Sayın Başkan, Sayın heyet üyeleri, Sayın savcım; savunmama başlamadan önce 15 aydır işlemediğim suçlar, varlığından haberdar dahi olmadığım sözde bir örgüte üye olma iddiası nedeniyle tutuklu olduğumu, özgürlüğümden, ailemden, işimden ve hayattan koparıldığımı belirtmek isterim. Sayın Başkan, çok kısa kendimle, eğitimimle ve İBB'ye nasıl girdiğimle ilgili birkaç cümle kurmak istiyorum. Ben emekli emniyet mensubu bir babanın ve işçi emeklisi bir annenin iki evladından bir tanesiyim. İstanbul'da doğdum. Babamın şahsi görevinden sonra Ankara'ya taşındık. İlk, orta, lise ve üniversite öğrenimlerimi hep Ankara'da tamamladım. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezunum. Öğrenim hayatım boyunca babam hep yabancı dilimizle çok ilgilenirdi; o yüzden hep İngilizceyi ileri seviyeye getirecek kadar kurslara katılmıştım. Mezun olduktan sonra da Almanya'da bir Türk okuluna yazdırdı. İş hayatından önce bir seneye yakın Almanya'da bulundum. Oradan döndükten sonra Antalya'da turizmde çalışmaya başladım. 7 sene turizm sektöründe çalıştım. Bu dönemde de bu sefer Rus turistler de olduğu için Rusça kursuna gittim ve 3. bir yabancı dil de öğrendim.
Fatoş Ayık Savunması
2009 yılının sonuna geldiğimizde İstanbul'a taşındık. Ben de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne CV ile başvuruda bulundum. 2010 yılında, şubat ayıydı yanılmıyorsam, İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı tarafından davet edildim ve mülakata tabi tutuldum. Mezuniyetimden ziyade, yabancı dil yetkinliklerim nedeniyle, Dış İlişkiler Müdürlüğü’nde görev verebileceklerini söylediler ve iş teklif ettiler. Ben de bunun üzerine Dış İlişkiler Müdürlüğü’nde 2010 yılında çalışmaya başladım. Bir sene burada çalıştıktan sonra rahmetli Kadir Topbaş'ın web tabanlı bir şehir televizyonu projesi vardı. Bugün adı İBB TV olan ama o dönem İSTV markasıyla kurulan bir televizyon internet üzerinden yayına başlamıştı. Öncelikle kurum içerisinden başvurular toplandı. Ben de mezuniyetim bu alanda olduğu için buraya başvurdum. O dönemki basın danışmanı Ahmet Faruk Yanardağ ile yaptığım 2 mülakattan sonra bu projeye kabul edildim. 4-5 ay bu projede çalıştım. O dönem Medya A.Ş. henüz yoktu.
Eylül ayında o zamanki adı İstanbul Dijital Medya A.Ş. olarak şirket kuruldu. 9 Eylül 2011 yılında kurulduğunda 5 kişi ilk sigortalanmıştı. O 5 kişiden bir tanesi bendim ve sicil numaram da 4'tü. Kısacası 2011 yılının Eylül ayında İstanbul Dijital Medya A.Ş. kuruldu ve ilk günden gözaltına alındığım güne kadar hep Medya A.Ş.'de çalıştım. İBB yönetiminin hangi siyasi partide olduğu fark etmeksizin her dönemde elimden gelen bütün gayreti gösterdim. Hiçbir zaman bir usulsüzlüğün parçası olmadım. Personel kadrosu ile başladığım Medya A.Ş.'de her dönemde terfi ettim. Terfi ile hep iş süreçlerini geliştirmeye çalıştım. Özellikle müdür olduğum birimde ihale süreçlerinin mevzuata uygun şekilde işletilmesi için satın alma ve gelir getirici satış prosedürlerinin, şirketin iç yönergesinin geliştirilmesini sağladım. Mevzuata uygunluk, hesap verilebilirlik ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı için kısacası iş süreçlerini geliştirmeye çalıştım. Sayın Başkanım, öncelikle belirtmeliyim ki ben hayatım boyunca hiçbir zaman bir örgüte üye olmadım, bir örgüt adına hareket etmedim, kimseden bir talimat almadım, herhangi bir örgütün varlığından dahi haberdar olmadım ve emeğimin karşılığı olan maaşım dışında uhdeme geçen tek bir kuruş dahi olmamıştır.
Gözaltına alınmam öncesinde yaşananlardan yine kısaca bahsetmek istiyorum; çünkü bunlar kaçma veya delilleri karartma gibi bir ihtimalimin bulunmadığını da göstermektedir. Biz bu soruşturmadan, Medya A.Ş. çalışanları olarak, ilk önce 27 Şubat 2025 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan gelen bir yazı ile haberdar olduk. Bu yazıda bazı şirketler listelenmişti; bunlarla eğer ticari faaliyette bulunuyorsak bu sözleşmelere dair satın alma evrakları ve mali şeffaflık evrakları istenmişti. Ben de bu evraklarla ilgili olarak ilk kez 10 Mart 2025 tarihinde polis memurlarının beni telefonla davet etmeleri üzerine Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne gittim ve bu tarihte ifade verdim. 10 Mart'taki bu ifadeyi şundan anlattım; telefonla davet edilmem üzerine emniyete gittim ve normal hayatıma devam ettim. Ancak buna rağmen İstanbul adliyesinde hemen hemen bütün sulh ceza hakimlikleri soruşturma boyunca ve Sayın Mahkemenizde iddianameden sonraki süreçte tutukluluğumun devamına karar verirken, diğer sanıklar gibi benim de hep kaçma şüphem olduğunu ileri sürdüler. Hem 27 Şubat 2025'ten itibaren soruşturmayı bilmemizi, hem de 10 Mart'ta ifadeye kendim gitmeme rağmen herhangi bir kaçma şüphem olmadığını göstermek için bunları anlattım.
