Savunma

Zafer Keleş Müdafii Av. Yağmur Kavak Savunması

Müdafi savunması·Zafer Keleş·6 Nisan 2026 · Kaynak

MüvekkiliN beyanlarına iştirak ediyoruz. Sayın Başkan, bir evrakınız var anlatırken daha rahat takip etmeniz için. Beyanda bulunmuştuk zaten, hatırınızda vardır. O yüzden soruşturma süreci ve öncesn ve müvekkilin halihazırda yaşadıkları zaten kendisi tarafından gerçek duygularıyla ve bütün detaylarıyla aktarıldı size. Size de değdiğini düşünüyorum aslında. yönünden beyanda bulunurken, iddianamenin sorunlarına ve buranın fiziki koşullarına değinmiştik. Tekrara düşmeyeceğiz. O yüzden tekrarlamıyoruz ama bunları burada tekrar etmiş olalım eylemlere geçmeden önce. Dosya kapsamında müvekkille bağlantılı olan birkaç hususa istiyorum. 'in beyanında uzun uzadıya anlatmıştık. "İlişki nedeniyle suç istinadı" diye bir iddiamız var. Bu dosyada da Keleş ailesi üzerinden bu yaratılmış demiştik. Sonra üzerine birazdan düşününce aslında bu isnadın sadece Keleş ailesi üzerinden yoğun bir şekilde gerçekleşmediğine kanaat getirdik dosyayı biraz düşününce. Karşınızda aslında aynı aileye mensup çokça kişinin olduğunu da görüyoruz. Ama aslında asıl mesele karşınızda olmayanlar ve aynı aileden olanlar, şu an tutuklu olmayanlar yani. Bunlar kim oluyor? Dosyada etkin pişmanlıktan faydalanan dosya sanıkları oluyor. Bu aile üzerinden suç isnadı, ilişki üzerinden suç isnadı meselesi aslında etkin pişmanlıktan faydalanan dosya sanıkları üzerinden daha çok yürütüldü. Bunu tespit edebildik diyebilirim. Bu insanlar da yakınlarıyla test edildi. Müvekkil gibi aynı aslında gibi.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Bu insanların, dosyadaki sanıkların kiminin eşini aldılar, kiminin kalp hastası kayınbiraderini gözaltına aldılar. İnsanların eşini gözaltına alıp, bu insanları da yan odalarda ifadelerini aldılar savcılık odalarında. Burada karşınızda eşi aylarca ev hapsiyle kalmış sanıklar var. Biliyorsunuz, çok iyi biliyorsunuz. Tahliye olmuş, tekrar alınmış insanlar var. Kardeşi alınmış bambaşka insanlar var. Bir tek biz değiliz yani bu meseleden muzdarip olan aslında. Ve aslında bu insanlara dediler ki: "Bizim dediklerimizi konuş, seni rahat bırakalım." İnsanların yakınları yan odada beklerken, yakınları geceyi nezarette geçirirken bu insanları ifadeye aldılar söylediğim gibi. Ve aslında sadece bu ifadeler savcı odasına alındı diye, bu ifade sırasında savcı odasında avukat var diye bu ifadelerin üstünde hakları hatırlatıldı yazıldı. Direkt o ifadeler usulüne uygun olarak alınmış ifadeler olarak bizim iddianamemizde ve dosyamızda muamele görüyor. Hatta bunu da aşalım; kimisi burada savcılıkla pazarlık yaptığını açıkça da söyledi. Açıkça da söylüyorlar. Geçen Perşembe günü tutuklulara ilişkin beyanlar alınmıştı, sanık müdafileri söz aldı. Burada etkin pişmanlıktan faydalanmış bir dosya sanığı müdafisi açıkça bunu söyledi. Bize dedi ki: "İşte bizi üye yazmayın, bizi yönetici yazmayın diye biz beyanda bulunduğumuzu söyledik, buna ilişkin savcılık makamıyla konuştuk" dedi. Ve hatta sonrasında gerçekten kimseyi kötü niyetli olarak atfetmiyorum ama Sayın Başkan, burada sizi de aslında bence bir pazarlığa sevk etmeye çalıştılar. Çünkü avukat bey dedi ki: "Bizi dedi eğer tahliye ederseniz merak etmeyin, kaygı duymayın. Biz tahliye olduktan sonra da aynı etkin pişmanlıkla söylediklerini gelip yine karşınızda söyleriz, siz müsterih olun" dedi. Avukat Bey bunu söyledi. Yani burada bilmiyoruz, belli ki bilmediğiniz bir şey dönüyor. Bazı şeyleri anlamlandıramıyoruz. Anlamlandırmaya çalışırken iddianame bize hiç yardımcı olmuyor Sayın Başkan. O yüzden çok meslektaşım gibi de ben gibi de müvekkillerim gibi de sürekli bir iddianamenin 90'ının çevresinde soru işaretleriyle devam ediyoruz yargılamaya. Dediğim gibi, yani bu insanlar sevdikleriyle test edildiler ve bir şeyler konuşulmuş, belli şeyler dönmüş belli ki. Bu dosyada görüyoruz ki falaka yok, başka türlü fiziksel işkence durumları yok ama insanların yakınlarıyla test edilmesi bu dosyadaki baskıların en büyüğü oldu. Burada da kimisini etkin pişman yaptılar, kimisini de yapamadılar, başaramadılar. Başaramadıkları da zaten şu anda karşınızda duruyor.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Bunu neden söyledim, neden anlattım? Çünkü müvekkil aleyhine ifade veren kişilerle ilgili de buna dair çok yoğun şüphelerimiz var dosya kapsamında. Müvekkil aleyhine ifade verenler dahil olmak üzere dosyadaki tüm etkin pişmanlık ifadelerine aynı bu kapsamda ve aynı bu şüpheyle yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Bu şerhi de bu yüzden düştüm aslında beyanımın başında. Başka bir husus var; dosyada inceleyince iddianameyi, müvekkil aleyhine olan ifadelere bakınca müvekkil aleyhine bir ifade bombardımanı görüyoruz. Şimdi biliyorsunuz müvekkil 20 Mayıs'ta tutuklandı, kendi de beyan etti. Biz tutukluluk incelemesinde de söylemiştik. Dosyada müvekkil aleyhine, az önce sizin müvekkile sorduğunuz çok anlamlı bir tarih. Birazdan anlatacağım 30 Mayıs'ı, neden çok anlamlı olduğunu aslında. Mayıs sonu Haziran başı dışında da sadece bir ifade var; 6 Mayıs. Onda da zaten 'ın ifadesi, müvekkil tutuklanıyor. Bunun dışında 6 Mayıs tarihli ifade dışında müvekkilin adının geçtiği her cümle Haziran başından sonra söylenmiş. Şimdi biz bu ifadeleri alt alta koyduk, tarihleri alt alta koyduk. Yani bir şey ifade etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ne ifade etti? Yine ilişkiye dayalı suç isnadına ilişkin çok ağır olan şüphelerimizi aslında destekleyen bir şey ortaya çıktı. Peki ne oldu o tarihlerde? Müvekkil 20 Mayıs'ta tutuklandı . 29 Mayıs'ta ise kardeşi bir işlem için adliyeye getirilmiş Çağlayan Adliyesi'ne. Ne işlem için getirildiğini bilmiyoruz, hangi usulü işlem için getirildiğini de bilmiyoruz. İddianameye baktık; o tarihte savcılıkta herhangi bir işlem yapmamış, teşhis yapmamış, ifade vermemiş, herhangi bir tutanak tutulmamış. Bu adam hapishaneden adliyeye getirilmiş, adliyeden hapishaneye götürülmüş. Ne yapıldığını bilmiyoruz. Sonra ne yapıldığını anladık. Kendisi de müdafide, özellikle müdafi belirtti daha doğrusu, avukatına da haber verilmemiş bu arada 'in adliyeye götürülürken. 29 Mayıs bakın tarih. Ne olmuş? 'i etkin pişmanlıktan faydalansın diye savcılık görüşmesine götürmüşler. Tarih 29 Mayıs, müvekkili 20 Mayıs'ta tutuklandı. Müvekkilin oğlu ve müvekkilin yeğeni, 'in oğlu ve yeğeni de ondan 20 gün sonra tutuklandı. Şimdi bu bir felaket senaryosu falan değil Sayın Başkan. Bunu açıkça söyleyelim. Günlerdir biz anlatıyoruz, başka sanık müdafileri anlatıyor, başka sanıklar anlatıyor. Bu iddianamede olan, müvekkil ve müvekkil 'in başına gelenlerin başka bir açıklaması yok. Şimdi iddianameye bakıyoruz; müvekkil çok büyük çoğunluğunu anlattı, biz de tekrar edeceğiz. Hiç yapılmamış toplantılar yapılmış, hiç gidilmemiş yerlere gidilmiş, bu görüşme yapılmış, hiç tanışmamış kişileri tanıştırmışlar, arkadaş yapmışlar. Bir de birbirlerine milyon dolarlar taşıtmışlar. Bakın bunları bu iddiayla, bu rahatlıkla, bu öz güvenle söylememin sebebinin kendisi zaten iddianamenin kendisi.