Savunma

İpek Elif Atayman Müdafii Av. Mehmet Ümit Erdem Savunması

Müdafi savunması·İpek Elif Atayman·9 Haziran 2026 · Kaynak

Öncelikle buradaki deminki bir diyalogla ilgili bir hususu düzeltmek isterim. Sayın , müvekkile 'Örgüt üyesisiniz, değil mi?' dedi. Müvekkil de 'Evet' dedi ama tebessümlerini aslında biz gördük. Fakat bunlar SEGBİS kaydına aktarıldığında, yani o yüz ifadeleri ve aslında kastedilmek istenen şey görülmeyeceği için bu hususu düzeltmek isterim. Aslında orada kastedilen suç isnadına ilişkin bir şeydi ve müvekkil de aslında biraz böyle müstehzi bir ifadeyle zaten ona ilişkin cevap vermişti. Öncelikle bu hususu düzeltmek isterim.

İpek Elif Atayman Müdafii

Şimdi; müvekkil hakkındaki suçlamaları biz iddianameyle gördük. Hangi iddianameyle gördük? UYAP sistemine tek parça yüklenemeyen ancak gizlilik kararı devam ederken yandaş basına tek parça olarak sızdırılan ve daha sonra bunun üzerine yapılan değerlendirmeler ve eleştiriler üzerine aslında değiştirildiğini düşündüğümüz ve sisteme parçalı halde ve hatta okunabilmesi mümkün olmayan bir halde —aslında biz bunu deşifre ederken de çok zorlandık— bir iddianameyle müvekkilin 5 tane eylemden; suç örgütü üyeliği, dolandırıcılık, rüşvet, suç gelirlerini aklamadan cezalandırılmasının talep edildiğini gördük. Şimdi iddianamenin geneline baktığımızda müvekkilin hangi somut eylemle, hangi örgüt hiyerarşisine dahil olduğu, hangi rüşvet ilişkisinde hangi rolü üstlendiği veya hangi dolandırıcılık eylemini bizzat gerçekleştirdiği hususunda hiç net bir veri yoktur. İddianame yüzlerce sanıklı karmaşık bir yapıyı anlatırken müvekkil özelinde şüphelerden uzak, kesin, inandırıcı delillere dayanmak yerine varsayımsal çıkarımlara ve genel tespitlere hapsolmuştur. Oysa mahkemenin önündeki mesele, karmaşık görünen yüzlerce klasör değil, son derece basit bir sorudur: Müvekkil 'ın işlediği iddia edilen suçu gösteren somut delil nerededir? Bu klasörlerin içerisinde biz açıkçası bunu bulamadık.

İpek Elif Atayman Müdafii

Ve 23 Mart 2025'ten beri önce Sulh Ceza Hakimliklerinde, Asliye Cezalara yaptığımız itirazlarda, mahkemenizin 12 Aralık tarihli tensip ve sonraki kararlarında ve 41'in itirazlarında aslında hiçbir hukukçuya yakışmayacak şekilde, sanıklar hakkında ortak gerekçelerle düzenli olarak tutukluluk halinin devamı kararları verilmiştir. Ve hep bu ortak gerekçeler aynıdır: CMK'nın değişik 100/1. madde koşulu, suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanıkların suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi, somut delillerin olması, bilirkişi raporu, MASAK raporu, HTS kaydı, tedbirin ceza miktarına göre ölçülü olduğu, adli kontrol tedbirinin de yeterli olmayacağı diyerek tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir. Oysa dediğim gibi iddianamede biz müvekkile istinat edilen suçların oluşmadığını net olarak görmekteyiz.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine dosyadaki onlarca çelişkinin bugüne kadar dinlenen sanıklar ve müdafi beyanlarıyla ortaya konulduğunu, iddiaların sunulan somut delillerle çürütüldüğünü, bilirkişi raporundaki çelişkilerin açığa çıktığını, 'Duymuştum', 'Öyle düşünüyorum' gibi sözlerin itibar gördüğünü de aslında bu salonda hep birlikte gördük. Yine daha da önemlisi, bugüne kadar dinlenen itirafçıların yaşadıkları baskıları, kendilerine yapılan teklifleri, görüşme kabinlerinde gezinen simsarlık avukatları (ki müvekkil de aynı olayın mağdurudur), gözüne kestirdiği kişileri makamına çağıran, cezaevindeki sanıklara müdafisi olmadan SEGBİS'le bağlanıp sohbet etmek isteyen, biz avukatlardan gizlediği bilgileri yandaş basınla paylaşılmasına ses etmeyen özel yetkili savcıların hikayelerini de ibretle dinledik. Ve nihayet, müvekkilin tutukluluğunun 15. ayında ve 47. duruşmada sıra bize geldi. Bu 47 günde yoğun emekle hazırlanmış muazzam savunmalar dinledik hep birlikte. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. 15 ayın yükü ağır ama 18 Haziran'daki tutukluluk incelemesi öncesi daha çok kişinin dinlenmesinin sorumluluğu daha da ağır. Listenin ilk sıralarında olsak belki saatlerce sürecek olan savunmamız hem çok tekrarlara kaçmamak hem de daha çok kişi dinlensin diye daha çok önemli gördüğümüz teknik kısımlar, hukuka aykırılıklar ve müvekkil özelinde açıklamak istediğimiz hususlarla sınırlı olacak.