10 Mart'ta ifade verdikten 9 gün sonra, 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alındım ve somut hiçbir gerekçe olmaksızın tutuklandım. Kolluktaki ve savcılıktaki ifademde tevdi raporundaki bazı iddialar, Kültür A.Ş.'nin bazı sözleşmeleri ya da 'ın bazı ifadeleri dışında Medya A.Ş. ile ilgili ya da benimle ilgili hiçbir kişi, olay, eylem veya ihale sorulmamıştı. Hakkımda bir MASAK raporu yoktur. Örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen ile bir tane dahi telefon irtibatım o gün de yoktu, bugün de dosyada yoktur. Hiçbir tanığın ya da etkin pişmanlıkta bulunan kişilerin benimle ilgili bir beyanı da bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, pek çok tutuklu sanık aleyhlerinde somut hiçbir delil yokken sadece etkin pişmanlık veya gizli tanık ifadeleri nedeniyle tutuklu olduklarını anlattılar. Ama ben aleyhime hem tek bir delil hem de tek bir beyan olmadığı halde hem örgüt üyeliği hem de rüşvet alma suçlamaları nedeniyle tutuklandım ve 15 aydır tutukluyum. Üstelik tutuklanmadan önce ifadem ve sorgum sırasında örgüt ve rüşvet ile ilgili tek bir soru dahi sorulmamıştı. Dolayısıyla adımın geçtiği, az sonra açıklayacağım eylemlerdeki suçlamaları da yine iddianame yayınlanınca gördüm. İhalelerle ilgili de yine sorgu sırasında bunlara dair hiçbir şey sorulmamıştı. Mart ayında tutuklanmamızın ardından aylarca iddianame bekledik. Bu süreçte ayrıntılı tutukluluk incelemeleri yapıldı, itirazlar edildi; kaçma şüphesi ve kuvvetli suç şüphesi denilerek tutukluluğum devam ettirildi.
Bu tutukluluk incelemelerinde maalesef yaşadığımız kayıtsızlık, en az gözaltında yaşadığımız zorlu ve insani olmadığını düşündüğüm süreç ve koşullar kadar yaralayıcıydı. Aylar geçtikçe biz de bu kayıtsızlığa alışmaya başladık. İnsan gerçekten zamanla da olsa pek çok şeye alışabiliyor. Süreçte maalesef yine hakimlerin tutukluluğun ne kadar ağır bir tedbir olduğunu, sevdiklerine ayda bir kez, bir saatliğine dokunabilmenin ne demek olduğunu, özgürlüğün önemini anlamamalarına ve bilmemelerine de alıştık. Ancak yine insanın bir özelliği, umudunu her zaman korumayı başarabilmesidir. Ben bugün sayın heyetinizin tutukluluğun ne kadar ağır bir tedbir olduğunun bilinciyle ve iddianame içeriğinde suç olabilecek hiçbir eylemin olmaması karşısında adil bir karar vereceğine dair umudumu koruduğumu ifade etmek isterim.
Örgüt üyeliği ve rüşvet alma suçlamaları nedeniyle tutuklandığım için öncelikle bunlara dair açıklamalarda bulunmak isterim. Örgüt üyeliği suçlamasına dayanak olarak ve 'dan talimat aldığım, Signal uygulaması kullanarak örgütsel gizlilik içerisinde hareket ettiğim, bu uygulamadaki yazışmalarda hangi ihalenin kime verileceğinin belirlendiği, örgütün medya A.Ş yapılanmasında yer aldığım ileri sürülmüştür. Benim örgütün Medya A.Ş yapılanmasında yer almam için, bu örgütün Medya A.Ş'de o halde 15 yıldır fail olması gerekmektedir. Az önce de açıkladığım gibi her şeyden önce ben İBB'ye veya Medya A.Ş'ye Sayın seçimi kazandıktan sonra girmiş değilim. Benim İBB'ye 2010 yılında rahmetli Kadir Topbaş'ın döneminde girmem, İBB 2011 yılının eylül ayında Medya A.Ş'nin kurulduğu ilk günden gözaltına alındığım güne kadar 15 yıldır Medya A.Ş'de çalışmam tek başına örgüt üyeliği suçlamasının dayanaksız olduğunu da göstermektedir.
Ben hiçbir zaman 'dan veya 'dan da talimat almadım. İBB danışmanı aynı zamanda Medya A.Ş'nin de Yönetim Kurulu Başkanı ve örgütteki yönetici olduğu iddia edilen ile tek bir temasımın hatta telefon irtibatımın dahi olmadığı HTS kayıtları ile sabittir. Kendisiyle herhangi bir toplantı ya da harici bir görüşmem olmamıştı, kişisel bir tanışıklığım da yoktur. 15 sene içerisinde personel iken müdürüme, müdür olduktan sonra da genel müdürüme karşı sorumluluklarım olmuştur. Bunlar dışında hiçbir kişi, kurum hatta yönetim kurulu başkanlarıyla bile görev, sorumluluk ve yetkileri bakımından hiçbir irtibatım ve talimat almam söz konusu olmamıştır.
Benim ile birlikte hareket etmem de söz konusu değildir. 'yı 2020-2021 yıllarında Medya A.Ş ile olan hizmet sözleşmeleri nedeniyle ilk tanıdım. Sonrasında da danışmanı olarak bildim. Ancak 'nın Medya A.Ş üzerinde bir resmi danışmanlık görevi yoktur. İddianamede belirtildiği üzere Medya A.Ş'nin işleyişinde yer alması, Medya A.Ş'nin işleyişine karışması gibi bir durum da asla söz konusu değildir. ile telefon irtibatlarıma bakıldığında 2020-2021 yıllarında yapıldığı görülecektir. Bunlar da bu sözleşmelere dair tekliflerin alınması, sözleşmelerin imzalanması, işlerin yapımı, teslimi, fatura ve hak ediş süreçleri ile ilgilidir. Bunun dışında telefon irtibatlarıma bakıldığında ise 2024-2025 yıllarında birkaç telefon görüşmesidir. Kısacası bu durum dahi telefon irtibatlarındaki ilgili durum dahi kendisiyle bir planlama ya da talimat alma gibi iddiaların doğru olmadığını göstermektedir. Burada bir de şunu eklemek isterim, bu 2020-2021 yıllarında ben henüz birim yöneticisi değildim, satın alma personeliydim. O yüzden de tedarikçilerle sıklıkla satın alma personelleri olarak bizler görüşürdük.
Bilgisayardaki yazışmalara gelecek olursam Sayın Başkanım, öncelikle suçlamalara baktığımızda suçlamaların yılları 2022-23-24-25 yıllarına ilişkin olmasına karşın, buradaki yazışmalar sadece 2025 yılına aittir. Zaten 2025 yılının mart ayında da tutuklandık. Bu yazışmaların hem örgüt üyeliğine hem 2022-23-24 yıllarına delil gibi sunulduğu görülmektedir. Ancak yazışma içerikleri ve yazışma tarihlerine bakıldığında, bunların iddia konusu olaylarla ve eylemlerle ilgisinin olmadığı açıktır. İddianamede aleyhime gibi sunulan yazışmalardan birkaç örnek vermek istiyorum. İhale yapmaya karar verme gibi bir yetkimin olmadığını az sonra detaylı olarak açıklayacağım. Bu yazışmalara bakıldığında, örneğin, 27 Şubat 2025 tarihinde yapım koordinatörümüzle olan bir yazışmada bir ihale var onu bana soruldu. Kültür A.Ş ile bir ihale yapılmıştı onun sonrasında alt yüklenici ihalesi yapılacak mı diye? Ben de bunun üzerine artık herhalde bunun sorulmasından sıkıldığım için ekip arkadaşıma yazar gibi "Bana soruluyor, ihale yapmak benim inisiyatifimde değil" diyorum. Kısacası ben ihale yapılmasına karar vermiyorum, ihaleye giren firmalarla, kişilerle de bir ilişkim yoktur.