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Bunlar doğru oluyor bilimsel metotlarla yalanlanabilmesine rağmen, ama biz diyoruz ki ve , yüzünden tutuklandı, siz bu yüzden tutuklattınız, bu yalan oluyor. Hayır bu yalan değil. Bizimki çok gerçek, bence bizim iddiamız çok gerçek. Buna da bu samimiyetle bakılması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi bu, tekrar ediyorum, altını çiziyorum sulandırmak için değil. 'in ifadesini sordunuz 30 Mayıs. 29 Mayıs'ta gözaltına alınmıştı. Tesadüf müdür hemen bir gün sonra ifade veriyor ve tesadüf müdür iki eylem birden çıkıyor 'in abisinin aleyhine. Şimdi bu ifadelerin içeriğine bakmak gerekiyor. Bombardıman adını verdim ben kişisel olarak, aleyhe ifade bombardımanı. Bu ifadelerin içeriğine ve sistematiğine bakalım. Zaten biliyorsunuzdur, dikkat de çekmişsinizdir ama tekrar bakınca görürsünüz: Etkin pişmanlıktan faydalanan herhangi bir dosya sanığı bir ifade vermeye başlamış. Dosyadaki alakasız bir ihaleden bahsediyor, bir olaydan bahsediyor, ne bileyim işte A.Ş.’den bahsediyor, müvekkille alakasız bir şeyden bahsediyor. Sonra ifadenin bir yerinde bir spot gibi “Zafer de paraları alırdı” diye geçiyor. O cümle geçiyor sonra devam ediyor, başka yine başka bir ihaleden bahsediyor, çok alakasız. Ama ifadenin hiçbirinden şunu anlamıyorsunuz, Zafer hangi parayı almış? Nereden almış? Kimden almış? Niye almış? Menfaat ne? Bu para nerede? Bu kişinin verdiği ifadeyle Zafer'in alakası ne? Hangi anlaşma, hangi rüşvet anlaşması kapsamında alınmış? Yok. Hiçbir şey yok. İfadelerde aralarda "Zafer paraları alırdı" diye spot ışıkları geçiyor sadece. Yani sanki şunun gibi görüyoruz Sayın Heyet orada, başka bir yerde bir cümle var "Zafer paraları alırdı" diye duruyor, onu alıp cımbızlayıp bütün ifadelere serpmişler gibi görünüyor. Bizim açımızdan gerçekten böyle. Hatta aslında sadece bizim açımızdan değil, hazırlık savcıları bakımından da belli ki böyle görülmüş ki; müvekkilin tutuklanmasına sebep olan ifade dahil olmak üzere bahsettiğim ifadelerin hiçbirini eyleme dönüştürmemişler. Ki Ahmet Selim'in ifadesi hariç, 138 hariç, diğerlerinde gene bir kısım kurgulara çabalamışlar ama bunları gene savcılık makamı bile, geçen sefer de söylemiştim noktasına virgülüne eleştirdiğimiz itirazımız olan hazırlık savcıları bile bunların gerçeklikten uzak olduğunu fark etmiş ve müvekkili cezalandırmak dahi istememişler.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Görüyorsunuz yani hem somut beyan yok, hiçbir gerçeklik yok, alenen yalan var, alenen bilimsel olarak yanlış var eylemlerin tümünde. Geçeceğim birazdan eylemlere ama eylemlere geçmeden önce soruşturma aşamasında gerçekleşen başka bir olaydan bahsetmek istiyorum. Müvekkilin el konulan parası ve eşyaları. Müvekkilin nelerine el kondu? Bahsettiği gibi polis memurluğundan kalma ruhsatlı tabancası, tabancaya takılı bir adet şarjör, tabancaya ait taşıma ruhsatı ve üzerinde nakit 15.000 Amerikan Doları. Şimdi 15.000 doların hikayesini de anlatayım çok gerek yok zaten birçok dava falan da açtık ama müvekkilin eşinin üstüne olan bir ev var. Bu ev kentsel dönüşüme giriyor, hatta girmiş olması gerekiyor diye tahmin ediyorum çünkü müteahhide vekalet verdiler. Buraya peşinat verilecek, müvekkil kendi hesabından çekmiş olduğu parayı İstanbul'a getirmiş, orada eşine verecek. Çünkü anlattı; düğün için geliyor, parayı eşine verecek oradan Trabzon'a geri dönecek, hikaye bu. Neyse vadeliye yatıracak herhalde o kısımları bilmiyorum ama bu paranın hikayesi bu. Geçiyorum. Şimdi biz bu el konan parayı ve özellikle silahı almak için çok uğraştık. Yani silah şuradan kritik; müvekkilin üzerinde ruhsatlı ve belli bir dönem o ruhsatın yenilenmesi lazım. Para için de bize savcılık tutuklama aşamasında demişti ki; "el koyma kararı vesaire yok, işte Vakıfbank'tan alabilirsiniz" böyle dediler bize. Hatta müvekkil şu anda tutuklu olmayan tek bir oğlu kaldı, o tek oğluna da özel vekalet çıkarmıştık ki Vakıfbank'tan parayı çekebilsin diye. Para lazım çünkü insanlara, neden lazım olmasın? Ama yine de biz yazılı talepte bulunduk, müvekkilin aile bireyleri talepte bulundu, fiziken gidip konuştuk. Ya dedik; "bu parayı verin, vermiyorsanız da el koyma kararı varsa bize bunu tebliğ edin." Tarihi hatırlatmak isterim; Mayıs ayında tutuklandı, birkaç ay oldu biz hala parayı ya da el koyma kararını teslim almaya çalışıyoruz. En son kaleme gittim, kalemdeki savcılık kalemindeki arkadaş dedi ki böyle çok şey bir şekilde, "Ya dedi avukat hanım, savcı bey parayı vermek istemiyor ya" dedi bana aynen böyle söyledi. Yani çok anlam veremediğimiz bir durum ama sonra ısrarla talep ettik, Ağustos ayına geldik. Ağustos başı el koyma kararını aldık. Evet, müvekkilim doğru söylüyor; gözaltına alındığı zaman bu 15.000 doların kendi hesabından çekildiğine dair banka dekontunu da polis memurlarına veriyor. Sonra biz eklerde göremedik bu dekontu ama daha sonra sunduk. Neyse bize kararı elden verdiler el koyma kararını. Hatta fiziki olarak istemedik UDF olarak istedik ama yok, kararın QR kodu da okumuyor, neyse buraları geçiyorum. Geçen sene Ağustos ayındaki son durum bu: Mayıs'tan Ağustos'a kadar parayı istedik vermediler, Ağustos başı el koyma kararını aldık, karara itiraz ettik ve sonra itiraz reddedilince CMK 141 kapsamında dava açtık, 34 Ağır'da derdest hala dosyamız. Şimdi diyeceksiniz ki; "Avukat hanım, yani bu kadar milletin malına mülküne el konmuş, milletin 50 yıllık aile şirketine kayyumlar gelmiş, siz niye bu 15.000 dolardan bu kadar bahsediyorsunuz?" Hatta hiçbir eylemle bu 15.000 dolar bir cezalandırmaya, bir isnada bile dönüşmemiş. Dosyada bununla alakası yok, niye bu kadar anlattınız? Sayın Başkan, çünkü bu 15.000 dolar; beni de müvekkilimi de savcılığı da aşıp başka görüş kabinlerine ulaştı. Nasıl ulaştı hemen anlatalım. Biz birkaç ay boyunca bu paranın iadesini ya da el koyma kararını istedik ama ne oldu? Bu 15.000 dolar müvekkile iftira atmak amacıyla kullanıldı. İftira atılmaya çalışıldı. Kim yaptı bunu? Hemen anlatayım size.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Yani bu arada bu anlatacağım şey çok aylar önce medyada da siyasette de gündem olmuş bir şey ama şimdi anlatabilme imkanımız oluyor, soruşturma aşamasında malum muhatabımız yoktu. Şimdi anlatacağım olayın asıl muhatabı başka. Detaylarını kendi muhatapları anlatacak ama benim müvekkili ilgilendiren çok önemli birkaç kısmı var. Tarih, 7 Temmuz 2025. Müvekkil tutuklu, ben iki aydır parayı almaya çalışıyorum savcılıktan. Dosyanın tutuklu sanıklarından , savcılık tarafından ifadeye çağrılıyor. Avukatıyla birlikte savcılığa gidiyor. Kim bu avukat? Mehmet Yıldırım. Mehmet Yıldırım adliyeye gittiğinde müvekkili savcılık odasına almadan önce kendi gidip bir savcıyla görüşüyor. Yani bu yapılabilir bu arada; insanlar müvekkiliyle ilgili soruşturma makamlarıyla görüşür, "ne yapalım, ne edelim, nasıl istersiniz, ne istersiniz" konuşulabilir bunlar. Ama savcıyla görüştükten çıkışta müvekkiline diyor ki Mehmet Yıldırım, Avukat Mehmet Yıldırım, "'e veya 'e para götürdüğünü söylemeden serbest kalman mümkün değil, ifadeni böyle ver." Mehmet Yıldırım'ın o andaki müvekkili diyor ki, "Ben kimseye iftira atmam." Bunu da Mehmet Yıldırım'a söylüyor, gidiyor ifadesini veriyor. Sonra ne oluyor? tutuklanıyor, sanırım şu anda muhtemelen karşınızdadır diye tahmin ediyorum, hala tutuklu çünkü. Sonra