Sayın Başkanım, Sayın Üyeler; müsaadenizle sorguya ilişkin beyanlarımı sunmadan önce meselesine ben de başka bir yönüyle değineceğim ve bunu dikkatlerinize sunacağım. İlk oturumda malum bir sıralama yapmıştınız ve bu sıralamaya uygun sorgu yapacağınızı söylemiştiniz. Buna itiraz etmemize karşın, heyetinizce o doğrultuda bir karar alındı ve uygulama devam ediyor. Etkin pişmanlık kapsamında 'in dinlenilmemesi gibi bir düşüncemiz yok. Özünde şahsi düşüncemizi sorarsanız; keşke mümkün olsaydı da etkin pişman tanıklar, gizli tanıklar ve diğer tanıkların sorgusu -usul gereği sorgunun öncelikle yapılması gerekir ama- en azından sanık sorgusunun hemen arkasından ilgilisinin de dinlenilmesi, olayın aydınlanması bakımından bizler için daha yararlı olurdu. Ancak sanık, itirafçı ve gizli tanık sayısının fazla olması dolayısıyla bu olanağı kullanma imkanı tanınmadı.
Mehmet Pehlivan Müdafii Av. Hasan Fehmi Demir Savunması
Yaptığınız sıralamaya baktığımızda eylem sırasına göre değil, iddianame sırasına göre değil, harf sırasına göre de değil. Şüphesiz sizin bir gerekçeniz vardır fakat bu gerekçeyi bize söylemediniz. Örneğin, etkin pişman tanık ya da değil, herhangi bir tanık hakkında hazırlık yaparken biz avukatlar bu sırayı nazara alıyoruz. Dosyanın kapsamını düşündüğümüzde, örneğin bizden sonra Cebeci'ye başlayacaksanız, ona ağırlık veriyoruz. Takdir ederseniz bu kapsamda tümünü birden kısa sürede kavramak ve hazırlanmak olanaklı değil. Dolayısıyla orta bir yol bulabiliriz diye düşünüyorum. Eğer heyetiniz bakımından perşembe gününe kadar 'in ifadesinin alınması zorunlu değilse, hiç olmazsa önümüzdeki pazartesinden itibaren Adem Bey ile başlayabilirsiniz. Biz de tüm hazırlıklarımızı tamamlamış olarak mahkemeye geliriz. Bu bizim açımızdan olduğu kadar heyetiniz bakımından da önemli olacaktır; çünkü dinlerken bir kanaate varmış olacaksınız. Sorguya ilişkin beyanlarımdan önce bu talebimi değerlendirmenizi rica ederim.
Beyanlarımıza gelince; Avukat , meşruiyetini hukuka uygunlukta aramak yerine, güç üzerinden devşirmeye çalışan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği'nin adeta bir karikatüre dönüşen faaliyetinin sonucunda 19 Haziran 2026'da tutuklandı. Avukatlık Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen emredici hükme rağmen izin alınmadan ve yasaya aykırı olarak yürütülen soruşturma sonucunda sevk yazısında aynen şunlar yazılıdır; müsaade ederseniz satır satır okuyacağım. Çünkü sevk yazısından sonra 9. Sulh Ceza Hakimliği, ile ilgili verdiği tutuklama kararında genel şablon cümlelerin haricinde sadece yanlış olarak bu suçun, yani örgüte üye olma suçunun katalog suçlardan olduğu ve bu sebeple tutuklandığı şeklinde bir tespit yapmıştır. Bunun tümüyle hatalı olduğunu heyetinize söylemeye gerek yok sanırım.
