Başkanım, herkesi burada saygıyla selamlıyorum öncelikle. Hepinize bir teşekkür etmek istiyorum size de mahkeme heyeti olarak. Ben ablamı kaybettim. Size de dilekçe vermiştim yakın tarihli olarak. Birkaç gündür de buraya gelerek, biraz daha hayata tutunmaya çalıştım. Çünkü insan içinde olunca biraz daha şey yapıyorsunuz. Hem size hem Yiğit Akalın’a, buradaki avukat arkadaşlarıma hani benim yerime savunmaları geçip de hani biraz öne gelmiş herhalde sıra. Ben yurt dışındaydım, ablamı Londra’da kaybetmiştim. Destek verdiğiniz için, dayanıştığınız için çok teşekkür ediyorum. Savunma yaparken bazen aklım gidiyor. Eğer öyle olursa birkaç saniye ara gibi olabilir. Bazen kafam gidiyor çünkü. Zor. Yani burada işte yargılama yapıyoruz, şey yapıyoruz ama işte ölüm var. Ölüyoruz. Bir boşluk aslında. Bir taraftan da hayat da devam ediyor. Burada onu görüyorum. Hepinizin gözlerinde görüyorum. Bu açıdan önemliydi benim için. Gerçekten çok çok teşekkür ediyorum hepinize. Tabii sabah Şişli Belediye Başkanımızın yaş günüymüş. Başkanımızın da yaş günü kutlu olsun. Burası böyle insanlığın da yaşandığı, bazen hukukçu olunca… Ben 33 yıllık hukukçuyum. İnsanlığımızdan da utandığımız anların da yaşandığı bir duruşmaya sahne oluyoruz. Hepimiz için zor.
Elif Güven Müdafii Av. Mehmet Ruşen Gültekin Savunması
Başlangıçta şunu söylemek istiyorum. Aradan önce bir konu oldu. Bu Elif’in verdiği ifade ile ilgili bir mesele tartışıldı. Orada bir iki şey benim açımdan da önemli, onu da belirtmek istedim. Birincisi şu: O tartışma olurken ben bir not aldım başkanım. Biz yargılama faaliyetinde -mukayeseli hukukta çok çalıştım ben- bazı hukuk sistemlerinde, şüpheden egemen güç yararlanır. Şüpheden hâkim, savcı ve avukat yararlanır. Bir anda aklıma geldi. Bazı hukuk sistemlerinde böyledir. Ama 148 buna engel olan bir maddedir. 148’den kan damlar. Bize öğretilirken CMK, 148. madde, bazı ceza kanunu maddeleri ceza usul maddeleri kan damlar. O madde oraya devletler tarafından kabul edilip konulana kadar çok insan öldü. Hepsinin idari cezası var bu. Çok insan öldü. Dolayısıyla biz 148’i, size de ayrıca teşekkür ediyorum dün müydü, önceki gün ben itiraz ettiğimde siz de bu noktada duruşma yönetiminizi beğendiğimi de açıkça söyleyebilirim. İtiraz ettiğimde hemen kabul ettiniz ve o Elif’in o ifadesiyle ilgili soru sorulmasına izin vermediniz. Bu bir bu bir lüks değil. Bir haktan da öte çok önemli bir şey.
Çünkü şunu belirtmem lazım, bugün tabii sizin hem espri yeteneğinizle hem duruşmaya yapma sanatınızla hepimiz biraz rahatlamış durumdayız ama Başkanım, şimdi geçti fakat soruşturma aşamaları korku filmi gibiydi. Buradan avukat arkadaşlarımız da söyledi. Öyle bir korku filmiydi ki gerçekten ben de bu kadar yıllık hukukçuyum, ben bile irkildim. Yani çünkü devletin soruşturma makamı buldozer gibi ezdi geçti. Kimse hakkını anlatamadı, kimse bir şey diyemedi. Bir taraftan ben de televizyonlardaydım, bir taraftan her gün hırsız, onlar hırsız, onlar dolandırıcı… Kaç kavga da ben verdim. Ama ne masumiyet karinesi kaldı ne lekelenmeme hakkı kaldı soruşturma. Dolayısıyla şuraya gelmek istiyorum. Elif Hanım o ifadede ben şeyle yaşıyorum, işin kürsüde 10 yıl kürsü yargıçlığı, 10 yıl savcılık yaptım. Sonra 13 yıldır avukatlık yapıyorum. O tarafı da bildiğim için o taraftan ben de sizin gibi sorardım. Biraz da anlamazdım. Çünkü bu tarafa geçince anlıyorsunuz. Savcıya bir şey demek çok kolay değil. Biz gerçekten büyük saygı duyuyoruz yargı makamlarına, savcılarımıza, yargıçlarımıza. Bu devlet seviyor yani açıkçası. Saygı duyuyor, çok da itibar ediyor, kabul etmek lazım gerçekten. Hiç beklemiyor yani anlatabiliyor muyum?
Dolayısıyla, orada olup da bir savcıya dediklerini yorumladığı iddiasının bile akla gelmeyeceği bir Türkiye arzu ediyoruz. Çünkü soruşturma aşamasında gerçekten bunu üzülerek söylüyorum ben de bu vatanın çocuğuyum, Kırşehirliyim. Ben de bu ülkede yetiştim ve istiyorum ki bunlarda hakka, hukuka, adalete güvenebileceğimiz bir sistem kuralım. Ama maalesef soruşturma aşamasında savcılarımız bize düşman hukukunu uyguladılar, kabul etmek lazım. Onun başka bir adı yok yani ve bu büyük bir travma yarattı. Burada savcımız tok sesiyle biz kendisine güveniyoruz, biz ona bir şey demiyoruz zaten. Yani buradaki cumhuriyet savcımıza tenzih ediyoruz. Biz bunu tekrar ediyorum, biz savcılarımızla yargıçlarımızı da çok seviyoruz. Hiçbiriyle sorunumuz yok. Biz 28. dönem hâkim, savcı döneminde Başkanım, en çok bize anlatılan konu buydu. Çok da kızardık. Ceza genel, ceza genel kurul başkanı vardı. Osman Şirin. O gelirdi, kafamıza vura vura bunları anlatırdı. Biz o zaman çok önemsemezdik ama çok önemli olduğunu şimdi biz de daha iyi görüyoruz. Yani en çok yargıç, savcılar bu dersleri verirlerdi. Lekelenmeme hakkı, kimsenin ifadesine dokunmama hakkı gibi.
Veya şeyde, nedir o, savcılıkta ona dokunmak, inanın ben avukatım, bazen müvekkilin lehine dokunduğumuz zaman ben fırça yiyorum. Yani savcılarımız da bu konuda çok şey ama diyorum ki hani bunu anlatmıyor o yani, o çocuk. Niye ben bu kadar hassasım? Çünkü Yargıtay’da onu okuyorlar. Beni görmüyor, şimdi siz görüyorsunuz yüz yüze. Ama evet, ben Yargıtay savcılığı yaptım. Yargıtay’da o beyan gittiyse gitti. Cezayı verir geçer, sizi görmez zaten. Çünkü o beyan esastır. Çünkü Yargıtay’daki adam görmüyor, o beyanı görüyor. O beyan yamuksa adamı yamultuyor yani. Çok adam öyle ceza almıştır, vermiştir yani şey olduğu için. Dolayısıyla o beyanlar çok önemli. Hatta bazen duruşmada başkanla biz birbirimize gireriz. Allah'tan şimdi SEGBİS çıktı. Çünkü ben biliyorum orada oturduğum için. Bazen başkan kafasındaki hükme göre ifade alır, bilmeden yapar bunu. Bakın size söyleyeyim. Kafasında hükmü kurmuştur, 1000 tane işin var. Bir tane değil ki. Ona göre ifade. Başka da öyle olmaz. Yani biz de müdahale. Hani onu demiyor, yani o onu anlatmak istemiyor. Ama çok zordur bu, açıkçası. Dolayısıyla bir bir kısmı var, bunu anlatmak istedim 148'de. Bir de, o işte korku filminde ben Elif'e gitmeye başladım. İşte bizi tuttu, işte avukat olarak gitmeye başladım. O orada ağlayarak bana söyledi. Ama bu, o dipsiz kuyuydu soruşturma aşaması. Yani bir şikayet dilekçesi verelim falan diyecek yer değildi, yangın yeriydi. Elif'e de söyledim. "Çok ağladım bana ceza verdi." Çok delikanlı kız, siz de gördünüz zaten. Çok ağladı, dedim "Elif, bekle." Ben dedim, başkan bey de söz verdi. Duruşma şeyinde hepimiz de izledik, 2 Nisan'da bununla ilgili ana konuyu da anlatma fırsatı bulduk, teşekkür ediyorum bu kısmı açıklayabildiğim için.
Şimdi, tabii yani 15 ay sonra biz de aslında bir yargıç görüyoruz diyebiliriz. Yani Elif'in savunma hakkı 15 ay sonra yapılıyor ki gerçekten çok geç bir süre bu, çok beklendi. Cezaevinde çok anılarımız oluştu. Yani Elif'le inanılmaz hep hepimiz öyleyizdir diye düşünüyorum. Yani bir sürü kavgalar çıktı, onlar da oldu. Çünkü soruşturma aşamasında o itirafçı oldu, o olmadı. O sattı, o satmadı, hepiniz yaşadınız. Burada şey, hepiniz yaşadınız. Dolayısıyla zor günlerden geçildi. Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer iddia makamı, 2 Nisan 2026 tarihinde müvekkilim hakkında devam ettirilen tutukluluk kararlarına itirazlarımızı sayarken, tüm sanıkların yargılandığı Kasım 2025 tarihli iddianame hakkında eleştirilerimi kısmen belirtmiştim. Şimdi esasen en öncelikli olarak örgüt üyesi sıfatıyla yargılanmamız sebebiyle savunmama tüm iddianame üzerine söyleyeceklerimle başlamak istiyorum. Aslında bu bir zorunluluk da çünkü müvekkilime ilişkin suçlarla ilgili ithamlardan önce Cumhuriyet savcılığı bizi 'nun kurduğu iddia edilen suç örgütüne üye olmakla itham ediyor.
Başka bir deyişle; İstanbul Başsavcılığı’nın İBB yolsuzluk davalarına ilişkin bu iddianame daha bir üst çatı olarak, 'nun çıkar amaçlı suç örgütü kurup yönettiğini, bu yapının kuruluşunda kuruluşunu 'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemden başladığını, 'nun örgüt lideri olarak mali nitelikli suçlarla zenginleştiğini ve Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirdiğini savunmaktadır. Savcılık iddiasına göre elde ettiği bu menfaatleri ilk önce 2019 yılında İBB Başkanı seçilebilmek amacıyla bu paraları kullanmış. Yani 2019 seçimlerini de hepimiz yaşıyoruz, o seçimler iptal edilmedi. Yüksek Seçim Kurulu aynı sandıktaki 4 oydan birini iptal ederek çok haksız bir karardı, yeniletmedi ve halkın affetmemesiyle o seçimler ikinci kez kazanılmadı da Beylikdüzü'nden kazandığı paraları halka dağıtarak muhtemelen... Ya o kadar akla aykırı bir şey söylüyoruz ki, o paraları halka dağıtmış ve 2019 seçimlerinde İBB Belediye Başkanlığını böyle kazanmış. Bunu niye söylüyorum, bunları niye anlatıyorum? Çünkü iddianamede örgüt suçlamasının temeli bu şekilde gerçeklere aykırı bir düşünceyle kurulunca iddia faaliyeti, bir düşünce faaliyetidir aslında, bir çelişkili yargılama nedeni bulamazsınız. Örgüt suçunun hiçbir unsuru oluşmuyor. Tüm avukatlarımızla, ben de izliyorum, tüm bu sebeple örgüt suçuyla ilgili çok iyi savunma yapamıyorlar çünkü iddia iyi değil.
