Benim de bir talebim olacak; izleyiciler içeriye giremediklerini söylediler, meslektaşımız iletti. Bir talebim de müvekkilimin bulunduğu 8 nolu cezaevinde, kendilerini saat 07.30 gibi çıkardıkları, 09.30'a kadar aşağıda jandarmayı bekledikleri yönünde bilgi aldık. Kendilerine şu ifade kullanılmış; "Burası cezaevi, cezaevi olduğunu öğreneceksiniz" neden bunu yaptıklarını söylediklerinde. Diğer koğuşlarla ilgili böyle bir sıkıntı yokmuş ama müvekkilimin olduğu yerde, 2 kişi böyle bir muameleye maruz kalıyorlarmış.
Seyfullah Demirel Müdafii Av. İnci Demirel Savunması
Sabah geliş esnasından mı bahsediyorsunuz?
Evet efendim. Jandarma 07.30'da geldiği halde, kendileri 09.30'da cezaevinden çıkarılıyormuş, bekletiliyorlarmış.
8 No'lu dediniz değil mi?
Görüşelim.
Sayın Başkan, sayın üyeler; öncelikle şunu belirterek savunmama başlamak istiyorum. 25 yıllık mesleki hayatımın en zor savunmalarından birisi. Çünkü şüpheli eşim, bunun için savunmanın bir manevi yükü var. Bunun yanında ikinci olarak bir husus, 25 yıllık mesleki hayatımda ceza usul hukukuna ilişkin hükümlerin bu dosyada altüst olmuş olması. Nasıl, biraz önce müvekkilim beyanını aldınız? Bildiğiniz bugüne kadar girmiş olduğunuz ceza yargılamalarında, sizlerin de girmiş olduğu ceza yargılamalarında usul şudur: Sanığın ifadesi alınır, akabinde kendisine savcılık, kolluk ve sorgu hakimliği ifadeleri okunur, arada bir çelişki görülürse mahkemece bu çelişkinin giderilmesi istenir. Fakat bu usul burada bugün takip edilemedi. Çünkü önünüzdeki sorgu hakimliğinde alınan ifadelerdeki suçlamaların, iddianamedeki suçlamalarla alakası yok.
Müvekkilim, Mayıs ayında şafak operasyonu denen operasyonlarla evden alındı ve savcılıktaki ifadesinde, sorgu hakimliğindeki ifadesinde asfalt ihalelerine yönelik ihaleye fesat karıştırıldığı iddiasıyla kendisine bir kısım suçlamalar yöneltildi. Ve bu ihalelere yönelik "kuvvetli suç şüphesi var" denilerek müvekkilim tutuklandı. Aradan 7 ay geçti, iddianame açıklandı. Biz aslında tutuklama gibi ağır bir yaptırımı gerektiren ve kuvvetli suç şüphesi olduğu söylenilen eylemlerin suç olmadığını iddianameyle öğrenmiş olduk. Tabiri caizse savcılık müvekkilime aynen şöyle dedi: 'Evet biz seni asfalt ihalelerine fesat karıştırmakla ilgili tutukladık ama pardon onlar suç değilmiş, sen kışla mücadele ihalelerine fesat karıştırmışsın' demiştir önünüzdeki iddianameyle. Şimdi bunu... Dolayısıyla bu ihaleye yönelik de bu asfalt ihalelerine yönelik de müvekkilin hiçbir safhada ifadesi alınmadı ve tutuklamanın hukuki temeli çöktü. Biz bunu kendi kendimize şöyle sorduk: 'Bunlar bu suçlar iddianamede yer almadıysa müvekkilim hala neden tutuklu?' Ve bu soruyu mahkemenize de yönelttik. Ve genel geçer ifadelerle tutuklama taleplerimiz, tutuklamaya itiraz taleplerimiz reddolundu. Anayasa Mahkemesi'ne tabii bu konuda birçok emsal kararı var, Anayasa Mahkemesi'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hak ihlali olduğuna dair. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'ne müracaat hakkımızı da o aşamada kullandık.
