Sayın Başkan, Sayın Heyet ve Sayın İddia Makamı, Bir yılı aşkın bir süredir suçsuz, günahsız, delilsiz, ispatsız şekilde adaleti bekliyorum. Tam 386 gündür, sabırla, metanetle ve hukuka olan saygımla kendimi savunabilmek için bugünü bekliyorum.
Necati Özkan Savunması
Tam 386 gündür, mesnetsiz iddialarla vatandaşlık haklarından mahrum edilmiş bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak aileme, işime, özgürlüğüme ve hayatıma yeniden kavuşabilmek için bugünü bekliyorum.
19 Mart 2025 sabahı başlayarak art arda gelen operasyonlarla İBB soruşturmalarına dahil edilen 826 kişiden 789 kişiyi tanımıyorum. İddianame kapsamında, aleyhlerinde dava açılmış olan 415 kişiden sadece 37 kişiyi tanıyorum. Diğerlerini hayatımda ne gördüm, ne tanıdım ne de herhangi bir iletişimim oldu. Tanıdığım 37 kişiden 3'ünü gazeteci olduğu için, 5'ini seçilmiş siyasetçi olduğu için, 6'sını iş dünyasından dolayı, 23 kişiyi ise İBB'nin üst yönetiminde veya iletişim birimlerinde görev yaptıkları için tanırım.
Bu verilerin altını çiziyorum çünkü biraz sonra detayına gireceğim gibi, iddianame kapsamında üzerime atılı suçların vasıf ve mahiyetine ilişkin savunmamın temeliyle ilintili bu veriler. İddianamede bana yönetilen 3 suçlama var: 1. Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, 2. Rüşvete aracılık etmek, 3. Kişisel verilerin kaydedilmesi, hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirmek.
Savunmama başlamadan önce benim İBB çalışanı olmadığımı, İBB bünyesinde herhangi bir yetkimin, sorumluluğumun, pozisyonumun, imza yetkimin bulunmadığını, İBB veya iştirak şirketlerine değil ama, Sayın 'na dışarıdan seçim kampanyası hizmeti verdiğimi belirtmek isterim. Bunu sadece benim durumumu net olarak anlamanız için söylüyorum.
Kollukta, Savcılıkta, Sulh Ceza Hakimliğinde verdiğim ifadelerde söylediğim gibi Sayın 'nun 30 Mart 2014 Beylikdüzü, 31 Mart 2019 ve tekrar eden 23 Haziran 2019 seçimlerini ve nihayet 31 Mart 2024 adaylık kampanyasını yönettiğimi, vermiş olduğum tüm bu hizmetleri de CHP Genel Merkezine veya CHP İstanbul İl Başkanlığına, sözleşme karşılığı fatura ettiğimi, şirketime yapılan tüm ödemelerin banka transferleriyle yapıldığını hatırlatmak isterim.
Bu davada 1+1 eylemden sorumlu tutuluyorum. Tarafıma isnat edilmiş olan iddiaların mesnetsizliği, soyutluğu ve delilden yoksunluğuna geçmeden önce Sayın Mahkemenizin vereceği kararların tarihi olacağını, tüm milletin ve dost/düşman tüm dünyanın bu kararları beklediğini, umulan ve beklenenin, kararlarınızın adalet dağıtması yönünde olduğunu vurgulamak isterim.
Türkiye Cumhuriyeti yargı sisteminin önemli ve istisnai bir organı olan bu mahkemenin, binlerce sayfadan oluşan iddianameyi dikkatle okuyup, sanıkların savunmalarını ciddiyetle dinleyerek, meseleleri detaylarıyla anlayarak hüküm kurmasının, yüzüncü yılını geride bıraktığımız Cumhuriyet tarihimiz için olduğu kadar 86 milyon vatandaşımızın adalete olan inancı için de çok ama çok önemli olacağı aşikar.
Adalet, ancak gözaltından kesin hükme kadar geçen sürecin her aşamasında vicdanın ve hukukun hakim olmasıyla sağlanabilir. Yetmez, toplumun büyük çoğunluğunun da soruşturma ve yargılama süreçlerinin adil biçimde geliştiğine ikna olması gerekir. Adil soruşturma ve yargılama usullerine tam riayet, bir başka deyişle "usul adaleti" her davada gerçek ve nihai adaletin temel şartıdır. Hukukta "usul esastan önce gelir" derken, anlatılmak istenen tam da budur.
Ne yazık ki, geride bıraktığımız bir yıldan uzun süre boyunca, bu davada usul adaletinin gereği olan pek çok hayati ve olmadan olmaz şart yerine getirilmemiştir. Buna gerek bile duyulmamıştır. Aksine biz sanıklara istikrarlı biçimde hukuk dışı ve ayrımcı pek çok muamele yapılmıştır. Sizlere bizzat muhatap olduğum 11 muameleyi örnekleyeceğim.
1. Örneğin 19 Mart 2025'ten aylar öncesinden itibaren sosyal medyada aleyhimde saldırı başlatıldı. Yaklaşmakta olan İBB davasında tutuklanacaklar listesinde olduğumu iddia eden trol saldırıları yapıldı. Bu kişiler aleyhinde yapmış olduğum 50'ye yakın suç duyurusunun tamamına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verildi.
2. Örneğin 19 Mart 2025'te gözaltı kararına gerekçe gösterilen atılı suçların hiçbiri katalog suçlardan olmadığı halde, 6 Mart 2025'te, yani operasyondan yaklaşık 2 hafta önce İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine dedelerimden miras kalan yüzlerce akrabamla ortak olduğum hisseli tarlalar dahil tüm varlıklarıma ve banka hesaplarıma el kondu.
3. Örneğin 6 Mart – 19 Mart 2025 arasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına avukatlarımla bizzat giderek 3 ayrı dilekçeyle başvurdum. İfade vermek istedim. Ama talebime asla bir cevap alamadım. Onun yerine sabah baskınıyla medyatik bir biçimde gözaltına alındım.
4. Örneğin, sosyal medyada onlarca trol tarafından aylarca itibarıma saldırıldı. Yakında yapılacak İBB operasyonunda tutuklanıp Silivri zindanına gönderileceğim defalarca ilan edildi. Ama ben, iş toplantıları ve konferanslar için gittiğim Berlin, Riyad ve Londra'dan işim biter bitmez ülkeme döndüm. Buna rağmen yurt dışına kaçma şüphesi gerekçe gösterilerek tutuklandım.
5. Örneğin re'sen el koyma ve gözaltına alma kararlarında tarafıma isnat edilen suçlar, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak – yönetmek, üye olmak, rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, irtikap ve nitelikli dolandırıcılık iken, tutuklama kararında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve rüşvet vermek olarak değiştirildi. Üstelik rüşvet suçu bakımından Eylem – 4'e dayanak alınan 'nun iftirası daha ortada yokken. Yani peşinen tutuklandım, sonra gerekçe ihdas edildi. İddianamede ise bir kez daha isnat değiştirildi: rüşvet verme isnadı gitti, yerine rüşvet almaya aracılık etme isnadı geldi; ayrıca kişisel verilerin kaydedilmesi (TCK m. 135) ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (TCK m. 136) eklendi.