İddianame, İBB seçimlerinden sonra örgütün faaliyet alanını genişlettiğini, suçtan kaynaklanan kazancın arttığını öne sürüyor. Ama asıl bizi ilgilendiren kısmı şu: , İBB şemasında yer alan birimlerden sorumlu örgüt yöneticilerini belirledikten sonra, her bir örgüt yöneticisine bağlı hareket eden örgüt üye sayısını arttırarak, burada İBB'ye Medya A.Ş.'ye Şubat 2021'de gelen 'in de aslında işe değil, örgüte girdiğini iddia ediyor. Tabii burada şunu söylemem lazım avunmanın başında. Biz hukukçular biliyoruz; ceza hukuku dediğimiz şey, soyut kuralların somut olaylara uygulanmasıdır. Yani bizim asıl eğitimimizin temeli bu. Bunu kimse yapamaz. Bu sanattır, biz yaparız. Siz şimdi oradan ek savunma maddelerini söylerken kafanızda canlandırdığınız suç profiline göre bir anı dondurup ona soyut kanun kurallarını buluyorsunuz, kolay bir şey değil bu. Dolayısıyla hukukçu olmak da kolay değil aslında. Dolayısıyla bu iddialarda bulunurken de bu şekilde farazi üzerine kurmamak lazım, işin ciddiyeti kaçıyor. Ve bu anlamda bizim yaptığımız iş de ne? İnsan. İnsan sanatçısıyız biz, ilmek ilmek insan işliyoruz. Bu açıdan da demin kan damlar demiştim, ancak iddia akla dayalı olmayınca, varsayımsal olunca, başka bir deyişle somut olay açıklanamayınca soyut kurala da uyduramıyoruz. İddianame diyor ki "Ben ima ettim, siz bunu cezalandırın." Öyle olmaz ki. Türk hukukunda ima cezalandırılmaz. Biz somut, inandırıcı, kesin, her türlü şüpheden uzak delil bulacağız. Bunun için buradayız. Suç işleyen varsa cezasını çekecek. Türkiye Cumhuriyeti kanunları açık. Ama yoksa, onunla ilgili işlem yapılacak. Bunun da açık.
148. madde gibi bir maddeyi bu devlet eğer kanunlara koyduysa, demek ki bunun bedelini öder. Yoksa onu oraya koymaz. Onun olmadığı çok ülke var. Ben gittim o ülkelere, var ya. Bu şeyde altı örgüt yöneticisi var. Bir de özel vasıfa sahip... Tabii hani dedim ya varsayımsal diye, böyle bir kavram yok hukukta ama var, yinelenmiş. Ve biz de bu örgüte girmişiz, olarak. İBB'de bu örgüt de ahtapotun kolları gibi... Hani ne menem bir şeyse bu da iddianamede yer alması sadece ciddiyetsizlik yaratıyor. Diğer bir anlatımla, her gün duruşmalarda 'nun ne kadar liyakatli insanlarla çalıştığını burada yaşayarak görürken, Medya A.Ş. özelinde İBB iştiraki Medya A.Ş. Genel Müdürü, Sayın iki tane genel müdürü dinledik. Az önce anlattığım gibi, sektörlerinin ve Türkiye'nin en önde gelen başarılı kadınları olduğu için, ki buna de dahildir, 'nun çıkar amaçlı suç örgütüne üye diye tarifleniyor. Onun 25 yıllık parlak kariyeri, beş kuruş menfaat de sağlamadı. Sırf Cumhurbaşkanı olsun diye bir sisteme dahil olup yolsuzluk yaptığı, rüşvet aldığı, ihalelere fesat karıştırıldığı, dolandırıcılık yapmadığı yetmedi, için suçtan kaynaklanan da mal varlığı akladığı iddia ediliyor. Dolayısıyla, gerçi savcılığın konusunda pek çok konuda olduğu gibi, bu konuda da kafası karışmış. Çünkü bize anlattıkları... Çünkü bu anlattıklarım onlar da görmüş olmalı ki iddianamenin ekindeki kişi kartlarında örgüt şemasına konuluyor ama iddianame içine girdiğimizde, ikrar doğrultusunda beyanda bulunup örgüt mensubu olmayan diğer şüphelilerden bahsederken de o başlık altında 'in adı yazıyor. E, o zaman karışık oluyor. örgüt üyesi mi, değil mi? Bu sebeple 'in örgüt üyesi olmadığı bizce kesin de savcılık da kesin mi? Bunu bir gün yeri geldiğinde, o mütalaa verilirse buna ilişkin biz de savunmamızı yaparız.
Başsavcılığımız bununla da yetinmiyor. İddianame ortaya çıktıktan sonra her ne kadar bir basın açıklamasıyla reddedilmiş olsa da bal gibi bu suçlamalar kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu, bildirimde bulundu. Ve bunu yazıyor. Bu ilk savunma, açıklamalarımda da söyledim, Türkiye tarihinde bir ilktir. Bilindiği üzere bir iddianame suç ve suçlularla ilgilidir. CHP'nin kapatılması için bir başvuru, iddianameyi iddianame olmaktan çıkarır. Bunu niye söylüyorum? Çünkü benim müvekkilim böyle bir iddianameyle yargılanıyor ve bu bir korku filmi oluyor. Çünkü biz isnatları bilemiyoruz ve isnatları bilemeyince Engizisyon'a dönüyoruz. Engizisyon dediğimiz ne? Bir iddia makamı yok, bir isnat var, infaz var. Ve biz de iddiayı anlayamadığımız için suçsuz olduğumuzu, yani delillere karşı... Yani bizi devlet suçlu ilan edecek ki biz o suça karşı savunma yapacağız delillerle. Ama bu yapılamadığı için hepimiz, dikkatinizi çekerim, hepimiz suçsuzluğumuzu ispat etmeye çalışıyoruz. Bu bizim işimiz değil, bu devletin işi. Biz suçsuzluğumuzu ispat etmeyeceğiz. Bizim suçlu olduğumuzu devlet ispat edecek ve bunu iddianameye yazacak öncelikle.
Bu zaten, bu birazdan geleceğim, ben savcılıkla da çok kavga ettim zamanında. Doğru iddianame yazılmaması sadece bugünün meselesi değil, her günün meselesi. Kan ağlıyor bu ülke, bu iddianameler doğru yazılmadığı için. Söyledim, %40'ın altına düştü ise iddianamelerde isabet oranı. Ve insanların lekelenmeme hakları çatır çatır çiğneniyor. Ama kimse... Ben çok bağırdım bu konuda. Ya ben başsavcıyla kavga ettim, savcılar odama girdi, beni çok iyi bilirler yani. İddianameyi iade et dediğim gün 7. kattan aşağı iniyordu savcı. Yani, "Sen ne yapıyorsun, niye iade ediyorsun?" Kabadayı olanı vardı, tehdit edeni oldu. Bak bunlar yaşanıyor Başkan. Siz de yaşamışsınızdır, hepimiz bir yargı sarmalındayız yani. Bu iddianame iadesi müessesi oturdu mu sizce? Yok, artık iade çalışmıyor. Niye çalışmıyor? Bunlar çalışmıyor. E, o çalışmazsa bu ülkede düzelme olur mu? Olmaz. Neyse... E, o yüzden size de "Neden iddianame iade etmediniz?" diye bir serzenişte o konuşmamda da bulunmuştum, diğer eksiklikleri de sayarak. Neden bunları konuşuyorum? Şimdi bu iddianamede örgüt üyesi sıfatıyla müvekkilim yargılanıyor. canını dişine takarak hayatı boyunca sağladığı kariyerini, iş hayatını hepimiz dinledik.
İddianameyle , CHP'nin İBB Belediye Başkanı'nın kurduğu çıkar amaçlı suç örgütüne üye, üye diye tarifleniyor. Onun 25 yıllık parlak kariyeri, beş kuruş menfaat de sağlamadı, sırf Cumhurbaşkanı olsun diye bir sisteme dahil olup yolsuzluk yaptığı, rüşvet aldığı, ihalelere fesat karıştırıldığı, dolandırıcılık yapmadığı yetmedi, için suçtan kaynaklanan da mal varlığı akladığı iddia ediliyor. Dolayısıyla, gerçi savcılığın konusunda pek çok konuda olduğu gibi, bu konuda da kafası karışmış. Çünkü bize anlattıkları... Çünkü bu anlattıklarım onlar da görmüş olmalı ki iddianamenin ekindeki kişi kartlarında örgüt şemasına konuluyor ama iddianame içine girdiğimizde, ikrar doğrultusunda beyanda bulunup örgüt mensubu olmayan diğer şüphelilerden bahsederken de o başlık altında 'in adı yazıyor. E, o zaman karışık oluyor. örgüt üyesi mi, değil mi? Bu sebeple 'in örgüt üyesi olmadığı bizce kesin de savcılık da kesin mi? Bunu bir gün yeri geldiğinde, o mütalaa verilirse buna ilişkin biz de savunmamızı yaparız.
Akla yatkın bir iddianame olmasa da vaka bir iddianame var. İddianameye benzeyen diyelim. Çünkü CMK'ya uygun olmadığını defalarca söyledim ve söyleyeceğim. Örgüt üyesi olmayan, 'in üye ise zaten hiçbir eyleminin de uymadığını burada kayıtlara geçirmiş olalım. Suç unsurlarıyla oluşmadığı gibi ona verilecek bir ceza maddesi de bulunamayacaktır. Birazdan ayrıntısına gireceğim. Elif'e yöneltilen birçok suçta Elif'in yetkisi yok. Bazılarında ihale de yok. Bazılarında Medya A.Ş. bile yok. Dün, önceki gün anlatıldı. Artık hepimiz medya içindeyiz. E nasıl bağlayacağız bunu 'e? Ha, örgüt üyesi olsun. CHP'li biri değil ama tüm amacı sisteme dahil olması. Siyasi değil ama amacı 'nu Cumhurbaşkanı yapmak olsun. Böylece biz iddianame yazmış olalım. Böyle, böyle söylüyorum ama sonuçları çok ağır olduğunu, bu iddianameden kan damladığını hepimiz görüyoruz. Bu kız, 1.5 yıldır cezaevinde. 15 aydır cezaevinde. Annesinin göz pınarları kurudu, ben biliyorum. 67 yaşında kendisi ve gerçekten biz anlatamıyoruz. Hepimiz, buradaki meslektaşlarımız, gerçekten anlatamıyoruz. Çünkü bizden bir şey bekleniyor ama biz de biliyoruz ki bu iş böyle yürümüyor. Söz veremiyoruz. Bizim işimiz avukatlık. Böyle bir meslek değil maalesef. Özetle örgüt nedir, ne değildir, pek çok meslektaşım burada anlattı. Tekrar hukuk fakültesi bilgilerini anlatmayacağım ama HTS kayıtlarıyla örgüt üyesi olmayacağı da bu aşamada söylenmiş olalım.
Müvekkilim böyle bir sözde örgüte katılmamıştır. Böyle bir sözde örgütten haberi dahi yoktur. En çok olsa olsa şu denilebilir: İddianamenin kendi içeriğiyle anlaşıldığı üzere siyasi saiklerle yazılan bu iddianame, ya bu iddianamede yanlış zamanda yanlış kurumda çalıştığı için başına bunlar geldi. Tekrar ediyorum, yanlış zamanda yanlış kurumda çalışmıştır. Bu yüzden başına bunlar gelmiştir. Çünkü bir profesyonel, 20 yılın üzerindedir bu alanda, kendisine ne kadar geliştirdiği gördük ve onun siyasete alacak bir günü bile yoktu. Bu kadar siyaset dışında kalan bir kişi ne bilsin kurumun başındaki başkanın Cumhurbaşkanı adayı olacağını? Ne bilsin onun ülke liderini seçimde 4 kez yenilgiye uğratacağını? Ne bilsin en güçlü Cumhurbaşkanı adayı olacağını, ülkenin karışacağını? Ama kariyeri için belki de kaderi böyleydi. Kamu kurumunda çalışıp az evvel söylediğim gibi halka faydalı olmak istemiyle girdiği bir iş yerinde, neredeyse terör örgütü ilan edilerek cezaevine konuldu. 15 aydır da bu suçlardan yatıyor, vicdanlar sızlıyor. Bu saikle girdiği işte bu başına şimdi anlattıklarım da geldi.