Önünüzdeki iddianamede müvekkil üç eylemden sorumlu tutulmuştur. Müvekkilin de açıkladığı eylem 137'ye yönelik olarak herhangi bir açıklama tarafımızca yapılmayacaktır, savunma yapılmayacaktır. Çünkü eylem 137'de ne ihalenin başında ne ihalenin sonunda ne de ihalenin herhangi bir safhasında müvekkilin bir müdahalesi, bir dahli yoktur, imzası hiçbir evrakta yoktur. O tarihlerde müvekkil görevde dahi değildir. Şimdi bu hususu neden söylüyorum? Bu husus iddianamenin ne kadar özensiz hazırlandığını göstermesi bakımından takdire şayan bir husus. Biraz sonra iddianamenin ne kadar özensiz hazırlandığını göstermesi bakımından yine iddianameden örneklerle tarafınızda birkaç bilgi paylaşacağım. Huzurdaki iddianameyle ilgili iddianameyi okuduktan sonra benim çıkardığım kanaat şudur: Ergenekon ve Balyoz davası iddianamesinden bile daha vahim bir iddianame. Sebebi şu, O iddianamelerde hiç değilse bir delil ve suç uydurma gayreti vardı. Fakat bu iddianamede delil yok, suç yok, suçlama var.
Eylem 137'de dediğim gibi savunma yapmayacağız. Müvekkilimin sorumlu tutulmuş olduğu eylem 133'te de müvekkilimle ilgili aynen iddianameden aktarıyorum, 'Gizli kalması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlayarak üzerine atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri anlaşıldığından eylemlerine uyar şekilde cezalandırılmaları' ifadelerinin yer aldığı görülmektedir. Müvekkilim gizli kalması gereken hangi bilgiyi, hangi tarihte, kime iletmiştir, kime aktarmıştır? Buna ilişkin dosyada bir tape yoktur, bir teknik takip yoktur, bir mesaj kaydı yoktur. Herhangi bir tanığın, herhangi bir itirafçının bu konuda bize gizli kalması gereken bilgileri verdi şeklinde bir ifadesi de yoktur. Bütün bunlara rağmen savcılık makamı müvekkilin gizli kalması gereken bilgileri üçüncü şahıslara aktardığını dosyadaki hangi veriden, hangi doneden anlamıştır? Doğrusu çok merak etmekteyim.
Aynı eylemde yine müvekkile yöneltilen başka bir suçlama ise bilirkişi raporundaki tespitlere istinaden ihale şartnamesinde yeterlilik kriterini %50 olarak belirlemiş olmasıdır. Bu husus savcılık makamınca rekabetin engellenmesi olarak yorumlanmıştır. Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği 39. maddesi idareye yeterlilik kriteri oranında takdir yetkisi tanımıştır. Müvekkil bu takdir yetkisini yasal sınırlar içerisinde kullanmıştır. Ayrıca tam da Kamu İhale Kanunu'nun tarif ettiği şekilde ihalede rekabeti artırabilmek adına ihale şartnamesine bu ihaleye girebilecek firmalara yönelik, firmaların sahip olması gereken özelliklere yönelik ifadeler konulmuştur. Nedir bunlar? Aynen şartnameden aktarıyorum, Kış şartları ile mücadele işlerinde %50 iş bitirmesi olan her firma ihaleye girebilecektir. Katı atık toplama işlerinde %50 yeterliliğe sahip her firma da gelip girebilecektir. Araç gereçli ekip çalıştırma işleri, araçların bakım onarım işlerini yapan firmaların her biri, hepsi gelip bu ihaleye iştirak edebilecektir.
Şimdi müvekkilim diyor ki teknik şartnameye konulan hükümle ve idare daha doğrusu diyor ki: "Katı atık toplama firmaları da girebilir. Araç gereçli bakım alım yapan firmalar da gelebilir. Araç bakım onarım işleri yapan firmalar da gelip ihaleye gelebilir" diyor. Fakat bilirkişi ve savcılık, ihale mevzuatından bihabermişçesine -öyle olduğunu düşünmüyorum bilirkişiler yönünden- müvekkilin ihalede rekabeti artırmaya yönelik olarak koymuş olduğu bu hükmü aynen iddianamede şöyle aktarmıştır. Diyor ki: "Siz katı atık toplama işini, araç gereçli bakımlarım işini hepsine aynı anda bir ihaleyle ihaleye çıkmışsınız. Bunları bölerek ihaleye çıkabilirdiniz, daha çok firma ihaleye girebilirdi" diyor.
