Sayın Başkan, değerli heyet, biz 2 müdafi savunma yapacağız. tarafından yapılan savunmanın hemen başında hem avukat savunmasını, yani tahliye talebimizi ve kendisinin hazır olmasını hem de gerek kendisinin şahsi savunmasında gerekse bizim avukat savunmasında ifade edeceğimiz referans evrakları ve mütalaaları dava dosyasına sunduk. Onlara sayın heyetimizin UYAP üzerinden ulaşması mümkün; bunu da yine kayda geçirmek isterim. Sayın Başkan, değerli heyet; tabii duayen bir hocamızın bir lafı vardır, bu savunmaya ve bu konuşmaya önce onunla başlamak isterim. Ne yazık ki bu gelenek on yıllardır devam ediyor. O hocamız şöyle söylemişti: "Memlekette kaç tane ağır ceza mahkemesi varsa o kadar usul kuralı vardır." Bu söz belki sizin de aşina olduğunuz bir laftır. Hocamız bu yorumu; mahkemelerin özellikle usul kurallarına, Ceza Muhakemesi Kanunu'na, yargılamanın mahiyetine, yargılanan kişinin özelliklerine ya da yargılamanın toplu bir yargılama olup olmadığı hususundaki değerlendirmelere bağlı olarak yapıyordu. Bu yargılama sürecinde de bizler, en başından beri ifade ettiğimiz birtakım usul kurallarını ve Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki usul maddelerini sıralamaya, bir sanık müdafi olarak bu itirazlarımızı ve özellikle adil yargılanma hakkı açısından önem arz eden bazı görüşlerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Bunları takdirinize sunuyoruz ancak bir müdafi olarak bütün bunları tutanağa geçirmek ve mahkeme safahatı içerisinde sizlerle paylaşmak bize düşen bir sorumluluktur.
Ulaş Yılmaz Müdafii Av. Hüseyin Ersöz Savunması
Bu çerçevede ifade etmek isterim ki, müvekkilimizin sorgu esnasında da gerçekleştiği üzere, halihazırda henüz kimlik tespitlerinin yapılmadığını, sadece savunması alınan sanığın kimlik tespitini yaptığınızı görüyoruz. Diğer taraftan, kimlik tespiti yapmadığınız diğer sanıklara henüz bu işlem tamamlanmamış olmasına rağmen soru sorma hakkı verdiğinize şahit oluyoruz. Öncelikle bunu bir itirazi kayıt olarak düşmek isterim. Başlangıçta bu kimlik tespitlerinin yapılması; bu yargılama safahatında kimlerin yer aldığı, kimlerin katkı sunacağı, kimlerin yargılandığı, kimlerin usuli itirazlarda bulunduğu ve kimlerin savunma yaptığı konusundaki her beyan, her soru ve her soruya verilmiş olan yanıt, sorgu aşamasında o savunmanın bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu noktada, özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu açısından hiçbir muğlaklığa yer vermeyecek şekilde bir usul probleminin ve adil yargılanma hakkı sorununun ortaya çıktığını ifade etmek isteriz. Diğer taraftan Sayın Yargıç, belki yine not düşmek gereken hususlardan bir tanesi de şudur: Ben en son geçtiğimiz perşembe günü baktığımda —eğer yanılıyorsam müdafi arkadaşlarım ya da sayın katipler beni uyarsınlar, insanız hata yapabiliriz— UYAP'ta hiç duruşma tutanağı görmedim. Biz kimlerin ne zaman, hangi tarihte savunma yaptığını ve kimlerin soru sorduğunu aklımızda not alıyoruz ama bunların hepsini akılda tutabilecek bir durumda değiliz. Mahkemeniz tarafından, belki duruşma düzeniyle ilgili olarak mahkeme başkanı tarafından 208. madde çerçevesinde birtakım tedbirler alınıyor olabilir; bunlar sizin uhdenizde olan şeylerdir. Ancak heyet tarafından veya mahkeme başkanı olarak sizin tarafınızdan alınmış olan kararların hepsinin bir usul çerçevesinde duruşma tutanağına geçmesi, bu tutanağın biz avukatlarla paylaşılması ve bize imkan verilmesi gerekir.
Tıpkı olağan ağır ceza mahkemelerindeki yargılama süreçlerinde olduğu gibi, avukatların önünde monitörlerin olması ve bu monitörlerden takibin sağlanması, adil yargılanma ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi açısından elzemdir. Biz avukatların şeklen sadece bu sıralarda oturmadığımız, sadece burada bulunmadığımız ve sadece bu konuşmaları yaparak bir prosedürü tamamlamadığımız konusundaki inancımızla bunu ifade ediyorum. Bunu bize hissettirmenizi bekliyoruz. Zira biz bugüne kadar hiçbir duruşma tutanağını görmedik. Mahkemeniz tarafından alınmış olan, örneğin basın mensuplarının dışarı çıkartılması gibi kararlar var. Burada yapılmış olan kimlik tespitiyle ilgili birtakım işlemler ve bizim itirazlarımız var. Bunlarla ilgili olarak bir karar aldınız mı? Yine birtakım usuli itirazlarda bulunduk. Yargılamanın hemen başında sunduğumuz bu itirazlarla ilgili olarak mahkeme heyetinin duruşma tutanağında herhangi bir ara kararının olup olmadığını bilmiyoruz, görmedik. Bunların bazılarını sadece sözlü olarak ifade ediyorsunuz, bazılarıysa tamamen havada uçuşuyor. Bu sebepten dolayı, özellikle mahkeme heyetinizin yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi açısından duruşma tutanaklarını UYAP'a yüklemesi ve bize takip imkanı sağlaması gerekiyor. Diğer taraftan sorgu aşamasındayız; bu çok zor bir iş. Saatlerce burada konuşmalar yapılıyor. Eylem 13'te olduğu gibi çok ayrıntılı hususlar ve teknik konular var. Bizim tekrar geriye dönüp bunların hepsini incelememiz, savunmamızı yaparken 1 gün önceki veya 2 gün önceki konuşmacının Eylem 13 kapsamındaki beyanlarına bakmamız lazım. Ancak bu beyanlar SEGBİS ile kaydediliyor; bunları incelememiz, değerlendirmemiz ve savunmamızda bir argüman olarak kullanmamız sadece tuttuğumuz notlardan ibaret kalabiliyor. Bu çerçevede, öyle zannediyorum ki son 2 haftanın SEGBİS çözümleri halihazırda yapılmış; ilk 2 haftayı gördük. Ancak bu konuda da mahkeme heyetinizin, sağlıklı bir yargılamanın yürütülebilmesi adına bu hususa dikkat etmesini talep etmek durumundayız. Diğer taraftan, burada zaman zaman hem üstatlarım hem de diğer meslektaşlarım tarafından birtakım itirazlarda bulunuluyor. Ancak bu itirazların duruşma tutanağına geçirilmesi ve kayıt altına alınması noktasında da ciddi bir problemin olduğu kanaatindeyim. Bunu da mahkeme heyetinizle paylaşmak durumundayım. Zira daha dün yaşamış olduğumuz bir mesele üzerinden konuya yaklaşmak ve bunu belki birkaç hafta öncesine de taşıyarak ikisini birlikte değerlendirmek gerekebilir.
