“Rus oligarkın Vaniköy'deki villasının yıkımında tutanağı tutmuşuz, mühür fekki yapmışız, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuşuz. 28 Ağustos'ta encümen tarafından yıkım kararı alınmasını sağlamışız. Burada alınan para cezası 30 milyon TL, dikkatinizi çekiyorum. Yıkım kararı aldığımız yerde üç gün boyunca akşam yediye sekize kadar yıkımları gerçekleştirmişiz. Arkadaşlarım orayı ekmek arası kumanyayla yıktı, öyle söyleyeyim. Yıkımı tamamladık, sonra bakanlığa da bilgi verdik. Yıktığımız yer bir Rus iş adamının, bir oligarkın, devlet gibi gücü olan bir milyarderin yeridir. Kim olduğu tam belli değil; 'Putin'in arkadaşı' diyen var, başka yakıştırmalar yapanlar var. Bu yapıyı yapan kişi bu kadar güçlüyken, yıkan kim? Yıkan Boğaziçi İmar Müdürlüğü. Ben biliyorum ki benim, bayramda uçak bileti alamadığından ailesini, annesinin, babasının elini öpmeye memleketine götüremeyen teknik elemanlarım var. Yıkan da onlar. Biz bu meselenin üzerine giderken, bu 30 milyon cezaları keserken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurularında bulunurken, oraya gittiğimizde siyah takım elbiseli, siyah gözlüklü adamlar etrafımızı sarmışken, avukat ordusu etrafımızı sarmıştı. Akşam eve gittiğimde eşim Özge 'Ya Elçin, bunlar ne olduğu belli olmayan insanlar. Bak bizim çocuklarımız var. Dikkat et' dedi. Ben de 'Onlar milyarderse bizim de arkamızda devletimiz var' dedim. Günün sonunda görevimizi eksiksiz yapmamıza rağmen burada biz yargılanıyoruz. İnsanın zoruna gidiyor. Mülkiye müfettişinin hazırladığı raporda yaptığımız tüm işlemlerin hukuka uygun ve eksiksiz bulunduğu, ihmal ve kusur olmadığı tespiti yapıldı.”
Karaoğlu bu sözleri söylerken iç çekti ve su içti.