6. Örneğin hem İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın tutuklama talepli müzekkeresinde, hem de İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği'nin tutuklama kararında gerekçe olarak; benim "'a bağlı hareket eden örgüt üyesi olduğum, suç örgütü lideri , yönetici ve diğer suç örgütü üyeleriyle gizli toplantılara iştirak ettiğim ve aynı zamanda bazı toplantılara Akmerkez'de bulunan ofisimde ev sahipliği yaptığım, tevdi raporunda belirtilen usulsüz ihale, hizmet alımı yaptığım; haksız olarak akladığım ve örgüte bu surette haksız kazanç sağladığım" ileri sürüldü. İddianamede ise paraşütle dışarıdan getirilmiş "'e bağlı olarak hareket eden özel vasıflı üye olduğum" isnadıyla suçlamalar bir kez daha değiştirildi.
7. Örneğin aleyhimde verilen tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında tarafıma isnat edilen suçların yasal unsurlarının oluştuğu ve kuvvetli suç şüphesinin varlığını ortaya koyan somut tek bir delil veya olgu bulunmadığı halde tam 386 gündür, bir istisna olması gereken tutukluluk hali cezalandırmaya dönüştürüldü. Her seferinde tahliye talebim reddedildi.
8. Örneğin gizli kalması gereken soruşturma evrakının parçaları medyaya ve sosyal medya trollerine sızdırıldı. Vazgeçilmez vatandaşlık haklarım olan; lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, vatandaş itibarının korunması ve adil yargılanma hakkı gibi haklarım yok sayıldı. Dahası iş yerimin bulunduğu Akmerkez yönetiminden İCB'nin tutanakla temin ettiği ziyaretçi defteri kayıtları ve güvenlik kamerası görüntüleri sosyal medyaya servis edildi.
9. Örneğin, hakikatin ortaya çıkması ve soruşturma makamının iş yüküne yardım etmek için 08.07.2025, 21.08.2025, 05.09.2025 ve 22.09.2025 tarihlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle nöbetçi Sulh Ceza Hakimliklerine verdiğim 4 ayrı dilekçe ve 200'e yakın ekli delil ne tutukluluk incelemelerinde ne de iddianame hazırlığında dikkate alındı. Böylelikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sanık lehine olacak hiçbir dilekçe veya delile bakmadan iddianamesini hazırlayarak tarafsızlığını yitirmeyi göze aldı.
10. Örneğin, hiçbir haklı gerekçe gösterilmeden, önceden bilgi verilmeden, bir gece ansızın, tutuklu bulunduğum Marmara Kapalı Cezaevinden Kocaeli 2 No'lu F tipi Cezaevine nakledildim. Böylelikle 140 kilometrelik mesafeyle avukatımdan ve ailemden uzak bir şehre nakledilerek savunma hakkım kısıtlandı.
11. Ve nihayet, hilaf-ı hakikat gerekçelerle bir siyasi casusluk iftirası atıldı. Casusluk gibi, milli güvenliğimiz adına son derece ciddiye alınması gereken bir konu sulandırılarak, haftalarca ülke gündemine dahil edildi.
Peki bütün bu usulsüzlükler niçin yapıldı? Bu sorunun cevabı kamuoyunun vicdanında çok nettir. Bu davanın hukuki olmadığı, tamamen siyasi amaçlar için kurgulandığı konusunda toplumda çok büyük bir fikir birliği oluşmuştur. Birbirinden bağımsız kurumlar tarafından yapılan çok sayıda kamuoyu araştırması, ülkemizde yaşayan her 5 kişiden 4'ünün yargıya güvenmediğini, dahası her 5 kişiden 4'ünün suçsuz bir şekilde hapse atılma korkusu yaşadığını gösteriyor.
Tek tek sıraladığım ve doğrudan bana karşı yapılmış olan 11 ayrı usul hatası ve adaletsizlik ile, diğer sanıklara yapılmış olan benzeri uygulamalar, bu davanın siyasi amaçlarla ve hukuksuz olarak kurgulandığı duygusunu pekiştirmiştir. Özetle, Mahkemenizin vereceği ara kararlar ve nihai hüküm öncesinde, yargının yürütme ile ilişkisine dair bazı tartışmaların kamuoyuna yansıdığını görüyoruz. Her şeye rağmen, Mahkemenizin adalet sağlayacağına dair beklentimizi diri tutmaya gayret ediyoruz.
Bir yılı aşkın bir süredir medya organları, delilsiz ispatsız oldukları gün be gün ortaya çıkan iddiaları 7/24 hakikatmiş gibi yaymış, lekelenmeme haklarımızı hiçe saymış, gizli soruşturma usullerini ihlal edecek pek çok hukuksuzluğa imza atmışlardır. Tüm bu hukuksuzluk ve keyfilik sürecinde, kendimi savunabilmek adına, sonuç alamayacağımı bile bile aleyhimde kara propaganda yürüten, hakikat ötesi yöntemlerle yalan ve iftira atan 100'den fazla kişi ve kuruma karşı suç duyurularında bulundum. Maddi ve manevi tazminat davaları açtım.
Ben hayat boyu yaptığım her işi tutkuyla yaptım. Ancak 19 Mart öncesinde ve sonrası itibariyle yaşananların hepimiz canlı tanığıyız. Sanki bu ülkede demokrasi yokmuş; hukuk, adalet yokmuş gibi ana muhalefet partisine mensup siyasetçinin kampanyasını dışarıdan yönetmek devletin varlığına ve birliğine aykırıymış gibi akıl ve mantık dışı suçlamalarla karşı karşıya kaldım.
2014'ten beri hemen her yıl aleyhimde negatif kampanyalar yapılmasının, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında ve sosyal medya platformlarında bana aralıksız saldırılmasının ve nihayetinde bu davanın sanığı haline getirilmiş olmamın yegâne nedeni, yaptığım işi hakkıyla yapmış olmam ve Sayın 'nun 4 seçim kampanyasını yönetmemdir.
Sayın İmamoğlu'nun kampanyalarını profesyonelce ve dışarıdan yönettim. Çünkü bu ülkede demokrasi olduğuna inanıyorum ve bu ülkede demokrasinin geliştirilmesine destek olmak istedim. Bu kampanyaları yönettim, çünkü, bu ülkede kampanya yönetmenin; muhalefet partisi adaylarına çalışmanın suç olmadığını biliyorum. TCK'nın hiçbir maddesinin siyasi danışmanlığı suç kabul etmediğini biliyorum.