Biliyorsunuz, dün savcılık makamı tarafından Sayın 'na bir soru yöneltilmek istendi. Hemen yargılamanın başında; yani Sayın 'nun henüz kimlik tespiti yapılmadı, savunma sırası gelmedi ve kendisi henüz sorgu aşamasında değil. Henüz kendisine sıra gelmedi ve yöneltilmiş olan soru da iddianamede isnat edilen suçlamayla alakalı bir soru değildi. Biz yargılamanın amirinin, yargılamayı yöneten kişinin —heyet de değil— mahkeme başkanı olduğunu biliriz. Bu çerçevede kimin söz alacağı ve kimin herhangi bir itirazda bulunacağı konusundaki söz verme usulüne de Sayın Başkan sizin karar vermeniz gerekir. Biz avukatlar önümüzdeki düğmelere bastığımız anda söz alma imkanına sahip değilken; savcılık makamının yargılamanın konusunu dahi oluşturmayan, duruşma dışında gerçekleştiği iddia edilen bir söz ya da eylemle ilgili olarak düğmeye basıp konuşmaya başlaması ve doğrudan soru yöneltmeye çalışması usul kurallarıyla bağdaşmamaktadır. Biz bu konuyla ilgili itirazlarımızı yapmak istediğimizde, üstatlarımın mikrofonları açılmadığı için bunları tutanağa geçirme imkanımızın olmadığı bir yerde silahların eşitliği ilkesinden bahsetmek mümkün değildir. Bu hususun usul kurallarına bir aykırılık teşkil ettiğini de not etmek durumundayım. Bütün bunların hepsini şundan dolayı not ediyoruz: Bu bir yargılamadır ve bu yargılamanın aşamaları vardır. Bu aşamalarda ileri süreceğimiz itirazlar var ancak sıra bize geldiği zaman usule ilişkin söz söylemek için ayrıca bir söz verilmediğinden, bunları her bir müvekkil savunmamızın öncesinde toplu olarak sizlere iletmek durumundayız.
Diğer taraftan, yine sayın savcılık makamı tarafından Ağaç A.Ş. ile ilgili sanıklar burada dinlenirken; "Biz MASAK'tan birtakım veriler talep ettik, bu verileri de şimdi yansıtıyorum, bunun üzerinden soru soracağım" şeklindeki bir usul hatasını, kovuşturma aşamasına geçilmiş olmasından kaynaklı bir usul hatası olarak dikkatinize bir kez daha sunmak gerekir. Bunları ileride yaşamak istemediğimizden; müvekkillerimiz ya da burada yargılanan sanıklar açısından benzer durumlar meydana gelmesin diye ifade etmeliyiz. Çünkü ceza yargılamasındaki aşamalar bellidir; soruşturma aşamasını kovuşturma aşaması izler. Soruşturma aşamasında, bu aşamanın "kralı" olarak Cumhuriyet Savcılığı nitelendirilir; her türlü delili toplama ve tutuklamaya sevk etme gibi birtakım imkanları vardır. Ama kovuşturmanın başlamasıyla, yani iddianamenin kabulü kararıyla beraber artık savcılığın —tıpkı buradaki savunma makamı gibi— bizim haricimizde ve bizim yetkilerimizden daha fazla bir yetkisi yoktur. Delil toplama yetkisi yoktur, yeni bir delil sunma yetkisi yoktur. Savcılık makamı da ancak mahkemenizden dosyanın içerisine celp edilmesini isteyeceği delillerin celp edilmesini talep edebilir. Mahkemeniz bu konuyla ilgili olarak bir karar oluşturur; delil ya celp edilir ya da edilmez. Bu çerçevede bu hususu da bir usul hatası ve hukuka aykırılık olarak not düşmek isteriz; bu konuda gerekli hassasiyetin gösterilmesini talep ederiz. Bir husus daha Sayın Başkan, değerli heyet; yine dikkatimizi çekmişti ve sizin bir değerlendirmeniz vardı. Zannediyorum ki Ağaç A.Ş. ile ilgili istinatlar cevaplandırılırken —yanlış hatırlamıyorsam, yanlış hatırlıyorsam lütfen beni düzeltin— ilgili kişi sanık Murat Uğur olmalı; savcılık ifadesinde geçen bir hususa itiraz etti. "Ben bu hususu bu şekilde söylemedim ama sonrasında savcılık ifadesini gördükten sonra anladım ki burada bir hata varmış, yani söylediğim şey yanlış yazılmış" dedi. Siz de tabii ki haklı olarak şunu söylediniz: "Sorguya girmişsin, yanında da avukatın varmış; okumadın mı, okumadan mı imzaladın?" Şimdi Sayın Başkan, değerli heyet; bu soruşturma aşamasında yaşadığımız bir olaya atıfla, sormuş olduğunuz o soruya cevap verelim. gözaltına alındı, emniyet ifadesi alındı ve sonra biz savcılığa sevk edildik. Savcılık aşamasında yaşanan bu husus, Sulh Ceza Hakimliği tutanağında da yazdığı için ifade etmekte herhangi bir beis görmüyorum; çünkü orada da bunu şerh düşmüştük. Aykut Bey'in ifadesi alındı, yaklaşık 1 saat veya 1.5 saat civarında sürdü. Ardından Savcı Bey'e —yanlış hatırlamıyorsam Bekir Savcı'ydı, yanılmıyorsam şu anda Başsavcı Vekili— "Biz tutanağı okumak istiyoruz," dedim. "Buyurun avukat bey ama lütfen acele edin," dedi.
Biz tutanağı okumaya başladık Sayın Başkan. 2 satırını okuduk, 3 satırını okuduk; "Bitmedi mi avukat bey?" dedi. "Efendim uzun bir ifade, okumaya devam ediyoruz," dedik. "Beni daha fazla yormayın, çok fazla ifadem var; sizi mi bekleyeceğim burada?" dedi. "Vallahi usulün icabı budur, bizi bekleyeceksiniz. Çünkü biz bunu okumadığımız zaman ve yanlış bir şey olduğu zaman mahkemeye gittiğimizde 'Yanında avukat vardı, okumadınız mı, okumadan mı imzaladınız?' diye bize soruyorlar," dedim. Bunun üzerine "O zaman dışarı çıkın, dışarıda okuyun," dedi. Biz tutanağı aldık, kapısının önüne çıktık ve orada okuduk. Yanlış geçirilmiş birkaç kelime vardı, onları düzelttik ve katibe ilettik. Katibe, "Tutanağın bir örneğini bize getirirsin, değil mi?" dedim. Bir örnek getirdi, bize imzalattı. "Bizim örneğimiz nerede?" dedim; "Kağıdımız bitti, veremiyoruz," dedi. Ve biz daha sonra o tutanağı asıl soruşturma savcısı Cahit Bey'den, onun katibinden almak durumunda kaldık. O yüzden Sayın Yargıç, Sayın Heyet; siz tabii ki bu yargılama sürecini olağan, sıradan herhangi bir dava dosyanızdaki bir yargılama süreci olarak nitelendiriyor olabilirsiniz. Ancak bu yargılama sürecinin, gözaltıların başladığı andan itibaren gerçekleşen hukuka aykırı uygulamalar ve adil yargılanma hakkı ihlalleri gibi benzer hususların sürekli tekrarlandığı, sistematik hale geldiği bir süreç olduğunu ifade etmek isterim. Bizzat şahit olduğumuz ve Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiğimizde tutanağa da yazdırdığımız bu hususun, sayın heyetiniz tarafından dikkate alınmasını ve sanık beyanlarının da bu çerçevede değerlendirilmesini arz etmek durumundayım. Sayın Başkan, değerli heyet; bu son konuyu da belirttikten sonra ikinci başlık olarak, dijital verilere dayanan davalar sürecini geçmişte bu ülke çok yaşadı. Şimdi isim değiştirerek başka soruşturma ve yargılama süreçleriyle karşı karşıyayız. Ancak belki de Eylem 13 açısından en önemli olarak nitelendirebileceğimiz ya da dikkat çekeceğimiz bir hususu size aktarmak isterim. Müvekkilimiz , 30 Ekim 2025 tarihinde gözaltına alınıp 31 Ekim 2025 tarihinde savcılık ifadesine girdiğinde; müvekkilimizin ifadesini alan savcı tarafından şöyle bir ifade kullanıldı: "Bakın, Eylem 13 ile ilgili müvekkilinize isnat edilen bu suçlama benim en önemsediğim konu; ben bu konuyu bizzat kendim çalıştım." Savcılık makamı, kolluktan gelen birtakım veri sızıntıları sebebiyle bazı bilgilerin kamuoyuyla paylaşıldığı yönünde polisten bir intibaya sahip olduğu ve bilgilerin servis edildiğini düşündüğü için aynen şu şekilde ifade etti: "Ben bunu kollukla bile paylaşmadım. Bizzat müzekkerelerini ben yazdım, bizzat tahkikatını ben yürüttüm ve bu konuyla ilgili bütün değerlendirmelerin hepsini de ben yaptım." Eylem 13'e yönelik böyle bir önem atfettiğini ifade etti. O sırada zannediyorum ki yanımda Avukat Enes Ermaner ile Avukat Burcu Şahin de vardı. Şimdi Sayın Başkan, değerli heyet; bir ifadesi daha oldu, onu da sayın müvekkilim hatırlayacaktır. "Ya avukat bey, ben sizi de tanıyorum; daha önceden de bir ifadeye girmiştik. Siz benim yöntemimi de biliyorsunuz, bu sebepten dolayı müvekkilinize de yükselemiyorum," dedi. "Sayın Savcım, yükselmek ne demek?" dedim. "İşte, benim bir sorgu usulüm var, o sorgu usulünü uygulayamıyorum," anlamında bir şey söyledi. "Vallahi ben sorgu usulünün hukuka uygun olup olmadığına bakarım; onun dışında 'yükselmek' gibi bir tabir benim hukuk lügatimde yok, devam edelim," dedim ve sorgu işlemine bu şekilde devam ettik.