Sevk yazısında aynen şöyle söyleniyor: "Dosya kapsamında şüpheli bulunan 'ın etkin pişmanlığı kapsamında vermiş olduğu 2 Haziran 2025 tarihli ifadesinde; dosya kapsamında şüpheli bulunan 'in 16 Haziran saat 11.00 ile 17 Haziran 2025 tarihinin saat 01.00'de biten ifadesinde..." İddianamede de ile ilgili özellikle bu iki etkin pişman tanığın beyanlarına dayanarak ithamda bulunuluyor. Şimdi burada Adem'in verdiği ifadede bir gariplik hemen göze çarpıyor: 16 Haziran saat 11.00'de başlayan sorgu, 17 Haziran 2025 tarihinde saat 01.00'de bitiyor. İfadesinin toplamı 15 sayfa. Yani her bir saate bir sayfa düşüyor. Bunun normal olduğunu herhalde kimse iddia edemez. Tutanakta poliste olsun, savcılıkta olsun, kovuşturma safhasında olsun ara verildiğinde mutlaka yazılır. Böyle bir not düşülmediği halde, yaklaşık 14 saat boyunca ne yapıldığı meçhuldür.
Sevk yazısı devam ediyor: "Şüphelinin örgüt kapsamında hareket ettiği; 19 Mart 2025 tarihi öncesinde hakkında soruşturma yürütülen şüphelilerin gözaltı ve sonraki süreçlerde soruşturma sürecini takip edecek avukatların kim olduğu hususunda planlama yaptığı..." Bu gayet doğal; bunu hepimiz yaparız, toplantı yaparız. Hele de sanık sayısı fazla ise hangi avukatların kiminle uyum içerisinde çalışabileceğini planlar, müvekkilimize düşüncelerimizi iletiriz. Bu bir avukatlık faaliyetidir. Devamında, "Bu şekilde dosyada ifadesi alınan kişilerin ifadelerine ulaşmayı amaçladığı" deniyor. Hakikaten bir avukat olarak en önemli amacımız, verilen ifadelere bir an evvel meşru yollardan ulaşmaktır; bu bizim için önlenemez bir arzu ve şüphesiz avukatlık faaliyetidir. Son olarak "Dosya kapsamında ifade vermek isteyen tutuklu şüphelilere baskı yaptığı" deniyor. Bu önemli; ancak kime baskı yaptığı konusunda iddia makamı tarafından ortaya konmuş hiçbir kanıt veya isim yok.
Şüphelilerle görüşen bu avukatların şahısların konuşmamaları yönünde telkin ve baskılarda bulunduğu iddiasına gelince; bunu etkin pişman tarafları dinleyebilseydiniz belki de Adem konusundaki toplantı ile ilgili olarak Avukat Pehlivan beyanda bulunduğu için meslektaşım de dile getirdi. Bunun dışında ne şekilde ne zaman, kime yönelik baskı yapıldığına ilişkin de iddianame ve eklerinde herhangi bir şey yok. "Örgütün çözülmemesine yönelik eylemlerde bulunduğu dikkate alındığında vasıflı üye olduğu anlaşılmaktadır" diye bir çıkarsama yapılıyor. Avukat Pehlivan'ın tutuklanmasına ilişkin Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararında ise aksi somut olgularla kanıtlanmış olduğu halde, az önce belirttiğim ve 'in iki etkin pişmanlık ifadesine dayalı olarak, üstelik çelişkili ifadelere dayalı olarak tutuklamaya karar verilmiştir. Gerek Avukat 'ın savunması kapsamındaki sorgusunda, gerekse az önce belirttiğim Avukat 'in beyanları kapsamında; tutukluluğa gerekçe olarak sunulan sözde kanıtlarla ilgili geniş kapsamlı açıklamalarda bulunduklarına tanık olduk. Savcılık yaklaşımının avukatlık mesleğinin olağan faaliyetlerini kriminalize etmeye çalıştığını; 'a yönelik ithamların gerçekte yaşanmış olduğuna ilişkin açık, makul ve ikna edici hiçbir somut kanıtın dava dosyasında bulunmadığını beyan ettik.
