Ek savunma olduğunu belirteyim... 235/1, 235/2-a-1 ve 43/1 ek savunmamız var... Sayın Başkan, müvekkilin savunmasına aynen iştirak ediyorum. Müvekkil yaşadıklarını anlattı. Aslında eylemlerle ilgili iddialarının olmadığını, eylemlere doğrudan hiçbir zaman katılmadığını, iddianameden açık olduğunu kendisi anlattı ve aradan geçen 15 aylık tutukluluk sürecinde aslında ilk kez bu iddianameyi okumuş, bu dosyayla ilgili yaşananları bilen bir dehşet karşısında savunmasını yapma imkanını buldu, biz de öyle. Dolayısıyla müvekkilin savunmasına iştirak ediyorum. Müvekkil suçları işlememiştir. Ama müvekkil yine de iddianamede, tabii iddianamenin en önemli dayanağını oluşturan bir suç örgütü—iddianamede açıkçası böyle çok büyük sözlerle, büyük ifadelerle anlatılan bir suç örgütünün—üyesi olarak addedilmekte. Bununla beraber eylem olarak nitelendirilen rüşvet, aynı eyleme bağlı para aklama, bir başka eylemde dolandırıcılık suçlamaları görmekteyiz.
İpek Elif Atayman Müdafii Av. Faik Eren Kaptan Savunması
Şimdi sizin ek savunma istediğiniz eylemler yönünden olan dolandırıcılık suçunu aslında biz önceki dilekçelerimizde uzun uzun söylemiştik. O anlatılan eylemlerden dolandırıcılık suçunun müvekkil açısından olmadığı en başta da belliydi. O nedenle sizin bu eylemlerdeki ihaleye fesat ve rüşveti vurgulayarak ifade ettiğiniz ek savunma talebi evet, hukuken daha doğrudur. 43'ün ifade edilmesi daha doğrudur. Ancak yine de bu eylemlerde müvekkilin hiçbir aslında iddia edilen hareketleri gerçekleştirmediği açık. Savunmaya aynen konu geldiğinde onlardan bahsedeceğim. Daha doğrusu dolandırıcılık suçuyla ve ihaleyle ilgili bölümü meslektaşım anlatacak. Ben daha çok suç örgütünü ve rüşvet, para aklama eylemlerindeki iddialara cevap verip savunmamı yapmak isterim.
Fakat şimdi hani 15 aylık bir tutukluluk süreci geçirildi. Burada da 15 ay içerisinde de daha gözaltına alındığı, sabah operasyonuyla gözaltına alındığından bu yana o kadar çok şey yaşadık ki yani bir tutuklulukla ifade etmek bu durumu mümkün değil. Bugüne gelene kadar bu tutukluluğun en baştan beri ne kadar haksız olduğunu aslında ortaya koyan birçok hukuksuzluğa maruz kaldık ve bu aslında daha ilk sabah operasyonu yapıldığında telefona el konulması anıyla başlıyor. Evet emniyet görevlisi arkadaşlar, elbette kötü muamele yapmamış, kötü davranmamışlar ama CMK'nın çok açık bir şekilde el konulan cihazlar üzerinde öncelikle bir imaj kopyasının alınmasını, alınamıyorsa da bunun mühürlenip yine ilk fırsatta mühür bozularak açılıp alınmasını gerektiğini, açık ve somut bir şekilde ortaya koyan madde olan CMK'nın ilgili maddesine 134'e aykırı bir şekilde imajını vermiyorlar ve biz bu soruşturma sürecinde imaj talebinde bulunduk, alamadık. Daha sonra tekrar tekrar bulunduk, bugüne kadar hala hatta o imajı alınmadı.
Fakat bir ön inceleme raporuyla bir telefon incelemesi var. İlk hukuksuzluk aslında böyle başlıyor. Ondan sonra sizler de iyi biliyorsunuz yine CMK'da belirlenen gözaltı süreleri aşılıyor. Evet belki çok sanık var, olay çok aceleci ama neticede orada da bir hukuksuzluk süreye aykırılıkla başlayarak, gözaltı süresi açıldıktan sonra emniyette ifadeye çıkıyoruz. Emniyetteki ifademizden sonra da sorgunun yapılacağı ana kadar bütün gece buradaki birçok meslektaşımla ve sanıkla beraber sabaha kadar bekledik. Sabaha kadar yani ve karar çıktığında öğlendi. Yani buradan sağlıklı, buradan usule uygun yürütülmüş bir süreç olduğunu tabii söylemek mümkün değil. Ama süreç böyle başladı bizim yönümüzden. Emniyette ise aslında bize hiç sorulmayan olaylardan cezalandırma talep edildiğini de gördük. Bunun ayrıntılarını daha önce tabii dilekçelerimizde çok tartıştık yani bunları ben kalem kalem tekrar etmeyi çok gerekli görmüyorum tekrar.
Yani oradaki sorgu hakiminin karşısına çıktığımızda olaylar anlatıldı ve... ne hakkında müvekkilin örgüt üyesi olma, daha doğrusu aslında... örgütüne üye olmaya teşebbüs suçundan... ve rüşvet suçundan tutuklama kararı veriliyor. Yani burada tabii sonradan şunu söylemek lazım ki, suç örgütüne üye olduğuna teşebbüsten tutuklayan sorgu hakimi, aslında belli ki müvekkilin bir suç örgütüne üye olduğuna bile ikna olmamış. Buna inanmamış olsa gerek ki kanunda bile olmayan bir suç örgütüne üyelik tanımıyla müvekkil hakkında tutuklama veriliyor. Biz bunun tabii hukuksuz olduğunu, öyle bir suç tipi olmadığını bahsettikten sonra da... artık örgüt üyeliği diye geçiyor ama ilk tutuklama kararında biz örgüt üye olmaya teşebbüs etmişiz. Ve işte bu süreç devam ettiğinde de biz aslında kararları, gelişmeleri... müdafileri olarak, bizim iddiadaki dosyayı biz öğrenemedik. Ne kadar öğrendiğimiz kadarıyla dosyada savunma yapmaya çalıştık.
