Savunma

Ulaş Yılmaz Müdafii Av. Enes Hikmet Ermaner Savunması

Müdafi savunması·Ulaş Yılmaz·8 Nisan 2026 · Kaynak

Öncelikle ben sizin biraz önce bahsetmiş olduğunuz şeylere ilişkin cevap vereyim, basın sorunu çözüldü mü?

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Basın sorunu çözüldü de Sayın Başkan, evet basın mensupları şu an içeride oturuyor ama her sabah içlerinde şüpheyle buraya geliyorlar. Çünkü aslında hiçbir kanun veya gazetecilik tanımının hiçbir yerinde geçmeyen Turkuaz Kart kontrolü her sabah orada gazetecilere yapılıyor.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

O işte sizin dilekçenizde de yazmıyor. Sayın Başkan şöyle bir şey var; gazeteci olmak için Turkuaz Kart şart değildir. Kimin gazeteci olup kimin olmadığına Cumhurbaşkanlığı karar verecek de değildir. Dolayısıyla bu uygulamadan da en kısa sürede vazgeçilmesini ben sizden talep ediyorum. Çünkü zaten sizin de böyle bir uygulamanız yok. Ya Jandarma'nın ya burayla ilgili Başsavcılığın bir uygulaması bu. Bundan da bir önce geri dönülmesini ben açıkçası talep ediyorum sizlerden. Hani sorun yok deniliyor ama sorun hala devam ediyor maalesef. İddianameye ilişkin olarak ise Sayın Başkan, değerli heyet; biliyorsunuz iddianamede 143 tane eylem var. Bu 143 eylemin birçoğu aslında birbiriyle alakasız suçları kapsıyor. İçerisinde halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma da var, ihaleye fesat karıştırma da, kamu zararını içeren dolandırıcılık da... Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve yayılması gibi TCK'nın birçok farklı bölümünden suç içeren kapsamlı bir yapıdan bahsediyoruz.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Eylem 13'e geldiğimizde ise müvekkilimiz , bu devasa dosya içerisinde sadece ve sadece Eylem 13 kapsamında sanık olarak yer almaktadır. Ki bu eylemde, toplam 27 sanık bulunuyor ve burası, dosyadaki en çok tutuklu sayısına sahip olan eylem. İki gündür Eylem 13'e ilişkin değerlendirmeleri dinliyoruz; artık hepimiz bu suçlamaların ne kadar tutarsız ve mesnetsiz olduğunun farkındayız. Geçen hafta bu eylemden iki kişi tahliye edilmiş olmasına rağmen, hala en fazla tutukluluğun bu noktada yoğunlaşması dikkat çekicidir. İddianame, dört bin sayfa boyunca birbirisiyle alakasız suçlamaları ileri sürmekle kalmamış; Eylem 13 bünyesinde de İstanbul Senin ve İBB Hanem gibi teknik olarak birbiriyle hiçbir bağı olmayan iki uygulamayı aynı kefeye koymuştur. Bu iki uygulamanın tek ortak noktası, İBB çatısı altında bulunmalarıdır; ancak bu yüzeysel benzerlik nedeniyle tek bir eylem içerisine hapsedilerek cezalandırma talep edilmiştir. Bu karmaşıklığı ve anlamsızlığı görünce aklıma bir örnek geldi. 12 Mart muhtırasından sonra rahmetli Uğur Mumcu'ya, askerdeyken "Hem Ermenicisin, hem Kürtçüsün" diye tebligat yapılır. Mumcu şaşırır, "Üçü bir arada nasıl olabiliyorum?" diye. Sonra Sakıncalı Piyade kitabında şöyle yazar: "Suç bir önceden gelir, sonra öteki... Üçü bir arada olursa kurtuluş yok. Hepsi bir arada olunca düşünce aşuresi gibi bir şey oluyor." İşte biz de burada bir "suçlama aşuresi" ile karşı karşıyayız. İddianameye daha önce iftiranamne dendi, terfiname dendi; ben ise bunu bir suçlama aşuresi olarak görüyorum. Müvekkilim hakkında Eylem 13 kapsamında hem İBB Hanem hem de İstanbul Senin yönünden TCK 135 (Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi) ve TCK 136 (Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme) uyarınca suçlamalar yöneltilmiştir. Bunlara ek olarak bir de TCK 220/2'den örgüt üyeliği isnat edilmiştir. Öncelikle İBB Hanem kısmına değinmek istiyorum. İddianame önümüze geldiğinde, İBB Hanem'in bize suçlama olarak yöneltilmesini hiç beklemiyorduk. Çünkü ne kollukta ne savcılıkta ne de Sulh Ceza aşamasında bize bu konuda tek bir soru sorulmadı. Müvekkilim de iddianameyi gördüğünde şaşırdı; "Ben İBB Hanem ismini ilk defa gözaltına alındığımda duydum, nasıl üzerime suçlama yöneltirler?" dedi. Burada olsa olsa bir maddi hata olduğunu düşünüyorum. İddianamede müvekkilim hakkında; "usulsüz bir şekilde seçim sandık verilerini kaydeden" ve "kaydettikleri verilerle konum bilgilerini eşleştiren, verilerin yurt dışına sızdırılmasını sağlayan" şüpheli olarak bahsediliyor. Peki, bunu hangi icrai faaliyetiyle yapmış? İddianamede yok. Ek klasörlere bakıyorum; orada da yok. Sorgu tutanaklarına bakıyorum; yine yok. Müvekkilimin üzerine iki ayrı suç isnadı olarak yıkılan bu İBB Hanem meselesi, somut hiçbir delile dayanmayan bir maddi hatadan ibarettir.