İpek Elif Atayman Müdafii

Sayın heyet, dosyadaki gizlilik kalkınca bugüne kadar dinlenen onlarca sanık, tanık ve bilgi sahibi beyanını, delil diye konulan belgeleri hep birlikte gördük. Ve ortaya çıkan tablo şudur: Müvekkil Elif İpek Atayman hakkında doğrudan bir suç isnadında bulunan, onu herhangi bir suç planının, talimat zincirinin ya da menfaat ilişkisinin içerisinde gösteren tek bir somut beyan dahi bulunmamaktadır. Buna rağmen müvekkil istinat edilen fiiller nedeniyle değil, görev yaptığı dönemde Medya A.Ş. Genel Müdürlüğü unvanı nedeniyle yargılamanın merkezine yerleştirilmiştir. Dosyanın bütününe bakıldığında, müvekkile yöneltilen suçlamaların ortak noktası belli bir fiile değil, aslında belli bir statüye dayanmaktadır. Oysa ceza hukuku kişileri, makamları, görevleri veya unvanı nedeniyle değil, bizzat gerçekleştirdikleri, delillerle ispatlanabilen eylemler nedeniyle kişileri sorumlu tutar. Dolayısıyla bu nedenle sayın mahkemenin yapması gereken değerlendirme kim olduğu üzerinden değil, somut olarak ne yaptığı ve bu yaptığı fiilin de hangi somut delillerle ortaya konulduğu üzerinden yapılmalıdır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Müvekkil, yaşamı boyunca iletişim ve akademi alanında çalışmış, kamuoyunda bilinen, mesleki kariyerini şeffaf şekilde sürdürmüş bir akademisyen ve yöneticidir. Dosyada anlatılan suç örgütü kurgusuyla, rüşvet ilişkileriyle veya haksız menfaat ağlarıyla ilişkilendirilebilecek tek bir maddi olgu ortaya konulmamıştır ama buna rağmen 15 aydır özgürlüğünden mahrumdur. Bu nedenle savunmamızın merkezinde sadece müvekkilin masumiyetini değil, aynı zamanda Nürnberg yargılamalarından bugüne ceza hukukunun en büyük kazanımlarından biri olan suçun şahsiliği, delilden sanığa ulaşma zorunluluğu ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi de yer alacaktır. Şimdi bu somut ilkelerin aslında dosyada nasıl ihlal edildiğini ve neden müvekkilin salıverilmesi ve beraat etmesi gerektiğini dosyadaki veriler üzerinden açıklayacağız.

İpek Elif Atayman Müdafii

Öncelikle müvekkilin kolluk ifadesi; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, irtikap ve nitelikli dolandırıcılık iddialarıyla alınmıştır. Müvekkil 23.03.2025 tarihinde rüşvet almak ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmaya teşebbüs suçlamalarından tutuklanmıştır. Yaklaşık 9 ay sonra düzenlenen iddianamede ise dolandırıcılık, örgüt üyeliği, rüşvet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamadan iddianame tanzim edilmiştir. Soruşturma o kadar özensizdir ki müvekkil hakkındaki diğer suçlamalarla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı kararı bile verilmemiştir. Yani şu anda müvekkil hakkında örneğin irtikapla ilgili ifadesi alınmış ama sayın savcılık, başka açık bir dosyası da olmamasına rağmen bu hususla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermemiştir ki bu aslında CMK'nın da açık bir usulsüzlüğüdür.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine CMK 134'ün emredici hükümlerine aykırı olarak el konulan ve veri bütünlüğü sağlanmayan dijital materyallerin de bu dosyada hükme dayanak kılınması mümkün olmayacaktır. Çünkü bu dijital veriler, doğası gereği manipülasyona ve müdahaleye en açık veri türleridir. Ve bu yüzden de kanun koyucu, CMK'nın 134. maddesinde bunu sıkı ve emredici şekil kurallarına almıştır, koymuştur. Burada bu usuli güvencelerin müvekkil ve diğer sanıklarla ilgili tamamen göz ardı edildiğini ve aslında bütün delil sistematiğinin bu yönüyle geçersiz kılındığını dosyada görmekteyiz. Çünkü CMK 134/2 uyarınca, dijital materyallere el konulması sırasında sistemdeki verinin tamamının yedeklemesinin yapılması, bu kopyanın hash değerinin, yani dijital parmak izinin saptanarak bir örneğinin şüpheliye veya vekiline verilmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu işlem, verinin el konulduğu andaki halini dondurarak sonradan yapılabilecek ekleme veya çıkarmaları tespit edebilmesini sağlar. Müvekkilin cihazlarına el konulurken yerinde inceleme imkanı varken cihazların tamamının alıkonması ve hash değerlerinin tutanağa bağlanmaması, sürecin denetlenebilirliğini tamamen ortadan kaldırmıştır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yargıtay 16. Ceza Dairesi ve yeni 3. Ceza Dairesi'nin yerleşik kararlarında da imajı alınmadan ve hash değerleri tespit edilmeden el konulan dijital materyaller açıkça hukuka aykırı delil olarak kabul edilmekte ve hükme esas alınamamaktadır. Dolayısıyla bu dosyada her sanık —yani bu yönde bir işlem yapılmayan ve hash değerinin alındığına ilişkin tutanak bulunmayan— bütün sanıklardan elde edilen deliller tamamen hukuka aykırı ve şaibelidir. Yine Anayasa'nın 38/6 maddesi, CMK 206/2-a, 217/2 maddeleri bu uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez ve hükme esas alınamaz. Bu yasak sadece hüküm aşamasında değil, tutuklama gibi kişi hürriyetini kısıtlayan tedbirlerin uygulanmasında da hüküm içerir. Dolayısıyla bu verilere dayalı olarak verilen bir tutuklama, verildiği andan itibaren hukuka aykırıdır. Sonuç olarak CMK 134 prosedürünü işletmeden gerçekleştirilen el koyma işlemleri sonucunda elde edilen veriler bize hukuk fakültesinde öğretilen zehirli ağacın meyvesi hükmündedir. Ve bu yüzden de başta müvekkil İ olmak üzere tüm sanıklar hakkında hukuka aykırı bu delillere göre tutukluluk devamı kararı vermek ve bu delillerin yargılamaya dayanak olması adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir. Bu yüzden de sayın mahkeme tarafından söz konusu verilerin dosyadan ayıklanması ve bunların dosyadan çıkartılması ve hukuka aykırı delillere dayalı tutukluluk hallerinin de derhal sonlandırılması gerekir.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine tutuklama kararı verilirken bazı iddianameye ilişkin sevk maddelerinin, suç istinatlarının sonradan yer almaması aslında mahkemenin delilden sanığa değil savcılığın, sanıktan delile ulaşma mantığıyla yürüttüğünü kanıtlamaktadır. Müvekkilin örgütsel bağ ve hareket ettiğine dair hiyerarşik yapı içerisinde emir komuta zincirini gösteren hiçbir HTS kaydı, fiziki takip tutanağı veya somut bir veri dosyada mevcut değildir. Bu durum suçun şahsiliği ilkesinin ihlal edildiğini ve müvekkilin yalnızca dosya kapsamı nedeniyle ve belki de aslında 'itirafçı olur' diye tutukluluğunun olduğunu göstermektedir. Soruşturma dosyasının başlangıcından itibaren müvekkil hakkındaki yürütülen işlemler modern ceza hukukunun temel prensiplerinden olan delilden sanığa ulaşma ilkesinin ihlal edildiğini göstermektedir. Genel suçlamalar ve sanık sayısının fazlalığı nedeniyle torba bir soruşturma mantığıyla müvekkil dosyaya dahil edilmiş, hakkındaki somut deliller toplanmadan hürriyeti kısıtlanmıştır. İddianame incelendiğinde müvekkilin hangi tarihte hangi örgütsel toplantıya katıldığı veya hangi hiyerarşik talimatı yerine getirdiği hususunda hiçbir veri sunulmadığı görülmektedir. Bu, doğrudan zaten suçun şahsiliğinden uzaklaşıldığını kanıtlar niteliktedir.

