Savunma

Yener Torunler Müdafi Ahmet Keskin Savunması

Müdafi savunması·Yener Torunler·12 Mayıs 2026 · Kaynak

Öncelikle müvekkilim çok samimi bir ifade verdi. Bu süreç, kendisi açısından ilk ifadeye çağrıldığı andan itibaren devam ediyor. Çok güçlü figürlerin ve kamuoyunu etkileyebilecek maddi manevi anlamda kuvvetli tarafların olduğu bu dosyada müvekkilimiz, emekli olduktan sonra çalışmak zorunda kalan bir emekli memurdur. Emekli olduğu dönemde kızı liseye, oğlu üniversiteye hazırlanıyordu; o zamandan beri çalışıyor. Hala kredi ödüyor ve borçlarını ödeyerek çocuklarına birer barınak bırakmaya çalışıyor. Maalesef iddianamenin 59. eyleminin esas muhatabı burada değil. Oraya ilişkin sorunlar ve soru işaretleri giderilmeye çalışılırken sadece müvekkilim değil, şirketin tüm çalışanları yani başka hiçbir çıkarı olmayan bu insanlar mağdur ediliyor. Müvekkilimin konumu ve yaptığı iş gereği; Cebeci'de hafriyatın nasıl döküldüğü, kamyonların nasıl tartıldığı, fiş veya faturanın nasıl kesildiğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kendisi çok net bir ifadeyle "benim için resmi bir daireden evrak alıp getirmek neyse, bankadan para alıp getirmek de aynı iştir" demiştir. Emekli polis olması, koruma mevzuatını bilmesi ve silahlı olması nedeniyle bu işler iş yerinde kendisine yaptırılmıştır. Müvekkilin isnat edilen eylemlerde yer almasının tek sebebi orada çalışıyor olması ve bu işi yapabilecek nitelikteki tek personel olmasıdır. Benzer hususlar Ahmet Gürlü sorgusunda da tartışılmıştır; paraların bankadan alınıp iş yerine teslim edilmesi tamamen güvenlik ve koruma mevzuatı ile ilgilidir.

Yener Torunler Müdafii

Kendi savunmama geçmeden önce müvekkilimin bugün söylediklerini değerlendirmek istiyorum. Müvekkilim neden koruma görevlisi veya şoför olmadığını ısrarla anlatıyor; çünkü savcılık tüm soruları ve ifadeleri bu yönde kurgulayarak, müvekkilimi bir koruma veya şoför olarak kayda geçirmeye çalışıyor. Müvekkil ne korumadır ne de şofördür. , sanıkların ve bilgi sahiplerinin beyanlarına göre gün boyu şantiyelerde gezen, işinin peşinde olan birisidir. Müvekkil ise hep aynı binada duran; binanın idari işleriyle, personelin nerede çalışacağıyla, izinlerle, mutfakla, araç arızalarıyla, tescil işlemleriyle ve resmi yazışmaların teslimiyle ilgilenen biridir. Müvekkilin ile 11 yıl boyunca ettiği toplam sohbet, bir yemekte geçirilecek zaman kadardır; odasına sadece iş veya evrak için girer, işini söyler ve çıkar. Şirketin diğer çalışanlarına müvekkilim ile patron arasındaki ilişkiyi sorduğumuzda hepsi benzer şekilde mesafeli bir ilişkiden bahsetmiştir. Bu şoförlük ve koruma iddiasıyla müvekkil ile arasında suni bir yakınlık kurulmaya çalışılıyor. Sanki bütün günü birlikte geçiriyorlarmış, araçtaki her konuşmadan veya gidilen her yerden müvekkilin haberi varmış gibi bir algı yaratılmak isteniyor.

Yener Torunler Müdafii

59. eylemde hafriyat, maden, Cebeci ve finans gibi konulara ilişkin birçok toplantıdan söz ediliyor ancak hiçbir tanık veya ifade Yener'in bu toplantıların birinde bile bulunduğunu söylemiyor. Müvekkilimin bu toplantılara katıldığına veya fikir beyan ettiğine dair tek bir delil yoktur. Delil olmayınca şoförlük ve koruma iddiası üzerinden bir kimlik yaratılmaya çalışılıyor; buna müsaade etmeyiz çünkü müvekkilin yaptığı iş açıkça bellidir. Müvekkil, finans ve muhasebe işlerinden bilgisi olmadığını anlatmak zorunda kalıyor çünkü ana suçlama "Yener gidiyordu, bankadan para çekiyordu" iddiasıdır. Şirket çalışanları da bu paraların 'nun şahsi hesaplarından çekildiğini doğrulamaktadır. Bu işlemler finans biriminin talimatıyla yürütülür; bankaya hangi personelin gideceği bildirilir. Personel bankaya gittiğinde mail gelip gelmediğini sorar, ardından aranarak veya mobil onay verilerek para çekim işlemi tamamlanır. Çekilen para da alınır şirkete getirilir.

Yener Torunler Müdafii

Şimdi bu paranın şirkete getirilmesinden sonraki husus çok ilginç bir şekilde önemli bir konu haline gelmiş. Efendim kasanın iki tane anahtarı varmış, bu kasanın iki tane anahtarından bir tanesi de müvekkil 'daymış. Evet, benim de ofisimde kasa var. Benim de ofisimde iki tane anahtar var. Benim de bir tane çalışanım var. Birden fazla çalışanım var, anahtar sadece bir tanesinde duruyor. Yani anahtarı ortalıkta ellerde gezdirmiyoruz, içerisinde işte evraklar var, senetler var vesaire. Yani dolayısıyla iş yerinin bir sorumlusu var. O kasanın açılması gerekirse, örneğin ofise bir müvekkil gelirse ve senedini almak isterse; şimdi ben buradayım, telefon ederim, "Kasayı aç, senedini teslim et, evrak düzenle gönder" derim. Şimdi benim çalışanım nereden bilecek? Benim o senedi hangi amaçla aldığımı, arkasında hangi işlemin olduğunu, hangi sözleşmeye konduğunu, bir suça bulaşıp bulaşmadığını nereden bilecek? Nasıl bilecek? Bana mı soracak? "Avukat bey açmıyorum kasayı, vermiyorum. O senet nedir? Biz bunu gelene teslim edemeyiz." mi diyecek? Mümkün mü böyle bir şey? Yani herhangi bir iş yerinde, özel sektörde böyle bir işçi-işveren ilişkisi kurulması mümkün mü? Anlaşılan 'in üzerine tepinmişler, iddianamenin her yerine sokmuşlar. Ne diyor? İşte "Kasanın anahtarının olmasından kaynaklı işçi-işveren ilişkisini aşan bir güven ilişkisi var." Çıkarıma bakar mısınız? Yani ikinci bir önermeyle falan da desteklenmemiş. Yani şunları şunları şunları yapmışlar, artı bir de kasanın anahtarı varmış da değil; sadece kasanın anahtarının varlığına dayanıyor.

Yener Torunler Müdafii

Şimdi 'e evraklar verilmiş. Biz talep ettik TMSF'den alamadık. Bu evraklar bizim işimize yarayacak Sayın Başkanım, incelemenizi rica ediyoruz. Tahliyeler için daha zaman var. Şimdi biz inceledik, yani geçen cuma günü gittik, kalemdeki sağ olsun arkadaşlarımız da yardımcı oldular inceledik. Orada tek tek tek tek hangi masrafın niçin yapıldığı yazıyor. Hatta o masrafları böyle listelemişler, Yener Bey'i getirmişler, Yener Bey imzalamış, imzaladıktan sonra muhasebeye göndermiş. Orada açıkça anlatıyor. Yani her ne kadar bizim istediğimiz evraklar sunulmamış olsa da dosyaya, Semih lehine sunulan evraklar aslında bizim müvekkilimizin ne iş yaptığını açık seçik ortaya koyuyor. Yani orada bir karar verici pozisyonunda olmadığını, özellikle işin ticari boyutuna dair bir iradesi olmadığını ve irade sergileme olanağı da olmadığını o evraklardan rahatlıkla anlayabilirsiniz. Yani kahve içilmiş, çay içilmiş, arabaya bir şey alınmış, işte binaya şu alınmış; onların masrafları tutulmuş, Yener Bey onları incelemiş, imzalamış, muhasebeye vermiş, muhasebe finans getirmiş, finans da ödemesini yapmış.

Yener Torunler Müdafii

Şimdi neden anlatıyor Yener Bey, evrak ve benzeri işte getirilmesini, götürülmesini? Çünkü iddialar bundan ibaret. Az önce, ben her ne kadar yargılamaya bir katkı sunmadığını düşünsem de aslına bakarsanız o anlamda itirazım olsa da işte noterden araç meselesi veyahut da kart meselesi... Yani ramazanlarda işverenler çeşitli hayır kurumlarına kartlar gönderiyorlar. Şimdi buranın bir çalışanı, örneğin bir şoförü, patronuna; "Efendim siz bu kartları gönderemezsiniz, ben bunları götüremem, zinhar bu bir suçtur" demesi gerekiyor mu? Yani böyle bir şeyden şüphelenmesi gerekiyor mu yani ramazanda şirketin yardım göndermesinden, yardım kartları dağıtmasından? Kimin eliyle dağıtıldığının ne önemi var? Kimin eliyle dağıtılıyorsa dağıtılıyor. Neticede amaç belli; kamu yararına. Kamu yararına dağıtılıyor. Bunun Türkiye'de yaygın bir uygulama olduğunu hepimiz biliyoruz. Kamu kurumları, dernekler, sivil toplum örgütleri değil mi? Bu kartları ramazanda dağıtıyorlar. Nasıl dağıtıyorlar? Üyelerinden aidat toplayarak veyahut da bağış toplayarak. Nasıl bulunuyor? Hayırseverler, kurbanlarda da olmuştu kurban bağışlıyorlar, şey yapıyorlar; bu şekilde yürüyor.

Yener Torunler Müdafii

Burada belli ki bahsi geçen süreçte , hiç hayır yapamayacak duruma düşmemiş. Yani hiç böyle bir para harcayamayacak duruma düşmemiş. Konkordato ilan etmiştir, etmemiştir, işte iflasın eşiğine gelmiştir gelmemiştir; o onun kendi iş hacminde bileceği bir şey, bizim çok bilebileceğimiz bir şey değil. Müvekkilin bulunduğu yerden de ancak şunu izleyebilir: Personelin maaşları yatmamaya başladı mı? İşte şirkette yemek çıkmamaya başladı mı? Efendim şirketin binasındaki eksikler artık giderilememeye başladı mı? Araçlar arızalandığında araçlar tamir edilememeye başladı mı? Mesela bunlar benim müvekkilim açısından 'nun bir ekonomik çöküş yaşadığını anlayabileceği hususlardır. Şimdi bunların dışındaki bir kısmı, kendi bulunduğu yer itibarıyla, kendi konumu itibarıyla Sayın Başkanım anlaması mümkün değil. Çünkü finansa ilişkin, muhasebeye ilişkin ne bir görevi ne bir yetkinliği var. Hani şimdi göreviniz olmaz, başka bir alanda çalışıyorsunuzdur fakat yetkinliğiniz vardır. Yetkinliğiniz olduğu için gözlem yapma kabiliyetine sahipsinizdir. Fakat enteresan bir şey söylüyor; diyor ki, son sekiz on aya kadar biz finansla muhasebeyle farklı yerlerde çalışırdık. Onlar başka bir yerleşkede çalışırlardı, biz başka bir yerleşkede çalışırdık. Dolayısıyla finansın, muhasebenin ilişkilerine, işlerine, şirketin ticari meselelerine dair hakimiyetinde bir eksiklik olması, iddianamede belirtildiği gibi birilerini korumaya ve bir şeyleri saklamaya, gizlemeye çalıştığına delalet etmez. Öyle bir misyonu yok, öyle bir özelliği yok.

Yener Torunler Müdafii

Cumhuriyet Halk Partisi konusuna özellikle değiniyor. Ona değinmeyi çok istedi. Çünkü o aynı zamanda bir siyasi örgüt. Yani tek başına bir suç örgütü değil. Yani "Burada işte gelir elde edelim, bu gelirlerden çok para kazanalım, bu paraları da harcayalım zengin olalım" amacı taşıyan bir örgüt değil iddianameye göre. İddianameye göre bu örgüt Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmeye çalışan, Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirdikten sonra da işte Cumhurbaşkanlığı'nı ele geçirmek diye bir kavram mı nasıl kullanacağız bilmiyorum ama Cumhurbaşkanlığı'nı ele geçirmeye çalışan bir örgüt. Efendim hani onun yorumlarını ben yapmıyorum ama Cumhurbaşkanlığı'nı da birileri ele geçirmeye çalışacak işte; birileri çalışacak birileri çalışacak, birileri Cumhurbaşkanı olmaya çalışacak. Müvekkil özellikle burada açık seçik şunu ifade ediyor; "Ben" diyor "Cumhuriyet Halk Partiliyim." Bunu saklamıyor, bunu gizlemiyor, hatta bunu gururla söylüyor. Bunu sandıkta nasıl bu tavrı koyuyorsa burada da koyuyor.