ne oluyor? tutuklanıyor, Mehmet Yıldırım avukat görüşüne gidiyor bu sefer hapishaneye. Israrla, defaatle, sürekli diyor ki: "Ya bunu söyle, şunu söyle. Bak bunu söylersen şöyle olur, bunu söylersen insanların hakkında bunu söylersen böyle olur" diye bir sürü şey söylüyor. En son gittiğinde de şunu söylüyor: "Zafer'e zarf içinde 15.000 dolar götürdüğünü söyle, başka türlü seni çıkartamayız." Torunler zaten bunu yine kabul etmiyor, "iftira atamam" diyor... Yani medyadan gördüğüm kadarıyla durum bu; ama müvekkil aleyhine böyle bir iftirada bulunmayacağını söylüyor. Şimdi olaya bir bakalım: Müvekkil 17 Mayıs’ta gözaltına alındığında, saniyesinde açıklamasını yaptığı ve dekontunu polislere teslim ettiği bir 15 bin doları var. Biz bu parayı aylarca geri alamıyoruz. Aylarca işlem yapamıyoruz, haber alamıyoruz; parayı vermiyorlar, kararı da tebliğ etmiyorlar. Temmuz başında dosya sanıklarından birine diyorlar ki: 'Ya, Zafer’e 15 bin dolar verdim ben.' Dosyada o kadar çok dolar telaffuz ediliyor ki artık kafa karıştı. Şimdi bu iş için bir süre uğraşmışlar, olmamış. Sonra ne hikmetse, bizim Mayıs’tan Ağustos’a kadar aradığımız el koyma kararı, Ağustos ayında birden ortaya çıkıyor. Hayır, bu tesadüf değil! Benim tahminim şu; muhtemelen Ağustos’a kadar baskı yapıyorlar, yapıyorlar... Adam artık kabul etmeyince, 'biz bu parayı bir şey yapamayacağız' deyip kararı bize tebliğ etmeye karar veriyorlar. Şimdi soruyoruz, sorularımız var: Mehmet Yıldırım, dosya sanıklarına neden yalan söyletmeye çalışıyor? Daha önemlisi; Mehmet Yıldırım, müvekkilin üzerinde 15 bin dolar bulunduğunu nereden biliyor? Ya sayıları bir kenara bırakın; 10, 15, 20... Müvekkilin gözaltına alındığında üzerinde 10 lira bulunduğunu bile bilmemesi gerekirdi. Çünkü dosyada gizlilik vardı! Biz bile kendi müvekkilimizle ilgili evrak alamazken, Mehmet Yıldırım’ın arama, el koyma ve üst arama tutanağından nasıl haberi oluyor? Haberi olamaz, çünkü dosyada gizlilik var. O zaman birileri ona söyledi. Peki, müvekkilin üzerinde 15 bin dolar olduğunu ona kim söylüyor? Bilmiyoruz.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Aslında burada bir ihbar talebinde bulunurdum ama halihazırda kendisi hakkında bu konuyla ilgili yürütülen bir soruşturma var. Medyadan da takip ettiğiniz üzere, ev hapsi kararı verilmişti. Biz de o soruşturmaya müvekkili vekaleten defaten beyanda bulunduk: 'Bu adam bizim müvekkil hakkında yalan bir şeyler söyletmeye, iftira atmaya çalışmış; bizi dosyaya suçtan zarar gören sıfatıyla dahil edin' dedik. Ama ısrarlı taleplerimiz hala yanıtsız. Şimdi, bu yapılan avukatlık mıdır, bilmiyorum. Burada onlarca avukat var, orada da bir tutuklu... Nedir bu? Belli ki avukatlık değil, suç işlenmiş. Kaldı ki, bu tarz meselelerde genelde pasif kaldığını gördüğümüz savcılık makamı dahi Mehmet Yıldırım hakkında ev hapsi kararı vermiş. Bu önemli bir şey. Çünkü bizim müvekkilleri tutuklamak çok kolaydır; burada 89 insan var, bunları tutuklamak kolay... Ama ucunun savcılığa değme ihtimali olan bir meselede bir avukat hakkında ev hapsi kararı vermek iddialı bir durumdur. Bunu neden anlattım? Temel sebebi şu: Biz bu soruşturma aşamasının hiçbir biçimde usule uygun yürütülmediğini düşünüyoruz. Müvekkil hakkında beş eylem mi isnat ediliyor? Beşinde de 'etkin pişmanlık' ifadesi var. Bu kaygıları ayrıca anlatacağız ama dosyada avukatların, sanıkları iftiracılığa zorladığı bir örnek görüyoruz. Ve şunu da biliyoruz: Etkin pişmanlıktan faydalananların neredeyse hepsi, bu ifadeleri verdiklerinde tutukluydu. örneğinde, bir iftiracı yaratma sürecini tam ortasından yakalayıp teşhir edebiliyoruz. Ama şunu bilmiyoruz: Başından veya ortasından yakalayamadığımız muhtemelen onlarca örnek var. Bunu demagoji için söylemiyorum; gözümüzün önünde net bir örnek varken, acaba kaç insan yalan söyleyerek 'etkin pişman' oldu? Bunu bilmemiz ve bu yargılama aşamasında maddi gerçeği ortaya çıkarmamız gerekiyor. Bunun için en büyük yük mahkeme heyetinde. Bu sebeple şu soruların etkin pişmanlıkçı sanıklara sorulması lazım: Size bu ifadeler sonrası tahliye olacağınız söylendi mi? 'Bu ifadeyi vermezsen oğlunu, eşini gözaltına alırız' dediler mi? Herhangi bir avukat size gelip itirafçı olmanız yönünde baskı yaptı mı? Ailenizle, malınızla, mülkünüzle tehdit edildiniz mi? Sayın Başkan, bu iş artık bizim savunma için kurduğumuz bir hikaye olmaktan çıktı; herkes aynı şeyi anlatıyor. Şok oldum! Sadece bizim müvekkile yapılıyor zannediyordum ama her gelen benzer bir tablo çiziyor. Müvekkilin de benim de tanımadığımız insanlar bunlar. Bu durumun bu kadar yaygın olması beni gerçekten sarstı. Mahkemenin buna bakması lazım. Biz bu ifadelerin usule aykırı alındığından eminiz; bizim emin olduğumuz yerde, sizin de en azından şüphe duymanız gerekir. Şüphe olursa da zaten sanık bundan yararlanacaktır.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Dosyada bu beyanlar dışında bir de bazı baz kayıtları var. Başka da bir şey yok. HTS ve baz verilerinin bilimsel gerçeklikten uzak olduğu, ceza hukukunun aradığı delil koşullarını sağlamadığı konusunda sanırım hemfikiriz; o yüzden teknik detaylara girmeyeceğim. Bu baz verisi bize maksimum ne diyebilir? 'Bu kişi bölgesel olarak buradadır' diyebilir. Yani şu anda ' duruşma salonundadır' diyemez; 'Silivri çevresindedir' diyebilir. Belki hapishanededir, belki ilerideki dayanışma evindedir... 'Buralarda bir yerdedir' diyebilir ama tam noktayı söyleyemez. Bunu bilim söylüyor. Ama iddianameye bakıyoruz; güvenilir olmadığı kesin olan bu verilerin nereden çekildiği dahi belli değil. Dosyada iki farklı kayıt var: Birincisi 'arandı' verisi, orada arayanın konumu görünüyor; ikincisi ise GPS verisi, o da kişinin bağlı olduğu internet üzerinden yerini çekiyor. Bildikleri bunlar... İddianame bunu açıklamamış. Yani sen bu dosya içindeki arandı verisinden mi çektin, GPRS’ten mi çektin? Biz bunu bilmiyoruz. Birinci sıkıntı bu. İddianamenin bunu açıklaması lazımdı. Bununla mükellefti; açıklamakla mükellefti ama yapmadı. Hatta şunu demesi lazımdı iddianamenin: "Ben bu verileri şu bilimsel metotla, şu kurumdan isteyerek, şu yöntemle çalıştım ve şu tarihli evraktan alıyorum" demesi lazımdı. Ama eylemlerin çok büyük çoğunluğunda görüyoruz ki şöyle geçmiş: "Detayları kolluk fezlekesinde olan analizlerde..." Yani bu dosyamın ekleri neredeyse sadece kolluk fezlekesinden oluşuyor zaten. Bizim o evrakları çıkarmamız... neyse ki çıkardık, neyse ki çıkarabildik... günler alıyor, günler aldı. Hadi bizi bırakın; biz müdafiler olarak teknolojiye dışarıda daha yakınız ama bu insanlar haftada iki saatlik bir bilgisayar hakkıyla ki müvekkilim 65 yaşında, teknolojiyle arası pek iyi değil, o da bakamadı, CD göndermişler ama bakamadı ona da. İddia makamı bunu gözetmemiş; yani yüzeysel bir dil, umursamaz bir dil, delilin kaynağını göstermeyen bir dil... Böyle bir hukuk dilini maalesef kabul etmemiz mümkün değil. Son kez bir de eylemlere tekil tekil geçmeden önce "0 metre meselesi" var dosyada. Savcılık bazıları yazmış eylemlerde, sonra demiş ki: "Her iki baz arasında 0 metre vardır." Yani her iki baz istasyonunun, ikisinin sinyal verdiği baz istasyonu arasında 0 metre vardır demek istiyor. Ama bunu dedikten sonra eylemlerin değerlendirme