İpek Elif Atayman Müdafii

Dosyada her şeyi imzalamaya mecbur kaldıklarını iddia eden veya tahliye olabilmek için bildikleri bilmedikleri her şeyi anlatan itirafçıların hiçbirisi müvekkil hakkında tek bir olumsuz ifadede bulunmamıştır. İtirafçıların ceza tehdidi altında tahliye olmak için her şeyi göze aldığı, herkesi ihbar ettiği bir yangın yerinde tek bir kişinin bile müvekkilin adını usulsüzlüğe karıştırmadığı görülmektedir. Masumiyetin bundan daha berrak bir kanıtı olabilir mu? Sadece bu durum bile müvekkilin 15 aydır haksız yere tutukluluk altında kaldığını göstermektedir. İddianamede anlatılan olayların hepsinin altında, müvekkille ilgili olan beş olayın altında, müvekkilin olay içerisinde hiç adı geçmese bile otomatik mesaj gibi hepsinin altında 'Bu yapılanmada ve suç örgütü yöneticisi, Kültür A.Ş. yöneticileri, Medya A.Ş. yöneticileri, müvekkilin de dahil olduğu kişiler sayılıp en son İstanbul Büyükşehir Belediyesi Reklam Daire Başkanı , kurulan İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütünün üyesidir' ibaresi yapıştırılarak, müvekkilin kendisinin haberinin bile olmadığı olay örgüsünde isminin geçmediği olaylara dahil edilmek için dahiyane bir yol bulunmuştur.