Yener Torunler Müdafii

Ama orada değindiği husus çok önemli Sayın Başkanım; diyor ki "Ben" diyor "mahallede delege bile olmadım." Hatta ben biliyorum, mahalledeki delege seçiminde oy kullanmaya gitmedi. Yakınımdır, yani akrabamdır. Bahsi geçen kurultaya katılmadı. Her üye katılabiliyor mu kurultaya? Her üye katılabiliyor. İlla delege olması gerekiyor mu? Gerektirmiyor, izlemeye gidebilir. Orada birilerine müdahale edebilir değil mi? Üyesi olduğu örgüt adına kalkar gider Küçükçekmece'deki tanıdığı Cumhuriyet Halk Partililere "Efendim siz ona oy vermeyeceksiniz, buna oy vereceksiniz" diye çalışma yürütür. Bu örgüt üyesinin böyle yapması gerekir. Şimdi bu örgütün Cumhuriyet Halk Partili olmayan üyeleri bunu yapmak durumunda mecbur değildirler, onlar örgütün başka kısımlarında çalışıyorlar herhalde iddianameye göre ama Cumhuriyet Halk Partisi üyesidir. Bu örgüte de eğer bir örgüt üyesinin olması gerektiği gibi amacını bilerek, bir süreklilik ilişkisi içerisinde iradesini teslim ederek katıldıysa örgütün en önemli faaliyetine katılır.

Yener Torunler Müdafii

İl kongresine gitmiyor, Kurultay'a gitmiyor; Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmeye çalışan örgütün üyesi. Yani özellikle değiniyor, özellikle de anlatıyor. Ben, bunun önemli bir anlatım olduğunu düşünüyorum, o yüzden müdahale etmedik. Şimdi HTS kayıtlarından Kurultay'a gitmediği açık. Biz HTS kayıtlarını ve ham kayıtları ayrıntılı inceledik; Kurultay'a gitmediği net bir şekilde ortada. Burada özellikle şu hususu belirtiyor: "Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim. Yöneticiler gelir geçer, başkanlar gelir geçer, başkan adayları gelir geçer. Bizim yolumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün yoludur. Bizim yol göstericimiz ve öncümüz odur. Biz onun ilkelerine ve prensiplerine göre siyaset yapıyoruz." diyor. Aslında bu ifadede şunu söylemiyor mu? "Ben 'nun örgüt üyesi olmam, ben Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyesi olurum." demek istiyor. Yani "Benim irademe kalsa, bana sorsanız 'Bu örgüte üye olur musunuz?' diye, ben örgütüne üye olmam. Cumhuriyet Halk Partisi'ndeyse aynı çatıda olabiliriz, değilse olamayız. Ben her zaman Cumhuriyet Halk Partisi diyorum." diyerek kendisini açıkça ifade ediyor. Aslında bu örgüt sözleşmesine ilişkin en net ve en yalın ifadeyi açıklıkla vermiş oluyor.

Yener Torunler Müdafii

Mal varlığına ilişkin çok rahatsız edici bir ifade var; ayrıntılı sunumuma geçince bunu izah edeceğim. Bahsi geçen dönemde mal varlığında artış yaşandığını söylüyor ama bunu hiçbir şeye dayandırmıyor. Yani ortada sadece devam eden bir daire var. Bu iddianamede, bu örgütün milyarlarca parayı kamu zararına uğratmak suretiyle elde ettiği iddia edilmiyor mu? Bu zararın ve paranın en büyük kısmı Cebeci'de dönmemiş mi? Bu paranın en çok döndüğü yerde, iddianameye göre , 'nun en yakındaki adamı değil mi? Koruması, şoförü, her yere beraber gittiği adam değil mi? Bu adamın kredi borcu olur mu ya? İddianamede bahsedilen 'in kredi borcu olması mümkün mü? Bunu başka sanıklar da anlattı. Kendisi de anlatıyor; yıllardır idare müdürü olarak çalışıyor. Yanında çalışan yardımcısı Murat Yıldırım var. Geçtiğimiz dönem şirket içerisindeki görev değişikliklerinde Murat Yıldırım genel müdür yardımcısı oluyor. Herkesin görevi bir şekilde değişiyor ama 'in yeri değişmiyor. Neden? Çünkü örgüt üyesi işte!

Yener Torunler Müdafii

Yani patronun, özür dilerim "örgüt yöneticisi" 'nun en yakındaki adamı; milyarlarca parayı beraber yönetiyorlar. Peki, bu adam ne kadar maaş alıyor? 80.000-90.000 TL maaş alıyor. Oğlu gayrimenkul değerleme uzmanı, kızı elektrik mühendisi, eşi hâlâ çalışmaya devam ediyor. Bir evde 4 kişi çalışıyor. Bir evde 4 kişi çalışıp Sefaköy'den 50 yıllık 2 tane daire almışlar. Sayın Başkanım, burada filler tepişirken ben de izliyorum. Bir yandan isimler geçiyor: Hakkı Güllekler, Ekrem Onur Gür, Aytunç Arduanlar, madenciler, iş adamları, petrolcüler... 1 senedir burada, başta müvekkilim olmak üzere insanlar somut suç isnadı olmadan cezaevinde tutuluyor. İddianame aslına bakarsanız nesnel değil; soyut ve açıkça yönlendirilen ifadelerden oluşan bir iddia var. Dikkat ederseniz çok sayıda sevk maddesi var: Nitelikli dolandırıcılıktan Vergi Usul Kanunu'na, orman ve çevre kanunlarından örgütlü suçlara kadar.

Yener Torunler Müdafii

Savunmamızı yapacağız ama şunu ifade etmek istiyoruz: Müvekkilimize bu kadar çok suç isnat edilmesi mümkün değil. Bunların isnat edilebilmesi için Yener Bey'in örgüt üyesi olması gerekir. Eğer iştirakten, yani 224. maddeden bu suçlar yöneltilecekse; bunlara nasıl iştirak ettiğini, hangi fiille katıldığını, hangi davranışıyla bu eylemin muhatabı olduğunu izah etmek gerekir. İnsan bu kadar yoğun bir kaygıyla cezaevinde kalınca büyük zorluklar yaşıyor. O maddelerin hepsini alt alta toplayıp hesaplarsanız yıllarca hapis cezası yapar. Sanıklar bunları hesapladıkları zaman hakikaten bu cezaları alabileceklerini düşünüyorlar. Yener Bey'in orman kanunundan, çevre kirliliğinden veya Vergi Usul Kanunu'ndan ceza alması mümkün mü? Mümkün değil. En kötü senaryoyu ağzıma bile almak istemiyorum ama durum buyken tutukluluğun devam etmesinin bir manası var mı? Bu, ölçülülük ilkesine uygun değil. Pekâlâ tutuksuz yargılanabilir.

Yener Torunler Müdafii

2 tane çocuğu var, eşi var, yaşlı annesi ve babası var. Kredi ödüyor. Bu yaştan sonra ailesini bırakıp gideceğine, cezaevinde yatacağına haftada 1 gün imza verir ya da görüşür. Dolayısıyla tutukluluk, başlı başına bu yargılamanın sorunu olmuştur. Müvekkilim her şeyi samimiyetle anlatmaya çalışıyor ama anlattıkça bir yere varamıyor; adeta akıntıya karşı, nehirde ters yöne yüzmek gibi. Anlatıyor; "Gecekondu sahiplerinin hakları ödendi" diyor. Herkesin beyanı var; Şükrü Bey'in ve buradaki tüm sanıkların beyanı da bu yönde. Buna Sultangazi Belediyesi aracılık etti, yardımcı oldu. Neden yardımcı oluyorlar? Meslektaşlarım ayrıntılarıyla anlattı, çok girmek istemiyorum ama Cebeci bölgesi metruk bir yer gibiydi. Yerel yöneticiler de bu durumdan sıkıntılıydı ve bir an önce toparlanmasını, kullanılabilir hale gelmesini istiyorlardı. İşveren oradaki hak sahiplerinin haklarını ödüyor; bu durum tüm şirket ve herkes tarafından biliniyor.

Yener Torunler Müdafii

Bunun dışında bir villa inşaatı var. İtalyanlar ekipleriyle geliyor; mermer ve başka malzemeler getirip çalışıyorlar. Buraya milyonlarca para harcandığı biliniyor. İşverenin kendi ekonomik durumundan kaynaklı ciddi harcamalar yaptığı kamuoyu tarafından da biliniyor. Bunun illa müvekkilim tarafından bilinmesi gerekmiyor. Ayrıca bu dosyaya bakan herkes görüyor; az önce uzun uzun anlatıldı, nerelere milyonlarca bağışlar yapıldı. Bu kadar bağış yapabilen bir kişi, kendi hayatında da muhakkak para harcıyor ve nakit para bulunduruyor. Bu nakit parayı nasıl elde ettiler? gidip banka kuyruğunda beklemiyor; finansal talimat veriyor, "Para çekilecek." diyor. Yener Bey de gidiyor, parayı çekip getiriyor. Yargıladığımız şey bu, anlatılan hikaye budur. Şu anda bunu anlatıyoruz. Soruşturma aşamasında anlatıyor fayda etmiyor, tahliye talebinde anlatıyor fayda etmiyor. Şimdi anlattı fayda edeceğini düşünüyorum. Niye fayda edeceğini düşünüyorum? Çünkü diğer sanıklar da dinlendi ya Cebeci'deki diğer sanıklar. Mesele aslında büyük oranda netleşti.

Yener Torunler Müdafii

Önümüzdeki iddianame 7 bölümden oluşuyor. 1'incisi suç örgütünün genel yapısı ve özellikleri, soruşturmanın genel özeti, örgüt liderinin Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde gerçekleştirdiği eylemler, örgüt liderinin İBB Başkanı olduğu dönemde örgütün tıpkı bir ahtapotun kolları gibi il geneline yayılan eylemleri, iştirak şirketleri eliyle gerçekleştirilen eylemler, örgüt mensubu olan şüphelilerle örgütsel konumla ilişkin deliller, suç tavsifleri ve sevk maddeleri. Şimdi 1'inci bölümün 1'inci başlığı örgütün en az 3 kişiden oluşması. Şahısların arasında kademeli bir bağın bulunması ve tek bir organizasyon çerçevesinde suçların işlendiğinden bahsediliyor. Örgüt şemasında müvekkil Murat Gülibranhimoğlu'na bağlı üye olarak konumlandırılmış. Daha yukarısıyla ya da yan kollarıyla herhangi bir bağ gösterilmiyor. Oysa yargılama sürecinde ortaya çıkan delillere ve 'nun para verdiği yerlere bakılırsa, ve arasında da örgütsel bir bağdan söz etmek günden güne zorlaşıyor. Müvekkil ise ile sadece işçi-işveren ilişkisiyle bağlı ve Yargıtay kararlarına göre işçi-işveren ilişkisi aksi yönde somut deliller olmadan örgütsel bir ilişki olarak tanımlanamaz. Türk Ceza Kanunu madde 220 kapsamında suçun maddi unsurlarından olan üye olma fiilinin gerçekleşmesi için failin örgüt hiyerarşisine dahil olması ve süreklilik arz eden bir faaliyet içerisinde bulunması gerekir. Müvekkilin sadece iş akdi gereği talimat alması, örgüt hiyerarşisine dahil olduğuna dair somut bir maddi fiil teşkil etmemektedir.

Yener Torunler Müdafii

İddianameye göre kişiler arasında hiyerarşik yapı kurulmuş ve kamuda görevi olmamasına rağmen bazı örgüt üyelerinin kamu görevlilerine emir talimat verdiği anlaşılmış. Müvekkil kamu görevlisi olmadığı için biz bu bakış açısını şirkete yansıtmaya çalıştık. Yüzlerce kişinin çalıştığı şirkette müvekkilin örgüt üyesi olmasından kaynaklı kendisinden daha yetkili kişilere emir veya talimat verdiğine dair bir iddia var mıdır? Bahsi geçen örgütsel ilişki çalıştığı şirkette müvekkile ne tür bir fayda sağlamıştır? Mesela genel müdüre emir talimat verebilir mi? Ya da örgütteki yerinden kaynaklı şirketteki pozisyonu yukarı çekilmiş midir? Örgüt lideri örgütten aldığı güçle CHP kongrelerine müdahale ettiğinden, parti binası aldığından, Özgür Çelik'i desteklediğinden, delegeleri satın alıp Özgür Özel'i desteklediğinden söz ediliyor. Peki eskiden beri CHP üyesi olan ve Küçükçekmece örgütünün bilinen üyelerinden biri olan müvekkil delege olmaya ya da Küçükçekmece delegelerinden birini etkilemeye çalışmış mıdır? Ayrıca müvekkil bugün burada verdiği ifadesinde parti yöneticilerinin gelip geçici olduğunu, kendisinin ilkesel olarak sadece Mustafa Kemal Atatürk'ü gördüğünü, önder olarak gördüğünü anlatmıştır.