Yine bu yazışmalara dayanılarak, ile irtibatlı olduğum da belirtilmiştir. Her şeyden önce benim ile bu yazışmalar içinde bir yazışmam yoktur. 'dan talimat almam, onun isteklerini yerine getiren gibi bir durum da söz konusu değildir. 'nın adı, evet bu yazışmalar, yani ekip arkadaşlarımla olan yazışmaların içerisinde iki konuda geçmektedir. Bir tanesi ihaleye davet edilecek firmalarla ilgili önerilerde bulunmuştu, o konunun içinde adı geçmektedir; biri de az önce de belirttiğim gibi örnek verdiğim konuda olduğu gibi bir alt yüklenici ihalesinin yapılıp yapılmayacağını sürekli bana sormasıyla ilgili bir konudur. Yine bu çalışma arkadaşlarımla olan yazışmalara bakıldığında benim de zaten herhangi bir kendisinden talimat aldığım ya da bunu uyguladığım, eyleme döktüğüm gibi bir durumun olmadığı da açıktır. Az önce de dediğim gibi kendisiyle irtibatım yoğunlukla 20-21 yıllarında, o da personel olduğum dönemde Medya A.Ş'nin hizmet işleriyle ilgilidir.
Yine iddianamede ihalelerle ilgili özetle şöyle diyordu, "Alt yüklenici ihalelerin göstermelik yapıldığı, adrese teslim yapıldığı" öne sürülmektedir. Ancak 29 Ocak 2025 tarihi yazışmalara bakıldığında, şirketimizin genel müdürü Pınar Hanım, ihaleye davet edilecek firmalarla ilgili olarak bana "Benim görmem lazım firmaları" diyerek firmaların isimlerini, sahiplerini, NACE kodlarını, yani İTO faaliyet alanı kodlarını, sermayelerini, kuruluş tarihlerini öğrenmemi istemiş, ben de kendisine "Ben firma önerilerini alıp detay bilgileri size sunacağım" demişim. Kısaca davet edilecek firmalarla ilgili teknik, ekonomik, hukuki kriter araştırması yapıldığı açıkça görülmektedir. Keza henüz soruşturmadan haberimiz dahi yokken, çünkü bu yazışma 29 Ocak'ta yapılıyor biz soruşturmadan henüz 27 Şubat'ta haberdar olmuştuk. Yani henüz ortada bir soruşturma bile yokken, görüleceği üzere iş süreçlerimizdeki hassasiyetler bakımından söylüyorum bunu, "Davet edilecek firmalar, firma önerileri" diyoruz. "İhaleyi alacak firma" demiyoruz ya da "İhaleyi kazanacak firma" demiyoruz. Yani firmalarla ilgili bir öneri, araştırma ve kriter araştırması içerisindeyiz. Dolayısıyla da bu da alt yüklenici ihalelerin göstermelik yapıldığı iddiasını doğru olmadığını göstermektedir. Kaldı ki iddia edildiği gibi eğer ihaleler adrese teslim olsaydı biz neden her seferinde böyle bir kriter arayışına girelim ya da Pınar Hanım neden benden her ihale öncesinde bu firmaların bütün detay bilgilerini istesin?
Yine iş süreçlerimizdeki hassasiyetler bakımından bu yazışmalardan bir örnek daha vermek istiyorum. Örneğin 28 Şubat tarihinin yapım koordinatörümüzle bir yazışmamız var. Burada bütçe planlamasının üzerinde olabilecek bir hizmet alım talebi ile ilgili yazışma yapmışız ve bunun üzerine de diyorum ki "Bunu Emrah ve Pınar Hanım'la paylaşmak lazım, beni aşar." Yani değil aslında usule ve hukuka aykırı bir durum, bütçeye aykırı olduğunu düşündüğüm bir taleple ilgili bile ihale sürecini başlatmıyorum; genel müdür ve mali işlere yönlendiriyorum. Yazışmalara bütüncül bakıldığında, şirketin gelir elde etmek için katılmayı planladığı ya da takip ettiği bazı ihalelerle ilgili süreçleri takip etmenin, katıldığımız ihalelerle ilgili yöneticime bilgi aktarmanın, bütçe planlamalarını ekip arkadaşlarıma hatırlatmanın, ay sonlarında hak ediş ve fatura tarihleriyle ilgili yazışmalar yapmanın suç olmadığı açıktır.
Kaldı ki bu yazışma içeriklerinde ihaleye davet edilmiş olan firmaların yetkinliklerine önem verildiği, Medya A.Ş.'nin katıldığı ihalelere başka firmaların da katıldığı ve dolayısıyla bizim açımızdan da adrese teslim olmadığı, ihale yapmak gibi bir karar, karar yetkim olmadığı, talimat almadığım ya da uygulamadığım da görülecektir. Bir de gerçekten bu yazışmalara bakarak ihalenin kime verileceği iddiasının, nasıl belirlendiği, nasıl ulaşıldığı da anlayamıyorum. Bu iddia da kesinlikle gerçek dışıdır, çünkü böyle bir yazışma yoktur. Bir de son olarak şunu belirtmek isterim ki bilgisayarımda yapılan, incelemeyle ilgili ek 1'de Sayın Başkanım size sundum, 23.10.2025 tarihinde emniyet tarafından tutulmuş bir tutanak vardır. Bu tutanakta da herhangi bir suç unsuru olmadığını, tespit edildiğini belirtmek isterim. Ki bu ihalede de pardon, bu dosyada da bilgisayardan yola çıkarak eyleme dönüşmüş bir suçlama da yoktur.
