Savunma

Mustafa Keleş Müdafi Nergiz İnce Savunması

Müdafi savunması·Mustafa Keleş·7 Mayıs 2026 · Kaynak

Normalde savunmamın başlangıcını daha farklı hesaplamıştım ama Mustafa'nın ifadesi beni de dağıttı. Samimiyetle şunu söyleyeceğim Sayın Başkan: Henüz 30'una gelmemiş bir genç, bu dosyanın en küçüğü Iraz ile arasında bir yaş fark var. Mustafa beyanda bulunurken, bir yandan orta kısımdaki diğer müvekkilim, babası 'e bakıyorum durumu iyi mi diye, bir yandan telefonuma bakıyorum annesi İlknur Hanım sinir krizi geçirdi mi, sağlık durumu nasıl diye kız kardeşiyle mesajlaşmak durumunda kalıyorum. Bunu en başında söylüyorum ki halimizi, hissiyatımızı anlayabilmeniz için en başımızda bunu ifade etmek istedim. Mustafa size ifadesinde görevini, çalışma şeklini, hangi ürünlerin satın almasını yaptığını anlattı. Bunları tekrar beyan etmeyeceğim. Başka şirket çalışanlarını da dinlediniz. Âdem Başer şirketteki satın alma sürecini anlattı, Mustafa'nın ne iş yaptığını anlattı. benzer şekilde Mustafa'nın görevini ve yaptığı işi anlattı. Yine sanıklardan Volkan Bey'i dinlediniz, kendisi müvekkilim Mustafa'nın Cebeci maden bölgesi içerisinde herhangi bir faaliyetinin olmadığını, burada bir satın alma işlemi yapmadığını, buradaki satın alma süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini anlattı.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Geldiğimiz aşama itibarıyla artık müvekkilimin ne iş yaptığı, bu şirketteki görevinin ne olduğu konusunda hiçbirimizin aklında bir şüphe kalmadığını düşünüyor ve bunu ümit ediyorum. Bunu söylememin şundan kaynaklı: Öncelikle 59. eylemi müvekkilim bakımından değerlendirmenizi isterim. İnanın ki bu değerlendirmeyi yaparken işim çok kolay. Tahliye talebimde de bunu söylemiştim. "Lütfen kontrol F tuşuna basıp, '' yazın" demiştim, hatırlar mısınız bilmem. 'in adı, bu 59. eylem nihayeti bölümünde dört-beş kez zikrediliyor. Mükerrer yazılanları çıkartınca gerçekten dört defa adı geçiyor 59. Eylemde. Ama hakkında yedi farklı suçtan cezalandırma talep ediliyor. Bunu mübalağa etme gayesiyle de söylemedim, durumun gayet açık olduğunu düşünüyorum. 59. eylem iddianamede 610. sayfada başlıyor, 705. sayfada sona eriyor. Biz Mustafa'nın adını ilk kez 686. sayfada görüyoruz. Bölümü aynen okumak istiyorum, okuyalım ki durumun absürtlüğünü hep birlikte farkına varalım. Savcılık burada 'un 15 Eylül 2025 tarihli ifadesine yer veriyor üç cümlesine. Zaten Mustafa'nın hakkında başka beyan da yok. "'in oğlu , hatırladığım kadarıyla 'na ait Kuzey Gayrimenkul isimli firmada SGK'lıydı. Evet, dosyada SGK kaydı var zaten, burada da görebiliyoruz. Kendisi satın alma istemlerinde çalışan tek kişiydi. Kuzey İstanbul Gayrimenkul firmasında evet tek satın almacı. Çünkü basit malzemelerin alınması için tek bir kişiye ihtiyaç var. Kendisi 'nun diğer firmalarının satın almalarını da yapmaktaydı" diye bitiyor cümle.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Dün gerek 'u dinlediniz gerekse müdafisi beyanda bulundu. Müdafisinin 30 Mart 2026 tarihli dilekçesinin 15. sayfasında yer alan ilgili bölümü de aynen okuyorum: ", 'in oğlu 'in müvekkilin çalıştığı 'na ait şirkette satın almacı olarak çalıştığı iddiasına sorması üzerine, kendi konu ve çalışmasıyla ilgili savcının sorduğu konunun ilgili olmadığı için çok fazla iletişim kurmadığını, Güney Cebeci'de genel müdür olduktan sonra sahada satın alma işlerinin daha düzenli olması ve düzenli olarak takip edilebilmesi için sahada sürekli duracak bir satın alma personeli alınmasının yararlı olacağını ilettiğini, genel müdür yardımcısı arkadaşla beraber -ki bunu Âdem Bey de ifadesinde doğrulamıştı- ilan yoluyla bir satın alma personeli bulduklarını ve Güney Cebeci maden sahasında daimi olarak atamasının yapıldığını, bu sebeple 'ten satın alma işi çok talep etmediğini ifade etmiştir." Bu müdafisinin de beyanı, kendisine de huzurda sorduk. Kızgınlık hissetiğim nokta şu: Müvekkilim hakkında iddia makamı, somut bir delil ortaya koyamıyor. Sorduğu soruları ifade tutanaklarında yazmıyor. Biz bunu diğer dinlenen tutuklu sanıklarda da aynı durumu dinledik, tekraren dinledik. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, üzerine müvekkilimin lehine olan beyanı da ifade tutanağına geçmiyor. Şimdi artık bu noktada bu kadar çok tutuklu sanıktan bunu dinlediğimiz için şunu söyleyemiyorum: Bu durumu iyi niyetli bulamıyorum. Sehven hata yapılmıştır, iş yoğunluğudur, dosya kalabalıktır, kâtip hatasıdır, savcı o gün yorgundur diyemiyorum, kızgınlığım bundan.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Neticede bu noktada iddianameye tekrar dönecek olursak, savcılık 'un son derece basit, muhtemelen de iyi niyetle kurduğu üç cümleden ibaret bir beyanına dayanarak -dayanarak demek burada doğru olmayacak, tutunarak diyeceğim buna artık- Mustafa hakkında nasıl örgüt üyeliği iddiasında bulunabiliyor? Şimdi ben bu üç cümleden savcılık iddianamesine çıkan sonucu okumak istiyorum: "Şüpheli Cebeci maden alanında kaçak döküm faaliyeti gösteren şirketlerin resmi yetkilisi gözükse de söz konusu şirketlerin İstanbul ilinde tekelleşmesi ve büyümesi süreçlerinde şüpheli yer almıştır. Şüpheliler ve 'yü hafriyat konusunda yetkilendirilerek şirketleri kontrol altında tutmayı amaçlamıştır. Şüpheli 'in oğlu de 'na ait Kuzey Gayrimenkul isimli firmada SGK'lı olup hem bu firmanın hem de Gülibrahimoğlu'na ait diğer firmaların satın alma işlemlerinde yetkili olarak bulunmuştur. Bu şekilde örgütün sıkı kontrolü sağlanmıştır." Bu üç cümleden savcıda iddianamede yaptığı yorum bu. Benim müvekkilimin nasıl hakkında örgüt üyeliği suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı, nasıl elde tutulacak eylemdeki diğer suçlamalar sebebiyle iştirak halinde cezalandırılması istediği işte bu üç tane cümleye dayanıyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bundan sonra buna soruşturma makamı tarafından, "'e yüklenen rol" diyeceğim; çünkü henüz 24-25 yaşında, işe yeni başlayan, yeni mezun bir mühendis, en son çalıştığı maaşı 70 bin TL olan bir gence savcılık makamının ne yazık ki yüklediği rol bu. Devamında 694. sayfada yine arada herhangi bir beyan yok, herhangi bir ifade yok, başka bir somut delil yok, şu yorumda bulunuyor; diyor ki: " hakkında, adına, 'nun sahibi olarak gözüktüğü şirketlerin mali işlerin denetimini sağlamak, kurumlar ile ilişkilerini yürütmek maksadıyla şirketlere yerleştirildiği, şirketlerin satın alma işlerini örgüt yöneticisi şüpheli 'in oğlu 'in yürüttüğü, şüpheli 'nun suç gelirlerini aklamak amacıyla Beşiktaş ilçesindeki bir daireyi şüpheli 'in üzerine aldığı... Bununla yetinmiyor devamında; örgütün kontrolünde bulunan maden sahasının fiilen kaçak döküm alanı olarak kullanılmasını, maden sahalarında ve orman alanlarında zarar meydana getirip çevre kirliliğine yol açılmasını, saha organizasyonunu, şüpheli 'nun şirketinde çalışan ancak örgüt adına hareket ettikleri anlaşılan şüpheliler ile , şirketleri örgüt adına kontrol etmekle görevli örgüt yöneticisi şüpheli 'in oğlu şüpheli 'in organize ettiği alınan ifadelerle sabit oldu." İddia böyle ortaya konuluyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Gerçekten aradım, yani iddianameye yansıyan bütün ifadelere baktım. Müdafi olarak benim gözümden kaçırdığım bir şey mi var yani eklerden mi bir ifade çıkacak? Başka bir eyleme mi karışmıştır? Pek çok klasörün arasında teker teker ifade tutanağı aradım. Baktım Sayın Başkan, müvekkilimin lehine olan delillere iddianamede yer verilmediği gibi burada olmayan bir durum, Mustafa da bunu kendi ifadesinde çok kibar bir şekilde ifade etti; "olmayan şeyler neden yazılıyor?" dedi bu durumun kendisine. Dolayısıyla ben de avukat olarak şunu söylüyorum: Savcılık tarafından alınan ifadelerle sabit oldu denilen ifadeler hangi ifadeler? Hangi deliller? Değil mali işleri denetlemek, kim Mustafa'nın şirketin mali işleriyle ilgilendiğini söylüyor? Mustafa'nın şirket hesaplarına, şirket muhasebesine erişimi var mı? Hangi kurumlarla ilişki yürütmüş? Bakanlıktan kimseyi tanıyor mu? Valilikten kimseyi tanıyor mu? Valilikten, belediyeden, İSTAÇ'tan, İSFALT'tan Mustafa kimi tanıyor? Bu konuda etkin pişmanlık vesaire adı altında verilen beyanlarda dahi Mustafa'nın adı geçmiyor. Tanımadığı kurumlar, tanımadığı kurum yöneticileriyle mi kurumlar arası ilişki yürütüyormuş müvekkilim? Ofis malzemesi, ofis eşyası, klima, basit hırdavat malzemeleri gibi basit nitelikteki ürünlerin satın almasını yapan, çalışma hayatının çoğunluğunu uzaktan çalışma şeklinde geçiren Mustafa mı tüm şirketlerin satın alma sorumlusu? Tüm şirketlerin satın alma işlerini tek başına yürütüyor? Cebeci maden bölgesinde saha organizasyonunda yer aldığını kim söylüyor? Buna ilişkin hangi delil var? Hangi beyan var? Mustafa'nın Cebeci maden bölgesiyle ilgili hangi belgede imzası var? Hangi başvuruda imzası var?