Tekrar ediyorum, bizi bu şekilde savunma yapmaya iddianame itiyor. Öyle ya ben 8 aylık suç, eylemden onlarca yıl hapis istemiyle yargılanıyorum ama hiçbir siyasi bağı olmayan benim hakkımdaki iddianamede CHP kapatma davası açılsın isteniyor. Bizi aslında endişelendiren de bu Başkanım. Bu bizi normal bir koşulda yargılanmadığımız, bizi normal hukuk düzeni kurallarının işletilmeyeceği anlamına geliyor ki duruşmalar boyunca da bunu izliyoruz. İtirafçıların yaşadıkları baskıları, onlara yapılan teklifleri, cezaevinde başlayan İBB borsası ve simsar avukat iddialarını, cezaevindeki sanıklara avukat olmadan SEGBİS'le bağlanan, sohbet eden, biz avukatlardan gizli gizli bilgileri yandaş basında paylaşılmasına ses etmeyen savcılarımızın durumunu ancak böyle izah edebiliyorum. Bu normal bir yargılama olamaz. En azından bizim bildiğimiz Türkiye Cumhuriyeti kanunları burada işlemediğini maalesef söyleyebiliriz. En azından sizi görene kadar. Yani sizi burada tenzih ediyorum.
Bu peki neden, bizi korkuttu? Şu açıdan korkuttu: Bu iddianamenin, tabii ki mimarı, her şeyden önce bizim bir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanımızdı, önceki bakan yardımcımızdı. 2 Ekim 2024'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı oldu, bu soruşturmayı başlattı. Bu gizli soruşturma idi, ama aslında bu gizli olmadığını da - Beyefendi burada- biz ondan öğrendik. Aslında ekimden itibaren Başkanım, bir siz bir ben bilmiyormuşuz. Herkes biliyormuş bu soruşturmayı açıkçası ve sağır sultan duymuş efendim. Dolayısıyla diploma konusunu bir kenara koyarsak, 19 Mart 2025'te büyük bir gözaltı süreci başlıyor, polis operasyonu, yüzlerce gözaltı. Müvekkilim yurt dışında. Bir yandan "Medya kaçtı" diye haber yapıyor. Bir dakika, medya niye kaçtı diye haber yapıyor?
Şimdi bunların hepsi aslında hak ihlali. Elif soruşturmayı basından duyuyor, kendi anlattı. Ne oluyor? Kaçma şüphesi diyerek tutuklanıyor. Ama haberler nasıl Başkanım? "Kaçak yakalandı" diye inliyor ülke. Bakın, Allah kimsenin başına vermesin, çok zor. Yani bu anları biz, başka işlerden de biliyoruz. Çok zor bir insan için. İşlemediğini düşündüğü bir suçla ilgili bu şekilde, bırakın yargılanırsınız, hepimiz bu devletin vatandaşlarıyız, devlet bizi yargılayabilir. Ama böyle haksız ithamlarla televizyonlarda aşağılanması insanların, hepiniz aşağılandınız. Bu kabul edilir bir şey değil. Hepinize hırsız denmesi ve yolsuz denmesi kabul edilir, evet masumiyet karineniz var. Şu an hepiniz, hepiniz suçsuzsunuz. Bu olabilir ama basında bunun bu şekilde yer alması korkunç bir şey. bununla nasıl mücadele edecek? Savcılık da hakkını korumuyor. Ne yapacak Elif? Kaç defa gözümün önünde ağladı. Bunları yaşamak çok zor. Çok.
Müvekkilim iddianamenin çıktığı 1 Kasım 2025'e kadar linç ediliyor. Gerçek bir linç ile karşı karşıya kalıyor. Özellikle Medya A.Ş o kadar, hakkında o kadar, şimdi yalan olduğunu bildiğimiz haberler yapıyorlar ki devam eden soruşturmada ne masumiyet karinemiz ne de kirlenmeme hakkımız, hiçbir şey kalmıyor. 8 ay boyunca adeta engizisyon yargılanmaları gibi savcılığın gizli belgeleri olması gereken evrakların TV kanallarında yayınlandığını görüyoruz. Dosya içindeki iddialar ve deliller, sanıklar ve avukatları ile paylaşılmadan, iddiaların tek taraflı haberleştirilmesi ve alenileştirilmesi adil yargılama hakkının doğrudan ihlalidir. Tüm duruşmalarda en son Elif Atayman'ın avukatından da dinledik. Avukat ziyaretinin onlara da yapılması, avukat beyin ifadesiyle “simsar avukat” olarak anlattı ama Başkanım, ben bu kadar çok olunca artık buna bir “İBB borsas”ı diyorum. Bunun da açıklığa kavuşturulması gerektiğine inanıyorum.
Devam eden soruşturmada bunlar yaşanıyor ve bunlar yayınlanıyor. Şimdi ve bunlara savcılığımız hiçbir ses çıkarmıyor. Ama ben şimdi az evvel birlikte fotoğraf çektirdik, duruşma yok ama. Az evvel dedi ki "Bunu yayınlayayım mı?" "Valla" dedim "buradan alınmak istiyorsan yayınla." "Ha hemen" dedi "geri sesini alırım." Yani duruşma yoktu yani. Sadece anı geçsin, şüpheli fotoğraf çektirdim. Yayınlama. Alırlar seni. Ama aldılar çünkü geçmişte gördük yani. Arama yaptılar evinde. Tabii bunun cezasını hepimiz biliyoruz Başkanım. Bir aydan başlıyor cezası ama öyle uygulanıyor şu an. Bu dosyada gizlilik kararı varsa iddianame için haberleştirilmesi, soruşturmanın gizliliği gibi ağır bir suç oluşturmasına rağmen savcılık zamanında hiç hareket geçmedi. Ve şurada, duruşmada bir kayıt yapsak, yani kendimiz için ve yayınlasak, savcılık bizi hemen alıyor. Şimdi bu kadar çifte standardın yaşandığı noktada hepimizin vicdanları sızladı bu açıdan. Ve o 8 ay boyunca da aslında ne oldu? Hiçbir soruşturma açılmadı. Bu şekilde herkesin itibarını, katleden insanlara hiçbir şey denmedi. Bilmiyorum yani Allah büyük, yanlarına kalacak mı? Biz hukukçuyuz, biz adalet isteriz sadece. Kimseyle bir kinimiz yok ama kimsenin yanına kalmaz. Açıkçası. Yani sonuçta bunu da ben bir hukukçu olarak söylemek isterim.
8 ay boyunca… Ha bir de şununla ilgili söylemek isterim: Hani "Sana ne?" de diyebiliriz bazen öyle oluyor. Başkanım, ben siz yaşlardayken kaç tane iftiracının iftirasına uğradım, peki? Bak, Gülen cemaatinin bir şeyi vardı. Kaç soruşturma geçirdim bu tür hesaba gelmez iddialarla. 10 yılım gitti. Belki o yüzden biraz daha hassasım bu konularda. Böyle iftira olunca ya da bırak iftira olmayabilir ama yani soruşturma gizliyken yayınlanması filan benim nevrimi belki biraz daha gidiyor çünkü benim 30-40 yaş arası böyle geçti. Ha, o yüzden belki hassasiyetim var. 8 ay boyunca linç ediliyor ve buradaki herkes hemen hemen hepsi işte medya baronuyla, işte medya imparatoru iş birliğiyle her şeyle suçlanıyor. Şimdi anlıyoruz ki asıl o itirafçılığa zorlanıyor. Hem kendisi zorlanıyor hem dosyada diğer insanlar Elif hakkında ifadede bulunup ona suç yüklemeye çalışıyorlar. Bugün anlıyoruz bunu. Dersiniz ki “'nun sağ kolu .” Yani bakınca sanki Medya AŞ'de hani 'dan sonra, böyle herkesin gizli saklı işleri var deniliyor. Gördük gizli saklı işleri, delilleri de gördük. Buymuş. Buymuş yani. O kadar 8 ay boyunca üzerinde tepindikleri şey buymuş. Demek ki öyle değilmiş. Oysa sorun sonuçta demin de söyledi, hani yani orada görev yaparken de bir iki etkinlikte görmüş 'nu. Başka da bir bağlantısı yok. Anlıyoruz ki amaç algıyı gerçeğin üzerine koymak. Oysa biliriz ki algı ile dava olmaz. Ancak bu algının siz mahkeme heyeti veya huzurdaki 'nı etkilemediğini de kim söyleyebilir?
Başkanım, belki de bu duruşmaların başında en başta bu gerginlikler de bu sebeple oldu. Çünkü ben de o odada otururken hep pek de bu tarafa göremedim, bilemedim. İster istemez basında 8 ay boyunca yapılan bu şeylerden herkesi buradaki şeytanlaştırmış da olabilirsiniz. Birçok insan yaptı mı? Birçok insan, bu etki altında kaldı. Zaten bunun için yaptı bu haberleri. Ve ben duruşma ilk başladığında onu anladım yani, hani bu sizin elinizde olamaz zaten yani. Çünkü o kadar çok habere maruz kaldık ki gerçekten işte şöyleymiş, gerçekten şöyle olmuş gibi ve hep o noktada kaldık biz. Dolayısıyla ben, o gün olanları da aslında duruşma ilk başladığımızda böyle bir ön yargı, tabi bu tarafın da size karşı. Yani hani tek taraflı değil bu yani. Bu tarafta savcılığın diğer soruşturma aşamasındaki meselelerden dolayı ister istemez bir, bir sinir oluştu yani. Neden biz? Neden bize bunu yapıyorsunuz? Çünkü bu, bunu anlamak da çok güç yani. Yani demin, dün bir şey söyledi, ha Pınar Hanım’dı galiba, çok hoşuma gitti o laf: "Bir savcı benden neden nefret eder ki?" Çok önemli bir alan. Bir savcı bir vatandaştan neden nefret etsin? Neden etsin? Niçin olsun? Oysa bugün bu duruşma seyirlerinde anladığımız gibi hemen hemen hepsi yalanmış. Hepsi algı içinmiş. Hatta burada Sayın Adalet Bakanımız bir mülakatında “Tanık beyanıyla tutuklu kimse yok” demişti. Ben bugün iddia ediyorum 50 duruşma geçti. Tanık beyanı dışında somut, inandırıcı, kesin, her türlü şüpheden uzak delille tutuklu tek kişi yok. Tekrar ediyorum somut inandırıcı, kesin, her türlü şüphe çünkü mahkumiyetinize ancak bu izin verebilir. Ancak bu şekilde mahkumiyet hükmü kurabilirsiniz. Başka türlü yok. Ama 3. hafta ben gördüm demedim, savcılar öyle yazmışlar dedi. Bir diğeri ben böyle ifade vermedim dedi.
Diğerlerine geçiyorum. Yani 'nin anlattıklarından sonra, yani bu gök kubbe yıkılmalıydı. Hala da serzenişini anlatmaya çalışıyor adamcağız. Ama yapacak bir şey yok. Yani gerçekten de bir yerde öyle geçti artık bu aşamalar. Buldozer gibi herkesin üstünden geçen bir sistem olmuş yani. Sistem o yani. Dolayısıyla ve en son duyduk ki savcılar 'e de tahliye vaat etmişler. “İstediğim gibi konuşmuyor musun? Yat içeride” demişler. Ve böylece bu beyanı başlı başına bu beyanın başlı başına CMK ilkelerinden, burada burada anlatmak istiyorum neden bu kadar kızıyorum diye, “dürüst işlem ilkesi” deriz biz ceza hukukunda. Buna aykırı. CMK işlemleri hem yasal olacaktır hem ahlaki olacaktır. Dürüst işlem soruşturma makamlarının sanığa ve diğer ilgililere karşı insaflı, anlayışlı, savunmayı kolaylaştırıcı biçimde davranmalarını emreder. Biz böyle öğrendik. Yasal delil ayrı, dürüst olarak toplanmış delil ayrı şeydir. Yani CMK'daki dürüst işlem CMK işlemlerinin ve kullanılan yöntemlerin insan onuruna ve adaletin saygınlığına zedelememesi gerekir. Elif'in savcıya saygı duyması dürüst işlem değildir. Ancak savcının bu sözleri söylemesi bu ülkeye bu ülkeye taban tabana aykırıdır.