Yaptığım kampanyaların arka planlarını, stratejisinin, mesajının ve reklam filmleri ile afişlerinin hangi koşullarda nasıl ve hangi nedenle yapıldığını, bu ülkenin siyasetçileri, akademisyenleri ve gelecek kuşakları da öğrensinler diye kitaplar, makaleler yazdım, konferanslar verdim. 2004-2024 yılları içinde kendi ülkemde ve başka ülkelerde yaptığım ve yapmaktan gurur duyduğum seçim kampanyalarını yurtdışındaki en prestijli yarışmalara gönderdim ve bugüne kadar tam 101 prestijli uluslararası ödülü, ülkemize ve demokrasimize kazandırdım.
Kampanya yönetmek suç değildir. Demokrasilerde muhalefet partilerinin adaylarına profesyonel hizmet vermek suç değildir. Ben bir iletişimciyim. 42 yıldır hayatımı iletişim kampanyaları yaparak kazanıyorum. 42 yıldır yaptığım işi hakikatin iletişimi olarak tanımlıyorum. Her kampanyada tek bir amacım olmuştur; hakikati tüm yalınlığıyla gösterebilmek.
Fakir bir köylü çocuğu olarak başladığım hayatımda zorluklar içinde büyürdüm. 13 yaşımda Askeri Liseyi kazandım. 1981 yılında Kara Harp Okulu'ndan mezun olarak muvazzaf subay oldum. 1983 yılında 12 Eylül darbesini yapan darbeci generaller, ben dahil 1.300'ü genç subay olmak üzere 5.000 civarında askeri personeli yargı kararı olmadan ordudan attı. Atatürkçü, yurtsever subayları attılar, kapıları FETÖ'ye açtılar. Sonra yıllar sonra, 2012 yılında hukuk içinde alınan kararla itibarım iade edildi. Orduya kıdemli Albay rütbesiyle göreve davet edildim; ancak aradan 30 yıla yakın zaman geçmişti. TSK'nın düzenini bozmak yerine kıdemli emekli albay rütbesiyle emekli olmayı tercih ettim.
Darbeci generallerin haksız, hukuksuz, delilsiz, ispatsız şekilde beni ve binlerce genç subayı ordudan atmaları nedeniyle avukat olmak ve hukuku, demokrasiyi, insan haklarını savunmak istedim. Bu maksatla girdiğim üniversite sınavında tek tercihim olan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandım ve 4 yıl okudum. Ancak Hukuk Fakültesi'nde okurken reklam sektöründe çalışmaya başladım ve bu sektörde hayatımı kazanmaya karar verdim. Bu yüzden de ODTÜ İşletme bölümünde pazarlama MBA eğitimi aldım.
Tam 42 yıldır reklam sektöründe kendi adıma, kendi emek ve yeteneğimle çalışıyorum. Bu 42 yıllık süre içinde yüzlerce kuruluşun binlerce reklam kampanyasını yönettim. 2002-2016 yılları arasında AK Parti hükümetleri döneminde de Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Başbakanlık'a ve bağlı kuruluşlarına hizmet verdim. 23 ülkede Türkiye'nin turistik tanıtımını yaptım. Başladığımızda 7.7 Milyon olan turist sayısı, bıraktığımda 40 Milyondu.
Darbeci generallerin kararı ile haksız hukuksuz yere ordudan atılmış olmam sonucunda ülkemde daha ileri bir demokrasiye katkıda bulunmak amacıyla siyasi iletişime eğiltim. Ölkemde daha ileri bir demokrasi, daha güçlü bir ekonomi ve tarafsız ve bağımsız bir yargı düzeni ile hukukun üstünlüğü için mücadele eden siyasi parti ve adayların kampanyalarını üstlendim. Avrupa Siyasi Danışanlar Derneği (EAPC) başkanlığını ve Uluslararası Siyasi Danışanlar Derneği (IAPC) başkan yardımcılığını yaptım. Türkiye dışında 7 ülkede siyasi partilere ve adaylara siyasi iletişim danışmanlığı yaptım.
Tüm bunlardan sonra Sayın ile 2013 sonunda tanıştım ve onun 2014 Beylikdüzü seçim kampanyası dahil, tüm kampanyalarını yönettim. Sayın benim amirim veya patronum değildir; müşterim bile değildir. Müşterim CHP'dir. Sayın İmamoğlu benim dostum ve yol arkadaşımdır. Daha müreffeh bir Türkiye ve daha güçlü bir demokrasi yolunda yol arkadaşı olmak, kendisiyle çalışmak ve seçim kampanyalarına destek vermek benim için bir onurdur.
Tüm bunlara rağmen aleyhimde tek bir tanık ifadesi olmadığı, benim başta Sayın olmak üzere İBB yetkilileriyle hiçbir hiyerarşik bağım olmadığı halde, tek bir delil dahi gösterilmeden "çıkar amaçlı suç örgütü üyesi" olduğum iddia edilebilmiştir. Hem de özel vasıflı üye! Ki, ben ortada bir örgütün varlığına hiç şahit olmadım.
1. İDDİA: SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULAN ÖRGÜTE ÜYE OLMAK (TCK Madde 220/2) Konuşmamın ilk cümlesinde suçsuz, günahsız, delilsiz, ispatsız şekilde özgürlüğümden mahrum bırakıldığımı ve sanık haline getirildiğimi söylemiştim. "Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçunun işlenebilmesi için önce ortada bir suç örgütünün olması lazım. Sonra da örgüt üyesi olduğu iddia edilen şahsın, örgüt ile organik bağının olduğunu ortaya koyan somut delillerin bulunması gerekir. Oysa, gerek emniyette, gerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda, gerekse İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği'nde bana örgüte üye olma suçuyla ilgili tek bir soru sorulmadı, herhangi bir eylemimden bahsedilmedi.
Tutuklandıktan sonra avukatlarım getirdiğinde gördüm ki, İCB'nin tutuklanmama ilişkin sevk yazısında benim; 1. "'a bağlı hareket eden örgüt üyesi şüphelisi" olduğum söylenmiş; 2. "Suç örgütü lideri , yöneticisi ve diğer suç örgütü üyeleriyle gizli toplantılara iştirak ettiğim" ve 3. "Akmerkez'de bulunan ofisimde bazı toplantılara ev sahipliği yaptığım" iddia edilmiş; 4. Hatta "Usulsüz ihale hizmet alımı ve diğer yasadışı işlemlerin düzenlenmesini organize ettiğim" ileri sürülerek tutuklanmam talep edilmiş.