Fakat işin adı kış şartlarıyla mücadele işi ihalesidir. İş kalemlerine bakıldığında katı atık toplamaya, araç bakım onarımına ilişkin hiçbir iş kalemi bulunmamaktadır. Yani aslında katı atık toplama işi değildir bu iş. Araç bakım onarım işi de değildir. Ama bilirkişinin söylediği, "Sen bütün bu işleri bir arada ihaleye çıkmışsın" demektedir. Müvekkilin yapmış olduğu ihale, kış şartlarıyla mücadele ve kanal temizliğine yönelik bir ihaledir. Bu iki iş arasında doğal bağlantının olduğu da izahtan varestedir. Çünkü kürülen karlar kenarlara, mazgalların üzerinde toplanmaktadır. Bu eriyen kar sularının tahliyesi, ancak mazgalların temizlenmesi suretiyle mümkündür. Yani balkonumuza kar yağdığında, bu kar eridiğinde şayet oradaki süzgeçte pislik varsa onu temizlemeden o kar suyunun oradan gitmesi mümkün değilse aynı şekilde mazgallar temizlenmeden de o kar sularının tahliyesi mümkün değildir. Bu nedenle aralarında bu işin, bilirkişi ve savcılık dışında doğal bağlantı olmadığını kim söyleyebilecektir? Yani şu an mahkeme huzurunda bu kadar basit bir mevzuyu bile izah etmek durumunda kaldığım için kendime inanamıyorum gerçekten.
Şimdi müvekkile ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında atfedilen eylem ve evraklarından bir tanesi de EKAP denilen programda İhale dosyasının 26 firma tarafından indirilmiş olmasına rağmen ihaledeki %50 yeterlilik şartı sebebiyle ihaleye 2 firmanın girmiş olmasıdır.
Şimdi EKAP denilen sistem, üye olan kişilerin ve şirketlerin girebildiği, ihale şartnamesini bir düğmeye basmak suretiyle indirebildiği bir sistemdir. Üstelik ücretsiz yapılmaktadır ve firmalar merakından dahi indirebilmektedir bu şartnameleri. İndirmiştir firma, bakmıştır ihaledeki araçları verebilir mi? Şimdi ben tabii kamu ihale mevzuatına çok hakim olmadığım için iddianameyi okuduktan sonra müvekkille görüşürken kendisine şu soruyu yönelttim: "Bu 26 firma, yani iddianameden ve bilirkişi raporundan hareketle soruyorum, ihaleyi indirdikleri halde neden girmemiş olabilirler?" Müvekkilim, "Vallahi bilmiyorum, hiçbirini çağırıp neden ihaleye girmediklerini sormadım" dedi.
Şimdi aynı soruyu savcılık makamına ve o bilirkişilere de yöneltmek isterdim. Acaba onlar sormuşlar mıdır? Bu 26 firma doküman indirmiş, 2 firma girmiş. Kalan 24 firmaya, "Siz bu ihaleye neden girmediniz? %50 yeterlilik şartından dolayı mı girmediniz?" diye çağırıp sormuş mudur? Sormamış; çünkü buna ilişkin bir bilgi dosyada mevcut değil. Peki, sormadığı halde ve bu firmaların da şikayetçi olup itiraz etmedikleri bir ortamda; savcılık, bu firmaların %50 yeterlilik şartından dolayı ihaleye girmemiş oldukları kanaatine nasıl ulaşmıştır? Bu da merak konusudur. Bilirkişi ve savcılık tarafından ihalelere özellikle kışın çıkılması yine bir kurgu olarak algılanmış. Bilirkişi ve savcılık şunu söylüyor: "İhalelere kışa yakın dönemlerde çıkılıyor, böylelikle İSFALT'ın 3G ile pazarlık usulüyle ihale yapmasına zemin hazırlanıyor." Böyle bir kurgu oluşturulmuş. Bir de şunu belirtmek istiyorum; müvekkilim 2019 ihalesinde 9 Eylül itibarıyla iş başı yapmış. Göreve geldikten 3 gün sonra ihale projelerini başlatmış. İhale prosedürü gereği ancak 11. ayda o şartların ve prosedürün gerçekleşmesi mümkün olmuş ve 11. ayda ihaleye çıkılabilmiştir.