Yener Torunler Müdafii

Örgüt yöneticileri başlığında 'ndan söz edilirken birçok usulsüz ihale aldığından, üzerinden kamu görevlilerine talimatlar verdirdiğinden söz edilmiştir. Peki müvekkilin alındığı söylenen ihalelerle veya suç gelirleriyle ilgisinin olduğuna dair herhangi bir tespit dosyada bulunmakta mıdır? Gizlilik başlığı altında örgüt üyelerinin yaptığı iddia edilen gizli toplantılardan bahsediliyor. Kime hangi avukatın gönderileceğinden bahsediliyor. 94'üncü sayfada 'nın ifadelerine yer veriliyor. Örgüt üyelerinin bu operasyon siyasi diyerek tavır alacağını söylüyor. Bu kısımda müvekkilin adı bile geçmiyor. Müvekkil burada böyle bir tavır almış mıdır? Müvekkile kimse avukat göndermiş midir? Müvekkilin avukatı benim, Bursa'dan geliyorum. 2 aydır başka hiçbir işle uğraşamıyorum. Kendisi çok yakınımdır, ailemdir. Dolayısıyla böyle bir fedakarlık yapıyoruz. Kimsenin 'e avukat gönderdiği filan yok. İfadeye çağrıldı, tutuklandı. Aile olarak kaderimizle baş başayız. Tek muhatabımız sizsiniz. Beklentimiz sadece sizin kararlarınıza ilişkindir.

Yener Torunler Müdafii

Ayrıca tüm aşamalarda samimi bir şekilde beyan veriyor ve bildiklerini anlatıyor. Her taraftan 1000 tane soru soruluyor. Bildiği kadarıyla anlatmaya çalışıyor. Savcılık soruyor Yener bey anlatıyor, sanıklar soruyor Yener bey anlatıyor, avukatlar soruyor Yener bey anlatıyor. Burada huzurunuzda bir sanık neden ben buradan tek bir yalan söylemeden şerefimle çıkacağım demek zorunda hisseder ki kendini? Hepimiz biliyoruz ki ceza yargılamasında sanıkların aleyhlerinde olacak hususlara ilişkin konuşması mecburi değildir. Yemin altında ifade vermezler. Ama benim müvekkilim yaşadığı travmadan kaynaklı burada sizin huzurunuzda yemin etme gereği hissediyor. Bir suçum yok, tek kelime yalan söylemeden buradan şerefimle çıkıp gideceğim diyor. Süreklilik başlığı altında savcılık etkin pişmanlık ifadelerine dayanıyor. Dayandığı hiçbir ifadede müvekkilin adı geçmiyor. Tanık 'in beyanlarında Yener yok. Ferhat Sayın'ın beyanlarında Yener yok. Gizli tanık Martı'nın beyanlarında Yener yok. Tanık Ömer Keskin'in beyanlarında Yener yok. Yağmur Cansu'nun beyanlarında Yener yok. 'ın beyanlarında Yener yok. Tanık 'nun beyanlarında Yener yok. İddianamenin devamında savcılık kaçak dökümü ayrıntılı anlatıyor ve Yener'den hiç bahsetmiyor. Burak anlamadım beyanlarında Yener yok. 'nın beyanlarında Yener yok.

Yener Torunler Müdafii

Savcılık hafriyat dökümü ile ilgili sonuç metni yazıyor. Orada da Yener'in adı yok. 'ın ayrıntılı ifadesinde, 'in ifadelerinde, 'ın ifadesinde, Aydın Soytekin'in ifadesinde, gizli tanık Zeytin'in ifadesinde Yener yok. İddianamenin ileriki safhalarında da müvekkilin örgüt adına hangi eylemi sürekli ve sistematik olarak yürüttüğü açıklanmıyor. Örgüt içerisindeki yeri, fiilleri, hangi menfaati elde ettiği, motivasyonunun ne olduğu, yetkilerinin neler olduğu tanımlanmıyor. İddianame faaliyet alanı ve amacı başlığında suç örgütü lider, yönetici ve üyelerinin eylemlerinin gerçekleştirilmesi veya elde edilen haksız kazancın örgüt içerisinde paylaşılması sürecinin tamamen belirli bir iş bölümü içerisinde gerçekleştirildiğini iddia ediyor. Peki soruyorum, benim müvekkilim bu elde edilen haksız kazancın paylaşılması sürecinde nerededir? Bu paralar örgüt içinde paylaşıldıysa müvekkilin payını acaba kim almıştır?

Yener Torunler Müdafii

Örgütün 2015'te Beylikdüzü'nde kurulduğu, 2019 seçim sürecine kadar burada faaliyet gösterdiği, 2019'dan sonra inşaat faaliyetleri gösteren şahıslar ve firmaları hedef aldığı, fon oluşturmak amacıyla eylemlerine devam ettiği ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı için oluşturulmak istenen fonu tamamlamak için iş insanları ve paravan şirketler kurduğu, imar usulsüzlükleri yaptığı anlatılıyor. Bahsi geçen tarihler arasında benim müvekkilimin hayatında hiçbir şey değişmiyor. 2014 yılında özel bir şirkette çalışmaya başlayan müvekkil aynı görev tanımı, aynı iş ve aynı maddi koşullarla tutuklandığı tarihe kadar hatta TMSF yönetiminde çalışıyor. Üstelik bu çalışma ilişkisi o kadar belirli ve sürekli ki önce anlayamadım ile sonra Gülibrahimoğlu ile ve son olarak da TMSF yönetimi ile birlikte çalışıyor ve bu yöneticilerin altında çalışırken her dönemde aynı işi yapıyor, aynı geliri elde ediyor, aynı koşullarda yaşıyor. Kısacası bu adam işine bakıyor.

Yener Torunler Müdafii

Tahliye talebi esnasında mahkemeye sunmuştuk. Hala daha kredi ödemeye çalışıyor. Aynı başlıkta usule aykırı şekilde ruhsatlanan ve işletmeye açılan hafriyat döküm sahalarında elde edilen gelirlerin örgüte kaynak oluşturduğundan söz ediliyor. Öncelikle 59'uncu eylem kapsamında bizden önce savunma yapan meslektaşlarımızın beyanlarından anlaşıldığı kadarıyla savcılık zaten bu bölgede yapılan işi doğru anlamıyor, doğru tanımlamıyor. Eksik teknik bilgi ile bu eyleme ilişkin iddianame hazırlanıyor. Dolayısıyla bu eyleme ilişkin iddiaların gerçek olmadığı, suçun oluşmadığı konusunda güçlü bir kanaat var. Fakat aksini varsaysak bile müvekkilin işi ile yapılan faaliyetin ilişkili olmadığı, iddianamenin tamamında müvekkilin hangi eylemleriyle suça iştirak ettiğinin somutlaştırılmadığı açıkça görülmektedir. Biz 59'uncu eyleme ilişkin sırası gelince ayrıntılı bir değerlendirme yapacağız. Şimdi iddianamede yer alan örgütün amacı başlığına devam ediyorum. Örgütün temel amacının bir fon oluşturarak önce Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmek olduğunu iddianame bize anlatıyor.

Yener Torunler Müdafii

Burada sanık kürsüsünde, bu hususta çok net bir cevap veriyorum: 'Benim örgütüme, Cumhuriyet Halk Partisi'ne kumpas kuracak adam anasından doğmamıştır. Bana böyle bir talimat veren kişi, alacağı cevabı hayatı boyunca unutamaz' diyor. Ben bahsi geçen tarihlerde mahallede delege adayı bile olmadım. Bu başlık altında neredeyse on kişinin ifadesine yer veriliyor; ancak hiçbir ifadede müvekkilin ismi dahi geçmiyor, imada bulunan bile yok. Örgütün amacına ilişkin olan ya da olmayan birçok toplantıdan bahsediliyor. Bu toplantıların bazılarında müvekkilin patronunun ve iş arkadaşlarının yer aldığı iddia ediliyor; ama müvekkilimin adı bir kere bile geçmiyor. İşleyişe dair hiçbir toplantıya dahil olmadığı diğer sanıkların beyanlarında da açıkça görülüyor. Bu durumda, sadece bu iddianameyi baz alsak bile 'in bu örgütün amacını bildiğini, bilerek ve isteyerek bu örgüte katıldığını ya da yardım ettiğini söyleyebilir miyiz? Örgüt üyeliği suçunun oluşabilmesi için özel kast aranır. Failin örgütün amaçlarını bilmesi ve bu amaçları gerçekleştirme iradesiyle hiyerarşiye dahil olması gerekir. Müvekkilin siyasi duruşu ve örgütsel amaçlara yönelik zıt beyanları, suçun manevi unsurunun oluşmadığını açıkça ispatlamaktadır.

Yener Torunler Müdafii

'1161 Kurultay Görüntüleri' başlıklı bölümde 'nın beyanları var. , 'na yakın, hatta yakın arkadaşı olan bir kişi olarak biliniyor. 'nın sırf serbest kalabilmek için bildiği, bilmediği ne varsa anlattığı herkesin malumudur. İddianame burada bir tümevarım yöntemi kullanmış; 'nın itirafçı ifadesinde söyledikleriyle kurultaydaki görüntülerin örtüştüğünü ileri sürmüş. Bu kadar soyut bir değerlendirmenin olduğu bir metne 'iddianame' denebilir mi? Tüm dünyanın takip ettiği bir kurultaya kimlerin katıldığına ilişkin bilgi vereceksiniz, savcılık da yeni bir delile ulaşmış veya Amerika'yı yeniden keşfetmiş gibi bu görüntülere dayanarak şüphelilere suç isnadında bulunacak; bu akıl alır bir yöntem değildir. Ayrıca, madem müvekkil örgüt üyesi ve buradaki çoğu sanığın aksine Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olan bir kişi, neden kurultay süreciyle ilgili konuşurken aklına 'in ismi dahi gelmiyor? 'nun, örgütü anlatırken kendi iş yerinden kimlerin sisteme dahil olduğunu 'ya söylememiş olması mümkün mü? yedi yabancıyı anlatırken, neden kendi şirketindeki Yener'i, Yağmur'u anlatmıyor? Eğer böyle bir şey duymuş olsaydı, müvekkil ve çalışma arkadaşları aleyhinde ifade vermemesi mümkün müdür?

Yener Torunler Müdafii

İkinci bölümde 'Soruşturmanın Genel Özeti' başlığı var. Bu başlığın ilk kısımları müvekkile yönelik bir iddia barındırmadığı için, özet kısmındaki 'Döküm Sahası' başlığını kısaca değerlendirmek istiyoruz. Bu başlıktaki iddialar yargılama sürecini doğrudan etkileyeceği için buraya bir miktar değineceğiz. İddianame, ilk cümlesine '2019 yılında iflas etmekte olan bir maden şirketine sahip ' diyerek başlıyor. İddianame iddiasını en baştan ortaya koyuyor ve tüm eylemi bu kurgu üzerine kuruyor. Oysa 2018, 2019 ve 2020 yılları incelendiğinde; 'nun iflas etmekte olmadığı, aksine belli bir siyasi anlayışa ve iktidara yakın çeşitli kurumlara bağışlar yaptığı, camiler ve okullar yaptırdığı biliniyor. Tahliye talebimdeki savunmamda da ayrıntılı anlatmıştım; banka kayıtlarını incelerken fark ettik ki İlim Yayma Cemiyeti'ne, AKİT'e ve benzeri vakıflara sürekli ve düzenli yardımlar yapılıyor. Savcılık aslında banka kayıtlarını incelediği için durumu biliyor ama temel savı bozulmasın diye bu durumu görmezden geliyor. Yani deliller kısmında, müvekkilin 'iki anahtardan biri bende' demesini cımbızlayıp 'Demek ki ile çok yakınlar, bak örgüt üyesine' diye değerlendiren savcılık; 'nun milyonlarca lira para dağıtmasını nasıl oluyorsa gözden kaçırıyor. Murat Bey'in o dönem iflas ettiğini ve bu örgüt marifetiyle ayağa kalktığını anlatmaya çalışıyor.

Yener Torunler Müdafii

Ben burada Murat Bey'in iflas edip etmediğini savunmakla veya İBB yönetimi 'na geçtikten sonra durumun düzelip düzelmediğini ispatlamakla mükellef değilim. Benim mükellef olduğum konu şudur: Müvekkilim işe başladığı tarihten itibaren yaklaşık aynı maaşla aynı işi yapmış ve patronunun iflas ettiğine şahit olmamıştır. Şahit olsaydı, o iflastan kimin marifetiyle kurtulduğuna da şahit olurdu. Ancak savunmanın başında izah ettiğim gibi; müvekkilin finansal okuryazarlığı, muhasebe departmanıyla aynı yerde çalışmaması, maaşların ve araç-bina bakımlarının hiç aksamaması böyle bir gözlem yapmasının önüne geçmiştir. Dolayısıyla müvekkilin 'Patron iflas ediyordu, geldi onu kurtardı' gibi bir düşünceye sahip olması ya da işverenin örgütle ilişki kurduğuna dair şüphe duymasını gerektiren bir durum yaşanmamıştır. Zaten ifadesinde de bu durumu açıklıkla izah etmiştir.