Altyapısını da koyalım. Kaç kişi beyanını değiştirdi, artık biz sayamıyoruz Sayın Başkan. İlk savunmamda da söylemiştim; bu iddianamenin %95'i de bu beyanlara dayanıyordu. Bu sebeple iddianamenin çöktüğünü, ben açıkçası yargılamanın her safhasında olan biri olarak söyleyebilirim. Başka bir deyişle; zehirli bir ağaç var karşımızda. Zehirli ağacın meyveleri de yenmez. Bu iddianamedeki tüm sözde deliller artık sakatlanmıştır artık zehirlenmiştir. Ve ne yazık ki buna üzülerek söylüyorum ne yazık ki buradaki hiçbir beyan demin de bir tartışma konusu oldu, artık siz hükme esas alabileceğiniz beyan olmaktan çıktı. Bunu biz yaratmadık. Biz avukatların bunda bir suçu yok ama bu, bu hale geldi. Bir suçun delilleri %95 beyanlardan oluşur ve o beyanlar hakkında şaibe oluşmuşsa, o şaibenin ortadan kalkması gerekir. Örneğin , ifadesi alınırken açıkça “ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum” demesine rağmen, savcımızın etkin pişmanlık beyanı alıyor iradesini açık bir şekilde bunu yazıyorsa… Elif hayatında ilk kez savcı karşısına çıkıyordu. Savcılığın eski savcılık olmadığından, kuruma duyduğu saygıdan ve belki de ne derece itiraz edeceğini, ne şekilde itiraz edeceğini de bilmediğinden tek yapabildiği, bu sırada yanında olan ve olaya müdahalesine yetersiz bulduğu avukatını azledebilmek oldu.
Ancak tabii sonuç iddianame çıktığında korkunç oldu. Bakın bu durumları, bunun için anlattım. Bu beyan tüm Medya AŞ'ye kes kes böl yapıştır ile Başkanım ifade bölünür mü? Biz biliyoruz ki ifade bölünmez. İfade bölüp parça bölük yayılır mı? Olmaz. Ama oldu. Elif'in ifadesi bölündü, parçalandı. O işe yarar kısımlar ikrar beyanları diye konu oldu iddianamenin içinde her yere. Demin tartıştık, Pınar Hanım anlattı: Medya AŞ yazan yerde, Kültür AŞ yazan yerde hepsine itiraf yerleştirildi. Korkunç bir şeydi herhalde. Hem CMK'ya aykırı bu beyan hem iddianamenin her yerinde var. Gerçekten bu afeti anlatacak sözcük bulamıyorum.
Ben 2. insanda durumu anlatana kadar soruşturma ve kovuşturmada her türlü yasal hakkı çiğnenen Elif bu arada şunu da söyleyeyim Elif dediğim gibi o kısım yarım kaldı, bana hani dilekçe ver falan dedi. Başkanım burada başka arkadaşlarımız da söyledi, ben oradaydım biliyorum hangi dilekçe, kimin dilekçesi. Yanıyor ortalık ve siz bir anda elinizde böyle bir ateş topunu aldınız. Hangimize bakabilir, kimsenin dilekçesi okunmadı da. Burada da bir tane insan var. Gene hani bizim döneme göre siz gene şanslısınız dijital mijital var ama gene de çok. Her gün 400 tane avukatın size dilekçe verdiğini düşünün, siz de bir tane adamsınız. Hangimizin dilekçesine bakacaksınız da işlem yapacaksınız?
E söylüyorum mesela demin arkadaşım cep telefonu elinizde diyor. Kaç tane cep telefonu var elinizde? 403 tane değil mi Başkanım? 403 tane cep telefonu var elinizde. Hangisini inceleyip de ona bakacaksınız? Tabii konuşması kolay da iş zor yani. Bu tarafı da zor, bu tarafı da zor. Yani ateş dokunuyor. Soruşturma ve kovuşturmada her türlü yasal hakkı çiğnenen Elif, bir de iftira atan pozisyonuna getiriliyor. Yani ne günahı var yani böyle suçlanması bir de tepesinde baskı. İddianamenin pek çok yerinde Elif'in bu beyanını temel alarak sağlığın iddialarını delil yapıyor. Soruyorum böyle delil olur mu Sayın Başkan? Beyan böyle iddianameye serpiştirilince delil olmaz, algı yaratılır. O halde geçmiş 40 duruşma ve bu duruşmalarda yaşanan etkin pişmanlık skandalları, savcılığın 148'e aykırı alındığı ifade edilen iddialar ve bazı meslektaşlarımızın müvekkillerimizin yanına gelerek onları iftiracılığa tahliye vaadi ile zorladığı iddiaları önümüzdeyken biz bu davayı nasıl ilerleteceğiz Sayın Başkan? Neden ilerleyemiyoruz? Çünkü önce bu iddialara bir şekilde bir karara bağlanmalı, açıklığa kavuşturulmalı. Ancak bu aşamada benim söyleyeceğim tek şey hiçbir mahkemenin bu beyanlara dayalı bir mahkumiyet hükmü kuramayacağıdır. Biz ilerleyeceğiz, yapacak bir şey yok. Mahkeme böyle bir şey ama sonu zor.
Düşünelim şimdi: Elif'e pek çok beyan soruluyor. Peki günü gelip de bu kişiler buraya gelip de... Burada demin adını saydık. Adem dedik, Hakan dedik. Gelseler deseler ki "E, biz de baskı gördük." deseler ne diyeceksiniz? Ne diyeceksiniz? Veyahut bunca şahit olmuşken ilk, ilk ifadelerinde ısrar etseler bile siz hangi beyanla hangi gerekçeyle, itibar ettiğinizi nasıl açıklayacaksınız? Gerekçeli kararınızda bunu yazmak çok zor, işler burada karışıyor. Demem şu ki burada aldığımız hiçbir beyan öncesine güven salmadı. Bu sebeple ilk konuşmamızda size "İddianameyi iade etmediniz." derken aslında böyle bir soruşturma olmazı anlatmaya gayret etmiştim. Bu aşamada mahkemenin dayanabileceği tek bir, ıı, tek beyan duruşma beyanları olarak kalmıştır. Bu dosyada soruşturma beyanına itibar edilip mahkumiyet hükmü kurabileceğiniz tek eylem kalmamıştır. Etkin pişmanlıktan vazgeçen, savcıları suçlayan, ifadesini, 148'e göre alındığını iddia eden bunca beyandan sonra artık bu iddianame çökmüştür. Artık tek bir beyan bile itibar edilemez. Bu sebeple yargılama ilerleyemez, ilerlese sonuca ulaşamaz. Önce bu iddiaların aydınlığa kavuşturulmasını söyleyelim.
Burada ukalalık kabul etmezseniz, ben çok yazdım böyle "bozma zaptı" dersiniz buna. Bunun bozma zaptı şudur; eğer bir mahkumiyet hükmü verirseniz Yargıtay'dan ya da istinaftan şöyle dönerdi o: "Olayın delillerinin birbiriyle çelişik tanık beyanlarına dayanması karşısında mahkemece hangi tanık beyanlarına ne gerekçeyle üstünlük tanındığı karar yerinde tartışıp açıklanmadan, başka delillerle de doğrulanmayan olayda yetersiz gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurulması." Çok basit, çok net. Binlerce karar var bununla ilgili. Dolayısıyla ben bunun tebliğnamesini gözümün önünde görüyor gibiyim. Dolayısıyla bu aslında Yargıtay'ın, biz kendi aramızda hukukçuların konuşmasıdır bu, Yargıtay'ın "beraat kararı ver" demesinin hukukçasıdır. Yani biz diyoruz ki abiciğim dayanacağın beyanlar beyan... Biz veremiyoruz Yargıtay olarak bu kararı. Al bunu önüne, beraat kararı ver da bana gönder mi diyoruz yani. Ama nasıl? Güvendiğin beyanları açıklayamamışsın yani, hani sabitleyememişsin olayı deriz. Dolayısıyla bu dosyada ileride muhtemelen verilecek tüm mahkumiyet kararlarını bıraktım, binlerce usul hatasını bıraktım, adil yargılanma hakkının çiğnenmesini, sadece o sebeple bozulacağını düşünmekteyim. Ve herkes tıpkı Ergenekon, Balyoz'da olduğu gibi maalesef -çünkü ona benziyor arkadaşlarımız da tecrübelerini anlatıyor- herkesin beraat edeceği, sadece benim müvekkilim değil ama herkesin beraat edeceği bir sürece geçeceğiz.
Yeri gelmişken tabii bu suç tarihi meselesi de burada böyle. Bunu biz nerede gördük? bu FETÖ yargılamalarında gördük. Çok da karşı çıktım 17-25 suç tarihi olmaz diye. Ama o da bir siyasi yargılamalardı. Bazısına inanıldı, bazısına inanılmadı. Ama tabii bu, bu FETÖ meselelerinin bitmemesinin temel sebebi de yanlış suç tarihi koymaktadır benim düşüncem. Burada da 2019 suç tarihi olmaz, sadece iddianameye şaibe katar, katar. Deminki duyduğumuz 2018 olayları bile vicdanları kanattı, %1'le alınan ihaleyle 20 milyon alınmış. Hepimizin vicdanı kanıyor çünkü o bizim paramız. Biz istiyoruz ki bu devleti doğru yönetelim, tek kuruş kimsenin kasa cebinden haksız bir kazanç girmesin. Zaten bu ekonomi böyle kötü olmasının sebebi de aslında o kaçaklar değil mi? Çünkü bir iddia yargılaması siyasetten, siyaseten söylenen... "Hiç kimse bir şey, hiçbir şey olmasa bile bir şey oldu." denilecek bir şey değildir. Biz hukukta böyle bir şey diyemeyiz ya da iddianamede diyemeyiz. İddianamede dersen şaibeli olur ve hükmü de kurulamaz. Sizin mahkumiyet hükmünüz Sayın Başkanım; kesin, inandırıcı, her türlü şüpheden uzak delile dayanmak zorundadır. Aksi takdirde iddianame bu dosyadaki gibi çelişik ve çürük delillere dayanırsa, Mithat Paşa davasından 145, Dreyfus davasından 132 yıl sonra yaşanan yeni bir Mithat Paşa, yeni bir Dreyfus davasını yaşadığımız anlamına gelecek.
Hatırlayalım; Yıldız davalarında Mithat Paşa, Abdülaziz'e suikasttan yargılanmıştı. Kendisine iddianame sorulduğunda şu cümleyi etmiştir: "Bu iddianamenin sadece başındaki besmele ve sonundaki tarih doğrudur. Gerisi yalandır, gerisi iftiradır." demiştir. Ama idam edilmekten kurtulamamıştır. Fransa'da Dreyfus aklandı ama... Belki o yüzden bunları yaşıyoruz, akıllanamadık çünkü diye. 145 yıldır Mithat Paşa'yı aklayamadık. O dava hala kanar. Dolayısıyla yargılama bir süreçtir. Süreç Dreyfus, Mithat Paşa gibi olursa bu yargılama yarın daha yönelik bir tehdittir. Öyle bir ülkede hiç kimse ne özgürdür ne de güvendedir. Suç yargılama hukukunun amacı, daha önce suç olarak yaşandığı ileri sürülen olayın doğruluğunu belirlemektir, sabitlemektir. Ceza hukuku ilkeleri bunun için vardır. İddianamedeki suç soruşturması özensiz yapıldığı için şimdi sorun yaşıyoruz. Bu büyük bir duyarsızlıktı, belki de bilerek oldu bilemiyoruz, herkesin günahı boynuna. Devlet adına soruşturma yapan savcılık çok açık ki şüpheli yararına, yararına delilleri toplama zorunda olduğunu buyuran CMK 162'ye uymadı. Bu uymama bugün 50 duruşmadır bize, suçsuzluğumuzu kanıtlamak zorunda olmayan bize, suçsuzluğumuzu kanıtlamak zorundaymışız gibi davranıyor. Ben buna çıldırıyorum. Ben kendi suçsuzluğumu açıklamak zorunda değilim ki; benim suçluluğumu anlatmak zorunda iddia makamı. Hayır, bunu kabul etmiyorum. Bu konudaki kabul müvekkilimin haklarla donatılmış bir yargılama süjesi olmaktan çıkaracağını biliyorum. Bu suç, yargılama hukukunun özüyle de çatışır durumdadır.
