Savunma

Gürkan Akgün Müdafii Av. Akçay Taşçı Savunması

Müdafi savunması·Gürkan Akgün·29 Haziran 2026 · Kaynak

Sayın heyet, tarihi bir dava görüyoruz. Bu tarihi davanın da tutuklu sanıklar açısından sorgusunun da sonuna yaklaşmış bulunuyoruz. Yalnızca tarihimizi değil, aslında geleceğimizi de doğrudan etkileyecek bir dava olduğu konusunda da kimsenin şüphesi yok. Dava siyasi midir, hukuki midir diye bir tartışma soruşturmanın başından beri devam ediyor ve bu dava devam ettiği müddetçe de bu tartışma devam edecek, orası da kesin. Fakat savcının şöyle bir iddiası var, diyor ki: "Burada bir siyaset yoktur, siyasetin herhangi bir etkisi yoktur. Bu dosya alelade bir yolsuzluk dosyasıdır, hukuki bir davadır." Madde madde, biz de biraz konuşalım. Bakalım hukuk bu davayla ilgili ne söylüyor? Şimdi Sayın Başkan, az önce meslektaşlarımın anlattığı ihaleler dolayısıyla müvekkilin suçlandığı eylemler vardı, buna dair açıklamaları yaptık. Müvekkil, bunun dışında 3 tane tekil eylemle daha suçlanmış iddianame kapsamında. Birincisi; Eylem 25. Şimdi bu eyleme dair temel olarak 2 tane delilimiz var Sayın Başkan. Birincisi müştekinin ifadesi, ikincisi de tanığın ifadesi. Şimdi müşteki ifadesinde, bir görüşme içerisinde 'ün kendisinden, görüşme başlar başlamaz, yapılacak bir iş için rüşvet istediğini iddia ediyor. Bunun yanında tanığın ifadesiyle karşılaştırıyorsunuz; tanığın ifadesinde rüşvet eylemine ilişkin herhangi bir şey yok. Dolayısıyla müşteki eylemini soyut iddiaya dayandırdığı için iddianame suçu, irtikap suçuna doğru çeviriyor. Şimdi müştekinin temel iddiası şu, diyor ki: "Benim yapılması gereken haklı bir işimi beklettiler. Olmaması gereken, kanunda olmayan bir mecburiyetin içerisine sokmaya çalıştılar." Mimari Estetik Komisyonu kararından bahsediyor. Diyor ki: "Böyle bir mecburiyet yok. Buna rağmen beni orada bekletip, benden bir menfaat talep etmek için zorladılar." Şimdi Sayın Başkan, müvekkil burada bayağı ayrıntılı bir şekilde oradaki süreci anlattı. Savcılığa giderken bu kişinin, müştekinin, bu şirket yöneticisinin imar planının olmadığını bilmemesi mümkün değil Sayın Başkan. Biliyordu. Çünkü imar planlarının iptal edildiğini, imar planları iptal edildiği için zaten İBB tarafından verilmesi gereken, verilmesi talep edilen evrak verilmemiş. Savcılığa giderken bunu bilmemesi mümkün müydü? Değil. Yalan söylüyor Sayın Başkan. Hem bize yalan söylüyor hem de savcılığa yalan söylüyor. Şimdi diyelim ki müşteki vatandaştır, gitti yalan söyledi. Husumeti vardı, şuydu buydu; beğenmiyordu, sevmiyordu, gitti söyledi. Peki savcılık ne yaptı bunun karşılığında? Tek bir evrakla sorup çözebileceği bir konuyu netleştirdi mi? Netleştirmedi Sayın Başkan. Mimari Estetik Komisyonunun hangi şartlarda çalıştığı, hangi projelerin Mimar Estetik Komisyonunun kapsamına girdiği belli. Bunu yalnızca tek bir evrakla ortaya çıkarabilecekken, ortaya çıkarmak yoluna gitmedi. Peki müştekinin iddiası şu: "Ben bu evrakı alabilmek için menfaat sağlamak zorunda kaldım." Peki evrak ne zaman imzalanmış? 30 Aralık tarihinde. Ödeme ne zaman yapılmış? Yapıldığı iddia edilen ödeme ne zaman yapılmış? 20 Ocak tarihinde. Yaklaşık 20 gün sonra. İcbar suretiyle irtikap suçunun temelinde şu vardır Sayın Başkan: İcbarın yeteneği olmalıdır, icbarın bir kuvveti olmalıdır. İcbar edebileceğiniz bir mekanizma hâlâ elinizde bulunmalıdır. Fakat bu icbar yeteneği ortadan kalkmış. Müşteki ihtiyaç duyduğu evrakı almış. Aldıktan sonra müvekkilin elinde onu para vermeye zorlayacak, menfaat sağlamaya zorlayacak herhangi bir imkan kalmamış.

Gürkan Akgün Müdafii

Diğer taraftan müşteki diyor ki: "Benim projem devam etsin diye yapmak zorunda kaldım." Fakat fiili olarak şunu biliyoruz Sayın Başkan: Proje durmamış. Ruhsatı geçersiz olmasına rağmen durmamış, imar planı olmamasına rağmen durmamış. Fiili olarak inşaata devam etmişler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yapması gereken yazıyı yazıp "Bu inşaatı durdurun" demiş Eyüpsultan Belediyesi'ne. Eyüpsultan Belediyesi de demiş ki: "Biz tebligatımızı yaptık." Yaptıkları şey şundan ibaret olmuş; gitmişler, İBB'nin yazısını sadece tebliğ etmişler. İnşaatı durdurmamışlar. Kişi hem fiili olarak hem de resmi olarak icbar altında kalma yeteneğinden, icbar altında kalma durumundan tamamen kurtulmuş. İnşaatı ruhsatsız bir şekilde yapmaya devam edebilmiş. Ne proje baskısı yaşamış ne satış baskısı yaşamış ne işleminin yetişmesi baskısı yaşamış. Fiilen bunların hiçbirisini yaşamamış. Evrakını da almış zaten belli bir süre içerisinde. Üstelik kendisinin yalan söylediği gibi 6 ay, 8 ay, 10 ay beklememiş; yalnızca ve yalnızca 2 ay beklemiş. 2 ay da bu tür bir projenin incelenmesi için gayet makul bir süre. Ve bu sürenin sonunda ortaya çıkan eksiklikler, tespit edilen eksiklikler düzeltildikten sonra da evrakını almış. Şimdi Sayın Başkan, bu hususta Savcı Bey bir soru sormuştu. Orada kendisi düzeltilenlerin ne olduğuna dair bir evrakı göremediğini söylemişti. Biz mübaşir aracılığıyla yine de çıktısını kendisine iletelim Savcı Bey'e. Sorunun temelinde şu vardı: İlk incelemede yaklaşık 2 ay süren bir inceleme aşaması daha sonra nasıl 2 günde bitirilebildi? Orada yapılan değişikliklerin tamamı var. Heyetinize de sunmuştuk zaten Sayın Başkan. Değişikliklerin incelendiği, yalnızca usule aykırı olan, projeye aykırı olan hususların değiştirildiği bir incelemeden ibaret. Onu da zaten şöyle yapıyor: AutoCAD diye bir program var, siz her iki projeyi de o programa yüklüyorsunuz, 10 dakika içerisinde bu eksiklikler tamamlanmış mı tamamlanmamış mı size zaten çıkarıyor. Sayın Başkan, nihai olarak bu eylemde suçlanılan, yöneltilen suçlama... Biz tabii ki bu kreş yapımı için yönlendirme gibi bir iddia var bizim üzerimizde, bu iddiayı komple reddettik. Müvekkil o görüşmenin içeriğini anlattı. Görüşme içeriğinin sonunda düzeltilmesi gereken hususlar düzeltildi ve kişi ihtiyaç duyduğu evrakı aldı. Fakat kreş yaptırılması için yönlendirilme iddiasının örgütün amacına nasıl hizmet ettiğini de anlamış değiliz. Şimdi tekrar söylüyorum, iddiayı reddetmiş durumdayız. Fakat bir iş adamını "Belediyeye bir kreş yapın da bağışlayın" diye yönlendirmek örgütün, bu suç örgütünün, fon toplamak amacıyla kurulmuş olan bu suç örgütünün hangi amacına hizmet ettiğini de anlayabilmiş değiliz Sayın Başkan. Geçelim eylem 26'ya. Şimdi burada da temel olarak müvekkilin yaptığı işlem bir imar planı hazırlamak. İmar planını hazırlamış müvekkil 2021 yılında. Bu imar planı hazırlandıktan sonra Meclis'e sunulmuş. Meclis'e gitmiş, önce Meclis bu imar planını reddetmiş, geri göndermiş. Özür dilerim, imar planında belirlenen emsali değiştirmiş, düşürmüş. Düşürdüğü için vatandaş buna hakkını kullanmış ve itiraz etmiş. Bu itiraz sonucunda yine Meclis'e gelmiş. Müvekkilin son yaptığı işlem, son idari işlem; idari, fiili hangisini derseniz deyin müvekkilin son yaptığı işlem bu itiraz dilekçesini İBB Meclisi'ne havale etmek. İBB Meclisi'ne havale etmiş. İBB Meclisi'nden bu defa müvekkilin ilk hazırladığı plana dönülmüş ve 1,5 emsalli olarak kabul edilmiş. Şimdi müvekkilin yaptığı son işlem bu, ister fiili deyin ister idari deyin, son işlem bu. Aradan 2,5 yıl geçmiş. 2,5 yıl sonra bu vatandaş gitmiş, belediye lehine bir bağış işlemi yapmış. 2,5 yıl sonra hangi icbar devam edebilir Sayın Başkan? Aradan 2,5 yıl geçtikten sonra hangi icbar kuvveti bu kişiye zorla bir bağış yapılmasına sebep olabilir? Biz bunu anlayabilmiş değiliz. Hadi diyelim ki bu fiilen bir şekilde var olmaya devam etti, 'ün bu konudaki pozisyonu ne? bu icbar fiilinin neresindedir? bir imar planı hazırlayıp Meclis'e sunmak dışında hangi fiille bu kişiyi bağış yapmaya zorlamıştır ya da zorlayabilir? Bunların hiçbirinin cevabı yok.