Yener Torunler Müdafii

Bu başlığın ikinci kısmında; 'nun çeşitli örgüt üyeleriyle birlikte 'nun talimatıyla işlem yaptıklarını beyan ederek 'kamu adına hizmet ettikleri' izlenimini verdikleri, maden sahalarını satın almak için gerçeğe aykırı vaatlerde bulundukları, ruhsat sahiplerini baskıyla korkuttukları ve Güney Cebeci Maden Bölgesi'ni tek elde topladıkları iddia edilmiştir. Ne iddianamenin bu kısmında ne de diğer bölümlerde müvekkilin bu eyleme iştirak ettiğine dair tek bir delil veya ifade sunulmuştur. Müvekkilin bu eylemlerden sorumlu tutulabilmesi için tek hukuki yol, 'i 'örgüt yöneticisi' olarak yargılamaktır. Eğer Yener Bey'i örgüt yöneticisi olarak yargılamayacaksanız ve bu eyleme iştirak ettiğini iddia ediyorsanız, nasıl iştirak ettiğini ispatlamak zorundasınız. Aksi takdirde kendisini Eylem 59'da yer alan tüm fiillerden sorumlu tutamazsınız. Başlığın bir sonraki paragrafında; İSTAÇ'ın devre dışı bırakıldığı, maden sahalarının, orman, şahıs ve hazine arazilerinin muvafakat alınmadan maden olarak işletildiği ve harfiyat döküldüğü, buralara İSTAÇ bayrak ve flamaları asılarak 'kamu kurumu zararına dolandırıcılık' eyleminin gizlenmeye yoluna gidildiği belirtiliyor.

Yener Torunler Müdafii

Öncelikle bizden önce beyanda bulunan meslektaşlarımızın ayrıntılı olarak izah ettiği üzere, iddiaya ilişkin ciddi ve teknik bir tartışma söz konusudur. Ben bu tartışmaya değinmeyeceğim. Müvekkilimin teknik meselelerle hiçbir ilişkisi olmadığı buradaki sanık ifadelerinden ve iddianameden açıkça anlaşıldığı için bu hususlara değinmeyi uygun bulmuyorum. Benim değineceğim nokta şudur: İddia makamı bu paragrafı yazarken, elinden geldiğince fazla isim kullanmış; neredeyse herkesin ismini tek tek sıralamış fakat 'in ismini buraya eklememiştir. En azından o paragrafın bir kenarına köşesine müvekkilin ismini ekleseydi, o zaman bu dolandırıcılık suçundan yargılanırdı ve biz de buna göre savunma yapardık. "Oraya eklemişler, İSTAÇ bayrağı asılmış, kendisine kamu adına çalışıyor süsü vermişler" denilirdi; biz de müvekkilimizin bu isimler arasında neden olamayacağını anlatırdık. Fakat müvekkilimize yönelik böyle bir suçlama yoktur. O sayfada ve o pencerede bahsi geçen isimler arasında Yener Bey bulunmamaktadır.

Yener Torunler Müdafii

Buradaki sanıkların tamamına; müvekkilin Cebeci'ye gidip gelip gelmediği, orada aktif bir görevi veya sorumluluğu olup olmadığı soruldu. Herkes bir ağızdan Yener Bey'in Cebeci'de bir sorumluluğu olmadığını; hafriyattan, madenden, teknik meselelerden veya ormandan anlamadığını ayrıntılı şekilde anlatmış oldu. Dolayısıyla bu hususun artık sizin nazarınızda da açıklık ve netlik kazandığını, kararınızı buna göre vereceğinizi biliyorum. Müvekkilin idari işler müdürü olduğu, bütün gününü binada geçirdiği ve hafriyat alanına dair bir bilgisi bulunmadığı hem diğer sanıkların ifadelerinden anlaşılıyor hem de müvekkil burada görev tanımını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Dolayısıyla örgüt yöneticisi olmayan müvekkilin; İSTAÇ bayraklarını asmak suretiyle yapılan dolandırıcılık eyleminin neresinde olduğu, ne şekilde iştirak ettiği ve bu kanun maddesince nasıl sevk edildiği hukuk mantığı çerçevesinde anlaşılamamaktadır.

Yener Torunler Müdafii

Bir sonraki paragraf; örgüt yöneticilerinin ve üyelerinin bahsi geçen eylemi tamamlayabilmek için nasıl organize olduğunu, birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini anlatmaktadır. Fakat burada da iddia makamı müvekkilimize bir yer bulamıyor. Bilindiği üzere iddianame önce basında yayınlandı, daha sonra UYAP'a düştü. Biz basında yayınlanan iddianame üzerinden uzun süre çalıştık. Yayınlanan evrakın dışarıda birileri tarafından oluşturulmadığı, savcılık makamı tarafından paylaşıldığı sanırım hepimizin ortak kabulüdür; bu konuda kimsenin bir itirazı olacağını zannetmiyorum. O iddianamede yer alan şemada müvekkil örgüt üyesi değildir. Üye kartlarına bakıldığında da müvekkil üye olarak tanımlanmamaktadır. Sayın Başkanım, burası önemlidir; bunu hazırlayıp getirdik, gerekirse sunabiliriz. Basına yansıyan o iddianamenin hangi aşamada veya ne şekilde sızdırıldığını, sürecin hangi aşamasında (delillerin toplandığı mı yoksa toplanmaya devam ettiği süreç mi) olduğunu bilmiyoruz. Ancak o iddianamenin son kısmındaki üye kartları bölümünde, müvekkilden söz edilirken "üye" yazılmamaktadır. Zannediyorum o kafa karışıklığı hâlâ devam ediyor. Mevcut iddianamede de aslında müvekkil Türk Ceza Kanunu madde 220'den sevk edilmemektedir. İddianamenin sonuna doğru olan kısımlarda örgüt üyesi olduğu anlatılıyor; buna ilişkin ayrıntılı bir sunum yapacağız.

Yener Torunler Müdafii

Toplamda ifade etmek istediğimiz şey şudur: Müvekkilin örgüt üyeliğine ilişkin başından beri bir kararlık söz konusudur. Şüpheli ile savcılık arasında; delillerin bulunup örgüt üyeliğine kanaat getirilerek işlem yapılması şeklinde net bir süreç yaşanmamıştır; sürecin sürüncemede kaldığı bellidir. Bu konuda çeşitli yorumlar yapılabilir. Benim kişisel yorumum; müvekkilin ifadesi esnasında o dönemki meslektaşıyla yaşadığı sorunlarla ilişkili olduğu yönündedir. Eğer o süreç öyle geçirilmeseydi, belki de müvekkil bugün örgüt üyesi olarak karşımızda olmayacak, böyle bir sanıklık ve ceza süreci yaşamayacaktı. Şu an UYAP'ta yer alan iddianameye gelindiğinde; müvekkilin hangi eylemi veya yeni ortaya çıkan hangi delil nedeniyle örgüt üyesi olarak tanımlandığını anlamıyoruz. Bu iddianamenin 700. sayfasına bakarsanız, müvekkilin Türk Ceza Kanunu madde 220 gereğince yargılamaya sevk edilmediğini görürsünüz. İddianamenin 37. ve 38. sayfalarına bakarak "diğer örgüt üyeleri" kategorisinde yargılandığını tahmin edip savunma yapmak yerine, iddianameye bağlı kalınması gerektiğini öne sürüyoruz. Müvekkilin örgüt üyeliği suçlamasıyla mahkemenize sevk edilmediğini, bu hususta ceza kurulamayacağını savunuyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Sonraki paragrafta, kontrolsüz hafriyat dökümü nedeniyle 80.000.000.000 TL tutarında kamu zararına yol açıldığı iddia edilmektedir. Bu iddia, kamu zararını dolandırıcılık suçlamasıyla birleştirmekte; müvekkil bu suçlamayla yargılanıp örgüt üyesi olarak tanımlanmaktadır. Ancak hafriyat döküm eylemine ne şekilde iştirak ettiği asla açıklanmamaktadır; dosyada buna dair en ufak bir nokta dahi bulunmamaktadır. Soruşturmanın genel özeti bölümünün hafriyat başlığının son kısmında yine birçok sanığın adı anılmakta; birtakım toplantılardan, örgüt kontrolündeki maden sahasının kaçak döküm alanı olarak kullanılmasından, orman alanlarına zarar verilmesinden ve çevre kirliliğinden bahsedilmektedir. İSTAÇ'a gitmesi gereken paranın örgüte gittiği söylenip birçok sanığın ismi sayılırken, müvekkilime dair tek bir ima dahi bulunmamaktadır. Müvekkil, mesleğini ayrıntılı olarak tanımladığı için üzerinde çok durmuyorum; kendisi sadece işinin gereğini yapmıştır. Sevk maddelerinin önemli bir kısmı, müvekkilin işine dair görev alanıyla örtüşmemektedir. Hakkında hiçbir isnat olmadan bu suçlardan yargılanması ve bu kadar uzun süre tutuklu kalması vicdan sahibi herkesi rahatsız etmektedir.

Yener Torunler Müdafii

İddianamenin eylemler bölümüne geçmek istiyoruz. Müvekkil Yener Torunlar, sadece "Eylem 59" başlığı altında sanık olarak değerlendirilmiş, bunun dışındaki eylemlerden dolayı suçlanmamıştır. Aslında bu husus dahi müvekkilin sadece işçi-işveren ilişkisi çerçevesinde çalışan bir personel olduğunu, örgütün işleyişiyle alakası olmadığını ifade etmeye yeterlidir. Eylem 59'daki iddia özetle şöyledir: Güney Cebeci, Göktürk, Kemerburgaz ve Başakşehir bölgelerindeki döküm faaliyetleri, mevzuattaki izin ve denetim süreçleri devre dışı bırakılarak gerçekleştirilmiştir. Bu işlemlerden elde edilen yüksek miktardaki gelirler, İBB hesapları yerine örgüt içerisinde oluşturulan "Sistem" isimli yapıya aktarılmıştır. İddianameye göre 30.000.000.000 TL'den fazla suç geliri elde edildiği; örgüt yöneticisi Murat Gül İbrahimoğlu'nun hesaplarına 4.000.000.000 TL'den fazla, kaynağı belli olmayan suç gelirinin girdiği tespit edilmiştir.

Yener Torunler Müdafii

Bu iddialar; , , , , , Süleyman Elmalı, , Ferhat Sayın, Şükrü Kaynar, Gizli Tanık Martı, Gizli Tanık İğde, Ömer Keskin, Yağmur Cansu Yeşil, , , , , , , Gizli Tanık Zeytin, , , Nadir Karakaş, , Bilal Sağlam ve gibi sanık ve tanıkların ifadelerine dayandırılmıştır. Her ifadenin içerisinde müvekkilin ismi yalnızca 3 ifadede geçiyor. Müvekkil sadece 3 yerde yer alıyor ve bu 3 ifadenin hiçbirinde kendisine yönelik herhangi bir somut suç isnadında bulunulmuyor. Aslında bu 3 kişi de müvekkil ile aynı şeyle suçlanıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki; müvekkilin ismi yalnızca , ve Şükrü Kaynar'ın ifadelerinde geçmektedir.

Yener Torunler Müdafii

Şükrü Kaynar'ın ifadesi dışındaki diğer 2 ifade, müvekkil tutuklandıktan sonra alınmıştır. Yani müvekkilin örgüt üyeliği isnadıyla tutuklanmasına bu 2 ifadenin altyapı hazırladığı söylenemez. Şimdi bu 3 şahsın ifadelerini inceleyelim. Akıştan anladığımız kadarıyla gizli tanık "İğde", 'tir. Fakat müvekkile ilişkin beyan bulunmadığından gizli tanık İğde'nin ifadelerine değinmeyi tercih etmiyoruz. Şükrü Kaynar'ın ifadesi şöyledir: Hakkı Öztürk'ün çocukluk arkadaşı olan Şükrü Kaynar, bu arada dosyada tanıktır. Öztürk'ün çocukluk arkadaşı ve zaman zaman kendisi adına çalışan bir kişi olduğunu söylüyor. İfadesinin bütününe bakıldığında; 'ndan aslında çok hoşlanmadığı ve aralarında bir problem olduğu açık biçimde anlaşılıyor. İfadesinin tamamı kendince değerlendirmelerden oluşuyor. Murat Gül İbrahimoğlu'nun 8 korumayla gezdiğinden ve kaçak hafriyat dökümü yaptığından bahsediyor.