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan bu iddianamede, bir kişinin özgürlüğünü doğrudan etkileyecek, toplamda iki madde uyarınca üç yıldan yedi yıla kadar hapsini isteyecek kadar büyük bir "maddi hata" yapılmış olmasını hayretle karşılıyorum. Hiçbir illiyet bağı olmamasına rağmen müvekkilimin İBB Hanem üzerinden cezalandırılmasının talep edilmesi izahı mümkün olmayan bir durumdur. İBB Hanem kısmına ilişkin teknik savunmaları zaten konunun muhatapları yaptı, sizin de bu tutarsızlığın farkına vardığınızı temenni ediyorum. Müvekkilime İstanbul Senin uygulaması üzerinden yöneltilen TCK 135 ve 136 suçlamalarına gelirsek; iddianameye göre müvekkilim güya verileri hukuka aykırı kaydetmiş, konum bilgileriyle eşleştirmiş ve yurt dışına sızdırmış. Peki, hangi icrai faaliyetiyle? İddianame bu sorunun cevabını vermiyor. Ancak biz bu iddiayla ilk kez savcılık makamında karşılaştığımızda, suçlamanın "mail atmak suretiyle kod işlemek" olduğunu şifahen öğrendik. Savcılık ifadesinde açıkça talep ettik: "Eğer müvekkilimin bir maille bu kodları gönderdiğini iddia ediyorsanız, lütfen bu maili bize gösterin." dedik. Savcı Bey, dosyadaki kısıtlılık kararını bahane ederek bu mailleri bize göstermedi. Gecenin bir yarısı gözaltına alınmış, ertesi gün sorguya çıkarılmış bir insanın; işi gereği günde onlarca, yüzlerce mail alıp gönderirken aylar önceki bir maili hatırlamasını beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Müvekkilim o aşamada da net bir şekilde belirtti: "Benim işim kodlarla veya yazılımla ilgili değil, ben böyle bir mail atmadım." Savcı Bey o an ikna olmuş gibi görünse de maalesef tutuklama talep etti ve müvekkilim bu soyut iddiayla tutuklandı. Şimdi iddianame açıklandı, ek klasörler önümüzde. Dosyada 'in sunduğu mailler var, 'in sunduğu mailler var... Hepsini tek tek, satır satır inceledik. Sayın Başkan, bu maillerin içerisinde müvekkilimin gönderdiği tek bir mail dahi yok! Eğer siz bulabiliyorsanız lütfen bize gösterin. Dosyadaki mevcut delillerde, savcılığın kendi hazırladığı ek klasörlerde müvekkilim tarafından gönderilmiş bir "kod iletim maili" bulunmamaktadır. Müvekkilim bu maillerin bazılarında sadece CC (bilgi) kısmında yer almaktadır. Sırf bir mail trafiğinde bilgi kısmında adı geçtiği için, göndericisi olmadığı bir içerikten sorumlu tutularak yedi aydır tutuklu olarak karşınızda.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Peki bu maillerde ne var? Tamam, CC'de bulunmakta yani mailin bilgi kısmında bulunmakta suç diyebilirsiniz. Mailin içeriğinde ne var? Buna bakmamız lazım. Şimdi mailin içeriğinde Google Tag Manager kodları denilen işte ilk eylem 13 kapsamında emniyette ifade verirken Sayın duruşma savcısı da 'e sormuştu; "Bu Google Tag Manager kodları ne işe yarıyor?" diye. Yani savcılık öyle bir iddia veriyorsa niye düzenliyor ki? Daha ne işe yaradığını bilmediği kodu suçlama olarak müvekkile yöneltiyor. Şimdi bu kodlar ne işe yarıyor? Biz hem ekran görüntülerini yansıtabilirsek, orada bu benim aldığım raporlar var; neleri gösterdiğini göstereceğim. Orada soruşturma savcısının resmini koymanızda özel bir amaç var mı o resimlerde? Vallahi Personel Genel Müdürlüğü'nün sitesinden gelmiş. Başkanın sayfasından alsaydınız. A yok, Personel Genel Müdürlüğü önemli değil. Çünkü savcı bize o konuda suçlama olarak yöneltiyor; şu anda o savcının Personel Genel Müdürü olduğuna dair internet sitesinde o kod kullanılıyor. Evet, tamam. Şimdi biraz önce değerli meslek üstadım da size bahsetti. Biz Boğaziçi Üniversitesi'nden Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Kemerson'dan 1 tane rapor aldık. Şimdi bu teknik bir konu; yani ben kişisel olarak az buçuk çalışıyorum ama yansıtalım mı? Çünkü oraya bakacağız. Birazdan metni okuyup oraya geleceğim, teşekkür ederim. Şimdi Google Tag Manager kodları nedir? Öncelikle bunu anlatarak başlamak istiyorum. Çünkü müvekkilimin üzerine atılı suçlama, web sitelerini korumak için gönderilen Google Tag Manager kodlarının olduğu mailde CC'de bulunmak. Dolayısıyla demek ki bu kodlarda bir problem var. Google Tag Manager kodları, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Fakültesi hocalarımız tarafından şu şekilde tanımlanmış: "Bu araçların temel amacı bir web sitesinin kullanımını istatistiksel olarak anlamak, kullanıcıların site içerisinde karşılaştığı darboğazları görmek, içerik ve tasarımı iyileştirmek ve varsa promosyon iş birliği ile reklam çalışmalarının verimliliğini ölçmektir."