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Kızgınlık hissettiğim nokta şu: Bunların hepsinin bir cevabı yok. O yüzden gönül rahatlığıyla bu soruları sorabiliyorum. Çünkü savcılık makamı bu sorulara evet cevabını verebilseydi bu tespitte bulunması gerekirdi. Müvekkilim lehine olan delillere de iddianamede yer verilmiyor. 59. eylemden iddianameye 27 tane ifade yansımış. Gerek iddianamede yer verilenler, gerekse eklerde bulunan ancak iddianamede yer verilmeyen 14 kişinin ifade tutanağında, Mustafa'nın adı yer almıyor. Mahkeme huzurunda, 59. eylem sebebiyle tutuklu bulunan sanıkların neredeyse tamamını dinlediniz. Bu ifadelerin hiçbirinde de müvekkilim aleyhinde tek bir beyan yok. Savcılığın az önce okuduğum iddiasını, daha doğrusu yorumunu destekleyen tek bir beyanın olmadığını son kez söylüyorum. Bugüne kadar iddianame hakkında diğer meslektaşlarım pek çok şey söylediler. İftiraname dendi, tahrifname dendi, isnatname dendi, söylentiname dendi; beşincisini de ben eklemek istiyorum: "Varsayımname" diyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Çünkü soruşturma makamı, somut delillere dayanarak, müvekkilim hakkında ortaya bir iddia koymuyor, koyamıyor; ancak varsayıyor. Bu varsayımı da şöyle yapıyor: Mustafa'nın adının zikredildiği her yerde şöyle zikrediliyor; örgüt yöneticisi 'in oğlu .

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Benim iki müvekkilim var dosyada. Ancak şu an ben 'in müdafi olarak savunmada bulunuyorum. Dolayısıyla hakkındaki iddialara yönelik bir savunma yapmayacağım. Müvekkilim 'in sırası gelir, kendisi ifadesini verir, biz de müdafileri olarak beyanda bulunuruz. Onun da yürütülecek adil, tarafsız ve sadece somut delillere dayanan bir yargılama sonucunda suçsuzluğunun da ispatlanacağına olan inancımız tamdır. Ancak şu an sadece Mustafa'ya yönelik iddialara karşı bir savunma yapacağım. Çünkü ben soruşturma makamının aksine, iki müvekkilimi birbirinden ayırabiliyorum. ve 'i iki ayrı varlık, iki ayrı gerçek kişi, iki farklı canlı olarak kabul edebiliyorum. bakımından 59. eylem kapsamında dosyadaki mevcut delil durumuna, daha doğrusu delil yokluğuna bakınca somut olan tek gerçeğin 'in oğlu olmak olduğunu anlayabiliyoruz. 'e aile bağına, 'in oğlu olmasına dayanılarak suç isnadında bulunuluyor. Bu sebeple huzurunuzda kanunlar önünde eşitlik ilkesi ve suç ve cezaların şahsiliği ilkesini yeniden hatırlatmak istiyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu başta olmak üzere hukuk düzenimiz; çağdaş, modern ceza hukukunun esaslarını benimser. Bu noktada Anayasa'nın 38. maddesinin 7. fıkrası açıktır; "ceza sorumluluğu şahsidir" denmiştir. Bu ilke, bizim hukuk sistemimizde şahsilik ilkesi o kadar önemlidir ki; nadir örneği var. Anayasa'da açıkça bu hüküm olmasına rağmen, Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesinde yeniden aynı fıkrayla düzenlenmiştir. 20. madde devamına ikinci fıkrayla da bir perçinleme yapmıştır ek cümleyle. Bu kural gereğince de kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulur. Ben bunu şöyle özetledim: Bizim hukuk sistemimizde sülalenin sorumluluğu esası yok; kişilere yönelik kusur sorumluluğu var. Savunmama hazırlanırken de çok vaktinizi almayacağım, çok kısa söyleyeceğim sadece burayı; bu sülalenin sorumluluğu esasını benimseyen bir hukuk sistemi var mı diye bir inceleme yaptım. İki tane sistem çıktı karşıma; bir tanesi Orta Çağ'da klan sorumluluğu, birkaç meslektaşım da bahsetmişti. Ben bir de yabancı kaynaklarda, Almanca kaynaklarda Nazi hukukunu gördüm. Almancada Sippe sülale demek, Haftung sorumluluk demek; Sippenhaft sülalenin sorumluluğu anlamına geliyor. Sippenhaft kavramı Nazi Almanyası'nda uygulanan ve bir kişinin işlediği iddia edilen suçtan dolayı tüm ailesinin veya akrabalarının sorumlu tutulmasını ifade eden toplu bir cezalandırma yöntemi.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Burada mağdurun masumiyeti veya atılı suçla ilgisi olup olmaması tamamen önemsiz. Aile üyeleri genellikle asıl hedefi, yani suçlanan kişiyi ele geçirmek için rehin olarak kullanılıyor. Bunu ben bir mübalağa olsun diye söylemiyorum; dönemin İçişleri Bakanı Himmler, bu ailelerin kan bağı nedeniyle değil rehin statüsünde tutulduğunu bizzat ifade etmiş ve bununla da gurur duymuş döneminde. Yani amaç burada bireysel bir suç isnadı değil; korkutma, baskı altına alma ve kolektif bir cezalandırma. Oysa ki modern ceza hukukunda şahsilik ilkesinde sorumluluk bireyseldir, kolektif değildir. Hukukun üstünlüğü ve deliller söz konusudur, intikam söz konusu değildir. Yöntem ve amaç bakımından adil yargılanma hakkı ve yazılı hukuk kuralları esas alınır. Nazi uygulamasında ise keyfi tutuklama ve rehin alma vardır. Özetle modern ceza hukuku aile bağına değil; bireyi esas alır, fiili esas alır, delili esas alır. Tarih ise bize göstermiştir ki; bundan uzaklaşılan her örnek hukuk değil yalnızca güç kullanımı olmuştur. Bu nedenle somut delil bulunmaksızın yalnızca bir soy bağı üzerinden sorumluluk isnadı yapılması hukuk düzenimizin benimsediği ilkelere değil; tarihin karanlık sayfalarında kalmış anlayışlara yakındır.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Müvekkilimin adı, eylemin sevk maddesinde dahi böyle geçiyor, sevk maddesinde dahi böyle geçmiş, bu şekilde tanımlanmış. Bu noktada gerek bir yurttaş gerekse bir avukat olarak talebim şu: yargılama varsayımlar üzerinden değil deliller üzerinden yürüsün, kişiler başkalarının yüklediği kimlikler ile değil kendi fiilleriyle değerlendirilsin. Bizler geriye gitmeyelim, o dönemi geçtik, hukukun bize kazandırdığı temel ilkeleri koruyalım, şahsilik ilkesini de korumaya devam edelim. Nitekim Yargıtay emsal kararlarında da örgüt üyeliği iddiası yalnızca aile bağıyla kurulamıyor, açıkça bu ilke benimsenmiş. Mahkumiyet için aile ilişkisini aşan, sanığın örgütün hiyerarşik yapısına bilinçli biçimde dahil olduğunu gösteren somut ve şüpheden uzak deliller gerekir. Yargıtay örgüt üyeliğinin temel unsurlarını; örgütün varlığı, üyenin örgütün amacını bilmesi, benimsemesi, örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olması, örgütle organik bağ kurması, bu bağın kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstermesi olarak açıklıyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Yargıtay'ın bu ilkesine baktığımda ve emsal kararlara baktığımda durumu şöyle yorumluyorum: Ortada bir örgüt yok, geçen haftadan anladığım kadarıyla bir şablon var. Müvekkilim bakımından atılı suçun diğer unsurlarının oluşmadığı da açık. Soruşturma makamı örgütlü suç olgusunda hiyerarşiyi tersten uygulayarak bir ilke imza atmış. Tekrara düşmeden çok da uzatmadan iki cümleyle durumu açıklayacağım. İddianameye göre müvekkilim örgüt üyeliğiyle suçlanıyor. Ancak örgüt yöneticiliği ile suçlanan 'nu denetliyor. 59. eylem anlatılırken, hatta sevk maddesinde dahi hakkında ''nun hiyerarşisi içerisinde' deniliyor. İddianamenin son bölümünde, örgütün yapılanması bölümünde, ''e bağlı örgüt üyesi olduğu' söyleniyor. Anladığım kadarıyla savcının da bu konuda biraz kafası karışmış. Eylemlerin sürekliliği, çeşitliliği, yoğunluğu bakımından ise söyleyecek sözüm yok, tek cümleyle özetleyeyim. Mustafa'nın kaç defa Avansas'tan A4 top kağıt aldığını mı açıklayacağım? Arçelik'ten kaç tane klima aldığını mı açıklayacağım? Yaptığı işte bu unsurları açıklayabilmem mümkün değil.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