Dayanak olarak da tam 20 yıldır işyerimin bulunduğu Akmerkez yönetiminden alınan ziyaretçi kayıt defterleri ve güvenlik kamerası görüntüleri gösterilmiş. Üstelik bu görüntüler ve toplantılara ilişkin tarafıma hiç soru sorulmadığı ve savunma yapma imkanı verilmediği halde. Sulh Ceza Hakimliği'nin verdiği tutuklama kararının gerekçesinde de "haksız olarak elde ettiğim kazançı, sahte fatura yöntemiyle akladığım ve örgüte bu suretle haksız kazanç sağladığım" belirtilmiş. Oysaki ne o aşamada yazılmış bir MASAK raporu vardı, ne de Vergi Denetim Kurulu ön raporu. Olsaydı mevcut iddianame içinde veya eklerinde bulunabilirdi. Ben bulamadım. Avukatlarım da bulamadı.
Peki ne vardı? Soruşturmanın daha en başındayken, adlı sözüm ona tanık ifadesi vardı. Onun dışında tek bir delil, tek bir eylem dahi olmadan, somutlaşmış tek bir vakıa bile ortaya çıkmamışken aleyhimde "kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu" savıyla, açıkça haksız yere tutuklama kararı verildi. Üstelik 'nun ifadesinde yer alan “, , , isimli şahıslar haftada en az 2 gün Beylikdüzü MADO'da bir araya gelirler” şeklindeki sözlerin, bizzat soruşturma dosyasına eklenmiş 503 gün ve saati içeren HTS kayıtlarıyla yalan ve iftira olduğu kesin olarak kanıtlanmışken.
503 gün ve saati içeren HTS kayıtları içinde benim sadece 1 kez kaydım varken — 23 Haziran 2019'da seçim sonucu belli olunca gece 23:30'da seçim zaferini kutlamaya gelen yüz binlerce insanla birlikte seçim otobüsünde olduğum için — ama Beylikdüzü Mado'da veya 'in tekstil firmasında hayat boyunca asla bulunmadığım kanıtlanmışken; Sayın Başsavcılık tümüyle yalan ve iftira olan 'nun bu ifadesini iddianamede tam 17 kez, eklerinde ise tam 32 kez itibar edilebilecek bir delilmiş gibi kullanmaktan uzak durmamış, çürük bir ifadeyi defalarca kullanarak tarafsızlığının olmadığını kesinlikle ortaya koymuştur.
Değil herhangi bir suç örgütüne üye olmak, hayat boyu en ufak bir sabika kaydı olmayan, trafik cezası bile almamış, devlete, millete, kanunlara ve kurallara sadık bir vatandaşım ben. Sayın 'nun bir suç örgütü organizasyonu kurup yönettiğine dair hiçbir izlenim edinmedim, hiçbir kuşku duymadım. Aksine, büтün engellemelere, baskılara rağmen tamamen hukuk içerisinde, bütünüyle şeffaf ve olağanüstü başarılı, örnek bir Belediye Başkanlığı yürüttüğünü gördüm.
Velev ki ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü varsa, ben de o örgütün özel vasıflı üyesiysem, Beylikdüzü Belediyesi, İBB ve iştirak şirketlerinin yüzlerce iletişim, etkinlik, açılış-kapanış-kutlama ihalelerine girip almış olmam gerekmez miydi? Örgüt üyeliği iddiası için ortaya konan gülünç gerekçeler şunlardır: 1. 'nun uzun yıllardır siyasi danışmanlığını yapmak; 2. CHP'nin 4 Kasım 2023 tarihinde düzenlenen kurultayına katılmış olmak; 3. 'nun uzun yıllardır irtibat halinde olduğu, çok güvendiği kişi ve örgütün akıl hocası konumunda olmak; 4. Örgütün aksaklıkları için çözüm yolu bulmuş olmak; 5. Kültür AŞ ve Medya AŞ yapılanması içinde usulsüz ihaleler organize etmek.
Dosyada hiçbirine ilişkin hiçbir somut eylem ve delil gösterilmemiş bu düzmece yorumların, kurmaca ve hakikat dışı iftiraların hangi birine cevap vereyim? Bunca yalan ve iftira dolu beyanlar dayalı ispatsız, delilsiz iddianame yazılmaması gerekir. Sayın İddia Makamı profesyonel niteliği gereği devamlılık arz eden toplantı ve görüşmeleri bir örgütün varlığı için kanıt olabilirmiş gibi hüküm kuruyor. Toplantıları kamu hizmetinin yapılması için görevler gibi değil, suç emaresi gibi anlatıyor. Dahası, sanki yasama organıymış gibi TCK'da olmayan yeni bir suç icat ederek, özel vasıflı üye statüsü ilan edebiliyor.
Tekrar söylüyorum; her şeyin önce tüm soruşturma dosyası ve ekler dahil binlerce sayfa kapsamında benim herhangi bir hiyerarşik yapıya dahil olduğumu, herhangi bir kişiden emir ya da talimat aldığımı gösteren bir tane bile somut delil yoktur. Kendi özgür irademi bilerek veya isteyerek bir kişi ya da yapının iradesǬne terk ettiğimi kanıtlar tek bir ifade yoktur. Benim suç işleme kasıt ve iradesiyle hareket ettiğime delalet edecek somut bir delil veya tanık yoktur. Bulunamaz, çünkü, tüm bunlar hayatın olağan akışına ve realitesine terstir.
Avrupa Siyasi Danışanlar Derneği (EAPC) ve Uluslararası Siyasi Danışanlar Derneği (IAPC) yöneticilik görevlerinde bulundum. Geçtiğimiz yıl 5 kıtadan meslektaşlarım tarafından Demokrasi Ödülü ve Demokrasi Madalyasıyla onurlandırıldım. Halen Uluslararası Siyasi Danışanlar Derneği'nde Başkan Yardımcısıyım ve derneğin yaşam boyu onur üyesǬyim. Hayatım boyunca sektör dernekleri dışında hiçbir örgüte, harekete veya partiye üye olmamışken 66 yaşında, neden var olduğu iddia edilen sözde bir suç örgütüne üye olayım?
1. Elbette ki 2014 yılından beri Sayın İmamoğlu'nun siyasi danışmanlığını yapıyorum. Seçim kampanyalarını yönetiyorum. Seçimden sonra Belediye'nin rutin iletişim işlerini bile ben yapmıyorum; Belediye kadroları yapıyor. Bunun neresi suç? 2. Elbette ki 2023 CHP Kurultayına katıldım. Aslında 1990'lı yılların başından itibaren hemen her CHP kurultayına katıldım. Bunun neresi suç? 3. Sayın İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanlığından beridir dostluğum var. Ben kendisine güvenirim, kendisi de bana. Bunun neresi suç? Böylesi bir dostluktan nasıl çıkar amaçlı örgüte akıl hocalığı çıkarabiliyorsunuz?