Yener Torunler Müdafii

'den ise şu şekilde bahsediyor: "'nun Etiler'deki ofisine para almaya gittiğimde, parayı bana Yener teslim ederdi." İddianın büyüklüğüne bakar mısınız? Evet, Yener teslim ediyor, zaten kendisi de söylüyor. Diyor ki: "Ben şirkete geldiğimde genelde Murat Bey kendisi olduğu zaman para çektirirdi. Eğer kendisi yoksa çeken kişi getirir bana teslim ederdi, ben de kasaya koyardım. Murat Bey talimat verirse, 'Falanca gelecek ona para ver' derse kasadan çıkartır veririm; kişiye evrak imzalatırım ve o evrakı kasaya koyarım. Murat Gül İbrahimoğlu geldiğinde kasadan onu alır, kendi defterine işler." Hatta ifadesinde ne diyor? "Güvenilir bir insan olmak suç mudur?" Müvekkilin tek kuruşuna dokunmayacağını, o paranın bir kuruşunu izlemeyeceğini, boğazından bir tane haram lokma geçmeyeceğini biliyor; kasayı o yüzden müvekkilime emanet ediyor. Şimdi buradan nasıl bir örgüt yöneticiliği çıkarıyoruz? Hangi bakış açısıyla, hangi izlekle yürüyoruz?

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkan, bu tanığın ifadesi, bizim aylardır anlatmaya çalışıp başarısız olduğumuz konuyu anlatıyor. Aslında her ne kadar yargılamaya katkı sunduğunu düşünmesek de market kartları ve adliyenin kullanımına sunulan araçlar da aynı savımızı destekliyor. Müvekkil evrak işlerini yaparken söz hakkına sahip değildir; işlerin altyapısını veya kurulan sözleşmenin arka planını bilmiyor. Notere "Git evrak al" diyorlar, gidip alıyor; bankaya gidip "Para çek" diyorlar, gidip çekiyor. Kendisini suçlayabilmek için verilen talimatın suç olduğundan şüphe etmesi, hatta eylemin suç teşkil ettiğini bilmesi gerekir. Burada açıkça söylüyorum, tek yalan söylemeyeceğim: "Bir an için şüphe etsem bu şirkette asla çalışmazdım" diyor.

Yener Torunler Müdafii

Şükrü Bey, 'nun korumalarından bahsediyor. Tüm ifadesinde herkesi isim isim saymasına rağmen 'i koruma olarak saymıyor; şirkete gittiğinde kendisini karşılayan adam olarak tarif ediyor. Kısaca müvekkilin idari işlerle ilgilendiğini söylemiş oluyor. Nakit paraların Cebeci maden sahasındaki hak sahiplerine verildiğini ayrıntılı bir şekilde, detaylarıyla anlatıyor. Yener Torunlar bunu başından beri anlatmaya çalışıyor. Bu paraların bir kısmının oraya, bir kısmının villaya, bir kısmının da Murat Bey'in şahsi yaşamına gittiğini ifade ediyor. Bence Şükrü Bey bunu daha güzel anlatmış; aradaki isimleri, kimin aracılığıyla kime verildiğini de söylemiş. Şükrü Bey'in ifadesini aleyhimize değil, tam tersine savunmamızı destekleyen bir beyan olarak görüyoruz. Çünkü başından beri izah etmeye çalıştığımız şeyi anlatıyor. Ne diyor? "Yener Torunlar şirkette dururdu. Ben gittiğimde ona talimat gitmiş olurdu, o talimat da muhtemelen finanstan gitmiş olurdu. O talimat gereği parayı alır giderdim" diyor. Bu, bizim açımızdan bir kusur teşkil etmeyen, rahatlıkla kabul edebileceğimiz bir uygulamadır.

Yener Torunler Müdafii

Bu paraların Cebeci'deki hak sahiplerine gittiği yönünde, Sayın Başkanım, huzurunuzda da çok sayıda beyan alındı. , , ve bu yönde beyanlarda bulundular. Hepsi de ayrıntılı ve farklı açılardan anlattılar; bu konu netleşmiş görünüyor. Peki, bu ifadelerden sonra hâlâ müvekkilin örgüt üyesi olduğu ya da örgüt adına hareket ettiği iddia edilebilir mi? Müvekkil huzurunuzda görev tanımını açıklıkla anlattı. Sizce de bu görev tanımına sahip bir çalışanın, işverenin talimatıyla iş yerine gelen bir kişiye para vermesi, kendisinin bir örgüte üye olduğuna dair bir şüphe ortaya çıkarır mı? Üstelik alınan beyanlarda da ortaya çıktığı üzere; müvekkil savcı karşısına çıktığında kimseyi korumayı ya da bir şeyleri gizlemeyi amaçlamamıştır. O gün ne dediyse bugün de aynısını söylemektedir; ne sorulursa bildiği oranda cevap vermekte, yargılamanın her aşamasında gerçeklerin açığa çıkması için yardımcı olmaktadır.

Yener Torunler Müdafii

Şimdi, 3 ifade var demiştik. Birincisi Şükrü Bey'in ifadesiydi. İkincisi 'in ifadesi; burası ilginç bir bölümdür. İlk ifadesi gizli tanık ifadesidir ve orada müvekkilden söz etmiyor. İfadelerden yalnızca birinde; 'in çantalar halinde ve 'e para götürdüğünü bildiğini iddia ediyor. Gördüğünü iddia etmiyor, duyduğunu da iddia etmiyor; "biliyor", bir şekilde biliyor! Ayrıntısına da vakıf olmadığını söylüyor. Müvekkil bu hususta çok net bir ifade verdi. 'in iradesi dışında, yönlendirme sonucu bu ifadeyi verdiğini düşünüyoruz. Sanığın avukatları olarak bizler de bu süreci birebir yaşadık. Size yaşanan süreci bir kez de ben anlatmak istiyorum. Kendi yaşadığım süreç olması hasebiyle şunu söylemeliyim: Böyle bir durumda 'e sorulması lazım; "Çanta ne renkti, hangi gün gidiyordu, sabah mı öğlen mi gidiyordu, kaç tane çanta vardı, içinde döviz mi yoksa Türk lirası mı vardı?" Hiçbir soru sorulmuyor, bu ifade detaylandırılmadan devam ediliyor; çünkü maksat hasıl olmuş oluyor. Maksat hasıl olduğu için de kimse ayrıntıya girmeye gerek duymuyor. Müvekkilimin elinde bir anahtar olması kuvvetli suç şüphesi sayılıyor; burada ne yazık ki bir dikkatsizlik yaşanıyor.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkan, ben Bursa'da avukatlık yapıyorum ve müvekkille akrabalık ilişkimiz var. Yener ağabeyin tutuklandığını öğrenince, sadece kendisine psikolojik destek olmak için ziyarete geldim. Takdir edersiniz ki müvekkilimiz büyük bir holdingin idari müdürüdür. Gözaltına alındığında veya tutuklandığında ne olması lazım? İşvereninin ona birçok avukat sağlaması, o meslektaşlarımızın vekalet yükümlülüklerini almış olması ve şirketin çalışanının işine sahip çıkması lazım. Ama ben Yener ağabeyi cezaevinde ziyaret ettiğimde son derece yıpranmış olduğunu gördüm. İradesinin tamamıyla elinden alındığını ve ne yapacağını bilmez halde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bana kendisinin 6 Ağustos'ta tahliye edileceğini, avukatının bu yönde söz verdiğini anlattı. Bu kadar önemli bir dosyada böyle bir sözün nasıl verilebildiğini sordum ve savcılık tarafından kendilerine söz verildiği yönünde bir anlatımla karşılaştım. Bunun üzerine Yener Bey'in ve ailesinin rızasını alarak meslektaşım Mehmet Yıldırım ile görüşmek istediğimi söyledim. Mehmet Bey'i aradım; beni ofisine davet etti. Esma Hanım'la birlikte gittik. Henüz yeni tanışmıştık, aramızda bir güven ilişkisi yoktu. Birbirimizi hiç tanımamamıza rağmen bana Savcı Bey ile arasındaki ilişkiyi ayrıntısıyla anlatmaya başladı.

Yener Torunler Müdafii

Savcı Bey'in ne kadar iyi ve vatansever bir adam olduğunu, bu örgütün ne kadar tehlikeli olduğunu, yarın öbür gün casusluk soruşturmasının da başlayacağını, bu işin temelinin İngiltere'ye dayandığını ve savcılığın bu hususları ortaya çıkaracağını anlatıyordu. Bu konuda son derece emin bir tavrı vardı. Aslına bakarsanız, Yener Bey'in bir yakını olarak bu durumdan rahatsız olmadım; tam aksine hoşuma gitti. "Neden" derseniz? Ağabeyimi tahliye edebilecek kudrete sahip olduğu izlenimine kapıldım. Kendisiyle yaklaşık 1 saat sohbet ettik. Yeşilköy'de bahçeli, konak gibi güzel bir ofisi var; bizi orada ağırladı. Bize telefonundaki yazışmaları gösterebileceğini söyledi ancak biz meslektaşımıza "Hicap duyarız, gerek yok" dedik. Söylediğine inandığımızı ve itibar ettiğimizi ifade ettik; o ekran görüntülerini görmeye ihtiyaç duymadık. Şimdi bu konuda biraz pişmanlık hissediyoruz. Yener Bey'in bir suçu olmadığını fakat Savcı Cahit (Cihat) Sarı'nın izinde olduğunu, o izinden döndüğü tarihte Yener Bey'in serbest kalacağını anlattı. Diğer savcının buradan gönderileceğini söyledi.

Yener Torunler Müdafii

Burası kamuoyuna bu kadar yansıyan bir yer olmasaydı çok daha ayrıntılı anlatırdım. Soyadı "Anar" olan diğer savcımızla ilgili son derece olumsuz söylemlerde bulundu; müvekkili onun tutukladığını, o olmasa tutuklanmayacağını iddia etti. Ayın 5'inde Cahit Bey'in izinden döneceğini, ayın 16'sında ise müvekkilin serbest kalacağını bize bildirdi. Doğrusu sevindik; böyle bir kudretli elin ağabeyimizin üzerinde olması hoşumuza gitti. Fakat hukukçu olduğumuz için sorma gereği hissettik: "Bu işi nasıl yapacaksınız? Bu kadar büyük ve problemli bir dosyada nasıl tahliye alacaksınız?" diye sorduk. İfadede birtakım değişiklikler olması gerektiğini, 1-2 cümle ekleme yaparak bu işi çözebileceğini anlattı. O cümlelerin ne olduğunu ifadesinde ayrıntılı belirtti. Plana göre hem Cem hem de Yener, 'e para götürüldüğünü söyleyecek ve ikisi birden serbest kalacaktı. Bu paranın 15.000-20.000 dolar civarında olduğunu söylüyordu. Bu paranın zaten 'in veya 'in evinde bulunduğunu, savcılığın bunu bildiğini, delilin zaten ortada olduğunu anlatıyordu. Bunu söyleyince serbest kalacağını iddia ediyordu. Fakat biz etkin pişmanlık hükümlerini bildiğimiz için; zaten elde olan ve aydınlatılmaya muhtaç olmayan bir unsurun ifadeye eklenmesiyle etkin pişmanlıktan yararlanmanın hukuken pek mümkün olmadığını düşünüyorduk. Bu görüşümüzü kendisiyle de paylaştık. Tabii o, Savcı Bey ile arasındaki ilişkinin çok kuvvetli olduğunu ve bunun sorun yaratmayacağını düşündü.

Yener Torunler Müdafii

Halkalı'da oturan ailemizin yanına gittik; işlerin iyi olduğunu, sorunun kalmadığını ve Yener ağabeyin 1 ay içerisinde tahliye olacağını sevinçle anlattık. Doğrusu o tarihte 'in kim olduğunu da tam bilmiyorduk, buraya gelince öğrenmiş olduk. Mehmet Bey, benden ve Esma'dan, Yener ağabey adına savcılıkta ifade vermek üzere dilekçe vermemizi istedi. "Siz dilekçeyi vereceksiniz, savcı ifadeye çağıracak. İfadeye siz gireceksiniz, ben de orada olacağım fakat imza atmayacağım, katılmayacağım. Bu şekilde bugün serbest bırakılacak" dedi. Teklifini kabul ettik ve ofisten ayrıldık. Yener ağabeyi yeniden ziyaret edip durumu anlattık ancak kendisi ısrarla böyle bir şey olmadığını, böyle bir ifade vermeyeceğini söylüyordu. Sayın Başkanım, bu aslında kahramanca bir tavırdan ziyade bir kaygıydı. "Böyle bir şey söylersem nasıl ispat ederim? Başka şeyler de söylemek zorunda kalırsam onları nasıl kanıtlarım? Bu iş zincirleme şekilde üzerime gelip bir çığ gibi beni ezer mi?" korkusuyla hareket ediyordu ve bu kaygısını bir türlü yenemedi. Mehmet Bey'e durumu bildirdik; müvekkilin iradesi olmadığını, bu yüzden dilekçeyi verme imkanımızın bulunmadığını söyledik. "Bu ifadeyi verdirmek istiyorsan Yener Bey'den rıza alman ve müdafi olarak senin başvurman gerekiyor" dedik.