Gürkan Akgün Müdafii

Diğer taraftan müştekinin ifadesi var. Önce şüpheli olan, daha sonra müşteki haline gelen beyefendinin ifadesi var. İlk ifadesini okuyorum Sayın Başkan: "Gizli tanığın rüşvet iddiasını kabul etmiyorum. Gizli tanık bu hususta bir rüşvet ithamında bulunmuş, o sorulmuş kendisine, şüpheli olarak sorulmuş. Gizli tanığın rüşvet iddiasını kabul etmiyorum. Bahsi geçen araziye ilişkin şu an herhangi bir imar izni alabilmiş değiliz. Kaldı ki çevre parsellerle aramızda bir, bizim aleyhimize olacak şekilde emsal farkı vardır. Yine emsal artışına izin veren komisyon kararında başkan olarak ismi bulunan Adnan Zeki Bostan şu an AK Parti İBB Grup Başkanvekilidir. Mehmet Yiğit Sultan ise Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısı'dır. Bu şahısların suç örgütüyle bir arada olmaları mümkün değildir." Mantıklı, makul bir ifade vermiş. AK Parti'nin İBB Grup Başkanı ile 'nun birlikte 'nun suç örgütüne üye olmasını mümkün görmemiş. Makul bir ifade vermiş ve tutuklanmış. Ertesi gün ifadesi tamamen değişmiş Sayın Başkan: "Bahsi geçen taleplerin tamamı Yavuz Erkut'un, 'nun kesin talimatı ile bizleri yönlendirdiği tarafından iletildi. İBB ile tapuda yapılan protokolü imzalamaya zorlayan kişiler 'nun kesin talimatı ile onun adına hareket eden , ve Kağan Sürmegöz'dür." Bunları söylüyor ve tahliye oluyor. Bu dosyada gördüğümüz onlarca örnekten yalnızca bir tanesi Sayın Başkan, onlarca örnekten. Birazdan bu konudaki tartışmalara yine değineceğiz. Fakat eğer burada bir suç fiili varsa dahi, biz tekrar söylüyoruz burada bir suç fiili yok, varsa dahi Sayın Başkan, bu suç fiili onaylanan imar planı, onaylanan imar planının altındaki imzalar İBB Büyükşehir Meclisi'nin üyelerinin imzalarıdır. Burada tartışılan fiil bu. Burada tartışılan fiil, müvekkilin teknik olarak hazırlamış olduğu imar planı değil, kabul edilen imar planı. Ve üstelik yine müvekkil tafsilatıyla anlattı; kişi, bu imar planları hazırlandıktan ve onaylandıktan sonra hiçbir kanuni mekanizmaya başvurmamış, itiraz etmemiş, idare mahkemesinde iptal davası açmamış. Bunların tamamını kabul etmiş. Demiş ki: "Evet, buradaki ben imar planını kabul ediyorum, buna göre hayatıma devam edeceğim. Bu iddianın şöyle bir saçmalığı var Sayın Başkan: Belediyenin, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin yalnızca bir kişinin parselini ilgilendireceği iddiasıyla, o parselde bir imar izni verileceği, sonradan imar izni verilebileceği iddiasıyla 200 bin kişilik bir mahalleye imar planı hazırladığını iddia ediyorlar. 200 bin kişinin kaderini bir kişinin kaderine bağladıklarını iddia ediyorlar. Temel saçmalık burada. Buna inanmamız bekleniyor Sayın Başkan. Diğer taraftan bağışın içeriği de şu: Şu kadar proje alanımı ben götürüp sosyal donatı için işte belediyenin lehine kullanımı için İBB'ye bağış yapıyorum. Şimdi burada henüz bir proje yok. Ortaya çıkmış bir bina yok. O bölgede yapılabilecek bir binayı ilgilendiren imar planı var. Fakat bu aşama gelecek. Öyle ya da böyle bir yapı ruhsatı için başvuracaklar. O yapı ruhsatı çıkacak. Onu da zaten İlçe Belediyesine yapacaklar o başvuruyu da. İlçe Belediyesi bir onay verecek. Orada bir bina yapılacak. O binanın içerisinden belli bir kısım kullanım alanını kişi belediyeye devredecek. Bunun ne zaman olacağı belli değil. 5 yıl sonra mı olacak, 10 yıl sonra mı olacak belli değil. O dönemdeki belediye yönetiminin kullanımına verilecek olan bir şey. Biz şunu anlamıyoruz. 5-10 yıl sonraki belediye yönetiminin kullanacağı bir alan nasıl suç örgütünün kullanacağı fon için bir kaynak sağlıyor? Burayı satacağını mı iddia ediyor? Burayı kiralayıp fon olarak kullanacağını mı iddia ediyor? Buna dair hiçbir şey yok. suç örgütünün, iddia edilen bu suç örgütüne fon yaratmak için bu eylemin ne işe yarayacağı, bu kişinin yaptığı bağışın, üstelik belediyeye, doğrudan belediyeye yapılan bağışın ne işe yarayacağına dair hiçbir açıklama yok.

Gürkan Akgün Müdafii

Yine müvekkile dönelim. 5-10 yıl sonraki İBB yönetiminin kullanacağı bir yer için müvekkil neden suç işlesin? Neden bu kişiyi irtikaba zorlasın? İrtikaba zorlaması muhtemel bir imar planı hazırlasın? Bu soruların hiçbirinin cevabı yok. Eylem 30. Gerçekten çok ilginç bir suçlama var burada müvekkile karşı. Sayın Başkan, burası bir KİPTAŞ bağlantılı bir proje. KİPTAŞ burada bir konut projesi hazırlamış ve bu konut projesinin temel amacı aslında KİPTAŞ'ın temel amaçlarından bir tanesi değil. burada anlattı esas amacını. Burası bir sosyal konut değil sayın başkan. Burası sırayla, kurayla, araya birini sokarak herhangi bir menfaat elde ederek satın aldığınız bir daire değil. Burası civarda herhangi bir İstanbul'da ya da ülkenin başka yerinde herhangi bir konut projesinden hiçbir farkı yok. Bu anlatılamıyor bir türlü. Sanki bir kamu projesiymiş gibi, sanki ucuzdan alınan bir yermiş gibi, sanki sıra olan, kurası olan bir yermiş gibi anlatıldı. Fakat böyle bir şey yok. Bununla ilgili Sayın Başkan, bir fiyatlamayla ilgili bir rapor alınmış, bunu da sunalım. Dosyanızda vardır zaten. Fakat SPK lisanslı bir değerleme firmasından buranın değeri hesaplanmış. Herhangi bir ucuzluk olmadığı, herhangi bir ucuzdan satış olmadığı, herhangi bir menfaat elde edilemeyeceği ortaya konulmuş. Ancak buradaki esas mesele farklı sayın başkan. Buradaki esas mesele, 'in etkin pişmanlık kapsamında verdiği bir ifadeye dayanıyor. O ifadede şununla suçluyor , Ekrem Bey'i. Diyor ki, "Bana buradan 100 tane daire ayıracaksınız, ben onları parti içi siyasetimde kullanacağım. Partiye hakimiyet kurmak için parti meclisi üyelerine rüşvet olarak vereceğim." böyle bir iddiada bulunmuş. Devamında iddianame bu iddiayı doğrudan, sanki bu fiil devam etmiş gibi sanki bu iddia sonuca ulaşmış gibi anlatmaya devam etmiş, devam etmiş, devam etmiş. Hiçbir yere de varmamış. İddiası şu örgüt üyelerine ve bir kısım Cumhuriyet Halk Partiliye menfaat sağlayarak üzerlerinde hakimiyet sağlama. Sayın başkan müvekkil 'ün CHP içerisindeki bir pozisyonu yok, CHP üyesi değil. Zaten devlet memuru. Parti içerisinde bir etkinliği, ağırlığı yok. Bu ikincisi. Üçüncüsü bu iddiaya dair devam eden hiçbir şey yok Sayın Başkan. Bunları anlatıp, 'in bu tür ifadelerini anlatıp sonuca da bağlamıyor. Peki ne oldu bu etkin pişmanlık ifadesinden sonra? burada projenin esaslarını anlattı. Sonra sanık olarak kürsüye geldi. Dedi ki, "Hayır KİPTAŞ'ın projesinde herhangi bir zarar oluşmamıştır, KİPTAŞ buradan kâr elde etmiştir." Bu açıkça ortaya konuldu. Yalnızca onların anlatımları değil. Bunlar evrakla da araştırmayla da ortaya konulabilecek şeyler Sayın Başkan. Bir kamu zararının olup olmadığı araştırmayla da ortaya konulabilecek şeyler. Bunlar da ortaya konduğunda ortada bir kamu zararı olmadığı ortaya çıkacaktır. Peki. Bunların tamamı aslında savcılık aşamasında da anlaşılmıştı Sayın Başkan. Herhangi bir problem yoktu. Ancak savcılık tek bir kez olsun iyi niyetli bir şekilde davranıp "Ya gerçekten burada herhangi bir problem yok." diyerek bu eylemi oradan çıkarmadı. 'ün adını buraya da yazmamış olalım demedi. Amaç neydi? Sürekli olarak bu iddia sayısını artıralım ve meslektaşımızın az önce bahsettiği gibi iddia sayısını artıralım, evrak sayısını artıralım, bir laf kalabalığı yaratalım. Buna yönelik de ancak herhangi bir sonucu yok Sayın Başkan.

Gürkan Akgün Müdafii

Şimdi Sayın Başkan, bu 3 ayrı eyleme dair cevaplarımızı, savunmalarımızı yaptık. Fakat temelinde biz burada bir suç örgütü yargılıyoruz. Suç örgütüne ilişkin bir yargılamayla başladık. Huzurdaki sanıklar bu iddiayla tutuklandılar. O iddia üzere biz yaklaşık 1,5 yıldır, 15 aydan fazla bir süredir “ suç örgütü” adında bir örgüt var mı, yok mu bütün ülke olarak bunu tartışıyoruz. Sayın Başkan, tutukluluğun esas sebebi olduğu için de biz savunmamızın önemli bir kısmını örgüt savunmasına ayıracağız. Şimdi “suç örgütü” kavramı, aslında biraz sihirli bir ifade Sayın Başkan. CMK anlamında bütün kapıları açan bir kavram. Bu kapılardan kastımız ne? CMK hükümlerini devlete karşı, devletin zor aygıtlarına karşı vatandaşın haklarını koruyan hükümler bütünüdür aslında. CMK bir yemek tarifi kitabı değildir Sayın Başkan. CMK bir dilek ve temenniler metni değildir. CMK'nın hükümleri emredici hükümlerdir ve bunlar olmadığında o yargılama hukuka uygun yapılmamış anlamına gelir. Bunların içerisinde bizim haklarımız var, yurttaş hakları var. Sayın Başkan, bunların içerisindeki en önemlilerinden bir tanesi savunma hakkı. Kişi bir suçla itham edildiğinde, hakkında bir suç soruşturması başladığında onunla ilgili hangi deliller var, kim kendisiyle ilgili ne delil toplamış, suç isnadının temelinde tam olarak ne vardır; bunları öğrenme ve bunlara cevap verme hakkına sahiptir. Fakat siz suç örgütü dediğinizde gizli bir soruşturma yürütebiliyorsunuz. Bu gizli soruşturma öyle bir gizli soruşturma ki Sayın Başkan, hakkınızda kim ne ifade vermiş diye yüzlerce, binlerce sayfa evrak toplanıyor, tanıklar dinleniyor, şüpheliler dinleniyor, tutuklamalar yapılıyor, bir sürü tevatür ortaya çıkıyor fakat siz aylarca hakkınızda ne delil olduğunu, hakkınızda nasıl bir tam olduğunu bilmeden bu soruşturmanın içerisinde kalabiliyorsunuz. Hatta bu soruşturma özelinde gizlilik kapsamında olmayan evraklara dahi erişiminiz kısıtlandı. Bu, kanuni öncelik olmanın ötesine geçti artık. CMK 153 açıkça bilirkişi raporlarının hiçbir koşulla gizlilik kapsamında olmadığını söyler. Fakat biz bilirkişi raporlarına soruşturma aşamasında da hiçbir şekilde erişemedik. Sayın Başkan, suç örgütü dediğinizde elinize aldığınız çok daha fazla yetki var. Az önce gizlilik kapsamında bahsettim, gizlilik kararından ve bunun etkilerinden. Siz gizlilik dediğiniz zaman teknik araçlarla izleme yapabiliyorsunuz; yani dinleme kaydı yapabiliyorsunuz, telefonları dinleyebiliyorsunuz, mesajlarına erişebiliyorsunuz, yazışmalarına erişebiliyorsunuz. Fiziki takip yapabiliyorsunuz, kayıt yapabiliyorsunuz. Savcılık, kolluğu görevlendirip Ekrem Bey'i, Gürkan Bey'i, buradaki sanıkların herhangi birini düzenli olarak takip edip gizli ya da açık bir şekilde takip edip bütün hareketlerini kayıt altına alabiliyor. Gizli soruşturmacı koyabiliyor. Bu soruşturmada var mı, yok mu bilmiyoruz Sayın Başkan çünkü iddianamede böyle bir iddia yok fakat delillerin nasıl toplandığı konusunda çok büyük şüphelerimiz olduğu için bunu da buraya koyalım. Gizli soruşturmacı, yani ajan sokabiliyorsunuz eğer bir suç örgütü soruşturması yürütüyorsanız. Gizli tanık dinleyebiliyorsunuz. Soruşturmada tepe tepe kullandı savcılık, birazdan ona da geleceğiz. Derdest bir soruşturma varsa hakkınızda, o soruşturmayı aşıp yeni bir soruşturma yapabiliyorsunuz; az önce meslektaşım anlattı. İkinci bir yargılamayı suç örgütü ithamıyla yapabiliyorsunuz. Suç örgütü ithamına çevirdiğinizde, o savcının elinden yürüttüğü soruşturmayı alıp kendiniz bir soruşturma yürütebiliyorsunuz. Ve halen Kültür AŞ'ye ilişkin yargılamada az önce meslektaşım anlattı, açık soruşturmamız halen devam ediyor. Sayın Başkan, peki biz bu kadar yetkiyi savcılığa neden veriyoruz? Biz bu kadar fazla haklarımıza tecavüz edilmesi ihtimali yüksek olan yetkiyi savcılığa neden veriyoruz? Neden meşru kabul ediyoruz bunları? Örgütlü suçla mücadele için. Evet, örgütlü suçla mücadele etmek için savcılıkların bu tür yetkilere ihtiyaçları vardır. Fakat bu kadar yetkiyi verdiyseniz bir savcılığa, bunun karşılığı da istenir. Nasıl istenir? "Bu örgütün bütün faaliyetini bana delilli, ispatlı olarak ortaya koyacaksın" şeklinde istenir. Yargıtay kriterler belirledi, birazdan gireceğiz onlara. "O kriterlerin tamamını ortaya koyup ispatlayacaksın." der. Eğer bu kadar fazla yetki kullanıyorsan bu yetkilerin tamamının karşılığını vereceksin. Kanun bunu emreder.