Şimdi tabii bu dosyada etkin pişmanlık ifadeleri, itiraf ifadeleriyle bezeli bir iddianame olduğu için... burada birçok kişinin başına geldiği gibi bir benzeri benim müvekkilimin de başına geliyor ve cezaevinde bir avukat ziyareti yapılıyor. Bu avukat işte çözebileceğini söylüyor. Savcıyı tanıdığını, tekrar ifadenizi çıkacağını söyleyerek bir talepte bulunuyor ve müvekkil bunu kabul etmiyor. Bize söylediğinde de 'Yani böyle şey mi olur?' diyoruz ve o süreç orada sonlanıyor. Bunda işin adım şu an söylemeyeceğim ama cezaevi kayıtlarını getirdiğimizde şüphesiz ki bu isimden apaçık ortaya çıkacaktır. Ve bu süreç tutukluluk incelemeleriyle devam ettiğinde, biz bu kadar kapsamlı eylemlerle suçlanan kişilerin, tutukluluk incelemelerinde, ilgili nöbetçi sulh ceza hakimlerinin önüne dosya geldiğinde, bu kadar kısa sürede, tabii ki o hakimin bu iddiaları doğru bir şekilde değerlendirebilecek vaktinin, imkanının mümkün değil olamaz. Olamadığı için de hepsi hakkında, tüm süreçte 10 küsur ay boyunca hep tutukluluğunun devamı kararları veriliyor. Yani buradan da anlıyorsunuz ki usulen evet, inceleme yapılıyor mu? Yapılıyor. Müdafiler ya da işte ne bileyim, dinleniyor mu? Dinleniyor. Bunlar yapılıyor ama bunlar usulen, kâğıt üzerinde usule uygun görülen unsurlar. Fakat gerçekte hiç kimsenin bu kadar kısa sürede böyle kapsamlı bir dosyayı, iddiaları incelemesi, irdelemesi ve doğru bir karar vermesi ne yazık ki tabii ki mümkün olmadı.
Ve işte süreç tamamlanıyor ve basına sızdırılan iddianameden biz iddiaları açıkça gördük. İddiaları açıkça görüyoruz ya açıkçası ben ve meslektaşım, diğer birçok meslektaş şaşkınlık içinde. İddianame o kadar özensiz, o kadar aslında suç yüklemelerinin yoğunluğu olarak tanımlanamayan şekilde tasarlanmış. Bunların savunması tabii ki yani daha doğrusu bunların bir hakimin önüne geldiğinde suçlardan mahkumiyet kararı bir şekilde elde edemeyeceğini düşünerek hepimiz iddianamenin bizim lehimize olduğuna inanmak, inanmak istedik fakat yine de tabii biz burada tutukluluk incelemeleri siz de yaptınız, henüz tahliye olamadı ama tabii biliyoruz ki savunması alınmadan tahliye kararı, o kararların verilmemesi bir adet olmuş durumda. Ona da artık bir şey diyemiyoruz ama şu an işte müvekkilim savunmasını da burada yapmış oldu. Şimdi bu iddianame için tabii söylenecek çok şey var. Yani 3.500 sayfalık bir iddianameden bahsediyoruz. Ama ben bunu şu en başta söyleyebilirim ki bu iddianame çok özensiz hazırlanmış ve bence aceleci bir hukukçunun elinden çıkmış ya da hukukçuların. Yani birtakım varsayımlara, birtakım siyasi gözlemlere atıf yapılarak bir iddianame oluşturulduğunda tabii bir de bu kadar hacimli olduğunda olmadık hatalara, olmadık maddi delillere şahit oluyoruz.
Yani mesela bunun en açık örneklerinden biri, doğrudan benim müvekkilimle ilgili değil belki ama benim müvekkilimin suçlamalarının hemen üzerinde yer alan bir mevzu var, adlı kişinin ifadesi. Mesela adlı kişinin ifadesi yukarıda birtakım suçlamalardan bahsediyor ki benim müvekkilimin adı hiçbir şekilde geçmeyerek. Ve altında bir de var. de benzer şekilde ifade vermiştir diyor soruşturma makamı, savcılığın bir yorumu var iki ifade altında. Diyor ki, 'le 'in ifadesinin birbirine benzer olduğu tespit edilerek müvekkilin de Medya A.Ş. yapılanmasında bir suç örgütü olduğuna kanaat getiriliyor, müvekkilin adını da bir tık yükleyerek. Fakat 'le 'in ifadelerine baktığımızda bu ifadeler nokta, virgülüne aynı ifade. Yani o kişi bu, bir kopyala-yapıştır hatası diye geçiştirilecek bir şey değil. Çünkü altında savcı koymuş, onların bir de yorumunu yapmış, ikisi birbirine benzerdir. O benzer ifade değil, o birebir kopyala-yapıştır ifade. Yani bunu da şurada ifade etmek istiyorum, yani varsayımlara ve etkin pişmanlık ifadelerine dayanmış, şişirilmiş bir iddianamede bu ifadelerin nasıl alındığı, nasıl oluşturulduğu, bunun bir kurgu olduğunu iddianame metninde aslında gördük. Diğer tanık ifadelerinde de ne kadar çok suçlamalar olduğunu gördük. Yani dolayısıyla müvekkilin suçlandığı, müvekkilin adının geçtiği savcının suç örgütü yorumu bölümünde bu birbirinin kopyala-yapıştır ifadesi ama müvekkille hiç alakası olmayan ifadesine dayanılmaktadır.
Birinci sayfada baktığınız zaman etkin pişmanlık ifadeleri, itirafçı ifadeleri yüzlerce kez, onlarca sayfada, yüzlerce sayfada tekrar tekrar yazıldığını biliyorum. Bunları çıkardığımız zaman, yani tekrarları çıkardığımız zaman iddianame belki beşte bire inecek. Yapay zeka gibi bir sisteme analiz ettirseniz belki bu iddianame komik bir hale de gelecek. Komik derecede zayıf bir hale de gelecektir. Şimdi burada ifadelerin ne kadar tehdit ve ne kadar korkuyla alındığı, insanların ailesinin korkutulması, ailesinin tutuklanmaması korkusuyla birtakım beyanlarda bulunulduğuna dair durumların şahidi oluyorduk. Şahidi olacağız muhtemelen bundan sonra da. Ve iddianame... Tabii iddianame çıkmadan önce bir de müvekkilim de anlattı, siz de biliyorsunuz. Müvekkil bir anda Afyon'a gönderildi. Bu hususu daha sonra dile getireceğim belki ama yani müvekkil o sırada gerçekten en uzağa gönderilmiş, 500 kilometre ileriye gönderilmiş gibi oldu. Bunun yarattığı mağduriyeti daha ileride anlatarak, şimdilik burasını geçiyorum ama iddianamenin CD ile kendisine verilmesi, bunları çok kısa bir süre de inceleyip anlaması vesairesi mümkün olmadı ama buraya geldiğinde de biz biraz görüşebildik, çalışabildik ve bir noktaya getirdik.