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Google'ın tipik kullanım biçimi, tek tek kişileri kimlikleriyle ortaya çıkarmak değil, toplulaştırılmış raporlar üzerinden site performansını ölçmektir. Varsayılan kurulumda Google Analytics'in topladığı veri başlıkları; kullanıcı sayısı, oturum istatistikleri, yaklaşık konum ve tarayıcı-cihaz bilgisi gibi ölçümler olarak özetlenebilir. Şimdi orayı size göstermiş olduğum ekran görüntülerinde, benim yazılımcı bir arkadaşım var sağ olsun dün gece onunla birlikteydik. Ona dedim ki: "Bana hizmet verdiğin bir firmanın veya bir kişinin internet sitesinden bir rapor çekebilir misin? Nasıl bir çıktı veriyor bu rapor? Onu ben mahkemeye göstermek istiyorum." O da bana herhangi bir müşterisinin internet sitesini Google Tag Manager panelinden, yani Google panelinden çekmiş olduğu bir raporu paylaştı. 3 sayfalık bir rapor bu. Şimdi bu ilk raporda gördüğünüz gibi, burada web sitesinin kullanıcı sayısı yazıyor. Bu sitenin 15.000 kullanıcı sayısı varmış. Bu 15.000 kullanıcı içinde yeni kullanıcı sayısı ise 13.000'miş; bunun verisini vermiş bize. Web sitesi kullanıcı başına ortalama süreyi de 29 saniye olarak yazmış. Yani bu şu demek oluyor: Web sitesine giren bir kişi, ortalama web sitesinde 29 saniye kalıyor. Sağ tarafında son 30 dakika içerisinde etkin olan kullanıcı sayısı 8. Dakika başındaki etkin kullanıcılar, işte bu web sitesine nereden geldi bu insanlar? Google'dan mı geldi, sosyal medyadan mı geldi, reklamdan mı geldi? Buna ilişkin değerlendirmeler var. 2. sayfaya geçebiliriz. 2. sayfada bu internet sitesine gelenlerin hangi ülkelerden geldiği görülüyor; bunların hepsi zaten IP'ye göre tespit ediliyor. Çünkü birazdan anlatacağım; Google herhangi bir kişisel veri almıyor zaten. IP'ye göre bir değerlendirme yapılıyor ve hangi ülkeden geldiğini gösteriyor. İşte cinsiyet bazında bir değerlendirme yapıyor. Çünkü kullanıcının internet geçmişindeki verileri analiz ederek onun cinsiyetini yaklaşık olarak değerlendirip buna göre bir cinsiyet belirlemesi yapıyor. Yaş bazında da yine bir kullanıcı internet profiline göre yaş değerlendirmesi yapıyor ve bu internet sitesine giren kişilerin yaş skalasını çıkartıyor. 3. sayfada da yine burada sayfanın görüntülenme sayısı, sayfanın içerisindeki etkinlik sayısı, sayfada kaydırılan satır gibi ibareler gösteriliyor.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Şimdi Google'dan alınan rapor bu. Size soruyorum; biraz sonra kişisel verinin ne olduğunu açıklayacağım ama burada istatistiki veri harici herhangi bir veri görüyor musunuz? Çünkü Google dediğimiz alet, edevat, internet sitesi veyahut da yazılım şirketi ne olursa olsun, zaten bütün dünyada bu kişisel verilere vermiş olduğu önem nedeniyle kullanılıyor. Örneğin; insanlar kullanımda geri dönüşümün nasıl olduğunu vesaire tam olarak bilmeyebiliyorlar ama Google artık bu konuda kendini ispatlamış, hem ülkemizde hem de dünyada çoğunluğun kullandığı bir uygulama. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin web sitelerinde de bu Google Tag Manager kodları pek tabii kullanılmış olabilir. Çünkü savcılığın iddia ettiği üzere —savcılık çünkü ne iddia ediyor bu İstanbul Senin uygulaması içerisinde?— müvekkilimin bu kodları web sitesine veya aplikasyona yerleştirerek kişisel verileri öncelikle kaydettiği, sonra bu kaydettiği verileri başkalarına yaydığı ileri sürülüyor (TCK 136 kapsamında). Şimdi ortada bir kişisel veri olmadığını zaten ortaya koyduk; çünkü bu Google Tag Manager kodlarıyla kişisel veri toplanması teknik olarak mümkün değil. Şimdi Google Tag Manager kodlarının suç olduğunu kabul edelim, çünkü savcılık öyle iddia ediyor. Diyor ki: "Google Tag Manager kodlarını mail olarak göndermek, hatta onların gönderildiği mailde bulunmak suç." Bu adam 7 aydır bu mailde CC olduğu için tutuklu. Madem bu suç, kimler Google Tag Manager kodlarını kullanıyor? Ben onlara da bakmak istedim. Zaten Tuna Tuğcu ve Cem Ersoy hocamız raporun içerisinde paylaşmıştı ama ben burada hem web sitelerini hem de arkasındaki kodları görmemiz açısından öncelikle web sitesini, sonrasında da arkasındaki kodu koydum. İlerlerseniz göreceksiniz. Şimdi ilk sayfada Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı sitesi var: tccb.gov.tr . Şimdi devamına indiğinizde göreceksiniz, orada biraz daha aşağıya inerseniz benim boyadığım yerde zaten " https://www.google.com/search?q=googletagmanager.com " diyerek Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde Google Tag Manager kodunun kullanıldığını görüyorsunuz. Devam edelim; AK Parti'ye geldim. Hoca da AK Parti'yi almıştı. AK Parti'nin sayfasında devam edelim yine; bakın orada yine renkli bir şekilde Google Tag Manager kodlarının AK Parti'nin internet sitesinde de kullanıldığını görüyorsunuz. Devam edebiliriz; Milli Savunma Bakanlığı... Milli Savunma Bakanlığı, biliyorsunuz bakanlıklarımızdan biri. Yani bir sızıntı olmayacaksa nerede olmaması lazım? Milli Savunma Bakanlığı'nda olmaması lazım. Devam edebiliriz; Milli Savunma Bakanlığı'nın da internet sitesinde Google Tag Manager kullanılıyor. Bak sen!