Yener Torunler Müdafii

Daha sonra Mehmet Bey, aileyle görüşmeye başladı. "Benim ismim ; Ahmetlerin olduğu yerde ben olmam, onlarla birlikte iş yapmam, onların kafası yanlış çalışıyor" gibi şeyler söylemeye başladı. Devamında müvekkile; "Bak ailen var, çoluğun çocuğun var; bir daha güneş yüzü göremezsin, buradan çıkamazsın" gibi ifadeler kullandı. Bunları tehdit olarak görüyoruz; "seni gebertirim" gibi değil ama "Yıllarca buradan çıkamazsın, çoluk çocuğunun da başı belaya girer" şeklinde baskı kurdu. Yeniden görüştüler ancak ifade verme konusunda bir türlü anlaşamadılar. Çünkü müvekkil ısrarla böyle bir para götürmediğini ve bunu söylemenin doğru olmadığını düşünüyordu. En çok korktuğu şey yalan söylemekti; yalan söylerse ispat edemeyeceğini ve başının daha fazla belaya gireceğini biliyordu.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkan, böyle bir dosyada yalan söylemek müvekkilim için çok zor. Duruşmayı birlikte takip ediyoruz; "filler tepişirken çimenler eziliyor." Bir yanda Akın Gürlek, diğer yanda isimleri geçiyor. Ekrem Bey buraya her çıktığında insanlar "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" diye tezahürat yapıyor. İki tarafın da her söylediği akşam haberlerine çıkıyor. Benim müvekkilim ise akşam ranzasında yalnız bırakılıyor. Dolayısıyla burada yaşadığı baskıyla baş etmesi mümkün değil; ne avukat Mehmet Yıldırım'la, ne irtibat halinde olsa patronuyla, ne de bu ortamla baş edebilir. açısından bu yargılama sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesinin tek bir koşulu var: Tahliye olması. Kendi özgür alanında, kendi iradesini sergileyebileceği bir yerde olması tek şarttır. Akşam ranzada yalnızsınız ve cezaevinde ne kadar kalacağınızı bilmiyorsunuz. En kötüsü, cezanızı bilseniz plan yaparsınız; ama burada neyi beklediğinizi ve yargılamanın ne kadar süreceğini bilmiyorsunuz. Nasıl kalacaksınız o ceza içinde?

Yener Torunler Müdafii

'in tutukluluk incelemesi, yanılmıyorsam 4 Ağustos tarihine isabet ediyordu. Aynı gün , avukat Mehmet Yıldırım tarafından ifade vermeye getirildi. Hayır, burada yanlış yazılmış; 'in abisi ve avukat Berfin Hanım oradaydı. Biz de Esma Hanım'la birlikte oradaydık çünkü ya tutukluk incelemesi vardı ya da Doğukan gözaltına alınmıştı; o gün orada karşılaştık. 'in ismini bilmediğim abisi çok öfkeliydi. Mehmet Yıldırım'ın söylediği şekilde ifade verilmediği için, yani kardeşinin ve diğer üyelerin ifade vermemesinden kaynaklı kardeşinin çıkamadığını düşünüyordu. O aile, orada farklı bir süreç işletiyor; biz duruma öyle bakıyoruz. Onlarla karşılıklı bir ilişkimiz yok. Burada başka bir dünya dönüyor. İnsanlar tercihlerini çeşitli yönlendirmelerle yapıyorlar. O gün 'in kardeşi, bize çok yanlış bir şey yaptığımızı ve bizim yüzümüzden kendi kardeşinin de uzun süre hapis yatacağını anlatmaya çalışıyordu; çok öfkeliydi. Bir tutuklu yakını olduğu için psikolojisini anlıyoruz ve kendisiyle tartışmaya girmeden uzaklaşmak zorunda kaldık. 'in verdiği ifadenin, aslında kendisinin de vermek istemediği bir ifade olduğunu sonraki beyanlarından rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkanım, Mehmet Yıldırım'ın yönlendirdiği şekilde ifade vermeyince, 'in ifadesi zannediyorum yetmedi ve serbest bırakılmadı. Serbest bırakılmayınca seri şekilde etkin pişmanlık yapmaya başladılar; her hafta yeni bir şey anlatmak zorunda kaldılar. de aynı pozisyonda kaldı. Fakat bir sonraki hiçbir ifadesinde asla 'den söz etmedi. ve başka isimlerle ilgili çok şey anlattı ama asla ve kat'a 'in ismini bir daha söylemedi. Ben bu söylememe halini bir pişmanlık hali olarak görüyorum. İlk planın tutmamasından ve Yener'in hâlâ cezaevinde olmasından kendini sorumlu tutması olarak algılıyorum. Cem Bey'in o süreçte vicdanıyla hareket ettiğini, doğru olmadığını bildiğinden ve o plan rafa kalktığından dolayı beyanını tekrarlamadığını düşünüyorum. , verdiği ifadeden kaynaklı pişmanlığını bu şekilde ortaya koymuş oldu. Şimdi bunların hepsi bir kenara; Mehmet Yıldırım devreye girmemiş olsaydı ve bu ifadeleri kendi rızasıyla vermiş olsaydı bile biz bu delile nasıl dayanacaktık? Çünkü 'in beyanları görgüye dayanmıyor, tamamen tahmine dayalı. Savcılığın böyle bir ifade karşısında; "Çanta ne renkti? Hangi gündü? Mevsim neydi? Parayı oraya götürdüğünden nasıl emin oldunuz?" gibi sorular sorması ve bu beyanı netleştirmesi gerekiyordu. Ancak savcı böyle yapmak yerine 'ten aldığı ifadeyi iddianamenin çeşitli yerlerinde müvekkil aleyhine kullanmayı tercih etti. Hukuka uygun olmayan bu beyanın hükme esas alınmasını kabul etmiyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Üçüncü ifade 'in ifadesidir; zaten müvekkil için 3 tane ifade var. Bu ifadelerden biri şirkette beklediği ve para verdiği yönündeydi. Cem'in "biliyorum" dediği ifadeyi ise zaten saymıyorum. 'in ifadesine ilişkin aslında 'in söylediği sözün üzerine çok söz söylemeye gerek yok; çünkü bu hususların hepsini ben sordum. "Bak, seninle ilgili böyle bir ifade var; ne anlatacağız?" dedim ve bana hepsini tek tek anlattı. , savcılık ve sulh ceza ifadelerinde müvekkil aleyhine herhangi bir beyanda bulunmuyor ancak tutuklandıktan sonra verdiği pişmanlık ifadesinde müvekkilin ismi birkaç defa geçiyor. Öncelikle 'in ifadesindeki hiçbir husus müvekkile suç isnat edilebilecek bir içerik taşımıyor. Zaten Yener Bey buradaki ifadesinde 'in söylediklerini ayrıntılı şekilde açıkladı. Bu açıklamalara iştirak ettiğim için savunmamı uzatmıyorum.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkan, burada meslektaşlarımız HTS kayıtlarının İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı bir kentte kesin delil sayılamayacağını, kişinin hangi fiili hangi amaçla işlediğini ispat edemeyeceğini belirttiler. Meslektaşlarımız haklı. Biz bu konuda bilirkişi titizliğinde bir çalışma yaptık. Yener Bey'in oğlu Doğukan, değerleme uzmanı ve emlakçı olduğu için harita okuma konusunda iyiler; bedavaya kendimize bilirkişi raporu almış olduk. İddianamede müvekkilin aleyhine öne sürülen ikinci husus HTS kayıtlarıdır. İstanbul gibi bir metropolde bu kayıtların kesin bilgi verme kabiliyeti yoktur; bu raporun tamamını reddediyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Ham kayıtlar incelendiğinde komik sonuçlar ortaya çıkıyor. Müvekkilin ve ile HTS kayıtları olduğuna dair deliller var. Usul itibarıyla şu an delil incelemediğinizin farkındayım, o yüzden hepsinden tek tek söz etmeyeceğim. Bir örnek: Yener Bey Kırklareli bölgesinde bulunuyor. Saat 21:06'da Kırklareli Babaeski'den, 21:10'da Lüleburgaz'dan, 21:26'da Ergene'den baz veriyor; İstanbul dönüş yolunda olduğu görülüyor. İstanbul'a ilişkin ilk bazını 21:42'de Silivri Büyükçavuşlu mevkisinden veriyor. Akabinde 21:43'te Silivri Beyciler, 21:44'te Seymen, 21:49'da Alipaşa bölgelerinden baz veriyor. 21:58'de Büyükçekmece Celaliye lokasyonuna gelip akabinde yol boyunca Kamiloba, Türkoba, Kumburgaz lokasyonlarından baz veriyor. 22:07'de Sinanoba'dan, 22:16'da Beylikdüzü Adnan Kahveci sınırlarından hareket halinde. 22:36'da Esenyurt Cumhuriyet Mahallesi'nde, 22:40 itibarıyla Avcılar Cihangir lokasyonunda, 22:47'de Küçükçekmece Fatih Mahallesi'nde baz veriyor. Bu, müvekkilin evine doğru hareket halinde olduğunu gösteriyor.

Yener Torunler Müdafii

, aynı gün saat 22:30-23:47 aralığında sabit olarak Adnan Kahveci Çelik Sokak lokasyonunda duruyor. Müvekkil, 'in olduğu yerin yanından arabayla transit geçiyor. Bu kayıtlara göre fazla hız yaptığı için trafik cezası alabilir, bunun dışında bir şey iddia edilemez. Bir tane de çok komik bir durum var: 16 Haziran 2024 Ramazan Bayramı dönemi. , 13 Haziran 2024 tarihinde Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Trabzon'a uçuyor. Sabiha Gökçen'den Trabzon'a gidiyor. 01:36'da Trabzon'a varıyor. , saat 11:43 itibarıyla Giresun'dan Trabzon ili sınırları içine giriyor; Beşikdüzü ilçesinden baz veriyor. Akabinde sırasıyla 11:49'da Vakfıkebir Köprüsü, 11:56'da Çarşıbaşı, 12:02'de Akçaabat, 12:31'de Ortahisar, 12:40'ta Pelitli, Yomra, Arsin, Araklı ve Sürmene'den baz alıyor; Artvin'e kadar devam ediyor. Yani aslında bayramda bir tanesi Trabzon'a, diğeri Artvin'e gitmiş. Yolun bir noktasında denk gelmişler. Bu deliller insanı nasıl rahatsız ediyor biliyor musunuz? Diyoruz ki: "Yener ağabey, Trabzon'da 'le görüşmüşsün." Bunun yakını uzağı yok. İstanbul'da olsa diyeceğim ki; 500 metre ötesinden geçti, tesadüftür. Ama Trabzon'da 'le görüşmüşsün deniliyor; adam yemin ediyor görüşmediğine. İnceleyince görüyoruz ki, neyse ki Trabzon'da mola dahi vermemiş. Trabzon'da mola verseydi, tesadüfen aynı pideciye otursalardı bunu kime nasıl anlatacaktık? Bu HTS kayıtlarının, ileriki aşamada da bu yargılama sürecinin başına bela olacağı aşikârdır.

Yener Torunler Müdafii

BDDK raporuna ilişkin çok kısa bir şey söylemek istiyorum. Raporun 23. sayfasında, 11.11.2024 tarihinde gerçekleşen kasayla bağlantılı işlemlerde, 'nun Vakıfbank hesabına 125 milyon lira geldiği belirtiliyor. Gelen paraların hesaplar arası virman ve grup şirketleri arasındaki bir trafikle önce sıfırlandığı; ardından parçalar halinde grup şirketleri üzerinden tekrar İbrahimoğlu'nun hesaplarına geldiği ifade ediliyor. 10 günlük bir süreç sonunda buradan ve birkaç mesai arkadaşının hesabına parçalar halinde gönderildiği iddia ediliyor. Müvekkilin hesaplarını bu iddia üzerine inceledik. 'ndan 06.12.2024 tarihinde 'in Vakıf hesabına 195.000 lira para geldiğini gördük. Aynı gün bu paranın 75.000 lirası koruma İsmet Hural'a, 60.000 lirası koruma Samet İnci'ye, 60.000 lirası da yine koruma Emre Köksal'a gönderilmiş. Müvekkil ifadesinde bahsetmişti: Korumaların kendi kurumlarından izin almaları gerekiyordu, dilekçe vereceklerdi. İşveren ise tehditler aldığını söyleyerek hemen başlamalarını istedi. İşte o 1-1,5 aylık geçiş döneminde maaşlar, işveren tarafından Yener Bey'e, onun tarafından da bu korumalara gönderilmiştir. Hesapta 125 milyon liranın bu yolla ortadan kaybedildiği söyleniyor ama bahsedilen para milyonlar değil, sadece 195.000 liradır. Bu delil, heyetinizi yanıltmaya yönelik hazırlanmıştır; banka dökümleri alındığında gerçek ortaya çıkmaktadır.