Bunun yanında, bunlar İBB'den almış olduğumuz resmi verilerdir. 2005 yılından beri gelen bir çizelgeyi sunmak istiyorum: İBB, 2006 yılı kış ihalesini 11. ayda yapmıştır. 2007 yılında 11. ayda, 2008 yılında 10. ayda, 2009 yılında 11. ayda, 2010 yılında 11. ayda, 2011 yılında 9. ayda, 2012 yılında 12. ayda, 2014 yılında 9. ayda yapmıştır. 2015 yılı itibarıyla İBB kışla mücadele ihalesi 3 Kasım 2015 tarihinde yapılmıştır. Peki, bilirkişinin bu kabulünden hareketle; bu dönemler içinde yapılan ihalelerin hepsini İSFALT almış ve İSFALT da yine 3G ile ihale etmiştir. Bilirkişinin bu kurgusundan yola çıkarak, 2005 yılından 2015 yılına kadar devam eden süreç için şunu söyleyebilecek miyiz: "Bu ihaleler özellikle 11. ayda ve 12. ayda yapıldı ki İSFALT ihaleyi alsın ve onun da 3G ile ihale etmesi sağlansın. Şimdi, bu dönemler için nasıl ki bunu söyleyemeyecek idiysek; müvekkilimle ilgili de sadece ihale tarihine bakarak "fesat karıştı" demek, elini vicdanına koyan hiç kimse tarafından yapılamayacak bir şeydir. Sadece ihale tarihine bakarak "Bu ihale bu tarihte yapılmıştır, şöyle olmuştur" diyerek bir niyet okuyuculuğuna giremezsiniz. Şayet böyle bir kurguya gelecek olursanız, asıl o sizin niyet okuyuculuğunuz bir kurgu durumunda kalacaktır.
Savcılık, ihalenin kısmi teklife açılmamış olmasının rekabeti engellediğini iddia ederek; ihalenin kısmi teklife açılması halinde daha fazla firmanın girebileceği varsayımıyla müvekkile suç atfında bulunmuştur. Kısaca savcılık diyor ki: "İşi kısmi teklife açsaydı daha fazla firma girebilirdi." Yine şunu belirtmek istiyorum: Kış şartlarıyla mücadele ihaleleri 2005 yılından itibaren yine kısmi teklife açılmamış, hepsi kapalı olarak yapılmıştır. 2005 yılından itibaren de biraz önce ifade ettiğim gibi, bu ihalelerin tamamını İSFALT kazanmıştır. 2025 yılında yapılan son ihalede ise hani bilirkişi "İşin kısımlarını ayırsaydın, yani iş hacmini küçültseydin daha fazla rekabet sağlanırdı" diyordu ya; İBB de 2025 yılında bilirkişinin bu tavsiyesinden hareketle kısımlara bölmek suretiyle ihaleye çıktı. Fakat ne oldu biliyor musunuz? İhale şartnamesini 27 firma indirdi, ihaleye yine 2 firma girdi. Demek ki neymiş? Kısmi teklife açsanız da açmasanız da, bölseniz de 27 firma veya 26 firma şartnameyi indirebiliyormuş ama yine 2 firma girebiliyormuş.
Peki, şimdi soruyorum: O zaman bunun neresinde ihaleye fesat karıştırma eylemi var? Müvekkilim de bahsetti, yine Danıştay'ın şu kararını sunmak istiyorum; 13. Hukuk Dairesi'nin kararını şimdi verebilir miyiz? Çalışmış olduğu kurumca yapılan ihale, kısmi teklife açılmadan yapılmış bir ihale. Karayolları'nın yapmış olduğu bu ihaleye karşı bir iştirakçi KİK'e gitmiş, oradan da konu Danıştay'a taşınmış. Danıştay da bu konuda, aralarında doğal bağlantı olduğu için kısımlara bölünmemesinin uygun olduğu yönünde karar tesis etmiştir. Peki, bu şu anda 133 nolu eylemde, hani biraz önce bahsetmiştim iddianamedeki konular hakkında; hatta bir hususu Sayın Savcı da müvekkilime yöneltti, hala anlamamış durumdayız iddianamedeki bu hususu. Şimdi iddianamenin ilk paragrafında genel olarak 'ın ifadelerinden ve ihale numaraları verilmek suretiyle bu ifadelerden bahsediliyor. 'ın başka ihaleler için vermiş olduğu bu ifadeler, müvekkilimin kışla mücadele ihalelerine değil; onlar 2022 yılı ihaleleridir. Müvekkilim ise 2019 ve 2020 yılı kışla mücadele ihalelerinden sorumlu tutulmaktadır.