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Devam ediyorum; dosyada bu eyleme atıf yapan BTK ve USOM var biliyorsunuz. Devam edelim, BTK'nın internet sitesi var. BTK kısmına inebiliriz. "İstanbul Senin" uygulamasına "kişisel veri ihlali var" diyen USOM ve BTK'nın internet sitesinde dahi Google Tag Manager kullanılıyor. Yine devam ediyorum; Sağlık Bakanlığı... Çünkü biliyorsunuz, iddianamede şöyle bir yanlış var; benimle alakası yok ama söylemem lazım: Sandık verileri özellikle kişisel veri olarak belirlenmiş. Sandık verisi özel nitelikli kişisel veri değildir. Çünkü özel nitelikli kişisel veriler, KVKK Kanunu'nun (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) 6. maddesinde sınırlı sayıda sayılmış. Orada sayılan sınırlı sayıdaki verilerden biri sandık verisi değildir. Dolayısıyla sandık verisi kesinlikle özel nitelikli kişisel veri değildir. Devam ediyorum ama sağlık verilerimiz özel nitelikli kişisel veridir; Sağlık Bakanlığı'nın internet sitesinde de Google Tag Manager kullanılıyor. Devam ediyorum; şimdi müvekkilimi gözaltına kim aldı? İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü. Şimdi bu operasyonu yapan adli kolluk Emniyet Genel Müdürlüğü demek ki. Emniyet Genel Müdürlüğü, benim müvekkilimi Google Tag Manager kodları nedeniyle gözaltına alırken bu kodları kendisi zaten kullanıyor. Burada çok bahsi geçti. Şu anda Personel Genel Müdürü olan Sayın Savcımız Cahit Cihat Sarı da bizi suçlarken; "Siz bu kodlarla bu verileri kaydediyorsunuz, sonra casuslara satıyorsunuz, yurt dışına satıyorsunuz" diyerek direkt olarak müvekkilimi itham etti. Müvekkilim bu işin bir işe yaramadığını defalarca kez anlatmış olmasına rağmen, sadece mail atmak suretiyle kod iletmesi nedeniyle tutuklamaya sevk edildi ve tutuklandı. Oysa Sayın Savcı'nın başında olduğu Personel Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinde de Google Tag Manager kodu kullanılıyor. Devam ediyorum, geçebilirsiniz. Aşağı inebilirsiniz. Burada da Google Tag Manager kodlarını görüyorsunuz; Personel Genel Müdürlüğü, yani Adalet Bakanlığı... Devam edebiliriz. Şimdi biraz yukarı çıkalım. Bu durum İBB çalışanları için bir suçmuş gibi atfedildi. Ben İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yargı çevresine baktım; örneğin Kağıthane Belediyesi bu çevrede bulunuyor. Kağıthane Belediyesi'nin internet sitesinde Google Tag Manager kodları kullanılıyor. Bu belediyeden neden kimse alınmıyor? Devam edebiliriz; yine Fatih Belediyesi de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yargı sınırları içerisinde ve internet sitesinde Google Tag Manager kodu kullanılıyor. Bu belediye de mi kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydediyor? Devam edebiliriz, son 1 tane kaldı zaten. Esenler Belediyesi'nde de var ama Esenler, Bakırköy yargı çevresinde kaldığı için onu listeye koymadım; ancak bilgi mahiyetinde söyleyebilirim: Esenler'de de Google Tag Manager kodu kullanılıyor.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Şimdi, Google kodlarının ne işe yaradığını veya nerelerde kullanıldığını anlattığımı düşünüyorum. Peki, müvekkilime yönelik suçlama ne? "İstanbul Senin" uygulamasına Google Tag Manager kodlarını koymak. O zaman şuna bakmamız lazım: İstanbul Senin uygulamasında Google Tag Manager kodları gerçekten kullanılıyor mu? Daha garip bir durum var; İstanbul Senin mobil uygulamasında Google Tag Manager kodları kullanılmıyor. Bunu USOM raporunun hiçbir sayfasında Google'ın isminin geçmemesinden anlıyoruz. Yine dosya kapsamında ilk ifade veren isimli tutuklu sanık; "Google Analitik kodlarının İstanbul Senin içinde olmadığını biliyorum" diyor. Kaldı ki, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi hocalarından Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy'dan almış olduğumuz mütalaada da belirtildiği üzere, İstanbul Senin uygulamasında Google Tag Manager kodları kullanılmıyor. Yani ben aslında 45 dakikadır başınızı şişiriyorum; İstanbul Senin uygulaması içerisinde kullanılmayan bir kod nedeniyle, müvekkilim bu kodların gönderildiği mailde CC (bilgi) kısmında bulunduğu için şu an karşımızda tutuklu olarak bulunuyor. Şimdi müvekkilimin üzerine atılan suç unsurlarına geçmek ve bir değerlendirme yapmak istiyorum. Müvekkilime toplamda 4, hatta örgüt üyeliğini de eklersek 5 adet suçlama yöneltilmiş. İlk suçlama: "Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek." Bu suçun 2 tane unsuru vardır: Birincisi hukuka aykırı olması, ikincisi ise ortada bir kişisel veri olmasıdır. Biz bu duruma tersten gidelim: Hukuka uygun kişisel veri nasıl elde edilir? Bunun için bakmamız gereken mevzuat, 2016'da AB uyum yasaları kapsamında yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'dur (KVKK). KVKK'nın 5. maddesi kişisel verilerin işlenme şartlarını düzenler. Maddenin 1. fıkrası; "Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez" der. Ancak 2. fıkrasında; "Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin işlenmesi mümkündür" diyerek istisnaları sıralar. Bendi halinde kişisel verilerin hangi hallerde işlenebileceğini düzenler. Kişisel verilerle alakalı hiç eğitim aldınız mı veyahut da herhangi bir eğitime katıldınız mı, herhangi bir okuma yaptınız mı onu bilmiyorum; bilme imkanım da yok. Ama kişisel verilerle alakalı eğitim alırsanız veyahut da ilgili maddelere bakarsanız, orada yazacak olan ilk şey şudur: "Kişisel veri işleme faaliyetinde açık rıza son çare olarak kullanılmalıdır." Çünkü kanun zaten 7 bent halinde kişisel verilerin işlenebileceği halleri saydığı için, eğer bu şartları sağlayan bir işleminiz varsa kişisel veriyi kaydedersiniz. KVKK ile ilgilenen hocalar; "Eğer sizin bu şartları sağlayan bir işleminiz yoksa açık rızaya da gitmeyin, hiç kişisel veri kaydetmeyin" derler.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Dolayısıyla burada aslında biz Türk Ceza Kanunu'ndaki veya Anayasa'daki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki gibi ilk maddeyi asıl kanun, ikinci maddeyi istisna olarak düşünemeyiz. Burada ters bir mantık var; 2. fıkra aslında asıl kuraldır, 1. madde ise istisnadır. Yani en az kullanılan durum açık rıza kurumudur. Kaldı ki zaten hepinizin önünde şu an tabletler, telefonlar ve bilgisayarlar açık; herhangi bir internet sitesine girin, hiçbir internet sitesinde zaten size açık rıza sormazlar. Çünkü ya meşru menfaate, ya sözleşmenin kurulmasına ya da bir hakkın elde edilmesine dayanmıştır; mutlaka bir hukuki sebebe dayanmıştır. Peki, bu hukuki sebepler nerede gösteriliyor? Yine aynı kanunda düzenlenmiş: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Madde 10; "Veri Sorumlusunun Aydınlatma Yükümlülüğü". İzninizle maddeyi okuyacağım çünkü önemli, oradan bir yere geleceğim: "Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi; ilgili kişilere veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği, işlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi ile 11. maddede sayılan diğer haklar konusunda bilgi vermekle yükümlüdür." Dolayısıyla kanun diyor ki: "Sen 5. maddenin 2. fıkrasına göre kişisel veri işleyebilirsin ve işliyorsun da; ama bunun için 10. madde uyarınca aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmek zorundasın." Ben dosya içerisindeki klasörleri incelerken gördüm, siz de bakarsanız göreceksiniz veya önünüzde İBB'nin internet sitesini açarsanız hemen altta çıkacak zaten: Aydınlatma Metni. Belediyenin, hatta sadece belediyenin de değil, belediyenin her biriminin veya her hizmetinin internet sitesine ait aydınlatma metni bulunuyor. Bu aydınlatma metninin içerisinde de 5. maddenin 2. fıkrasının alt bentlerinden hangilerine dayanarak kişisel verilerin işlendiği düzenleniyor. Bu sitelerden neden bahsediyorum? Çünkü zaten asıl Google Tag Manager kodları bu sitelerde bulunuyor. Aslında müvekkilim suçlamadan çıktı mı? Çıktı, çünkü "İstanbul Senin" uygulamasında bu kod yok. Ama Google kodlarının da suç teşkil etmediğini belirtmek zorundayım. İBB'nin herhangi bir internet sitesine veya hizmetine ait siteye girdiğinizde zaten altta karşınıza aydınlatma metni çıkacak. Aydınlatma metni ile de kişisel verilerinizin hangi maddenin hangi fıkrasına dayanarak işlendiğini öğrenebileceksiniz. Dolayısıyla burada TCK 135 kapsamında niye unsur yok? Hukuka aykırılık unsuru yok. Hukuka aykırılık unsuru olmayınca suç oluşur mu? Oluşmaz. Ama ben mecbur anlatmaya devam etmek zorundayım; siz belki oluşabileceğini düşünüyorsunuz.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

İkinci unsur kişisel veri kaydetmektir. Yani burada bir icra faaliyet olarak bir kişisel verinin bulunması lazım. Bunun için de yine kanunun tanımlar maddesine bakıyoruz: 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Madde 3. Bu madde, kişisel veriyi "kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi" olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla sizi tanımlayan veyahut sizi tanımlamaya sebebiyet verebilecek her türlü veri ancak kişisel veridir. Yani isminiz bir kişisel veridir. Bazı yerlerde ayak numaranız kişisel veridir, bazı durumlarda ise değildir. Bazı zamanlar yüzük ölçünüz kişisel veridir, bazı zaman değildir. Bunun önemi; o veriden size ulaşılıp ulaşılamadığı nüansıdır. Eğer o veriden size ulaşılamıyorsa, orada bir kişisel veriden bahsetmek ne teknik olarak ne de hukuki olarak mümkün değildir. Kaldı ki biraz önce Google'dan alınan raporları gösterdim. Orada herhangi bir kişiye ulaşabileceğiniz herhangi bir bilgi gördünüz