Sayın Başkan, değerli heyet; geçmişte bu ülke, bu salonlar, karşıdaki salon ve onun da öncesinde bu cezaevinin içerisinde, açık cezaevinin hemen karşısındaki salon Silivri'nin ilk duruşma mekanıydı. Bütün bu yargılama süreçleri, dijital delillerin hakim olduğu ve dijital manipülasyonların ileri sürüldüğü süreçler olarak tarihe geçti. Çok eskide kaldığı için isimlerine girmiyorum; ancak bugün huzurdaki yargılama ve bunun türevi olarak nitelendirebileceğimiz süreçler; adil yargılanma hakkının, savunma hakkının, özgürlük hakkının, hukuk güvenliğinin ve yetki saptırması yasağının çok yoğun bir şekilde ihlal edildiği ve tartışıldığı yargılamalar haline gelmeye başladı. Bakın, o dönemki yargılamaları dahi gölgesinde bırakabilecek bir süreçten bahsediyorum. O dönemdeki yargılama süreçlerine "dijital delillere dayanan davalar" denilirken ve birçok sahtecilik iddiası tartışılırken; bugün, Eylem 13 özelinde zannediyorum ki 27 kişi suçlanıyor. KVKK'nın ve kişisel verileri korumanın merkeze oturtulduğu, örgüt isnatlarına dayanak olarak da HTS verilerinin gösterildiği bir yargılama süreciyle karşı karşıyayız. Sayın Yargıç, biz Türkiye'nin bu tartışmaları çok geride bıraktığını, hukuka uygun delil tartışmasının gerilerde kaldığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin geçmişteki hukuk aykırılıklardan birtakım dersler çıkartarak bunları uygulamaya yansıttığını, hakimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili tartışmaların ise çok eskidiğini düşünürken; 19 Mart 2025 sabahına uyandık. 'nun savunmasında ifade ettiğim için ayrıntısına girmeyeceğim; ancak inandığımız değerler bize bir daha 19 Mart'tan 23 Mart'a kadar olan o süreçteki olayları yaşatmasın. Çünkü bir hukuk devletinde, hukuk güvenliğinin egemen olduğu bir ülkede yaşanmaması gereken ve neredeyse hukuk güvenliğinin askıya alındığı bir süreçle karşı karşıya kaldık. Bu hikayeyi belki de tek bir cümleyle anlatmak mümkün olabilir. Sadece 2 gün önce, benim de çok değer verdiğim bir isim olan Profesör Doktor Yalçın Küçük vefat etti. Kendisi Ergenekon davasında ilk kez gözaltına alınıp itiraz üzerine serbest bırakıldıktan sonra, Oda TV soruşturması çerçevesinde 2. kez gözaltına alındığında duruşma salonunda Doğan Yurdakul ve Müyesser Yıldız gibi duayen gazeteciler ile Sait ve Coşkun isimli 2 genç akademisyen vardı. Yalçın Hoca orada şu tespiti yaptı; yanılmıyorsam kapatılan 10. Ağır Ceza Mahkemesi i İbrahim Balık'tı. Hakim, "Ne diyorsunuz Yalçın Hocam, savunmanız nedir?" diye sorduğunda; Yalçın Hoca'nın cevabı şu oldu: "Hakim bey, kurt kuzuyu yemeyi kafasına koymuş, 'suyumu bulandırma' demiş. Bizi tutuklayacaksınız, ben bunu biliyorum; ama bari şu Sait ve Coşkun'u serbest bırakın." İşte ben, bu yargılama sürecini de biraz buna benzetiyorum.
Sayın bu yargılamanın başında; "Burada bir sorumlu arıyorsanız o benim, bütün sorumluluğu üzerime alıyorum; ama şu arkamdaki gencecik, sorumluluğu olmayan insanları serbest bırakın," diyerek sorumluluğu üstlenmişti. Aslında Eylem 13 bunun hikayesidir. Eylem 13; bizim soruşturma savcısıyla yaşadığımız süreç, burada anlatılan ifadeler, yapılan savunmalar ve teknik izahatların tamamı temel itibarıyla ortada bir suç olmadığını ifade etmektedir. Herhangi bir kişisel veri ihlali bulunmadığını ve burada bulunan insanların hukuki bir sorumluluğunun olmadığını ortaya koymaktadır. Müvekkilimizin savunmasında da belirttiği üzere; bu dava, kişisel verilerin korunması noktasındaki ihlal iddiasıyla —özellikle kamu kurumları açısından— yaşanan tek örnek olduğu gibi, yine aynı suçlamayla tek tutuklamanın yapıldığı yargılama sürecidir. Bir başka ifadeyle, rahmetli Yalçın Küçük'ün söylediği gibi Eylem 13, kurdun kuzuyu yeme hikayesine dönüşmüştür. Sayın Başkan, değerli heyet; niye böyle söylüyorum? Bunun şöyle bir sebebi var: Bu konuşmanın ilk bölümünde bahsettiğim usul kuralları, bu yargılama sürecinde neredeyse hiç geçerli olmadı. Yaşadığımız diyaloglardan ve birtakım izahatlardan bahsetmiştim. Bakın biz ne yaşadık? Müvekkilimiz , İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/228233 sayılı soruşturmasında 30 Ekim 2025 tarihinde gözaltına alındı. Müvekkilimizin evinde, 30 Ekim 2025 sabahı saat 06:00'da, İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025/10255 D. İş sayılı kararıyla arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi. Bu karar, gece vakti arama yapmaya icazet vermeyen bir karardı; ancak o tarihteki güneşin doğum saatine göre arama gece vakti yapıldı. Bu konudaki itirazlarımızı Sulh Ceza Hakimliği ile paylaştık. Diğer taraftan, el koyma işlemleri sırasında müvekkilimizin cep telefonuna el konuldu ancak Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesi uygulanmadı. Bu konudaki itirazlarımızı da Sulh Ceza Hakimliği ile paylaştık. 31 Ekim 2025 tarihinde itiraz dilekçemizi İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğine sunduk. Sayın Başkan, 31 Ekim 2025 tarihinde sunduğumuz o dilekçeye dair karar henüz bize tebliğ edilmedi. Yani yargılama yapıldı, iddianame hazırlandı, dava dosyası mahkemenize gönderildi; ama o işlemdeki usulsüzlük cevapsız kaldı. Kişi özgürlüğünün söz konusu olduğu bir yerde böyle bir gecikme olmaması gerekirdi.