İkinci olarak iştirak hususuna değinmek istiyorum bu eylem bakımından. Savcılık yalnızca burada örgütlü suç olgusunu yanlış yorumlamıyor. Bence 59. eylemin en problemli yanlarından biri, iştirak olgusunda çok hatalı bir biçimiyle uygulanması. Eylemde şüpheli olarak 22 kişinin cezalandırılması istenmekte. , ve bakımından 220'ye 5 göndermesiyle yöneticilikten; , , Adem Başar, , , , , , , , bakımından ise iştirak halinde kamu kurumu zararına dolandırıcılık, Maden Kanunu'na muhalefet, aklama, Orman Kanunu'na muhalefet, çevre kirliliğine neden olma, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlarından cezalandırılmaları talep ediliyor. Diğer sanıklar bakımından da TCK 220'ye 7 yardım ve Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlarından cezalandırılması talep edilmiş. Söylemeyecektim ama tek bir cümleyle söyleyeyim: Sevk maddelerine bakarken ben en çok 'ya şaşırdım. Kendisi hakkında da sadece 220'ye 7 ve Vergi Usul Kanunu'na muhalefetten cezalandırılması talep edilmiş. Tek cümleyle absürt bulduğumu söyleyeyim.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bildiğiniz üzere Türk Ceza Kanunu'nda iştirak; bir suçun birden fazla kişi tarafından, her birinin suça katkısı doğrultusunda işlenmesi halinde ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceğini ifade eder. İştirak açısından önemli olan, kişinin suçla bağlantısının tesadüfi değil kasti ve hukuka aykırı bir katkı olmamasıdır. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik kararları da bu çerçevededir. İştirak, sırf bir suç hakkında bilgi sahibi olmayı değil, suça bilinçli ve iradeli katkıyı gerektirir. Özellikle müşterek faillikte suçun icrası üzerinde birlikte hakimiyet kurulması aranır. Somut olay bakımından atılı suça baktığımızda, iştirak halinde cezalandırılması istenen sanıkların da durumuna baktığımızda, ben hangi sanığın hangi katkıyı atılı olan suçta ortaya koyduğunu, nasıl koyduğunu göremiyorum. Burada kişilerin yaptıkları işler, görevleri; bu görevlerin, yaptıkları işlerin atfedilen suçu işlemeye elverişli olup olmadığı dahi dikkate alınmamış. Bu suçta herkesin görevi ve katkısı açıkça gösterilmeden sadece yan yana bulunmak, aynı ortamda yer almak, aynı iş yerinde çalışmak gibi sebeplerle iştirak ilişkisi kurulmuş. Öncelikle yapılacak olan değerlendirmede kimin ne yaptığının, bu katkının suçu işlemeye elverişli olup olmadığının somut olarak değerlendirilmesi gerekmekte.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bu konuda basit bir örnek vermek isterim. Örneğin bir çevre kirliliğine neden olma suçunu düşünelim. Bir fabrikanın sahibi fabrikasında yer alan atık su borusunu dereye boşalttı diyelim ki. Bunu yaparken de o borunun vanasını o fabrikada çalışan işçisi açtı. Devamında da başka bir çalışan güvenlik kamerasına kaydını kapattı, bu fiili gizlemeye çalıştı. Çok tipik bir iştirak örneğidir. Bu anlattığım hikayede herhalde çevre kirliliğine sebebiyet verme suçu bakımından iştirak hükümlerinin ve müşterek failliğin çok net ve açık olduğunu söyleyebiliriz. Kim döktü? Kim dökülmesini sağladı? Kim bu fiili gizledi? Bunlar ayrı ayrı belirlenmeden iştirak kurulamaz. Ne yazık ki soruşturma makamı iştirak hükümlerini ya bilmiyor ya da hatalı uyguluyor. Örneğin Cebeci Maden Bölgesi'nde hiçbir görev ve faaliyeti olmayan müvekkilim 'in hangi eylem ve davranışı ile iştirak suretiyle Maden Kanununa muhalefet ve çevre kirliliğine sebebiyet verme suçunu işleyebileceğini düşünüyor?

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Benzer bir şekilde hiçbir kurum ve kurum yöneticisini tanımayan, görüşmeyen, hileli bir davranışta bulunmayan, kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermeyen müvekkilim 'in hangi eylemi ve davranışı sebebiyle iştirak suretiyle kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçunu işleyebileceğini düşünebiliyor? Bu arada eylemin değerlendirilmesinde şunu da söylemek isterim; atılı suçun oluşması bakımından hile şart, hileli bir davranış şart. Soruşturma makamı bu eylemde hileli davranışı sahaya İSFALT flamalarının asılması olarak yorumlamış. Tekrar belirtmek gerekir ki İSFALT burada ruhsat sahibi, aynı zamanda MAPEG'in açmış olduğu ihalenin de yüklenicisi. Bu alanda İSFALT flamasının bulunmasından daha doğal olamaz. Birazdan da size Cebeci Maden Bölgesi'nin giriş kapısını göstereceğim nasıl olduğunu. Dolayısıyla Yargıtay kararlarını da incelediğimizde kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçu ancak hileyi kuran, sahte belgeyi hazırlayan, kuruma başvuran, süreci yöneten ve menfaati paylaşan kişilerin birlikte hareket etmesiyle oluşur.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Hangi kişinin hangi sıfatla sorumlu olacağı, fiile katkısının ağırlığına ve suç üzerindeki hakimiyetine göre belirlenir. Mustafa'nın atılı olan bu suç üzerinde nasıl bir hakimiyeti var anlamakta güçlük çekiyoruz. Birkaç cümleyle naylon fatura suçlaması açısından, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet açısından da eylemin hiçbir yerinde müvekkilimin fatura süreci organize ettiğine dair, bu suçu işlediğine dair bir tespit yok, bir değerlendirme de yok, bir varsayım da yok. Bu suçlamayla sevk maddesinde karşılaşıyoruz. Sevk maddesinde şu kullanılmış sadece; "satın alma işlemlerinde kesilen naylon fatura süreçlerini yürüttüğü". Buna ne diyebilirim Sayın Başkan? Yani buna nasıl bir savunma geliştirebilim? Kendi ifadesinde de söyledi, "Böyle bir şey yok." dedi. Müvekkilime katılıyorum, "Böyle bir şey yok." diyorum. Savcılık bu tespite nereden varmış, neden bu sevk maddesini bizim yönümüzden istemiş anlamakta güçlük çekiyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