kısmına şöyle geçmiş: "İki kişinin bağlı olduğu baz arasında 0 metre vardır, yani bu kişiler yan yanadır" demiş. Hatta arttırmış sonra, demiş ki: "Bu kişiler aynı baza bağlandılarsa kesin aynı yerdeler ve hatta kesin para alışverişi yapıyorlar." İddianame bunu bu şekilde değerlendirmiş. Yanlış değerlendirme tabi ki, açıklayacağız. Ama şunu da söylemek durumundayız; şimdi biz hepimiz buradayız. Silivri hapishanesindeki muhtemelen buraya yakın olan baz istasyonuna çok yoğun bir sinyal gidiyor. Bizim operatörlerimiz çok yoğun bir şekilde oraya sinyal veriyor. Şunu yapabilir benim operatörüm; benim sinyalim buraya çok... Onların bu arada maddi bir şeyi de varmış, operatörler bilerek atıyorlarmış sinyalleri bu arada otomatik olarak, daha tasarruflu oluyormuş galiba, bir yerde okumuştum. Benim sinyalimi alıp Kemerburgaz’daki baz istasyonuna gönderebilir. Çünkü Silivri çok yoğun, orayı o kadar sinyal verisi tutmuyor. Şöyle bile olabilir hatta, eylemlerde var örnekte; benim baz verimi hem Kemerburgaz’a hem de Silivri’ye de verebilir. Ben şu anda 14:16:42 itibarıyla hem Kemerburgaz’da hem Silivri’de görünebilirim. Bunlar normal. Zaten bilim söylüyor, bilirkişiler söylüyor bunları. O yüzden biz net bir şekilde "Şu kişi şuradadır, bu buradadır, bunlar burada bunu yapmışlardır" diyemiyoruz. Bunu belirtmiş olayım çünkü bazlar hakkında birazcık konuşacağız birazdan.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Şimdi ’in beyanlarına geliyorum. Müvekkil zaten kendisi açıkladı. ’ın beyanlarında bizi ilgilendiren, 30 Mayıs 2025 tarihinde verdiği ilk ifadede bizi ilgilendiren iki tane kısım var: Birincisi ’dan aldığını iddia ettiği paralar, ikincisi de ’dan aldığını iddia ettiği paralar. , Ayşegül Hanım öncelikle 15 Eylül 2025’te bir kolluk ifadesi veriyor. Ayşegül Hanım’dan önce Süleyman Atık’ın ifadesine hızlıca geçeyim; Ayşegül Hanım’la ilgili ne dediğini söyleyeyim. ’in 30 Mayıs tarihinde ’la ilgili söylediği şey: "2021 yılında Ayşegül isimli arkadaşım Arnavutköy’de bulunan evine tadilat izni verilmesi için benden yardım istedi" diye başlıyor; sonra hikaye aynı zaten. Sayın Başkan biliyorsunuz bizim meselelerde hikaye aynı; biri geliyor Zafer’e para veriyor, Zafer de parayı ya da yardım kartını Fatih’e götürüyor. Hikaye sonu hep böyle bağlanıyor, o yüzden ifadelerin devamını okumayacağım. Ama burada özet şu: 2021 yılında , ’dan 500 bin lira para almış... Çok açık söylüyorum bunu. Ayşegül Hanım Eylül 2025’te kolluk ifadesini veriyor. Orada, evindeki pimapenler sebebiyle -bu şey fezlekenin ekinde de var zaten fotoğraflar- belediyenin kendisine 2023 yılında 100 bin lira ceza kestiğini söylüyor ve suçlamaları kabul etmiyor. Hatta bununla ilgili evrakları da İBB’den gelen evrakı da kendisine sanırım "imar kirliliği, çevreyi kasten kirletmeden" bir dava açılmış şimdi hatırlayamadım, onun gerekçeli kararını bile Ayşegül Hanım eke sunuyor, veriyor kolluk aşamasında. Sonra bir şekilde 17 Ekim oluyor; Ayşegül Hanım kendisini yine bir şekilde, sebebini bilmediğimiz bir şekilde savcılıkta buluyor, tekrar ifade veriyor savcılıkta. Bu sefer avukatıyla ifade veriyor. Orada da Atık’ın ifadesi soruluyor Ayşegül Hanım’a ve Ayşegül Hanım bu ifadeyi doğruluyor. Sonrasında durum bu, başka da hiçbir şey yok; dosyada HTS yok, baz yok. Şurada aslında iki tane şeye dikkat çekmemiz gerekiyor: Orada Ayşegül Hanım ifadesinde şeyi söylüyor; "Benim" diyor "İBB ile bir sıkıntım olmuştu pimapenlerimle ilgili, 2023 yılında bana 100 bin lira ceza kesildi." Ama Süleyman Atık diyor ki: "Ben Ayşegül’den rüşveti 2021 yılında aldım." Şimdi Süleyman parayı 2021’de almış ama Ayşegül’ün İBB ile problemi 2023 yılında çıkmış. Bu... yani böyle bir şey olması mümkün değil. Bunun neden böyle sayılar, tarihler birbirini tutmuyor bunu söyleyeyim; benim kişisel fikrim savcılık, Süleyman Atık ile ’ın ortak bazlarını aramış, bu ortak baz 2021 yılında çıkmış ve o yüzden de eylem ve rüşvet meselesi 2021 yılında gerçekleşti demiş. Ama Ayşegül Hanım’ın İBB ile, Boğaziçi İmar’la gerçekleşen problemi zaten 2023 yılında.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Bir de orada başka bir şey daha var; Ayşegül Hanım diyor ki "Belediye bana 100 bin lira ceza kesti." ama Ayşegül Hanım’dan kaç para almış? 500 bin lira almış. Yahu, sen git 100 bin lirayı belediyeye öde, neden 500 bin lira... 100 bin lirayı vermemek için 500 bin lira rüşvet veriyorsun? Yani kurgu tamamen, tamamen kopuk... Tamamen kopuk. İki yıl sonra olan olay için iki yıl önce adam rüşvet almış; 100 bin liralık cezayı ödememek için 500 bin lira rüşvet vermiş. Bir de üstüne orada başka bir teknik sıkıntı daha var aslında ifadeleri karşılaştırınca; Ayşegül ile ’ın beyanlarını karşılaştırınca şunu görüyorsunuz; "tadilat izni için" diyor, da "pimapenlerin sökülmesi için" diyor. Yani bunların ikisi bambaşka şeyler... Bambaşka meseleler. O yüzden de meselesinde biz müvekkilimizden isnat edilebilecek herhangi bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Teknik olarak bırakın rüşvete aracılığı konuşmayı, burada rüşveti dahi konuşamayız. Rüşveti konuşamadığımız yerde de haliyle aracılığı da konuşamayız. Ama son olarak ’ın savcılıkta 10 Eylül 2025’te... Pardon, 17 Ekim 2025’te vermiş olduğu ifadeyi incelemenizi çok isterim. Gerçekten değişik bir sistem. Biliyorsunuz burada sanıklar, dosya sanıkları bir aydır şundan bahsediyorlar: "Savcı bize soru sordu, bizim sorularımız tutanağa geçmedi, soruldu bile yazmadılar" diye veryansın ediyorlar haklı olarak. de çok benzerini söyledi. İfadelerde müvekkiller kendi kendine konuşuyormuş gibi görünüyor. Ama ne hikmetse ’ın ifadesi çok muntazam. Savcılığın sorduğu soru tam olarak yazılmış; "soruldu" yazmışlar soruyu yazmışlar, "cevaben" yazmışlar cevabı yazmışlar. Bunun biraz sebebini düşündüm, sonra baktım ki soru; buradaki soru, etkin pişmanlıkçı ifadesinin doğrulattırılması sorusuymuş. Kadına "Süleyman Atık’ın ifadesine doğru diyor musunuz?" diye sordukları için, kadın da "Evet doğru" dediği için bu kadar muntazam ve özenli yaklaşmışlar.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Eylem 47'ye geçelim. ile ilgili, yine 'in 30 Mayıs 2025 tarihli ifadesi üzerine konuşacağız. İfadeye ve eyleme geçmeden önce 'nın 10 Eylül 2025 tarihli ifadesine de bir göz atmanızı çok isterim. Burada dikkat çekilmesi gereken bir husus var: İfadesinde, "Bana okumuş olduğunuz etkin pişmanlıktan faydalanan ve 'in ifadelerini anladım" diyor. Gördüğünüz gibi, Çetinsaya'ya ve Ayşegül Kayabar'a etkin pişmanlık ifadeleri okutulmuş. Aslında bütün bu ifadeler, 'in ifadesindeki o "domino taşı" benzetmesine çıkıyor. İlk başta bir ifade var; o ifadeyi alıp başkasına okutuyorsunuz. O insanlar halihazırda tutuklu ya da yargılanma tehdidi altındalar; biri kabul ediyor, sonra diğeri de onu doğruluyor. Somut hiçbir delil bulunmayan, sadece birbirini doğrulayan ifadeler zinciri görüyoruz. Domino taşı etkisi işte böyle oluyor; Ayşegül Kayabar'da da böyle olmuş, burada da böyle oluyor. Etkin pişmanlık ifadelerini değerlendirirken bu hususun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Şimdi Eylem 47'nin detaylarına, 'in 30 Mayıs tarihli ifadesinin ilgili kısmına geçelim. Hikaye yine 2023 yılının sonlarına doğru başlıyor. güya 'e " diye birini tanıyor musun?" diye sormuş, o da "Tanıyorum" demiş; "Bağış isterim" demiş. Sonra , "Ben yardım kartı işiyle uğraşamam, buyurun parayı" demiş. de 500.000 dolar değerinde bir parayı Çetinsaya'dan almış ve bu çantayı ertesi gün sabah saat 09:00'da Florya'da bulunan Plevne Sokak'ta 'e vermiş. Neden vurguladığım şimdi anlaşılmıştır; çünkü bu ifadedeki her şey yanlış. Atik doğruyu söylemiyor. Bunun sebebi nedir biliyor musunuz? Dosyaya müvekkil aleyhine olsun diye konulan o baz kaydı. O baz kaydı aslında bizde ufuklar açtı ve eylemi doğru değerlendirme fırsatı sundu. Atik, Çetinsaya ile buluşuyor, parayı alıyor ve güya ertesi gün sokak ortasında ile buluşup parayı veriyor. Müvekkil en baştan söyledi; , 'in Beylikdüzü'nde oturduğunu iddia ediyor. Müvekkilin sabit ikametgahını tartışacaksak eğer; kendisi 40 yıldır aynı mahallede, aynı binada, aynı dairede oturuyor. Hatta kiracı olduğu evi sonradan satın almış; 40 yıldır adresi hiç değişmemiş. Bu bilgi tamamen yanlış. Burada 'in "etkin pişmanlıkçı" psikolojisini biraz yorumlamak lazım. Neden 'in nerede oturduğuyla ilgili bir beyanda bulunma gereği duydu? Çünkü kendisi bir avukat ve bir ifadenin ne oranda geçerli olabileceğini az çok tahmin ediyor. Bence şöyle düşündü: "Ben bu adamın kişisel karakteriyle, hayatıyla ilgili biraz detay vereyim ki Zafer ile arkadaş olduğum, hayatını bildiğim belli olsun." Ama bu kurguyu yaratmaya çalışırken müvekkilin oturduğu yeri bile yanlış söyledi. Müvekkil 40 yıldır Güngören'de oturuyor. Bu kadar basit bir noktada bile kurgunun tutmadığını görüyoruz. Sayın Başkan, size verdiğim dosyadan Eylem 47'yi takip edebilirsiniz; zaten dosya arasında mevcut. Şimdi baz kaydına geçiyoruz: ile müvekkilin buluştuğu iddia edilen 25 Aralık tarihinde; saat 10.46'da, ise 10.49'da aynı adresten baz veriyor ve iki baz arasında "sıfır metre" görünüyor. Şunu öncelikle belirtmek gerekir; müvekkil de söyledi ama üzerinde çok durmaya gerek yok: Biri saat 10.46'da, diğeri 10.49'da oradan geçmiş. Aynı anda aynı yerde bile değiller. Bu iki baz arasında 1 dakika olsa bile aynı şeyi konuşurduk, 50 dakika olsa bile; bu insanlar aynı dakikada orada değiller, bu çok net.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Az önce de söyledim; E-5'in altından müvekkil, üstünden geçse bile aynı baza bağlanabilirler. Bu sebeple, arada 3 dakika fark olan bir baz kaydının ciddiye alınmayacağını umut ediyoruz. Kaldı ki size verdiğim evraklarda da görünüyor; müvekkilin eşinin okulu ile bahsedilen Plevne Sokak aynı bölgededir. "Aynı yerde baz verdiler" denilen Plevne Sokak, okulun yeşil duvarıyla çevrelenen alanın hemen yanıdır. Haritada araba yoluyla 2 kilometre, kuş uçuşu 750 metre mesafededir. Müvekkilin eşinin okuluna bu kadar yakın bir noktadan bahsediyoruz; yani müvekkil için yabancı bir yer değil. Müvekkilin son 10 yıllık baz kayıtlarını çıkarsanız; yılın çoğunu Trabzon'da geçirdiği için 100-200 kere o sokaktan baz verdiği görülecektir. Dolayısıyla müvekkilin orada olmasının bir haber değeri veya "magazin" değeri yoktur; müvekkil zaten hep oradadır. Baz kaydıyla ilgili söyleyeceğimiz son husus, iddia makamının kullandığını tahmin ettiğimiz o "baz eşleştirme" uygulamasını da aslında boşa çıkarmış olacak. Bu uygulamadan neden bahsettim? Çünkü bilirkişiler dosyalarda genelde şöyle yaparlar: 'in bazını getir, 'inkini getir; ortak olanları tarih ve saat olarak eşleştirip çıkart. Muhtemelen burada da öyle oldu; müvekkil az önce Okan Aktaş meselesinde anlattığı gibi, yanlış ve hatalı bir uygulama kullanılmış. Şimdi saat 10.46 bazını inceleyelim: o sırada nerede? Dosyaya eklediğim ve Sayın Başkan'a sunduğum GPRS hareketlerini incelediğinizde göreceksiniz; tüm sanıklar açısından alınmış bu verilerde aynı anda, aynı dakikada, hatta aynı saniyede farklı yerlerde görünüyor. 10:46:30 kaydına bakarsanız; aynı anda hem Plevne Sokak'ta hem de Halkalı Caddesi'nde görünüyor. Bunu size de göstereyim; aynı saniyede iki farklı lokasyonda. Google Haritalar üzerinden baktığınızda bu iki nokta arasında 5.3 kilometre mesafe var. Trafiksiz bir günde sahil yolunu kullansanız dahi 10-12 dakikada gidilebilecek iki ayrı lokasyondan bahsediyoruz. Yani aynı anda hem Plevne Sokak'ta hem de 6 kilometre ötedeki Halkalı Caddesi'nde bulunuyor. İddianame ise oradan müvekkille "aynı andaymış gibi" görünen sadece 11 saniyelik bir baz kaydını çekip almış. 11 saniyelik bu baza dayanarak ", Süleyman'dan para aldı" demek teknik olarak mümkün değildir. Hakkında şunu diyemem: "Orada değildi, kesin şuradaydı." Çünkü az önce de belirttiğim gibi; bilim, bu baz verilerinin bize kimin nerede olduğunu net olarak söyleyemeyeceğini ifade ediyor. Ama şunu tahmin edebiliriz: saat 10:46:30'da nerede olabilir? Dosyadaki GPRS verilerinin 37.413. sayfasında; , müvekkilimin baz verdiği söylenen yerde sadece 11 saniye kalıyor. Sonra arka arkaya 7-8 kez Halkalı Caddesi'nden çok yüksek sinyal veriyor. Yani telefonu hem sürekli oraya sinyal göndermiş hem de çok uzun süre orada görünmüş. Bu yüzden, çok büyük ihtimalle , müvekkilimin o sokakta bulunduğu saniyelerde aslında Halkalı Caddesi'ndeydi. Kaldı ki Atik'in oradaki baz kayıtları onun hareket halinde olduğunu gösteriyor; muhtemelen bir trafik var ve telefonu sürekli bir oradan bir buradan sinyal atıyor. Bu sebeple, baz verisine dayanarak bu kişilerin aynı anda aynı yerde olduklarını söylemek imkansızdır.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Aslında bu baz verileriyle ilgili bir şey daha anlatacağım; diyeceksiniz ki: "Avukat Hanım, o zaman diğerlerini niye anlattınız? Baştan bunu söyleseydiniz de eyleme geçseydik." ifadesinde diyor ki: "Çetinsaya ile buluştuktan sonra ertesi gün 'e parayı teslim ettim." Sabahtan beri konuştuğumuz baz kaydı 25 Aralık tarihli. Savcılık da diyor ki: "25 Aralık'ta Zafer, Süleyman'dan parayı aldı." Tamam, bunu cebimize koyduk. 'in iddiasına göre; eğer ile 25 Aralık'ta buluştularsa, Çetinsaya ile Atik'in de 24 Aralık'ta buluşmuş olması lazım. Çünkü adam "ertesi gün" diyor; parayı almış, ertesi gün Zafer'e vermiş. Peki, bu doğru mu? Hayır, değil. Neden değil? Hemen söyleyelim: Çetinsaya ve Atik'in bazlarına da baktık; "Bu adamlar gerçekten 24 Aralık'ta görüşmüşler mi?" dedik. Bakınca ne gördük Sayın Başkan? Hayır, görüşmemişler. 24 Aralık'ta da görüşmemişler; 23'ünde, 22'sinde, 21'inde de görüşmemişler. Ne zaman görüşmüşler biliyor musunuz? Müvekkil ile 'in görüştüğü iddia edilen günden tam 20 gün önce, 5 Aralık'ta görüşmüşler. "Görüşmek" de diyemiyorum; az önce bir sürü bilimsel kanıt sunduk. ile Çetinsaya ne yaptı ben bilmem; belki yine denk geldiler, belki birbirinden para aldı ya da almadı, sadece ortak bazları denk geldi. Belki de aynı bölgede yaşıyorlar, bilemem. Ama o gün görüştülerse ve aralarında suç teşkil edebilecek bir şey geçtiyse bile, bu artık bizi ilgilendirmiyor. Çünkü müvekkil ile , iddia edilen "ertesi gün" tarihinde görüşmemiş. Arada 20 gün fark olabilir mi? Bu baz kayıtları bu kadar özensiz, bu kadar yüzeysel kullanılamaz. Savcılık makamı iddianameyi yazarken düşünmedi mi; "Bu adamlar girip bakmayacaklar mı?" diye. Müvekkil, ile görüşmediğinden emin; bu adam bunun peşini bırakır mı? Mahkeme huzurunda gerçeği ortaya koymak için uğraştı ve buldu da. Bizim aklımızla alay ediliyor herhalde; resmen yalan söyleniyor ve bilime aykırı davranılıyor. Mesele şu: Atik, Çetinsaya'dan para almış olsa bile ertesi gün müvekkille görüşmemiş. Görüşmediğine göre müvekkile para da vermemiş. Müvekkil para almadıysa, 'e bir şey de teslim etmedi. 