Şimdi, biz tabii burada soruşturma aşamasında tutukluluk yönünden sizden incelemeler yapıyorsunuz. Bu incelemelerde adil, hakkaniyetli davranılacağına güveniyoruz genel ve özelde. Her ne kadar burada yatarı kalmayıp halen tutuklu olduğunu öğrendiğimiz kişileri görürken bu bizi biraz korkutuyor, bizde bir korku ister istemez oluşturuyor fakat biz burada tarafsız bir yargılamaya maruz kalarak, daha doğrusu tarafsız bir yargılama sayesinde suçsuz olduğumuzun, bu tutukluluğun hatalı olduğunun ortaya çıkacağını düşünüyoruz, inanıyoruz efendim. Şimdi dolayısıyla ben şimdi burada suçlamalara değinmek isterim. Savunmamda ve müvekkile isnat edilen eylemleri açıklamak isterim. Müvekkil suç örgütü üyeliği ile -bir ara mahkeme düzeltir misiniz, teşebbüs ederek diyerek devam edeyim- beş eylemle sorumludur. Bunların hepsi suça iştirak ederek işlediği ifade ediliyor.
Bir eylemimiz 118. eylem. Diğer dört eylem de müvekkilimin Medya A.Ş.'de 2021-2024 yılları arasındaki yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam ettiği döneme geliyor. İddianamede baktığınız zaman suç örgütü üyeliği, müvekkilin yönetim kurulu dönemiyle ilişkili bir şekilde anlatılmış. Yani müvekkil yönetim kurulu üyesi olduğu için suç örgütü üyesi olarak tanımlanmış iddia makamı tarafından. Ve burada iddianamede müvekkil şu şekilde eylemlerde bulunduğu ya da şu şekilde hareket ettiği sebebiyle cezalandırılması istenen bir kişi. İhale süreçlerinde aktif rol aldığı demekte. Yalnız bunlara geleceğiz kademe kademe ama ondan sonra bir başka kalemde diyor ki: "Aldığı talimatlarla gerçeğe aykırı faturalar düzenlenmesinde rol aldığı, ihalenin kime verileceği konusunda altyapıyı hazırladığı ve 118. eyleme konu raporuna atıf yapılarak zarara sebep olanlar arasında yer aldığı" ifade edilmiş.
Şimdi bunların hiçbirisi doğru değildir. Evet, varsayıma dayanmaktadır. Dolayısıyla bunları eylemlerle ilgili bölümde söyleyeceğim fakat şimdi müvekkil iki suçtan huzurunuzda tutuklu. 15, 15 aydır tutuklu. Bir tanesi örgüt üyeliğine teşebbüs, diğeri rüşvet. Şimdi bu suçların, özellikle örgüt üyeliği suçunun delili olarak bize gösterilen şeyler önemli. Çünkü biz bu iddianamede birtakım şüpheli şeyi iyi anlıyoruz. Müvekkil, bu suç örgütüne sadece ve sadece Medya A.Ş. adlı şirketin kadrosunda bulunduğu için cezalandırılması isteniyor, örgütün üyesi olduğunun ortaya çıkarıldığı ileri sürülüyor. Şimdi buradaki suç örgütü iddianamede nasıl tasarlandı, nasıl anlatılıyor? Sadece ve sadece birtakım kişilerin sözlerine, itiraflarına ve beyanlarına dayanarak bir suç örgütü oluşturulduğu ortaya konulmaya çalışılmış. Mesela işte siz de biraz önce sordunuz Elif Hanım'a savunmasında. Yani şirketin kritik noktalarını 'un örgüt üyelerini yerleştirdiği diye isimler yazıyor. İşte evet, şirket Medya A.Ş. Şirketin kadrosunda kimler varsa aralarında bir isim arıyorlar ve müvekkilin adı geçiyor. Bütün ileri sürülen şeyler savcının bu yorumudur. Savcının bu yorumu neden bir varsayıma dayanıyor, bunları ortaya koymak gerekiyor.
Müvekkil yönünden 77. sayfada daha başlıyor. Ve bu ne yazık ki sadece bir varsayımdan ibaret. Yani müvekkilin bir örgüte nasıl üye olduğu, bu örgüte ne aşamada üye olduğu, hangi kararla, hangi yazışmayla, hangi delille öyle bir örgütün varlığından haberdar olduğu, üye olduğu bunlar tamamen belirsiz. Şimdi burada tabi ki hepimiz hukukçuyuz. Alenen suç örgütünün unsurlarını vesairelerini tartışmak uzun uzun manasız ama hepimiz biliyoruz. Bu çok temel bir şeydir. Öncelikle suç örgütünün varlığından haberdar olacaksınız. Bir suç işleme kastınız olacak ki bu örgütün hiyerarşik bağlar, organik yapısına dâhil olacaksınız. Emirlere itaat edeceksiniz, kendinizi örgütün eylemlerine adayacaksınız. Sorgu sual yapmadan, tartışmadan kabul edip, bu eylemleri icra edeceksiniz. Şimdi Yargıtay'ın yerleşik içtihatları bu konuda çok açık yani. Bu unsurları kalem kalem ortaya konup ispatlanması gerekiyor ki bir kişinin bir suç örgütüne, eğer varsa böyle bir örgüt, üye olduğunu ispatlayabilmek için. Şimdi iddianameyi okuyunca bunları anlayamıyoruz. Ne yazık ki anlayamıyoruz. Yani bize bir yazışmada, bir kayıtta müvekkilin hangi aşamada, nasıl bu örgütün üyesi olmaya karar verip eylemlere başladığını ortaya koyan hiçbir unsur ne yazık ki yok.