Bu sebeple tekrardan kaçınmak bakımından, ben iddiayı varlığı öne sürülen örgüt açısından ele alarak değerlendirmeye çalışacağım. , örgüt üyesi olarak tutuklu bulunduğuna göre, huzurunuzda bir ana örgütün de olması zorunlu. Zira dava bu yanıyla ele alınmadıkça, somut davayı kurgulayanların hukuk dışına düşmüş hedefini kavrayabilmek imkansızdır. Böylece soruşturma aşamasında başsavcılığın masumiyet karinesini hiçe sayarak, sanıkların lekelenmeme hakkına özen göstermeyerek, medya yardımıyla kitlelerin rızasını üretmeye yönelik girişimleri; yaklaşık 4.5 milyon İstanbul seçmeninin oyunu alarak seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın, belediye başkanlarının ve yüzü aşkın belediye bürokratının ve çalışanının temelsiz iddialar ve hukuka aykırı kararlarla tutuklanmaları anlaşılabilir olacaktır.
On binlerce sayfa ekten ibaret, normdan ve olgudan kopuk bir şekilde; fiilden hareketle faile ulaşmak yerine tam tersini yapan, tümelden tikele giden, önce soyut ve gerçek dışı söylemlerle bir örgütün varlığını iddia ederek geometrik bir anlatım tarzıyla herkesi ve her şeyi birbirine bağlayan bir yapı mevcuttur. Akla gelenin söylenmediği, sadece başındaki Türkiye Cumhuriyeti ibaresi ile sonundaki tarihi doğru olan iddianamenin sırf 'nun siyasete hukuk eliyle ıskat etmek amacına yönelik açılan davaların tamamında; somut davada yargılama devam ederken yargıçların değiştirilmiş olmasını, kimlik tespiti ve yoklama yapılmadan, tutanak tutulmadan, sabah oturumunda tahliye talepleri için söz verilme ihtiyacı duyulmadan yürütülen oturumlarla aleniyet ilkesinin ihlal edildiği bir süreç yaşanmaktadır. Duruşmalara katılabilmek için avukatların her gün yaklaşık 200 km yol kat etmek zorunda bırakıldığı, haftada 4 gün sabah 10.00'da başlayıp akşam 20.00'ye kadar bir kampta sürdürülen oturumlarla, sanık ve müdafilerinin adeta angaryaya tabi kılınarak savunma hakkının kullanılmasının neredeyse imkansızlaştırıldığı, bireyselleştirilmemiş ve gerekçesiz olarak tutukluluğun devamı kararı verilen bu faaliyetin adil yargılama dışında her sıfatla anılabilmesi mümkündür.
Sayın yargıçlar, anımsayacağınız üzere heyetinizi oluşturan yargıçları da iddianamenin kabulünden sonra yapılan değişiklik üzerine ve üstelik aynı mahkemeye iki başkan atanmış olması sebebiyle doğal yargıç bağlamında reddetmiştik. Bu ret kararımızı Ceza Muhakemesi Kanunu 31/C maddesi uyarınca, duruşmayı uzatmaya matuf olduğu gerekçesiyle geri çevirdiniz. Bu kararınızın usulüne uygunluğuna itiraz ettik, ancak itirazın neticesi 9 Şubat'tan bu yana bize tebliğ edilmemiştir. Yaklaşık 400 sayfadan ibaret, on binlerce sayfa eki olan, 400'ü aşkın kamu görevlisi ve iş adamının itham edildiği sözde iddianameyi 15 gün içinde incelediğinizi iddia ederek kabul ettiniz. Bu kabul sırasında yargılamanın yıllarca süreceğini şüphesiz sizler de biliyordunuz. Buna rağmen şaşırtıcı olan, biz savunmaların ret talebinin duruşmayı uzatmaya matuf olduğu sonucuna varabilmiş olmanızdır. Normu hiçe sayan keyfilikteki bu yaklaşımınız, yürütmekte olduğunuz faaliyetin temel karakteristiği olarak trajik olanı kaba bir güldürüye dönüştürmüştür.