Yener Torunler Müdafii

Peki, bu para neden Yener Bey'e geliyor? Çünkü güvenlikçiler, korumalar, temizlikçiler ve şoförler gibi saha dışında, şirket binalarında çalışan "mavi yakalı" personel Yener Bey'e bağlıdır. Para bu yüzden ona yatıyor. Buradan bir "örgüt üyeliği" çıkarılmamalıdır; bu sadece bir işçi-işveren ilişkisinin gereğidir. Yine BDDK raporu müvekkil aleyhine delil olarak sunuluyor. Rapora göre 'nun hesaplarına 4,4 milyar lira giriş, 1,1 milyar lira çıkış olmuş; para çekme işlemlerinin Yener, Ahmet, Adem ve Semih tarafından gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Bahsi geçen hesabın şahsi bir hesap olduğunu yeniden vurgulamak isterim. Müvekkil, para çekme konusundaki iş tanımını ve iş yerinde belirlenen usulleri zaten anlatmaktadır. Bu konuda ne soruşturma ne de kovuşturma aşamasında sakladığı bir husus yoktur. Paralar şirket hesaplarından çekilmediği için, müvekkilin şirketin zarara uğratıldığını ya da sahte bir işlem yapıldığını anlayabileceği bir durum söz konusu değildir.

Yener Torunler Müdafii

Normalde bir çalışanın şirket hesaplarından sürekli milyonlarca nakit çekilmesini yadırgamasını beklersiniz. "Neden hesaptan gönderilmiyor, bir anormallik mi var?" diye düşünebilirler. Ancak buradaki durum farklıdır; paralar bizzat patronun kendi şahsi parasıdır. Nereden geldiğini, borç mu alacak mı olduğunu araştırmaları mümkün değildir. Bir suç işlendiğine dair kanıya kapılmaları beklenemez; bunlar sadece çalışandır. Murat Bilge İbrahimoğlu'nun şahsi hesabından çekilen paralar özellikle Cebeci'deki hak sahiplerine, villa inşaatına ve kişisel harcamalarına gitmiştir. BDDK raporu da anormal bir durum olmadığını, para çeken şahısların grup şirketlerinde personel olduğunun tespit edildiğini özellikle vurgulamıştır. Müvekkil, tam da bu personel sıfatı nedeniyle bu işlemleri gerçekleştirmiştir.

Yener Torunler Müdafii

Eylem 59'un sonuç kısmında müvekkilin işvereni adına 41 milyon lira nakit çekim yaptığı söyleniyor. Uzun yıllar aynı yerde çalışan birinin görev tanımı kapsamında bu miktarda para çekmesi suç teşkil etmez. İddianamede geçen 4.500.000 dolar para çekimi ise farklı sanıklara "kopyala-yapıştır" yöntemiyle isnat edilmiştir. Bu parayı bir kişinin mi yoksa üç kişinin mi çektiği, toplam rakamın ne olduğu belli değil. Söylemek gerekirse kayıtları inceleyip topladığımda da hiçbir toplama işlemi bana 4.150.000 diye bir rakam vermiyor Sayın Başkanım. Fazla verdiği de oluyor, az verdiği de oluyor. Yani hiçbir sanıkla ilgili böyle bir 4.500.000 diye bir rakama, sayıya ulaşmadım. Bu 4.500.000 bu dosyanın böyle hayaleti gibi dolaşıyor her tarafta. Bir gün bir yerden çıkacak ama şimdilik biz çıkaramadık. Şimdi rakamın ne şekilde tespit edildiği çok önemli değil. Önemli olan nokta şu: Bu cümlenin devamında müvekkil hakkında; talimatı ile çektiği parayı, örgüt sistemine para toplayan ve 'e örgütün nakit ihtiyaçlarını karşılamak için götürdüğü iddia ediliyor. Şimdi soruyorum Sayın Başkanım: Bu iddia hangi delile dayanıyor? 'e sorduk, öyle bir şey olmadığını söyledi. 'e sorduk, o da aynı şeyi söyledi. Şimdi bir tane delile benzeyen şey var; 'in "Ben öyle düşünüyorum, öyle biliyorum, öyle hissediyorum" gibi bir beyanı var. Onun dışında başka bir şey yok.

Yener Torunler Müdafii

İfadenin veriliş biçimi bir yana; 'in ifadesi, müvekkile ilişkin en büyük iddiadır. Bu paragrafı gördüğünüz zaman siz artık 'i, 'nun yanında çalışan, binanın işlerine bakan, araçların işlerine bakan birisi olarak tanımlamıyorsunuz. Artık onu şöyle tanımlıyorsunuz: "Şampiyonlar Ligi'nde , , , belki Ekrem Albayrak ile geziyor, getiriyor, götürüyor." Bu ifade buna yol açıyor. Tamam açsın, sıkıntı yok ama neye dayanarak açıyor? Hangi delile dayanarak açıyor? Sadece 'in ifadesine dayanarak bir müvekkilin, bir şüphelinin ya da bir sanığın dosyadaki konumu bir anda o kadar değiştirilir mi? Yani bu subjektif ve maksatlı bir yorum değil mi? İfadenin veriliş biçimi bir yana, beyandaki belirsizlik ve varsayıma dayalılık, hükme esas alınmaması için başlı başına yeterlidir.

Yener Torunler Müdafii

Ayrıca bu ifadede de 'e para götürdüğüne dair bir isnat yok. meselesi nereden çıkıyor, bir türlü anlaşılamıyor. Kendisi de ifade verdi, Murat Bey'e de soru sorduk; isminin nereden çıktığını anlamıyoruz. Çünkü 'in ifadesine dayanılıyorsa Sayın Başkan, "" demiyor ki. başka Keleşleri söylüyor; ile 'i söylüyor. Doğru mu? O ikisini söylüyor. Şimdi onu da oradan güzel alamamışlar, getirememişler. 'in ile demesini çevirmişler, getirmişler; iddianamenin sonunda ve 'e para götürdüğüne dair bir şey ortaya çıkarmışlar. Yok öyle bir şey. Hiç kimsenin ifadesinde yok, hiçbir delil de yok. HTS kayıtlarından da az önce bahsettim; birisi Artvin'e gidiyor, birisi Trabzon'a gidiyor, birisi Kırklareli'nden geliyor, birisi evinde oturuyor. Bu iddia ciddi bir iddiadır; insanın başını belaya da sokar. Bunun dayanaklı olması lazım, altının sağlam olması lazım. Altında bir sürü delilin olması lazım ki buna dayanalım; çünkü buna dayanarak insan tutuklu kalır.

Yener Torunler Müdafii

Eylem 59'un sonuç kısmında başka sanıklara ilişkin aynı suçlama kopyala-yapıştır yöntemiyle uygulanmış. Başka sanıklar da birebir aynı şablonla suçlanıyor. Fakat bu kişiler tutuklu değilken müvekkil maalesef 1 yıldır tutuklu bulunuyor. Kişilerin ismini biz almayalım, başlarını belaya sokmayalım diye düşündük ama bu kopyala-yapıştır ile yargılanan başkaları da var ve onlar tutuklu değil. Demek ki onlara ilişkin bu delilin sağlam bir delil olmadığı anlaşılmış. Biz sizin tarafınızdan müvekkilimiz yönünden de bu delilin sağlam olmadığının anlaşılacağına ve tıpkı 'in tahliye edildiği gibi müvekkilimizin de tahliye edileceğine inanıyoruz. İddianamenin 701. sayfasında yer alan ve müvekkilin hangi maddelerden yargılanacağına açıklık getirmeyi hedefleyen paragraf hiçbir şeye açıklık getirmiyor. Müvekkilin diğer şüphelileri tanımadığını, bilmediğini söyleyerek onları koruduğu iddia edilmektedir. Bu iddia neye dayanmaktadır? Diğer şüpheliler müvekkilimizi ayrıntılı bir şekilde tanıdığını ifade etmiştir; müvekkil mi inkar etmiştir? Ayrıca müvekkil incelendiğinde sorulan herkesle ilgili muhakkak bilgi verdiği anlaşılacaktır. Buradaki beyanında da durumu ayrıntılı şekilde izah etmiştir.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkanım, 'de de aynı şeye rastlamıştık, orada da aynı iddia vardı. 'nün savcılıktaki ifadesine açıp baktığımızda gördük ki kimi sormuşsa söylemiş. "Onu biliyorum, bununla sohbet ettim, şunu tanıyorum" demiş. Şimdi 'e bakıyorum; hatırladığım kadarıyla "Ben onu tanımam, bilmem" dediği kimse yok. "Görüşmedim" diyor. Aslında sorgu zaptı ifadesinde bir kısım eksiklik de kaldı, onu ben tamamlamış olayım: "Görüşmedim" diyor, "Yakın değilim" diyor, "Sohbet etmem" diyor; "Tanımam, etmem, bilmem" demiyor. Orada öyle bir şey yok. Şimdi hem hem de 'e ilişkin savcılık aynı kanıya varmış: "Bilmediğini söyleyerek diğer örgüt üyelerini koruyor." Buradan neye varmaya çalışıyor savcılık? Müvekkili örgütlü suçlara yaklaştırmaya çalışıyor. Bu hukuka uygun değildir, kabul edilemez.

Yener Torunler Müdafii

Aynı paragrafta savcılık, çok önemli bir şey bulmuş gibi kasanın iki anahtarından birinin müvekkilde olduğunu kabul ettiğini söylemektedir. Ortada kabul edilen bir suç yoktur. Müvekkil yaptığı işi anlatırken bu hususu kendi kendine ifade etmiştir. Duyduğu güvenle savcılık makamının ifadesinin içerisinden bu hususun cımbızla çekilip alınacağını ve aleyhine delil yapılacağını düşünmemiştir. Burada 'nün savunmasındaki vekalet örneğini hatırlıyor musunuz? Kendisinde genel vekaletname olmasından kaynaklı örgüte yardım ettiğine kanaat getirilmiştir. Vekaletnameyi bir açıyorsunuz; şirketin neredeyse bütün personelinin ismi yazıyor. Birisi gidiyor noterde iş yapıyor, birisi elektrik açtırıyor, birisi su açtırıyor. Açıp bakmazsanız zannedeceksiniz ki , adına para topluyor, çok yetkili birisi. Oysa adam sadece ofis buluyor.

Yener Torunler Müdafii

Şimdi için bu daha da geçerli. Oradaki vekaletname ile buradaki kasanın ikinci anahtarı arasında fark yok. Çok büyük bir icat gibi sunuyorlar: "'de kasanın ikinci anahtarı var." Bir gün başımıza bir şey gelirse lütfen çalışanlarımıza karışılmasın; kasanın anahtarını mecburen veriyoruz. Müvekkil yaptığı işi anlatırken bu hususu kendisi ifade etmiştir; aleyhine delil yapılacağını düşünmemiştir. Örneğin bu esnada müdafi olarak müvekkilin yanında ben olsam, kendisine kasa meselesini ayrıntılı anlatmasını söylerdim. Anahtarın neden kendisinde bulunduğunu detaylandırmasını isterdim. Ancak ifadesinde de belirttiği gibi, müdafiden yoksun bir şekilde ifade alındığı için maalesef durumu ayrıntılı anlatamamıştır. Bir iş yerinde tüm gününü geçiren, idari müdürlük görevi üstlenen, silah taşıma ruhsatı olan bir personelin elinde kasa anahtarının olması, ne zamandan beri ilişkinin patron-çalışan ilişkisinin ötesinde olduğunu göstermektedir?

Yener Torunler Müdafii

Ayrıca aynı paragrafta müvekkilin şirkete kayyum atandıktan sonra ile konuştuğu iddia edilmektedir. Anladığımız kadarıyla bu iddia 'in ifadesine dayanmaktadır. bu anlattıklarını ilk ifadesinde neden anlatmamıştır? Cezaevinden çıkmak için bir yol arıyıp bula bula bu yolu bulmuş olabilir mi? Müvekkil; eski işvereni ile yeni işverenin talimatları üzerine nasıl ve ne şekilde görüştüğünü az önce ayrıntılı biçimde anlattı. Bu anlamda üzerinde bir şüphe kalmadığını, dolayısıyla bahsi geçen görüşmelerin örgüt üyeliğine delalet sayılamayacağını ifade etmek isteriz. Araçlarla ilgili aranması isteniyor, arıyor. Hatta karşı taraf tepki gösteriyor, bu taraf ise "Hadi ara, ne zaman halledeceksin?" diye sıkıştırıyor. Karşı tarafta "Yener, 10 senedir beraber çalışıyoruz, şimdi başkalarının hesabına bizi mi arıyorsun?" diye bir tavır sergiliyor. Adam iki tarafın arasında kalıyor. Bu tarafla görüşmek istemiyor; bu taraf ise görüşmesi konusunda zorluyor. Zaten ortada bir kriz var ve bu krizin muhatabı . Kayyum olarak oraya atandıysanız, görev aldıysanız kimi arayacaksanız kendiniz arayın; niye insanları sıkıştırıyorsunuz? Başka sanıklar da aynı derdi yaşamış; Yağmur Hanım'ın da benzer bir durumu vardı.