İpek Elif Atayman Müdafii

Hatta müvekkil de anlattı; kendisi emekli olduktan sonraki olay isnadında bile sadece tek isnat bu alttaki kes-yapıştır yapılan kısımdır. Oysa Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesi, bir iddianamenin sadece bir isim listesinden ibaret olmayacağını, yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek yer ve zaman gösterilerek açıklanması gerektiğini emretmektedir. Ama müvekkil hakkındaki sevk maddeleriyle iddianame içeriği arasında hukuken izahı mümkün olmayan büyük bir uçurum bulunmaktadır. Müvekkile atfedilen rüşvet, dolandırıcılık gibi suçlamaların nerede, ne zaman ve hangi somut yöntemle gerçekleştirildiği tamamen karanlıkta kalmıştır. İddia makamı olayların gelişiminde müvekkilin dahil olduğu tek bir maddi vakayı ortaya koyamazken, metnin sonuna bir şablon gibi eklenen 'örgüt üyesidir' ibaresiyle suçun şahsiliği ilkesini adeta askıya almıştır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Bu durum ceza yargılamasındaki suçun bireyselleştirilmesi ilkesine yönelik açık bir aykırılık niteliğindedir. Müvekkilin isminin, olay örgüsünde hiçbir rızası, bilgisi veya fiili katkısı bulunmayan pasajların sonuna bir etiket gibi yapıştırılması iddia makamının delil yetersizliğini acımasız bir yöntemle örtme çabasıdır. Bir profesyonel yöneticinin altında imzası olmayan, karar sürecine katılmadığı ve hatta varlığından haberdar dahi olmadığı işlemlerden dolayı sırf belli bir dönemde belli bir kurumda görev yaptığı için dosyaya yerleştirilmesi, varsayımlara dayalı bir cezalandırma pratiği doğurmaktadır. CMK 170/3-j maddesinin aradığı yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilmesi şartı bu torba suçlamalar silsilesiyle açıkça çiğnenmiştir. Sonuç olarak müvekkil hakkındaki iddialar somut bir fiile değil, zorlama bir illiyete dayanmaktadır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Suçun unsuru olan anlaşma veya dolandırıcılık suçunun unsuru olan hile, müvekkil özelinde tapu, banka kaydı, tanık beyanı gibi hiçbir somut veriyle desteklenmemiştir. Olay anlatımlarının sonunda tekrarlanan o malum paragraf bir hukuki analiz değil, müvekkili ispatlanamayan bir yapının içine hapsetmek için kurgulanan bir kurgu aracıdır. Maddi vakadan kopuk, delilden yoksun ve yalnızca unvanlar üzerinden kurulan bu suçlamalar, adil yargılanma hakkının en temel güvencesi olan savunma hakkını da doğrudan sakatlamaktadır. Müvekkil ’ın İstanbul Dijital Medya Ticaret A.Ş. yani Medya A.Ş. bünyesindeki görev, yetki ve sorumluluk alanı iddia makamınca somut verilerden koparılarak, kurumsal hiyerarşinin getirdiği rutin süreçler haksız bir sınırsız icra yetkisi illüzyonu üzerinden suçlama konusu yapılmıştır. Oysa müvekkilin kurumsal yetki sınırları, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilen iç yönergeler ve imza sirküleriyle katı ve net biçimde sınırlandırılmıştır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Müvekkil, 29 Temmuz 2019 tarihinde yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak atanmış, bu icrai görevini Nisan 2021 tarihine kadar sürdürmüştür. Bu tarihten sonra ise emekli olduğu 5 Ağustos 2024’e kadar yalnızca herhangi bir icrai ve operasyonel yetkisi olmayan 11 yönetim kurulu üyesinden bir tanesi olarak yer almıştır. Şirketin 16 Nisan 2015, 4 Nisan 2017, 20 Mart 2020 tarihli iç yönergeleri incelendiğinde; müvekkilin temsil ve ilzam yetkisinin hiçbir dönemde münferit yani tek başına olmadığı, aksine her zaman en az iki imza esasına dayanan müşterek bir nitelik taşıdığı açıkça görülecektir. Sicil kayıtları uyarınca, birinci derece imza yetkisi olan müvekkil şirketi ancak yönetim kurulu başkanı veya başkan vekili ile birlikte çift imza mekanizmasıyla temsil edebilmektedir. Türk Ticaret Kanunu ve şirket içi denetim kuralları gereği tesis edilen bu çift imza zorunluluğu, iddia edilen usulsüz işlemlerin tek bir iradeyle gerçekleştirilmesini hukuken ve fiilen imkânsız kılmaktadır. Zaten dosya kapsamında müvekkilin tek başına imzalayarak şirketi borç veya taahhüt altına soktuğu, kurumsal rutinin dışında çıkan tek bir işlem dahi ortaya konulmamıştır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine iddianamenin olay örgüsünde; hiçbir rızası, bilgisi veya paragrafı bulunmayan pasajların sonuna matbu bir şablon halinde eklenen “Medya A.Ş. Genel Müdürü , yönetim kurulu üyesi İpek Atayman örgüt üyesidir” şeklindeki ifadeler kurumsal gerçeklikle ve dosya içeriğiyle açıkça çelişmektedir. İddia makamı müvekkilin şirketteki fiili görev dönemlerini, imza yetkilerini ve unvanlarını dahi somutlaştırmadan, isimleri matbu bir kopyala-yapıştır algoritmasıyla torba bir iddianameye eklemiştir. Bir profesyonel yöneticinin karar sürecine katılmadığı ve varlığından haberdar olmadığı işlemlerden dolayı, sırf belirli bir dönemde o kurumda unvan sahibi olması sebebiyle cezai olarak sorumlu tutulması ceza hukukunun temel teorisi olan suçun şahsiliği, yüklenen suçun somut delillerle ilişkilendirilmesi ilkelerinin ihlalidir. Yine ek savunma olarak soruldu; müvekkilin doğrudan bir dahli olmasa da 4734 sayılı kanunun 21/F ve 3/G maddeleri kapsamındaki ihale süreçlerine ilişkin de beyanda bulunacağız. Burada bu ihaleler Kamu İhale Kanunu’nun 21/F ve 3/G maddeleri uyarınca ihale yapılması bir suç yöntemi gibi sunulmuştur. Aslında bu durum Kamu İhale Mevzuatı’nın teknik işleyişinin göz ardı edilmesi ve belki de bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.

İpek Elif Atayman Müdafii

2017 ve 2020 tarihli iç yönergeler uyarınca, genel müdürlük makamına tanınan ihale yetkisi kanuni limitlerin belli katlarıyla sınırlandırılmıştır. Örneğin müvekkilin ihale yetkisi sıfatıyla gerçekleştirebileceği alımlar; yasanın 21/F maddesindeki limitin 4 katı, 3/G maddesindeki istisna limitinin ise 10 katıyla sınırlandırılmıştır. Müvekkilin görev yaptığı dönemde başvurulan pazarlık usulü 21/F ve istisna 3/G yöntemleri, kanun koyucunun idarelere tanıdığı yasal takdir yetkisinin bir parçasıdır. Özellikle pandemi döneminde ve ivedilik arz eden medya tanıtım işlerine denk gelen süreçlerde bu usullerin kullanılması ticari ve idari bir zorunluluktur. İddia makamı bu usullerin kullanılmasını başlı başına bir suç karinesi saymaktadır. Oysa Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere davaya konu ihaleler nedeniyle kurum zararı oluşmadığı nazara alındığında, ihalelerin usulüne ilişkin tartışmalar ceza hukukunun değil ancak idare hukukunun konusu olacaktır.

İpek Elif Atayman Müdafii

47 celsedir yapılan yargılamada, bu yargılama konusu işlemlerin tamamlandığı, yapıldığı, ücretlerin ödendiği ve kurum zararının olmadığı görülmektedir. Müvekkilin imzaladığı ihale onayları teknik birimlerden yani satın alma müdürlüklerinden, ihale şefliklerinden gelen ve maliyet analizleri yapılmış dosyalara dayanmaktadır. Bir genel müdürün binlerce personel ve devasa bir işlem hacmi olan bir şirkette, her bir kalemin piyasa araştırmasını bizzat yapması hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Yine iddianamenin en temel hatası, müvekkilin genel müdürlük makamında oturuyor olmasının, şirketin tüm eylemlerinden kaynaklı otomatik bir ceza sorumluluğu doğurduğu varsayımıdır. Oysa TCK 20. maddede düzenlenen ceza sorumluluğu şahsidir, kimse başkasının fiilinden sorumlu tutulamaz ilkesi kurumsal yapılarda görev yapan yöneticiler için de geçerlidir. Müvekkilin altında çalışan yüzlerce personelin veya teknik birimlerin her bir eylemini, her bir fatura içeriğini veya her bir saha operasyonunu denetleme yükümlülüğü idari bir sorumluluk olabilir, ancak bu durum doğrudan cezai bir kastın varlığını delalet etmez.