Bir yargıcın reddi kararının incelenmesi için duruşmaya ara verip ilgili mahkemesine gönderseniz bile bu işlem 3-5 gün alabilir. Bu yargılamanın yıllarca süreceğini bildiğiniz halde avukatları bu şekilde itham etmiş olmanız bizi bu yanıta zorunlu kılmaktadır. Olumsuz sonuçlarını yaşayanlar kadar icra edenler bakımından da büyük bir talihsizlik olan bu yargılama karakteristiği, Avukat bakımından da ziyadesiyle geçerlidir. Zira Pehlivan; sözde iddianamede öne sürülen haliyle suç olmayan avukatlık faaliyeti sebebiyle, gerçekte olmayan bir örgütün üyesi olarak 10 ayı aşkın bir zamandır tutsak alınmıştır. Sorunun biraz daha açıklık kazanması bakımından dikkatlerin sözde iddianamede varlığı öne sürülen örgüte çevrilmesi zorunludur. Türk Ceza Kanunu 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun varlığından bahsedebilmek için; iki veya daha fazla kişinin bir araya gelmesi, hiyerarşik bir yapının bulunması, süreklilik arz etmesi ve araç gereç bakımından elverişli olması gibi unsurların bulunması zorunludur.
Kolayca tanımlanabilecek örgütlerin aksine, örgütün somut varlığının tespiti her zaman kolay olmamaktadır; özellikle somut davada olduğu gibi, bir kamu kuruluşunun içerisinde bizzat kamu yöneticisinin de yer aldığı ve kamu gücünün caydırıcılık amacıyla kullanıldığının iddia edildiği durumlarda. Bu gibi hallerde, kendisini "çeper örgüt" olarak adlandırabileceğimiz yasal örgütten ayıran hususiyet ve amacın; yasal, somut, açık, kesin ve ikna edici kanıtlarla kanıtlanmış olmasının zorunlu olduğunu şüphesiz heyetiniz de çok iyi bilmektedir. İddianamede, Sayın İmamoğlu'nun soyadı, ileride sırf bir algı yaratmak amacıyla yüzlerce kez tekrar edilmiştir. Örgütün, 2014 yılında Sayın İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı seçilmesiyle kurulduğu ve Mart 2026 tarihine kadar faaliyetine devam ettiği belirtilmektedir. 11 yıl gibi uzun bir müddet devam ettiği iddia edilen örgütün varlığına ilişkin dava dosyasında; teknik takip veya telekomünikasyonun denetlenmesi sonucunda elde edilen tek bir kanıt bulunmamaktadır. Üstelik bu sürenin tamamında merkezi iktidarda Sayın İmamoğlu'nun siyasi hasımlarının bulunduğu nazara alındığında, bunun makul ve mantıklı bir açıklamasını yapmak mümkün müdür?
Hiçbir kanıt niteliği bulunmayan, anlamsız bir şekilde yığın halinde dosyaya boca edilen HTS kayıtları dışında iddia; sadece "etkin pişman" olarak nitelediği, kendini kusan ölü canlara dayanmaktadır. Avukat Pehlivan, sorgusu esnasında bunları eksiksiz bir liste halinde apaçık ortaya koydu. Bu zavallı insanlar birden çok kez tutuklanıp bırakılarak, mal varlıklarına tedbir konularak sistemin amacına uygun ifade verene kadar eziyete uğratılmıştır. Tamamına yakını, sistemin istediği ifadenin altına imza attıktan sonra serbest bırakılmıştır. Bunlar temin edilmiş kanıtlardır, bu yüzden yalan söylemişlerdir. Ancak bu kişilerin dahi beyanlarında bir suç örgütünün varlığına ilişkin tek bir söz geçmemektedir.