Bir suç yargılaması iddia, savunma ve hüküm yani tez, antitez, sentez olarak ortaklaşa bir etkinliktir ki biri görevini yapmazsa hüküm verilemez hale gelir. Ya da verilen hüküm mantığın ve düşünmenin var olan ilkeleriyle çelişecektir. İddia makamı iyi bir iddianame ortaya koyamamakla, başka bir deyişle çelişkili ve şaibeli iddianame yazarak sınıfta kalmıştır. Çelişkiler sonsuzdur ve birbirini çürütür. Dolayısıyla kurulan iki çelişik yargıdan biri doğru, öbürü yanlıştır. Bu iddianame bunlardan arındırılmamıştır, arındırılmak zorundadır. Ne ölçekte yargılama yapılmışsa, o ölçekte hüküm kurulabilir. Demem o ki, bu çelişik iddianame bizim savunma yapmamıza engel olduğu gibi sizin hüküm vermenize de engeldir; çünkü mahkûmiyet kararı olasılıklara, varsayımlara değil, şüphe duyulmayacak şekilde kanıtlanmış %100 kesinliğe dayanır. Şüphe varsa suçlanan, suçlanandan yana olur. "Şüpheden sanık yararlanır" ilkesi bir değerlendirme ölçüsü değil, hükmün nasıl kurulacağına yönelik bir mantık ve hukuk kuralıdır. Örnek vermem gerekirse; bu iddianamemizde 969 kez "hatırladığım kadarıyla", 774 kez "bilmiyorum", 564 kez "varsayım" ya da "duyduğuma göre" yazıyorsa bu bir iddianame değil, yargı tarihine yeni bir siyasi mühendislik belgesi olarak geçmiştir, geçecektir, belki de geçmiştir.
Örneğin iddianamede savcılığın bunu bir örnekle anlatmak istiyorum Başkan’a: İddianamede savcılık şöyle diyor: "Belediye başkanının ihaleyi imza etmesi yok mu? Yok. Ancak haberinin olmasını düşündüler..." Bak bu imza... Çünkü Danıştay kararları açık. Danıştay kararı diyor ki: "Eğer o imza, Belediye Başkanı'nın imzası yoksa cezai sorumluluğu yoktur." Bu kadar net. Şimdi bu kadar netken iddianame ile böyle bir dava açıldı da ben buna savunma yapamam, neyini savunacağım? Çünkü çelişiklik yok, yani ima ediyor. Diyor ki: "Bir avukat..." Partiyle, imalarla ceza hukuku bunun üzerine kurulamaz. Ceza hukuku o şekilde, Cumhuriyet Savcılığı'nın yazması gereken net, karar vermesi gerekiyor ama hep bunun aksini görüyoruz. Suç yargılamasında ispatların somut, nesnel, inandırıcı ve hukuka uygun olması özelliği bulunur. Delil zinciri, hukuk, suç tanımları kararsız; tanık beyanlarının yönlendirme ile alınması halinde yargı gerçeği anlatmak yerine kurgulanmış bir siyasi anlatıyı yansıtıyor. Burada tablo, yargının demokratikliğini tümüyle yitirdiğini, adalet terazisinin kimliğe, kimliğe ve parti aidiyetine göre farklılığını gösteriyor.
Biz biliyoruz ki CMK 170'e göre Cumhuriyet Savcımız iddianamede yalnızca "yeterli şüphe vardır" diyebilir, "suç sabittir" diyemez; aksi yargısız infaz olur. İddianamede "suç lideri", "suçtan sorumlu", "eylemleri sabit" gibi ifadeler kullanmak Anayasa'nın doğrudan 38. maddesindeki masumiyet karinesinin açıkça ihlal edildiğini gösterir. Delillerin hangi sanıklarla nasıl ilişkili olduğu gösterilmeden mevzuat maddelerini deli gibi sıralamak yanlıştır ama bu iddianamede bu durum böyle olmuştur. Zaten bu sebeple "iddianame hukuki bir metin değil, siyasi bir metin olmuştur" diyoruz. Adaletin temeli tarafsızlıktır. Tarafsızlık ortadan kalktığında savcılık makamı hukukun değil, gücün sözcüsü olur. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Türkiye yargı kılıfı altında siyasal senaryo yazılan değil, hukukun üstünlüğünün hüküm sürdüğü bir ülke olmalı. Gerçek adalet delille konuşur, ön yargıyla değil.
Sayın Başkan, özür dilerim, bunu tüm kalbimle söylüyorum: Sizin oturduğunuz koltuğa biz "Peygamber koltuğu" deriz. O koltukta otururken bu hissiyatı çok yaşamış olmak gerekir. O koltukta kimin oturduğu bizi ilgilendirmez. Ben geçmişte o koltuğa layık olan başkanlar da gördüm ki adalet tesis ettiler; hiç o koltuğu dolduramayanlar da gördüm ki o, o koltukta oturanlarla ilgilidir. Tekrar olarak tabii şunu belirteyim, gerçekten de bunu tüm samimiyetimle söylüyorum, yalakalık kabul etmeyeceğinizi umuyorum: Gerçekten ben sizin duruşma yönetimini, yönetiminizi beğeniyorum açıkçası. Gerçekten tavrınız bir yargıç vakarına uygun, bunu sanırım burada herkes de duruşma yönetimi ile ilgili başkan hakkında söyleyebilir. Ama ben devletin o en kutsalı, adalet makamına hep saygı duyarım, kim oturursa otursun. Çünkü bilirim ki adalet bir devlettir demeliyiz. Hazreti Peygamberimize atfedilen bir hadis-i rivayet şöyledir: "Bir gün adaletle hükmetmek, bin yıl nafile ibadetten daha hayırlıdır. Bir gün adaletle hükmetmek, bin yıl nafile ibadetten daha hayırlıdır." Bu sebeple Romalılar adalet için, "Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun" derler.
Ben sözüme buradaki şeyden, bu aşamada tahliyesi ile ilgili birkaç cümle söyleyeceğim. Mithat Paşa'nın 140 yıl önce tarihin dediği gibi, yazarın bu iddianamede biz açıkçası bunu size vakarla söylemek istiyorum: Ne kadar bağımsız ve tarafsız mahkeme önündeyiz, cidden bilmiyoruz. Yani burada herkes kendisine göre konuşuyor. Bu zaten sizin de adaletiniz vardır ama bunu kitabın ortasından söylüyorum: Yargının 2010 referandumu, 2017 değişimi, FETÖ değişimi, hepsinin içinden geçti, ben biliyorum. Doğru, hiç tam bağımsız olmadı ama bu kadar da kötü olmamıştı bana göre. Dolayısıyla bugün tüm kalbimle söylüyorum: Müvekkilim, gerçekten hepimiz tarafsız bir mahkeme ve bağımsız bir mahkeme huzurunda mıyız? Hepimiz tereddüt içindeyiz. Bu şu an sadece bu odada değil ki, Türkiye'nin bu hakanın tüm mahkemelerinde bu tereddütleri yaşıyoruz. Benim yargıçlık yaptığım dönemde de egemen güçler vardı. Defalarca egemen güç ile bağımsız ve tarafsız yargı için çatışma yaşadığımda sürüldüm. Başkanım, inan bana, beni sadece bir mübaşir olarak sorabilirim, yemin ediyorum her şekilde sürüldüm, hem de birden çok kez. Soruşturmalar geçirdim, müfettişler adliyeye geldi. Müfettişlere hiç işlemediğim suçlardan ifade verdim, pek çok da iftiraya uğradım. Bir sürü iftiradan kurtuldum ama yargıçlık yapmaktan asla vazgeçmedim. O dönem egemen güç ile birlikte hareket edenler 17-25 Aralık 2013'te duvara çarptılar ama binlerce insanı da mağdur ettiler, çok insanı yaktılar; kabul etmemiz lazım. Kutlu Savaş'ı... Ben yeni avukatlığa geçmiştim, o Kutlu Savaş gene bu salonlardaydı, o adamcağızın ruhu şad olsun. Öldükten sonra onun insan haklarına şeyini... Avukatlığa yeni geçmiştim ben, geldim, karısının parası bile yoktu. Yani ki Ergenekon davasıyla biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz yani. Ben yazdım gerekçeleri, o metni ve çok kötüydü.
Ancak ben o dönemde egemen gücün istediğini yapıp kendim şöyle bir karar verdim: Egemen güç istediğini yapıp başkasına zarar vereceğime, egemen güçten gelen zararlara razı olmak gerekir. Bana zarar verebilir ama ben kimseye zarar veremem o kürsüde. Bu tercih bana ait. Dolayısıyla herkes yargıç ama bu bir tercih gerektirir. Sürülmeyi, soruşturmayı göze aldım; çünkü ben bir insanı haksız yere cezaevinde tutup bu vebali alamazdım. Bir insanı ailesinden, çocuklarından mahrum edip uyuyamazdım. Evet, bu bir tercih. Birçok yargıç var, siz de yargıçlık yapıyorsunuz, bunu böyle yapma imkânınız da var. Ama buradaki insanları haklı görüp tahliye ederseniz ve egemen güç bundan rahatsız olup üst mahkemeye itiraz ederse, 2 saat sonra bu tahliye kararlarını kaldırabileceğinizi biliyoruz. Bunu pek çok dosyada basında gördük, bu olabiliyor bu ülkede. Bu olduğu zaman işte bu yüzden diyoruz acaba bu ülkede biz bilemiyoruz ki... Çünkü şu anda hepsini tahliye etseniz, 2 saat sonra bir üst mahkemenin kararıyla kimse cezaevinden çıkmadan gidip tekrar geri girebilir.
Gerçek sebep... Bu gerçek sebebiyle sizler nasıl tahliye edeceksiniz? Ne diyeceğiz? Ne diyeceğiz? Çünkü acaba muktedir mi mahkemeler? Bir gün Türkiye Cumhuriyeti'nde bu muktedir mahkemeleri kurabilecek miyiz? Bir gün bu ülkede kendine zarar verilmesini kabul edip başkalarına zarar vermeyecek vicdanı olan yargıçlar yetiştirebilecek mi? Bu topraklar bu adaleti görecek mi? Ben unutmuşum. Bu son söz olarak şunu söyleyeyim: Sizin yeterli anayasal korumaya, yargıcın teminatına sahip olmadığınızı düşünüyorum. Burada egemen gücün onaylamadığı tahliye kararını verip zarar görmeyeceğinize inanmıyorum. Hukukçu olmak belagattır, çalışkan olmaktır, vicdan, merhamet sahibi olmaktır; ama aslında esasen hukukçu olmak egemen güç karşısında duruştur. Ser olup her şeyi yıkmaya çalışan egemen güce karşı en büyük baraj yargıçlar ve savcılar, hukukçu olmamız. Bunlara tabii avukat arkadaşlarımızı dahil ediyorum, özür dilerim. Ayırdığımdan söylemiyorum ama genelde ismin başka kısmında kaldığımı umarım anlatabilirim, anlatabiliyorum.