688. sayfada benzer bir şekilde Mustafa'nın ifadesine yer veriliyor. 29 Kasım 2022 tarihli ifadesine aynen yer verilmiş, akabinde de Beşiktaş'ta bulunan daireyi 29 Kasım 2022 tarihinde suç gelirlerini aklamak amacıyla aldığı, bu durumun da tapu kayıtları ve 'in ifadesindeki ikrarından anlaşıldığı demiş. ifadeye gitmiş, o günkü ifadesi neyse bu evin satın alma amacını o gün nasıl açıkladıysa bugün de size aynı şekilde açıklıyor. O gün tutuklanmış, tahliye belgelerini, aynı zamanda sunmuş olduğumuz inanç sözleşmelerini dosyaya hemen ibraz edilmiş; ancak şu anda dahi Mustafa'nın lehine olan bu iki evrak iddianamede yer verilmediği gibi 59. eylemin klasörlerinin arasında da yok. Bir an düşündüm; dedim ki acaba bu 'in, diğer eylem 5'te yer alan 'in klasöründe olabilir mi? Nitekim haklı çıktım, oradan çıktı. Bu ilk hata da değil. İddianamenin son bölümündeki 'in örgüt üyesi olduğu iddiasına yönelik olan bölümdeki irtibat kayıtları müvekkilime ait değil, oradaki irtibat kayıtları da müteahhit 'e ait. Sonuncusunu da söyleyeyim; UYAP'taki vekil kaydımızda müvekkilimin avukatı olarak şu an müteahhit 'in avukatı görünüyor. Bunlarla başa çıkmaya çalışırken artık isyan ettim 3 nolu blokta. 3 nolu blokta da iki tane var, geçen hafta tahliye oldu artık en azından orada sorun yaşamıyoruz.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Huzurunuzda açılan tahliye davasına ilişkin ve inanç sözleşmesine ilişkin evrakları da yeniden sunduk. Bunların da değerlendirilmesini talep ediyoruz, heyetinizce dikkate alınmasını talep ediyoruz. Yine burada önemli olan bir husus şu; Mustafa kendi ifadesinde beyan etti, 59. eylem kapsamında 'nun yalnızca 30 milyon TL üzerindeki hesap hareketleri cerh edilmiş Vakıfbank'ta. 30 milyon TL altındaki hesap hareketleri cerh edilmemiş. Kendisi, aynı gün şubede işlem yapıldığını, 'nun bu parayı kendi hesabından çektiğini ve aynı yerde Mustafa'nın da bu parayı kendi hesabına yatırarak parasını gönderdiğini beyan etti. İşlemin yapıldığı günün ilgili Vakıfbank şubesinden de kayıtlarının cerhini talep ediyoruz.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Yine beraberinde bu yerin satın alma amacını, 'nun o bölgede başkaca yerlerde satın alındığını söyledi, size az önce ibraz ettiğim belgelerin 3. Sayfasında, orada bir uydu görüntüsü var. Ben onu işaretledim satın alınan dairenin bulunduğu binayı. Yanı şirket merkezi, bir yanında yine satın almalar yapılan bir taşınmaz. Muhtemelen ilerleyen zaman diliminde bir ada olarak kullanılması amacıyla bu gayrimenkul toplama işlemleri yapılıyordu. Tapu müdürlüğüne sunmuş olduğum belgedeki taşınmazları da cerh edebilirsiniz. Yani oradan da başka satın almalar yapıldığını tespit etmek mümkün. Cezalandırma talebinde bulunulurken sevk maddesi kısmında, müvekkilim hakkında delil olarak ne gösterilmiş; alınan tanık beyanları, MASAK raporu, HTS kayıtları, BDDK raporu var. Hiçbir beyan olmadığını az önce izah ettim. MASAK raporu yok hakkında olan. HTS baz kaydı dahi alınmamış. BDDK raporunda da adı geçmiyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Tam olarak bu noktada müvekkilim bakımından bu eylemde söylemem gereken her şeyi şu aşama itibarıyla söylemiş bulunmaktayım. Tahliye talebine ilişkin olarak dikkat cümlelerimi en sona saklayacağım. Şu an itibarıyla söyleyeceklerim ise yalnızca eylemin esasına ilişkin olacak. Eylemin esasının ve iddianın anlaşılır hale gelmesi için müdafilik görevim gereği de bunu bir zorunluluk olarak hissediyorum. Çok detaya girmeden benden önceki meslektaşım zaten maden mevzuatı, maden kanunu ve yönetmeliklerini anlattı. İlgili kanun maddelerine dahi atıf yapmayacağım. Sadece eylemin anlaşılır kılınması adına buradaki birkaç meslektaşımın da söylediği dikkatimi çekti; kamu kurumu zararlı dolandırıcılık, kamu kurumunun kim olduğunun dahi anlaşılamadığı bir eylem ile karşı karşıya kalıyoruz. Temel kamu zararını oluşturan iki temel iddia, bunların da basitçe değerlendirmesini yapacağım.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Şimdi 59. eylemle ilgili iki tane temel iddia var ortaya atılan. Kamu zararı ikiye bölünüyor. Bir tanesi "kurum zarara uğradı" deniliyor, geriye kalan kısmı için de "maden rezervi bundan zarar gördü" deniliyor ve toplam bir kamu zararı çıkartılıyor. Buradaki maden bölgesinde yapılan dökümün herhangi bir izne dayanmadığı, izinsiz döküm yapıldığı ve 31.000.000.000 TL burada suç geliri elde edildiği, bu gelirden de İSTAÇ'ın mahrum kaldığı iddiası var. Yine burada yapılan kaçak döküm sebebiyle maden sahalarının zarar gördüğü, bundan kaynaklı 80.000.000.000 TL de kamu zararının oluştuğu iddia ediliyor. Şimdi bu iddiaya dayanak olarak 59. eylemde iki tane delil sunulmuş. Bunlardan bir tanesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı Çevre Koruma Müdürlüğü'nün 25 Eylül 2025 tarihli raporu olarak geçiyor. Öncelikle şunu düzeltelim: Bu bir rapor değil, ekinde belgeler olan bir müzekkere cevabıdır. Dolayısıyla buna bir bilirkişi raporu gibi değer atfetmememiz gerekiyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Buradaki evraklarda sürekli şöyle bir ifade var: "Buraya Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı tarafından verilen bir izin yoktur." Bu "izin yoktur" denilirken Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü raporunda da bu şekilde geçiliyor. Bu ifade kullanılırken sanki izin vermesi gereken bir kurum var ve bu kurum izin vermemiş gibi bir anlam yüklüyoruz müzekkere cevabının kendisine. Oysa ki kuruma yazılan müzekkere şu: "Cebeci Maden Bölgesi ile ilgili tarafınızdan verilen bir izin olup olmadığı" soruluyor. Kurum da şunu söylüyor: "Bizim tarafımızdan verilen bir izin yoktur." Doğru da söylüyor; olmamalı da zaten. Sebebi şu: Burada savcılık konuyu doğru anlamadığı için şöyle örneklendirebilirim: Otel ruhsatı arıyorsunuz ama Turizm Bakanlığı yerine bunu Tarım Bakanlığına soruyorsunuz. Yaşanılan durum aslında bu. Çünkü burada izin vermesi gereken müdürlük burası değil. Önce bu konuda bir netleşmek gerekiyor. İkinci olarak değer atfettiği bir rapor daha var. Bu da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü'nün 22 Eylül 2025 tarihli bilirkişi raporu olarak geçiyor. Şunu da düzeltmem lazım: Bu da bir bilirkişi raporu değil. Sebebi şu; size zahmet olacak ama bir bilirkişi raporunu açabilir misiniz? Dosyada olacak. Büyütebilir miyiz ilk kısmını? Sayı ile işaretlediğim kısım.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Şimdi raporun başlığında "Bilirkişi İnceleme Raporu" olarak görüyoruz. Ancak rapor, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü personeli tarafından hazırlanıyor. Son kısmına, imzacılar kısmına gelebilir miyiz? Bakıyoruz; şube müdürü ve şube müdür yardımcıları var. Ben isimleri tek tek kontrol ettim, bilirkişi listesinde yer almıyorlar. Dolayısıyla bu bir bilirkişi raporu değil. Buradaki ikinci problemi de söyleyeyim: Rapordaki imzacılara baktığımızda bir harita mühendisi, bir şehir planlamacısı, iki de inşaat mühendisi görüyoruz. Raporu hazırlayan kişiler arasında bir maden mühendisi yok. Maden mevzuatına hakim olan kimse de yok. Şimdi biz buranın değerlendirmesini; iki inşaat mühendisi, bir şehir planlamacısı ve bir harita mühendisinden oluşan bir belge ile mi yapacağız? Bunu yapabilmemiz teknik olarak da hukuken de mümkün değil.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Tekrar ilk sayfaya gelebilir misiniz? İncelemeyi nasıl yaptıklarını açıklamışlar: İnceleme, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 18 Mart 2004 tarihli Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği çerçevesinde yapılmış. Detaya girmeme hiç gerek yok; burada maden mevzuatı kapsamında yapılan bir inceleme yok. Yani Maden Kanunu'na bakılmamış, ilgili yönetmeliklere de bakılmamış. Bir önceki meslektaşım işimi kolaylaştırdı; kendisinin tekrar ettiği mevzuat hükümlerinin bu raporda da değerlendirilmesi gerekirdi. En büyük eksiklik budur. Raporun 6. sayfasına gelelim. Raporun bütün değerlendirme hatası aslında bu 6. sayfada yer alıyor. Savcılık da raporun bu bölümünü iddiaların temel dayanağı haline getiriyor. Neden? Burada yapılan incelemede, hafriyat döküm sahası izninin nasıl olacağına Çevre Kanunu üzerinden bakılıyor ve belediyelerin görev ve yetkileri başlığına 8. maddede yer veriliyor. Burası sanki Orman Kanunu 16. maddesinin uygulanabileceği bir alan gibi değerlendiriliyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Şimdi diyeceksiniz ki; "Biz cezacıyız, Orman Kanunu 16. madde uygulamasından nereden anlayalım?" İnanın maddeler zaten çok sıkıcı Sayın Başkan, ben çok sıkıldım. Ancak şunu söyleyebilirim: Bunun uygulanabilmesi için, yani böyle bir değerlendirme yapabilmek için oranın aktif bir maden bölgesi olmaması gerekiyor. Orada maden rezervi olmaması gerekiyor. Rezervin bittiğinin MAPEG tarafından tespit edilmesi gerekiyor. Sonrasında bunun ormana devredilmesi, ormandan da tahsis edilmesi gerekiyor; örneğin İBB'ye. Burası böyle bir yer değil. Yani burası rezervi bitmiş olan bir maden değil. Burası aktif olan, içinde cevher bulunan, madencilik faaliyetinin devam ettiği bir yerdir. Temel hata bundan kaynaklıdır. Bu hatadan kaynaklı olarak da "İSTAÇ'ın gelir elde edemediği" iddiası var. Ona sonra gireceğim.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Eylemi anladım, mevzuatı da okudum. Daha anlaşılır hale nasıl geleceğini çok düşündüm. 20 dakikada anlatabiliyorum, başardım en sonunda.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