Sayın Başkanım, bu dosya kapsamında yüzlerce şüpheli, tanık, gizli tanık, etkin pişmanlık ifadelerinden sadece iki kişinin beyanında adım geçmektedir. Bunlarda da suç olabilecek hiçbir unsurum aslında bulunmamaktadır. Bunlardan bir tanesi Medya A.Ş.'nin eski Genel Müdürü Bekir Kaplan'ın tanık beyanıdır. Aslında bu beyana cevap vermeyi bile bir düşünmedim ama iddianamede yer aldığı için ve tutuklu olduğum için her şeyi açıklamak zorunda hissettim. İfadesi de şöyle diyor: "Kendi döneminde prodüksiyonda çalışan bir personel olduğumu, sonrasında müdür ve yönetim kurulu üyesi olduğumu, bunun kolay olmadığını, kendisinin bile genel müdür iken yönetim kurulu üyesi olmadığını" iddia etmiştir. Ben, 15 yıldır kurulduğu ilk günden beri Medya A.Ş.'de çalışıyorum. Hep emeğimle ve her dönemde yükselerek satın alma ihale müdürlüğü görevine geldim. Az önce de açıkladığım gibi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezunuyum, alanımda 20 yıldır çalışan bir insanım. Bekir Bey'le de 2015-2016 tarihlerinde çalıştık. Aradan geçen 10 sene terfi alarak buralara geldim. Bir gecede atamayla personel iken müdür olmadım.
Satın alma ihale müdürünün 2021 yılında emekli olması sonrası, kendi talebim ve genel müdürümüzün de tecrübeme ve yetkinliklerime uygun görmesi üzerine başlayan bir süreçti. Hatta o dönemde 10 senelik çalışan olmama rağmen, İBB İştirakler İnsan Kaynakları birimi tarafından mülakata tabi tutuldum ve sonraki süreçte terfi edilebildim. Yönetim kurulu üyeliğine gelecek olursak, 2021 yılında bir aylığına, 2024 yılında ise yaklaşık iki aylığına yönetim kurulunda bulunduğum bir görevdi. Bu da yönetim kurulu üyeliğinden ayrılan 13. üyenin yerine kısa süreli bulunduğum bir üyelikti. Bazen benzer durum yaşandı, diğer müdür arkadaşlarım da kısa süreli bu görevlerde bulunurlardı. Bu süreç içerisinde zaten ne bir menfaat elde ettim, ne kritik bir karara imza attım, zaten hem ihale komisyonlarına başkanlık edip hem de ihale onayı verilen kararlarda yönetim kurulu üyesi olarak imza atmam hukuken de mümkün değildir. Ek 2'de, Sayın Başkanım, yönetim kurulu üyeliğinde çok kısa bir süreyle bulunduğum dosyaya yeniden sunulan ticaret sicili kayıtlarıyla sabittir. Az önce dediğim gibi hiçbir zaman bir menfaat elde etmedim, tam aksine bu huzur haklarımdan da feragat ettim. Bekir Kaplan’ın, 2016 yılının Temmuz ayında görevden alınmasına rağmen, sanki hala şirkette görevliymiş ya da şirketle bir bağlantısı varmış, İBB ile bir bağlantısı varmış gibi, şirketin içindeki bir işleyişi biliyormuş gibi bu ithamlarını ve iftiralarını çok talihsiz buluyorum.
Diğer bir beyana geçecek olursam, Medya A.Ş.'de yine aynı birimde çalışan isimli kişinin iki ayrı ifadesi vardır dosyada. Bunlardan bir tanesi 30 Mayıs 2025 tarihinde avukatı olmaksızın etkin pişmanlık ifadesi verdiği bir ifadedir. Diğeri ise yanında avukatının olduğu 21.10.2025 tarihinde emniyette verdiği ve etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum dediği ikinci ifadesidir. 'nın bu 21.10.2025'teki ikinci ifadesi, soruşturmanın başındaki etkin pişmanlık beyanının aslında hiçbir hukuki değerinin olmadığını, en azından ihale süreçleriyle ilgili söylediği hiçbir şeyin gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. O ilk ifadesindeki beyanlara bu ana ve alt ikincil ihaleyle ilgili süreçleri detaylı olarak az sonra açıklayacağım; ancak bu noktada belirtmek isterim ki ana ihalelerin kurgu olduğu konusuyla ilgili olarak, Medya A.Ş.'nin katıldığı ihalelerle ilgili olarak kurumsal iletişim ekibimiz detaylı olarak bu ihaleye katılıp katılmayacağını, teklifleri çalışır, yönetimin onayına sunar ve bunun sonrasında satın alma ihale birimine teklifi sunmak üzere iletir. Dolayısıyla ana ihale yapan idarelerle irtibatımız olması gibi, en azından satın alma ihale birimi olarak bizim bir irtibatımız bulunmamaktadır. Zaten özellikle reklam alanı ihalelerinde yönetim kurulu kararları alınır, bu rakamlar dediğim gibi ilgili birimler tarafından çalışılarak satın alma ihale birimine gelir; biz ihale süreçlerini sadece işletiriz.
Burada yine şunu belirtmek isterim ki bu ana ihalelerin kurgu olduğu konusuyla ilgili, örneğin reklam, İBB Reklam Yönetimi Müdürlüğü'ndeki müdür ve müdür yardımcısının etkin pişmanlık hükümleri, etkin pişmanlıktan yararlandığı bir ifadesi vardır. Bu ifadesinde ya da iddianamedeki yüzlerce ifadenin hiçbirisinde de adım bu şekilde geçmemektedir. Alt ihalelerle ilgili olarak da yine şunu söylemek isterim ki ihalelere davet edici firmaların yazışmalarla ilgili kısmını açıklamıştım. Muhakkak teknik, ekonomik, hukuki, hatta kanunda belirtilen ihalelere katılacak, katılıp katılamayacak durumda olduğu durumlarına da bakılmış ve değerlendirilmiştir; bu da ihalelerin kesinlikle önceden tasarlanmadığını göstermektedir. Ayrıca iddia, hem kendisinin belirttiği ya da iddianamede yer yer yer aldığı gibi ihaleye katılan firmalar ile veya 'nın -yine iddia edildiği gibi diyorum-, bilmiyorum, arka planda bir ilişkilerin olup olmadığı benim bilebilmem mümkün değildir. Ben kendi sorumluluğum gereği dediğim gibi teknik, hukuki, ekonomik ya da ihalelerden katılıp yasaklı olup olmaması dışında bir sorgulama yapmak gibi bir görevim bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, kısacası ben 15 yıldır maaşlı çalışan bir kişi olarak şunu biliyorum: Benim ihaleye davet edilen, ihaleye teklif veren, uhdesinde ihale kalan hiçbir firmayla şahsi hiçbir ilişkim yoktur. Hiçbir suretle menfaat ilişkim de olmamıştır; bu durum , ile de aynen geçerlidir. İddianamede az önce de söylediğim gibi yüzlerce ifade bulunmaktadır, hiçbir şirket sahibinin ya da çalışanın benimle ilgili tek bir beyanı da yoktur. Mehmet Recep Taşçı, bu soruşturma sürecinde kendisi de tutuklama tehdidi altında muhtemelen bir kişidir. Çünkü o da benim gibi bugün sanık konumundadır, aynı eylemlerden yargılanmaktayız ve kendisi hiç tutuklanmamıştır. Kaldı ki bu kişinin beyanları az önce de belirttiğim gibi herhangi bir İBB tarafındaki yöneticinin ya da tedarikçinin beyanlarında da geçmemektedir. Yani bu beyanları destekleyen bir idare tarafındaki beyan ya da tedarikçi tarafında bir beyan da bulunmamaktadır. Tutuklanma baskısı altında bu ifadeyi verdiğini düşünüyorum ki Pınar Türker de bununla ilgili bazı açıklamalarda bulunmuştu. Kendisi bile aslında bu tutuklanma baskısı altında verdiği ifadede, benim de şirkette baskı ve zorlama altında olabileceğimi ifade etmiştir. Bunun da altında sanıyorum ki kendisinin de benim 15 yıldır işini yapmak amacı dışında hiçbir düşüncesi olmayan, maaşlı bir çalışan olduğumu bilmesi yattığını düşünüyorum.
