Necati Özkan, iddianameyi 'post-truth bir iddianame, hakikatin h'sı yok' sözleriyle nitelendirdi. Tutuklu kaldığı Çağlayan Adliyesi'nin 7 kat altını 'cehennem', 7 kat üstünü 'cennet' olarak tasvir eden Özkan, durumu Dante'nin İlâhi Komedya'sina benzeterek 'Bu yapılan vatandaşlık hukuku ile bağdaşamaz' dedi. Hüseyin Gün ile ilişkinin tüm ölçeğini de açıklayan Özkan; Gün ile hayatında toplam üç kez yüz yüze görüştüğünü, bunlardan yalnızca birinin seçim öncesi (11 Haziran 2019 yarım saatlik tanışma görüşmesi) olduğunu belirtti. Gün'ün başarılı iş adamı algısının kendi gözünde ilk karşılaşmada bittiini, o andan itibaren Gün ve sunabileceği her şeye soru işaretiyle bakmaya başladığını ifade etti. Seher Hanım'ın manevi oğlunu başarılı bir iş adamı olarak takdim ettiğini, ilk izlenimin 'hep soru işaretli olarak' kaldığını hatırlatan Özkan; sosyal medya alanında Gün'ün 'Sizin elinizde Murat 124 var, ben ise Ferrari sunuyorum' dediğini aktararak, 'O zaman getirin görelim Ferrari'yi' yanıtını verdiklerini, ancak bakıldığında 'Ferrari merrari değil; kampanyaya bilmediği için zarar verecek' kanaatine vardıklarını belirtti. Bu tek görüşmenin ardından Gün ile ikinci kez ancak seçimden sonra, Ekrem Bey'in mazbatayı almış olmasının ardından bir araya geldiklerini hatırlattı. Özkan, Gün'den herhangi bir veri, rapor talep etmediğini ve hiçbir veri paylaşmadığını; bu davanın iddianamesinden dolayı 'utanç verici bir dava olarak kalacağını, Dreyfus davasından daha kötü bir dava olduğunu' da ifade etti.
Ara haber — Casusluk davası