MAPEG izinlerini açabilir misiniz? Kuzey MAPEG izninden başlayacağız. Şimdi meslektaşlarımız söylediler. "Burada izin vermeyecek yetkili kurum MAPEG" dediler. 27 Nisan 2021 tarihli ilk başta Kuzey'e, Kuzey Cebeci'ye izin veriliyor. Hemen hatırlayacaksınız bu eylemde soruşturma makamının buradaki ilk iddiası şuydu: "Bu izin alındı ancak Kuzey'e döküm yapılmadı; bu izinle birlikte Güney Cebeci'ye döküm yapıldı." İlk iddiamız bu. Doğru olan kısmı şu: Buraya döküm yapılmıyor ama sebebi Güney Cebeci'ye döküm yapmak için değil. Oradaki iki tane görseli açabilir miyiz? Uzaktan talebi var yazı olarak. Büyütebilir miyiz paragrafı? 1. yıl raporunda yapılan müracaat bu. Alanın dışarıdan gelen tüm nitelikli dolgu malzemesi tesislerimizde kırıldıktan sonra geri dönüş malzemesi olarak satılmış ve Sultangazi İlçe Belediyesi'ne, verilen hizmet alanlarında kullanmaları için ücretsiz verilmiştir. Sebebi bundan kaynaklı. Bir sonraki belgede de 2. yılda da bu şekilde bir uzatma oluyor; +1 +1 şeklinde. Sultangazi Belediyesi'ne kamu hizmetlerinde kullanması için ücretsiz bir şekilde verdiği için burada bu faaliyetler yapılmıyor. Ancak savcılık konuyu şöyle yorumluyor; aynı rapor Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü'nün değerlendirmesinde de var —rapor demek istemiyorum buna— o da aynen bu şekilde buna dayanarak "Güney'e döküm yapılmıştır" diye bir ifade kullanıyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Güney'i açabilir miyiz acaba? Aynı klasörde. Siz de sıkıldınız madem bu anlatımdan, biliyorum. Şimdi tartışmalı olan bu; dosya eklerinde olmayan da bu. Dün dinlendi. Bahsettiği şey buydu aslında. Ben anladım ne anlattığını; sebebi bu belgeyi incelemiş olmamdan kaynaklı. Şimdi gördüğünüz belgede ilk izin 2021 senesinde Güney Cebeci için veriliyor. Nasıl veriliyor? Şöyle: TEİAŞ'ın orada bir talebi, raporları var. İstanbul'un enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılıyor burası. Zamanla yapılan kötü madencilik uygulamaları sebebiyle burada çökmeler oluşmuş, heyelan riski başlamış. "Burayı ivedilikle doldurun" talebi geliyor. Güney Cebeci'de dökümün başlaması işte bununla birlikte başlıyor. Ama MAPEG tarafından verilen bu yazı 59. eylemin ekleri içerisinde yok. İlgili inceleme raporunda da, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü'nün düzenlediği raporda da biz bu yazıyı görmüyoruz. Savcının atıf yaptığı dayanak belgeler arasında da yok. Aslında bu onay yazısı, MAPEG'in verdiği bu onay değerlendirilmiş olsa buradaki bütün sorun çözülecek.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Devam edebiliriz aşağı doğru, sıralı bir şekilde gideceğiz. Biraz büyütebilir misiniz acaba sayfayı? Son paragrafa gelelim. O paragrafın sonuna gittikten sonra başını birlikte alacağız. MAPEG bir süre sonra gidiyor, diyor ki: "20 Aralık 2021 tarihinden önce talebin üzerine sana izin vermiştim. Teknik heyet gönderiyorum buraya, gönderdiğim heyet burayı kontrol etsin, bu iş doğru yapılmış mı buna baksın." Teknik heyet geliyor, mahalde inceleme yapıyor. Sonra diyorlar ki: "Biz burada yapılan çalışmaları gördük, bunlar gayet yeterlidir, doğru bir iş yapmışsınız." Sayfanın devamına inelim. Sonrasında da bundan sonra yapılacak olan işler, yani ek ilave işler sıralanıyor. 2 Şubat 2023 tarihli MAPEG'in yazısı; tartışma konusu olmayan izin de bu. Bu inceleme raporunda Çevre ve Şehircilik'in bu iznin varlığından bahsettiği görülüyor ancak öteki izinlerin varlığı... Yine iddianamede de benzer bir durum var; bu tarihli izinden bahsediliyor ancak hesaplama yaparken bu izin dikkate alınmaksızın kamu zararı hesaplanıyor. Bunu da bir not olarak düşeyim.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bu klasör var; rica etsem açabilir miyiz? Bu da şu Sayın Başkan: Bu dökümler yapıldı, sonrasında bir protokol yapılıyor; hasılat paylaşımı için. Bunun onaylaması yine MAPEG tarafından yapılıyor. Yani bu protokolün imzalanmasını da MAPEG kabul ediyor. Bir tanesi oradaki döküm faaliyetlerine ilişkin; 2. sayfaya gelelim. Bir de orada elde edilecek bir kira geliri var, tesisler var orada; ondan kaynaklı muvafakat ediyor. Burada da her iki anlaşmanın, yapılan protokolün suretleri var. İnebiliriz aşağıya doğru, imzacıları görelim. Büyütebilir miyiz biraz? Bakın, bir tarafta şirket Güney Cebeci, diğer tarafta İSTAÇ var, Valilik var. Devam edelim. Yine aynı şekilde; İBB, İSTAÇ, Valilik, Kuzey İstanbul, Valilik. Protokolün tarafları da bunlar. Burada elde edilen gelir de protokoldeki şartlara göre paylaşılıyor. Yani burada zaten kaçak bir döküm faaliyeti olmuş olsaydı kamu kurumları böyle bir paylaşım içerisine de girmezlerdi. Aksi halde biz şunu söylemek durumunda kalacağız: "Valilik burada kaçak dökümden para kazanmış" demek zorunda kalırız. Devam edelim.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Denetim klasörü var orada, onu bir açabilir misin? Büyütebilir miyiz yazıyı biraz? 4 Nisan 2022 tarihli; şu açıdan dikkatinizi çekmek isterim: 2023 öncesi denetim kimin tarafından yapılmış? Sultangazi Belediyesi tarafından yapılmış. Ne denilmiş burada? Aşağı inin. "Tutanağı tuttuk" demişler, "hiçbir problem görmedik" demişler. "7/24 kaçak hafriyatla mücadelemiz devam ediyor, teyakkuzdayız" demişler adeta. İmzacılara gelelim: Emniyet personeli, Sultangazi İlçe Emniyeti, Sultangazi Belediyesi. Bu da oradaki denetimin ilçe belediyesi tarafından da yapıldığının göstergesidir. İnelim aşağıya. Yine benzer bir şekilde; üste gelebilirsek eğer, 3 Mart 2023 tarihinde —ki az önce saydığım izinlerin tarihleri ile kıyaslarsak daha doğru bir yaklaşım sergileriz— en sonunda yine söylenen şey herhangi bir problem görülmediği, burada kaçak bir faaliyetin, kaçak bir dökümün olmadığı şeklindedir. Son cümleye gelebilir miyiz burada? "7/24 esaslarına göre kontrol edilmekte olup..." Kim tarafından? Kaçak hafriyat birim amiri ve ilçe emniyet müdürlüğü ekiplerince müştereken, yani birlikte ediyorlar. 7/24 kontrol ediyorlar ve söz konusu yerde kaçak döküm yapılmadığı, herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı tespit edilmiş. İlgili memur raporuyla bu da ilgili ilçe belediyesinin, Sultangazi Belediyesi'nin başkan yardımcısı tarafından imzalanmış.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Devam edelim. Bunu özellikle koymak istedim: Burada kaçak bir yapı var, tesisin orada. Sultangazi Belediyesi bunu fark ediyor, gidip yıkım işlemini uyguluyor. İmar para cezası kesiliyor, Yapı Kontrol Müdürlüğü'ne de bunu bildiriyor tekrardan. Yani burada bir ilçe belediyesi tarafından yürüyen bir denetim süreci var. Özellikle bunu koymak istedim. Devam edelim. Encümen kararı, yine yapılan tespite ilişkin. Bu da dosya arasında var; yanlış hatırlamıyorsam 13. klasörde olması lazım: MAPEG'in denetim raporları. Yükleyebilir miyiz acaba sayfayı? Bakalım. Aşağı inelim; 2022 senesi, 2020'de başlamış. Üsttekiler Kuzey'in, sonra 3 ile bitenler, 4'ler de Güney'in. 2. sayfaya değinelim. Hatırlarsınız, o kadar iyi öğrenemedim şimdi, bu kadar raporlama faaliyeti yapılmış. Ben bunları sıraya dizdim; ortalama 2 ayda 1'e denk geliyor MAPEG'in yaptığı takipler. Açıklama kısımları da var Başkanım, raporların son sayfasında. Raporların ne amaçla yapıldığını ben bu açıklamalardan anlayabildim. Evet, geliyor; koordinatlara bakıyorlar. "Buradaki iş doğru yapılmış mı, yapılmamış mı?" diye. Doğru yapılmadıysa uyarıda bulunuyorlar. Uyarı olanlar da var bu arada; yani "Bunu böyle yapmayın da şöyle yapın" demiş. Bir sonraki geldiğinde tekrar onu kontrol etmiş ya da "Bunu doğru yapmışsınız, böyle yapmaya devam edin" demiş. İşin özeti bu. Çıkalım.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