'e bir şey teslim edilmediyse ortada rüşvet yok; rüşvet yoksa aracılık da yok. Bu eylemde komple suç yok. Ben yönünden beyanda bulunuyorum ama 'in de buradan ceza almaması lazım; çünkü ortada rüşvet suçu yok. O suçun oluşması için kurguya göre müvekkilin parayı alması lazımdı; ama almamış. Müvekkilin aleyhine olduğu düşünülerek konulan bu baz kaydı, aslında tüm eylemlerde olduğu gibi iddiayı çürütüyor. Müvekkilin aleyhine olsun diye, "Bu tarihte burada suç işlemiştir" diyerek tüm eylemleri müvekkille ilişkilendirmişler. Bilmiyorum, belki de hazırlık savcılığına bir teşekkür etmemiz gerekiyor; çünkü suç işlemediğimizi bu baz kayıtları olmasa bu kadar net kanıtlayamazdık.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Eylem 52'ye geçiyorum. Az önce meslektaşım beyanda bulunurken "Bu dosyada suç yaratılmaya çalışılıyor" demişti; ben artırıyorum, Eylem 52'de resmen suç yaratılmış. Siz "Uygar" diye tanımladınız, biz de "Oligark Eylemi" diye tanımlıyoruz. Bir gizli tanık var, "Zeytin" kod adlı; bir mekan var, o kadar. Başka hiçbir şey yok. Restoranın kiracısı olan ’ın ifadesi alınıyor; diyor ki: "Bu iddialar yalandır. Ben Zafer’i tanımam, Fatih’i tanımam. Kimse benden usulsüz bir menfaat talep etmedi." Hatta , bu yeri 1 Mayıs 2019’da kiraladığını ve o günden beri orada tadilat yapmadığını söylüyor. Müvekkil de az önce belirtti; "Tanımam etmem, kim olduklarını dahi bilmem" diyor. Kimsenin kimseyi tanımadığı bu olayda; müvekkil ve ’ın 10 Mayıs 2024 tarihli ortak baz verisi dosyaya konmuş. Bir de alt kiracı olduğu söylenen, ’ın yönetim kurulunda bulunduğu şirketin market faturaları eklenmiş. Buradaki kurgu şu: "Oligark'ta usulsüzlük oldu, İBB yardım kartıyla rüşvet alındı; rüşveti Zafer taşıdı ve Fatih’e teslim etti." Şimdi bu kurguyu iki dakikada çökertiyoruz. İlk mesele yardım kartı. ’ın şirketine ait olduğu söylenen faturalar konmuş. Biz bu yardım kartlarının geçerlilik süresini araştırdık; internette de açıkça görüldüğü üzere, bu kartlar satın alındığı günden itibaren 1 yıl süreyle geçerli. Yani 1 yıl sonra kartlar sisteme kapatılıyor ve çöp oluyor. Şimdi fatura tarihlerine bakalım: Birinci fatura 14 Nisan 2022 tarihli. Müvekkilin ile ortak baz verdiği iddia edilen tarih ise 10 Mayıs 2024. Eğer bu kartları gerçekten rüşvet vermek için aldıysa ve müvekkil 10 Mayıs 2024’te bu kartları teslim aldıysa; müvekkil süresi 1 yıl önce dolmuş, kapanmış ve "çöp" olmuş kartları teslim almış demektir. Çünkü kartların geçerlilik süresi, iddia edilen buluşma tarihinden tam 1 yıl 1 ay önce sona ermiş. İBB ne yapacak bu geçersiz kartları? Faturaları tek tek sayıyorum: 14 Nisan 2022 tarihli fatura, 29 Mart 2023 tarihli fatura, 31 Mart 2023 tarihli fatura, 16 Nisan 2023 tarihli fatura. Bu faturalarla alınan tüm yardım kartları; müvekkil ile ’ın görüştüğü iddia edilen 10 Mayıs 2024 tarihinde çoktan kullanım dışı kalmış ve geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Bu faturalardan bir diğeri de 13 Mayıs 2024 tarihli; o da zaten malum, kartların verildiği iddia edilen tarihten 3 gün sonra alınmış. Yani mantıken müvekkil zaten bu kartları teslim almamış oluyor. Tarihi geçsin ya da geçmesin; bu yardım kartlarının faturaları 'ın yönetim kurulu üyesi olduğu bir şirket, yani bir tüzel kişilik üzerine kesilmiş. Dosya kapsamında; " yönetim kurulu üyesi olduğu şirkete bu kartları İBB için zorla kestirdi" veya "'ın özel talebiyle oldu" gibi bir tespit de yok. Dolayısıyla faturaların kesilmesi ile meselenin İBB'ye getirilmesi arasında bir illiyet bağı bulunmuyor. Bu firma zaten yemek işleri yapan bir firma; muhtemelen kendi ticari işleri kapsamında kestikleri faturalardır, bizimle bir alakası yok. Taraflar birbirini görmemiş, rüşvet denilen kartlar geçersiz; elle tutulur hiçbir şey yok.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Aslında kartların geçersiz olmasından daha önemli bir şey var: ve hiç görüşmedi. Müvekkilimin Trabzon’dan geliş gidişlerine dair baz kayıtlarını size kasıtlı olarak detaylı sundum; çünkü orada her şey net görünüyor. Müvekkil "Trabzon'daydım, İstanbul'a geldim" dedi; Okan'ın da başka bir yerden başka bir yere gittiği anlaşıldı. Bunu biz değil, 10 Mayıs 2024 tarihli baz kayıtları söylüyor. Müvekkil bir süre Trabzon'dan baz veriyor, sonra uçakta olduğu için 2 saat telefon sinyali kesiliyor. Ardından İstanbul'da Sabiha Gökçen’den itibaren baz vermeye başlıyor ve güzergah boyunca hiç durmadan ilerliyor. Güzergahı belli; tünelden geçip evine gidecek. 'ın bazlarına baktığımızda ise o gün Sancaktepe'den Maltepe'ye, oradan da Kadıköy Bağdat Caddesi'ne gittiği görülüyor. Yine bizimle alakası olmayan bir eşleştirme. Ayrıca 10 Mayıs 2024 tarihi Pazar gününe tekabül ediyor. Pazar günü saat 17:00-17:30 civarında havalimanı yolunda muazzam bir trafik olur; bu durum baz kayıtlarında da görülecektir. Buna rağmen 17:21'de baz veriyor, müvekkil ise aynı yerden 17:33'te baz veriyor. Yani aynı anda orada değiller; arada 12-13 dakika fark var. Birbirini hayatında tanımayan insanlar, otobanda giderken birbirine nasıl para veya yardım kartı verebilir? Savcılar, müvekkilim 'in saat kaçta baz verdiğini iddianameye yazmamışlar. Bunu bilerek yaptıklarını düşünüyoruz; çünkü yazsalardı aradaki 15 dakikalık fark ve hiç görüşmedikleri ortaya çıkacaktı. Burada bir kötü niyet arıyoruz; istediğin yerde saati yaz, istemediğin yerde yazma; hatta bazı eylemlerde sadece tarih verip hiçbir detay verme... Sonuç olarak elimizde ne kaldı? Tarihi geçmiş veya henüz gelmemiş hediye kartları, birbirini hiç görmemiş iki insan ve doğal olarak alınmamış, aracılık edilmemiş bir rüşvet. Ortada rüşvet suçu da yok, aracılık da yok. Bu sebeple müvekkil 'in bu eylemden cezalandırılması için hiçbir gerekçe yoktur.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Son 2 eylemimiz kaldı: Eylem 138. Bu konu hakkında zaten yönünden detaylı beyanda bulunmuştuk. 