Sayın Yargıç, müvekkilimiz 30 Ekim'de gözaltına alınınca, biz bir usuli eksiklik kalmasın diye bu gözaltı kararına ve aynı gün verilen gözaltı süresinin uzatılması kararına nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'nde itiraz ettik. Hakimlik tarafından dosya savcılık makamından istendi ancak dosya gönderilmedi. Bakın Nisan ayındayız; gözaltı kararına ve sürenin uzatılmasına yapmış olduğumuz itiraz henüz neticelenmiş değil. Bize henüz bununla ilgili bir karar tebliğ edilmedi. Daha vahimi ise şudur Sayın Başkan: Müvekkilimiz tutuklandıktan sonra dosyanın içerisindeki delillere nüfuz etmek istedik ancak malumunuz olduğu üzere, sadece belirli evraklara ulaşabiliyorsunuz; ancak bunun da özellikle Anayasa Mahkemesi'nin Hüda Kaya kararı çerçevesinde hukuka aykırı bir mahiyete sahip olduğu açıktır. Hakkında tutuklama kararı verilmiş olan bir kişinin delillere ulaşamamasının savunma hakkının ihlali sonucunu doğuracağı yönündeki itirazlarımızla beraber, bu kısıtlama kararını veren 6. Sulh Ceza Hakimliğine, müdafilik kararımızı da sunmak suretiyle bir itiraz dilekçesi sunduk. Sayın Yargıç, bu kısıtlama kararına ilişkin itirazımızın sonucu da bize tebliğ edilmedi; bu da etti 3. Sayın Yargıç, müvekkilimiz 31 Ekim 2025 tarihinde tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Biz bu karara 10 Kasım 2025 tarihinde itiraz ettik. İtiraz usulünü biliyorsunuz; tutuklama kararını veren Sulh Ceza Hakimliğine dilekçeyi veriyorsunuz, bu karardan dönmesini talep ediyorsunuz; eğer karardan dönmezse dosyanın nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmesini istiyorsunuz. Savcılık makamı tarafından soruşturma dosyası Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmediği için talebimiz sürüncemede kaldı. Sonrasında savcılık makamı iddianameyi hazırladı ve mahkemenizde dava açıldı. Bu noktada Sulh Ceza Hakimliğinin yetkisi sona erdi ancak hakimlik henüz bunun farkında değil; çünkü sunduğumuz itiraz dilekçesini hala incelememiş. Sonra biz; "10 Kasım tarihinde bir itirazda bulunmuştuk, bu itirazla ilgili karar verilsin, özgürlük hakkı ihlaliyle ilgili Anayasa Mahkemesine başvuru yapacağız, özgürlük hakkı ihlaliyle ilgili" dedik. Sulh ceza hakimliği o zaman fark etti. 1.5 ay sonra, 2 Ocak 2026 tarihinde, itiraz dilekçemizi bir üst yazıyla mahkemenize gönderdi. Normalde bu konuyla ilgili bir karar vermeniz gerekirdi; çünkü ilk tutukluluğa ilişkin itiraz talebinden bahsediyoruz. Ancak bu durum görmezden gelindi ve tensiple beraber tutukluluk halinin devamı kararı verildi. Yani müvekkilimizin soruşturma aşamasında tutuklanmasına yönelik yaptığımız itiraz yine neticelenmedi ve bize tebliğ edilmedi. Sayı 4 mü oldu 5 mi, Sayın Yargıç?
Bu yargılama sürecinin; adil yargılanma hakkı ihlaliyle ve etkili başvuru hakkına aykırı bir şekilde yürütüldüğünün kanıtı olarak, müvekkilimizle ilgili gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemlerinin hukuka aykırı mahiyetini, uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin ölçülü olmadığını burada paylaşıyoruz. Tüm bu hususların heyetinizce göz önüne alınmasını talep ediyoruz. Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkilimize isnat edilen 3 suçlama var. Kişisel Verilerin Kaydedilmesi: Tanımı biliyoruz ama fiilin ne olduğunu bilmiyoruz. Müvekkilimizin bu suçlamaya vücut verecek hangi fiili işlediğine dair bir bilgiye sahip değiliz. Müvekkilimiz hangi kişisel veriyi ele geçirmiş ve nereye kaydetmiş? İddianamede, ek klasörlerdeki bilgi notunda veya USOM raporunda buna dair hiçbir kayıt yok. Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme ve Ele Geçirme: Veriyi ne şekilde ele geçirmiş, kime vermiş? İddianamede yine bir açıklama yok. Suçlamayı biliyoruz ama eylemin ne olduğunu bilmiyoruz. Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma: Örgüt içinde nasıl bir hiyerarşik ilişki içindeyiz? Bize hangi talimatlar ve emirler verilmiş? Bu suç isnadına dayanak olan eylemselliğimiz nedir? Örgüt yöneticileri veya kurucusu bize nasıl bir emir vermiş de biz bunu yerine getirmişiz? Eylemimiz nedir? Bu konularda da hiçbir şey bilmiyoruz. Değerli meslektaşım bu konunun ayrıntılarına girecek. Ancak Sayın Yargıç, şunu biliyoruz: Savcılık makamının bu isnatları yöneltirken neye tutunduğunu veya neyi veri kabul ettiğini USOM raporunda görüyoruz. Soruşturma aşamasında bu rapora ulaşmak mümkün olmadı. Bu rapor tutuklanma gerekçelerimizde yer alsa da içinde ne "Ulaş" ne de "Yılmaz" kelimelerinin geçmediğini, soruşturma aşamasında inceleme imkanımız olmadığı için göremedik. Mahkemenizden bu evrakı almak için büyük çaba sarf ettik. Bu çabayı şu sebeple sarf ettik: USOM raporuyla ilgili temel bir çelişki fark ettik. Temelde savcılık makamı tarafından bilgi verilmiş, bir ihlal olduğu söylenmiş ve inceleme yapılması istenmiş; USOM yetkilileri de gidip bu incelemeleri yapmışlar. Bu konuyla ilgili olarak gerekli incelemeleri ve görüşmeleri yapmışlar; ancak USOM dediğimiz yapının tek sorumluluğu gidip bu incelemeyi yapmak, bu konuyla ilgili ifadeleri almak ya da beyanları tespit etmek değildir. Eğer burada USOM tarafından kişisel verilerle ilgili bir ihlal tespit edilmişse; gelen USOM yetkililerinin "Şu önlemleri alman gerekir, şu işlemleri yapman gerekir, gerekirse o uygulamayı kapatman gerekir; kişisel verilerin daha fazla veri kaybına uğramaması ve ihlal edilmemesi için buraya erişimi kesmen gerekir," tarzında bir raporlandırma yapması gerekirdi. Eğer "İstanbul Senin" uygulamasında böyle bir durum tespit edilmişse, veri kaybının artmaması için erişimin kesilmesi ve gerekli önlemlerin alınması talep edilmeliydi.