İpek Elif Atayman Müdafii

Müvekkil iletişim bilimleri alanında uzman bir akademisyendir. Görevi şirketin stratejik iletişim hedeflerini yönetmektir. Teknik ihale şartnamelerinin hazırlanması veya alt yüklenici seçimi gibi operasyonel süreçler, iç yönergelerle yetkilendirilmiş alt birimlerin sorumluluğundadır. Dolayısıyla müvekkilin eylemleri genel müdürlük sözleşmesiyle sınırlı, mesai saatleri içinde gerçekleşen ve tamamen kurumsal hiyerarşi kurallarına uygun eylemlerdir. Müvekkilin 2001 yılından sonraki icrai yetkisi sona ermiş olmasına rağmen 2023 ve 2025 yıllarına ait eylemlerden dolayı şüpheli listesine tutulması aslında mahkemenin, savcılığın bu ülkeyi tamamen göz ardı ettiğini göstermektedir. Yine bu müvekkil hakkındaki bu iddialar somut bir suç eyleminden ziyade müvekkilin kurumsal kimliğine ve makamına yönelik bir statü suçlaması niteliğindedir. Oysa ceza yargılamasında da müvekkilin kurumsal yetki sınırlarının içindeki eylemlerin suç teşkil ettiğine dair her türlü kuşkudan uzak, kesin delil bulunması mecburidir. Medya A.Ş.’nin 2017 iç yönergesinin 10. maddesi uyarınca, müvekkilin yetkilerinin konu ve limitleri belirlemek kaydıyla devredilebilir olması da sorumluluğun ancak o işlemi bizzat tesis eden veya o işlemden menfaat sağlayan kişi varsa bunlara ait olabileceğini teyit etmektedir.

İpek Elif Atayman Müdafii

Ne bir rüşvet anlaşmasında ne de bir dolandırıcılık kurgusunda bizzat yer aldığına dair dosyada hiçbir somut bulgu yoktur. 20 Mart 2020 tarihli bir sonraki iç yönerge uyarınca genel müdürün belli limitler dahilinde ihale yetkisi olsa da bu yetki, harcama birimleri ve teknik şartnameyi hazırlayan uzmanlar tarafından yürütülmektedir. Müvekkilin şahsen her ihalenin teknik detayına veya yaklaşık maliyet hesabına müdahale edebilmesi, şirketin devasa iş hacmi göz önüne alındığında mümkün değildir. Dosyada müvekkilin bu hiyerarşik yapıyı baypas ederek hukuka aykırı bir talimat verdiğine dair yazılı talimat, e-posta gibi hiçbir somut veri de bulunmamaktadır. Yine müvekkilin üst amiri olan ’la olan iletişimi bir suç örgütü yöneticisinden alınan talimat değil, yönetim kurulu başkanıyla genel müdür arasındaki koordinasyondur. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararlarında da belirtildiği gibi, örgüt üyeliğini belirleyen fark; örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olmasıdır. Müvekkil bir akademisyen ve üst düzey yönetici olarak tüm işlemlerini hukuk müşavirliğinin görüşü, teknik birimlerin raporları ve yönetim kurulu kararları çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Sorgusuz sualsiz bir teslimiyetin aksine her imzasının altında teknik ve hukuki bir dayanak mevcuttur.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine müvekkilin; Yönetim Kurulu Başkanı , satın alma personeli , Kültür A.Ş. Genel Müdürü , Reklam Daire Başkanı gibi isimlerle yaptığı görüşmeler, Medya A.Ş.’nin faaliyet alanı olan reklam, tanıtım ve organizasyon işlerinin yürütülmesi için zorunlu olan mesleki koordinasyondur. Müvekkilin iletişim grafiği, illegal bir yapılanmanın gizli haberleşme ağı değil, devasa bir Büyükşehir Belediyesi iştirakinin operasyon şemasını yansıtmaktadır. Müvekkilin İBB çalışanı sanıklarla aynı yerden baz vermesi, aslında işine düzenli geldiğinin, liyakatli olduğunun ve görevini yaptığının da bir kanıtıdır. Dolayısıyla müvekkilin Medya A.Ş.’deki konumu, ticaret sicil kayıtları ve iç yönergelerle de sabit olan profesyonel bir yöneticiliktir. Bu yapı içerisindeki ast-üst ilişkisi, TCK 220 anlamında bir örgüt hiyerarşisi değil, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamındaki bir şirket hiyerarşisidir. Dolayısıyla örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde hakkında herhangi bir delil olmayan müvekkilin, sadece bir kurumda çalışmış olması nedeniyle cezalandırılabilmesi mümkün değildir.