Gürkan Akgün Müdafii

Sayın Başkan, suç örgütü kavramının bu kadar hoyratça kullanılması, aynı zamanda sivil haklarımız konusunda da çok ciddi bir tehlike yaratır. Meşru örgütlenme yapılarını çok kolay bir şekilde kriminalize etmenize, savcının kriminalize etmesine alan açar. Bu tehlikeler öngörülmüştür ki Yargıtay, yüksek mahkemeler içtihat yoluyla bir suç örgütü iddiasının neleri içermesi gerektiğini, neleri ispatlaması gerektiğini içtihadıyla ortaya koymuştur Sayın Başkan. Bu yüzden Yargıtay'ın örgüt kriterleri dediğimiz bir kriterimiz, kriterler silsilemiz var. Eğer biz bu kriterler silsilesine uymazsak, eğer biz suç örgütü tartışmasında bu kriterlerin tamamını ortaya koymazsak, her 5-10 yılda bir Adalet Bakanlığı'ndaki ekip, siyasi grup değiştiğinde biz yeni bir siyasi iddiayla, yeni bir siyasi suç iddiasıyla, yeni bir suç örgütü iddiasıyla uğraşmak zorunda kalırız. Bundan 5-10 yıl önce Ergenekon ve Balyoz'da tamamen yaşadığımız şey buydu. Yalnızca o iddianameleri hazırlayıp o yargılamaları yapanların Fetullahçı çıkmasından bahsetmiyorum. Uygulayıcıların örgütsel faaliyetinden, kendi örgütsel faaliyetinden bahsetmiyorum. Onlar da yöntemsel olarak suç örgütü kavramının içini boşaltmışlardı Sayın Başkan. Onlar da yöntemsel olarak amir-memur ilişkisini sanki bir örgütsel yapı olarak anlatmışlardı. Onlar da temel olarak aynı hatayı işleyip aralarındaki ilişkiyi, memur amir-memur ilişkisini suç örgütü ilişkisi olarak anlatmışlardı ve bu yüzden de yıllara sari Yargıtay içtihadını yerle bir ettiler. Dolayısıyla bu kadar geniş yetkilerle bir soruşturma yürütüyorsanız önümüze her şeyi koyacaksınız Sayın Başkan. Ama her şeyi. Bu her şeyden kastımız şudur: Kim kiminle hangi talimat ilişkisine girmiştir? Hiyerarşik yapı nasıl kurulmuştur? Süreklilik, devamlılık, eylem çeşitliliği nasıl ortaya koyulmuştur? Bunların hepsini ispatlamak zorundasınız ki biz burada bir, "Bu kadar fazla yetkiyi kullandınız ve gerçekten bir suç örgütünü çökerttiniz," diyebilelim. Bunların hepsi ispatlanmak zorundadır. Ama bunları yaparken yine hukukun sınırlarında kalmak zorundasınız. Bunları yaparken yine CMK'nın emredici hükümlerinin içerisinde kalmak zorundasınız. Yine bunları yaparken tutuklama korkusuyla ifade alamazsınız. Bunları yaparken tahliyeyi bir rüşvet olarak sunamazsınız şüphelilerin önüne. Bunları yaparken delilin hukuka aykırı hale gelmesinden bahsetmiyorum sadece; delilin içeriğini sakatlayacak şekilde olmaz. Şüpheliye, "Tutuklanırsın," korkusuyla ancak iddianamenin temel argümanlarını ortaya koydurabileceğiniz ifadeler verdiremezsiniz Sayın Başkan. Bu iş de kötüye kullanım olur. Mesela örgüt suçlamasının ne kadar büyük bir suçlama olduğu ve bu konuda kanunun ne kadar büyük yetkiler verdiğini söyledik. Eğer bir örgüt suçlaması olmasaydı bu davada, 143 tane eylemimiz var, bu 143 eylem 143 ayrı dava olarak görülecekti Sayın Başkan. Her biri için ayrı ayrı bilirkişi raporları alınacaktı. Her biri için bu bilirkişi raporlarına itiraz edilecekti. Mesela diyelim ki bir ihalede yolsuzluk tespit edildi. Bu ihaledeki yolsuzluğun tam olarak hangi anda yapıldığını bilirkişi raporlarıyla tespit edecektik. İhale sorumlusu kimdir, muhammen bedeli kim belirlemiştir yahut buradaki harcama kalemlerinde kim nasıl bir fesat oluşturmuştur, bunların hepsi ayrı ayrı tespit edilecekti. Oradan bir karar çıkacaktı, istinafa gidecekti, Yargıtay'a gidecekti, bütün devletin mekanizmalarından geçecekti ve bir yargılama yapılmış olacaktı. Ama "suç örgütü" dediğiniz zaman peşinen tamamını tutuklamış oldunuz. Peşinen bu insanların her birini 1.5 yıl boyunca, 1 yıl boyunca istnadı bile bilmeden, 1.5 yıl boyunca savunma hakkını kullanamadan peşinen cezalandırmış olduk Sayın Başkan. Suç örgütü bu yüzden tehlikeli bir kavramdır. Suç örgütüyle suçladığınız zaman birini, o yüzden aşırı özenli bir soruşturma yürütmek zorundasınız.

Gürkan Akgün Müdafii

Peki biz savcılığa bu tür yetkileri verdik ve savcılığınız bize ne cevap verdi? Örgütün amacını tarif etti en başta. Elbette ki bir suç örgütü kurulduğunda bir amaçla kurulur. Örgütün amacını temel olarak şöyle tanımlıyor: Önce Cumhuriyet Halk Partisi'ni, sonra da memleketin idaresini, merkezi idareyi ele almak için fon oluşturmak, yasa dışı yollardan para toplamak. Sayın Başkan, amaç kısmının önemli bir kısmı, amaç başlığının önemli bir kısmı Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Kurultayı'na ayrılmış. Sanki gizli bir toplantıyı kolluk takip etmiş gibi orada görüntü çözümlemeleri yapılmış. Kurultaya katılan kişilerin Ekrem Bey'le herhangi bir ilişkisinin olup olmadığı sorgulanmış, yanlarında olup olmadığı sorgulanmış, video çözümlemesi yapılmış. Tek başına bir iddianamenin amacında en önemli ayrılan yerin burası olması zaten bu iddianamenin siyasi olduğuna dair iddianın en önemli göstergelerinden bir tanesi, fakat bu bizim hükmümüz olsun, geçelim. Bir yandan da şahsi zenginleşme yaratıldığına dair de bir örgüt üyelerinin kendi mal varlıkları içinde bu örgütün faaliyetlerini kullanabildikleri anlatılıyor. Bu anlatıya ilişkin çok çok önemli bir ifadeye yer vermiş savcılık. Temel dayanaklarından bir tanesi ve buna benzer çok fazla sayıda ifade de almıştır. : “Burada sohbet ediyorduk. Murat, 'e benim güvenilir biri olduğumu, rahatça sohbet edebileceğini söyledi. Buradaki sohbette , Murat'a, ‘Gördüğün gibi parti işi tamam, parti artık bizde. Biz ne dersek partide de artık o olacak. Şimdiki hedefimiz 'nun cumhurbaşkanı olmasıdır. Nasıl ki partinin ele geçirilmesi için bir fon oluşturuldu ve bu hususta başarılı olunduysa şimdi de cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük bir fona ihtiyacımız var. Bu fona katkı verenler abad olacak. Artık kara göründü. Daha çok verme zamanı. Alma zamanımız yaklaşıyor. Şunun şurasında ne iki sene kaldı. İmar, iskan, ruhsat sıkıntısı olanları piyasadan bulalım. Hangi ilçede iş varsa kapalım. 1 milyon dolar ve üzerinde para alacağımız her işi üstlenelim. İmarsız büyük arsalar bulalım, imara açtıralım, kazandığımız paraların yarısını cumhurbaşkanı fonuna yarısını da cebimize koyalım’ dedi. Ayrıca aynı sohbette , ve 'nun kendilerine cumhurbaşkanı fonuna para bulmak için özellikle AVM'leri, yalıları, büyük binaları mercek altında tutun, kaçak olanları ihbar edin, sonra da bunların sahiplerine ulaşın, biz bu işi çözeriz deyip üstlenin. Hedefimiz büyük AVM'lerden 10 milyon dolar, küçüklerden 5 milyon dolar. Seçimleri kazanmak için 2 milyar dolara ihtiyacımız var. Bu bir ifade Sayın Başkan ve bu örgütün amacını ortaya koyan, yöntemlerini ortaya koyan bir ifade. Şimdi bir ifade bir iddianamenin temel argümanına bu kadar mı oturur Sayın Başkan? Kek kalıbı gibi bir ifade açıkçası. Tam olarak almış, oturtmuşlar. Ve öyle de bir ifade ki ilk kez tanıştığı bir kişinin yanında örgütün bütün amaçlarını ve yöntemlerini tek seferde anlatıyor. Bunun bize makul gelmesi mümkün mü Sayın Başkan? Size makul gelmesi de mümkün değil. Savcılığa makul gelmediğini de biz zaten biliyoruz. İşte bizim anlatmaya çalıştığımız örgüt suçlaması yaparken tanık delilinin bu kadar önemli olmasındaki kastımız bu. Zorlayarak, zorlayarak, zorlayarak ancak bu kadar ifade alabiliyorsunuz. , tekrar ediyorum, örgütün bütün amaç ve yöntemlerini tek seferde, ilk kez tanıştığı bir kişiye bu kadar açıklıkla anlatıyor, ama çok gizli bir örgüt. Tabii ki iddianamenin bu örgütün gizliliğine dair de bir anlatımı var. Elbette ki bir suç örgütü gizli olmak zorundadır. Açık açık suç işleyecek haliniz yok. Bir örgüt kurduysanız faaliyetlerinizi gizli yürütmek zorundasınız, ama iddianamenin de bu gizliliği bize çok iyi anlatması lazım Sayın Başkan. Gizliliğin ifşa edilmiş olması lazım, gizliliğin ortadan kaldırılmış olması lazım. Ne kadar gizli faaliyette bulundularsa o gizli faaliyetlerin her birini önümüze konmuş olması lazım. Peki iddianame gizlilikle ilgili ne anlatmış bize? Üç tane temel başlığı var gizliliğe ilişkin. Birincisi Le Meridien Otel'de bir toplantı yapılmış. Bu toplantı örgütün gizli faaliyetlerini yürüttüğüne dair en önemli delillerden biri olmuş.