Bakın, tabi şu var. Yani müvekkilin adı bu iddianamede gerçekten hiçbir eylemde, eylemin hareketinde, eyleme katılımında, ifadelerde, etkin pişmanlıkların, itirafçıların sonradan ifadesini değiştirenlerin, hiç kimsenin ifadesinde müvekkilimin adı bir suçlama içerisinde gerçekten yer almıyor. Yani biz bunu öylesine söylemiyoruz. Yani iddianameyi taradığınızda bütün eylemlerde, suç örgütü tanımında bile çıkan bu. Ve demin söylediğimiz gibi yani örgütün üyesi olduğunu, daha doğrusu bu örgüte, bu suç örgütüne üye olmadığını ortaya koyan bir etkin pişmanlık ifadesi dosyada var, sizin biraz önce bahsettiğiniz Recep Taşçı adlı kişinin. Recep Taşçı adlı kişi Medya AŞ'de görevli biriymiş. Bu kişi ne diyor, sizin de sorduğunuz gibi; seçimden sonra atanan ilk genel müdür Atayman'ı görevinden alıyorlar. Yerine arkadaşını göreve getiriyorlar. Böylece daha rahat hareket etmeye başlamışlar. Yani şimdi bu ifade, tabi ki etkin pişmanlık ifadelerinin hiçbir sahici değildir, doğru değildir. Bunlara itibar edilmez, edilmemelidir. Çünkü bunların nelere sebep olduğu ortada. Fakat sırf iddianamenin dayandığı, iddianamenin ayak seçtiği bu Recep Taşçı'nın ifadesine bile baktığımızda, yani bu ifadeye itibar edecekseniz, müvekkil belli ki bir örgüt üyesi olamaz. Çünkü onu aldırmışlar o zaman. Örgütün unsurlarından olan; kendini adama, emirleri yerine getirme, her şeye tamam deme iradesini göstermemiş, diyor ki Recep Taşçı görevinden aldılar, daha rahat hareket etmek için. Yani iddianamenin kendi aleyhine gibi delil gösterdiği yerde bile müvekkilin aslında bu örgütte olmadığını kendileri iddianamenin dilinden ifade etmiş.
Şimdi bu örgüt tabi nasıl oluşturuldu, nasıl tasarlandı, iddianamede en başlarda zaten açık açık anlatılıyor. Şimdi şunu söylemek lazım. Yani burada işte şuradan 300 metre ilerideydi, bundan 15 sene önce Ergenekon, Balyoz yargılamalarının yapıldığı duruşma salonları. Ben burada birçok meslektaşımla birlikte o duruşmalarda stajyerlik yapıp orada yaşananları gördüm. Orada da yaşananların parçası oldum. Şimdi bu örneği niye veriyorum? Ergenekon'da, Balyoz, bu davalarda bir örgüt varlığı yaratıldı, bir örgüt senaryolaştırıldı. Bu neydi? Bu en başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi doğal hiyerarşisini, yani emir komuta zincirini, ast üst ilişkisini kullandılar ve bunu örgütün, yani TCK'daki suç örgütü tanımına kalıp olarak yerleştirdiler ve bunlar yıllarca insanları tutuklu tuttular, mağdur ettiler. Ve bu yargılamaların daha ileride bize ne kadar büyük zararlara neden olduğunu, böyle bir varsayımla örgüt oluşturmanın ne kadar yanlış ve kötü olduğunu hepimiz yaşadık. Hem de çok acı bir şekilde yaşadık.
Şimdi bu iddianamede benzer bir şekilde bu suç örgütü, en azından benim müvekkilime isnat edilen kısmıyla, aynı o dönemki iddianamelerde yapıldığı gibi... Bir tabi Silahlı Kuvvetler gibi bir emir komuta zinciri gibi değil ama tabi bu çünkü silahlı örgüt değil, bu öyle iddialarla oluşturulduğu ileri sürülen örgüt, ama Medya AŞ yapılanmasındaki doğal hiyerarşi... Yani aslında her şirkette bir yönetim kurulu başkanı, genel müdür, altları, altlarının hiyerarşisini kalıp olarak bir suç örgütü hiyerarşisiymiş gibi ortaya koydukları için müvekkil burada yargılanıyor. Burada bir emir komuta tabi yok ama doğal olarak her şirket çalışanı bir üstünün hazırladığı, yaptığı, şirketin politikası olarak yapılan her işlemde, tabi ki daha altta onay vermek yükümlülüğündedir.
Müvekkilim daha asıl sadece Medya A.Ş.'nin bir çalışanı, bir yöneticisi, bir dönem genel müdürü, bir dönem yönetim kurulu üyesi olduğu için burada, bu örgüt suçlamasının içerisinde. Şimdi tabi örgüt suçlamasını dediğim gibi sordu hakimi. İkna olmadı. Olmamış olsa gerek ki bu suç örgütüne üye olduğu değil, üye olmaya teşebbüs ettiği için tutuklandı. Şimdi örgüt üyeliği neticesinde hareketine bitişik bir suçtur değil mi? Hareket neticeye bitişiktir, üye olursunuz biter. Teşebbüs mümkün değildir çünkü bu halde. Peki müvekkil yani bu örgüte nasıl üye olmaya teşebbüs etmiş olabilir? Yani üye olmak için bir mektup yolladı da mektup yolda mı kayboldu da teşebbüs aşamasında kaldı? Email attı da internet kesildi de mi mesaj ulaşmadı da teşebbüs oldu? Ha burası işin tabi komik yanı ama yani burada müvekkilin örgüte üye olduğunun, üye üye olduğunun değil, üye olmaya teşebbüs ettiğini ileri sürerek tutuklanmış bir kişi olarak karşımıza çıkıyor. Yani iddialar, deliller o kadar ciddiyetsiz ki yaşadığımız garipliklerin bir kısmı olarak da bu karşımıza çıkıyor.
Şimdi, yani Yargıtay 16. Daire sadece tanık beyanlarına, itirafçı beyanlarına dayalı olarak örgüt üyeliğinin ispatlanamayacağını çok net bir şekilde içtihatlarında ortaya koymuş. Bu davada sadece müvekkilin kendisinden bile bahsetmeyen, dolaylı olarak sadece şirketinden ve şirketin 'un yani şirketin başının suç örgütü yöneticisi olduğu iddiasından ileri gelerek altındakilerinin üye olduğu iddiası var. Müvekkilin HTS ve telefon irtibatlarının hiçbirinde dijital inceleme raporunda her ne kadar biz o telefonun üzerindeki o tema var mı yok mu bilmesek bile yapılan incelemede bile bunlar çıkmamakta o deli. Yani hukuka aykırı hale getirilmiş delilde bile örgüt üyeliği iddiası çıkmıyor. Alınan ifadelerde bile örgüt iddiası müvekkil yönünden yokken biz 15 aydır bu derdimizi hala anlatamadık. Dolayısıyla müvekkil yönünden bir somut delil örgüt üyeliği yönünden bulunmamaktadır. Suçun örgüt üyeliğine örgüt üyeliği ya da teşebbüsü neyse suçunun unsurlarına uyacak bir eylemi isnat bile edilmemektedir. Eğer sadece bir şirketin şirkette görev almaksa bu elbette yeterli değildir. Bu iddia hukuka uygun da olamayacaktır. Bu suçlamanın yersizliği açıktır. Dolayısıyla müvekkilim hiçbir örgüte üye değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır, olmamıştır da. Dolayısıyla 15 ayını iki tutukluluk yönünün birinden gerçekten boşa geçirmiştir.
