin kısımları anlattınız, bu bir özetleme değil. Ayrıca biz burada bütün sanıklar ve müdafiler olarak bunları duyacakız ki belki bizimle ilgili olmayan yerlerle ilgili o iddianame özetinde birtakım şeyler göreceğiz; deliller, iddialar. Ama tabii delil olmadığı için o da zor bir çalışma olurdu; bunu da ifade etmiş olayim.
Sayın Başkan artık son kısma geldim. Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Benim hasbelkader bir akademik kariyerim de oldu, dolayısıyla ceza muhakemesine hakim olan ilkeleri biz öğrencilere anlattık. Örnek olarak gösterdiğimiz hadiseler, olaylar hiçbiri bu kadar belirgin değildi. Ben müvekkilin yaşadıklarını anlatacak bir metafor bulmakta çok zorlanıyorum. Size nasıl tarif edeyim? Tutuklusunuz, hakkınızda bir iddianame çıkacak bunu bekliyorsunuz. İddianame geldiğinde bir kısmından daha önce haberdar olmadığınız olaylar önünüze geliyor. E bu iddialar nasıl ispatlanmış diye bakıyorsunuz, göremiyorsunuz. Neye benziyor biliyor musunuz? Bir anda bir yerde uyanıyorsunuz, zifiri karanlığın içindesiniz. Uandınız neredesiniz bilmiyorsunuz, bir zifiri karanlık var. Ayağa kalkıyorsunuz bir şey bulmaya çalışıyorsunuz, yol bulmaya, yön bulmaya çalışıyorsunuz ve işin kötüsü kör müsenüz ondan da emin değilsiniz. Böyle, böyle bir tabloyla karşı karşıya kaldı müvekkilimiz.
Şimdi bizim müvekkilimiz Boğaziçi İmar eylemleriyle ilgili, sadece bu eylemlerle ilgili olarak tutuklu olan tek kişi. Müvekkilimizin tutuklandığı suçlar, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesindeki katalog suçlar kapsamında değildir. Yani müvekkilimiz hakkında, atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin varlığı iddia edilse dahi, otomatik olarak tutuklanamaz. Tutuklama kararında ayrıca tutuklama nedenlerinin hangi surette bulunduğunu göstermeniz gerekmektedir. Malum olduğu üzere tutuklama; şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya bu ihtimalleri gösteren somut delillerin bulunmasını gerektirir. Bunları normalde okumam, kanun maddelerini tekrar etmem; ama tutukluğunun devamı kararında herkesle ilgili tek bir paragraf yazıyorsunuz. Müvekkilimiz hakkında kaçma veya delilleri karartma şüphesi yoktur. Kendisi 26 yıldır devlet memurudur. Delilleri yok etme veya gizleme ihtimali de yoktur; tam tersi, "İmar dosyaları getirtilsin de belgeleri ortaya koyayım" diye çırpınmaktadır. Dolayısıyla tutuklamayın bu koşulu da mevcut değildir.
Suç örgütü üyeliği iddiasıyla ilgili olarak; müvekkilim 26 yıllık bir bürokrat olup, kanundan kaynaklanan görevlerin ifası dışında herhangi bir suç örgütü yapılanmasına dahil olmamıştır. Bir suç örgütünün hiyerarşisinde bulunup ondan talimat aldığına, kamu görevlisinin gerektirdiği devlete olan sadakat dışında örgütsel bir sadakat gösterdiğine, bir suç örgütünün eylemlerini ve fikirlerini benimseyerek bu yönde davrandığına yönelik hiçbir delil yoktur; kesinlikle hiçbir delil yoktur. Rüşvet alma suçunun unsuru olan kendisine veya göstereceği kişiye menfaat sağlanması koşulunun hiçbir eylemde gerçekleşmediği ve buna yönelik de hiçbir delil ya da şüphe oluşturacak emarenin bulunmadığı, aksine müvekkilin rüşvet suçunu işlediği iddia edilen eylemlerin tamamında görevini ne surette yerine getirdiğine bakıldığında ne şahsen ne de sorumlusu olduğu kurum; işlem bazında gecikme, hukuksuz uygulama, göz yumma, savsaklama, kanunsuz talimat verme veya alma, usulsüz bekletme, gerçeğe aykırı tutanak tutmak gibi hiçbir halinin olmadığını müvekkil de biz de tek tek izah ettik.
Şimdi bu noktada 2 hususa daha dikkat çekmek istiyorum. Biz hiçbir suçlamayı ve cezayı asla kabul etmiyoruz; ancak gelinen aşamada, sadece tahliye talebimiz yönünden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması ihtimalini de göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu durum, tutukluğunun orantılılığı ve potansiyel ceza miktarı açısından değerlendirmeniz gereken bir konudur. Yargıtay; bu gibi eylemlerin kamu idaresinin güvenilirliğine karşı suçlar arasında sayılması, mağdurun toplumu oluşturan herkes oluşu ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde, farklı zamanlarda işlenen bu gibi hallerde TCK 43. maddesinin uygulanması gerektiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla bunun da dikkate alınmasını talep ediyoruz. Yine müvekkilimizin herhangi bir görev gereklerine aykırı davranışı olduğunu kabul etmemekle birlikte; bazı eylemler, tüm eylemler veya tek bir eylem açısından TCK 257. maddesi yönünden bir değerlendirme yapabilme ihtimaliniz vardır. Bunu da tutukluğunun devamı açısından göz önüne almanizı talep ediyorum.
Efendim, bitirirken; müvekkilimizin kronik sağlık sorunları mevcuttur. Kendisi "Bundan bahsetmek istemiyorum" dedi ama kalp pili takılmış bir insandır. Cezaevi koşulları sağlığı açısından uygun değildir. Ayrıca müvekkilimizin düzineli ilaç kullanan bir evladı ve ciddi sağlık sorunları olan bir babası vardır. Tutuklulukyar süreci, telafi edilemeyecek bir zaman kaybına dönüşmüştür. Hayatı boyunca kamu görevi yürütmüş, kaçma veya delilleri karartma şüphesi olamayacak bir insandan bahsediyoruz. Bu sebeple öncelikle bihakkın tahliyesine, aksi kanaatte olunursa uygun gördüğünüz adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmasına karar verilmesini talep ediyoruz.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