Gürkan Akgün Müdafii

Biliyorsunuz; en başta bu toplantıya giderkenki valizlerle ilgili para çantaları olduğu iddia edilmişti. Daha sonra bunların jammer olduğu kabul edildi, iddianame de bu şekilde kabul etti ve jammer'ın neden kullanıldığını da Mustafa Bey huzurunuzda anlattı. Bir tane toplantı, bir tane otel toplantısı ve üstelik bu toplantı bu örgütün kurulduğu iddia edilen tarihten 8 yıl sonra. 8 yıl sonra, 9 yıl sonra ne zaman kurulduğuna dair bir şey anlatmıyor zaten tam olarak fakat 2015-2016, bazen bazı yerlerde 2014'e çekiliyor, Ekrem Bey'in Beylikdüzü'nü kazandığı tarihe kadar götürülüyor, fakat bir tane gizli toplantı yapmış şimdiye kadar ve bunu da neredeyse operasyon yediği, neredeyse gözaltına alındığı tarihten çok kısa bir süre önce yapmış. İkincisi; başkanlık konutundan bir kamera, başkanlık konutundan bir güvenlik kamerası sökülmüş ve bir güvenlik kamerasının sökülmesi ve bir yerlere götürülmesi faaliyetini gizliliğin en önemli delillerinden bir tanesi olarak anlatmışlar. Fakat her ne hikmetse, bu gizli örgüt, bu kamera söküldükten sonra, bu kameranın nereye konulacağını idari silsile içerisinde birbirine sormuş. Mustafa Bey aramış Erol Bey'i, yanlış hatırlamıyorsam. Demiş ki biz bu kamerayı nereye koyacağız? O da demiş ki elektronik sistemleri arayın. Elektronik sistemleri aramışlar, daire başkanlığı bunların hepsi. Onlar da demiş ki İSBAK'a götürün. İSBAK'a götürüp envantere kaydetmişler. Gizli olarak yürütülen bir faaliyet gizliliğin en önemli delillerinden bir tanesi götürülüp belediyenin envanterine kaydedilmiş. Sayın Başkan, gizliliğe ilişkin kısmın çok önemli bir kısmı, en önemli olarak anlatılan kısmı ise meslektaşımız 'ın faaliyetlerine ayrılmış. Operasyon bilgisinin alınması üzerine meslektaşımız bir hazırlık yapmış. Bu hazırlıkla örgütün çözülmemesi için faaliyetlerde bulunmuş, olası şüphelilerle ifadelerini tutturmak için bir araya getirmiş, 130-140 tane avukat ayarlamış. Ben hiç burada 130-140 avukat görmedim Sayın Başkan. Ya aylık 1 milyon lira bütçe ayrılmış, buna dair anlatımlar var fakat bunların hiçbirisine dair hiçbir delil de yok. Şimdi 2015'ten beri gizlilik içerisinde faaliyet yürütüyorsunuz ve bu gizliliğe dair ortaya konulan delil son bir ay içerisinde “operasyon gelecek bir arada duralım” faaliyetlerinden ibaret. Gizlilik içerisinde yapıldığına dair ortaya konulan şey 'ın dosyanın içeriğine dair ne olabileceğine dair güya toplantıları. kendi savunmasını yaptı zaten Sayın Başkan, onun üzerine geçmek istemem fakat elinizde bu kadar imkân varken, takip yapabiliyorken, dinleme yapabiliyorken, fotoğraf video çekebiliyorken, CMK'nın öngördüğü bütün soruşturma yöntemleri elinizdeyken gizliliğe dair bulduğunuz tek şey bir ay öncesinde birkaç tane avukat toplantısı, onun da gerçekliği fazlasıyla şüpheli, zaten birçoğu reddedildi, yapılmadığı ispatlandı. Sayın Başkan, bir suç örgütünün varlığına dair önümüze konulması en garanti olan, en kesin olan şey hiyerarşik yapıdır. Hiyerarşik yapı iki temel sebeple çok önemli kriterlerdir. Birincisi, bu örgüte üye olduğu iddia edilen kişilerin üye olma kastlarını ortaya koyması açısından önemlidir, ikincisi de fiili işleyiş açısından önemlidir. Sayın başkan, eğer hiyerarşik yapıdaki yeri, eylemleri, zamanları, talimatların nasıl ve ne şekilde verildiğini ortaya koymazsanız eğer gibi 20 yıllık, 25 yıllık belediye bürokratlarının bir suç örgütünün içerisine girmeye nasıl ikna olduğunu ortaya koyamazsınız. Bunu ortaya koymak zorundasınız. hangi motivasyonla, nasıl, ne şekilde bir suç örgütünün faaliyetleri kapsamında bu suçları işlemeye ikna oldu? Amaç şöyle anlatılıyor: “Arkadaşlar, bu Cumhurbaşkanlığı işinde güzel para var. Gelin beraber önce CHP'yi ele geçirelim sonra memleketi ele geçirelim” deniliyor ve sonra hep beraber hareket etmeye, suç işlemeye başlıyorlar.

Gürkan Akgün Müdafii

Sayın Başkan, bu başlangıç hareketiyle işlenebilecek bir suç değil, suç örgütü üyeliği. Düzenli olarak sizin bu konudaki iradenizi açık tutmanız, düzenli olarak bu konudaki fiillere devam ettirmeniz gerek. Düzenli olarak 'e şu, şu, şu amaçla imar planlarında şu şekilde oynayacaksınız, şu kişilere bu kadar menfaat elde ettireceksiniz, onlar da bize para sağlayacak gibi iddiaları ortaya koymanız, bunları kesinleştirmeniz gerekiyor. Bir de fiili şart var sayın başkan. Bu fiili şart da örgütün işleyişini anlatması açısından mecburi. Nedir? Kim kimden hangi talimatı aldı, bu talimatı nasıl yerine getirdi, bu talimat yerine getirilirken her bir eylemin örgütün amacına nasıl hizmet ettiğini ortaya koymak zorundasınız. Mesela az önce bahsettim, bir irtikap eyleminden bahsediliyor. Bu irtikap eylemi Cumhurbaşkanlığı seçimi için fon oluşturmak isteyen 'na nasıl hizmet edecek? Bunun ortaya konulması mecburidir Sayın Başkan. Tam burada iddianame önümüze bir örgüt şeması koyuyor anlattı. Bu örgüt şemasında örgütün lideri var, örgütün yöneticileri var ve örgütün üyeleri var. Peki, yalnızca kendimizden örnek verelim. Benim müvekkilim kime bağlı örgütte? 'e bağlı. Neden? 'le arasında bu tür bir hiyerarşi ilişkisi olmasının herhangi bir kriteri var mı? Yok. Güya bütün imar, iskân işlemini yönetiyormuş. Bütün imarın, iskân işlemine dair onaylar fiili olarak 'ten... Peki, az önce biz şeyden bahsettik eylem 25'te, özür dilerim. Hani bütün imar, iskân işlemine bakıyordu? Niye 'e gitmemiş müşteki de niye ona yönlendirmemişler? Adı yok. Dolayısıyla 'le müvekkilimin talimat alma ilişkisine dair şeyi hiçbir şekilde ortaya koymamış. Bunun fiili, rasyonel bir mantığı ortaya konmamış. Bizim suçlandığımız alanlar, müvekkilimizin suçlandığı alanlar yoğunluklu olarak Kültür A.Ş.'ye bağlantılı belediye ihaleleri. Kültür A.Ş.'nin de alt kiralama sözleşmeleri. Burayı kimin yönettiğini iddia ediyor iddianame? 'un. "Eee biz çoğunlukla faaliyetimizi, örgütsel faaliyetimizi güya Kültür A.Ş. faaliyetlerinde yürüttük," ama örgütteki yöneticimiz . Sayın Başkan, “Ha Murat ha Fatih... Ne fark eder?" diyebilirsiniz. Çok şey fark eder. Murat'ın verdiği talimatın nasıl yerine getirildiği, Fatih'in verdiği talimatın nasıl yerine getirildiği, örgüt iddianızın temelinde olması gereken şeydir. İspatlanması gereken şeyin temelinde bu vardır. Çünkü her bir eylemde bir kişiye bir suç işleme talimatı veriyorsunuz. Ve o kişi bu talimat karşısında gidip bu suçu işliyor. Fakat bu suçtan kastımız, ihale süresi dolmuş reklam alanlarının yeniden ihaleye çıkarılması olamaz. Bir idari faaliyeti, görevi başındayken yapmak zorunda olduğu işlemi yaptığında, "'in talimatıyla yaptı," diyemezsiniz. Nasıl yaptığını ortaya koymak zorundasınız. "Bu ihaleye 1 yıl önce çıktınız. Çünkü ben altındaki firmaları bağlamıştım, o firmalardan para alacaktım. Süresi bitmesine rağmen, bitmemesine rağmen önceden ihaleye çıktınız." Bunu derseniz derim ki eyvallah. Süresi bitmemiş işleri usulsüz bir şekilde öne almışlar çünkü firmalara acil para lazımmış, oradan fon aktarmışlar. Böyle bir iddianız var mı? Yok. Sayın Başkan, devam etmiş ve örgütün faaliyet alanlarını anlatmış iddianame. Temel olarak şunu söylüyor: Bağlantılı kişilere ihaleler vereceksiniz (vermişler), inşaat ruhsatları ve usulsüz imar işlemleri yapmışlar, usulüne uygun başvuruları bekleterek rüşvet istemişler, hafriyat alanlarından kaynaklar sağlamışlar. Şimdi Sayın Başkan; Erçin Bey, , Ali Rıza Bey, Ramazan Bey birçok burada savunmalar yapıldı. Emrah Şahan Başkan savunmalarını yaptılar birçok iddiaya ilişkin. Biz, yalnızca kendimizi ilgilendiren kısımla ilgili savunmalarımızı yapalım. Nedir bunlar?