Baktığınızda, 'ın isminin hiçbir rapor kapsamında geçmediğini bir kenara bıraktım; bir suç atfında bulunulmadığını, ihmal ya da kusuruyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını da bir kenara bıraktım. Temel itibarıyla USOM'un yapması gerekeni yapmadığına bu dosyanın içerisinde şahit oluyoruz. Bunu sadece 'ın müdafii olarak ben mi söylüyorum? Hayır. Kim söylüyor? Örneğin, iddianamede müvekkilimizin kendilerine veri gönderdiği iddia edilen ve de aynı şeyi söylüyor, aynı eleştirileri yöneltiyorlar. Müvekkilimiz tarafından kendilerine herhangi bir veri gönderilmediğini; bu çerçevede kişisel verilerin kaydedilmesi, hukuka aykırı olarak verilmesi veya ele geçirilmesi suçlarını oluşturacak bir fiilin bulunmadığını beyan ediyorlar. Bunu da geçtim Sayın Yargıç; ortada sizin de görüp tespit edebileceğiniz, başkasının beyanına ihtiyaç duymadan bir kanaate varabileceğiniz maddi bir vaka vardır. Dosya içerisinde gönderilmiş mailler var. Bu maillerin hiçbirinin müvekkilimiz tarafından gönderilmediğini, kendisinin maillerde sadece bilgi amaçlı "CC" kısmında yer aldığını görüyoruz. Müvekkilimiz tarafından, gerek burada sorgulanan sanıklara gerekse mail trafiğindeki diğer kişilere bırakın bir kişisel veriyi, suçlamaların ana konusunu oluşturan Google Analytics ile ilgili herhangi bir kodun dahi gönderilmediğine şahit oluyoruz. Siz dosyanın içindeki USOM raporuna baktığınızda isminin hiç geçmediğini zaten görüyorsunuz. İddianamedeki mail çıktılarını ve verileri incelediğinizde, müvekkilimiz tarafından gönderilmiş veya doğrudan ona muhatap olarak iletilmiş bir mailin söz konusu olmadığını da görüyorsunuz. Ayrıca USOM tarafından tespit edilmiş bir kişisel veri ihlali bulgusunun olmadığını da görüyorsunuz. Bunların hepsi sizin de inceleyip tespit edebileceğiniz hususlardır. Bunların sadece bir sanık müdafiinin sözlerinden veya sanıkların değerlendirmelerinden ibaret olmadığını sizler de biliyorsunuz. Ancak biz bununla sınırlı kalmayalım, meseleyi biraz daha detaylandıralım istedik. Soruşturmanın başından ve duruşmaların başladığı andan itibaren, delil klasörlerine erişim imkanına sahip olduğumuzdan beri anlatmak istediğimiz bir şey var: Müvekkilimiz masumdur ve bu konuyla herhangi bir ilgisi yoktur; tıpkı Eylem 13 ile suçlanan diğer birçok kişi gibi. Belki sesimiz kısık kaldı, belki yükseltmemize izin vermediler, belki de duymak istemediler. Defalarca dilekçe vermemize, beyanda bulunmamıza ve tahliye taleplerimizi iletmemize rağmen; müvekkilimizin ve Eylem 13 ile suçlanan birçok kişinin özgürlüklerinin hukuka aykırı bir şekilde kısıtlanmaya devam ettiğine şahit olduk. Neyse ki bir kısmı değerli heyetiniz tarafından serbest bırakıldı.
Yanlış hatırlamıyorsam, geçtiğimiz tutukluluk değerlendirmesinde sosyolog olan sanıklar hakkında, konuyla hiçbir ilgilerinin olamayacağı yönündeki değerlendirmeyle tahliye kararı verdiniz. Söylediğim gibi, bizde şöyle bir algı oluştu: "Herhalde biz derdimizi doğru anlatamıyoruz, sesimiz yetersiz kalıyor ya da mahkeme heyeti doğru bilgi vermediğimizi düşünüyor." Bahsettiğimiz konu teknik bir konu olduğu için, bu hususta bir inceleme yaptıralım ve mütalaa alalım dedik. Bu konunun uzmanları, hem tarafsızlık hem de bağımsızlık açısından üniversite hocalarıdır. Boğaziçi Üniversitesi döner sermaye işletmesine başvurduk; Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nden, özellikle kişisel veriler konusunda deneyimli isimlerin görevlendirilmesini talep ettik. Yargılamanın başında müvekkilimizin savunmasıyla birlikte UYAP üzerinden sunduğumuz, 17 Mart 2026 tarihli bilimsel mütalaayı aldık. Bu bilimsel mütalaanın altında imzası bulunan kişiler; Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğretim üyeleri Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy'dur. Kendilerinden 2 şey talep ettik. Dedik ki: "Bu dosyanın içerisinde bir USOM raporu var ve Eylem 13 ile ilgili iddianamede isnat edilen suçlamalar sıralanmış; bunları bize ayrıntılı bir şekilde değerlendirin." Ama bu yetmez; mahkeme heyetinin kafasındaki bütün soru işaretlerini bizim kaldırmamız lazım. Çünkü biz anlatamıyoruz, müvekkillerimiz anlatamıyor. Tensiple beraber tahliye olmaları gereken, infaz rejimi uyarınca cezaevinde 1 dakika bile kalmamaları gereken isimlerden bahsediyoruz; demek ki anlatamıyoruz. "Bir de siz anlatın, bunu raporlaştırın," dedik. Ancak sadece iddianame ve USOM raporuyla bağlı kalmayın diyerek, elimizdeki bütün verileri toparlamaya çalıştık. Sayın tarafından alınmış bir bilimsel mütalaaya ulaştık. Hazırlayan Tuncay Beşikçi'dir; kendisini yakinen tanırım, adli bilişim mühendisidir ve Türkiye'nin en nitelikli uzmanlarından biridir. Amerika'da bir üniversitenin adli bilişim mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun olmuştur; yani Türkiye'de sadece bir kursa gidip "adli bilişimci" sıfatı alanlardan değildir. Geçmişte; Poyrazköy, Balyoz, Ergenekon ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi davalardaki dijital manipülasyonları da tespit eden isimlerden biridir.
Onu da aldık ve hocalara verdik. "Bunu da inceleyin; eksik ya da yanlış bir şey varsa belirtin," dedik. Sonra, biraz önce Sayın 'ın atıf yaptığı ve yargılandığı 2. yargılama süreciyle ilgili olarak, kamuoyundan takip ettiğimiz kadarıyla bir casusluk iddiası varmış. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden bu yargılama süreciyle ilgili olarak, "Sayın Hocam, bakın burada mahkeme tarafından alınmış bir bilirkişi raporu var, bunu da inceleyelim," diyerek onu da verdik. Sayın Yargıç, yine bu dosya kapsamında yargılanan şirket yetkilileri tarafından alınmış ve dava dosyasına sunulmuş bir bilimsel mütalaa daha var; onu da ilettik. "Lütfen bunu inceleyin ve bu incelemeyi 2 bakış açısıyla yapın," dedik. USOM'un Görevi: USOM'un burada görevini tam anlamıyla yapıp yapmadığı, verilerin yüklenmesiyle ilgili herhangi bir ihmalin olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapın. Google Analytics: Google Analytics'in herhangi bir şekilde veri ihlaline sebebiyet verip vermeyeceği konusundaki görüşlerinizi bizimle paylaşın. Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy, Eylem 13 ile ilgili yaptıkları değerlendirmelerde —ki bunların bir kısmını okumak isterim— Google Analytics ya da Google Tag Manager gibi yapıların yanlış anlaşılarak bu durumun kişisel veri ihlali olarak değerlendirildiğini belirttiler. Değerli hocalar burada kibar bir tabir kullanmışlar. Oysa Google firmasının, özellikle Google Analytics ile doğrudan kimlik belirleyici veri iletilmesini istemediğini ifade etmişler. Yine Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy; Google Analytics'in ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, , Emniyet Genel Müdürlüğü ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü gibi kritik web sitelerinde bile kullanıldığını belirtmişlerdir. Hocalar, Google Analytics ve Google Tag Manager kullanımının kişisel veri ihlali olarak görülmesinin tamamen yanlış bir değerlendirme olduğunu ifade ederek devam etmişlerdir. Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy, "İstanbul Senin" uygulamasını incelediler ve bu uygulamada Google Analytics kullanılmadığını tespit ettiler. Zaten kullanılsa bile bunun bir kişisel veri ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini eklediler. Ayrıca, "Segment" gibi yurt dışındaki bazı firmalara aktarıldığı iddia edilen bilgilerin kişisel veri içermediğini ve kişisel veri oluşturmadığını belirttiler. Hocalara sevk evraklarını da vermiştik. Tutuklu 'ın nöbetçi hakimliğe sevk yazısında yöneltilen "e-posta gönderme" ithamının, iddianamedeki Eylem 13 dokümanıyla çeliştiğini; Eylem 13 bilgi notunda 'ın gönderdiği hiçbir e-posta bulunmadığını ve kişisel veri göndermediğini tespit ettiler.