Diğer yandan, kanunun aradığı asgari sayıda kişinin bir araya gelmesi, kuşkusuz örgütün varlığı için yeterli değildir. Bu bir araya gelmenin genel geçer nitelikte olmaması; kişilerin çevresel kişi ve örgütlenmelerden ayrık bir şekilde, belirli bir amaca yönelik olarak bir araya gelmiş olmaları ve bir bütünlük arz etmeleri gereklidir. Bunun yanı sıra, çevresel yapılardan ayırt edilmesine olanak sunacak, onu müşahhas kılacak bir hususiyetinin de bulunması zorunludur. Özellikle doğal örgütlenmeler içerisinde yer aldığı iddia edilen yapılar bakımından; yani bir dernek, bir siyasi parti veya bir belediye içerisinde bir suç örgütünün varlığının tartışıldığı durumlarda; amaçsal ve yapısal hususiyet gösteren, ilk bakışta meşru örgütten ayrılabilen hiyerarşik bir yapılanmanın olup olmadığının araştırılması gerekir. Aksi takdirde, tıpkı iddianamede olduğu gibi, organlara sahip sürekli ve hiyerarşiye dayalı tüm dernekler, organizasyonlar ve kamusal örgütler suç örgütü olarak nitelendirilebilecektir ki bunun kabulü elbette mümkün değildir.
Bu zorunlu ilkelerden hareket edildiğinde; önce Beylikdüzü Belediye Başkanı, sonra İBB Başkanı olan müvekkilimiz ve bir kısmı Ekrem Bey'den önce belediye bürokratı olan, bir kısmı ise yasanın öngördüğü aşamalardan geçerek belediyede çalışmaya hak kazanan sanıklar, sırf belediyelerin yasal mevzuatı gereği hiyerarşik bir bağ içindedirler. Bu kişileri diğer çalışma arkadaşlarından ayıran yapısal ve amaçsal bütünlük bakımından bir hususiyetlerinin bulunduğunu ortaya koyan somut verilerden dava dosyasında bahsedebilmek mümkün müdür? Cumhuriyet Savcılığı'nın, ilk bakışta anlaşılması gereken örgütün yapısal ve amaçsal hususiyetinin 2014 yılından itibaren somut olarak var olduğu iddiasına rağmen, varlığının kavranmasının 11 yıl sonra mümkün olabildiği şeklindeki çelişik iddiası; doğruluk değerinden yoksun, teknik olarak "kontradiktif" yani birbirini nakzeden bir iddiadır.
O halde şöyle bir çıkarsamaya ulaşmak hatalı olmayacaktır: Eğer sistemin amacı, sadece 'nu hukuk eliyle siyasi rekabetten alıkoymak olsaydı; bunu pekala olmayan bir örgütü yaratmak gibi oldukça zor bir çabaya girmeden ve çok sayıda masum insanın günahına girmeden yapabilirdi. İddianamede iftiralara dayalı oluşturdukları suçlardan birkaçını müstakil olarak davaya dönüştürüp Sayın İmamoğlu'nu mahkum etmekle yetinirdi. "Öyle şey olmaz, Türkiye'de yargı bağımsızdır" diyenler mi var? O zaman somut davaya; Ekrem Bey hakkında son 2 yılda açılan 8 davaya, bu davalarda görevden alınan 11 yargıca, duruşmada savunma kapsamında sarf ettiği sözler sebebiyle daha savunma bitmeden televizyonlarda "altın tas" olarak yayınlanan soruşturma anonslarına ve tabii ki 'ın 10 aydır devam eden tutukluluğuna bakmamız yeterli olacaktır.
Aynı soruya dönebiliriz: Tek bir kanıt olmadığı halde sistem, neden örgüt suçlamasını kurgulama ihtiyacı duymaktadır? Girdiği dört seçimden de zaferle çıkmış, yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde kazanma olasılığının kamuoyu anketleri tarafından yüksek olduğundan söz edilen Sayın İmamoğlu'nu, siyasallaşmış ve infaz ile iç içe geçmiş yargı süreçleriyle bertaraf edebilmek için mi? Buna "evet" diyebiliriz. Örgüt iddiasının toplumda yarattığı ürküntüden istifade etmek, tutuklama ve adli kontrol tedbirleri bakımından geniş yorumlanabilir hükümlerden yararlanabilmek için mi? Buna da "evet" diyebiliriz. Örgüt suçunun tabi olduğu hükümlerin suistimalinden istifade ederek; kişileri özgürlüğü ve mal varlığı ile tehdit edebilme gayrimeşru imkanından yararlanıp itirafçı yapmak ve gerçek dışı beyanlara zorlamak için mi? Buna da "evet" diyebiliriz. Ancak bunları da aşar şekilde, konuşmamızın başından itibaren değindiğimiz hukuka aykırılıkları da kapsayacak biçimde; somut davayı kurgulayan sistemin varmak istediği hedef, iddia edilen örgütün sözde iddianamede belirtilen amacı irdelendiğinde açıklık kazanmaktadır.