Savcılık tarafından, 'ın bu ifadelerinin de bilirkişi raporunu doğrular nitelikte olduğu söylenmiştir. Ancak dönüp 'ın ifadelerine bakıyorsunuz; bahsettiği ihalelerin müvekkilin suçlandığı ihalelerle alakası yok. Dolayısıyla 'ın sözleri bilirkişinin hangi sözünü doğruluyor? Müvekkile suç isnat edilen 134 nolu eyleme gelecek olursak; bu eylemde de yine 133 nolu eylemde belirtilen iddiaların tekrar edildiği görülmektedir. Yani "kısmi teklife açmamışsın, iş bitirme deneyim belgesi oranını %50 istemişsin, dolayısıyla ihalede rekabetin önüne geçmişsin" denilmektedir. Ama savcılık iddianameyi aktarırken şunu atlamış: Dayanak aldığı bilirkişi raporunda, 134 nolu eylemde yeterlilik şartı %50 değil, %25'tir. Bilirkişi bunu bir olumlama olarak belirlemiş; yani "%25 yeterlilik şartı aranması olumlu bir husus" diye belirtmiştir. Savcılık bu olumlamayı iddianameye aktarmadığı gibi, sanki %50 yeterlilik aranmış ve rekabetin önüne geçilmiş gibi 134 nolu eylemi kaleme almıştır.
Şimdi bir iddianame düşünün; bazen savcılığın bunu neden kasıtlı yaptığını düşünüyorum. Nedeni söyleyeyim: 134 nolu eylem, 133 nolu eylemdeki savcılık tezlerini çürütür niteliktedir. Savcılık iddianamesinde diyor ki; "%50 yeterlilik şartı getirmişsin, bu nedenle ihaleye az sayıda firma girebilmiş." 134 nolu eyleme geçiyorsunuz; aynen savcının dediği gibi yeterlilik şartını %25 aramışsınız ama ihaleye yine 2 firma girmiş. Fark eden bir şey olmamış. Demek ki varsayımlardan hareketle bir suça ulaşmak, varsayımsal olarak bir suç üretmek mümkün değildir. Toparlayacak olursak; savcılık 133 nolu eylemde müvekkilime diyor ki; "Yeterlilik %50 değil daha düşük belirlenseydi ihaleye 2 firma yerine daha fazla firma katılabilirdi." 134 nolu eylemde belirtilen ihalede ise yeterlilik oranı savcının tavsiye ettiği gibi düşük, yani %25 olarak belirlenmiş ama ihaleye yine 2 firma girmiştir. İBB tarihinde yapılan kışla mücadele ihalelerinde yeterliliğin %40 veya %30 arandığı bütün ihalelerde yine 2 firma girmiş ve ihaleleri İSFALT almıştır. Savcılık 133 ve 134 nolu eylemlerde; "İhaleyi kısmi teklife açsaydı daha fazla firma gelebilirdi" diyor. İBB tarihindeki kışla mücadele ihalelerinin hiçbiri kısmi teklife açılmamıştır ve hepsine 2 firma katılmıştır. 2025 ihalesi de bahsettiğim gibi savcının tavsiye ettiği şekilde yapılmış ancak sonuç değişmemiştir.
Müvekkile atfedilen suçlamaların hepsi, müvekkilin görevde olduğu dönemde AKP'li üyelerin çoğunlukta olduğu Meclis İhale Denetleme Komisyonu tarafından denetlenmiş ve herhangi bir usulsüzlük tespit edilmemiştir. Sayıştay tarafından denetime tabi tutulmuş, bir usulsüzlük bulunmamıştır. Bu ihaleler aynı şekilde müfettişlerince de denetlenmiş ve herhangi bir usulsüzlük tespit edilmemiştir. Sonuç itibarıyla; Türkiye genelinde yapılan bütün ihalelerde söz konusu olabilen ve müfettiş soruşturmasına dahi konu edilemeyecek olan yasal birçok prosedür, sırf siyasi saikle suç kabul edilmiştir. Müvekkilimin ve eşimin bu iddianameyle cezalandırılamayacağı, mesleki tecrübesi olan bir hukukçu olarak genel kanaatimdir. Tek korkum; arkanızda yer alan yüzlerce klasörün layığıyla incelenebilme imkanının olmaması ve siyasi saiklerle tüm sanıklar hakkında ceza hükmü verilmesidir. Ama bütün bunlara rağmen; çocuklarımın ve çocuklarınızın geleceği için, "Berlin'de hakimler var" diyen Alman köylüsünün sahip olduğu inanca sahip olmak ve "İstanbul'da hakimler var" demek istiyorum. Sonuç itibarıyla müvekkilimin bihakkın tahliyesini, Sayın Mahkemece aksi kanaatte olunması halinde adli kontrol şartıyla salıverilmesini ve neticeden beraatini talep ediyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.