"Bir Madencilik 1987" diye bir kayıt var orada. Altını çizdiğim yere… Bunu Sayın Savcı da sormuştu, hangisine sordu hatırlamıyorum ama buraya işte "tarama, kötü atık, dip çamuru gibi şeyler dökülür mü" diye sanırım Volkan Bey'e sordu bu soruyu. Şimdi burada şöyle bir durum var; bu Çevre ve Şehircilik'in incelemesinde de yer almamış. Buradaki madencilik faaliyeti 2019'dan beri, çok daha geçmişten beri devam ediyor. Şimdi bölge şöyle bir bölge değil; gittiniz, oradaki toprağı komple temizlediniz, katmanı açtınız, o malzemeye orada nasıl denk geldiniz? Bunun tespiti de aslında yapılabilmesi çok mümkün değil. Geçmiş yıllardaki madencilik faaliyetlerinden bile kalmış olma ihtimali var, yani bu riski kabul etmek gerekiyor burada. Nitekim bu yazının ne olduğunu da söyleyeyim size; aslında dosyadaki hiçbir evrakta burada uzun süredir madencilik faaliyeti yürütüldüğüne ilişkin ve buradaki sorunlar sebebiyle zaten Cebeci Maden Bölgesi projesinin geliştirildiğine ilişkin bir belge yok, böyle bir belge gönderilmemiş.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bu belgeyi tesadüfen buldum. Bir kişi şikayetçi olmuş; " geldi benim buradaki yerimi yıktı, burası benim arsalı yerim" dedi diye. Savcılık da bu şikayeti incelemiş, aslında o yer için yazılmış bu; buranın kaydı var mıdır, tapu belgesi veya tapu tahsis belgesi gibi bir kaydı var mı, burada haksız kamulaştırma mı yapıldı, ne yapıldı diye? Ona cevap verirken buradan bunu da öğrenmiş olduk, yani aradaki cümleden anlamış olduk. Burayı da böyle kapatıyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Son klasörüm; Yayla Yolu'nu açacağım bir... Şimdi buraya gelinene kadar Savcılığın, soruşturma makamının üç iddiasını size açıkladım. Kuzeye neden döküm yapılmadı, bunu açıklamış oldum. Burada döküm izni var mı yok mu, bunu açıklamış oldum. Bir de burada üçüncü iddia var, fark etmişsinizdir; Yayla Yolu iddiası. Yani bir yol yapıldığı iddiası var, buranın da kaçak yapıldığı iddiası var. Hatta burada şöyle bir yanlış yorumlama da var, bu kanıya nasıl vardılar bunu gerçekten anlayamadım. Burada İSFALT'ın yaptığı iki tane ihale var; yol yapım ihalesi. Bu yollar Cebeci Maden Bölgesi'nin içerisindeki yollar. Yani maden bölgesinin içerisinde kamyonlar geçsin diye, orada iş kazaları yaşanmasın, daha düzgün bir madencilik faaliyeti yürüsün diye yapılan yollar. Bu yolları yapmaya da İSFALT karar vermiyor; bu yolları yapmaya karar veriyor. Nasıl karar veriyor, size söyleyeyim: Proje 2018'de başlıyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Bakanlık arasında bir protokol imzalanıyor. MİGEM'le (o dönem MAPEG'di, MİGEM eski adı), MİGEM şunu söylüyor; diyor ki: 'Ben bir ihale yapacağım, yapacağım ihaleyi bir şirket kazanacak, sen de kontrolör olacaksın. İhaleyi hangi firma alırsa buradaki yatırımı tamamlayıp tamamlamadığını kontrolünü yapacaksın.' diyor. Sonrasında bu ihaleyi 2018 senesinde İSFALT kazanıyor. İhaleyi kazanan İSFALT ile İBB de daha önce MİGEM'le yapmış olduğu protokolün aynısını vadettiği için imzalıyor. Hikaye bu aslında başlangıcındaki. Bunu neden anlattım? İhale şartnamesinin içerisinde o iki tane yolun yapımı var; yani o projenin içerisinde yapılması gereken yatırım, yapılması gereken yollar onlar. Ve orası Yayla Yolu değil. Yayla Yolu maden bölgesinin içinde olan bir yol değil, dışında olan bir yol. Bu iddianamede hatalı, 59. eylemde... Bu iki yol maden bölgesinin içinde, tekrar söylüyorum; İSFALT tarafından ihaleyle yaptırılan maden bölgesinin içinde, Yayla Yolu ise dışında.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