'in beyanlarını da detaylıca aktarmıştık; burada ve 'i ayırt edecek hiçbir husus yok. Çünkü dosyada yalnızca etkin pişmanlıktan faydalanan bir sanığın ifadesi var. Onun dışında HTS kaydı yok, baz kaydı yok; CMK 135 veya 140. maddelere göre hukuka uygun elde edilmiş bir veri veya delil de yok. Hiçbir şey yok. Şahıs sadece "Parayı bazen Zafer'e verirdim, bazen Murat'a verirdim" diyor ve eylem burada bitiyor. Aslında müvekkilin söylediği gibi aynı noktadayız; müvekkil, "Ben bu eylem hakkında konuşmaya tenezzül dahi etmiyorum ama oğlum sadece bu eylem yüzünden 10 aydır tutuklu" dedi. Bu, bizim açımızdan da çok kıymetli ve doğru bir bakış açısıdır; Eylem 138'e bu gözle bakılması gerektiğini düşünüyoruz. Eylem 138 ile ilgili önceki beyanlarımıza ufak bir ekleme yapacağım: Ahmet Sarı'nın TCK 254. maddesi bağlamında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanamayacağını söylemiştik. Çünkü 16 Mayıs'ta gizli tanık "Gürgen", zaten Ahmet Sarı'nın anlattığı hususlarla ilgili savcılığa beyanda bulunmuştu. Yani olay resmi makamlarca zaten öğrenilmişti. Ahmet Sarı bu ifadeyi vermeden önce konu zaten bilindiği için, TCK 254'teki "resmi makamlarca haber alınmadan önce bildirme" koşulunu sağlamamaktadır. Aynı gün ifade veren İsmail Sarı için de durum aynıdır; ikisinin de etkin pişmanlıktan faydalanamayacağı açıktır. Dosyada bu durum sadece Sarı ailesine yönelik değil; savcılığın başka kaynaklardan öğrenip sonra şüphelilere sorarak aldığı birçok ifade var. Savcılık zaten bildiği bilgiyi şüpheliye doğrulattığında, bu kişi "etkin pişman" sayılamaz. Bu hususun her eylemde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Son olarak Eylem 139'a geçiyorum. Bu, 'nın müvekkil aleyhine beyanda bulunduğu ve rüşvete aracılık suçlamasının yapıldığı eylemdir. Müvekkil anlattı ama özetleyelim: , 2019 yılında iptal olan bir ihaleyle ilgili 'in yanına gittiğini, ondan rüşvet istediğini söylüyor. Güya "Kapıyı vurup çıktı" denilecek bir tavır sergilemiş. Aradan 3 yıl geçiyor; , 2022 yılında müvekkil ile Kayabaşı'ndaki kendi şantiyesinde görüşüyor. İfadesine göre, ortada hiçbir şey yokken ona, "Fatih'in odasında konuştuğumuz o konu vardı ya, onu halletmen lazım" demiş. Bakın; diyalog sadece bu kadar. bu kısa ve muğlak cümleden; 'e rüşvet vermesi gerektiğini, rüşvetin miktarını, nerede vereceğini ve kaç taksitte ödeyeceğini şıpsevdi bir şekilde "anlıyor". Sadece bu tek cümleden tüm organizasyonu çözdüğünü iddia ediyor. İddiaya göre; müvekkile 4 kere para vermiş; 2'si kendi şantiyesinde, 2'si Florya'da. Ayrıca müvekkilin de vurguladığı gibi; 'nın kendisinden nakit para istediğini, o 5.000.000 lirayı da yine müvekkile verdiğini iddia ediyor. Eylem kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan 'nın ifadesi ve baz kayıtları var. Şimdi hepsini ayrı ayrı konuşacağız. İlk tutarsızlığa dikkat çekelim; müvekkilim de belirtti: 2019 yılında ile konuşmuş, sözde kendisine rüşvet teklif edilmiş ama aradan 3 yıl geçmiş. 3 yıl sonra ortada hiçbir şey yokken, bir anda yanına gittiğinde rüşvet vermesi gerektiğini "anlamış". Ortada açık bir konuşma yok; şayet olsaydı, her şeyi detaylı hatırladığı gibi bunu da hatırlardı. Bunları niye anlatmadı, bilmiyoruz. Tamamen bir tutarsızlık silsilesi; 3 yıl önceki bir konuşma 3 yıl sonra bir anda hatırlanıveriyor. İnsan bir sorar: "Hangi olayda, ben odada ne demiştim, o bana ne demişti?" Hiçbir şey yok. Bundan daha enteresan bir şey var; savcılık eylemin değerlendirme kısmında, "Rüşvet anlaşmasını Fatih yaptı, ise yalnızca parayı teslim aldı" diyor. Savcılık makamının verilen ifadeden kopmaması gerekiyor; Özderya ile Fatih'in odada tartıştıkları söyleniyor, dolayısıyla orada bir rüşvet anlaşması yapılmadığı belli. O zaman 'in baz verdiği 3 Eylül tarihinde Kayabaşı’na gittiğinde rüşvet parası alması mümkün değil çünkü henüz anlaşma yok. Savcılık bu sefer, "Kesin arada bir yerde bizim bilmediğimiz bir şekilde anlaştılar, 3 Eylül'de de gidip ilk parayı aldı" diyor. Burada sormamız gereken bir şey var: Bir rüşvet suçu -ki rüşvet aracılığı da aynı şekildedir- rüşvet anlaşması yoksa, bu anlaşmanın ne için ve hangi menfaatle yapıldığı belli değilse oluşmaz. Burada tarihi, konusu ve detayları belli olmayan, adeta "bulutların üzerinde" bir rüşvet anlaşması kurgulanmış. İddiaya göre Özderya ve tartışıyorlar, Özderya "Ben böyle bir adam değilim" diyerek kapıyı çekip çıkıyor; arada ne olduğunu bilmediğimiz gri bölgeler var ve sonra Zafer gidip parayı alıyor.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Kaldı ki savcılığın kendi kurgusunda bile rüşvet anlaşması yok. , ile sadece tek bir görüşmeden, o tartıştıkları görüşmeden bahsediyor. Hatta Özderya teknik olarak "Rüşvet vermem gerektiğini Zafer geldiğinde anladım" diyor. Ama savcılık ısrarla "Hayır, anlaşmayı bilinmeyen bir tarihte yaptı" diyor. İftira atan 'nın ifadesi bile savcılık tarafından değerlendirme kısmında değiştiriliyor. Tıpkı 'nın istediği iddia edilen para meselesinde olduğu gibi... Özderya " istedi, ona gönderdim" diyor; savcılık ise "Hayır, istedi" diyor. Neden? Çünkü 'in dosyada kalması için bu işin bir şekilde örgüt hiyerarşisinde 'e bağlanması gerekiyor. 'nın dediğiyle savcının dediği bile birbirini tutmuyor. Rüşvet anlaşması olmadığı için suçun oluşmadığını söylemeye devam edebiliriz ama eylemdeki tutarsızlıklar bitmiyor. Eylemin kurgusuna göre; Özderya ve görüşmesiyle rüşvet anlaşması tamamlanmış ve bu noktadan sonra paraları müvekkilim almış. Ama enteresandır ki; dosya kapsamında ile 'in yalnızca 1 tane ortak baz kaydı var. Bu noktada sormak isterim: Sözde rüşvet süreci bu kadar uzun ve karmaşıkken, neden sadece tek bir baz kaydıyla yetinilmiş? Eylem süresince başından sonuna kadar sürekli 'nın baz kayıtlarını görüyoruz. Peki, bu bazlar bu eyleme neden konmuş? Hani bu adamlar zaten rüşvet anlaşmasını yapmıştı da Zafer'i sadece aracı olarak kullanıyorlardı? Öyleyse neden sürekli görüşüyorlar? Anlaşması zaten tamamlanmış bir rüşvet için bu kadar sık görüşmelerine gerek yok; böyle bir trafik mantıklı değil. Elimizde daha mantıklı ihtimaller var: Birincisi; ile başka herhangi bir konu için görüşmüş olabilirler. Belki arkadaşlıkları vardır; bunu kendi beyanında anlatır. İkincisi; 1.5 saattir anlattığım gibi, bu ortak baz verileri tesadüfen aynı bölgede olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Bence bu en düşük ihtimaldir. Üçüncü ihtimal ise; bu tarihlerde aslında hiçbir ortak baz verisi olmayabilir. Dikkatinizi çekerim; Eylem 139'da, diğer birçok eylemde yapıldığı gibi "şu tarihte, şu saatte, şu baz istasyonunda, şu kadar metre mesafe ile" gibi detaylar yazmıyor; tarihler sadece arka arkaya sıralanmış. Bunun özellikle değerlendirilmesi lazım; çünkü eylemin her noktası tutarsız. İddianame eylemin başında başka bir şey söylüyor, sonunda başka bir şey diyor. Devam ediyorum; 'nın ifadesine göre müvekkil iş yerine geliyor, orada bir konuşma gerçekleşiyor ve müvekkil gidiyor. Özderya'nın iddiasına göre müvekkilin oraya 2 kere daha gidip para alması lazım; ama görüyorsunuz ki dosyada yalnızca 1 tane baz kaydı var. Savcılık da bu tek baz kaydına dayanarak, "3 Eylül'de hem sohbet ettiler hem de para aldı" diyor.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Şimdi burada savcılığın yanlış bilgi içeren ifadeleri nasıl daha da yanlış değerlendirdiğini anlatacağım. 'nın dosya kapsamında 3 tane ifadesi var: Biri tanık sıfatıyla verdiği, ikincisi bu eyleme konu olan ifadesi, bir tane de dosyadan adeta gizlenen 23 Ekim 2025 tarihli ifadesi. Bu son ifadede , 'ten bahsederken aynen şöyle diyor: "Şantiyeye geldiğinde sadece bir keresinde sohbet etmek amaçlı gelmişti." Buyurun buradan yakın! Müvekkil hakkında yanlış beyanda bulunan bile, müvekkilin kendi şantiyesine yalnızca 1 kere ve sadece sohbet amaçlı geldiğini kabul ediyor. Savcılık ise müvekkilin lehine olan bu beyanı eyleme koymuyor. Gördüğünüz gibi iğneyle kuyu kazıyoruz ama saklanmaya çalışılsa da müvekkilin lehine bir şeyler sürekli ortaya çıkıyor. Bu senaryoda müvekkil 2 kere para aldıysa, bir de sohbet etmeye gittiği zamanı eklediğinizde; müvekkilin en az 3 kere Kayabaşı'ndan baz vermesi gerekirdi. Ama ortada sadece 1 tane baz var. O tek bazla ilgili de tek doğru beyan şudur: oraya sadece sohbet etmeye gitmiştir. ifadesinde "4-5 kere gelmiştir, daha fazla da gelmiştir" dese de bu iddiayı destekleyen hiçbir baz kaydı yok; çünkü beyanı gerçek değil. Sabahtan beri size HTS ve baz kayıtlarındaki yanlışlıkları anlatıyorum. Gördüğünüz gibi eylemlere konulan hiçbir baz kaydı iddiayı doğrulamıyor. İddia makamı, anlatılan kurguya uygun bir baz kaydı bulamadığı için yanlış tarihli veya yanlış lokasyonlu bir kayıt bile koyamamış. Diğer eylemlerde yalan yanlış da olsa bir şeyler iliştirmişlerdi; demek ki müvekkil Kayabaşı'na hiç gitmedi ki orada baz kaydı yok. ifadelerinde sürekli "Çok fazla para verdim, rüşvet verdim ama bir türlü menfaat temin edemedim" diyor. Adam o kadar para vermiş ama işini görememiş. Madem işin görülmedi, madem bu kadar para yedirdiğini söylüyorsun ve menfaat temin edemedin; o zaman neden ve 'i savcılığa şikayet etmedin? 