Yanardağ, AKP iktidarının tarihsel ömrünü doldurduğunu ve bu ömrü uzatmak için İBB soruşturması, CHP'ye yönelik mutlak butlan davası ve casusluk davası dahil çeşitli manevralar yapıldığını düşündüğünü, TELE1'in yayında olduğu bir medya ortamında bu operasyonun yürütülemeyeceğini söyledi. Resmî Gazete'de yayımlanan TELE1'in satışa çıkarılması kararına ve davanın sonuçlanmadan yaşanan bu aceleye dikkat çeken Yanardağ; kanalın batırıldığını, 28 milyon TL ile satışa çıkarıldığını, oysa kanala 10 milyon dolar ödemeye hazır kesimler bulunduğunu ve arkalarındaki güce güvenmedikleri için tekliflerin geri çevrildiğini ifade etti. Kanalın 144 kadrolu, telifle birlikte 160 çalışanı, Ankara ve İzmir stüdyoları ile büyük bir kurum haline geldiğini hatırlatan Yanardağ; arkadaşlarının direnerek TELE2 adıyla internet ortamında 20 kişilik bir yapılanma kurduğunu, kendisinin ise şu an BirGün gazetesi yazarı olduğunu belirtti. İddianamenin TELE1 üzerinde 'aile şirketi' görünümü kurguladığını reddeden Yanardağ, genel yayın yönetmeni sıfatıyla doğrudan bir mülkiyet ilişkisi olmadığını, oğlu ve yeğeninin kanalda profesyonel ve hukuki sınırlar içinde görev aldıklarını söyledi. El koyma gerekçesi olarak iddianameye eklenen 'sabıka kaydı'nın yanıltıcı olduğunu, TELE1 döneminden hiçbir adli sicil kaydı bulunmadığını, devam eden iki davadan birinin Yargıtay'da, birinin İstinaf'ta olduğunu, diğerlerinin ise Yurt Yayınları döneminden kaldığını ve tümünün beraatla sonuçlandığını vurguladı.
Ara haber — Casusluk davası