Bunlar sadece Google ile ilgili yaptıkları değerlendirmelerdir Sayın Yargıç. Sonra hocalar, talebimiz doğrultusunda USOM raporuyla ilgili de bir değerlendirme yaptılar. Kendilerine iddianameyi de verdik; "Bunu da inceleyin, hiçbir eksiklik kalmasın; biz duruşmaya çıktığımızda mahkeme heyetinin kafasında böylesine teknik bir konuda hiçbir soru işareti kalmasını istemiyoruz, çünkü biz bu zamana kadar bunu anlatamadık," diyerek hocaları yönlendirdik. Bakın şu değerlendirmeyi yapıyorlar: "Bize USOM tarafından hazırlanan bir tane rapor verdiniz." Gerçekten de öyle. Ben gitmedim ama değerli meslektaşım , neredeyse her gün mahkeme kalemindeki değerli katiplerin yanına giderek onlarla görüştü. Onlardan birtakım bilgi ve belgeler, HTS kayıtları dahil olmak üzere talep etti. En nihayetinde dosyanın içerisindeki bütün USOM raporlarının bize verilmesini istediniz. Bunların hepsini istememizdeki sebep şuydu: İddianamenin 209. sayfasında, 7 Ekim 2025 tarihli bir USOM raporundan bahsediliyor. Lütfen aklınızda tutun Sayın Yargıç; 7 Ekim 2025 tarihli. İddianamenin 228. sayfasına gittiğinizde ise 17 Ekim 2025 tarihli bir USOM raporundan söz ediliyor. Bakın; 7 Ekim 2025 ve 17 Ekim 2025. İddianamede ilerledikçe tarihler de ilerliyor. Ancak elimize aldığımız raporu gördüğümüzde, USOM raporunun gerçek tarihinin 3 Ekim 2025 olduğunu fark ettik. Şimdi bu durum maddi bir hatadan mı kaynaklanıyor, yoksa raporlar arasındaki bir çelişkiden mi? Sadece 1 tane rapor var da savcılık makamı bunu yazarken yanlış tarihleri mi telaffuz etti? Bu bir "kopyala-yapıştır" yanlışı mıdır? Bunların değerlendirmesini tabii ki size bırakıyoruz. Ancak biz, bu dosyanın içerisindeki tek USOM raporunun, biraz önce size gösterdiğim 3 Ekim 2025 tarihli rapor olduğu konusunda Sayın Yazı İşleri Müdürlüğü ile mutabık kaldık. Bu çerçevede de bütün analizlerin ve değerlendirmelerin bu rapor üzerinden yapılmasını talep ettik. Sayın Başkan, değerli heyet; USOM raporu Eylem 13'ün çatısını ve temelini oluşturmaktadır; savcılık makamı da iddialarını bunun üzerine inşa etmiştir. Ancak Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy'a "Lütfen bu USOM raporuyla ilgili de bir değerlendirme yapın," dedik. Onlar da şu tespitlerde bulundular: "USOM raporunda 'İstanbul Senin' uygulamasında Google Analytics tespit edilmemiştir." Yani müvekkilimizle ilgili suç isnadına dayanak gösterilen ve mail yazışmalarında kendisinin gönderdiği iddia edilen Google Analytics'e dair USOM raporunda hiçbir değerlendirme yoktur. Nitekim USOM raporunda Google'ın herhangi bir ürünü veya hizmetiyle ilgili bir tespit de yer almamaktadır. Hocalar, Google Analytics'in "İstanbul Senin" uygulamasında değil, web sitesinde kullanıldığının anlaşıldığını; dolayısıyla kişisel veri akışına neden olup sorun oluşturacak bir durumun bulunmadığını ifade etmektedirler.
Yine USOM raporuyla ilgili şu hususları belirtiyorlar: "USOM raporunda yapılması gereken bazı önemli incelemelerin yapılmadığı göze çarpmaktadır." Bunu sanık müdafi olarak ben değil, Profesör Tuğcu ve Profesör Ersoy söylüyor. Bir siber korsanın (hacker) Dark Web'de milyonlarca vatandaşa ait kişisel verileri paylaştığı iddiası ortaya atıldıktan sonra, bu konuda hiçbir inceleme yapılmaması ve sızmanın nereden, nasıl gerçekleştiğinin araştırılmaması; eğer sızma gerçekse, söz konusu güvenlik açığının hala işler durumda kalmasına göz yumulduğu anlamına gelmektedir. Yani "USOM görevini yapmamıştır," diyorlar. Eğer böyle bir tespit varsa, USOM'un önleyici bir fonksiyon üstlenerek "İstanbul Senin" uygulamasının bütün veri akışını ve bağlantısını hemen kesmesi gerekirdi. Eğer bu suç isnatlarını kabul ediyorsan, veri akışının devam etmesine izin vermemen gerekir. Görevini yapmadığını ben değil, Sayın Ersoy ve Sayın Tuna Tuğcu söylüyor. Raporun devamında, USOM raporundaki bir ifadeye dikkat çekiyorlar: "Saldırgan veya saldırganlar tarafından paylaşılan enlem ve boylam verileri hariç diğer verilerin sunucuda bulunduğu ve ilgili verilerin siber saldırganların paylaştığı verilerle örtüştüğü görülmüştür." Bu ifadeden, siber saldırganların satışa sundukları veriye USOM'un erişimi olduğu ve karşılaştırma yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda, Tuncay Beşikçi'nin tespit ettiği; söz konusu verilerin eski tarihli bir derleme olan "Collection" sızıntılarına ait olduğu bulgusuna USOM'un neden varamadığı, daha doğrusu bunu neden incelemediği anlaşılamamıştır. Aslında bu verilerin Sayın seçilmeden önce sızmış olabileceği ve bir veri kaybı yaşanmış olabileceği değerlendirilmektedir. Dark Web'deki verilerin içeriğini incelemek için ödeme yapıp o verileri çekmeniz ve karşılaştırmanız gerekir; bunu da USOM yapmalıydı ancak bu inceleme dahi yapılmamıştır. Tuncay Beşikçi'nin raporundaki bu eksiklik; USOM'un görevini ihmal ettiğine veya kötüye kullandığına —artık nasıl nitelendirirseniz nitelendirin— işaret etmektedir. Yine sunucuların özel IP numarasına sahip olduğu belirtildikten sonra, USOM raporunda güvenlik duvarı (firewall) ve sunuculardaki adres dönüşüm kayıtlarının ortaya konulmamasının hiçbir teknik açıklamasının bulunmadığı ifade edilmektedir. Sayın Yargıç, bunları 'ın müdafi olarak ben söylemiyorum; akademik kariyeri olan, bu konuda çalışmalar yürütmüş ve geçmişteki yargılama süreçlerinde bilirkişilik yapmış olan Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'ndeki 2 profesör söylüyor. Aslında bizim de savunmamızda dikkat çekmiş olduğumuz; USOM'un görevini yerine getirmediği, bir veri akışı veya veri kaybıyla ilgili ya da kişisel veri ihlaliyle ilgili herhangi bir tespitin bulunmadığı, yine Google ile ilgili olarak bir veri kaybının ya da veri ihlalinin olmadığı yönündeki tespit ve değerlendirmelerin tamamı, size UYAP üzerinden göndermiş olduğumuz ve şimdi ıslak imzalı halini yine bir arkadaşım vasıtasıyla sunmak istediğimiz bilimsel raporda da yer alıyor.