Ve ikinci isnat da rüşvettir tutukluluğuna konu. Bu da 118. eylemde müvekkile isnat ediliyor. Şimdi 118. eylem garip bir eylem. Çünkü, bana sorarsanız, bir torba eylem. Yani suç tarihi aralığına bakıyorsunuz eylemin 2019'la 2025 arası. Yani 6 yıllık bir suç tarih aralığı olan bir eylemden müvekkil isnat ediliyor. Bu eylemde müvekkil yönünden tabii eylem torba eylemdi. Bir sürü bir sürü A.Ş, Medya A.Ş, diğer şirketler vesairelerle böyle bir şişirilmiş bir silsile var. Bu eylemdeki iddia şu: diyor ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından reklam izinleri veriliyor ve bu reklam izinlerinde muvazaalı olarak hazırlanan sözleşmelerle Kültür ve Medya A.Ş üzerinden kullandırılıp rüşvet alınıyor. Bu paralar da faturalarla aklanıyor. Yani faturalarla gerçeğe uygun gösterilerek aklama yapılmaya çalışılıyor. Aslında iddia özetle muvazaalı sözleşmeler hazırlanması ve bunların rüşvetin delili olarak da faturaların ortaya konması.
Delil olarak ne gösteriliyor 118. eylemde müvekkilim yönünden özellikle? Bir müfettişlerinin hazırladığı çok kapsamlı bir tevdi raporu var. Bu tevdi raporunda izinsiz reklam alanlarını kullandırdıkları için kamu zararı olduğu tespit. Onun haricinde raporda şunu diyor, işte pardon, iddianamede şunu diyor; bu rapora atıf yapılarak: "Burada bir kamu zararı oluşmuştur buradaki izinsiz kullanımlar vesaireler." diyerek Medya A.Ş.'de Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Üyeleri görevleri nedeniyle tüm süreçlerden Medya A.Ş. yönetiminin sorumlu olduğu iddianamede söyleniyor. Bu tevdi raporu bu eylem için ilk delil olarak ortaya konulmuşken, diğer delil ise tabii ki tutuklanma korkusuyla etkin pişmanlık ifadesinde bulunmaya sevk edilmiş kişilerin birtakım sözler söyleyerek işte burada "Tutuklular arasında bulunmamalarını sağlamalarını..." Önemli yani şirket çalışanları, şirket yöneticilerinin etkin pişmanlıkları üzerine inşa edilmiş bir rüşvet ve aklama suçu iddiası var.
Şimdi açıkça tabii şunu söyleyeyim: Müvekkilin hiçbir yerde herhangi bir rüşvet ilişkisine girdiği vesaire yaptığı hiçbir şey ortaya konulmuş durumlar yok. Ancak burada şu tabii şunu söylemek lazım: Ne tevdi raporundaki iddialar ne de iddianamenin anlatımından yani 252. maddedeki rüşvet suçunun unsurlarını nasıl çıkarmışlar, bunu anlamak gerçekten mümkün değil. Çünkü rüşvet suçunun unsurları çok nettir. Delillerinin ne olması gerektiği Ceza Genel Kurulu kararlarıyla, içtihatlarıyla çok açık yüzlü. Ama şimdi tersten ifade edeyim ben savunmayı; yani etkin pişmanlıkların, etkin pişmanlık ifadeleri üzerinden yine 118. eylemde de benim müvekkilim hakkında herhangi bir rüşvet ilişkisi mi, muvazaalı sözleşme imzalanma sürecine ya da işte sahte fatura düzenlenme gibi iddialarda bahseden hiçbir etkin pişmanlıkçı yok, hiçbir itirafçı yok. Müvekkil bu iddialar arasında, yani iki ana temel delil üzerinde, iki tanesinde adı bile geçmiyor. Müvekkilin adı bu eylemlerde yok.
Diğer delil ise tabii tevdi raporundaki tespitler. Şimdi tevdi raporu uzun uzun, okuması zor, yüzlerce sayfalık bir rapor hazırlamış fakat ne yazık ki burada birçok hata, birçok çelişki nedeniyle yanlış tespitle yanlış neticeye gitmiştir. Burada tevdi raporu özetle şunları söyler; "Reklam alanlarında ecrimisil alınmıştır. İzin süreçleri..." Tabii burada şunu da söylemek lazım, yani bu izin süreçleri, ecrimisil konuları zaten iştirak şirketlerinin yetkisinde ve sorumluluğunda değildir her şeyden önce. Yani buradaki süreçten müvekkilin ecrimisillerden sorumlu tutulması zaten tevdi raporunda baştan yanlış tasarlanmış bir unsur. Çünkü iştirak şirketleri reklam alanlarını İBB'ye ihaleye çıkarak alıp bunları sadece ihale aldığı zaman ihalenin gereğini yerine getiren şirketlerdir. Yani tevdi raporunda aslında çok körü körüne bir kurgu, bir kamu zararı oluşturma kasımı varken buradan müvekkilin şirketine isnat edilen açık bir zarara sebep olacak eylem bulunmamaktayken, ne diyor, "Ecrimisil alınmış ihalelerde kullanarak zarara müvekkilin döneminde genel müdür olduğu şirketin kamu zararına neden olduğu" ileri sürülmüş.
Aslında olan şu: Müvekkil, savunmasında bunu kısaca anlattı. İsnat edilen eylemde iki tane sözleşme var. Medya A.Ş. özel sektördeki reklam yapan şirketlerle iki sözleşme yapıyor. Bunların ikisi de 2019 Ekim tarihli. Bu iki sözleşmenin konusu da Sayın Heyet, şudur: İhaleye çıkılan duvarlardaki cephelerdeki reklam alanlarının konsept konseptinin, tasarımının belirlenmesi, nasıl reklamların oraya yerleştirileceği ve onun montajıyla ilgilidir. Bu eylemlerle ilgili aslında Medya A.Ş. bu işi bu sözleşmelerle bu sözleşmelerle kendisine gelir getirecek, kazanç sağlayacak işler yapmıştır. Müvekkil pandemi içerisinde, pandemi içerisinde genel müdürlük yaptığını çok açık bir şekilde söyledi. Dolayısıyla bu kısıtlı sürede, bu kısıtlı sürede çıkılan ihalede işi yapıyor ve gereğini yerine getiriyorlar.