Dur, ben söyleyeyim en iyisi: Mancınıkla yurt dışına atsanız vallahi billahi geri gelemezsiniz. Az evvel de gördünüz, mancınıkla at yurt dışına, geri gelir. Dolayısıyla artık siz de gördüğünüzü inanıyorum; çünkü ben sizin çok vicdanlı bir insan olduğunuza inanıyorum, çok açık söylüyorum. Bu da benim içimde doğan his açıkçası. Ama ben diğer meslektaşlarımı tekrar etmeyeyim ama çok çileler çekiyorlar Sayın Başkanım. Gerçekten anlatmakta güçlük çekiyoruz. Yani zor yani artık hepimiz biliyoruz, bu başka bir şey. Yani hani insan bir suç işlediğine inanır, yatar matar da buradaki insanların pek çoğunun böyle bir durumu yok diye de düşünüyorum açıkçası. Biz de azıcık ileride adaletli bir yargılanma yapılacağına dair bir ışık görelim diye, biz de size inanalım diye... Mithat Paşa aklanmadan öldü ama mütalaanamesi ortada kaldı. Biz burada tarihsel bir görevle hep birlikte buradaki işi tamamlayalım diye bir tahliye istiyoruz ama açıkçası bir örnek vereceğim: 'in buradayken o ne şekil tahliye edilmesi, bizim, bu da belki sizin elinizde de değil, bizim de gerçekten adalete olan vicdanımızı rahatsız eden bir şey oldu Sayın Başkanım, onu da söylemem gerekiyor.
Sayın Başkan, bir yargıç hüküm yazarken tarih de yazar. Roma'dan Osmanlı'ya, hatta daha eski dönemlerden beri tarihi öğrenmenin en iyi, en önemli yolunun başında mahkeme kararları gelmiştir. Bu sebeple dosyalar bir süre sonra çöpe gitse de kararlar taştan, deriden, papirüsten kâğıda bugüne kadar gelmiştir. Hüküm, bir devletin hükümranlık hakkının bir parçasıdır. Bir ülkenin, toplumun, medeniyetin seviyesini, ahlakını, kültürünü, adalet anlayışını gösterir. Hüküm yazan yargıç bilmelidir ki tarihe not düşmektedir; ya zulmüyle ya hikmetiyle, metanetiyle, ferasetiyle emanete elini bırakacaktır. Hüküm, hâkim için yüz akı da olur, yüz karası da olabilir. Hâkim bir toplumun aydınlığının da karanlığının da kapısını açabilir. Ya felsefe olarak olması gereken olarak böyledir ama olmakta olanı avukat meslektaşım bugün burada yok, duvaklarda "Yargı Silahı" adlı kitabı ile olmakta olanı anlattı. Ben de bundan 5-6 yıl önce gene yargısal durumu anlayan, FETÖ dönemini anlatan bir kitapla en azından tarihe not düşmüştüm, hem de kendisini konuşmada sözlü olarak anlattı.
Yakın geçmişe dikiz aynasından baktığında Sayın Başkan, Mithat Paşa'dan bu yana bu yargı silahı 2007'de Ergenekon'u başlatarak Türk ordusuna ateş etti. Daha sonra 2009'da tekrar ateş etti. 2010 referandumuyla tüm yargıyı ele geçirerek Türkiye'ye ateş etti. O derece cesaret aldı ki 2012 yılında MİT Müsteşarı'na ateş etti. Yetmedi, 17-25'te —ki o zaman Kırıkkale yargıcıydım— 17-25'te doğrudan hükümete, doğrudan bugünkü Cumhurbaşkanına ateş etti. Yargı silahı böyle bir şey. Bu, o egemen gücün intiharı haline geldi. Bu arada çok savaşlar çıktı, burada anlatmayayım; ama bir iki örnek vereceğim yargıyla nasıl oynandıklarına ilişkin: O mahkemede asliye ceza hâkim, savcıyı kaldırdılar, hatırlar mısınız bilmem. Savcıyı kaldırdılar, neden? Tek hâkim fasılası, "etkinlik istediğiniz kararı çıkartalım" diye. Ben Antep'teydim, ticaret mahkemelerinin 3 hâkimini tek hâkime düşürdüler, neden? "Şirketlere çökelim." Bu hâkimin tutuklandığını ben gördüm, cezaevinde ziyaret ettim başkanım ben o hâkimleri; çünkü o gün uyanmıştım orada. Cezaevine gittim, ziyaret ettim, Allah tanrı bunu da nasip etsin. "Yanınızda kaldı mı?" dediniz. O dönemde çok ciddi, çok üzüntüler yarattılar yani açıkçası. Antep'te evine çökmedikleri adam kalmadı yani çökmüşlerdi. Sonra FETÖ oldu, mücadele başladı. Bende çok umutlar oldu başkanım 17-25'ten sonra. Yargı bağımsızlığı anlaşıldı sandım halk tarafından; zaten halk anlamazsa olmuyor, ben anladım onu, halkın anlaması lazım. Ne umutlarım vardı, olmadı ama olsa da o silah o kadar kıymetliydi ki bu sefer iktidar doğrudan kullanmaya başladı. 2017 referandumuyla yargı bu sefer doğrudan yürütmeye bağlandı. Artık yargı görünüşte bile bağımsız değil, az evvel size arz ettiğim gibi. Görünüşte bağımsız olmayan yargı esasta bağımsız karar verebilir mi? Soru bu, dilimden dile geçen bu olarak size söyledim.
Buradan buraya kadar bunları söyledikten sonra, izninizle başkanım biraz raporlardan, biraz da bu eylemlerden kısaca bahsedeceğim. Eylemlerden sonra çünkü artık yani burada da yapıyoruz, çok teşekkür ederim. Ama tabii ki güven de burada. Bazı eylemlerden ya da yeni eylemlerle ilgili bir şeyler söylemek lazım. Bir kere en başta şunu söyleyeyim baştan bana: Burada çok arkadaşımız, meslektaşımız da söyledi başkanım; raporu olan, kullanılan dosya raporu yani cep gibi şeyler var şimdi. Hani biz bir raporu da 30 30 diye, biz bir hani biz bir şeyiz diye söylüyoruz, yani buraya o bir bilirkişi raporu değil. Yani ne olur bir bilirkişi raporu koyalım. Yani işçiye bir 60 ay koymak istemiyoruz, o da bir taraf raporu olacak, hepimiz biliyoruz o da bir taraf raporu, bir bilirkişi raporu. Biz bir bilirkişi belirleyelim. Emekli Sayıştay dairelerinden buradaki bir sürü olaylar var, bölüm bölüm koyalım. O raporlar gelsin, ne kadar zarara uğratılmış taraf bilirkişi tarafından da görelim. Kaldı ki dedik, teftiş raporu bile zarar göstermiyor yani. Ama bunu biz bağımsız raporda görmek zorundayız, alalım. Ona göre de zararı varsa hepimizinkini yapalım ama öyle bir rapora gerçekten artık çok acil bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Eylemlere girişte şunu söylemem lazım: Ayrıntılarında meslektaşlarım Deniz, Ali Bey ve Ceren Hanım bahsedecekler ama ceza hukukunda suçun bir fiille, eylemlerle işlediği ileri sürülebilir. Hiçbir eylem başlığı altında emek hükümetinin eylemlerine aslında yer verilmemiş başkanım. Yani şöyle söyleyeyim, çok ilginç delillerle olaylar asla bağlanmıyor iş savunmalarında da söyledim. Yani bir şey anlatılmış; yani burada gök gürlüyor, burada gölde yağmur yağıyor. Gök gürültüsü ile buradaki yağmurun ne ilgisi var? Bağlantısı yok, illiyet bağı yok. Bizim öğrendiğimiz ceza hukuku teorileri anlamında olaylarla deliller ilişkilendirilemediği zaman biz buna savunma da yapamayız. Sonuç olarak şunu diyemiyoruz yani. Çünkü suçun unsurları oluşmamıştır. Suç unsurlarının oluşmadığı yerde demin örgüt savunmasında söylediğim gibi, biz o zaman hiç üzerimize almamamız bir işi almış oluyoruz. Yani biz enine sonuna dönüyoruz. Biz, suçlu unsurumuzu ispat etmeye çalışıyoruz. Onu da tanımam, bunu da tanımam, para yemedim de muazzam bir şey yoktu da. Hayır, bunları önümüze getirecek başsavcılık. “Kardeşim” diyecek, “Bak şuradaki para, buradan elde edilmiş para. Buradaki para şu. Buradan bize getirilecek, konacak. Alın bakalım, bakın bakalım falan” diyecek. Devletin her türlü imkânı var. Başta şunları bizim önümüze koyacak. Biz de diyeceğiz ki bu para işte Deniz Ali'den geldi, aslında oradan gelmedi diyeceğiz. Savunmamızı biz böyle yapacağız yani. Savunma bu yani, anlatabiliyor muyum? Ya o parayı... Onca parayı biz şimdi nasıl açıklayalım? Ne diyelim? O yüzden çok zorlukla ilerliyoruz. Suç ileri sürülür, mahkeme cezayı verir. Bu olacak iş değildir. 21. yüzyılda böyle iddianameler görmek açıkçası hepimizi üzmektedir. Gerçi burası yargı yeri, genel üzüntü hepimizin hakkını kaçırıyor ama öyle söyleyeyim. Yargılama konusu eylemler, 2019'dan önce zarar eden ancak Sayın Genel Müdürümle birlikte cirosunu ikiye katlanan Medya A.Ş. olduğunu hepimiz burada öğrendik, rakamlarla gördük.
Yani niye böyle o tarihi 2019'u alıyorum? Benim için aslında bu tarih değil suç tarihi ama başsavcılık böyle almıştı. Hatta biz bunu basından gördük, 2019'da Allah muhafaza bir 2018 evrak göndermiş, savcı savcılık hemen iade etmiş. Ben buna bakamam demiş. Böyle bir suç tarihi olabilir mi? Yani çünkü o şey, askeri müdürün ismi ihale süreci atıyorum Şubat 2019'da başlamış, hazirana gelmiş. Ama şubatı kapsadıysa ben anlamayacağım. Ya bu öyle göstere göstere yapılmaz ki bu iş yani. Dolayısıyla o suç tarihi falan olmaz yani. O tarih değil o bir geçiş dönemi. Dolayısıyla ben de o yüzden farklı dönemlerden bahsediyorum yani iki dönem. Çünkü bana da AK Parti döneminden bana da CHP döneminden yani biz burada hukuk anlatmaya çalışıyoruz. Ama vaka, bizi buna iten bir iddianameyle karşı karşıyayız. 19 Mart süreci ile birlikte Medya A.Ş. 2019'dan geriye gidiyor. Şimdi gördük, 2025 yılını devasa bir zararla bu operasyonun ardından, okuduğum rakamlara göre, 220 milyon zararla kapatıyor geçen seneyi. Bu parayı sen ben ödedik arkadaşlar. Bizim cebimizden çıkmış. İBB'nin parası kimin parası? Bizim paramız. Biz ödedik. Medya A.Ş.'nin o operasyonla, bu genel müdürlerin, bu reklam müdürlerinin oradan alındığı için arka arkaya hop dokundular. Suçlu öyle bir şey yani. Kimse dokunana yanar bu şekilde, kimse dokunmadı. Dolayısıyla niye ihale oluyor? Bir sürü adam maaş alıyor. O maaşların hepsine nereden kapsadı? Ben öyle anlıyorum yani açıkçası. Hani krediyi bilmem kimden daha iyi bilir de o maaşlar nereden gelecek? Öylece o kadar ne yapacağını şaşırmış durumda İBB'den geliyor paralar, oradan kapatılır bir hale gelmiş. Böylece iflastan kurtulduğunu söyledi Saygıdeğer Genel Müdür.
Dolayısıyla oradaki ekip koltuklarında otururken mi Medya A.Ş. kâr ederken mi bu ekip kasayı boşalttı yoksa bu operasyon neticesinde 220 milyon zarar edince mi aslında kamu zararı oldu? Bunu ben de sormak istiyorum, açıkçası gerçekten çok önemli bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Eğer yargılama faaliyetinin amacı halkın parasını yağmalayanları, yolsuzluk yapanları yargılamaksa öncelikle yargının en son bakacağı yerin Medya A.Ş. olması gerektiğini görüyoruz. Özetle Medya A.Ş.'de yolsuzluk var demenin bir delili bu dosyada zaten bulamaz, biz de göremez. İddianame boyunca genelinden beri eleştirdiğim, demin de arz etmeye çalıştığım Sayın Başkan, kültür medya diye bir algı var, bak çok tehlikeli bu kavram. Kim söylüyor? Saygıdeğer savcım bizi aldatmasın falan değil ha. Buna göre insanlara 1500 yıl ceza... Yani ben delireceğim. Kültür Medya ne demek? Kültür A.Ş. başka Medya A.Ş. başka. Bunun ayrımına varılmamış soruşturma aşamasında 8 ay boyunca. Şu aklıma geliyor, şöyle düşünüyorum. Ya o günleri hepimiz yaşadık. Yani cumhuriyet savcılarımız bu iddianameyi yazacaklardı da çünkü iki buçuk yıl gizlenmiş o duyuldu.