İpek Elif Atayman Müdafii

Müvekkilin ne bir kod adı vardır, ne gizli bir haberleşme yöntemi kullanmıştır, ne de örgütsel bir disiplin altında iradesini başkasına devretmiştir. Müvekkil tüm mesleki kariyerini şeffaflık üzerine inşa etmiş bir akademisyen olup kurumsal kimliği ile örgütsel aidiyet arasındaki fark dosyadaki somut verilerle açıkça ortadadır. İddianamenin müvekkil hakkındaki hiyerarşik bağ iddiası, suçun şahsiliğini yok ederek müvekkili sadece belli bir dönemde belli makamda bulunduğu için torba suçlamanın içine dahil etmiştir. Müvekkil hakkında ileri sürülen hiyerarşi iddiası, somut vakaya dayanmayan varsayımsal bir kurgudan ibarettir. Tüm eylemleri kanunla kurulmuş bir anonim şirketin idari sınırları içerisinde kalmıştır; bu sınırların dışına çıkan, illegal bir hiyerarşiye temas eden hiçbir bulgu da dosyaya sunulmamıştır. Sayın heyet, Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen, devletin her yıl şeffafça denetlediği resmi bir şirketin yönetim şemasını alıp üzerine suç örgütü şeması yazmak; hukukun bittiği, niyet okuma engizisyonunun başladığı bir yerdir. Sadece bu nedenle bile müvekkilin tahliyesi gerekmektedir.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine tarafımıza verilen belgelerde ve UYAP kayıtlarında MASAK raporuna ulaşamadık ancak iddianamede MASAK raporuna ilişkin beyanlar var. Biz bunlara baktığımızda, burada maddi gerçeğin çok uzağında ve hatalı yorumlamalara dayalı bir değerlendirme olduğunu görüyoruz. Dosya kapsamında müvekkilin hesap hareketleri incelendiğinde, para transferlerinin tamamının hayatın olağan akışına uygun; akademik ve mesleki çalışmalar karşılığında edinilmiş ücret gelirleri, borç-alacak münasebetleri veya aile içi yardımlaşma kapsamında olduğu açıkça görülmektedir ki müvekkil de bu malvarlığını savunmasında açıklıkla anlatmıştır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, her para transferinin suçtan elde edilen bir gelirin aklanması veya rüşvet ödemesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bir transferin suç vasfı kazanabilmesi için paranın kaynağının öncül bir suç olduğu ve bu kaynağın gizlenmesi amacının bulunduğu, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmelidir. Ancak müvekkil özelinde söz konusu transferlerin hangi eylemin karşılığı olduğu dosyada somutlaştırılmamıştır.

İpek Elif Atayman Müdafii

MASAK raporunda yer alan veriler, müvekkilin borç-iş ilişkisinin hayatının bir parçası olan ve vergisi ödenmiş şekilde gerçekleşen işlemlerden ibarettir. Dolayısıyla salt hesap hareketlerine dayanarak bir suç isnadı oluşturulması, masumiyet karinesinin ve delilden sanığa ulaşma ilkesinin açık bir ihlalidir. Yine iddianamede MASAK raporundaki iddialara bakıldığında; aslında bu raporlar karmaşık finansal verilerin dökümünden ibaret olup bir para hareketinin suç geliri olarak tanımlanması için açıkça hangi suçun öncül suç olduğunun konulması gerekiyor. Ancak hiçbir şekilde burada müvekkile ilişkin; "şuradan bu parayı elde etmiştir, bu parayı da bu şekilde göndermiştir, aklamıştır" gibi hiçbir iddia yoktur. Sonuç olarak dosyadaki MASAK raporu, müvekkilin yasal finansal tablosunu suç şemasına eklemlemek amacıyla kullanılan bir varsayımlar belgesidir. Raporda bahsi geçen meblağların suçtan kaynaklandığına dair bir mahkeme kararı veya somut bulgu yoktur. Kaldı ki burada yüksek meblağlı gelirler de yoktur; yani sadece ücret gelirleri bulunmaktadır. Bu nedenle de bu MASAK raporunu kabul etmiyoruz.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine TCK'nın 282. maddesinde düzenlenen aklama suçunun sübut bulması için malvarlığı değerinin, alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanması gerekmektedir. Yani önce bu derecede bir suçun olması ve buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Müvekkil aleyhindeki iddialarda para transferlerinin tam olarak dolandırıcılık, rüşvet veya ihaleye fesat karıştırma gibi hangi suçun neticesinde elde edildiği ve bu paranın "kirli" olduğu hususu somut delillerle ortaya konulmamıştır. Ancak iddianamede sadece genel iddialar ve kayıtlar belirtilmiştir. Oysa TCK 282. kapsamında bu paranın öncül suçtan elde edildiğinin, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması ve ispatlanması mecburidir. Ancak iddianamede buna dair hiçbir iddia bile bulunmadığından, aslında bu kısmı daha kısa olarak geçiyoruz.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre sanıklar arasında sadece bir para trafiğinin varlığı, rüşvet veya aklama suçunun sübutu için yeterli görülmemektedir. Dolayısıyla rüşvet veya aklama olarak değerlendirilebilmesi için; gönderimin amacının, rüşvet anlaşmasıyla veya suç gelirinin gizlenmesiyle doğrudan ilintili olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Bu nedenle de bu soyut iddiaların beraatla neticelenmesi adaletin kaçınılmaz bir gereğidir. Yine ihaleye fesat karıştırma suçu ile ilgili duruma baktığımızda, iddianameye bağlılık unsuru gereğince aslında burada hukuken doğrudan yargılama yapılması mümkün değildir ama ek savunma mümkündür. TCK 235’te düzenlenen bu suçun oluşması için hileli davranışlarla ihaleye fesat karıştırılması veya kamunun zararına sebebiyet verilmesi şarttır. Dosya kapsamında müvekkilin herhangi bir ihale sürecinde katılımcılarla gizli bir anlaşma yaptığına, rekabeti engelleyici bir eylemde bulunduğuna veya kurumu zarara uğrattığına dair tek bir somut delil bulunmamaktadır. Aksine yukarıda söylediğim gibi, Medya A.Ş. iç yönergeleri ve ticari kayıtları uyarınca tüm işlemler çift imzayla gerçekleştirilen, denetlenen bir kurumdur.