Siz de o görsellerin basılı halini alıp daha yakından incelersiniz. Şimdi 1 numaralı görseli açarsanız. Ben çok net görüyorum. Görseli biz görüyoruz da oraya yansıtmakta problem... Onu olmazsa böyle devam edelim. Önemli değil, önemli değil efendim. Tamam, tamam, devam edelim o zaman Şimdi iki sözleşme üzerinden belli cephelere reklam konseptlerinin tasarımlarının yapılıp montaj işinin Medya A.Ş tarafından alındığını yani aslında bir hizmet yapmak üzere alındığını söylemiştim. Şimdi bir numaralı görselde görünen şeyler aslında işte tam da bu sözleşmenin farklı semtlerdeki uygulamalarının yapıldığını gösteren onlara hızlıca da bakabilirsiniz gösteren yani bu işlerin açıkça yapıldığını, dev binalarda bütün cepheleri kaplayacak reklamların işlerin yapıldığını gösteren ihale aklıklarıdır. Yani her ihalenin en altına ben de bunu bu şeyde süreçte öğrendim ama her ihalenin tamam, en dibine yapılan işin görselleri, belgeleri, görüntüsü vesairede konuyor, onlara “aklık” diyorlar galiba. Yani dolayısıyla bunlar o “aklıktan” alınmış belgelerdir. Hepsinde şirketin kaşesi, imzası da bulunmaktadır. Yani Teftiş Raporu bu işlerin yapılmadığı rüşvet karşılığı olduğu gibi iddialara rağmen aslında işte işlerin sözleşmelerden sonra icra edildiği, yerine getirildiği çok açık bir şekilde bu belgelerde görülmektedir.
Bu işin ilk cephesiydi yani montaj, montaj yapılması idi. Tabii şimdi bunlarla ilgili de Medya A.Ş gelir kazanmıştır, fatura kesmiştir. İki numaralı yerde ise iki numaralı görselde ise orada ekrana yansıtılmak üzere kırmızıyla, sizin önünüzde de var, büyüterek gösterdiğim konularda açıkça kesilen faturalarda şeyler bahsediliyor; İstanbul'daki muhtelif lokasyonlardaki reklam işlemine ilişkin konsept belirleme, uygulama hizmeti diye faturaların hepsinde tarih tarih yapılan işlerden alınan geliri, yapılan işleri ortaya koymak. Şimdi bu işler bu işlerde 1.400.000 lira faturaları hesapladığınızda gelir kazanıyor şirket. Yani rüşvet alındığı, muvazaalı sözleşme yapıldığı ileri sürülen iş aslında yerine getirilip bundan para kazanılmış, faturalar yenmiş yani o oradaki ekranlara yansıtılan yapılan konsept belirleme filan reklam işleri montaj değil, yapay zeka değil yani bunlar yapılmış tamamen dosyasına eklenmiş görsellerdir. İkinci grup iş ise yani burada iki tane mevzu var, bir de bu reklam alanlarının toplanması yani o reklamların sökülmesi de bir başka iştir. O başka bir maliyettir, başka bir külfettir. Onun için de işte ikinci şirkette yani Genç Popülist adlı şirketle yeni bir sözleşme yapılıyor. Bu da hizmet alınmasına ilişkin bir işlemdir yani burada Medya A.Ş bu yaptığı işin sökülmesi zamanı geldiğinde sökülmesi için de 700.000 lira ödeme karşılığında Genç Popülist şirketine bu hizmeti veriyor, bu hizmeti istiyor ve Genç Popülist şirketi de ek bakarsanız lütfen Ek-3'te gördüğünüz üzere aynı uygulamaların yapıldığı faturalardaki iki numaralı görseldeki faturalardaki işlerin aynı içeriği ile sökümünün yapılmasına ilişkin faturalardır.
Yani buradan aslında söylemek istediğim şey şu; Teftiş Raporu'nda bir kamu zararı olduğuna ilişkin iddialardan evet rüşvetin nasıl gittiğini biz anlamadık, anlamıyoruz ama iddianamenin bu rapor üzerinden tasarladığı müvekkilin Medya A.Ş'nin rüşvet aldığı, muvazaalı sözleşmeler sahte faturalar düzenleyerek rüşvet alarak bir de bu faturalarla para akladığı iddialarının ne kadar dayanaksız olduğu ortaya çıkıyor çünkü bahse konu işler için paralar işler yapılıyor, parası kazanılıyor. İkinci kademe söküm için tekrar anlaşma, başka bir şirketle anlaşma yapılıyor, sökümü yapılıyor, faturaları alıyor, paralar ödeniyor yani burada para aklama ya da rüşvete konu eylemlerin hiçbiri iddianamedeki anlatımlara karşılık gelmemektedir. Şimdi, rüşvet suçu malum biraz önce de söyledim, belli hareket unsurlarına dayanmaktadır. Müvekkilin rüşvet aldığı iddiası sadece Medya A.Ş.'de o dönem genel müdürlük görevinde bulunmasına dayanmaktadır ama 6 no’lu suç tarihi aralığı gösterilmiş 118. eylemde müvekkilin hangi tarihte, hangi eylemle rüşvete aracılık ettiği, buna ilişkin bir delilin olup olmadığı, bir teknik takibin, bir yol kapamanın, bir mesajlaşmanın olup olmadığının cevabı iddianamede bulunmamaktadır. Bundan sonra nasıl elde olunur, edilir bu delil? Belli değil evet.
Peki, müvekkil bu rüşvet ilişkisinden nasıl bir menfaat sağlamıştır? Dosyada bunun da delili yok. Dosyada MASAK tarafından yapılan incelemede müvekkilin de savunmasında belirttiği gibi herhangi bir rüşvet suçlamasından ileri gelen bir menfaati, maddi menfaati olmadığı açıktır, ortadadır. MASAK incelemesinde müvekkilin mal varlığında bu kadar büyük rakamların uçuştuğu rüşvet ilişkisinde hiçbir menfaati yoktur. Müvekkil bir başkası adına bu menfaati temin ettiği ileri sürülecekse ki asıl suç örgütünün dayanağı biraz da oradadır yani burada rüşvet ilişkisinin bir parçası olur ve o örgütün en başına doğru paraların da aklanması suretiyle rüşvet ilişkisine girildiği iddiası bir delil de değil, sadece bir varsayımla anlatılmaktadır. Bu ortaya konmadan müvekkilin rüşvet suçundan cezalandırılması mümkün değilken ve bu daha ilk iddianame okunduğunda ortaya çıkarılıyorken 15 aydır bu suçtan da tutuklu olmasının aslında ne kadar yanlış, ne kadar haksız olduğu ortaya çıkmakta.