Sayın Başkan, değerli heyet; sona yaklaştım. Ama tüm bu anlattıklarımın üzerinden tekrar geçmek gerektiği düşüncesindeyim. Zira burada, özellikle Eylem 13 ile bağlantılı olarak hem cezaların infaz rejimi hem de soruşturma ve yargılama aşamasındaki hukuka aykırılıklar bağlamında çok ciddi hak ihlallerinin meydana geldiği, insanların özgürlüklerinin haksız yere kısıtlandığı kanaatindeyim. Ben, sanık müdafii olarak 'ın haklarını korumak için buradayım; ancak diğer yandan vicdanım, özellikle İstanbul Planlama Ajansı'nda çalışmış olan 2 gence yönelik suçlamalar noktasında ciddi bir azap duyuyor. Öyle ki yöneltilen suçlamalar karşılığında talep edilen cezaların hiçbir şekilde infazı söz konusu olmayacaktır. Şu an tahliye kararı verseniz ve yargılama sonunda bu mahkumiyet kararları kesinleşse dahi bir daha cezaevine girmeyecek olan insanların, yargılamanın başından beri tutuklama tedbiriyle karşı karşıya olduğunu ifade etmek ve mahkemenizce bu noktada bir değerlendirme yapılmasını istemek durumundayım. Değerli meslektaşlarım Enes ve 'in katkılarıyla birkaç soru sormak istiyoruz. Bu soruları size yöneltmeyeceğiz; bu sorular mahkeme salonunda yankılanacak ve cevabını hemen ardından ben vereceğim. USOM raporunda veri sızıntısını sağlayan unsur olarak Google ürünleri ya da Google Tag Manager var mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Google Tag Manager; isim, soy isim, T.C. kimlik numarası ve adres gibi kişisel verileri başka mecralara ya da kişilere aktarır mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Peki bu verileri alabilir mi, işlevi bu mudur? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Uygulamayı bir kenara bırakırsak, web sayfalarıyla ilgili Google Tag Manager kaynaklı bir veri sızıntısı söz konusu mu? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Dosyadaki bilgi notu, Google'ı veri sızıntısı konusunda suçluyor mu? Google ismi bile geçmiyor, cevap: Hayır, Sayın Başkan. Google kodları birçok bakanlığın, Cumhurbaşkanlığının ve resmi kurumun sayfalarında mevcut mu? Cevap: Evet, mevcut Sayın Başkan; ama onlarla ilgili devam eden bir soruşturma yok. Veri sızıntısının kaynağı olduğu değerlendirilen sunucuya 'ın erişimi var mı? Burada sanıklara da sorduk, cevap: Hayır, yok Sayın Başkan. "İstanbul Senin" uygulamasının yazılımlarına 'ın erişimi var mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. 'ın Google Tag Manager hesabına erişimi var mı ya da hiç olmuş mu? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Google Tag Manager'a erişim suç mu? Eğer suçsa tüm kamu kurumları bu suçu işliyordur; cevap: Hayır, Sayın Başkan.
Peki Google Tag Manager web sayfalarını iyileştirmek ve öne çıkarmak için mi kullanılıyor? Cevap: Evet, Sayın Başkan. 'ın İBB'deki sorumluluğu yazılım alanında mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. 'ın herhangi bir veri alanına erişimi var mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Dosyadaki maillerde, "İstanbul Senin" uygulamasının yöneticilerine ya da yazılımcılarına tarafından atılmış bir mail var mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. USOM raporunda 'a yönelik bir tespit söz konusu mu? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Raporda sızıntının kaynağının olabileceğine dair bir delil var mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Google Tag Manager; sayfanın daha çok görülmesi, kullanıcı istatistiklerinin bilinmesi ve verimliliğin artırılması dışında bir işe yarar mı? Cevap: Hayır, Sayın Başkan. Google Tag Manager sayfasının daha çok görülmesi, kullanıcı istatistiklerinin bilinmesi ve verimliliğin artırılması dışında bir işe yarar mı? Bu dosya kapsamında yapılan savunmalar, müvekkilimizin beyanları, USOM raporundaki değerlendirmeler, Boğaziçi Üniversitesi bilirkişi raporu ile ve diğer uzmanlar tarafından sunulan mütalaalar çerçevesinde bu sorunun cevabı da hayır Sayın Başkan. Dosyanın dayanağı olan ses kaydında yer alan DM teknolojisi, İBB ya da herhangi bir iştirak tarafından satın alındı mı? Hayır Sayın Başkan. Ses kaydında Google'ın rakibi olan Adform şirketi tavsiye ediliyor mu? Evet Sayın Başkan. Ses kaydında Google kötüleniyor mu? Evet Sayın Başkan. USOM raporu, Erol Naim Özgüner'i yalanlıyor mu? Evet Sayın Başkan. "İstanbul Senin" yazılımcılarının, 'ın kişisel veri ihlali oluşturabilecek bir kod yerleştirme talebi olduğuna dair ifadeleri söz konusu mu? Hayır Sayın Başkan. Google'ın sağladığı bu web hizmetine alternatif yerli ve milli bir hizmet sağlayıcısı mevcut mu? Hayır Sayın Başkan. Başsavcılık dosyasındaki raporda, kişisel verilerin kasten sızdırıldığına dair bir tespit var mı? Yok Sayın Başkan. USOM raporunda siber saldırılardan bahsediliyor mu? Evet Sayın Başkan. Sızıntıya yol açan eylemlerin ya da işlemin kim veya kimler tarafından yapıldığı tespit edilebilmiş mi? Hayır Sayın Başkan. Mevcut kodlar, sunucular, yazılımlar ve veri merkezlerine erişim sağlayıcıları aynen duruyor mu? Halihazırda uygulanıyor mu? Evet Sayın Başkan. Yani USOM müdahale etmemiş mi? Etmemiş Sayın Başkan. Öyleyse sızıntı olasılığı hala mevcut mu? Savcılığın iddiasına göre halihazırda devam ediyor Sayın Başkan.