Gürkan Akgün Müdafii

İştirakler. Çoğunlukla Kültür A.Ş.'nin belediyeden aldığı, daha sonra kendisinin de alt kiralama sözleşmeleri yoluyla piyasa firmalarına verdiği reklam işleri. İddianame diyor ki iştirakler konusunda: Suç işlemek amacıyla bir araya gelen bu kişiler, örgüt lideri 'nun talimatıyla bu iştirakleri ele geçirerek İBB'ye aktarılan kamu bütçesini, örgüt menfaatleri doğrultusunda harcayarak devletin ve dolayısıyla Türk milletinin kazanımlarını halka hizmet etmek için kullanmak yerine yasa dışı amaçlar için tüketmişlerdir. Peki nasıl? Hangi yöntemleri kullanmışlar bu iştiraklerin içini boşaltırken? Kurgu şöyle: Ana ihaleyi Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin alacağı şekilde ayarladınız. Yeterlilik şartlarını, ihaleye girebilirlik şartlarını buna göre belirlediniz, sonra bu işleri daha önceden bağladığınız firmalara aktardınız. O firmalardan da payınızı aldınız. Şimdi bunu planlayanın kim olduğunu söylüyor temel olarak? . Peki Kültür A.Ş.'yi işaret eden ihalenin şartnamesi ne zaman hazırlanmış Sayın Başkan? Yıllar, yıllar önce. Şartnamede tek bir değişiklik yapılmış mı? Yapılmamış. Şartnamenin teknik koşullarından bahsediyorum. Ciro şartları başka firmaların giremeyeceği şekilde daraltılmış mı? Daraltılmamış Sayın Başkan. Ciro şartları daraltılmadığı gibi bunun yalnızca varlığını dahi Kültür A.Ş.'yi işaret eden bir şey olarak anlatıyor Teftiş Kurulu Raporu ve Bilirkişi Raporu. Önünüze kondu. Kaan Bey anlattı, az önce meslektaşım anlattı. Biz de anlatalım. Bakın, örneklerinden verdi, burada fiyatları da telaffuz edelim. Maraş ve Kayseri örneklerini az önce sunduk önümüze. Kayseri'de 20.000.000'luk aynı iş için 30.000.000 lira ciro istemiş, 20.000.000 lira iş bitirme istemiş, 5.000.000 lira da kayıtlı sermaye istemiş. Burada bahsedilenlerden çok daha düşük. Sayın Başkan, yeterlilik şartları konusunda bu bir mecburiyet. Kayseri'nin yaptığını da suç olarak atfedemiyorum. Bu bir mecburiyet. İdarenin verdiği, almak istediği parayı alabileceğine dair bir garantiye ihtiyacı vardır. Orada yapılan işin yapılıp bitirilebileceğine dair bir garantiye ihtiyacı vardır. Yeterlilik şartları bu yüzden bir mecburiyettir. Üstelik hala yüzlerce firma buraya girebiliyor. 73 tane İstanbul'da, ihalelerin çoğusu için, 73 tane firma bu ihalelere girebilir durumda. Peki bu 73 firmadan bir tanesinin şikayeti olmuş mu yıllara sari? Bir tanesi gelip, "Beni bu ihalelere sokmuyorlar şu şu şu sebeple," denilmiş mi? Denilmemiş. 2019 öncesi de denilmemiş, sonrası da denilmemiş. Bir piyasa normali haline gelmiş. İkinci iddia neydi? Muhammen bedelin düşük tutulması. Kaan Bey uzun uzun anlattı, tekrara gerek yok. Fakat benim de mesela gözümü tırmalayan, Teftiş Kurulu Raporu'nu okurken gözümü tırmalayan bir yer, 2 tane örnek vardı. Bir tanesi enflasyon oranında dahi artırımın yapılmamış olması, ikincisi ise indirim yapılmış bir sözleşme. İkisinin de açıklamasını yaptı Sayın Başkan. Bir tanesinde pandemiye denk gelmiş, elbette ki o kadar yüksek bir fiyata satamayacaksınız. İkincisinde ise teslim edilmesi gereken reklam alanlarının bir kısmı teslim edilememiş fiili sebeple. Elbette ki indirim yapacaksınız. Bunu da vatandaşın hakkına girmiş olursunuz eğer bu indirimi yapmazsanız. İlk yöntem konusunda, bu paranın nasıl kazanılacağı konusunda ilk yöntemimiz buydu. İki temel bacağı vardı, iki temel bacağı da çürütüldü. İkinci yöntem: Tek taraflı olarak kullanıma açmışsınız, ihale etmişsiniz, çift taraflı kullandırtmışsınız, firmalara haksız kazanç sağlamışsınız. Sayın Başkan, Kaan Bey yine bu kısmı uzun uzun, tafsilatlı bir şekilde anlattı. Fakat bu, doğrudan uygulamaya ilişkin olan bir itham. Uygulama anında ortaya çıkabilecek bir itham. Ve bunun sorumluluğu yine Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı 'ün bu eyleminin içerisinde. Şimdi bu iki faaliyeti, Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Sekreter Yardımcılığı faaliyetini yürüten birinden, her gün sokak sokak dolaşıp bu reklam alanlarının doğru kullanıldığını denet... Özür diliyorum, denetlemesini mi bekliyorsunuz? Bunu nasıl tarif ediyorsunuz Sayın Başkan? Böylesine seçmemizdeki en önemli şeylerden bir tanesi; her bir sanık her bir ihale içerisinde, her bir usulsüz olduğu iddia edilen işlem içerisinde hangi eylemiyle bu suçlara katıldığına dair anlatım yok.

Gürkan Akgün Müdafii

Üçüncü bir yöntem; sahte fatura çarkı. İddianame bir kısım sahte fatura çarkı oluşturulduğunu anlatıyor, bu yönde bazı ifadeler alınmış. İşte o benden %8 komisyonla fatura istedi, ben %5 komisyonla verdim vesaire. Fakat bunların Kültür A.Ş. ile bağlantısını yine anlayabilmiş değiliz. İddianame anlatmıyor çünkü. Bu parayla, bu yöntemle bu para nasıl örgüte gitmiş? Kendi aralarında eğer doğruysa, kendi aralarında çevirdikleri sahte fatura ticaretinin Kültür A.Ş.'den çıkışı ne? Yok böyle bir anlatım Sayın Başkan. Bir kısım böyle bir fatura işi döndüğüne dair ifadeler alınmış, o ifadelerin tamamı oraya yorulmuş. "Örgütün sahte fatura teşkilatı tespit edilmiştir" demiş, bırakmış. Ecrimisil. Yine Kaan Bey anlattı. İşgal edilen bazı yerler var oralarda usule aykırı bir şekilde belediyeye haber vermeden kişi reklam alanı kullanmış. Bunlar tespit edildiğinde de haksız menfaate karşılık olarak da gitmiş Ecrimisil yoluyla geriye dönük kira bedeli tespit edilmiş. Üstelik tahsil etmişler. Fakat buradan örgüte nasıl para aktarıldığı gene yok ortada. Para belediyeye gelmiş, belediyenin kasasına girmiş. Örgüte nereden gittiğine dair yine bir açıklama yok. Diyelim ki usulsüz işlemdir; Ecrimisil doğru bir idari yönetim değildir, doğru bir idari yöntem değildir. Fakat örgüte para gitmemiş. Para dışarıya çıkmamış, para içeride, para hala içeride. Bu yöntemle örgüte nasıl para aktarıldığına dair tek bir açıklama yok. Reklam izinleri; özel mülkiyetteki yerler. Benim bir binam var, binam Beşiktaş'ta, oraya çok büyük bir pano yaptırıp kiraya vermek istiyorum. Bu bir izne tabi Sayın Başkan, gidip belediyeden izin almak zorundasınız. Anladığımız kadarıyla bir kısım da bir harç ödüyorsunuz belediyeye, cüzi de bir harç ödeyip bu izni alıyorsunuz. Diyorlar ki: "Bu izinleri verebilmek için, bu izinleri almak için gelen kişiyle de Kültür A.Ş. ile zorla muazzam sözleşmeler yapmaya ittin." Şimdi iddianın doğru olduğunu kabul edelim, bu yöndeki ifadelerin doğru olduğunu kabul edelim. Kültür A.Ş.'ye para kazandırılmış oluyor Sayın Başkan. Hala bu para Kültür A.Ş.'ye gidiyor, belediyenin iştirakine, oradan da kar payı olarak da belediyenin kasasına giriyor. Hangi örgüte nereden para aktarılmış bu yolla? Biz bunu da anlayabilmiş değiliz. Para çıkışı yok, hatta bunu artık genelleleyebiliriz Sayın Başkan. Bütün dosyanın tamamında ne iştiraklerin kasasından ne de belediyenin kasasından dışarıya çıkan bir para yok. Biz bunu anlayabilmiş değiliz. İştiraklerden de belediyeden de para çıkışı yok ama örgüte para aktarılıyor. İnanılmaz bir laf kalabalığı, 560 milyar TL ile başlayan kamu zararı iddiaları, iddianameye geldiğimizde 160 milyar liraya düştü. Hatta onu da yine bizi ilgilendirmez ama örnek olarak hatırlatalım. 160 milyar liralık kamu zararının 80 milyar lirasını Cebeci'de çıkarılamamış, toprağın altında kalmış madenlerden hesap yapmışlar. Böyle kamu zararı hesaplamış bu dosya. Ama tekrar konuş olarak söyleyelim; ne iştiraklerden, ne de belediyenin kasasından çıkmış 5 kuruş para yok Sayın Başkan. Şimdi burada müvekkilin ister pozisyonundan biraz bahsetmemiz gerekiyor. Örgüt üyeliğine ilişkin, bir suç örgütüne üye olduğu iddia edilen 'ün ister pozisyonundan bahsedelim. imar planlama, ulaşım, depreme hazırlık gibi konularda bu alanlardan sorumlu genel sekreter yardımcımız. Sayın Başkan, akıl almaz bir rantın merkezinde oturuyor, böyle bir görev yapıyor. Akıl almaz ranttan kastımız şu: Müştekilerimizden bir tanesi Nusret Bey zannedersem, sorusuyla sordu. Dairelerin herhangi biri, ortalama herhangi bir yurttaşın alabileceği daireler değil Sayın Başkan. Projenin tamamı milyar dolarlık. Bu milyar dolarlık projelerin merkezinde bir görev yapıyorsunuz. İster ister menfaat olsun, isterse de örgüte aktarım için. Eğer niyet bu olsa, eğer böyle bir amacı olsa, böyle bir niyeti, böyle bir kastı olsa bunu yapabilecek en önemli yerlerden bir tanesinde oturuyor.

Gürkan Akgün Müdafii

Çünkü biz Türkiye'de şunu biliyoruz Sayın Başkan: Eğer belediyecilik üzerinden bir yolsuzluk dönecekse, bunun en kolay yollarından bir tanesi imar usulsüzlükleridir. Yargıtay'da onlarca, yüzlerce dosya bekliyor bu şekilde. İmar usulsüzlüğünün tercih edilmesinin sebebi şudur: Bir; çok daha az kişinin bileceği şekilde bu suçu işleyebilirsiniz. İkincisi de rant çok yüksek. Yalnızca bir kat artırdığınızda inanılmaz rantlar elde edebiliyorsunuz, inanılmaz mal varlıkları elde edebiliyorsunuz. Dolayısıyla çok sık rastlanan bir suç tipidir Türkiye'de. Fakat müvekkilin bu dosyada suçlandığı tek bir imar planı, tek bir usulsüz artış, tek bir proje yolsuzluğu yok Sayın Başkan. Bunlar üzerinden gelmediler bize. Belediyenin gelir getiren faaliyetlerinde "niye daha fazla gelir elde edilmedi" denilerek suçlandık biz ve üstelik tamamen az önce meslektaşım anlattı, hiçbir bilimselliği olmayan ve tamamen taraflı bir bilirkişi tarafından. Müvekkilin hayatı bu tür imar yolsuzluklarına karşı mücadeleyle geçmiş. Bunu sadece belediyedeki görevi sırasında değil, ondan önce Şehir Plancıları Odası'ndaki faaliyetleriyle de bu şekilde hayatını geçirmiş. Sivil toplumdaki faaliyetleriyle de bununla geçirmiş. Temel olarak rant karşıtı. Sayın Başkanım, müvekkilin suçlandığı iki temel görevi var. Bir tanesi, az önce bahsettim, Genel Sekreter Yardımcılığı görevi. İkincisi ise Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı görevi. Şimdi bir kısım ihalede, yine gelir getirici faaliyetlerin bir kısım ihalesinde, ihaleye çıkma kararlarında imzası var. Ne demek ihaleye çıkmak kararı? 10 yıl önce bir yer kiraya verilmesi için ihalesi yapılmış ve bitmiş. O yerden yine gelir elde edecekler. Bu paranın kazanılması lazım. Bu paranın kazanılabilmesi için 2886'ya göre ihaleye çıkılması lazım. görevi sebebiyle denilmiş ki; "Evet, 2886'ye göre ihaleye çıkılsın. Buralar kiralansın, boş kalmasın. Belediyenin parası bir an evvel kasasına girsin." İhalelerin sorunlarına dair iki temel şey anlatıldı. Bir, muhammen bedelin düşük gösterilmesi, ikincisi de doğrudan bir firmanın yani Kültür A.Ş.'nin, bu arada bir firma derken lütfen bunu unutmayalım Sayın Başkanım, düzenli olarak vurguluyorum. Kültür A.Ş. bir kamu iştiraki. Kültür A.Ş.'nin kazandığı para İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kazandığı paradır. Muhammen bedel düşük tutulmuş, cevabı verildi. Sadece Kültür A.Ş. işaret edilmiş, hayır, bunun da cevabı verildi. Sayın Başkan, Kültür A.Ş.'deki görevi müvekkilin ikincil bir görev aslında. Yönetim Kurulu Başkanlığı müvekkilin esas işi değil. Esas işi az önce bahsettiğimiz Genel Sekreter Yardımcılığı. İkincil bir görevi olarak da İştirak Yönetim Kurulu Başkanlığı görevi verilmiş. Fakat gelir gelmez, bu iştirakteki çalışma sistemi fiilen şu, her yerde de öyle, gelir gelmez göreve, Genel Müdürlük makamına, Genel Müdürlüğe bir yetki devri yapılıyor noterden. Bu yetki devrinin içerisinde yapabilecekleri işlemlerin her biri teker teker sıralanıyor. Genel Müdürlükler bu işlemlerin tamamını yürütüyorlar. Sonra da diyor, gelip diyorlar ki; "Biz senin verdiğin yetkiyle şu, şu, şu işlemleri yapmaya karar verdik, onaylıyor musun?" O da diyor ki; "Tamam, onaylıyorum." Fakat altındaki kişilere bu yetki devrini yaptıktan sonra "Ben bu yetki devrini verdim, artık geri kalan hiçbir şey beni ilgilendirmez." demiyor, deme şansı da yok zaten. Altında bu yetki devrini verdiği kişilerin bu yetkiyi nasıl kullandığına dair denetim mekanizmaları var. Nedir bu denetim mekanizması? En önemli denetim mekanizmamız olan Sayıştay.