İpek Elif Atayman Müdafii

Kaldı ki İstanbul Dijital Medya A.Ş. sermayesi, dolaylı olarak Büyükşehir Belediyesi'ne ait ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olarak 2011 yılında kurulmuş bir belediye şirketidir. Bilindiği üzere belediye şirketleri doğrudan kanunla değil, kanuna verilen yetkiyle kurulan, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi sermaye şirketleri olup belediyelerin tüzel kişiliklerinden ayrı ve bağımsız özel hukuk tüzel kişileridir. Bu şirketlerin kamu tüzel kişisi ya da kamu kurum ve kuruluşu oldukları kabul edilemez. Bu yönüyle de aslında burada bir kamu kuruluşu olmadığından, bu suçun unsurlarının oluşmaması gerekir. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü'nün 12.12.2002 tarihli genelgesine göre de belediye şirketleri, diğer şirketler gibi Türk Ticaret Kanunu'na tabi olan birer özel hukuk tüzel kişisidir. Şirketin yönetim kurulunda belediye personelinin olması bu şirketlerin hukuki niteliğini değiştirmemektedir. Dolayısıyla İBB'nin dolaylı iştiraki olan Medya A.Ş.'nin de Türk Ticaret Kanunu hükümlerine uygun olarak kurulan bir sermaye şirketi olduğu ve kamu zararının tespitinde yasal zarar olarak belirlenen bu mevzuata tabi olmadığı ortadadır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Dosya kapsamındaki yüzlerce sanığın ve bilgi sahibinin beyanına bakıldığında, müvekkile ilişkin bir suç örgütü faaliyeti veya herhangi bir süreçte aktif rol aldığına ilişkin hiçbir iddia yoktur. Müvekkilin ismi sadece sınırlı sayıda sanık tarafından, o da yalnızca profesyonel iş ilişkisi ve nezaket sınırı içerisinde zikredilmektedir. Yani sektörden tanımaktadır, akademisyendir ya da daha önceden bildiği kişi gibi belirtilmektedir. Dolayısıyla sadece iletişimci konumu, akademisyen kimliği ve statüsü ile ilgili yani "Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak tanıyorum" gibi belirtilmiştir. Bu durum, sürekli ve amaçlı bir örgütsel bağlılık kriterini de ortaya koymamaktadır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Tutukluluk kısmına gelelim. Çok önce müvekkilim de anlattı, meslektaşım da anlattı. 23 Mart 2025 tarihinden beri 15 aydır ciddi sıkıntılı bir süreç yaşamaktadır. Burada tekrara girmeyeceğim ama şunu söylemem gerekiyor: Müvekkil 2,5 ay tek kişilik hücrede kaldıktan sonra normal kalabalık bir koğuşa geçtikten 4 gün sonra, tam bir bayramda sosyal medyadan bu dosyadaki tutukluların bir kısmının başka yerlere gönderildiğini öğrendik. Bunun üzerine hemen cezaevi idaresini aradık, savcılıkla irtibata geçmeye çalıştık ancak bize kurumlar tarafından hiçbir şekilde bilgi verilmedi. Hatta Silivri'yi aradığımızda kurumda olduğu belirtildi ve biz yaklaşık bir gün boyunca, ertesi güne kadar nereye sevk edildiğini, nereye gönderildiğini hiçbir şekilde öğrenemedik. Ertesi gün meslektaşımız sağ olsun, Afyon'la ilk görüşmeyi yaptı. Durumu tespit etti ve biz Afyon'da olduğunu ve yaşadıklarını da öğrendik. Ve biz hemen olayın ertesi günü, yani 5 Haziran sevkinden bir gün sonra 6 Haziran 2025 tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nda iki ayrı suç duyurusunda bulunduk. Birincisi sevk kararını veren yetkililer ve aileye haber vermeyen cezaevi personeli hakkında; ikincisi de bu sevk sürecindeki işkence ve kötü muamele fiilinin sorumluları hakkında. Her iki dilekçemizin de sağ üst tarafında koyu harflerle; öncelikle delillerin kaybolmaması için kamera kayıtlarının, cezaevi araçlarındaki kayıtların muhafaza altına alınmasını ve soruşturmanın bundan sonra devam etmesini talep ettik. 22 Mayıs tarihinde yani daha yeni bize kovuşturmaya yer olmadığına dair karar geldi. Gerçekten Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı bu usulü böyle yürütüyorsa, buradaki mahkûmların vay haline.