Sözde iddianamenin 24. sayfasında, Avukat ile ilgili değerlendirme yapılırken; kendisinin örgüt yöneticilerine ve üyelerine, kolluk kuvvetlerine ifade verirken soruşturmanın siyasi olduğunu söylemelerini telkin ettiği belirtilmektedir. Bu surette örgüt üye ve yöneticilerinin kollukta örgütsel tavır ve disiplin sergileyerek sözde örgütün çözülmesini engellemeye çalıştıkları iddianamede ima edilmektedir. Oysa kolluk ifadeleri incelendiğinde; soruşturma safhasında 400'ü aşkın şüpheli varken, bu yönde ifade veren sadece Sayın İmamoğlu'dur. Bu durumdan iki farklı sonuca varabiliriz: Ya savcılığın iddialarına göre 'ın iddia edilen örgütteki özel vasfını kimse dikkate almamaktadır -ki bu durumda ne yazık ki Pehlivan'ın karizması yerle bir olmaktadır- ya da savcılık, iddianamenin daha 1. sayfasında "Ahtapotun Kolları" göndermesiyle iktidara selam dururken, hukuktan korkmuş ve siyasi motivasyonunu gizleyebilmek amacıyla, çocuk naifliğiyle açıklanabilecek bir önlem olarak tutsak aldığı insanların sistemin kurduğu teknik ve dar bir çerçevede sıkışıp kalmaları çabasına girmiştir. Ülkemizde 70'li, 80'li, 90'lı yıllarda işkencelerle, faili belli cinayetlerle siyasi varlıkları yok etmeye çalışan sistemin bugün el artırarak kendi kendisiyle kifayet eden bir statüden hareketle norm dışı kurallar koyma çabasına girdiğine tanık olmaktayız. O zaman en sonda söyleyeceğimizi şimdi açıkça söyleyelim: Bu dava; temel hak ve özgürlükler rejimine, demokratik sisteme açık ve ağır bir saldırıdır. Bu gerçek; somut davanın uygulanış, üslup, içerik ve yönteminden çok kolayca çıkarılabilir.
İddianamenin başlangıcında varlığı iddia edilen örgüte üç amaç atfedilmektedir. Sayfa 20-29'da iddia edilen örgütün; asıl ve ilk amacının maddi zenginleşme olduğu, ikinci amacının Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmek ve partide tek adam olmak olduğu ve nihayet üçüncü amacının Sayın 'nu Cumhurbaşkanı adayı yapmak olduğu sıralanmaktadır. Yani örgütün üç amacı vardır ve iddianame "Amaçlar bundan ibarettir," demektedir. İddianamenin bu amaçlara; itirafçı beyanları, gizli tanık ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Kurultayı'na katılan Sayın İmamoğlu ile parti üyesi birkaç belediye bürokratının fotoğraflarıyla ulaştığı anlaşılmaktadır. Sözde iddianamenin 8. cilt, 6. bölüm, 3270 ve devamı sayfalarındaki nihai değerlendirmelerde ise örgütün amacı teke indirilmiştir. Bu amacın ise Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarafından ele geçirilmesi olduğu belirtilmektedir. Yani başlangıçtaki amaçlar, sayfalar ilerledikçe tek bir amaç olarak ifade edilmiştir.