Gürkan Akgün Müdafii

Sayıştay geliyor, diyor ki; "Ben Kültür A.Ş.'nin alt kiralama işlemlerinin nasıl yapıldığını 2020 denetledim, 2021 denetledim, 2022 denetledim, 2023 denetledim." "Denetledim" diyor bunların hepsini. Senin raporunu yazıyor, herhangi bir bulgu bulmuyor. Dolayısıyla bu raporu gördüğünde şunu düşünmesi kadar normal bir şey var mı: "Evet, benim yetki devri yaptığım Genel Müdürlük makamındaki kişiler usule aykırı herhangi bir işlem yapmıyor." Sayıştay'dan daha önemli bir denetim makamımız var mı bizim? Yok. Güven unsurunu sağlayacak daha güçlü bir mekanizmamız var mı? Yok. Fakat bu yetmiyor Sayın Başkanım. İki ihale için adli soruşturma başladı. Bu adli soruşturmada, belediyenin açtığı iki ihale için adli soruşturma başlatıldı. Deniliyor ki; "Burada muhammen bedeller düşük belirlendi, şöyle oldu, böyle oldu. Bize soruşturma izni verin." Veriliyor bu soruşturma izni. Buna karşı adli yargıya gidiliyor. Danıştay diyor ki; "Bunların tamamı subjektif yorumlardır." Yol ve yöntem, esas itibarıyla Danıştay denetiminden geçiyor. Yalnızca usuli bir denetim değil Sayın Başkan. Danıştay kararı, burada kullanılan yol ve yöntemlerin tamamının idari usullere uygun olduğuna karar veriyor. Suçlamaların subjektif olduğuna karar veriyor. Peki. Bir Sayıştay denetimi, iki Danıştay denetimi, iki tane yüksek mahkeme denetiminden geçmiş yol ve yöntemler konusunda müvekkil daha fazla ne yapabilir? Ne bekleniyordu müvekkilden daha fazla? Hangi denetim mekanizması olsaydı ikna olacaktınız? Siz ne zaman ikna olacaksınız? Sayın Başkan, az önce bahsettik. Müvekkil bütün ömrünü ranta karşı mücadeleyle geçirmiş. Şimdi bu karakteri otursun, gözünüzde otursun diye anlatmaya çalışıyoruz bunu. Müvekkilin Şehir Plancıları Odası'ndayken yaptığı, açılmasına katkı sunduğu davalardan birkaç tanesinden bahsedeceğim. Davanın, davaların tamamının bilgisi var ama konu itibariyle anlatmak istiyorum. Ankara'nın en büyük yeşil alanı ve mirasının yapılaşmaya karşı korunması, dava açılmış. Başkentin tarihi merkezindeki dokunun yıkımına karşı verilen hukuk mücadelesi, kültürel miras, dava açılmış. Ankara'nın güney nefes borusu, çok Ankara'yla çok ilgilenmiş müvekkil. Kıyıların halka açılması ve turizmin baskısıyla doğal dokunun bozulması. Binlerce hektarlık tarım ve orman arazisinin kaderini belirleyen planlar. Kamusal kullanımda kalması gereken alanların rezidans, ticaret alanına dönüşmesi. Kent içindeki nadir büyük ölçekli yeşil alanların parçalanmasını engellemek. Havacılık güvenliğini ve silüeti tehdit eden yüksek katlı yapılarla mücadele. Müvekkil şimdiye kadar meslek hayatı boyunca mücadele ettiği konulardır bunlar. Yani mesela bir yere gideriz, beğeniriz bir yeri. 10 yıl sonra oraya gittiğimizde şu cümleyi çok kuran olmuştur herhalde, ya buralar ne kadar güzeldi buraları bitirmişler, ne hale getirmişler buraları. İşte o “ne hale getirmişler” cümlesi bizim ağzımızdan başka bir yer için çıkmasın diye mücadele edenlerden bir tanesi müvekkil. Ömrünü kent hakkına, çevre hakkına, yoksulların barınma hakkına adamış ve bunun için mücadele etmiş. Bu bakış açısını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yansıtsın diye, orada da bu bakış açısıyla yöneticilik yapsın diye Ekrem Bey tarafından da göreve getirilmiş. Şimdi siz bu kişiye rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık gibi ithamlarda bulunuyorsunuz. Sayın Başkan, bunlar bu kadar, insanların onuruyla, haysiyetiyle bu kadar kolay oynanmaz, oynanmamalı.

Gürkan Akgün Müdafii

Az önce söyledik. Savcılığa biz çok geniş yetkilerle bir soruşturma yetkisi verdik. Savcılık çok çok geniş yetkilerle kullanabileceği her yöntemle bu yetkileri kullandı ve delil topladı. Ne delil topladı Sayın Başkan? Tanık, gizli tanık, etkin pişman. Şimdi 'ın, meslektaşımızın savunmasını dinledik. Özellikle etkin pişmanlık ifadelerinin nasıl alındığına dair çok kapsamlı bir savunma yaptı. Onları tekrar hatırlatarak geçeyim. Hatta bazı etkin pişmanları biz salonda dinledik yani. , tafsilatıyla anlattı başına gelenleri. Tanıkları henüz dinlemedik, o aşamaya gelmedik, tanıkları dinleyeceğiz. Bir de özellikle soruşturmanın başında, özellikle medyaya en çok servis edilen delillerden biri olarak gizli tanıkları bulduk. Sayın Başkan, gizli tanık neden vardır? Gizli tanık yöntemi ne için kanunda, hukukta var? Tanığın güvenliği için vardır. Siz bir suç örgütüyle mücadele etmek istiyorsunuzdur, o suç örgütünün içerisinden birileri aslında konuşmaya, aslında suç delillerini ortaya koymaya meyillidir fakat suç örgütünün tehlikesinden korkuyordur. Gizli tanığın yegane varlık amacı budur. Gizli tanık uyuşturucu çeteleriyle, gizli tanık mafyayla mücadele etmek için icat edilmiş ve kanunda meşru görülmüş bir yöntemdir. Kendisi korkmasın, rahat bir şekilde her şeyi anlatsın ve bu anlattıkları yoluyla da biz bu suç örgütünü ortaya çıkaralım, çökertelim. Gizli tanığın meşru görülmesi için tek sebep budur Sayın Başkan. Şimdi gizli tanığı biz burada duruşmalarda da dinleyeceğiz. Sesini flulaştıracaksınız, görüntüsünü zaten vermeyeceksiniz. Sormaya çalışacağız bazı sorular, verdiği bilgilere ilişkin. Doğrulamaya ilişkin bazı sorular sormaya çalışacağız ama diyecektir ki çok büyük bir çoğunluğuna, adımız gibi eminiz, çok büyük bir çoğunluğuna kimliğini ifşa etme tehlikesi sebebiyle cevap vermeyecektir. Peki bu ifşa olmanın tehlikesi var mıdır dosyamızda Sayın Başkan? Bir güvenlik tehlikesi var mıdır gizli tanıklara ilişkin? Kim bunu iddia edebilir? Kim buna dair herhangi bir şeyi önümüze koyabilir? Burada açık tanıklar da var dosyada, etkin pişmanlar var. Hangisinin başına ne gelmiş? Hangisi kendisini tehlike altında hissetmiş? 'e ne oldu ki gizli tanık Meşe'nin de başına bir şey gelsin? Başlarına bir şeyler geliyor zaten, duyuyoruz oradan buradan. Ne olduğunu da biliyoruz, öğrenemiyoruz, çünkü gizli. 'ın başına ne gelmiş? Her şeyi kendince yazdı anlattı, dosyanın başlangıç sebebi olarak bakan bile Sayın Bakan bile dedi ki “'ın ifadeleriyle başladı.” 'ın başına bir şey mi geldi de gizli tanık Meşe'nin başına bir şey gelsin? Sayın Başkan, doğrudan ve net bir talebimizdir, gizli tanıkların gizli tanık olma şartları dosyada bulunmamaktadır, kaldırılmalıdır Sayın Başkan. Peki, hadi diyelim ki gizli tanığı da dinlediniz gizli olarak. Ne verdi Sayın Başkan gizli tanığınız? Yine daha fazla tanıklık verdi, duyum tanıklığı verdi. Yüzlerce Yargıtay kararı var Sayın Başkan, tanıkla örgüt üyeliği ispatlanamaz diye. Tanık deliliyle, özellikle de duyum tanıklığıyla örgüt üyeliği ispatlanamaz. Yüzlerce kararı vardır. Peki gizli tanık ne verseydi meşru olurdu, ne verseydi amacına ulaşmış olurdu? Suç delilini vermiş olsaydı. Başka bir tanığa referans vermesi bizim için bir şeyi değiştirmez. Dosyada 5 tanık, yahut 100 tanık olması bir şeyi değiştirmez Sayın Başkan. Hepsi nihayetinde tanık delilidir. Nedir örgütün amacı? Cumhurbaşkanlığı faaliyeti için fon oluşturmak! Yani para toplamak. Para bulunamadı Sayın Başkan. Bu dosyada para yok. Tespit edilmiş, amaca matuf elde edilmiş suç eşyası yok. Suç yöntemlerine dair anlattıkları her şeyi teker teker çürüttük. Fakat en önemli delil olarak Cumhurbaşkanlığı fonu için, Cumhurbaşkanlığı kampanyası için oluşturulmuş para tespit edilemedi Sayın Başkan. Üstelik gizli tanıklara bu yüzden ihtiyaç vardı. Şu tarihte şuradan şu para alındı, şuraya götürüldü ve şurada bulunacaksınız denmesi gerekiyor. Şu zorlamayla yapıldı denmesi gerekiyordu. Yalnızca zorlamaya dair tanıklık anlatıldı fakat suç delili anlatılmadı Sayın Başkan. Suç delili ortaya konulamadı.