İddia büyük olunca araştırma da büyük oluyor. Şimdi burada tek bir PDF haline getirdim, en son sayfadan başlayacağım. Biraz büyütebilir misiniz? Üçüncü paragraf... Yazı kimden? Sultangazi Kaymakamlığı'na bildiriyor. Kim bildiriyor? Sultangazi Belediye Başkanı. Ne diyor? 'Habibler A1 Bulvarı Caddesi'nden başlayıp Cebeci Maden Bölgesi sınırına kadar 1.300 metre dere yatağı tamamlanmıştır. Aynı güzergahta talebimiz üzerine imal edilen atık su altyapısı çevre kirliliğini önlemiştir. Bu faaliyetler yapılırken güzergahta bulunan yasa dışı işgaller belediyemiz zabıtası tarafından kaldırılmıştır.' Devamında da diyor ki: 'Cebeci Maden Bölgesi sınırlarında bulunan A1 Caddesi'ni Yayla Mahallesi'ne bağlayacak yol ile Selçuklu Bulvarı'ndan belediyemize ait kurban alanına giden ulaşım yolunun beton yaya kaldırımları ile birlikte acilen yapılması gerekmektedir.' Talepte bulunan kim? Sultangazi Belediyesi. Kimden talepte bulunur? Sultangazi Kaymakamlığı'ndan. Bir üste gelelim yazının üstüne... Kaymakamlık ne yapmış? Uygun bulmuş bunu, nereye bildirmiş bakın; Maden Komisyonu Başkanlığı'na bildirmiş. Burada da ne demiş: 'Biz bunu acil ihtiyaç olduğundan kaymakamlığımızca uygun bulmuşuzdur' demiş. İşte o çok meşhur Yayla Yolu burasıdır. Devam edelim... Bakın bu çok kıymetli bence. Dosyada çok nadir makale kısımları var; onlardan bir tanesi 24 Eylül 2025 tarihli, MAPEG Genel Müdürlüğün Agrega Dairesi Başkanlığı'na yazmış. Son paragrafına gelelim. Biraz büyütebilir miyiz hocam? Evet. İkinci paragraf sadece tespit. Bakın, savcılık müzekkereyi nasıl yazıyor?

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Savcılık tarafından yapılan incelemelerde; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından maden sahası ilan edilen Güney Cebeci ve Kuzey Cebeci maden sahalarında 2020 yılından itibaren kaçak hafriyat dökümü yapıldığı, bu bölgede İSTAÇ tarafından ihale edilen Yayla Yolu projesine kaçak hafriyat dökümü yapıldığının tespit edildiği belirtiliyor. Bunu MAPEG, savcılıktan öğreniyor; böyle bir enteresanlık var. Sonra diyor ki: "Maden Kanunu madde 11 uyarınca denetimin genel müdürlüğümüz uhdesinde bulunduğundan evrakların istenmediği tespit edilmiş olup..." Ben bu ana kadar gerçekten daha iyi niyetliydim, şu müzekkereleri görene kadar. Eylül ayının son haftasına tekabül ediyor. Gerçekten şöyle düşündüm: Maden mevzuatı zor, anlaşılamayabilir. Bir tane de hatalı bilirkişi raporu gelse yanılabiliriz. Onlarca dosyanın arasında buna bakabilme yükümlülüğümüz ağır geliyor. Ama şimdi burada bakıyorum; savcılık Maden Kanunu madde 11'i biliyor. Maden Kanunu madde 11 uyarınca denetimin genel müdürlüğün uhdesinde bulunduğunun da tespitini yapmış. İşte burada artık bu tespiti yaptıktan sonra o iyi niyet ortadan kalkıyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Devamında ne olmuş peki? Agrega Dairesi Başkanlığı demiş ki: "Bizim böyle bir projemiz yok." Devamında şöyle söylemiş: "Burada Yayla projesi olarak, Yayla Yolu projesinden kastedilen Yayla Mahallesi'nin yol yapımıdır. Yol yapımına dair ilgili belediyeye, Valilikten görüş sorulabileceği düşünülmektedir." Yine yol projesi kapsamında hafriyat dökümünden bahsedildiğinden, izinlere de özel olanlar Harita Daire Başkanlığı'ndan soruluyor demiş. Peki bu müzekkereyi Agrega Dairesi Başkanlığı gönderdikten sonra ilçe belediyesine yazılmış mı ya da Valilik veya Kaymakamlığa? Yok. Az önce ben gösterdim size. Bunun da dosya arasına kazandırılmasını talep ediyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Son soru; MAPEG müzekkere cevabı. Burada son sayfada "Müzekkere" diye bir evrakım var. Aşağıdan başlayacağız, son sayfadan. Açalım müzekkereyi. Biraz büyütebilir misiniz rica etsem? Tarihe bakıyorum: 23 Eylül 2025 tarihi. Rapora bakıyorum; dosyadaki Çevre ve Şehircilik'in hazırladığı rapora. Görevlendirme tarihi 12 Mayıs, raporun düzenlenme tarihi 22 Eylül. Müzekkerenin yazıldığı tarih raporun düzenlendiği tarihten sonra; bu konuda hemfikiriz. Şimdi altında şunu yapıyor müzekkere: Diyor ki: "2020 yılından itibaren kaçak hafriyat dökümü yapıldığı, bu bölgede İSTAÇ tarafından ihale edilen Yayla Yolu projesinde kaçak hafriyat dökümü yapıldığının tespit edildiği, Maden Kanunu madde 11 uyarınca denetimin genel müdürlüğün uhdesinde bulunduğu anlaşılmakla..." Artık tartışılacak bir şey kalmadı. Tespitte bulundu artık, denetim görevini MAPEG'e verdi. Devam ediyorum, ne soruyor burada? Söz konusu alanın maden vasfını yitirip rehabilitasyon alanı olduğuna ilişkin bir tespitin olup olmadığı; alana ilişkin varsa 2019 yılı ve sonrasındaki denetim raporları; o yıllara ait maden rezerv durumları; dökümün yapılıp yapılamayacağına ilişkin genel müdürlüğünce verilmiş bir izin olup olmadığı —ki izinleri gösterdim az önce— sonrasında da buranın su havzası ve orman vasfı arazisi ile ilgili olan durumunu sormuş.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Şimdi müzekkerenin cevabı var. Yukarıya alalım. Meslektaşlarım dün buradaydı, kendileri de en az bizler kadar kıymetlidir. Kurum vekillerinin çok zor koşullar altında çalıştığını biliyorum; kurum vekillerini de kurumlarla özdeşleştirmiyorum. Bakmışlar, 29 Eylül 2025 tarihinde bir tane CD içerisinde tüm evraklar vardır diyor. Ara müzekkerelere baktım; MAPEG'in tüm daire başkanlıklarına yazmışlar. Agrega dairesine yazmışlar, haritaya yazmışlar, evrak toplamışlar içeride, iç yazışma yapmışlar ve CD'ye koymuşlar bunu. Yukarıya gelelim. 9 Ekim'de MAPEG'in göndermiş olduğu bilgi ve belgelerin yer aldığı CD emanet memuruna gidiyor, adliyede emanet eşyaya gidiyor. Ben bununla ilgili talepte bulundum; bunun makbuzunun çıkarılması ve ilgili CD'nin emanetten alınması için. Bu doğru bir durum değil başkanım, sebebini şuradan doğru açıklıyorum. En çok eki olan eylem, 59. eylem. Çok zor bir eylem çünkü kavramak gerekiyor hem mevzuatı hem eklerini. Belki buradaki belgeler bizim bütün burada yaptığımız hukuki tartışmayı sonlandıracaktı, belki ortaya da böyle bir eylem de çıkmayacaktı. Anlatacaklarımı anlattım bu eylemle ilgili, meramımı anlatabildiğimi düşünüyorum. Buradaki CD'nin de emanetten, savcılık tarafından 9 Ekim'de iddianamenin öncesinde gönderilen ve benim içerisindeki verileri müdafi olarak yeteri kadar inceleyemediğim, hatta hiç inceleyemediğim belgenin de, CD'nin de çıkartılmasını talep ediyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bu müzekkere bana güzel bir şey daha öğretti. Şimdi soruşturma dosyasında çok fazla emanet eşya makbuzu var, incelemeye başladım bunları. Bunlarla ilgili de ayrı bir talep dilekçesi göndereceğiz. Çünkü müdafilerin dosyanın bütününü görebilme, toplanan delilleri görebilme müvekkillerin haklarını korumak adına önemli. Bir de mahkemenize gönderilen bir yazı var; 2025'e 318 orman diye kaydetmişim ben. Yazıyı büyütebilir miyiz acaba? Bakın Orman Bölge Müdürlüğünün yazısı diyor ki; "Biz burada, buranın daha orman olup olmadığına, niteliğine ilişkin herhangi bir tespitimiz yoktur" demiş. "Varsa bize suça konu alanların iddianameye eki varsa bilirkişi raporu veya koordinatlarını da gönderip bunu değerlendirelim" demiş. Ama benim müvekkilim ve buradaki pek çok sanık Orman Kanununa muhalefetten yargılanıyor, henüz orman niteliğine haiz olup olmadığı dahi bilinmeyen bir bölge sebebiyle.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