Nitekim zannediyorum tutuklanma baskısının kalktığını anladığı bu ikinci ifadesinde Mehmet Recep Taşçı ifadesinden bir kısım okuyacağım: "Alımı yapılacak işlerin ayırma yetkisi ve planlaması bende değildir. Sadece ihaleler kapsamında değil, genel olarak şirketin yaptığı tüm ihalelerde işin planlaması, teknik şartnamenin hazırlanması birim olarak bizim inisiyatifimizin dışındadır. Konular görev alanlarına göre kendi ilgili müdürlüklerince talep ve şartnameler hazırlanarak ihale süreçlerinin yürütülmesi müdürlüğümüze bırakılıyor." şeklinde bulunarak hem ifadesinin gerçeği yansıtmadığını hem de benim ve satın alma biriminin olaylarda bir sorumluluğu olmadığını ortaya koymuştur. Ek 3'te de o kısmı koydum. Bir de burada şunu belirtmek isterim ki bu ilk beyanında herhangi bir somut ihaleden, olaydan, eylemden bahsetmemektedir. Genel olarak aslında ana ihalelerin ve alt ihalelerin kurgu olduğunu söylemiştir. Bunu da bilmiyorum artık sorumluluktan kaçmak için mi söyledi, Pınar Hanım söylemişti, benimle herhangi bir husumeti yoktu ama terfi alamadığı için yönetime karşı bir hırçınlığı ya da husumeti olabilir, bu nedenle yapmış ve kendi sorumluluklarından kaçmak için de bu şekilde davranmış olabilir. Bilmiyorum, yorumda da bulunmak istemiyorum. Bu beyanla ilgili de söyleyeceklerim şu an bu kadar.
Sayın Başkanım, örgüt üyeliğine ilişkin olarak bir de şöyle bir iddia vardı: "Kurum adına gerçeğe aykırı faturalar düzenleniyordu." konusu. Dosyaya eylem 85, 89 ve 106 ile ilgili sunduğumuz, müdahil olduğu iddia edilen alt yükleniciler tarafından fatura karşılığı yapılan tüm işlem sadece bugün bu eylemlerde olan işlemler için ya da ihaleler için değil, kendi döneminde Medya A.Ş.'nin kestiği gelir ya da Medya A.Ş.'ye kesilen bütün gelir faturaları için de aynı her şey arşivletilmiştir. Faturası kesilip de yapılmayan ve eksik yapılan tek bir iş yoktur. Sayın Başkanım, ben kesinlikle hayatımın hiçbir bölümünde suç işlemedim. Suç işlendiğini bildiğim bir ortamda bulunmadım, böyle bir işin parçası olmadım. Yine ben hiçbir zaman bir örgüt adına hareket etmedim, bir örgütün varlığından haberdar olmadım. Emeğimin karşılığı olan maaşımın dışında uhteme geçen bir kuruş olmamıştır. Hiçbir maddi menfaat elde etmediğim, çıkar amacı ve hatta siyasi ilişkiler içinde bulunmadığım ortadayken bir örgüte üyeliğim de söz konusu değildir.
Sayın heyet, rüşvet alma suçlaması tutuklandığım için öncelikle 118. eylemi anlatmak ve açıklamak istiyorum. Rüşvet suçlamasının yer aldığı 118 numaralı eylemde suç teşkil edebilecek bir eylemimin bulunmadığı aslında ortadadır. Kollukta ve savcılıkta rüşvete dair tek soru sorulmadığını belirtmiştim. Delil olmaksızın rüşvet suçundan da tutuklandığım için dâhil edildiğini düşündüğüm bu eylem 118'de rüşvet aldığım iddia edilmektedir. Bu eylemde özetle iddianamede aslında şöyle diyor: "Reklam izinleri karşılığında rüşvet istendi, rüşvet almak için sözleşmeler imzalandı, paraların nakde çevrildi." gibi iddialar bulunmaktadır. Yine bu eylemde 'nın tevdi raporuna aslında atıfta bulunulmaktadır. Tevdi raporuna Medya A.Ş.'de bir tane sözleşme giriyor. O da 21.10.2019 tarihinde yapılmış, Genç Popülist'le imzalanmış bir hizmet alım sözleşmesidir. Ancak benim o dönemdeki görev alanımın hem tevdi raporundaki ithamlarla, hukuki sorumlulukla hem de iddianamedeki ithamlarla bir ilgisi yoktur. Ek 4'te sanırım Başkanım, Ek 4'te evet, sunuyorum size. Ben o dönemde satın alma personeliydim. Bu hizmet alım sözleşmesinde satın alma talebi birime geldikten sonra sadece fiyat araştırması yapmakla sorumluydum. O dönemdeki birim yöneticimiz tarafından ben değil de eğer diğer personel arkadaşlarım görevlendirilseydi belki de bugün onlar burada rüşvet almakla suçlanacaktı.
Bir satın alma yapıldığında, bu satın alma ihtiyacının neden doğduğu, hizmetin edinilmesi sırasında neler yaşandığını satın alma personeli olarak benim bilebilmem mümkün değildir. Keza tevdi raporunda sadece aslında hukuki sorumluluk denilmektedir ama iddianamede bu durum delilsiz bir şekilde rüşvet alma olarak yorumlanmıştır. Yine 118 numaralı eylemle şüpheliler listesinde adım vardır fakat suçun nasıl işlendiğine dair açıklamalar içerisinde adım yoktur. Yani kanunsuz nasıl bir eylemim oldu, kimden nasıl bir menfaat temin ettim, bunların hiçbirisi iddianamede bulunmamaktadır. Az önce de belirttiğim gibi benim emeğimin karşılığı olan maaşımın dışında uhdeme geçen tek bir kuruş dahi olmamıştır. Sanıyorum ki banka hesaplarımız incelenmiştir. MASAK raporunda adım geçmemektedir. Üzerime kayıtlı bir taşınmazım ya da aracım yoktur. Yaşam standardım hep aynıdır. Hayatım boyunca hep ailemle yaşadım. Bu suçlama kamuda 15 yıl boyunca namusuyla, şerefiyle çalışmış bir insanın üzerine atılmış ağır bir ithamdır ve bu nedenle bir yılı aşkın süredir rüşvet almaktan da tutuklu olmanın hukuk ve vicdanla açıklanması çok zor olduğu kanaatindeyim. Bu eylem bakımından beraatimi talep ederim.