4. Suç örgütünün hangi illegal faaliyetinde çıkan, hangi aksıklık varmış da ben çözmüşüm? Bu konuda tek bir delil, tek bir tanık neden dosyaya ekleyemediniz? Çünkü bu hakikate aykırı bir kurmaca. 5. İddianameye göre, Buğra Gökçe, , ve müstakil olarak veya birlikte ziyarete gelmişler. Bunun neresi suç? Neresi gizli? Akmerkez'de bulunan ofisimde gizli toplantı yaptığım iddiasıyla asıl maksat ilerleyen ifadelerde anlaşılacaktır: İlbaklarla olan ve tüm hayatımda bir kez yaptığım 24 Aralık 2024 tarihindeki toplantı kastediliyor gerçekte. Nitekim İlbaklar sadece tahliye edilmedi, iddianameden de çıkarılarak, sanık olmaları dahi gündeme kalmadı.
Kültür AŞ ve Medya AŞ bünyesinde yapıldığı iddia edilen usulsüz ihaleler, doğrudan teminler, muvazaalı sözleşmeler, muvazaalı ecrimisil tahsilatlarının benim tarafımdan planlandığı iddiasıyla ilgili olarak da dosyada tek bir delil, tek bir emare, tek bir tanık ya da sanık ifadesi olmadığı gibi, İBB'nin bu iştirakleri ile ilgili hiçbir ilgim, ilişkim veya temasım da söz konusu olmamıştır. Medya AŞ'nin yerini, adresini bilmem; Kültür AŞ'ye ise hayatımda sadece bir kere tebrik ziyaretine gitmişliğim vardır.
Sayın Mahkeme Heyetinin dikkatine önemle sunmak isterim ki; ne Beylikdüzü Belediyesinin ne İBB'nin ne iştirak şirketlerinin ihalelerine herhangi bir şirketimin katılmışlığı veya teklif vermişliği vakidir. Bunun teyidi için BDDK raporunda "Öykü Reklam () grubu ile İBB grubu arasında hesap hareketlerine rastlanılmamıştır" denilmektedir. Keza, MASAK raporunda da ne benden veya şirketlerimden İBB veya iştiraklerine, ne de onlardan bana veya şirketlerime tek bir kuruşluk hesap hareketi bulunabilmiştir.
Eğer ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü varsa ve eğer ben de bu suç örgütüne üye olup özgür irademi örgüt talimatlarına terk etmiş isem; bunu gösteren sıralı eylemler ve bunların kanıtlarının dosyada bulunması gerekmez miydi? Bu haliyle bana yöneltilmiş olan örgüt üyeliği suçlaması sadece şahsi ceza sorumluluğu ilkesine aykırı değildir, aynı zamanda kanunilik ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. Zira, ile hayattaki tek irtibatı 7-8 dakikalık bir tebrik ziyareti ve fotoğraf çektirmekten ibaret olan bir şahsın sözüm ona örgüt yöneticisi olabilmesi hakikate ve hayatın olağan akışına ne kadar aykırıysa, benim böyle bir şahsa bağlı "özel vasıfa haiz örgüt üyesi" olabilmem de o kadar hakikate ve hayatın olağan akışına aykırıdır.
2. İDDİA: RÜŞVET VERME (TCK Madde 252/1) / EYLEM 4 Tarafıma 23 Mart 2019'da isnat edilen ikinci suç, İCB'nin tutuklama müzekkeresinde (TCK m.252/1) iken, yani rüşvet verme suçu iken, iddianamede bir kez daha değiştirilerek TCK m.252/2-5 kapsamına alınmış ve rüşvetin teminine aracılık etme suçuna dönüştürüldü. Eylem 4 kapsamında isnat edilen bu suç da kollukta, İCB'nda veya 5. Sulh Ceza Hakimliği'nde tarafıma sorulmadı.
Zira, sorgulama süreci ilerledikçe benim İBB'den, iştiraklerinden veya Beylikdüzü Belediyesi'nden ihale almadığım anlaşıldığı gibi, bu kurumlarla parasal işlemlerimin olmadığı da ortaya çıktı. Tutuklanmamın üzerinden 4 hafta geçtikten sonra soruşturmaya dahil edilen verdiği ilk ifadeden sonra hürriyetinden yoksun kalma, işini, şirketini, varlıklarını ve ailesinin güvenliğini kaybetme riski altında olduğu gerçeğiyle karşilaşınca etkin pişmanlıktan yararlanmaya karar veriyor. O aşamadan itibaren yalan ve iftiraya başvuruyor.
Tutuklu olduğum Kocaeli 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde Haziran ayında Yeni Şafak gazetesi haberinden 'nun operasyona dahil edildiğini ve etkin pişmanlıktan yararlandığını okudum. Benimle ilgili iftiralar içeren beyanlar verdiğini öğrendiğimde, avukatlarıma konuyla ilgili hakikatleri anlattım ve 8 Temmuz 2025 tarihinde İCB'na ilk dilekçemi gönderdim. Ardından 21 Ağustos 2025 tarihinde bir araya getirebildiğim 62 delili de ekleyerek ikinci ve ayrıntılı dilekçemi İCB'na gönderdim. O tarihe kadar benden konuyla ilgili herhangi bir ifade alınmamıştı.
İlgili dilekçemde izah ettiğim gibi, ben ve şirketim, ekonomi dünyasının diğer alanlarında olduğundan daha yoğun biçimde inşaat sektöründe faaliyet gösteren onlarca şirketin onlarca konut projesinin tanıtımını yapmıştık. Tanıtımını yapmış olduğum projelerin bir kısmında, aynı zamanda yatırımcı oldum. İndirimli fiyatla, peşin ve topraktan girme prensibiyle gayrimenkul yatırımları yaptım. Projeler tamamlanır tamamlanmaz da tümünü sattım. Elde ettiğim geliri her seferinde maliyeye bildirdim ve vergilerimi eksiksiz ödedim.
İddianamede isnat edilenin tersine, Kameroğlu İnşaat 2005 yılından beri çalıştığım eski bir müşterimdir. 2017 yılında yeni projesi olan MetroHome projesi için benimle temasa geçtiler. 1700 konut ve 125 dükkandan oluşan bu büyük projenin reklam kampanyası için teklif vermemizi talep ettiler. Bizzat 'nun kendisine yüzlerce milyon dolarlık satış hedefi olan bu devasa projenin zamanında bitirilebilmesi, banka kredisine ihtiyaç duymadan kendi finansmanını yaratabilmesi için agresif bir kampanyaya ve üç yıllık bir bütçeye ihtiyaç olduğunu içeren strateji sunumunu satış ofisinde yaptım.
, bir yandan benim sunduğum stratejiyi kendi içlerinde tartışacaklarını ifade etti. Diğer yandan da satış ofisinde hazırlanmış olan örnek daireleri bana gezdirerek, beni de bu projeye yatırım yapmaya davet etti. Bana resmi tekliflerini, resmi fiyat listelerini 18.04.2017'de gönderdikleri ön bilgilendirme formu ile yaptılar. Üzerine pazarlık yaptık ve nihayet, proje inşaatının heniz başladığı o tarihte gayet makul görünen fiyat listesi üzerine %22,5 peşin ödeme indirimi teklif edince ben de kabul ettim. 'nun talebiyle, nakit ve elden 2 milyon liralık ödemeyi bizzat kendisine yaptım.