Acaba Sayın Bahçeli, MHP lideri bunu hemen yazın dediği gibi bu erkene geldi de o yüzden mi bu kadar hata yapılabildi? Yani gerçekten bunun başka açıklaması yok. Çünkü bunu, şey, Kültür Medya A.Ş. diye bir A.Ş. yok. Bunları birleştirebilmek mümkün değil. O kadar aceleye getirilmiş ki kültür medya A.Ş. diyor. Bir de ifadelerin hepsi her yere boca edilmiş. Yani Medya A.Ş.'ninkilerden iyi biliyorsunuz, onları anlattınız da, dosyaya hâkimiyetinizi biliyorum yani. Ama Kültür A.Ş.'den birisini suçlayacaksan Kültür A.Ş. ifadelerini okutacaksın, Medya A.Ş.'den olacaksan Medya A.Ş.'ninkini. Kültür Medya A.Ş. ne demek? E nasıl ayıklayacağız? Allah kolaylık versin size yani. Ha bu soru size, hani biz burada havamızı atıyoruz, söylüyoruz ama siz burada tek tek ayırt edeceksiniz, yerli yerine koyacaksınız. Sonra kime ceza vereceksiniz, kimi beraat ettireceksiniz, ayırt edeceksiniz yani. Üç üyeniz için de söylüyorum, sadece Başkan değil, sizlerin de büyük bir emeği olduğunu biliyorum yani.
Yani diyorum ki savcılık daha somut olayı bilmeden bu iddianameye böyle hatalarla doğru, Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı ile Medya A.Ş. de ayırt edilememiş. Gerçekten çok korkutucu. Eylemler, sayılan suçlar yüklenirken hep hata yapılmış. Tek benzer yanı ikisinin de İBB iştiraki olması, başka bir anlamı yok yani ama bunlarda çalışan adamlar ayrı. Mesela Âdem ve Hakan'ın çalıştığı yerle Medya A.Ş.'deki Elif'in çalıştığı yer, iki tarafta da reklam yazıyor ama bambaşka yerler. Bunların birbirleriyle ilişkisi yok. Ya birbirlerini görmezler yani, anlatabiliyor muyum? Yani fikir alırlar, şey yaparlar ama birbirlerini görmezler yani. Zaten o yüzden belki de demin Elif söyledi, her yerde bir unvanı farklı yazılmış. Reklam müdürü de yazıyor, yönetim kurulu üyesi de yazıyor. Reklam alanları da yazıyor, Halkla İlişkiler Müdürü de yazıyor. Yanılıyorsam o da var, onu da almışım. Yazıyor, hepsi yazılmış yani ama iki tane unvanı olur herhalde bir kişinin. Gerçi hepimizde başka var. Tüm tanık beyanları da hepsi de boca edilince iddia olgusu bize bir çuval olmuş, türlü olmuş. E türlü olunca yani cezaevi yatıyoruz. Dolayısıyla iddianamedeki bu karışıklık sebebiyle suçlamalarda doğru yöneltilmemiş, olaylar ve deliller ilişkilendirilmediği için de suçlamalar zayıf kalmış Başkanım. Hatta ileride anlatacağım gibi Elif hakkındaki suçlamaların aslında hiç olmadığını göreceğiz. Şimdi tabii daha önce gruplama yapıldığı için ben de rahatladım, aynı şekilde gruplandırma yapacağım bir kısaca bahsederken. 66, 67, 69'undaki eylemler var Başkanım. Bunlar kısaca, gelir getirici ihaleler diyoruz, yani reklam alanlarının kiralanması.
Daha önce bunları Sayın genel müdürlerim, her ikisi de ayrıntılarıyla prosedürlerini anlattı, o kısma zaten girmemize gerek yok. Biz suç kısmıyla kalarak söyleyeceğiz ama o prosedürü şöyle söyleyeyim. Medya A.Ş. 100.000 kişi çalışıyorsa İBB'de, 100.000 kişinin de bu örgütün üyesi olması lazım ki rahatlıkla bir ihaleye fesat karıştırsınlar. Yani bu prosedürün içerisine, yanılıyorsam söyleyin, bu o kadar ağır bir prosedür ki ben gördüm. Ya onu da işleyeceğim, bunu da kandıracağım, öbürüyle şey yapacağım yani tüm İBB personeli örgüt üyesi olmalı ki bir ihaleye fesat karıştırılabilsin. Yani o Pınar Türker'le yok Hakan'la falan olacak iş değil yani, anlatabiliyor muyum? Bunlar komik. Olacak iş değil yani, çok büyük bir operasyon olması lazım. Ben öyle anladım açıkçası. Raporda Medya A.Ş. hiç suçlanmıyor, yani üçüyle ilgili olarak, ancak savcılıkta bir takım beyanlara ki bu beyanların savcılar tarafından nasıl alındığına ilişkin müthiş iddiaları 50 duruşmadır dinliyoruz, atıf yapılarak temelde iki tane suçlama yapılmış.
Bu üç ihaleyi kazanan Reklam İstanbul firmasının gayri resmi sahibinin olması, ben burada kulakları çınlasın buradaysa, büyük saygı duydum Nihat Sütlaş’ın kendini nasıl yırttığını ben biliyorum. Yani gerçekten adam yırttı yani hani. Çünkü bak tekrar ediyorum; biz suçsuzluğumuzu ispat etmeye zorlanıyoruz, yoksa onun bir delilini savcılık koyacak, oraya diyecek ki bu şeyin içerisinde şuradan girdi, kapıdan girdi, bacadan çıktı, Ahmet'ten şuradan sonra falan filan hesaba geldi, karısına gitti, ya bir şey bulacaksınız. Onu koyacaksınız, biz de onu söyleyeceğiz, Başkanım diyeceğiz çelişki anlamında, olmadığını nasıl ispat edeceğiz. O, Engizisyon dönemindeydi. Ben nasıl ispat edeyim onu yani? Şimdi Elif net, nasıl ispat etsin yani? Nereden bilsin yani, ’ın kasası mı değil mi, nereden bilsin Elif? Hani bir delil koyun, desin ki "Elif aradı." deşifresi kaydı olsun. "Murat Bey işte paraları gönderdi, Nihat şuraya koydu." Bak, delil bu! Bu olacak hani kesin, inandırıcı, her türlü şüpheden uzak, değil mi? Bak, kulağa geçerli geliyor. %100 kesinlik gerekir mahkumiyet için. E, bu yoksa savcılık bunu yazmış. E, tamam da hani delil? Koyun bana onu buraya da biz de bakalım da ona bir şey diyelim. Hani vardır, yoktur, bilmem nedir, ya varsa suç ya bu işini yaptıysa da cezasını çeksin, ben bir şey diyemem yani. Hani o Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde yargılanıyor. Burada sizden kaçar mı yani? Kaçmaz. Ama yoksa da ne diyeyim?
Birincisi "iddia oku" diyor ve bu iddiaya vallahi bir şey diyemiyoruz biz de. İkinci iddiada işte bu iş ihalesi karlı bir iş, karlı bir şekilde almadığı ile ilgili şeyi var. Yani burada çok değişik, burada bu örneği tekrar vermek istiyorum, çok da hoşuma gitti gerçekten yani. Medya A.Ş.'nin İBB'yi zarara uğrattığını söylemek, Enerji A.Ş.'nin Sabancı'yı zarara uğrattığı veyahut Yapı Kredi'nin Koç grubunu zarara uğrattığı ile aynı şeydir. Aynı grubu İBB'nin iştirakleri nasıl zarara uğratabilir? Bak, şuradan anlıyoruz; Medya A.Ş.'nin zararını İBB kapatmış, değil mi? Borç ödemiş. Hayır, kapatmış. Para onun çünkü. Medya A.Ş.'nin parası da onun, o da onun. Dolayısıyla biz bu anlamda burada bir zarardan da söz etme imkanımız çok olamıyor Sayın Başkan. Dolayısıyla zaten hani bunları biz raporda yemeyelim, eee, dosya içerisinde bazı mütalaalar var diyelim, bu mütalaalarda da zaten zarar iddiası yok. İBB Reklam Alanları Müdürü, eee, müdürlüğü yaptı, Sayıştay denetimlerinden de geçti, hiçbir zarar olgusu yok. Dolayısıyla iddianamede olaylar, deliller ilişkilendirilmediği için suçtan delil, eee, delile, eee, maksat ilgili veriler, suçlamaya delil olunmadan nasıl dava açılmış, hepimiz hayretler içerisinde burada, üzülerek tabii, izliyoruz.
Dediğim gibi burada çok bir şey söylemeye gerek yok, çok yazmışım ama şunu bilmek gerek; burada bir meslektaşımın da kulakları çınlasın, Murat Candan belirtmişti, onu vurgulamam lazım, bilirkişi raporu olmayan dediğimiz gibi bir şey var, bunu Mülkiye Müfettişliği yazmış savcılığa ve oradan görevlendirme yazılmış. Bakın, onlar taraf, İBB bu dosyada taraf. Eee, zararı olan falan size gelecek, bunlardan para isteyecek onun için yani. Davanın sonucunda siz bir zarar çıkarttıysanız, bu zararları çekmeniz diyeceksiniz Sayın Başkan. Yani devlet böyle bir şey yani, kamu bu kadar zarara girdiyse bu İBB'ye girecek yani. Bunlardan tek tek tazmin edilecek o paralar. Burası sadece ceza mahkemesi ama bir de dolandırıcılık var, bir de zarara uğrattığı insan var. Para var, daha, onlardan tahsil edilecek. Dolayısıyla yani, bu anlamda suç delili ile ilgili , Ticaret Bakanlığı'ndaki müfettişlerin falan raporu maporu olmaz, Sayın Başkanım. Biz burada, bu bir taraf raporu, gelip buraya katılan olabilirler. O yüzden ne olur bir an önce bir şey yaparak, bilirkişi listesinden seçeceğiz ve zarar var mı, yok mu, hep birlikte görelim. Biz de savunmalarımızda en azından var olan, zaten biliriz biz bilirkişi raporu delil değil de, delil değerlendirme vasıtasıdır, bir delil değerlendirme vasıtası elimizde olsun da profesyonel olarak mesleğimizi yapmaya gayret edelim.
Eylem 67'de de tramvay hattı ile ilgili... Bu eylem hakkında denilecek tek şey tüm eylemlerin, tüm eylemlerin demin arz etmeye çalıştığım delili hep aynı cümleler, Kültür A.Ş., alt belgede her eylemin ifadesi aynı, projelendirilmiş, aynı şekilde Elif'in giderinin... Ondan sonra da, savcıların delili olmayınca böyle olmuş. Burada da savcılık demiş ki "Ben adını yazdım, sen suçsuzluktan, sen ispat et." demenize... Bunu kabul etmiyorum Sayın Başkan, etmeyeceğim. İspat yükü ters çevrilemez, savcı varsa delillerini koysun, biz de ona göre yapalım. Yoksa bizi salın Sayın Başkanım, gidelim. Yani ne münkirse... Eee, zarar da yok zaten, para, para da kazanmış şirket, para kazanmışsa niye buradayız? Eee, bir şekilde birinin bu, bu şeyi, bir elini taşın altına koyması gerekiyor, varsa öyle bir görev, açıkçası.