Bir de tabii yani 118. eylemdeki anlatımdan, delillerden herhalde üniversitede ceza hukuku hocaları pratik dersi olarak öğrencilere sorsa, bakın eylem bu, hareketler bu, buradan ne suç çıkar dese herhalde yani buradan rüşvet çıkarmayan, aklama çıkar diyen kişilerin geçer not alamayacağı çok açık. Yani buradan eğer kanunilik ilkesine riayet edilecekse buradan rüşvet suçunun çıkması hiçbir surette mümkün olmayacak. Tabii bu savunma aynen aklama suçu için de geçerlidir. Müvekkil kara aklama suçundan da tutuklu olmasa da cezalandırılması talebiyle yargılanmaktadır. Size işte görsellerde ve faturalarda ibraz ettiğimiz üzere yani aklama konusuna dayanak gösterilen sahte faturalar düzenlendiği mevzuların aslında işleri açıktır, yapılmıştır. Bunların hepsinin karşılığı dosyalarında mevcuttur. Dolayısıyla burada herhangi bir aklama suçundan bahsetmek hiçbir surette mümkün değildir.
Sayın heyet, sayın başkan, müvekkil kendisinden kısaca bahsetti evet, müvekkil bir iletişim uzmanı, bir akademisyen. Yaşamını akademik odakla geliştirmiş, eserler meydana getirmiş, dersler vermiş bir insan. Müvekkil Sayın 'nun bahsettiği gibi aslında göreve geldikten sonra şirketlerin yöneticileri olarak kadınların seçilmesine hassasiyet gösterdi ve bu alanda uzman, iletişim alanında uzman kimlerin bulunabileceğinden hareketle aslında müvekkilime gelen iş teklifi müvekkil tarafından kabul edilmiş ve ilk kez Medya A.Ş.'ye bir kadın genel müdür atanmıştır. Müvekkilin de hayatında ilk kez bir genel müdürlük yaparak aslında o güne kadarki emeklerinin karşılığını haklı olarak aldığını düşünerek bu göreve gelmiş. Ve müvekkilin yaşamını bir bilim insanı olarak, bir bilim kadını olarak inşa ettiği için de tabii her akademisyen gibi tasarrufu öncelikli gören ve öncelikle israfın olmaması gerektiğini düşünen bir niyetle şirketindeki kısa süren, 14 ay kadar kısa süren aralığında şirketin o şatafatlı lüks içerisine getirilmiş halini bir takım gereksiz yere maaş alan yani şirketin görevi olmadan işte şirketteki bu kamuoyuyla ARGE memurluğu gibi ifadelerle tanımlanan işleri işten çıkarılması, israflar, makam araçları, lüks mobilyalar vesaire gibi şeylerin tasarrufuna giderek işini sürdürmüştür. Bu, bir şeyi ortaya koyar; yaşamında, yaşamının ne kadar mütevazı, ne kadar etik değerlere uygun olduğunu ortaya koymak aslında buradaki eylemin, buradaki iradenin ortaya konması. Dolayısıyla dosyadaki MASAK raporlarına da baktığınız zaman, bunları bu savunmadaki önemli kısma da değindiğiniz zaman aslında müvekkilin öyle rüşvet ilişkilerine girmediği, dolandırıcılık suçu, ihaleye fesat suçunu bilerek, isteyerek işlemediği, iddianame makamının bir örgütün, bir suç örgütünün varlığını teslim ettiği, tüm bunlar aslında gerçekten... yani bunu kaç kere söyleyecek ben ve diğer meslektaşlarım bilmiyorum ama bir varsayımdan, bir senaryodan ibaret. Bunu somutlaştıracak bir delil dosyada olmayacak, hiçbir zaman olmayacak.
Şunu da tabii söylemem gerekiyor; müvekkil bu kadar dayanaksız, bu kadar zayıf iddialarla 15 ayını cezaevinde geçirdi. Şimdi tutuklama, evet, bir tedbirdir, tedbir müessesesidir, cezalandırma değildir. Ama bugüne kadar yaşananlar, yani cezalandırma değildir de nedir dedirtecek hale getirmiştir bu süreci. Müvekkilin tutukluluğu aslında sadece bir cezalandırma değil, aynı zamanda da eziyete dönüşmüştür. Eziyete dönüşmesine sebep olan konuları daha önce belirtmiştik, burada da elbette tekrar belirteceğim. Şimdi buradaki, mart ayındaki, geçen yıl mart ayındaki tutuklama kararının bedelini gerçekten bu bir şey değil, mübalağa değil, en ağır biçimde ödemiş kişi benim müvekkilimdir. Bunun ne kadar ağır olduğunun, şunu söyleyerek açıklamak lazım: Tutuklandıktan sonra 2-2,5 ay burada bir hücrede ve tek başına, evet birçok kişi gibi kaldı. Çünkü bir örgüt iddiası vardı. Bir gün 'Kalk gidiyorsun' dediler, koğuşa aldılar. 4-5 gün koğuşta kalıyor, daha 4-5 gün o koğuşa yerleşiyor, belki bir yeni yatak veriliyor, orada vaktini geçireceğini düşünürken 'Hazırlan gidiyorsun' diyorlar. Nereye gittiği sorulmuyor, söylenmiyor ve müvekkili kapalı bir kafese koyuyorlar, 500 km uzaktaki Afyon'a gönderiyorlar.
Şimdi bu kapalı kafes dediğimiz şey tabii... Şey değil, mübalağa gerçekten değil. Yani cezaevi nakil aracında ben bulunmadım ama dışarıdan görüyorsunuzdur; avuç kadar pencereleri var, metal bir kafes. İçerisinde insanlar elleri kelepçeli oturtuluyor. Bu belki 10 km, 20 km yere nakledilmek üzere, duruşmaya getirilmek üzere katlanılabilir bir mesafedir belki ama işte geçtiğimiz günlerde Sayın 'nun da başına bir benzeri geliyor. Yani 50 km, 60 km duruşmaya götürülüyor, araç bozuldu diye geri getiriliyor, bir o kadar daha... Nasıl bir bozulmaysa 100 km'ye yakın belki bir yol gitmiş oluyor bu süreçte. Bu bile ne kadar garipken müvekkil 500 km gidiyor. 500 km boyunca bir insanın bileklerini neden bağlarsınız? Ve yani bu araç konforlu bir araç tabii ki değil, dışarıyı bile göremiyorsunuz. Mesela yabancı filmlerde görüyorsunuzdur, cezaevi nakil araçları otobüsler aslında. Büyük pencereleri olan, evet güvenliği alınmış, pencereleri güçlendirilmiş, parmaklıklarla donatılmış araçlar. Orada insanlar hiç değilse dışarıyı bile görerek gidebiliyor. Ama bir insanın 500 km dışarıyı göremeden bir kapalı kafeste elleri kelepçeli bir şekilde gittiğini bir düşünürsek gerçekten çok acı bir şey. Yani ben bunu tahayyül bile edemiyorum gerçekten. Ve müvekkil işte buna maruz kaldı. Orada tabii birçok mahkûmun Türkiye'de olduğu gibi yerde yattı, yerde... Ve tabii cezaevine her girişte biliyorsunuz insanların çıplak aramayla arıyorlar. Evet bu usulen gerekli olabilir ama müvekkil buna bir kere maruz kalmıyor ki. Buraya geldiğinde de aranıyor, Afyon'a götürüldüğünde de aranıyor, buraya getirildiğinde aranıyor.