İpek Elif Atayman Müdafii

Sayın savcılık tarafından iki işlem yapılmış. Birisi Silivri İlçe Jandarma Komutanlığı'na müzekkere yazmış; "Sevk sırasında herhangi bir hukuka aykırı işlem yapıldı mı?" diye. Aynı zamanda Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'ne yine aynı niyetle, bir hukuka aykırı işlem olup olmadığını sormuş. Buradan gelen yazı cevaplarında Silivri İlçe Jandarma Komutanlığı; sevk sırasında rutin işlemlerin uygulandığını, herhangi bir aksaklık olmadığını, sevkin sorunsuz ve vukuatsız şekilde gerçekleşip son bulduğunu belirtiyor. Ceza İnfaz Kurumu da kurum idaresince yeteri kadar ve çeşitlilikte, imkânlar ölçüsünde hazırlanan kumanyanın kendisine imza karşılığı teslim edildiğini belirtiyor. Ve sayın savcılık bu yazı cevaplarıyla soruşturmayı sonlandırmış, ardından da "kovuşturmaya yer olmadığına" dair karar vermiş. Yani savcılık anlayışı bu mudur? O zaman aile içi şiddette de kocaya soralım: "Eşinize ilişkin herhangi bir olumsuz durum var mı?" diye. Bize cevap verip "Hayır, herhangi bir şey yok" dediğinde, biz de "Eşine sorulduğunda herhangi bir sıkıntı yoktur" deyip kapatalım mı? Ya da bir kurumda olumsuzluk olduğunda savcı, kurumun en üst düzey yöneticisine sorsun: "Var mı bir usule aykırılık?" O "Yok" dediğinde de doğrudan takipsizlik kararı versin. Yani sürecin nasıl bir ciddiyetle yürütüldüğünü, aslında mağduriyetin nasıl büyütüldüğünü göstermek için bu çok önemli bir örnek. Ve kamera kayıtları da yok tabii ki. Artık yaptığımız itirazlar kabul edilse bile biz bu kamera kayıtlarına ulaşamayacağız. Bu savcılık işlemiyle aslında bu deliller karartılmış olacak. Bu durum bile aslında nasıl organize bir şekilde bu mağduriyetin büyütüldüğünü gösteriyor.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine tüm bu süreçte, mahkemeniz tarafından da verilen tutukluluk halinin devamı kararlarında; "suçun vasıf ve mahiyeti", "kaçma şüphesi", "katalog suçları" gibi genel ve soyut ibareler kullanılıyor. Oysa bu tür matbu gerekçeler, Anayasa madde 141 ve CMK 134. madde gereği, kararların gerekçeli olma zorunluluğunu karşılamaktan uzak. Çünkü somut olaya özgü olarak; müvekkilin hangi fiilinin ne olduğu, hakkındaki somut delillerin ne olduğu, hangi eyleminin kaçma şüphesi uyandırdığı veya delilleri karartma imkânının nasıl devam ettiği ya da eğer serbest bırakılırsa neden kaçabileceği yönünde kanaat oluştuğunun açıkça belirtilmesi gerekiyor. Bunların açıklanmadığı kararlar, açıkça hukuki denetimden yoksun ve hukuka aykırı kararlardır. Biz bununla ilgili 6 tane Anayasa Mahkemesi başvurusu yaptık. Bu başvurularımız derdesttir. Bu başvurular sadece tutukluluk incelemeleri değil; dijital materyaller, MASAK raporları ve bugüne kadar gelişen tüm süreçle ilgili olarak açıkça görülmüş durumdadır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Netice itibarıyla akademisyen ve profesyonel bir yönetici olan müvekkilin altında imzası dahi bulunmadığı olaylara otomatik mesaj yöntemiyle dahil edilmesi, hukuk devletinde kabulü olmayan bir etiketleme yöntemidir. İdare hukukunun çizdiği resmi organizasyon şemasını bir suç örgütü hiyerarşisiymiş gibi sunan bu zorlama kurgu; müvekkilin Afyon'da yerde yatırıldığı, savunma hakkının elinden alındığı, günde bir saat bilgisayara ulaştığı, ailesinden kopartıldığı bir zulüm sarmalına dönüşmüştür. Bir insanın hayatından, hürriyetinden 15 ayı çalmak bu kadar kolay olmamalıdır. İddia makamı müvekkilin adını olayların içine delille değil, aslında bir bilgisayar yazılımıyla eklemiştir; adalet yazılımının "kopyala-yapıştır" butonuyla eklemiştir. Ama adalet aslında algoritma şablonlarıyla değil, vicdan terazisiyle tecelli edebilecektir. Eğer sayın mahkeme tarafından müvekkilin tutukluluğunun devamına karar verilirse, müvekkil yeniden o dilekçesinde yazıldığı gibi 9 saatlik bir yolculukla tekrar Afyon’a gönderilmenin tedirginliğini yaşamaktadır. Aslında tutuklu yargılanması yanlıştır. Bu yüzden sayın mahkemenin, tutuksuz sanıkların yargılanmasına geçildiği aşamada, tutuklu sanıkların da yargılamayı takibi için gerekli planlamayı şimdiden yapması gerektiğini de dikkate sunuyoruz.

İpek Elif Atayman Müdafii

Yine sayın mahkeme tarafından Nisan ayında bir kısım sanıklar hakkında cezaevine müzekkere yazılarak örgüt üyeliğinden kaynaklı tedbirlerin kaldırılmasına ilişkin bir karar tebliğ edilmiştir. Bu hususun, gelinen aşamada ve bu sorgulamalar sonrasında pek çok kişi hakkında; müvekkilin de olduğu sanıklar hakkında da bu değerlendirmenin yapılarak bu yönde bir karar kurulmasını ve müvekkiller hakkındaki tedbirlerin kaldırılmasını talep ediyoruz. Çünkü 220. madde kapsamında tutuklular; aile görüşlerinde, telefon görüşlerinde ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Dolayısıyla artık 47. oturumda pek çok şey netleşti. Sayın mahkeme tarafından dinlenenler doğrultusunda, belki bundan sonra dinlenecekler için de değerlendirme yapılarak, cezaevlerindeki kişiler hakkındaki örgüt iddiasının şu anda olmadığı veya bu yönde infazın yapılmaması yönünde müzekkere yazılmasını talep ediyoruz. Mahkemenizden bu taleplerimiz bir lütuf değil; delillerle desteklenmeyen iddialar karşısında hukukun emrettiği tek sonuç olan özgürlüğün ve beraatin teslim edilmesidir.

İpek Elif Atayman Müdafii

Gelinen aşamada, mümkünse bugün, olmazsa 18 Haziran'daki incelemede müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Eğer sayın mahkeme tutukluluğun devamına karar verirse, bundan sonraki kuracağı ara kararlarda; hukukçuya ve heyetinize yakışacak şekilde hangi sanığın hangi somut fiil nedeniyle tutukluluğunun devamına karar verildiği, neden kaçma şüphesinin olduğu, adli kontrolün neden yetersiz kaldığı hususlarının kişiler hakkında tek tek değerlendirilerek karara bağlanmasını ve bunların özellikle zapta geçirilmesini istiyoruz. Perşembe günkü oturumda delillerin toplanmasına ilişkin ara kararlarının tutuklu sanıklar bittikten sonra verileceğini söylediniz. Ancak bu yargılama sırasında dosyamızda müvekkil hakkında doğrudan bir isnat yoktur ama pek çok meslektaşım sanıkların toplanmasını istediği delilleri belirtti. Dolayısıyla bu deliller toplanmadığı noktada, "deliller toplanmadığı" veya "mevcut delil durumu" diyerek tutukluluğun devamına karar verilmesi usulsüz olacaktır. Ya bu deliller derhal kurulacak ara kararla toplanmalı ya da en sona bırakıldıysa 18 Haziran değerlendirmesinde "mevcut delil durumu" denilmemesi gerekmektedir. Çünkü insanlar savunmalarında delillerin toplanmasını talep ediyor. Bu deliller toplanmadan, dosyaya alınmadan, "şu anki mevcut durumla tutukluluğun devamına karar veriyoruz" denmesi hukuka aykırı olacaktır.

İpek Elif Atayman Müdafii

Açıkladığımız nedenlerle, 15 aydır devam eden haksız tutukluluk kararının sonlandırılarak müvekkilin tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz.

İpek Elif Atayman Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.