İddianamedeki eylemleri yine tek tek anlatmadan önce, şirketteki görev ve sorumluluklarımı açıklayıp, sonra ihalelere nasıl katıldığımızı ve alt yüklenici ihalelerini nasıl yaptığımızla ilgili konuları açıklayacağım ki eylemler kısmında buraları yeniden tekrara düşmemek için bir kere daha anlatacağım. Öncelikle satın alma müdürü olarak birim olarak görevim nedir, yetkilerim nelerdir bunlardan kısaca bir bahsedeceğim. Satın alma müdürü olarak görev tanımım ve yetkilerim bakımından hiçbir şekilde ihaleye katılma ya da ihale yapma, ihaleye davet edilecek firmaları kendi başıma belirleme gibi bir karar yetkim yoktur. Zaten şirketin iç yönergesinde de konu ve limitler bakımından yönetim kurulu ve genel müdür yetkileri belirlenmiştir. Yine Ek 5'te sunduğum Medya A.Ş. Organizasyon El Kitabı'nda da satın alma müdürünün görevleri ve yetkileri, birimlerce talep edilen ve ilgili makamların onayından geçen süreçleri yerine getirmek ve üst yönetime düzenli rapor sunmak olarak burada özetlersek tabi, sunum tarif edilmiştir.
Az önce de belirttiğim gibi benim ihalelere davet edilen, ihaleye katılıp teklif veren tek bir firma ile en küçük bir ilişkim yoktur. Hiçbiriyle öncesinde tanışıklığım ya da sonrasında devam eden bir iletişimim yoktur. Ki satın alma ihale çalışanları olarak işimizin etiği gereği de tedarikçilerle kişisel ilişkilerimizin olması etik gereği uygun değildir. Rayicin üzerinde alınmış bir ihale yoktur, bilirkişi raporlarında da böyle bir tespit de yoktur. İşin gerçekleşmediği ya da eksik gerçekleştiği benim dönemimde tek bir ihalede yoktur. İşlerin tek tek arşivletildiğini söylemiştim. Firmaları davet ederken yetkinliklerine önem verdiğimizi söylemiştim. Bir de özellikle Sayın Pınar Türker geldikten sonra, ben de birim yöneticisi olduktan sonra firmalara davet edilecek firmalara ekstra hassasiyet gösterip, az önce de belirttiğim gibi kriterlerin kriterlerine dikkat ederek ve her sene yeni tedarikçi, yeni tedarikçi araştırması içeriğinde olarak ve ihalede yeni firmalar davet ederek süreçleri ilerletirdik. İhale davet ettik ve kazandı; hep aynı firmayla çalışmış olmamak için ya da rekabet ortamı oluşmuyor diye bu firmayı bir daha ihaleye davet etmezdik bile. Ya da diyelim ki bir firmayı iki kere, üç kere ihaleye davet ettik, ihaleye uygun teklif sunamıyor. Demek ki bizim fiyat politikamıza uygun değil, boş yere bu ihalede rekabeti oluşturamıyor nedeniyle davet bile etmezdik. Dolayısıyla da 2-3 yıla bir aslında tedarikçi listemiz yeni firmalarla yenilenmektedir.
Nitekim bilirkişi raporlarında da aslında Medya AŞ olarak yapılan 38 ihale süreçleri incelenmiştir, hiçbir sorun tespit edilmemiştir. Raporlarda muhammen bedelin eksik hesaplanması ya da rekabetin kısıtlanması iddiaları zaten Medya A.Ş. ile ilgili değildir. Bilirkişi raporlarında Medya AŞ tarafından yapılan ihalelerde bir usulsüzlüğün olmaması, satın alma ihale birimi olarak görevimizi hukuka uygun şekilde yerine getirdiğimizi, iddia konusu olayların benim ve ekibimin dışında olduğunu göstermektedir. Yüzlerce, belki binlerce ihaleden Medya AŞ'nin taraf olduğu 35 tane dosyanın sadece bilirkişi incelemesine konu edilmesi, bu incelemelerde reklam alanları ihaleleri ile ilgili hiçbir olumsuz tespit olmaması, -Eylem 73'ü ayırıyorum, onu anlatacağım- hizmet alımına ilişkin de sadece 3 ihalede hukuki sorumluluktan bahsedilmektedir. Bu da üç kelime tescili ilgilidir, onu da ilgili kısımda detaylı açıklayacağım.
Bu sekiz ihale ile ilgili olarak bu ihalelere nasıl giriyorduk ve nasıl yapıyorduk kısmını biraz anlatacağım. Burası belki sıkıcı olabilir ama dediğim gibi ihaleler kısmında tekrar tekrar açıklamamak için burada bir kere daha anlatacağım. Eylem 65, 66, 67, 69 ve 73; 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na tabi olup İBB tarafından ilan edildikten sonra encümen ihalesine katılarak uhdemizde kalan, sözleşme imzalandıktan sonra muvafakat alınarak kanuna tabi olmadık ihale yapmak gibi bir zorunluluğumuz olmadığı halde ihale süreci işlettiğimiz reklam alanları kiralama işleridir. Bu ihalelere Medya AŞ olarak katılım sağlarken, yönetim kurulu kararı alınmaktadır. Yine Medya AŞ olarak alt işletmeci ihalesi sürecine başlarken ya da ihale yapıldıktan sonra onay süreçlerinde de yine yönetim kurulu kararları alınmaktadır. Yani satın alma ihale müdürü olarak bu süreçlerde benim şahsi olarak tek başıma bir karar yetkim bulunmamaktadır.