mü? İstiyorsanız bütün paneli getireyim size; ben sadece 3 sayfasını burada gösterdim. O panelin hiçbir sayfasında, hiçbir şekilde herhangi bir kişiye ulaşılabilecek bir kişisel veri kırıntısı dahi bulunmamaktadır. Zaten size sunmuş olduğumuz bilimsel mütalaada da bundan bahsediliyor. Google, PII (Personally Identifiable Information) dediğimiz, yani kişiyi tanımlayabilecek verileri "zaten bana gönderme" diyor. "Eğer sen bu veriyi bana gönderirsen ben sana bu hizmeti sunmam" diyor. Dolayısıyla Google'a bu veriler gitmiyor. Peki bu veriler kişisel veri değilse ne olabilir? Anonim veri olabilir. Peki anonim veri, Kişisel Veriler Kanunu'nda nasıl tanımlanmış? Kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesi anonimlik olarak tanımlanmış. Dolayısıyla burada biz herhangi bir kişisel veriden değil, ancak ve ancak olsa olsa bir anonim veriden bahsedebiliriz. Şimdi bizim kanun maddemiz neydi? TCK 135: Hukuka aykırı olarak kişisel veri kaydetmek. Burada bir hukuka aykırılık unsuru yok. Ortada bir kişisel veri de yok. Bu suç nasıl oluşacak? Oluşmayacak. Zaten nasıl oluşacağı iddianamede belirtilmemiş; çünkü oluşması teknik olarak da hukuki olarak da mümkün değil. TCK 136'ya geçtiğimizde ise bu kişisel verileri hukuka aykırı olarak yaymak suçlaması yöneltiliyor. Biraz önce zaten ortada bir kişisel veri olmadığını bahsettim. Dolayısıyla herhangi bir kişisel verinin olmadığı yerde, olmayan bir şeyi teknik olarak yaymanız da mümkün olmadığı için TCK 136'nın oluşması mümkün değildir.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Velev ki ortada kişisel veri olduğunu kabul ettiniz; velev ki TCK 135'in oluştuğunu kabul ettiniz. TCK 136 kapsamında yine müvekkilimi suçlamanız mümkün değil. Çünkü müvekkilimin bulunduğu konum ve bünyesinde yapmış olduğu iş gereği hiçbir veriye ulaşma imkanı veya şansı yok. Zaten müvekkilimin yazışmalarında da müvekkilim hakkında beyanda bulunan herkeste de bu durum görülüyor. Biz herkese sorduk: "Ulaşmasının herhangi bir imkanı var mı?" Cevap: "Yok." Çünkü müvekkilim yazılımcı değil; yazılımcı olmayan adam veriden ne anlasın? Kaldı ki o veriyi hukuka aykırı olarak yaysın. Dolayısıyla burada siz TCK 135'in oluştuğunu kabul etseniz dahi, TCK 136'nın oluşması ne teknik ne de hukuki olarak mümkündür. Müvekkilin üzerine atılı bir örgüt üyeliği suçlaması var; bunu da şaşkınlıkla ve aslında üzüntüyle karşıladık. TCK 220 uyarınca müvekkilim, kurulmuş olan bir suç örgütüne üye olmakla suçlanıyor. Yani yöneticilikten de değil, böyle bir durum var. İlerleyen safhalarda, daha duruşmanın çok başında olduğumuzu düşünüyorum; bu suç örgütünün varlığı veya yokluğu üzerine çok değerli ve detaylı savunmalar yapılacaktır. Burada ben örgütün varlığına veya yokluğuna çok girmek istemiyorum. Ancak geçen haftaki tahliye talebimde de ileri sürdüğüm üzere, bir suç örgütünden bahsedebilmemiz için yapısal bütünlüğü olan bir hususiyet aramamız lazım. Yani bunlar nedir? Bu topluluğun diğer topluluklardan ayrık olduğunun farkına varmamız, o topluluğun kendi içerisinde bir hiyerarşisinin olduğunu kabul etmemiz ve topluluğun suç işlemek için bir araya geldiğini ortaya koymamız gerekiyor. İddialara baktığımızda; "ahtapotun kolları" gibi ifadeler kullanılmış. Ancak bu yapısal bütünlük hususiyetinin ne şekilde sağlandığına ilişkin herhangi bir açıklama veya değerlendirme söz konusu değildir. Eğer iddianamenin düzenleniş şekliyle burada bir suç örgütü olduğunu kabul etmek durumunda kalırsak; yani siz bu yargılamanın sonunda bir suç örgütü varlığına hükmeder, örgüt üyeliği, yöneticiliği ve kuruculuğundan ceza verecek olursanız, yarın öbür gün sadece İBB'yi değil; bütün belediye teşkilatlarını, bütün idare teşkilatlarını ve bütün kamu kurumlarını zan altında bırakırsınız. Bugün İBB'ye "suç örgütü" diyenler, yarın öbür gün gider bakanlıklara suç örgütü der; gider başka savcılıklara veya il müdürlüklerine suç örgütü der. Bunun yolunun açılmaması gerekiyor. Çünkü burada görüyorsunuz, hepsi belediye çalışanı; hepsi belediye hiyerarşisi içerisinde kendince yeri olan insanlar. Dolayısıyla bu belediye hiyerarşisi kriminalize edilerek bir suç örgütü oluşturulması çabasına girilmesi ve müvekkilimin de bir suç örgütü üyesi olarak tanımlanması hukuka aykırıdır. Bunu kesinlikle belirtmek istiyorum.