Savcılık bu konuda herhangi bir işlem yapmış mı peki? Hayır Sayın Başkan, yapmamış. "Super App" fikri Kadir Topbaş döneminde üzerine çalışılmış ve hayata geçirilmek istenmiş mi? Evet Sayın Başkan. İBB Veri Laboratuvarı çalışmasıyla 'ın herhangi bir dahiliyeti söz konusu mu? Hayır Sayın Başkan. Bu yönde herhangi bir ifade ya da delil mevcut mu? Bu da yok Sayın Başkan. Bu çalışmayla ilgili herhangi bir mecraya, sunucuya ya da çalışma alanına erişimi söz konusu mu? Hayır Sayın Başkan. İBB'nin kamusal fayda maksadıyla yaptığı çalışmaların ve projelerin töhmet altında bırakılması hukuki mi? Hukuki değil Sayın Başkan. İBB çalışanları… Bulunmayarak reddedilen, hayata geçirilmeyen binlerce sunum söz konusuyken; kamu zararı oluşmayan bir durumda çalışanların sorumluluğuna gidilmesi mümkün mü? Normalde mümkün değil Sayın Başkanım. Anonimleştirilmiş veri, kişisel veri midir? Yani Google Tag Manager'ın topladığı veriler kişisel veri midir? Değildir Sayın Başkan. Dijitalleşen dünyada kişisel veri hangi yasalarla korunuyor? Türkiye'de KVKK, Avrupa'da GDPR ve Amerika'da CCPA; bu üç kanun ve regülasyon, anonim veri ile kişisel veriyi çok özenli bir şekilde ayırır. Kamuda ve özel sektörde anonim verilerin nasıl kullanılabileceğini ve nasıl fayda sağlayacağını düzenler. Dosya içerisindeki İBB evraklarına göre; "İstanbul Senin" uygulaması içinde oluşturulabilecek alanların ve mobil entegrasyonların sağlanması ve işletilmesi sözleşmesiyle sorumluluk kime ait? İBB'ye değil Sayın Başkan, Platform İstanbul'a ait. Sayın Başkan, son tahlilde suçun unsurları ve tahliye talebiyle ilgili meslektaşım açıklamalarda bulunacak ancak çok önemli gördüğümüz son bir konu var. Ben bu sorumluluğun yükünü tek başıma omuzlarımda taşımak istemiyorum; bu yükü mahkeme heyeti olarak benimle paylaşmanızı istiyorum. Çünkü bu mesele binlerce kamu personelini ve siz hakimleri de yakından ilgilendiren, kamuda e-imza kullanan herkesi etkileyen bir konudur. Bu sorumluluğu devretmek istedim ama devralmak istemediler, henüz bir geri dönüş de yapmadılar; belki sizi ciddiye alırlar diye sizinle paylaşmak istiyorum. İfade ettiğim gibi, Google Tag Manager meselesi ve Eylem 13 ile ilgili Boğaziçi Üniversitesi'nden bir bilimsel mütalaa aldık. O mütalaayı size sundum, inceleyeceksiniz. Biz bu web sayfalarını incelerken ve araştırma yaparken; bu yargılamada suçlanan insanların ne kadar haksız yere tutuklu bulunduklarına örnek teşkil edebilecek, aynı zamanda Türkiye'deki genel kişisel veri güvenliği sorununa işaret eden bir tespitte bulunduk. Müvekkilimiz 'ın savunmasının başında, dilekçemin ekinde sunduğum raporla bu sorumluluğu artık sizlerin de omuzlarına yükledim.
Boğaziçi Üniversitesi'ne Kasım ayında yaptığımız başvuru sonucunda Mart ayında çıkan teknik raporda, kamu personelinin kullandığı e-imzalarla ilgili bir risk fark ettik. Bildiğiniz üzere e-imzaları üretmeye yetkili tek makam TÜBİTAK'tır. Hocalarımız internet sayfaları üzerindeki incelemeleri yaparken, şu anda ciddi bir veri açığına sebebiyet verebilecek bir sorun tespit ettiler. Sorumlu bir vatandaş ve hukukçu olarak; eğer bir veri açığı tespit ettiysek bunu kamu kurumlarına bildirmemiz gerektiğini düşündük. Bu konuda yetkili merci USOM'dur. Ancak biz doğrudan USOM'a yazmak yerine, KEP üzerinden BTK'ya, yani USOM'un bağlı olduğu üst makama bu durumu bildirdik ve hazırlanan raporu kendilerine gönderdik. Sadece bununla da sınırlı kalmayalım; aynı zamanda bu veri ihlali TÜBİTAK'taki e-imzalardan kaynaklandığı için, biz bunu TÜBİTAK'a da gönderelim ki bir an önce bu düzeltmeleri yapsın dedik ve TÜBİTAK'a da KEP üzerinden bu raporu gönderdik. Size UYAP üzerinden de sunduğumuz bu teknik değerlendirme raporu şunu söylüyor: "TÜBİTAK bünyesinde Kamu Sertifikasyon Merkezi (Kamu SM) vardır. Burada elektronik imza altyapısında kullanılan bir sunucunun iletişim güvenliği sorun oluşturmaktadır." Rapor; mevcut durumun analizini, tespit edilen güvenlik risklerini ve önerilen iyileştirme adımlarını içermektedir. Şunu ifade ediyor: Normalde e-imza kullanılacağı zaman —sizlerden örnek vereyim— TÜBİTAK sizlere birer tane e-imza göndermiştir; bilgisayarınıza takar ve kararları imzalarsınız. Bu işlem için kullanılan bir "kapı" vardı; onaylama işlemleri oradan gerçekleştirilir, imza atılır ve işlem biterdi. Ancak daha sonra TÜBİTAK bu konuyla ilgili bir güncelleme yaparak yeni bir kapı açtı. Artık bu yeni kapı kullanılıyor. Fakat bu yeni kapıyı açtıktan sonra TÜBİTAK, eski kapıyı yani arka kapıyı kapatmayı unuttu. Halihazırda hackerların bu açık bırakılan kapıyı kullanarak içeri girmesi, e-imza sertifikalarını kopyalaması, kişilerin e-imzalarıyla e-Devlet üzerinden banka hesaplarına ulaşması ve para hareketlerini kontrol etmesi mümkündür. Ve yine sizden örnek vereyim; bir başkasının bir karar yazıp, o karara ilgili hakimin e-imzasını sanki kendisi atmış gibi eklemesi bile bu açık nedeniyle mümkün olabilir diyor. Ve bir veri açığı olarak tespit ediyor. Bu raporu BTK'ya gönderdik. BTK bize 30 Mart tarihinde KEP üzerinden cevap vererek, "Artık bu işlere ben bakmıyorum, Siber Güvenlik Başkanlığı bakıyor," dedi. Biz sorumlu vatandaşlar olarak hak ve hukuk aramaya devam ettik ve Siber Güvenlik Başkanlığına bu konuyla ilgili yazımızı yazdık. Anladığımız kadarıyla inceleme hala devam ediyor; çünkü bildirimi 29 Mart tarihinde yapmış olmamıza rağmen, bugün ayın 8'i ve aradan geçen 10-15 güne rağmen, bu sabah saat 09:00 itibarıyla kontrol ettiğimizde aynı veri açığının hala devam ettiğini gördük. Sayın Başkan, varacağımız netice şudur: Birincisi, bu konuyla ilgili bana yardımcı olursanız sevinirim; gerçekten kimsenin vebalini üzerimde taşımak istemem. Lütfen siz de Siber Güvenlik Başkanlığına bu raporu gönderin; bizi ciddiye almıyorlar, belki sizi ciddiye alırlar. Zaten USOM'un görevini yerine getirmediği, bu dosya içerisindeki raporlardan da kolaylıkla anlaşılabiliyor. Ancak diğer taraftan bu örnek, tek başına Türkiye'deki kişisel verilerin korunması meselesinde nasıl bir problemle karşı karşıya olduğumuza işaret etmektedir. Bu hatayı yapıp o arka kapıyı kapatmayan, hatayı düzeltmeyen insanlar hala kamuda görevlerine devam ederken; kişisel veri suçlamalarında belki de en uzun ve tek tutukluluğun yaşandığı bu dosya göz önüne alındığında, Eylem 13 ile ilgili mahkemenizce ivedi bir değerlendirme yapılmasını talep ediyorum. İnfaz rejimi ve hükümleri çerçevesinde aslında tek bir gün bile kapalı ceza infaz kurumunda kalmaması gereken bu kişilerin özgürlüklerinin iade edilmesi zarureti vardır.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.