Ancak satışı yapıp parayı aldıktan sonra 'nun tavrı değişti. Kampanya kararını ertelëdiçe erteledi. Sonunda da bizimle çalışamayacağını söyledi. Tüm sözleşme süreçleri, gayrimenkul satış vaadi, peşin ödeme belgesi olan ön ödemeli satış sözleşmesi, yapı ruhsatı, mimari proje, mahal projesi, teknik şartname, müzakere ve inceleme tutanağı gibi tüm evraklar, ödemeyi yaptığım 20.04.2017 tarihinde düzenlendi; imzalandı ve tarafıma teslim edildi.
Ben, 'nun sözünde durmamış olması ve benim iyi niyetimden yararlanarak bana satış yapmış olmasının yarattığı güvensizlik duygusuyla nakit ödediğim rakamın banka makbuzuna dönüştürülmesini istedim. Defalarca söz verdi, erteledi. Bu durum aramızda ciddi husumete dönüştü. Nihayet 14 – 15 ay sonra, 29.06.2018 tarihinde kendi bankasında buluşmaya ve bizzat kendisinin nakit getireceği tutarı şirketinin hesabına yatırmaya karar verdik. Ancak yine sözünü tutmadı, banka şubesine bizzat kendisi gelmediği gibi nakit tutarı da göndermedi.
Eylem 4 ile ilgili hakikat budur! Haziran ayında gazetede ile ilgili haberi okuduktan hemen sonra Temmuz ve Ağustos ayında verdiğim dilekçelerde tüm hakikati anlattım ve onlarca belgeyle de anlattıklarımı kanıtladım. Lakin verdiği her yeni ifadede yeni yalanlar söylemek, bir önceki ifadesinde verdiği ayrıntıları sürekli değiştirmek zorunda kaldı. Yalan söylemek kolaydır, ama, sürdürmek imkansızdır.
etkin pişmanlık ifadesinde "Ben o döneme kadar 'ı tanımıyordum, ismen biliyordum" diyebiliyor. İşine gelmediği için 12 yıllık tanıŚklığımızı, 3 yılı aŚkın bir süre boyunca Pelikan Hill malikane ve residence projelerinin baştan sona satış kampanyalarını yaptığımızı saklama gereği duyuyor. Etkin pişmanlık ifadesinde "MetroHome'un iskanını alabilmek için 4 daire karşılığında iskân alabilirim dedi ve bana isimli şahsı yönlendirdi" derken, o tarihte benim ile tanıŚmadığımı bilmeden iftira ediyor.
Etkin pişmanlık ifadesinde "Bu dairelerin devri için şirket hesabımıza toplamı 2 milyon lira para göstermelik olarak yatırıldı. Bu para daha sonra tarafımızca 'a iade edilmiştir" derken, benim dilekçelerim sonrasında savcılık ifadesinde, aradan 7 yıl geçmiş olması nedeniyle bir anlam karmaşası olduğunu, "daireler karşılığı 2 milyon liranın şirket hesabından çekilerek aynı gün aynı saatte çalışanım olan Aydın Şahin tarafından 'a ait daire bedeli olarak geri yatırıldığını" ifade ediyor ve benim en baştan beri söylediğim hakikate nihayet gelebiliyor.
Etkin pişmanlık ifadesinde "İnşaatım da bitmek üzere olduğundan 4 daire verdim" derken alenen bir başka yalan söylüyor. Zira inşaat 2017'de değil tam 4 yıl sonra Ekim 2021'de tamamlandı. İskân ruhsatı ise Mayıs 2023'te alındı. Cumhuriyet Başsavcılığı'nda verdiği ifadede " ile 20.04.2017'de bahse konu 4 adet dairenin satımına ilişkin taşınmaz satış vaadi imzaladık. Buna ilişkin belgeleri bugün avukatlarım aracılığıyla emniyet birimlerine teslim ettik" dedikten sonra "'a ait belgelerüzerindeki imzalar tarafıma ait değildir" demek zorunda kalmıştır.
Oysaki 20.04.2017 tarihli ön ödeme sözleşmesi dahil gayrimenkul satışı ile ilgili tüm evrakların altında tek bir imza vardır. İmzalar Kameroğlu inşaatın o tarihteki genel müdtürü 'e aittir. 'na ait imza, bu satın alma işleminden tam 4,5 yıl sonra, pandemi yüzunden evimi de satıp yeni bir ev satın almaya karar verdiğimde nakit paraya ihtiyaç duyduğum için kendi şirketlerime devretmeye karar verdiğimde, 2021 yılı ortasındaki satış vaadi sözleşmesinin devri sözleşmesinde vardır.
Belgeler yalan söylemez. Dosyaya sunduğum tüm belgeler Eylem 4 ile ilgili hakikati ortaya koyuyor. , inşaat projesini 2,5 yıl geciktirmekle kalmış, ayıplı mal teslim ederek beni ve binlerce insanı mağdur etti ve aldatış, muteber olmayan bir iş insanı olduğunu gösterdi. Bu dava kapsamında üst üste verdiği ve her seferinde kendini yalanlayan ifadelerle de malını, mülkünü, şirketini ve ailesini koruyabilmek için utanmadan iftiraları başvurdu. Hal böyle iken, Sayın Cumhuriyet Başsavcılığı bu şahsın gerçek dışı ifadesini esas alarak yanlı davranmış, benim sunduğum tüm dilekçe ve delilleri yok saymıştır.
3. İDDİA: KİŞİSEL VERİLERİN KAYDEDİLMESİ (TCK Madde 135/1) VE HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME (TCK Madde 136/1) – EYLEM 13 İddianamenin 192. Sayfası ile 261. Sayfaları arasında tam 69 sayfa boyunca tarif edilen EYLEM-13 kapsamında "Kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçuna iştirak ile de suçlanıyorum. Peki hangi yolla? "İstanbul Senin" adlı, İBB'nin geliştirdiği ve Kasım 2021'de lanse ettiği süper app ile. Aynen örgüt üyeliği isnadında olduğu gibi, bu isnat ile ilgili olarak da soruşturmanın hiçbir aşamasında tarafıma soru sorulmamış olduğunu kayıtlara geçirmek isterim.