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Peki, müvekkilime suç örgütü üyeliği suçlaması ileri sürülürken sunulan deliller neler? Etkin pişmanlıkçının beyanı ve HTS kayıtları. Etkin pişmanlıkçı beyanında ne diyor? İzninizle okuyacağım. Diyor ki: "Murat..." (birkaç isim sayıyor) "Bu saymış olduğum isimlerin odaları Murat Onbaşı'nın odasının sırasında bulunmaktadır." Ya, adam Murat Onbaşı ile oda komşusu diye, iş yerinde odası yan yana diye şu anda suç örgütü üyeliği istinatıyla karşınızda bulunuyor ve 7 aydır tutuklu. Yani bu iddiaların hafifliğini belki gülerek, belki gülümseyerek anlatıyorum ama bu iddiaların ağırlığı çok vahim Sayın Başkan. Bu adam 7 aydır sadece bu kadar "net" bir suçlamadan dolayı şu an huzurunuzda ve tutuklu bir şekilde karşınızda. HTS kayıtları da yine müvekkile kolluk aşamasında soruldu ve iddianamede suç örgütü üyeliğine delil olarak gösterildi. Bu HTS kayıtlarında da şöyle bir durum var Sayın Başkan: Örneğin; ile arasındaki HTS kaydından bahsedilmiş ve bize sorulmuş. Muhtemelen 'a da ile arasındaki görüşme soruluyor. Yani Ulaş, ile konuştuğu için suç örgütü üyesi; da Ulaş ile konuştuğu için suç örgütü üyesi. Bunun ne hukuken ne de mantıken herhangi bir açıklaması yok. Kaldı ki bu durum, doktrinde "kısır döngü safsatası" (totoloji) denilen şeyin en önemli örneğidir. Geçenlerde bir meslektaşım da belirtti; burada bir totoloji yaratılıyor. "A, B'yi aradıysa A suç örgütü üyesidir; B de A'yı aradıysa B suç örgütü üyesidir" deniliyor. Dolayısıyla karşılıklı iki konuşma nedeniyle iki taraf da bir totoloji sonucu suç örgütü üyesi yapılmış sayılıyor. Dosyadaki bütün HTS kayıtlarında da aynı durum geçerli, müvekkilim özelinde de aynı durum geçerli. Müvekkilimin İBB bünyesindeki çalışma arkadaşlarıyla iş faaliyeti nedeniyle yapmış olduğu görüşmeler, HTS kayıtlarında suç örgütü üyeliğine delil olarak ileri sürüldü. Müvekkilim şu anda suç örgütü üyeliği istinadı nedeniyle de karşımızda bulunuyor. Müvekkilimin tutukluluğu biliyorsunuz, devam ediyor. Geçtiğimiz perşembe günü açıkçası 2 tane tahliye vermenize, diğer 18 tahliyeyle birlikte çok sevindim. Ama müvekkilimin neden tahliye edilmediğini açıkçası anlayamadım. Gece savunmaya çalışırken kendime "Tutukluluk devam kararını daha göremedik" diye not almıştım. Sağ olsun gece üstadım göndermiş; ben o rapora bakmamıştım, tutukluluk devam kararını yüklemişsiniz. Dolayısıyla ben, neden tutukluluk devam kararı verdiğinize cevaben, müvekkilimin neden tahliye edilmesi gerektiğini size izah etmeye çalışacağım. Şimdi demişsiniz ki; "suçun vasıf ve mahiyeti". Sayın Başkan, burada 89 kişi hakkında tek bir karar vermişsiniz, bunu anlıyorum. Ama bu karar benim müvekkilimi de dahil ettiği için buna dair bir eleştiride bulunmak zorundayım. Siz daha 2 gün önce bu "Eylem 13" çıktığında dediniz ki —bakın onu da direkt not almıştım, notumu açacağım— çıktığında; "Şu 13 nolu eylemi şöyle güzel güzel anlat da en zorlandığımız eylem; sıralamayı ona göre belirledik zaten" dediniz. Dolayısıyla burada zorlandığınız, yani bilmediğinizi varsaymak zorunda olduğum bir eylemde, suçun vasıf ve mahiyetini müvekkilim aleyhine değerlendirdiniz. Kaldı ki eğer zaten anlamadığınız ve zorlandığınız bir eylemse, orada ne var demektir Sayın Başkan? Şüphe var demektir. Şüpheden ne zamandan beri savcılık yararlanıyor? Şüpheden ne zamandan beri mahkeme yararlanıyor? Hukukun en temel kuralıdır; şüpheden sanık yararlanır. Eğer Eylem 13 kapsamında şüpheniz varsa, bu kapsamdaki herkesi geçen hafta tahliye etmek zorundaydınız. Ama siz bunun yerine pazartesi günü savunmaya geldiğinde "Emrah anlat da dinleyelim" dediniz. Umarım anlamışsınızdır; en son tahliye talebimde tekrar bunu dile getireceğim.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Mevcut delil durumunu da tutuklama gerekçesi olarak yazmışsınız. Dosyadaki mevcut delil durumuna baktığımda; müvekkilimin CC'de olduğu 2-3 adet mail —ki oradaki kodların suç teşkil etmediğini ve İstanbul Senin uygulamasının içinde olmadığını belirtmiştik—, 1 tane etkin pişmanlıkçı ifadesi ve bir de birtakım HTS kayıtları var. Bu delil durumunun, bir kişinin 7 aydır tutuklu olmasına gerekçe gösterilip 7 ayın devamında da tutuklu kalmasını sağlamasını konuşmamızın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Ama ben mesleğime ve lisansıma olan inancım gereği burada yine hukuk çerçevesinde kalmaya gayret ediyorum. "Sanıkların suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu" demişsiniz. Parantez içinde de; tanık ve etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen sanık beyanları, tape kayıtları, bilirkişi raporu, MASAK raporu, HTS kayıtları ve diğer deliller sayılmış. Ben müvekkilim üzerine atılı kuvvetli suç şüphesinin artık dağılmış olduğunu düşünüyorum; bilmiyorum siz öyle düşünüyor musunuz? Dolayısıyla burada daha fazla detaya girmeyeceğim ama zaten bu delillerin hiçbiri müvekkilime yöneltilen suçlamanın içerisinde yok. "Henüz tanıkların, mağdurların ve bir kısım sanıkların dinlenmemiş olması" gerekçesine gelirsek; aslında en mantıklı yer burası biliyor musunuz? Çünkü belki tüm sanıkları dinleyip ondan sonra —yarın akşama doğru çünkü Eylem 