Gürkan Akgün Müdafii

Şimdi, yine dönelim müvekkilimizin şahsına. Tüm bu tanık, gizli tanık, etkin pişman ya da sanık, müşteki... Tüm bunlar hakkında verdikleri ifadelerin tamamı, tam bir yokluk Sayın Başkan. hakkında verilmiş bir ifade yok. bu örgütün üyesidir diyen tek bir kişi yok. Sadece gizli tanık Zeytin'de şöyle bir ifade var, o da "Üyedir" demiyor. Yine ifademde belirttiğim gibi, -ona da Ramazan Gültekin diyor- “ ve isimli şahıs, ile ortak hareket ediyor.” Yukarıda anlattığım gibi dediği kısımda 'ün adı yok Sayın Başkan. Herhangi bir yerde geçmiyor fakat belli ki sonunda sorulmuş bu: " ile ilgili ne biliyorsun, onunla da ilgili bir şey söyle." O, oraya sıkıştırılmış. Bu kadar da beceriksizce. Sonunda demiş ki: " ve ile birlikte hareket etti." Bildiğim kadarıyla ile üniversiteden sınıf arkadaşı. Birlikte hareket etmekten kasıt nedir, onu da anlayan bir müşteki yok. Ve nihayet, bir kişi kartı oluşturuluyor bütün örgüt üyelerine ilişkin, emniyet... Bu kişi kartında da müvekkil hakkında ne geçiyor? Şüpheli 'ün, 2019 yılında İBB'de İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı olduğu dönemden itibaren, yetki ve sorumluluğu kapsamında, siluete uygunluk raporu adı altında ruhsatlandırma süreçlerini uzattığı... Uzatmayı anlattık Sayın Başkan. Bu doğrultuda talep sahiplerinden örgüt adına para talep ettiği, para vermeye zorladığı, rüşvet görüşmelerini yaptığı... Rüşvet görüşmeleri... Hepsi tek bir eyleme referans gösteriyor burada anlatılanların ama rüşvet görüşmeleri... Anlaşmanın sağlanması üzerine taşınmaz sahiplerini örgüt yöneticisi 'e yönlendirdi. Yine çoğullaştırıyor. Bakın, ithamların tamamı, kişi kartındaki ithamların tamamı tek bir eyleme referans. Tek bir eylemde itham edilen suçlara, fiillere referans ama çoğullaştırıyor. Yok, başka bir iddiası yok. Faaliyetleri kapsamında hareket eden şüphelinin örgüt hiyerarşisinde 'e bağlı hareket ettiği anlaşılmıştır. Az önce söyledik; ile ilgili ortaya konulmuş tek bir hiyerarşik ilişki iddiası yok Sayın Başkan. Şu tarihte 'ten şu talimatı aldın, yerine getirdin, ortaya koydun denilen tek bir eyleminiz yok. Bunun dışında bir kısım HTS baz kaydı anlatılmış. Herkes için anlatıldı Sayın Başkan. HTS baz kayıtlarının neyin delili olabileceği, bazın nasıl teknik olarak delil olamayacağı anlatıldı. Bizde de bir örnek var. Gerçekten bizim üzerimizde böyle bir itham yok, böyle bir suçlamayla karşı karşıya değiliz ama eşleştirilen tek bir örneğimiz var. Bir çalışanıyla güya eşleşmiş; biri Osmanbey'de, biri Yeşilköy'de, aralarında 188 metre var. Bizdeki absürt örnek de bu. Tekrar söyleyelim; şu tarihte şu kişiyle buluştun, şu görüşmeyi yapmak için buluştun, şu tarihte şu kişiden şu parayı aldın falan gibi bir itham altında değiliz. Dolayısıyla bizi eşleştiren bir HTS baz kaydı yok fakat HTS'ler var. Ne var? ile telefonla görüşmüş, Murat Onbun ile telefonla görüşmüş, şununla, ile telefonla görüşmüş, ile telefonla görüşmüş. Diğer örgüt üyesi kişilerin hepsiyle tanışıklığının sebebi görevi Sayın Başkan. Bu kişi İBB Genel Sekreter Yardımcısı. Her gün onlarca farklı konuda, onlarca farklı kişiyle iletişime geçmesi gereken bir iş ve bunların tamamı yine İBB görevleridir. Bir tek, bir tek firmayla, belediyeden iş almış bir tek firmayla tek bir irtibat kaydı bulunamamıştır.

Gürkan Akgün Müdafii

Sayın Başkan, iki temel konuda çok önemli bir karar vereceksiniz. Birincisi, burada bir suç örgütü var mı? İkincisi, eğer böyle bir suç örgütü varsa bu örgüte kimler üye? Eylemlerin her biri için Sayın Başkan -ceza istenmiş iddianamede- her biri için örgütsel kastı ortaya konmuş mu, konmamış mı, buna dair karar vereceksiniz. şu ihaleye çıkarken, şu ihaleye çıkış kararını imzalarken örgütün şu amacına matuf, şu amacına hizmet eder şekilde şu fiili gerçekleştirmiştir şeklinde somutlaştırma var mı, yok mu, buna karar vereceksiniz. İhaleye çıkma kararıyla örgütsel faaliyet arasındaki bağlantıya dair karar vereceksiniz. Sayın Başkan, bu teknik olarak mümkün değil. Teorik olarak ihaleye çıkma kararının örgütsel faaliyet olduğuna dair ispatı savcılığın yapması teknik olarak mümkün değil. Burada kastı araştırıyorsunuz çünkü. Müvekkil, herhangi bir faaliyetini... Gitti sabah belediyeye, önüne geldi evrak; 10 yıllık, 10 yıl önce yapılan ihale bitmiş, "Yeniden ihaleye çıkmamız lazım." Bu konuda da karar vereceksiniz, ihaleye çıkma kararında diğerleriyle birlikte imza atacaksınız. Örgütsel kastla mı, yoksa göreviyle ilgili mi olduğu konusunda ayrım yapmanız teknik olarak mümkün değil. Çünkü bu, kişinin iç dünyasına ilişkin bir tartışma. İddianamenin temel saçmalığı burada; görev sebebiyle yapılan faaliyetleri örgütsel faaliyet olarak ispatlamaya çalışıyor. Teorik olarak mümkün değil. Sayın Başkan, iddianamenin üç konuda çifte standardı var. Şimdi bu çifte standardı söylerken, "Yalnızca biz yargılanıyoruz, onlar da yargılansın" anlamında söylemiyoruz. Birincisi: 2019 öncesi ve sonrası için şartnameler aynı, yol ve yöntemler aynı ama iddianame orayı suç olarak görmüyor. Bu bir çifte standart. İkincisi: Meclis kararıyla, oy birliğiyle geçmiş -doğrudan suçlandığımız konulardan bir tanesi, eylem 26- meclis kararıyla ve oy birliğiyle geçmiş işlemler var. Üstelik Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğundayken. Bizi bununla suçluyor, fakat oraya açılmış bir dava yok. Meclis çoğunluğuna, meclis kararına açılmış bir dava yok. Encümendeyken oy birliğiyle, yine AK Partili üyelerin imzası olan kararlar var; bunlara dair bir dava yok. Bunlar iddianamenin çelişkileri, iddianamenin çifte standartları. Fakat anlıyorum, siz önünüzdeki iddianameyle bağlısınız. Buna dair yapabileceğiniz bir işlem yokmuş gibi düşünüyorsunuz fakat şunu yapabilirsiniz: Hatta eğer suç olduğunu düşünüyorsanız, yapmak zorundasınız Sayın Başkan. Eğer bu eylemlerde suç varsa, suç duyurusunda bulunmak zorundasınız kamu göreviniz gereğince. Bu çifte standart meselesi yalnızca "Onlar da yargılansın" dediğimiz için değil Sayın Başkan. Burada "suç yok"u anlatmak için ortaya koyduğumuz, savcılığın taraflı davrandığını iddia etmek için ortaya koyduğumuz bir iddia. Sayın Başkan, bu dosya başladığından beri çok ciddi hak ihlallerine doğrudan hepimiz şahit olduk. En başta, seçme ve seçilme hakkımız ihlal edildi Sayın Başkan. Bu dosyada 4 tane belediye başkanı var tutuklu. Diğer yan salonlardaki zaten ayrı bir tartışma konusu ama bu salonu doğrudan ilgilendiren seçme ve seçilme hakkımız ihlal edildi Sayın Başkan. 4 tane belediye başkanı tutuklandılar ve görevden alındılar. Lekelenmeme hakkı ihlal edildi Sayın Başkan, bu dosyanın başında. Şimdi gazete manşetlerini falan onları da bir tarafa bırakıyorum. İyi niyetli bir savcılık, iyi niyetli bir savcılık buradaki şüphelileri arka arkaya sıraya dizip bir yakalama görüntüsü vermek için bu prodüksiyona girer miydi Sayın Başkan? İyi niyetli bir savcılık bu prodüksiyona neden ihtiyaç duyar? Hele bir de üstelik, "Sosyal medya kullanımı için dik çekim lazımmış" deyip tekrarlayarak. Lekelenmeme hakkı ihlal edildi.

Gürkan Akgün Müdafii

İşkence ve kötü muamele yasağı ihlal edildi Sayın Başkan bu dosyada. Çıplak arama, aileyle tehdit, yasak sorgu yöntemleri... Sayın Başkan, temel olarak kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla yargılanıyor huzurdaki sanıklar. Bizim gözümüzde kamu gücünün kötüye kullanılması bu. Mülkiyet hakkı ihlal edildi Sayın Başkan. Emekli maaşlarına kadar tedbir konuldu. İnsanların şirketlerine el konuldu. Peyderpey siz kaldırıyorsunuz. Bazı şirketlerin mal varlığının, bazı şirketlerdeki tedbirlerin nasıl kaldırıldığı konusunda ciddi şüphelerimiz var hâlâ. Hızlıca tedbir konulup daha sonra kaldırılan, bir anda şüpheliyken bir anda müştekiye çevrilen kişiler hakkında... Bunlar hakkındaki şüphelerimiz hâlâ devam ediyor, ayrı konu. Çalışma hakkı ihlal edildi Sayın Başkan. Müvekkiller dahil olmak üzere buradaki herkes işinden oldu. Görevlerinden alındılar, maaşlarından oldular, temel gelirlerinden oldular. Ve nihayet, özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edildi. İhlal edilmeye devam ediyor; en temellerinden bir tanesi Sayın Başkan. Şimdi tutukluluğa geçiyorum. Sayın Başkan, tutukluluk -bizim yargımızın tutuklu yargılama konusu- bizim yargımızın en büyük problemlerinden bir tanesi. Biraz tarihsel bir yolculuğa çıkalım: 1960 yılına kadar Türkiye'de ağır cezalık suçlarda tutuklama mecburiyeti vardı. Yani eğer ağır cezalık bir suçla suçlanıyorsanız en başta tutuklanıyordunuz; soruşturma, kovuşturma... Eğer beraat ediyorsanız, beraat ederseniz serbest kalıyordunuz; beraat etmezseniz hükümle beraber aldığınız hükmü yatmaya devam ediyorduk. 1960 yılında kaldırılıyor, 1961 yılında da Anayasa'ya özgürlük ve güvenlik hakkı, Anayasa'ya giriyor. Sayın Başkan, o tarihe kadar -özür diliyorum, o tarihten sonra- tutuklamaya ilişkin maddelerimizde çok çok fazla değişiklik yapılıyor. En önemlilerinden bir tanesi 18 Kasım 1992 tarihindeki değişiklik, CMUK'taki (Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu) değişiklik. Daha sonra 2005'e geliyoruz. 2005 yılında komple usul kanunumuz değişiyor ve CMK'ya geçiyoruz. CMK'da bir düzenleme yapılıyor; bu konuyla ilgili çok fazla tartışma yürüyor. Çok eğlenceli tartışmalardı aslında ama keşke başka bir ortamımız olsaydı. Bu tartışmaların sonucunda tutuklama en problemli konu olduğu için CMK 100 de en fazla zaman alan konulardan bir tanesi oluyor. Nihayet bir metinde anlaşılıyor ve kanun olarak geçiyor. Sayın Başkan, o kadar beceremiyoruz ki bu işi, tutukluk konusundaki meseleyi; 2014 yılında yeniden bir düzenleme yapılmak zorunda kalınıyor. 2014 yılında yeniden değiştiriyoruz. Sürekli olarak kanun koyucu tutuklamayı zorlaştırmaya çalışan düzenleme değişiklikleri yapıyor ama zorunlu tutukluluk -az önce bahsettiğim 1960 yılı öncesi zorunlu tutukluluk- dönemine göre nüfusa oranla tutuklama oranımız 5 kat artmış Sayın Başkan. Sürekli olarak tutuklu yargılama konusunda kötüye gidiyoruz. Şu anki düzenlememiz, şu anki CMK 100'ün lafzı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin çok daha gerisindedir Sayın Başkan. Çünkü temel olarak şunu ortaya koyar: "Kuvvetli suç şüphesini gösterir somut deliller..." Bu, neredeyse hüküm demek. Neredeyse hüküm demek. "Hükümde yazacağınız delilleri açık açık göstermek zorundasınız" demek. Peki, bu kadar zor bir tutuklama maddemiz varken, bu kadar kapsamı dar bir tutuklama hükmümüz varken bizde tutukluluğumuzu devam ettiren şartlara bakalım. Hükmü kurarken bahsettiğiniz "kuvvetli suç şüphesini gösterir somut deliller" meselesine, yani bilirkişi ve teftiş raporlarına gelelim. Hem esastan hem usulden, usulen kullanılamayacağını, bunun taraflı bir rapor olduğunu, açıkça taraf raporu olduğunu az önce ortaya koyduk. E esasına da girdik, esasını da anlattık. Yalnızca bilirkişilerin taraflı olması üzerinden söylemedik bunu. Bu raporların içerikleri de boş, bunları anlattık. MASAK raporu yazıyorsunuz, MASAK raporunda adımız yok. Mal varlığını ve eylemlerini araştırdığı, delil vasfı olabilecek herhangi bir şeyi yok. Zaten gerçekten bir şey yok, bir tane arabası var. HTS baz verilerini anlattık, zaten yok. Şimdi, tartışabileceğimiz tek bir delilimiz var: müşteki ve tanığımız. Bizim dosyamızda eylem 25 kapsamında bir müşteki var. Bu henüz huzura gelmiş bir delil değil, dolayısıyla "Ne tartışılabilir, bizim bu müştekiye etki etme imkanımız?" tartışılabilir. Şimdi Sayın Başkan, an itibarıyla, şu anki durumuyla o bir şey söyledi, biz reddettik ve pat durumundayız. Müşteki bizim hakkımızda bir iddiada bulundu, biz bu iddiayı reddettik, pat durumundayız. Onun ifadesini bizim ifademizden daha kıymetli kılan herhangi bir şey yok; ne kanunen var ne de fiilen var. Pat durumundayız, şüphe halindeyiz. Dolayısıyla şüphenin kimin yararına olacağı bellidir: Şüpheden sanık yararlanır Sayın Başkan.