İki tane JPG dosyası var, fotoğraf, onu göstereceğim sadece. Bir tanesine beyanda bulunurken söylemiştim; "Bu hileli davranış İSFALT flamasından hileli davranış olmaz" diye. Tabela diye kayıtlı, en alttaki. Büyütelim tabelayı. Girişi; Bakanlık, MAPEG, projenin adı, en aşağıya gelelim; yüklenicisi İSFALT, tarih 2021. Yani buraya İSFALT flaması asılsa ne olur, asılmasa ne olur? Takdir sizin hileli davranışın değerlendirilmesinde. Bir de proje sunumu var, tek bir fotoğraf. Büyütebilir misiniz? Şimdi Atiye Tuğrul buranın proje koordinatörü, ben tek tek anlatmayacağım Maden Bölge Komisyonu ve proje koordinatörü ne, yeterince dinlediniz Atiye Hanım'ı. Sunumlar yapıyor, toplantılar dedikleri bu proje sunumları. Nereye yapıyor bunu? Valilik diyor, İBB, MAPEG, Bakanlık, aşağı inelim bir de; Cerrahpaşa Üniversitesi, İSFALT. Bununla kapatıyorum konuyu. Evet, bu bir devlet projesi, burada yapılan çalışmalar bu; denetimin kime ait olduğu açık. Ancak burada eksik değerlendirme var, eksik inceleme var. Bütün bu hususların tekrardan ele alınması gerekiyor. 59. eylemin de esasını böylelikle sona erdiriyorum. Süreyi aştık mı bilmiyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

59. eylemde biraz 13. eylem ile benzer bir vaka yaşadık. Evet abi, bakın söylüyorum: Burada İSTAÇ'ın gelir elde edebileceği düşünülmüş. İki tane protokol gösterdim az önce, sizler de gördünüz. Oradaki hasılat paylaşımı protokollerinde İSTAÇ bir taraf değil. Çünkü İSTAÇ'ın buradan gelir elde etme hakkı zaten yok. Burası rezervi bitmiş bir maden bölgesi değil; aktif çalışan bir maden bölgesi olduğunu hatırlatıyorum. Bu yönden de Orman Kanunu madde 16 burada uygulanamıyor. Temel hata da şundan kaynaklı: Burada İSTAÇ'ın yetki alanıyla Cebeci farklı bir sebeple karıştırılıyor. Bu iki statü farkından kaynaklı olarak İSTAÇ'ın haklara sahip olabileceği düşünülüyor. Durumu böyle izah etmiş olayım. Kendi müvekkilim bakımından da müsaadenizle Cebeci'yi anlatmak durumunda kaldım. Umarım hepimiz adına aydınlatıcı olmuştur. Son olarak şunu söylemek istiyorum Sayın Başkan: bakımından da birkaç sözü en sona bırakacağımı söylemiştim. Benim böyle bir dosyada hiç baba-oğul müvekkilim olmamıştı. Çok zorlandım böyle olduğunda. Mustafa ile bu görüşmelerimde, yani yanına gittiğimde, sürenin yarısında önce babasını soruyor, amcasını soruyor; öte tarafında da kuzenini soruyor. Sonra annesini, kız kardeşini soruyor ve neredeyse yarım saat böyle geçiyor. Mustafa'ya bir gün, "En çok neyi özledin dışarıda?" dedim. "Arkadaşlarımla kahve içmeyi özledim," dedi. "Bir de fındıklı Hoşbeş yemeyi özledim," dedi. Mustafa'nın dünyası bu. Yani Mustafa'ya olduğundan daha fazla anlam yüklemenize gerek yok. Mustafa'nın annesine bunu söyledik, değil mi? Kadıncağız çocuğunun sevdiği bir şeyi, bir yiyeceği gördüğünde yemek yiyemiyor; günlerce yemek yiyemiyor. Tutuk incelemeleri ve haftaları bizim açımızdan çok zor geçiyor. Çünkü bir umut yükseliyor, sonra beraberinde bir hayal kırıklığı geliyor.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Geçtiğimiz tutuk incelemesinde teşekkür ederiz kararınız için, kuzeni Murat tahliye oldu. Şimdi her yıl burada Murat'ın annesiyle Mustafa'nın annesi yan yana oturuyorlar. Ben Murat'ın annesinin, oğlunun tahliyesine sevinemediğini gördüm. Çünkü o an şunu düşündü: Yanında çocuğu tutuklu olan, çocuğu henüz tahliye olmamış bir anne daha var. Üstadımıza teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. Benim sizden ricam şu: Benim bir meslek büyüğüm, yanında avukatlığa başladığım üstadım, katıldığım duruşmada "rica ediyorum" kelimesini kullandığımda bana çok kızmıştı. Demişti ki: "Biz avukatlar rica etmeyiz, talep ederiz." Hırçındı, inatçıydı; Allah gani gani rahmet eylesin. Bugün ona verdiğim sözü tutmuyorum; sizden bir talepte bulunmuyor, sizden bir ricada bulunuyorum. Çünkü artık bu hukuk dışı bir durum; sadece hukuk dışı değil, insanlık dışı, vicdan dışı bir durum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Eylemi size anlattım. İkinci kısmını görmezden gelin; anlattım ve bu eylem geçiyor. Diğer sanıklara faydası olsun diye anlattım. Müvekkilim Mustafa bakımından ailesinin durumunu gözetin. Annesinin durumunu lütfen gözetin, kız kardeşinin durumunu lütfen gözetin. Daha fazla buna ilişkin bir cümle kurmayacağım. Şu an cümle kurarken biraz ileri gidecek olsam bile, "Mustafa'nın hukuki durumuna zarar verir miyim?" tedirginliğini bir avukat olarak samimiyetle yaşıyorum. Burada çok etkilendiğim bir savunma oldu; duruşmanın ya ikinci ya üçüncü günüydü. Bir meslektaşımızın dayısı tutukluydu, yeğeni konuşmuştu. Genç bir meslektaşımızdı; sesinde çok büyük bir itiraz, bir haykırış vardı. Neredeyse duygularını kontrol edemeyecek noktaya geldi. Bugün burada mı bilmiyorum. "Savcının kapısında bekledik, sulh cezanın kapısında bu kadar bekledik. Bir tanesinden itiraz aldık çıktı, ötekisinden tahliye oldu, tekrar tutuklandı," diyerek bunun için çırpındı. Onu gördüğümde o halinden o kadar utandım ki; çünkü ben artık o kadar sinirlenemiyorum. Savcılığın önünde, sulh ceza hakiminin önünde o kadar beklediğimde artık o kadar sinirlenemiyorum. Kanıksıyoruz çünkü, alışıyoruz. Biz avukatlar da bu durumun kendisine alışıyoruz.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Alışamadığım kısım şurası: Bu doğru değil, alışmamak lazım. Ali Rıza üstadımız haklı. Alışamadığım bir kısım var; o da kötülük kısmı. Yeri geliyor, bazen hukuka aykırı bozulan bir uygulamayı kabullenebiliyorum diyeyim, ama bu kötülüğü kabullenebilmem mümkün değil. Son cümlemi de söyleyeyim: cezaevindeydi, bir nevi sürgün edilmişti. Cezaevinde tutuklu bulunurken oğlunun tutuklandığını öğrendi. Müvekkilinizle, tutuklandığında doğru düzgün bir şey konuşamıyorsunuz; anlatsanız da sizi duyamıyor zaten. Şimdi sırası gelecek, en son sıralarda. Oğlu burada tutukluyken nasıl sağlıklı bir savunma yapabilecek? Nasıl yapabilecek? Ya gerçekten 'in oğlu olduğu için tutukluluğu devam ettirilecek ya da tahliyesine karar verilecek. Yani buradaki hukuki tablo bu kadar nettir. Müvekkilimin öncelikle tahliyesini, sonrasında da beraatini talep ediyorum.

Fatih Keleş / Mustafa Keleş Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.