Peki bu ihalelere nasıl katılım sağlıyoruz ve alt ihaleleri yapıyoruz? Şimdi biraz daha açacağım. Satın alma ihale birimindeki ekip arkadaşlarım günlük olarak İBB ihale ilan sayfasını takip ederler. Medya AŞ'nin faaliyet ve hizmetlerine yönelik bir ilan varsa ilgili birime ve genel müdüre sözlü ya da mali olarak, mail olarak bilgi verilir. Gerekli teknik, hukuki, mali değerlendirmeler yapılır. Eğer karlı bir iş olarak görülüyorsa yönetim kurulu tarafından bana yetkilendirme yapılırdı. Bunda da zaten yönetim kurulu kararı alınırdı. Yalnız bu yetkilendirmede konu ve süreyle kısıtlı olurdu. Burada da sadece encümen ihalesine katılıp teklif sunmak, sözleşme davet döneminde de bu süreçlerin tamamlanmasını yapmak dışında bir yetkilendirme olmuyordu. Sözleşme imzalandıktan sonra ise eğer alt işletme ihalesi yapılacaksa ona dair usuli işlemlere başlanır. İBB'den muvafakat alınır, teknik şartname imzalı olarak satın alma ihale birimine teslim edilir. Ki alt işletmeci şartnamesi ana ihale şartnamesi ile aynı olmak zorundadır ki yükümlülükler aynen yerine getirilebilsin. Bu şartnamenin imzalı olarak birime teslim edilmesi sonrasında, güncel muhammen bedel tespitine bakılır. En az 4 firma davet edilir. İhaleye davet edilecek firmalar, yine değerlendirmeler geçtikten sonra, ilgili reklam biriminden ve yönetimin onayından geçmiş olarak birime teslim edilir. İhale onay belgesi de yine olur ve onay kısımlarında genel müdür ve yönetim kurulu başkanı imzalarının olduğu görülecektir. Bu noktada şunu belirtmek isterim ki; firmaların yetkinliklerinin uygunluğu ve kanunda belirtilen ihaleye katılmaya yasaklı bir durumun olup olmadığı dışında, bu firmaların üçüncü kişilerle ya da üçüncü kişilerle olan ilişkilerini sorgulamak gibi bir yetkim, sorumluluğum, konumum ve böyle bir imkanım yoktur.
Alt işletmelere gelecek olursam, alt işletme ihalesini yaparken ihale günü ve saati geldiğinde 5 kişiden oluşan bir komisyon oluşturulmuştur zaten. Bu komisyon huzurunda ve tüm katılımcılar huzurunda teklifler açılmaya başlanır. Yalnız bu aşamada müdür olduktan sonra şöyle bir katkı sağladım, burayı anlatmak istiyorum. Önceden teklif alınıp en yüksek teklifi veren firmayla sözleşme imzalanırken ben birim yöneticisi olduktan sonra bu alt işletme ihalelerini iki aşamalı yapmaya başladım. Medya aş'nin gelirlerini artırmak için tüm katılımcıların kapalı zarfta sundukları ilk tekliflerden sonra, yani bunlar ihale komisyonu ve katılan firmaların huzurunda okunduktan sonra, ikinci teklifler istenmiştir. Burada hem Medya AŞ'nin karlılığı artırılmıştır hem de ikinci kez teklif alınarak firmalar arasında rekabet ortamı ve şeffaflık sağlanmıştır. İhale sonunda da en yüksek teklifi sunan firmayla sözleşme imza sürecine geçilmiştir. İş yeri teslimi dediğimiz reklam alanlarının işletmeciye teslimi sonrasında satın alma ihale biriminin buradaki görev ve sorumlulukları sona ermektedir. Sahadaki uygulamaların, onayların, denetimlerin, kontrollerin Medya AŞ'nin Reklam Alanları Müdürlüğü; kira faturalarının kesilmesi, tahsilatı da Medya AŞ Mali İşler Müdürlüğü tarafından sürdürülmektedir.
Eylem 85, 89 ve 106 ise 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu uyarınca EKAP'ta açık ihale usulü ile ilan edilen, elektronik ortamda katıldığımız ve Medya aş'nin uhdesinde kalan, ortalama yüzde 40'ını Medya aş'nin kaynaklarıyla yani kendi ekip ve ekipmanıyla yaptığı, kendisini yetiştiremediği ya da kendi kaynaklarıyla yapamayacağı kısımlar için ise doğrudan temin ya da 3G istisna usulü dediğimiz hizmet alımı yoluyla gerçekleştirilen hizmet ihaleleridir. Burada Sayın Başkanım, 3G konusunda bir parantez açmak istiyorum. İddianameyi okuduğumda sanki genel olarak şöyle bir konu vardı; sanki iştirak şirketleri açık ihalelerden kaçmak için kanunda aslında böyle bir istisna da bir kaçamak alan var ve ondan yararlanıyor. Aslında bu durum öyle değil. 4734 sayılı kanunun istisnalar başlıklı madde 3'ünde A'dan Z'ye kadar farklı maddeler yer almaktadır. Bu maddelerden 3G'yi müsaadenizle kısaca bir okumak istiyorum. Bu madde, ikinci maddenin birinci fıkrasının B ve D bentlerinde sayılan kuruluşların ticari ve sınai faaliyetleri çerçevesinde doğrudan mal ve hizmet üretimini veya ana faaliyetlerine yönelik ihtiyaçların temini için yapacakları, hazine garantisi veya doğrudan bütçenin transfer tertibinden aktarma yapmak suretiyle finanse edilenler dışındaki yaklaşık maliyeti ve sözleşme bedeli 2 trilyon 300 milyar Türk Lirası, ki bu güncel rakam değil tabii eskide kalmış o şey, sıfırlar atılmadan önceki dönem muhtemelen, aşmayan mal ve hizmet alımları diyor.
Ve son Z maddesinden sonra da şöyle diyor: Ceza ve ihalelerden yasaklı yasaklama hükümleri hariç bu kanuna tabi değildir. Yani 3G maddesi aslında bir ihale değildir. Şirketler kimisi doğrudan temin usulünü işletir, kimisi rekabet ve şeffaflığı artırmak için ihale komisyonları oluşturan ihale kararları alarak ihale sürecini işletir. Ama özünde 3G bir ihale değildir. Kurumuna başvurur. Kendi faaliyetleriyle az önce okuduğun gibi bununla ilgili olan mal ve hizmetlere başvurur. Uygun görülenlerle ilgili istisna listesi oluşur ve şirketlerde en doğal hakkı olarak bir mal ve hizmet alınacağı zaman önce bu 3G istisna listesine bakar. Eğer buradaki mal ve hizmetler varsa en doğal hakkı olarak açık ihale gibi o uzun süren ve maliyetli ihale süreçlerine girmektense dediğim gibi en doğal hakkı olan 3G istisna kapsamında alımlarını doğrudan temin ya da ihale süreçlerini işleterek sürdürür. Bu ihalelere nasıl katılıyoruz ve alt yüklenici biz de ihale usulünü işlettiğimiz için alt yüklenici ihaleleri diyeceğim.