Sayın Heyet, sözde iddianamede yer alan "İstanbul Senin" ve "İstanbul Hanem" başlıklarının yer aldığı 13 numaralı eylem, bu eylemden yargılanan sanıkların sorguları kapsamında günlerce tartışıldı. İsnadın neden gerçeğe aykırı olduğu, savcılık tarafından dosyaya ibraz edilen son raporlardaki tespitlere neden itibar edilmeyeceği, iddianın neden temelsiz olduğu açık ve kesin olarak -sanıyorum sizlerin de ikna olduğu bir şekilde- ortaya konuldu. Buna rağmen sözde iddianamenin 258. sayfasında 13 numaralı eyleme ilişkin yapılan değerlendirmede savcılık aynen şöyle bir tespitte bulunmaktadır: "Seçim sandık verilerinin Cumhuriyet Halk Partisi tüzel kişiliğine usulsüz yayıldığı anlaşıldığından Anayasa'nın 68-69. maddeleri ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu kapsamında gereğinin takdiri için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilecektir," diye haber verildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu tespitinde, bir sistem dahilinde yürüttüğü soruşturmada Yüksek Seçim Kurulu üyelerini de hedefe koyan asıl amacını hafif bir tonla ifade etse de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazdığı 11 Kasım 2025 tarihli müzekkeresinde artık yüksek sesle konuşmaktadır. Bir örneği dosyamızda bulunan müzekkerenin sadece sonuç kısmını okuyacağım: "Soruşturma dosyamız kapsamında yapılan tespitler; Cumhuriyet Halk Partisi'nin ülke genelinde ve yerelde gerçekleşen seçimlerin güvenirliğini, seçmenin iradesini ve demokratik düzeni etkilemeye yönelik sistematik ve süreklilik arz edecek şekilde müdahalede bulunduğu anlaşılmakla, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında Anayasa'nın 68-69. maddeleri ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. ve devamı maddeleri uyarınca gereğinin takdir ve ifasını arz ederim." İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı özetle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kapatılmasını istemektedir.
Sistem bu amaçla eş zamanlı olarak harekete geçmiş ve Cumhuriyet Halk Partisi hakkında; 2019 yılında alınan il binası ile ilgili olarak bir ceza davası, 2023 yılında İstanbul İl Kongresi'nin iptaline ilişkin bir ceza davası ve partinin 38. Kurultayı ile ilgili olarak ayrı ayrı ceza davaları açılmıştır. Bunlara paralel olarak, görülmemiş bir şekilde İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi İstanbul İl Yönetimine ilişkin tedbiren kayyum atamış; Ankara'da ise 38. Kurultay'a ilişkin butlanıyla hukuk davaları açılmıştır. Bugüne kadar, yanılmıyorsam 4'ü büyükşehir, kalanı ilçe belediyesi olmak üzere 30'a yakın Cumhuriyet Halk Partili belediyeye operasyon yapılmış; Cumhuriyet Halk Partisi yargı kuşatması altına alınmıştır.
Bütün bunların Cumhuriyet Halk Partisi'ni istikrarsızlaştırarak çalışamaz hale getirmeye dönük olduğu, somut davadaki örgüt iddiasının belirttiğimiz girişimlere temel teşkil ettiği açıktır. Zira Sayın İmamoğlu'nun tek başına CHP'yi ele geçiremeyeceğine göre bir örgüte ihtiyaç vardır ve bunu da sistem yoktan var etme çabasındadır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin "yasa dışı bir örgüt" olduğu iddiası da ancak yaratılan bu örgütle mümkün olabilecektir. Böylece eğer bütün bunlara bir tesadüf denilmezse, eş tarihli olarak yürütülen bu operasyonlara bakarak örgütün bu davada neden var edilmeye çalışıldığını da anlamış oluyoruz. Anayasamızda siyasi partiler, örgütlenme özgürlüğünün özel ve görünür bir biçimi olarak Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde düzenlemiştir. Siyasi partiler gerçek kişilerden oluşan ancak devlet iktidarının kullanılmasında aktif rol üstlenmeye aday tüzel kişilerdir.