13'e ilişkin bütün sanıklar bitmiş olacak— bir değerlendirme yapmayı düşünüyorsunuzdur. Bu gerekçeyi özellikle bu nedenle yazdığınızı varsayıyorum; umarım doğru şekilde düşünmüşümdür. Dolayısıyla en mantıklı ve en hukuki gerekçe olarak bunu bulduğumu söyleyebilirim. "Öngörülen ceza miktarına göre tutuklama tedbirinin bu aşamada ölçülü olduğu" ifadesine gelince; Cumhuriyet tarihinde muhtemelen bu suçtan dolayı bu kadar uzun süre tutuklu bulunan ilk şahıslar şu anda burada bulunuyor. Dolayısıyla bunun neresinin ne şekilde bir ölçülü olarak değerlendirileceğini, hele ki bu aşamada nasıl ölçülü bulunacağını inanın idrak etmekte güçlük çekiyorum. Bu ölçütün yanında, kaçma ve delilleri etkileme hususunda da müvekkilim hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunuyormuş.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Sayın Başkan; Anayasa'nın 141. maddesi ve CMK uyarınca bütün mahkemelerin kararları gerekçeli olmak zorundadır. Eğer siz bir istinatta bulunuyorsanız; "Senin kaçma şüphen var, senin delil karartma şüphen var" diyorsanız, sizden rica ediyorum: Müvekkilimin nasıl bir kaçma şüphesi var? Veya nasıl bir delil karartma şüphesi var? Bunu açık ve net bir şekilde ortaya koymak durumundasınız. Bunu bütün sanıklar için tek tek yapmak zorundasınız. Eğer burada bu yargılama yapılıyorsa —ki zorunluluğun farkındayım— bunun hukuka ve kanuna uygun olması lazım; bu gerekçelerin de bu kanuna göre yazılıyor olması lazım. Müvekkilimin kaçma ve delil karartma şüphelerini şu an ne şekilde savunabilirim? Siz "Var" diyorsunuz, ben de "Yok" diyorum. Kimin sözüne itibar edeceğiz? Tabii ki sizin, çünkü hükmü siz veriyorsunuz; ama bu durum benim savunma hakkımı kısıtlıyorsunuz. Şu an müvekkilimin kaçma ve delil karartma şüphesine ilişkin herhangi bir savunma yapamıyorum çünkü neye göre bunu söylediğinizi bilmiyorum. Son olarak; adli kontrol tedbirinin orantılılık ilkesi gereğince yeterli kalmadığını belirtmişsiniz. Adli kontrol tedbirlerinin müvekkilim hakkında neden yeterli kalmadığını da açıkçası idrak edebilmiş değilim. Herhangi bir gerekçe sunulmadığı için karşıt bir görüş de bildiremiyorum. Burada bir yargılama yapıyoruz; yargılama, tez ile antitezin çarpışması sonucu bir sentezin ortaya çıkmasıdır. Ancak sizin tarafınızdan bize sunulan bir "tez" (gerekçe) olmadığı için ben şu anda bir "antitez" de üretemiyorum. Dolayısıyla bu işin sonucunda bir sentez de çıkartamayacağız; sadece Tanrı'dan müvekkilim adına beraat ve tahliye dileyeceğiz. Amma velakin, özellikle sadece Eylem 13 nedeniyle hakkında isnat bulunan ve sadece etkin pişmanlıktan faydalanan bir kişinin beyanı ile HTS kaydı üzerine delillendirme yapılan müvekkilimin hâlâ tutuklu bulunması, artık özgürlük hakkının ihlali niteliğine gelmiştir. 7 ay, Sayın Başkan, kısa bir süre değildir.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Müvekkilim savunmasında aslında çok uzun bahsetmedi, ben ekleme yapıp bitiriyorum: Müvekkilimin 2,5 - 3 yaşında bir kızı var. Çocuğun psikolojisi etkilenmesin diye kapalı görüşlere getirmiyorlar. Dolayısıyla müvekkilim, 3 yaşındaki kızını ayda sadece 1 sefer ve 50 dakika görebiliyor. Bunu yaşamayan bilmez; buradaki herkes yaşadığı için benim ne dediğimi çok iyi anlıyor. Ben Allah'a çok şükür yaşamadım; çocuğum yok, cezaevine de girmedim. Ama Allah düşmanımın başına vermesin; çünkü yaşayanlara her gün birebir şahit oluyor, ne kadar acı çektiklerini görüyorum ve onlarla birlikte ben de acı çekiyorum. Ayda 1 defa, 50 dakika kızını görmek zorunda kalan bir müvekkilim, şu anda mesnetsiz suçlamalarla ve kaçma ile delil karartma şüphesi gibi dayanaksız iddialarla tutuklu bulunuyor. Şöyle bir örnek verebilirim: Biz 40. Ağır Ceza Mahkemesi kalemine bu soruşturma ve kovuşturma sürecinde çokça gidip geldik. Orada bir tane köpek varmış; bilmiyorum sizin evcil hayvanınız mı? Benim 1 tane —Allah bağışlasın— kedim var. Sabah 7'de yola çıkıp buraya geliyorum, gece 12'de dönüyorum. Her gün beni o kadar özlüyor ki, bütün sabah boyunca yanımdan ayrılmıyor. Bir kedi bile sahibini bu kadar özlerken, bir evladın babasını nasıl özleyeceğini düşünebiliyor musunuz? Dolayısıyla ben burada sizden müvekkilim adına değil, müvekkilimin kızı adına tahliye talep ediyorum. Sizden tek ricam, müvekkilimin artık tahliyesine karar verilmesidir. Mümkünse yarın Eylem 13'teki bütün sanıklar dinlendikten sonra bu karar verilsin; ay sonunu beklemek zorunda değiliz Sayın Başkan. "Ay sonunda yapacağız" diyeceksiniz belki ama beklemek zorunda değiliz. Eğer bu insanlar suçsuzsa, gerçekten 1 gün daha fazla içeride kalmasınlar. Müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.

Aykut Erdoğdu / Ramazan Gülten Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.