Şimdi biz tahliye talep ediyoruz. Tahliyemize karar verilmediği zaman lütfen 4 numaralı şeyi açar mısınız önünüzdeki... 4 numaralı görseli...
Görebiliyor musunuz? Evet, yani bakın orada ben orayı büyüttüm ekranda da anlaşılabilmesi için. Müvekkilin buraya getirilmesine konu yazıda 'Duruşma bitiminde derhal geldiği ceza infaz kurumuna iade edilmesini' diyor kararı veren hakimlik. Şimdi bu ne demektir? Müvekkil burada tahliye... 18 Haziran'daki duruşmada tahliye olmadığında müvekkil tekrar buradan alınacak, tekrar 500 km gidilecek, 500 km elleri kelepçeli Afyon'a gönderilecek, tekrar oraya girdiğinde bir çıplak aramaya maruz kalacak. Ve bu sefer yaz vakti gidecek. Yani o araçlar klimalı araçlar falan değil. O araçlar metalin bütün ısısını yayan metal bir kafesin içerisinde, kapalı kalınmış bir araç. 500 km dışarıyı bile görmeden... Yani bu çok, en hafif deyimle herhalde modern bir işkence olur. İnsanın bu kadar üst üste bir zulme maruz kalmasına sebep olacak bir neticeye gitmemelidir. Ki bu kişinin bu kişiye isnat edilen suçlamaların ne kadar belirsiz, ne kadar zayıf olduğu dikkate alındığında bu daha da ağır bir durum. Şimdi yani müvekkil burada onlarca dosyası olan, birçok yargılama sebebiyle oraya buraya götürülüp getirilen, bu anlattıklarıma maruz kalan kişi değil, tek dosyadan, işte bu dosyadan. Ve tek bir dosyada tutukluluk sebebiyle 14 aydır bunları yaşıyor. Ve bunları yaşamaya da devam edecek. Ve bu ne yazık ki bizim, yani karar alıcı makamların giderebileceği bir sorun. Bizlerin değil. Şu an iyi ki size bunları söyleyebiliyoruz çünkü sizin buna gücünüz, yetkiniz, imkanınız var. Bir başkasına, bir başkasıyla biz yüz yüze gelip bunları dile getiremiyoruz gerçekten.
Burada birçok kişi tabii müvekkilin konumu düşünüldüğünde, hayatı, yaşamı düşünüldüğünde, birçok kişi gibi bu insanları kaçma şüphesini dikkate alarak, daha doğrusu kaçma şüphesi olmadığını düşünerek tahliye ettiğinizde "Gidin." deseniz gelip savunma yapacak insanlar. Benim müvekkilim her yönüyle öyledir. Çünkü benim müvekkilimin ailesi, yaşamı, bütün bağları buradadır. Ülkesine bağlılığı, liyakati, her şeyi, yaşamı... Bugüne kadar yaptıkları bunları açıkça göstermektedir. Yani bizim beraat talebimiz elbette neticede var. Elbette savunmamızda bu suçlar olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyoruz, koymaya çalışıyoruz ama müvekkilin tutukluluğunun bugüne kadar en azından gösterilen gerekçeleri arasında kaçma şüphesi var. Kaçma şüphesi dediğimiz şey, somutlaştırılmakla mümkün olabilecek bir kanaat. Yani bir şablon olarak kaçma şüphesi her zaman var. Suçlama mı biraz ağır, hemen "Evet, bu kişi kaçabilir." diyerek bu kişiyi tutabiliyor, tutabiliyoruz ama hukuki olmuyor. Yani benim müvekkilimin tahliye edilmesi halinde kaçabileceğine dair hangi emare olabilir? Hangi emareye kanaat getirebilirsiniz? Getiremezsiniz. Yani benim müvekkilim yaşlı, müvekkilimin ev verdiği anne babasının yanında olmak, onlara bakmak ve emekli zaten emekliliğini geçirmekten ibaret bir yaşamı var, bir gelecek planı varken bu insanın hayatını kaçıp nerelerde kurmasını bekleyebiliriz? Yani buradaki tutukluluğun devamı kararlarında kaçma şüphesinin olabileceği hatalı, hatalı bir varsayımdır. Buna dayanmak doğru hiçbir zaman olmayacak. Somut delillerin varlığı şablonu da savunmamda ifade ettiğim gibi aslında yeri olmayan, altı doldurulamayacak bir ifade olacaktır.
Müvekkilin tabii burada zincirleme suç nedeniyle hakkında istenen cezaların belli oranda, önemli oranda düşeceği açıktır. Müvekkilin örgüt üyeliği iddiasından yatarı bile tabii ki kalmamıştır. Diğer iddialarında özensizliği dikkate alındığında müvekkilin tutukluluk tehdidine konu herhangi bir durumunun olmadığı ve biraz önce anlattığım büyük mağduriyetlere sebep olunmasından başka hiçbir etkisinin olmayacağını açıkça belirtmek isterim. Yani bu yaşananları tekrar tekrar yaşamamak için bu modern işkence diye hafif bir şekilde anlatmaya çalıştığım, aktifleştirerek söylemeye çalıştığım şeye tekrar tekrar maruz kalmaması için öncelikle müvekkilimin yapılacak ilk incelemede, tabii mümkünse bugün isteri ama sanırım 18 Haziran tarihini mi alacaksınız, müvekkil hakkında öncelikle bir artık tahliye edilme kararı verilmesini ve şu anki savunmamız kapsamında da müvekkilin atılı suçlardan beraatine karar verilmesini talep ederim. Teşekkürler.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.