Eylem 69'da şehir hatları işine, ekran kurulma işi, iskelelerde Sayın Başkanım. Aynı sırayla Elif'in teknik tarafta olduğunu ve bu üç kişinin de, aklıma gelmişken vurgulayayım, yani CİMER'e şikayet ediliyor, Beyaz Masa'ya şikayet ediliyor, savcılığın bildirdiği kızının, o hareketli olarak giriyor. Ama o uçak bulunmadığı için onun uçağını kaldırıyor. O yüzden de, burada şeyi söylemek lazım, yeri gelmişken söyleyeyim; hakim, savcı ya, Yargıtay'dan hakim, savcı soruşturmalarına bakarken hakim, savcıdan şikayet edinildiği zaman çok dikkat etmek gerek. Yani çünkü siz totalde buranın yarısı sizi sever, yarısı sevmez. Verdiğiniz iş böyle sebepsiz. Dolayısıyla sizin hakkınızda bir şikayet denildiyse, bir gerekçesi, bilinenden 10 vites daha altı bir bakardık. Niye? Siz zaten şikayet ediliyorsunuz, zaten siz etmeye, hani çok abartıyorsunuz ama öyle. E, ses zor duyulur. Evet, keklik işi açık, yani yedi yıldır falan... Eee, şimdi Elif de kendi alanı ile ilgili orada herkes elinden geleni, herkes oradan erken almaya, hızla oradan piyasadan bir iş yapmaya çalışıyor. Zaten anlatanlar anlatıyor, çeşitli şeyleriyle anlattılar ama bu da bir ekmek kavgası aslında burada totalde. "Abim bana dedi, bir de iş yapalım, biz de üç kuruş para kazanalım." E, sergileri var, seyrediyoruz, hakaret edeni var, falan, her neyse. Anlatabildik mi? Kaç kişi var dosyada, o kusurla ilgili? Anlattılar falan filan. Evet. Niye? İşini doğru yapınca ve şey yapmadı, yapıyor aslında. Yapamayacak adamın da topu büyük oluyor. Şey yapmıyor yani, anlatabiliyorum değil mi? O da usulüne etki ediyor yani o bu işi yapan adamın. Tamam, konumunu koruyor hani, işler, çünkü yapamayacak elinde kalacak, elinde kalacak ne olacak? Sonunda zarar olacak. Dolayısıyla bunlar da önemli olarak karşımıza çıkıyor.
Bu 3. eylemde de Sayın Başkanım, son olarak şeyi söyleyeyim; bilirkişi raporu diyor, tabii bilirkişi raporu yok o yüzden hani bir delil de... Buna rağmen burada ortaklık zarar yazıyor. "Kamu araştırması kınama" diyor, orada suçlama yok. "HTS baz verisi" diyor ama bunların hiçbirini özelleştirip delillendirilememiş, yani bir suça karşılık yok. "Masraf raporu" diyor, biliyoruz ki bomboş. Bir firmadan para kanıt, transferleri var ama transferlerin bu üç eylemle hiçbir ilgisi yok, eee, boş bir iddia olmuş. Oraya atılmış öylece, duruyor. "Vergi raporu var" diyor, yok. Yani öyle bir şey yok. "Tanık ve şüpheli de var" denebilecek delil var, hepsi temiz, hepsi temiz, o kadar yani, yeni delillerle. Bu çok, yani aşırı karıştırma var. İddianamenin başından beri Kültür [A.Ş.] ve Medya A.Ş. karşı, karıştırmış, beyanlarının tamamını boca etmiş. Dolayısıyla delil olsun, eee, ama bu delil olmayacak. Tekrar eden tek beyan, ne var burada beyanlarda? Hepsinden söz ettirilmiş öyle, dışarıda. O yargılama... Biz bakacağız burada, burada delili tartışmayı varsa, iddianamenin gerekçesi, biz de burada olmamak, delilemezse kulağımıza saf, gözümüzle göreceğiz 5 eylem, bunlardan... da buna göre cezasını çekmesi gerekiyorsa çekecek, bunun haricinde yoksa da beraat edecek, gidecek adam. 73, sigorta... Yani bu kadar şeye rağmen beraat... Yani şirketlerin... İBB'deki, e-ihalede, Medya A.Ş.'nin yapacağı hak iddiada bunlar çok acı şeyler. Yani beni çok rahatsız eden insanın buraya bağlı cezayı verme, tutuyoruz. Cezanın ne çektiğini, ceza falan filan geçmeyecek. E, bir insana ceza istiyorsanız bir zahmet 235'e de doğru yerini yazsın savcılık. Yani hani tamam aceleye geldi ama yani o kadar da bunlara sehven yazılmış diyebilecek yargı yerimiz var mı başkanım yani? Hani ondan da her şeyi anlarım saygı duyuyorum da elim var mı? Sehven nasıl konur ya, sehven bir iddianame? Bunu hani acı çekmek için söylemiyorum ama cidden üzüldüğüm için söylüyorum. Böyle, böyle bu olmaz yani anlatabiliyorum değil mi? Yani ama şunu diyebilirim, yazdım buraya söyleyeceğim; ihaleye fesat karıştırmamış Elif ama savcılık iddianameye fesat karıştırmış.
Eee, elimi hazır oraya yazıp şey istiyorum. Başkanım onu artık herhâlde tabii şey olarak ona göre siz sonuçlandıracaksınız, elbette ki. Bir Urban Media meselesi var, bunu çok kısa vurgulayayım. Yani bir haksız zarardan bahsediyor. Şeyleri sunduk Başkan, hatırlar, sunmuyor mu? Bir zarar yok, orada herhangi bir sıkıntı yok. O haksız bir zarar olmadığı tarafımızca dosyaya sunuldu ve orada bir hatamız var ağabey. Olmadığını takdir eder de bir savcılığa şey raporu gönderdiğinizde o işleyecek. Tek bir savcı yapsaydı ne diyelim; bunu getirmedi ve Eylem 73'te havuzda mahalle dolanıyor da iki dava açmayacaktı. Burada işler var; burada 5 sene, 3 seneden 2 sene, 8 sene daha elime geçmedi, daha 3 bu şekilde, yani 8 sene fazladan ceza daha yok. Bunun maliyetinin ne kadar yüksek olduğunu söylemek açısından söylüyorum. Sehvendir ama sadece bir yazı yazsaydık... Hani burada Urban Media'nın buraları kullandığını söylüyor. Var mı bununla ilgili bir şey de söyleyeyim ve diğer şeyi sizler biliyorsunuz. Hemen yazacaksınız orada işte şu fotoğraflardan o döneme ilişkin var bilginiz, şey dönemine ilişkin... Rapor bunu öyle yaptı. Böylece savcımız da belki hiç de bu kaybı, bu kaybı buraya takipsizlik kararı verip kurtulacaktır.
85, 89, 106; bunlar gene birbirleriyle aynı. Daha önce çok anlatıldı, biz bu şeyin hiçbir yerinde yokuz. Elif de söyledi, çok ayrıntıya girmeyeceğim. 3G ile ilgili, 4734 ile ilgili ne olduğunu meslektaşlarım anlatacak. Bunlar seri şeyler; 106, 89 ve 85. Seri bunları efendim burada bahsetmeyeyim, meslektaşlarım anlatacak. Ben şöyle söyleyeyim; bu ayrıntılı yazdığım şeyleri direkt dilekçeyle size arz edeceğim tabii, onu da söyleyeyim. Burada çok vakit almayayım bunlarla ilgili olarak. Çünkü söyleyeceğimiz şeyler aslında sadece anekdot olarak söyleyeyim 85'te; dediğim gibi 85'te elim yok. Ama bu tanık beyanları boca edilirken 'ta... 'ın anlattığı, 'ın işte Elif'e, Elif'in 'a "Seni göreceğiz" dediği ihale bu diye oraya yazılmış 85'in. Bahadî'ye bakın; Elif bile istese de 85'te, 5. eylemde 'ı göremezsin. Yani o kadar faydalı... Hani çok istersen, hani "ben seni göreyim" dese bunu 85'te göremezsin; öyle görmesin 66'da, 67'de göremezsin, anlatabiliyor muyum? Burada göremezsin. Ama aynı taraf beyanları, ağırlığı sözcükler açısından söylüyorum resmin anlamında, aynı şeyi oraya da boca edildiğinden biz öyle görüyoruz.
89'da gene 2024-2029'da video çekimleri... Bunlar çok ayrıntılı konuşuldu, zarar da yok. Elif'in burada bir işi yok. Elif'in bir örgütte nasıl elin para kazandırmış olan, nasıl becermiş bunu iddianame bize anlatmıyor. Eylem 106'da "9 kalem film" diyor, üç yaşını bulandırıyor, "Vay sen bunu nasıl bulandırdın?" diyor. 4 tane şirket var, bunların bazıları onun gibi örgüt, onunla örgüt değil. Başkanım siz bizi o şekilde bizden daha iyi biliyorsunuz; belki siz biliyorsunuz, siz bizi tescil edersiniz kararınızla, biz de öğrenmiş oluruz. Bu neden, neden örgüt şirketi, öbürü neden örgüt şirketi? Biz bu odadaki bilgilerden anlayamıyoruz. Dolayısıyla biz neresini biliriz, belli değil. Üç eylem altında 40 tane tarım şirketi ismi var, bunların hepsi aynı ama niye orada, belli değil. Dolayısıyla etkinlik organizasyon işleriyle ilgili olmuş orada kalmış orada mı? Onu biz de anlayamadık. Hatta daha iyi bir şey... Bunu da Sayın Genel Müdür de söylüyor, aynı eylemden 99'da... Son olarak şeyden bahsedeceğim: Muvazaalı sözleşmeler ile ve kentler katılımı almak isteyen bazı kişilerin bizim ile ilgili bir yönlendirdiği ve bizim karşımıza muvazaalı sözleşmeler yapıldığı için bir müdahale edilmektedir. Ancak bir raporu yine var mı bilmiyorum; işte o şeyde zarar da yok. Zaten konuşulduğu bir diğer şey de, geç bir sözleşmesinde Elif bu dönemde orada da çalışmıyor. Dolayısıyla bu noktada Elif'in hani rüşvet üç tanesinde o kadar yapacağım istiyorum; ama hepimiz bu teklifin bu maddesini biliyoruz. Hangi şeylerin, hangi fiilin, hangi ilmi baradan vücut verebileceğini genel görüşünden biliyoruz. İnanın bana Genel Sefer Öğretmenimiz, şiddet suçunu buraya nasıl yaslamışlar, anlaşılır değil gerçekten. Bunlardan da tutukluluğu veriliyor Başkanım.
Tek ricamız şu Allah aşkına: Hani ya bizi de salın. Yani hani bunlara gerçekten biz daha çekiyoruz, bir yere bağlayalım bu soruyu ki hepimiz rahatlayalım, hepimiz bir adalet anlayışıyla karşı karşıya kalalım. Düşme süreçleri şeyi bu anlamda kalıp şey anlamlı değil ama diğer taraftan daha vahim: Bir de suç kelimelerinin aklama var. Nasıl bir suç kelimesi olmuş, nasıl aklanmış, onu biz anlayamadık. Anlayan biri gelsin, bana anlatsın. Şu şekilde suçlamalar var: "İhale süreçlerinde aktif rol alıyor." Bu zaten bir gün değil, arz ettim. "Aldığı taahhüt hatlarıyla, gerçi yani faturaların düzenlenmesinde rol alınıyor." Yok böyle bir şey. Yani şöyle; hani bunun delillerini koysalar savunma yapacağız ama delili yok. Böyle olunca onun lafına, İddia Makamı'nın lafına savunmanın lafı oluyor. Siz artık ortayı, ortayı siz... Yani İddia Makamı'nın lafı öyle, bizim de lafımız yok diye siz ortayı koyarsınız Sayın Başkan. Bir işiniz yok, Allah kolaylaştırır; ortayı bulup biz de rahatlayalım. "İhalenin kime verileceği konusunda altyapıyı hazırlayabiliyor" 118. eylemde. Buna rağmen yani o şeyde zarara sebep olduğu da iddia edilmiyor. Nasıl oluyor zarara sebebiyet veren sözleşme hazırlanıyor mu, hakkımızın bilinci var mı? Yok, göremiyoruz. Daha fazlasını sevgili meslektaşlarıma bırakıyorum. Beni bu saate kadar dinlediğiniz için herkese teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum Başkanım.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.