25.000.000 lirayı çöpe atacak kadar önemsiz mi gördü, bilmiyoruz. Bizce şikayet etmedi çünkü bu olaylar hiç yaşanmadı; ortada şikayet edecek bir durum yok. Gördüğünüz gibi Özderya'nın ifadesinde birbiriyle bağlantılı olmayan birden fazla tutarsızlık ve yanlışlık var. Asıl mesele olan ve 'nın "menfaat" diye iddia ettiği ihale meselesine ise ben girmeyeceğim; meslektaşım o menfaat iddiasının nasıl asılsız olduğunu detaylarıyla anlatacak.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Sonuç olarak gördüğünüz gibi , 5 eylemden 0 eyleme düştü şu an itibariyle. Bu etkin pişmanlık ifadelerinin alenen tutarsız ve hatta uydurma olduğunu görüyoruz. Baz kayıtlarının eylemlerdeki hiçbir iddiayla uyuşmadığını da ispatladık. 1.5 saattir konuşuyorum; hakikaten dakikalardır bir boşlukla savaşıyorum. Bu mağduriyetin acilen giderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bahsettiğim eylemlerde ne rüşvete aracılık ne de rüşvet suçu oluşmuştur. Bu 5 eylemde bırakın ’i, ’in dahi cezalandırılmaması gerekir; çünkü iddia edilen hiçbir rüşvet parası ya da yardım kartı adrese ulaşmamıştır. Çünkü ortada böyle bir şey yoktur. Eylemlerle ilgili beyanlarım bitti; çok kısa örgüt üyeliğine değineceğim. Meslektaşım bu konuda detaylı açıklama yapacak ancak bir noktaya parmak basmak isterim: Müvekkil ve hakkındaki örgüt üyeliği kısımları "falanın kardeşi", "filanın yeğeni" diye başlıyor. Hatta için "’in oğlu" deniyor. Bunların hepsi, davanın başından beri anlattığımız "akrabalık ilişkisi üzerinden suç isnat etme" safsatasının birer göstergesidir. İrtibat kayıtlarına girmiyorum, müvekkilim zaten detaylıca anlattı.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Son olarak tahliyelerle ilgili bir hususa değinmek istiyorum. Perşembe günü karar verildiğinde aklıma iki şey geldi: Birincisi, sorgusu yapılmış müvekkil ’in neden tahliye edilmediği; ikincisi ise sorgusu dahi alınmadan tahliye olan sanıkların bu aylarının nasıl heba edildiği. Sorgusu alınmayan sanıklar aylardır tutukluydu; onları dinlemeden tahliye ettiniz. Bu karar kıymetlidir ancak bu insanlar zaten aylardır aynı şeyi söylüyorlardı Sayın Başkan. Avukatları aracılığıyla Aralık ayından beri size dilekçeler verdiler. Aralık ayı itibarıyla bu insanların hürriyetleriyle ilgili sorumluluk sizin üzerinizdeydi. Neden Ocak'ta, Şubat'ta veya Mart'ta karar verilmedi de bugün verildi? Bir ayda ne değişti, bilmiyoruz. Gecikmiş bir adaletten bahsediyoruz. İkinci düşüncem ise ile ilgili. Sayın Başkan, 1.5 aydır buradayız; anne babamızdan çok birbirimizi görüyoruz. Avukatlar, sanıklar, heyetiniz, savcı bey... Artık birbirimizi anlıyoruz, tanışıyoruz. Siz Murat’ın sorgusunu aldığınızda, salondaki o havadan ve yaklaşımınızdan şunu hissettim: "Biz heyetle ve Mahkeme Başkanı ile anlaştık." Müvekkil ’in suçsuz olduğu konusunda bir ortaklaşma yaşadığımızı düşündüm. Murat’ın beyanlarından sonra heyetin kafasında hiçbir soru işareti kalmadığına inanmıştım. Kendisine yönelik tek bir eylem vardı, 138. eylem. Bu eylemdeki isnatların da kendisiyle ilgili olmadığını, hepsinin yanlış olduğunu anlattı. Ve Sayın Başkan, bu savunmanın üzerine, sorgunun üzerine Murat'a bir tek soru bile sormadınız. Şimdi eğer soru sorsaydınız merak ettiğiniz bir şey olduğunu düşünürdüm ya da müvekkilin beyanlarında eksik kalan bir şey olduğunu düşünürdüm ya da beyanlarda kafanıza yatmayan bir şey olduğunu düşünürdüm açıkçası. Ama hiçbir şey merak etmediniz. Bu da bizim açıkçası hoşumuza da gitmişti perşembe gününe kadar.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Neyse, hafta sonu görüşe gittiğimde de Murat'la görüştük. Murat şey dedi yani, 'Ben her şeyin çok iyi gittiğinden çok emindim' dedi. 'Acaba' dedi, 'bizim göremediğimiz bir şey mi oldu, bir şey mi düşündük, bir şey mi yaşandı; mahkemenin heyetin bizim göremediğimiz bir şey mi gördüler?' diye uzun uzun hatta görüşte düşündük. Hatta şey dedi yani, hani dedim 'yargılama böyle ilerlemiyor ama heyetin kafasında bir soru işareti varsa hani bana istedikleri soruyu sorsunlar yanıtlayayım' filan dedi. Ben de dedim yani hani 'böyle ilerlemiyor bu işler'. Hatta koğuştaki arkadaşları bile sormuş, 'Ya' demiş, 'madem o kadar iyi geçti neden tahliye olmadın?' diye. Sonra bir tanesi durmuş durmuş şey demiş Murat'a: 'E oğlum senin soyadın Keleş ya' demiş ve orada bir gülüp geçmişler bu konuyu. Yani onca küsur kişi bile aslında bu dosyada müvekkillerin durumunu çok net bir şekilde görmüş koğuşta bile. Yani hatta şeyi de hatırlatmak isteriz. Biliyorsunuz Sayın Başkan, ve dosyadaki diğer sanıkların tahliye olması için 30 günlük süreyi beklememize gerek yok. Olağan tutukluluk incelemesi yapmamıza bile gerek yok. Bir ara celseyle bu işi çözebiliriz. Hatta yani şu anda benim sözümü kesip 'Tamam, tahliye kararı veriyorum' deseniz ben bir kelime daha inanın konuşmam yani. 'e dönüyorum. Kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delilleri çok detaylı bir şekilde anlattık. Gördük ki bir somut delil tartışması aslında yapamıyoruz. Çünkü bir tutarlı delil ve delil aradık 5 eylem boyunca, eylemlerin tümünde ama onları da bulamadık. Kaçma şüphesine zaten hiç girmiyorum, müvekkilin bütün ailesi burada. Yani şaka filan değil, hepsi gerçekten şu an fiziken tutuklu olarak karşınızda bulunuyor. O yüzden gidecek bir yeri yok. Müvekkil kendi anlattı; kardeşi tutuklandığında Kandıra Cezaevi'nin önüne karavan atmış ve başka hiçbir yere gitmemiş. Yani kardeşinin, oğlunun, yeğeninin üzerine bu kadar titreyen bir adamın ben açıkçası buradan bir adım öteye gidemeyeceğine çok eminim yani insani bir şey olarak söylüyorum. Sizden tahliye talep ediyoruz. CMK 100 şartları oluşmadığı için CMK 109'un da şartları oluşmadığını düşünüyoruz ama mahkemenin takdiri. Yalnız şöyle bir şey söyleyeyim, ev hapsini asla aslında talep etmiyoruz. Çünkü müvekkilin tahliye olduğu ve diğer akrabalarının tahliye olmadığı durumda müvekkil haftanın üç günü buraya görüşe gelecek. Onun dışında hem kardeşinin hem de oğlunun ailesi var, onlarla ilgilenmesi gerekiyor, onlara destek olması gerekiyor. O yüzden de açıkçası müvekkilin mevcut aile yaşamına uygun değil konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol. Çok konuştuk, çok söyledik. Keleş ailesinin her bir ferdinin gökte uçan bir kuş kadar özgürlüğü hak ettiğini düşünüyoruz. Müvekkil , müvekkil ve hakkında tahliye kararı vermenizi talep ediyoruz.

Murat Keleş / Zafer Keleş Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.