Özgünlüğü partileri diğer gerçek kişi topluluklarından ayırmaktadır. Siyasi partilerin amaç unsuru siyasi iktidarı elde etmek üzere demokratik usullerle faaliyet göstermeye dayanmakta ve onları kendine özgü bir konuma taşımaktadır. Anayasamızın 68. maddesinin 2. fıkrasında siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak görülmesinin temelinde de bu anlayış yatmaktadır. Bu sebeple de siyasi partileri uyacakları esaslar çerçevesinde denetimini anayasa ve kanunlar ile diğer yasal örgütle birlikte diğer yasal örgütleş birlikte diğer yasal örgütlerden ayrı ve ihtisasa dayalı mekanizma ve denetim organlarına bırakmıştır. Kurucu iradenin bu önlemleri; genel yargı organlarının bu konuda verecekleri kararlar, yargı organı üzerinde kurulacak nüfuz ve etkiler ile iktidarı kullanan siyasi partilerin denetim dışında kalabilmesine, buna karşılık muhalefet partilerinin ise demokratik yarış dışına itilmesine yol açabileceği ihtimalini bertaraf edebilmek bakımından gerek duyduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle siyasi partiler; Yüksek Seçim Kurulu ve seçim kurulları ile seçim yargılayıcısı ve Anayasa Mahkemesi ile anayasaya uygunluk denetimi kapsamına alınmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı; Anayasa Mahkemesi'nin CHP'ye ilişkin mali denetimi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Sayıştay'ın gerçekleştirdiği yüzlerce denetimden sonra tanzim ettiği raporları, anayasa ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'ndaki düzzenlemeleri yok saymakta; soyut ve gerçek dışı iddialarla yetkisini aşarak 103 yıllık -ki dünyada bu yaşta olan siyasi parti sayısı iki elin parmakları kadardır- Cumhuriyet Halk Partisi'ni bir suç örgütü olarak nitelendirip fiilen tasfiye etmeye, etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır. Burada söz konusu olan sadece Cumhuriyet Halk Partisi değildir Sayın Yargıçlar. Bu davanın kurulmasının asıl sebebi temel hak ve hukuk yetkilerine yönelik olduğu; demokratik bir devlet olduğunu söylemdeki asıl sebep de bu. İlk derece mahkemelerinin bu şekilde kullanılması, yani siyasi partiye karşı ilk derece mahkemelerinin kendini yetkili görmesi, örgüt iddiasının yarın başka partilerin tasfiyesine ve etkisiz hale getirilmesine yönelecek şekilde silahlılaştırılmasına zemin hazırlayacaktır. Bu durum, demokrasinin vazgeçilmez unsurunu oluşturan siyasi partilerle birlikte demokratik rejimin sonu anlamına gelmektedir.
Nitekim Almanya bu konuda çok çektiği için Nazi döneminde, özellikle 1951 yılında örgüt suçuna ilişkin yaptığı düzenlemede 129. maddenin 3. fıkrasının 1. bendi; örgüt suçlamasına ilişkin yaptırımın Federal Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına karar verilmemiş bir siyasi partiye uygulanamayacağına ilişkin Almanya'da şu anda yürürlükte olan hükümdür. Bu hüкüm vardır Almanya'da zira geçmişte adeta bir yenilgiyi yaşamışlardır ve az önce söylediğim sakıncayı da bertaraf etme gayretiyle böyle bir yol almışlardır. Somut dava, totaliter bir rejim arzulayanların amaçlarına yönelik girişimlerin en önemlisidir; belki de en önemlisini oluşturmaktadır. Bu dava ile İstanbul seçmeninin iradesi rehin alınmıştır. ve diğer tüm sanıklar olmayan bir örgütün yöneticisi ya da üyesi olarak tutulmaktadır. Burada bizim gördüğümüzü sizin bunca süre görmediğinizi, görmemenizin bir imkansız olduğunu düşünüyoruz. Teşekkür ederiz.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.