Yener Torunler Müdafii

İddianamenin 701. sayfasında sevk maddeleri ve dava şartları bakımından kısa bir değerlendirme var. Bu paragraf, müvekkilin örgüt hiyerarşisinde örgüt yöneticisi 'na bağlı hareket ettiğini iddia etmesine rağmen, kendisini Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 220. maddesine göre sevk etmiyor. Peki, hangi maddelere göre sevk ediyor? Bunun maddi bir hata olmadığını, soruşturma sürecinde müvekkile ilişkin ortaya çıkan kafa karışıklığından kaynaklandığını düşünüyoruz. Müvekkil, TCK 158/1-d, e (Nitelikli Dolandırıcılık) maddesiyle sevk edilmiş. İddianamenin 701. sayfasında 'e ilişkin olarak dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği iddia ediliyor. Bildiğimiz kadarıyla bu eylemdeki dolandırıcılık suçunun "hile" unsuru, Cebeci Maden Sahası'na İSTAÇ tabelalarının asılması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Müvekkilin bu eylemle ne şekilde ilişkilendirilmiş olduğu belli değildir. Dolayısıyla bu maddeden sevk edilmesi de iddianamenin kabul edilmesi de doğru değildir; bu maddeden ceza verilmesi ihtimal dahilinde bile değildir.

Yener Torunler Müdafii

TCK Madde 181 (Çevrenin Kasten Kirletilmesi) maddesine gelirsek; müvekkilin bu konuda özel bir hassasiyeti vardır. Biz Doğu Karadenizliyiz ve orman köylüsü olduğumuz için akarsu ve orman bizim için manevi bir anlam taşır. İddianamenin hiçbir yerinde 'in kasten işlenmesi gereken bu suça ne şekilde iştirak ettiği bilgisi verilmemiştir. Müvekkilin çevre kirliliğiyle hangi sayfada suçlandığını bulamıyoruz; buradan bir hüküm kurulması mümkün değildir. TCK Madde 282 (Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama) kapsamında ise müvekkilin bu suçu işleyebilmesi için, değerlerin suçtan kaynaklandığını bilerek aklama maksadıyla hareket etmesi gerekir. Müvekkilin paraların kaynağını gizlediğine dair tek bir iddia dahi var mıdır ki bu maddeyle sevki istenmektedir? Dikkat ederseniz müvekkile isnat edilen eylem parayı aklamak değil, parayı örgüte götürmektir. Bu iddia ise somut bir delille ispat edilememiştir. Dolayısıyla TCK 282 gereğince cezalandırılması hukuka aykırıdır.

Yener Torunler Müdafii

Ayrıca 3213 Sayılı Kanun'un Ek Madde 15'i ile 6831 Sayılı Kanun'un 93. maddesi (Orman İşgali ve Faydalanma) uyarınca da müvekkilin Cebeci Maden Sahası ile ilgili herhangi bir iş ya da işlem yaptığı öne sürülmemiştir. İştirak şekli izah edilmeyen bu maddelerden ceza verilmesi imkansızdır. Vergi Usul Kanunu Madde 359/b bakımından ise dosyada vergi inceleme raporu ve mütalaa yoktur; dolayısıyla dava şartları oluşmamıştır. Müvekkilin hangi sahte belgeyi düzenlediği veya vergi kaçırdığı izah edilmemiştir. Müvekkilin muhasebe veya finans alanında hiçbir yetkisi ve karar hakkı yoktur; kendisi sadece idari işlerle ilgilenmektedir. Pozisyonu ve birikimi gereği bu suça iştirak etmesi mümkün değildir. Aynı paragrafta müvekkilin TCK Madde 37/1 gereği yargılanması talep edilmiş olsa da hangi suça ne biçimde iştirak ettiği belirtilmemiştir. Müvekkil, Murat Gül İbrahimoğlu'nun şoförü ya da koruması değildir. Mahkeme huzurundaki beyanlarla ortaya çıkmıştır ki; işvereni sahada ve tesislerdeyken müvekkil tüm gününü şirketteki rutin idari işlerle geçirmektedir.

Yener Torunler Müdafii

İddianamenin 660. sayfalarına bakıldığında görülecektir ki, müvekkilin para transferlerinin müsebbibi olarak görülmesinde HTS kayıtları dışında hiçbir delile dayanılmamaktadır. hakkında aynı iddia olmasına rağmen Mahkemenizin verdiği tahliye kararı son derece yerindedir; müvekkil yönünden de aynı kararın verileceğinden şüphemiz yoktur. Para çekimi konusunda finans birimi bankaya talimat vermekte, müvekkil veya başka bir personel para çekmeye yönlendirilmekte ve işverenin onayıyla bu işlem gerçekleşmektedir. Neredeyse tüm şirketlerde uygulanan bu rutin yöntem, nedense bu dosyada büyük bir suç işleme yöntemi gibi sunulmuştur.

Yener Torunler Müdafii

İddianamenin 6. bölümünde şüphelilerin örgütsel konumuna ilişkin tahliller yapılmaktadır. Burada 'in 'nun "çantacısı" olduğu, naylon fatura ve sahte çek bozdurma işlemlerini organize ettiği, paraları örgüte götürdüğü ve hiyerarşik yapıya dahil olduğu ileri sürülmektedir. İddianame sürekli tekrara düştüğü için ben de mecburen tekrara düşüyorum. Ancak bu 6. bölümde bir anda, iddianamenin ilk 5 bölümünde hiçbir delile dayanılmadan, hiçbir hikaye anlatılmadan; bir anda "naylon fatura", "sahte çek bozdurma" gibi iddialar ortaya atıldı. Dikkat ederseniz müvekkilin sorgusunda da bu hususlar yok. Herhalde iddianamenin sonuna doğru biraz geç kaldık; dolayısıyla bu suçlamaları biz de huzurunuzda öğrenmiş olduk.

Yener Torunler Müdafii

Sayın Başkan, diğer sanıklara ilişkin başlıkları incelerseniz hepsinin hangi suça ne şekilde iştirak ettiği anlatılmaya çalışılmıştır; gerçekten emek verilmiş. Ancak müvekkilimiz dışındaki sanıklara baktığınızda, ufak tefek de olsa birer öykü görürsünüz. Bir suçun nasıl ve ne şekilde işlendiğini anlatmaya çalışmışlar. Fakat 'e sıra gelince; dolandırıcılık, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet, çevre veya orman kirletme suçlarına karıştığı yönünde hiçbir iddia 3364. sayfada yer almıyor. Hiçbir somut veri sunulmadan bir anda sonuca ulaşılıyor. Tam tersine, burada müvekkilin şirket çalışanı olduğundan bahsediliyor. Bakın, 3364. sayfada müvekkilin şirket çalışanı olduğu anlatılıyor. Diğer sanıklarda paragrafın sonunda "üye" ibaresi yer alırken, 'de bu ibare yer almıyor. Basına sızan iddianamedeki hiyerarşik şemada da adı bulunmuyor. Bu durum, iddia makamının kafa karışıklığını açıkça göstermektedir.

Yener Torunler Müdafii

Peki, 3364. sayfada müvekkile ilişkin ne var? Çek bozdurma işlemlerini organize ettiği iddiası var. Peki, iddianame buraya kadar gelirken müvekkil ile bir tek çek yaprağı arasında neden ilişki kurmadı? En sona gelmişler, çek yaprağından bahsediyorlar. 3364 sayfadır iddianame okuyoruz ve çek yaprağıyla ancak bu sayfada karşılaşıyoruz. Herhangi bir naylon fatura işlemiyle de müvekkil arasında 3364 sayfa boyunca ilişki kurulmamış; ne delillerde var ne de iddianame içeriğinde. Bir anda çek bozdurma ve naylon fatura iddiaları karşımıza çıkıyor. Ne bir ifadede ne bir gizli tanık beyanında ne de herhangi bir delilde bu suçlamalara ilişkin tek bir cümle geçmiyor. Anladığım kadarıyla 3364. sayfaya gelene kadar iddia makamı epeyce öfkeleniyor, tarzını ve üslübunu değiştirmeye başlıyor. Müvekkili "çantacı" diyerek aşağılamaya ve ona bir lakap takmaya çalışıyor. Ancak bu aşağılama girişimiyle aslında bir gerçeği de ikrar etmiş oluyor: " çantacıdır" diyerek; tek işinin bankadan para çekip iş yerine getirmek ve teslim etmek olduğunu itiraf ediyor. Müvekkil gerçekten sadece bu yüzden 1 yıldır tutuklu. Siz çeklerden, naylon faturadan, vergiden, ormandan, sudan bahsedeceksiniz ama bunlarla ilgili tek bir delil ortaya koymayacaksınız; sonra da "çantacı" diye yaftalayacaksınız. Herhangi bir çantaya ilişkin dosyaya delil koymayıp sadece 'in "hislerini" baz alacaksınız ve bir insanı 11 ay tutuklu bırakacaksınız.

Yener Torunler Müdafii

Bu paragrafta örgütün amaç ve faaliyetlerini benimsediği iddia ediliyor. Allah aşkına, bu iddia hangi delile dayanıyor? 3364. sayfaya gelene kadar 'in bu örgütün amaçlarına ikna olduğu nasıl anlaşılmıştır? Şöyle bir plan mı var yani: "Önce İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak, görev süresi dolunca yerine geçecek"? Bu örgütün iddiası bu değil mi? Müvekkil buna nasıl ikna olmuş, nasıl katılmıştır? Bu ifadeyi nasıl bu kadar rahat kullanıyorsunuz? Gerçekten 'nun, şirketin getir-götür işlerinden sorumlu olan Yener ile oturup örgüt kurma planları yaptığını mı düşünüyorsunuz? "Yener gel, seninle bir örgüt kuralım, Cebeci'den kazandığımızı bölüşelim, sen de iyi çalıştın senin de hakkın var" dediğini mi zannediyorsunuz? Bu örgütün "kutsal" amaçlarına birlikte karar verdiklerini, patronu ile birlikte ülkeyi ele geçirme planı yaptığına gerçekten inanıyor musunuz?

Yener Torunler Müdafii

Müvekkilin mal varlığına da değiniliyor. Kendisi 29 sene polis memurluğu yapmış biridir. Oğlu Doğukan gayrimenkul değerleme uzmanı, kızı Özge elektrik mühendisi, eşi Zuhal hâlâ çalışmaktadır ve mal varlığı ortadadır. Tahliye talep ederken bu bilgileri sunduk; gerekirse yeniden sunabiliriz. Bu bilgileri iddianameye yazıyorsanız, bu kişiyi "örgüt üyesi" olarak ekleyemezsiniz. Örgütün milyonlarca dolar haksız kazanç elde ettiğinden, bu kazancın büyük kısmının da müvekkilin yer aldığı Eylem 59'dan kazanıldığından bahsedeceksiniz; ama ortadaki örgüt üyesinin mal varlığı bu durumda olacak! O zaman bir yerlerde mal varlığı bulmanız gerekirdi ama bulamamışsınız. Tüm çalışma arkadaşları terfi ederken, yanındaki yardımcısı Murat Yıldırım genel müdür yardımcısı olurken; müvekkil 11 yıl boyunca Kutmangil'den 'na, ondan da kayyuma kadar hep aynı görevi yapmıştır. Kendisi de çok güzel ifade etti: "Önceden Kutmangil'in örgüt üyesi miydim, şimdi kayyumun mu örgüt üyesiyim?"

Yener Torunler Müdafii

Diğer sanıklarla olan telefon konuşmalarını delil diye koymuşlar; , , , , , ... Bunlar zaten birlikte çalıştığı iş arkadaşlarıdır. Sonuç olarak müvekkil nezdinde suçun maddi ve manevi unsurları oluşmadığı gibi; sevk maddelerine konu fiilleri işlediğine dair somut, kesin ve inandırıcı bir delil de bulunmamaktadır. Vergi suçları yönünden ise mütalaa ve inceleme raporu eksikliği nedeniyle dava şartı yokluğu mevcuttur. Tüm bu nedenlerle tahliyesi gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 100 ve devamı uyarınca "ölçülülük ilkesini" çok önemsiyoruz. Müvekkil 11 aydır tutuklu; isnat edilen suçların belki birinden ceza alma ihtimali olsa dahi –ki biz bunu düşük görüyoruz– diğer suçlardan ceza alma ihtimali yoktur, çünkü dosyada delil yoktur. Dolayısıyla bu tutukluluk hali ölçülülük ilkesini çiğnemektedir.

Yener Torunler Müdafii

Müvekkilin sağlık durumuna ilişkin evrakları sunduk. Vertigo hastalığı, cezaevinde çekilmesi en zor hastalıklardan biridir. Kulaklarınız çınlar, şişler batıyor gibi olur, ayağa kalkamazsınız ve sürekli kusma ihtiyacı hissedersiniz. Aynı zamanda daha dikkatli bakılırsa kalp hastası olduğu, daha önce yoğun bakımda kaldığı görülecek. Yaşının kesinlikle gözetilmesi gerekiyor. Kızının düğününün artık dikkate alınması gerekiyor. Bir yıldır bir çift düğün yapılmak için babalarını bekliyorlar. Dolayısıyla ceza muhakemesi kanunu 100 ve devamı için gereken kaçma şüphesi, delil karartma şüphesi ve diğer şüphelerde ortada olmadığından kaynaklı müvekkilin bir hakkı tahliyesine ve daha sonra da beraatıne karar verilmesini talep ediyoruz.

Yener Torunler Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.