Sayın Başsavcılık iddianamenin 258. Sayfasında "'nun talimatıyla özel vasfa haiz örgüt üyeleri , ve örgüt yöneticisi birlikte çalışma yürütmüştür" şeklinde hiçbir kanıta, emareye, ifadeye ve hakikate dayanmayan bir değerlendirme yapıyor ve ardından "'nun talimatıyla; tarafından planlanan, teknik detayları örgüt yöneticisi tarafından hazırlanan ve örgüt üyesi tarafından hayata geçirilen, örgüt içindeki tüm koordinasyonun şüpheliler ve 'in yaptığı 'İstanbul Senin' uygulaması ile kişisel verilerin işlenip örgütsel amaç için toplumu manipüle etmeye çalıştıkları ve elde ettikleri kişisel verileri yurtdışına sızdırdıkları anlaşılmıştır" hükümünü kuruyor. Aman Yarabbim! Hem değerlendirme cümlesi hem de hüküm hakikate o kadar aykırı ki…
Bu eylem kapsamında: 2019 yılında 'nun 31 Mart seçimlerini yönetirken, dışarıdan hizmet veren bir iletişim profesyoneli olarak benim yaptığım yegâne şey "İstanbul Senin" adlı bir reklam filmi çekmekten ibarettir. Şubat 2019'da yayınlanmış olan 1 dakikalık bu video klibin ana fikri demokratik katılım vaadiydi. Sonradan mobil aplikasyon ismine ilham kaynağı olarak İBB yönetimince tercih edilen bu reklam filmini çekmek kanunen ve ahlaken suç ya da yanlış değildir. Olsa olsa işini layıkıyla yapmaktır.
Çok büyük çoğunluğunu hayatta tanımadığım insanlarla birlikte işlemekle itham edildiğim, İstanbul Senin reklam filminden 2-3 yıl sonra hazırlandığı anlaşılan "İstanbul Senin" uygulamasının ne yazılımını ne çalışma metodunu ne de güvenlik yapısını bilirim ya da anlarım. Ne tür verilere sahiptir, veriyi nereden toplar, nerede saklar anlamam. Teknoloji alanındaki kapasitem, bu konuları anlamaktan oldukça uzaktır.
Dahası, diğer yüzlerce İBB hizmeti veya projesinde olduğu gibi "İstanbul Senin" projesi veya içindeki uygulamalarla ilgili alınmış karar ve uygulamaların hiçbir aşamasında bulunmadım. İdari ya da teknolojik alanlarda hiçbir yetkim, yönlendirmem ya da talebim söz konusu değildir, olmaz, olamaz. Zaten soruşturma evrakında, iddianame ve eklerinde, benim bu konularla ilgili herhangi bir inisiyatifimin olduğunu gösteren belge, delil veya ifade de yoktur.
Eylem – 13 kapsamında adı geçen İBB Hanem uygulamasını ilk kez tutuklu olduğum Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevinde yine Yeni Şafak gazete haberinde öğrendim. Gerçekte, İBB Hanem diye bir uygulamanın olmadığını, İBB içerisinde web sitesi ve yazılım yapan birimin daire başkanının bile "Bu uygulama hayata geçmedi" dediğini de burada yapılan savunmalar esnasında sizlerle birlikte öğrendim. İddianamede söylenen veri sızıntısı olmuş mudur olmamış mıdır bilmem, bilemem.
Başsavcılık, iddianamenin 237. sayfasında bulunan ve tarafından gönderilmiş olan bir e-mailin CC'sine beni eklemiş olmasını tek kanıt olarak eklemiş. Ki ilgili e-mail benim İstanbul Senin projesinin yazılımıyla ilgimin olmadığını, iletişimi ile ilgili story-öykü tarafı için yardım talep edildiğini kanıtlıyor. O konuda bir iş yapmışlığım da yok! Bu işi yapan benim ajansım değildir, başka bir ajanstır. İCB'nin bu eylemle ilgili sorumluluğum olduğunu kanıtlayan hiçbir illiyet bağı olmadan beni dahil etmesinin amacı olsa olsa, benimle ilgili birden fazla eylemi iddianameye ekleyebilme çabası olsa gerektir.
Zira 68 sayfa boyunca ifadesine başvurulmuş kişiler şöyle söylüyor: 1. 239. sayfada: "'ten duymam sebebiyle programın ilk sürecindeki reklam işlerini yürütüyördü". 2. 241. sayfada : "Biz ilk uygulamaı kurduktan sonrasında programı tanıtma aşamasında hatırladığım kadarıyla 2022 yılı gibi ile tanıştık. ile 2-3 kere programın tanıtımı ile ilgili çalışmaları konuştuk." Bunlar dışında tek bir ifade yok. Özetle, konumum, bilgim, tecrübem ve yetkim nedeniyle olduğu kadar teknoloji ve veri konularına uzaklığım nedeniyle de Eylem 13 bağlamında tarafıma isnat edilen suç kökten mesnetsizdir.
Kaldı ki isimli şahsın, "İstanbul Senin" projesi ile ilgili hiçbir aşamada yetkisi, dahli, ilgisi, bilgisi de olmadığı için Eylem 13 nedeniyle tarafımla irtibatının olduğu iddia edilemez. Sayın Mahkemenizin dikkatine, bu davaya paraşütle indirilen ve üstelik de örgüt yöneticisi yapılarak hiyerarşik olarak benim amirim konumuna getirilen isimli şahsla tüm ilişkimin 4 görüşme ve birkaç Whatsapp mesajından ibaret olduğunu hatırlatırım. Dahası, söz konusu şahsla 3 Eylül 2019 tarihinden sonra ne bir temasım ne bir görüşmüm ne de bir işbirliğim olmadığı tüm dosya içeriğinde nettir.
24 Ekim 2025 günü İCB ortaya bomba gibi bir iddia attı: Askeri ve Siyasi Casusluk. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı basın açıklamasında " çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerinden şüpheli 'ün şüpheli ile örgütün bu amacı doğrultusunda 2019 Yerel Seçim Kampanyasında iş birliği yapmak ve özellikle seçmenlere ait gizli bilgilerin sızdırılması suretiyle eylemde bulundukları, seçim bölgelerine ilişkin analiz yaparak seçmen profili çıkardıkları ve strateji belirledikleri, bu çalışmayı gerçekleştirirken de seçmenlere ait bilgilerin yabancı istihbarat servisleri ile paylaşıldığı ve eylemin casusluk faaliyeti kapsamında olabileceği" iddialarını ileri sürdü.
Bana casus dendi. Bana vatan haini dendi. Bu kadarı olur mu? 13 yaşında baba ocağından ayrılmış, ailesine sadakattan önce devlete ve millete sadakati öğrenmiş, Atatürk aşkıyla yetiştirilmiş benim gibi bir insana mı casus diyorsunuz? Makyaövelizmin bu kadarı olmaz! 'ün hiçbir ifadesinde benden veri aldığına ilişkin tek bir cümle yokken... Casusluk ile ilgili tek bir kabulü veya isnadı yokken... Hakikati nasıl bu kadar bükeçbiliyorsunuz?
Bu iddianameyi okuyan herkes de aynı şeyi söyleyecektir. "Bu iddiaların yalan, yanlış, saçma ve hilaf-ı hakikat olduğunu bilmem için olayı gözümle görmem gerekmez. Bu denli açık seçik bir hakikati benim deneyimlerim bana zaten söyler." Bu denli saçma iddia ve uydurma ifadeler, konumu gereği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ofisinde görevli her hukuk insanının sahip olduğu bilgi, tecrübe ve mantık kuralıyla ters olduğunu anlayabileceği bir durumdur.