Gürkan Akgün Müdafii

Sayın Başkan, karartabileceğimiz deliller kapsamında az önce de söyledim; karartma ihtimalimizin teorik olarak bu kapının açık olduğu iddia edilen kişi kimdir peki? Bizi şikayet eden kişi kim? Milyarlarca dolarlık inşaat projeleri yürüten bir firma, bir firmanın yetkilisi. İmar planını idare mahkemesi iptal ettiğinde, Bakanlıktan kendisine imar planı çıkartabilen bir kişi. Üstelik iktidar partisiyle evlilik birliğiyle bağlı, Sayın Vekilimin geçen gün ifade ettiği gibi. Biz bu kişiyi mi tehdit edeceğiz de ifadesini değiştirecek? Bu kişinin mi ifadesine müdahale etme şansımız var? Böyle bir şansımız yok Sayın Başkan. Dolayısıyla bizim delil karartma şüphemiz yok. Diğer deliller konusunda, zaten hepsi dosyanızda. Eğer eksik bir delil kaldıysa, araştırmanız gereken bir husus varsa hepsi belediyede resmi yazıyla bekliyor, hepsini yazıp alabilirsiniz. Bizim karartabileceğimiz, etki edebileceğimiz tek bir delil yok Sayın Başkan. Peki, kaçma şüphesi? Şimdi, kabul edelim ki mevcut şartlarımız, Türkiye'nin hukuk güvenliğindeki şartlar kaçma konusunda insanı çok teşvik ediyor Sayın Başkan. İçeri giren çıkmıyor bir şekilde. AYM ve AİHM kararları, tahliyeye yönelik AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor. Bir tanesinde benim başka bir müvekkilim var; Milletvekili Can Atalay. AYM kararlarına rağmen çıkamadı. Güvenebileceğimiz bir yargı mekanizmamız yok Sayın Başkan, gerçekten güvenilir bir, özellikle de tutukluluk konusunda güvenilir bir yargı mekanizmamız yok. Hiçbir itiraz mekanizmamız çalışmıyor. Tutukluluğa itiraz kararlarını size veriyoruz, biliyorsunuz. Soruşturma aşamasındakileri meslektaşlarım anlattı, yüzlerce örnek var. Bir tanesini de ben hatırlatayım. İyi bir hakimdi, 55. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi. Bir tutukluluğa itiraz kararı kendisine gittiğinde şu kararı vermek zorunda kaldı adam. Dedi ki: "Ben bu kadar zamanda, bu kadar şüphelinin üzerindeki ithamı, onların savunma dilekçelerini, üstelik bunların örgütsel faaliyet içerisinde olup olmadığını denetleme şansına sahip değilim. Mümkün değil, fiilen mümkün değil. Benim başka işlerim de var." dedi. Bu kadar doğru tespitler yaptı ama yine de yanlış karar verdi. O da "karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verdi. Kanuni şart olarak karar vermesi, kabul ya da reddetmesi gerekirken o da kanuni şartı atladı. Alın bakın, durumumuz bu. Dolayısıyla kaçma konusunda çok teşvik eden, eğer bir suç ithamı altındaysanız kaçma konusunda çok teşvik eden bir yargı sistematiğimiz var. Fakat buna rağmen müvekkil kaçmadı Sayın Başkan, hiçbir yere kaçmadı. Kaçma ihtimaline dair şeyi nereden başlatıyoruz? Sayın Başkan, bu operasyonun geleceği neredeyse bir yıl öncesinden yazılmaya başlanmıştı. İktidara yakın gazeteler bunu yazdılar, açık açık ortaya koydular. Hatta son haftayı çok iyi hatırlıyorsunuz; miktarlar paylaşılmaya başlanmıştı iktidara yakın gazeteler tarafından. "Şu kadar kamu zararı, bu kadar kamu zararı, ha bugün ha yarın..." denilerek. Müvekkil, Genel Sekreter Yardımcısı; bu operasyonun kendisine değme ihtimalinin çok yüksek olduğunu ayırt edebilecek birisidir. Fakat kaçmadı Sayın Başkan. Hatta yurt dışına gitti, geri geldi. Yurt dışından son döndüğü tarih 16 Mart. Tatile gitmişlerdi eşiyle birlikte, 16 Mart'ta döndüler. 19'unda gözaltına alındı Sayın Başkan. Dolayısıyla bu kaçma şüphesi meselesini de artık gündemimizden çıkaralım. Sayın Başkan, hapisliğin her türlüsü zordur diye tahmin ediyorum. Ben çok uzun, yani 10 yıldan fazladır düzenli olarak hapishanelerde müvekkillerimi görüyorum. Kendim hiç tutuklanmadım henüz ama tutukluluğun en zor halinin, daha doğrusu hapisliğin en zor halinin şu anki tutukluluk olduğunu tahmin edebiliyorum. Neden? Çünkü tamamen öngörülemez içerikteki bir tutukluluk şu an yaşanan. Ne zaman çıkacağınıza dair hiçbir makul öngörünüzün olmadığı bir tutukluluk yaşanıyor. Mesela tutukluluk incelemelerinde tahliye ettiğiniz kişiler oldu. Herkes sevindi, biz de sevindik. Fakat bir kriter bulmaya çalıştık; neye göre tahliye ediyorsunuz bu insanları? Hepsi aynı gün, daha doğrusu en başta 19 Mart'ta gözaltına alınanlar, daha sonra tutuklananlar var. Fakat bir kriterinizi bulamadık Sayın Başkan, öngörülebilir bir kriter bulamadık tahliyelerinizde. Mesela bu tutukluluk incelemesinde mi çıkarabiliriz müvekkili? Şimdiye kadar sorgusunu bekletiyordunuz; "Sorgudan önce mümkün değil." deniyordu. Benim açımdan fiili bir sebep bu. Herhangi bir kanuni sebebi yok, kanuni sebeple bağlı değilsiniz; dolayısıyla sorgusunu almadan tahliye ettikleriniz oldu, iyi de yaptınız. Fakat bir kriteriniz yok, herhangi bir rasyonelle de açıklayabileceğimiz bir durumda değiliz.

Gürkan Akgün Müdafii

Fakat sizin açıklamanız gereken şöyle bir şey var Sayın Başkan: 'ün bu dosyada tutuklu kalması hangi kamusal amaca hizmet edecek? Bir kamusal amaca ihtiyacınız var. 'ün tutuklu olarak yargılanmaya devam etmesi hangi kamusal amacınızı yerine getirecek? Neyi tehlikeye atacaksınız mesela 'ü tahliye ettiğinizde? Hangi kamusal amaç tehlike altında, risk altında kalacak? Bunu bize açıklamak mecburiyetindesiniz Sayın Başkan, eğer bir tutukluluğun devamı kararı verecekseniz. Mesela şunu da açıklamak zorundasınız, bu bir kanuni şart: Adli kontrolün neden yeterli olmayacağını açıklamak zorundasınız. O cümleyi yazmakla olmaz, o açıklama değil ki. "Bu aşamada yetersiz olduğu kanaatine varıldığından..." Bu cümle bir açıklama değildir Sayın Başkan, bu cümle bir gerekçe değildir. Adli kontrol şartlarıyla tutuklama şartları kanunda birebir aynıdır. Fakat size bir kapı açmıştır; adli kontrolle, tutuksuz yargılama konusunda bir kapı açmıştır size. Eğer onlar işe yaramayacaksa, o zaman tutukla diyor. Bu ön şarttır, kanuni ön şarttır. Dolayısıyla bize bu yetersizlik halini ortaya koymak zorundasınız. Kaçma şüphesi, delil karartma şüphesi; bunlar tutukluluk şartları, ayrı bir konu. Bir kanun icrası olarak, adli kontrol yöntemlerinin yetersizliğini ispatlamak zorundasınız. Sayın Başkan, bitiriyorum. Devletin şiddet tekeli sayesinde müvekkiller buradalar. Şiddet tekeli devletin elinde bir kozdur, meşru bir kozdur. Devlet şiddet tekelini kullanır ancak ve ancak bunun meşruiyeti hukukla mümkündür Sayın Başkan. Eğer hukuku buradan çıkarırsanız, devletin şiddet tekeli dediğimiz şey; keyfiyete açık, kötüye kullanıma açık, kör bir şiddet aygıtından başka bir şey olmaz. Hukuktur bunun bağlayıcısı, bunun çerçevesi hukuktur. Eğer hukuk işlerse, hiçbir dosya "Bu dosya siyasidir, değildir" diye bir nitelendirme tartışmasına girmez. Hukuk işlerse, biz "Neden bu dosyalarda suçlandık?" bile demeyiz. Geliriz, hesabımızı veririz. İnsanlar yargılanırlar; yargılanmıyorlar mı? 100.000'lerce insan yargılanıyor. Fakat en önemli, en temel belirleyicimiz şu anda tutuklu yargılamadır Sayın Başkan. Bu dosyada hukuk var mı, yok mu? Bunun turnusolu tutuklu yargılamadır. Tutuklu yargılama devam ettiği müddetçe bu dosyanın iddia edilen siyasi amacı devam ediyor demektir. Tutuklu yargılama devam ettiği müddetçe amacına hizmet ediyor demektir. Fakat tutuklama kaldırılırsa biz deriz ki; "Ya bizim açımızdan, evet, şimdiye kadar yaşanan bunca hak ihlali bir nebze olsun telafi edildi." Sayın Başkan; ne siz ne biz ne bu ülkedeki diğer yurttaşlar ve de özellikle bu dosyadaki sanıklar, hiçbirimiz bu muameleyi hak etmiyoruz. Hiçbirimiz bu şekilde yaşamaya mecbur değiliz. Hiçbirimiz bu kadar acıyı görmeye, bunlara maruz kalmaya mecbur değiliz. Bunların tamamını, özür dilerim, bunların en azından bir kısmını tutukluluğu kaldırarak ortadan kaldırabilirsiniz. Hiç kimse hiçbir yere kaçmaz; gelir burada yıllar boyunca çatır çatır hesabını verir. Müvekkilimizi tahliye ediniz Sayın Başkan. Saygılar sunarım.

Gürkan Akgün Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.