Gerek Casusluk Davası içindeki tüm içerik, gerekse Eylem 13 içindeki isnat, hakikate aykırı, tutarsız, doğruluk kontrolü gerektirmeyecek kadar hayatın olağan akışına aykırıdır. Ben Anayasa Hukuku derslerini rahmetli hocam Prof. Dr. Ergun Özbudun'dan aldım. 12 Eylül sonrasıydı... O yıllarda bir müşterim oldu, Iraklı bir türkmen; Atilla Fikri – BAAS Rejimi. Burası Stalin Rusyası değil Türkiye. Burada Baas türü kapalı bir rejim yok, her şeye rağmen koruyup yaşatmaya çalıştığımız bir demokrasi var. Hakikat, ne yapar eder, ortaya çıkar. Tüm günüyle. Tüm yalınlığıyla.
Eylem 13 ile ilgili tarafıma yöneltilmiş tüm iddialari reddediyorum. Madem ben 'e bağlı örgüt üyesiysem, neden 'ün ilişilendirildiği tek suçlamayla ilgili aramızda ilişki yok, buna dair delil yok... Sayın Mahkemeniz, iddianame ve eklerine dikkatle baktığında isimli şahsın Eylem 13 kapsamında bana hangi talimatı, ne zaman, hangi vasıtayla verdiğine, benim de hangi talimatı ne şekilde yerine getirdiğime ilişkin tek bir kanıt, tek bir ifade bulunmadığını görecektir. Böyle fantastik bir isnat olur mu?
Sayın Heyet, bu iddianame asrın fiyaskosudur! İyi bir iddianame sistematik, disiplinli ve tümüyle delillere dayalı argümanlar sunmalıdır. Adalet, hakikati karıştırarak, içinden çıkılmaz hale getirerek, torba davalarda illiyet bağı olmadan kişileri ve eylemleri birleştirerek sağlanamaz. Devlette, adalette, hukukta "yapıyorum, çünkü yapabiliyorum" diyemezsiniz. İmam Gazali'nin dediği gibi "Haddini aşan, zıddına dönür." Devlet suçsuz vatandaşına eziyet etmez, etmemelidir.
Bu dava usulü tanımayan soruşturma yöntemiyle, tarafsızlığını yitirmiş iddianame dili ve tavrıyla, demokrasimiz, devletimiz, milli birliğimiz ve cumhuriyetimiz için dönüm noktasıdır. O yüzden Sayın Heyetinizin sorumluluğu çok büyúktür, çok tarihidir, çok millidir. Bu davanın ve üzerine siyaset gölgesi düşmüş tüm davaların sadece ve sadece hukuk çerçevesi içerisinde sürdürülmesi yalnızca adaletin değil, demokratik rejimin, kamu düzeninin, toplumsal birlik ve huzurun da temel şartı haline gelmiştir.
Bir asırdır yaşatmakla haklı olarak övündüğümüz cumhuriyetimiz, egemenliğin kayıtsız şartsiz millette olması ilkesi üzerine yükselmiştir. Kamu kurumları, milletin egemenliğini hiçbir baskı altında kalmadan, eşit ve özgür şartlarda kullanmasını sağlamakla yükümlüdürler. Vatandaşlar iktidara muhalif olmak sebebiyle farklı muamelelere maruz kalıyorsa cumhuriyetimiz ve demokrasimiz tehdit altında demektir. Soruşturma ve yargılama süreçlerinin siyasi saiklerle şekillenmesine dur demezsek, hukukun üstünlüğünü sağlamazsak, ülkemize, milletimize yazık olur.
Montesquieu, Kanunların Ruhu adlı eserinde; "İstibdat yönetimlerinin prensibi korkudur; daima ve artan korku" diyor ve devam ediyor: "Sınırsız yetkilerle donaltılmış yöneticilerin muazzam günü, bu günü devrettikleri kişilere geçtiğinde çok daha gaddarlaşır. Kanun kural tanımaz hale gelir. Yargı günü yürütmeyle birleşince devlet günü zorbalığa dönüşür." Bu dava usulü tanımayan soruşturma yöntemiyle demokrasimiz için bir alacakaranlık dönemi başlatmıştır. Hakikati bükmesiyle, delili değil şüpheyi esas almasıyla bu dava yargı tarihimiz için bir utanç kaynağı olacaktır.
Milletimizin en iyi yetişmiş, en yetenekli, en girişimci kesimlerini kaybetme tehlikesindeyiz. Cumhuriyet ve demokrasi sayesinde ömrümüzü, herkese eşit davranan kurumlar, herkese eşit uygulanan kurallar ülkesi olmamız gerektiğine inanarak yaşadık. Milletimiz bu inançtan geri adım atıp eşitlik ve adalet umudunu toptan kaybederse geriye sahip olduğumuz çok az şey kalır. Bu davanın seyri ve neticesi ülkemizde demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve hürriyetlerin, hatta ekonominin seyrini belirleyecektir. Büyük İslam alimlerinin birleştiği gibi, "Adalet bir lütuf değil, varlığın yasasıdır." Hukukun üstünlüğüne olan inanç bu ölçüde sarsılırsa, kimse geleceğinden emin olamaz.
Sayın Mahkeme Başkanı, Saygıdeğer Üyeler, son bir kez daha tekrar ediyorum: Seçim kampanyası yönetmek suç değildir. Seçim kazanmak suç değildir. Tüm açıklamalarım, dosyaya sunmuş olduğum dilekçeler ve eklerindeki delillerin dikkate alınarak öncelikle bihakkın tahliyeme karar verilmesini talep ediyorum. Yalan yere aleyhimde iftiralar atan ve hakkında iftirdaılıktan cezai hükümler uygulanmasını talep ediyorum. Bir yılı aŚkın bir süredir özgürlüğümden mahrum edilmiş olmaktan kaynaklanan zararlar, bozulan sağlığım, zedelenen itibarımın resmen iadesini talep ediyorum.
Aleyhime tesis edilmiş tüm tedbir kararlarının, yurtdışı çıkış yasağının kaldırılarak beraat kararı verilmesini, ancak; delil yetersizliğinden değil masumiyet nedeniyle ve bihakkın verilmesini talep ediyorum. Sayın Heyetinizin tarihin doğru tarafında yer almasını ve bu topraklarda üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğunu dünyaya göstermesini diliyorum. "Silivri'de hakimler var" duygusu yaratacak bir karara imza atmanızı diliyorum. Türkiye'nin devlet krizini sonlandıracak, demokrasimizi ve milli birliğimizi tamir edecek bir karara imza atmanızı diliyorum. Saygılarımla.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