Bunları nasıl yaptığımız kısmına bir yine kısaca geleceğim. 4734 sayılı kanun kapsamındaki hizmet mal alımı ihalelerinde yine hangi ihaleye katılıp katılamayacağımızın karar yetkisi şahsi olarak bende değildir. EKAP üzerinden ihaleler günlük olarak yine ekip arkadaşlarım tarafından takip edilirdi. Katılım ihtimali olan ihale ilanları, teknik şartname ve diğer dokümanlar indirilir. Hizmeti sunacak olan ilgili birim ve idari birimlere değerlendirmeleri için mail atılır. Bilgi verilir. İhalelerin nevi, süresi, fiyatlandırması, karlılık durumu, gelir gider durumları, iç yapım olarak mı yapılacak, dış hizmet alımı mı yapılacak, bütün bunların değerlendirmeleri yapılır. Nihai olarak eğer katılım kararı verildiyse Medya A.Ş.'nin Kurumsal İletişim Müdürlüğü Müşteri İlişkileri ekibi tarafından SASA'nın ihale birimine teklif edilecek rakamlar mail olarak atılır.
Bu eylemde olduğu gibi usul eğer açık ihaleyse elektronik ortamda EKAP üzerinden teklif sunulur. İhale Medya A.Ş. uhdesinde kaldıysa sözleşme davet ve imza sürecine geçilir. Sözleşme davet süresi olan 10 günlük sürede alt yüklenici ihaleleri yapılır. Ana ihaleye bağlı olarak yapılacak alt yüklenici ihaleleri de yine ilgili birimden gelen imzalı, onaylı satın alma talebi ve teknik şartnamelerin teslimi sonrasında yapılır. Davet edilecek firmaların yine birkaç kere söylemiştim. Firmalara bakılır. Firmalardan hangilerinin hangi ihaleye uygundur? İş deneyimleri, teklif durumları, ekonomik durumları buna göre ihalelere davet edilir. Usulü işlemlere geçilir. İhale dokümanları hazırlanır. Firmalara biz ihaleleri mail üzerinden davet ediyoruz Sayın Başkanım. Mail gün içinde mailin içerisinde de ihale günü belirtilir, saati belirtilir. İmzalanması ya da doldurulması istenen dokümanlar eklenir. Birim fiyat teklif cetveli eklenir. İhale günü saati geldiğinde isteklilerin kapalı zarfları açılır. En avantajlı, en uygun teklifi sunan firma öncelikle İBB'ye onaya sunulur. İBB onay verdikten sonra sözleşme imzalanır.
Bu aşamada da yine reklam alanlarında katkı sağladığını söylemiştim. Bu kısımda da 3G davet usulüyle ilgili şöyle bir yenilik getirmiştim. Önceden alt yüklenici firmalardan basit bir email ile teklif alıp sözleşmelere davet edilirken yani doğrudan temin dediğimiz usul işletilirken ben birim müdürü olduktan sonra aslında mecbur olmamamıza rağmen ihale komisyonu oluşturarak ihale süreçleri işletilmeye başlanmıştır. Hem de bu sözleşme döneminde önceden hiç istenmeyen şu belgeler de istenmeye başlanmıştır. Şirket kendisini garantiye almak için kesin teminat istemiştir. Damga vergisinin nakit olarak Medya A.Ş.'ye yatırılması istenmiştir. Çünkü aslında yüklenicinin sorumluluğundadır damga vergisi ama bundan kaçma ve hani vergiyi ödememesi gibi durum olmasın diye Medya A.Ş. bu parayı kendisi ödemeyi istemiştir ve onun adına biz beyanda bulunuyorduk. Yani Mali İşler Birimimiz beyanda bulunuyordu. SGK ve vergi borcu yoktur yazıları istenmiştir, iflas konkordato belgesi istenmiştir, adli sicil kayıtlarına bakılmıştır, ihaleden yasaklılıklarına zaten bakılmıştır. Hatta sözleşmeler imzalandıktan sonra bu firmalar İnsan Kaynakları Birimimiz tarafından da SGK'ya bildirilmektedir. Alt işveren açılışları yapılmaktadır gibi süreçlerle böyle devam etmektedir.
İşler yapılırken de hem ay içerisi aylık olarak hakedişler yapılır. Ay içerisinde işler hem İBB'ye teslim edilir hem de ay sonuna yapılan bütün işler bir klasör halinde hazırlanır, İBB'ye teslim edilir. İBB hakedişinizi yapıp faturayı kestirdikten sonra alt yüklenicilere de biz de hakedişi yapar ve faturalarını kestirtiriz. Bu aşamada kontrol teşkilatı vardır. 3 kişinin kontrolünden geçer bu hakedişler. Her ay hakediş yapıldıktan sonra Medya A.Ş. olarak biz sözleşme bittiğinde de muayene kabul komisyonu kuruyorduk. Burada da ayrıca 3 arkadaşımız yer alıyor. Onlar da bu muayene kabul tutanaklarını imzaladıktan sonra sözleşme sorunsuz olarak tamamlanmış olur. İBB eğer bize teminatımızı iade ederse biz de bundan sonra alt yüklenicilere teminatlarını iade ederiz.
Halihazırda yapılan bu süreçler ya da benim getirdiğim zorunluluk olmadığı haldeki bu bütün bu geliştirme geliştirmeler aslında hem İBB'nin hem Medya A.Ş.'nin ve hatta SGK'nın ve vergi dairelerini düşünerek kamu yararı gözetilerek yapılmıştır. Sayın Başkanım, Sayın Heyet, bütün samimiyetimle söylüyorum ki dosyadaki iddialara bir yandan bakıyorum. Bir yandan da bütün bu 15 gün içerisinde ve özellikle müdür olduktan sonra birimdeki bu ihale süreçleriyle ilgili yaptıklarıma, katkılarıma baktığımda bunlardan ikisini gerçekten mantıklı bir ortamda çerçevede oturtamıyorum. Yine ihale süreçlerine dair açıklamalarımı bitirirken şunu söylemek isterim ki açıklamalarımdan da görüleceği üzere gerek reklam alanı işletme ihaleleri gerekse hizmet mal alımı ihaleleri şirkette az önce de açıkladığım gibi onlarca kişinin birlikte değerlendirmeleri ve imzalarıyla ilerleyen süreçlerdir. Bu süreçlerde eğer bir usulsüzlük varsa ne tek bir kişiye suç atfedilebilir ne de tüm bu sorumluluk yani onlarca kişinin sorumluluğu tek bir kişinin menfaati ve çıkarı için kullanılabilir. Eylemlerle ilgili ilişkin açıklamalarıma geçeceğim. Eylemler artık biraz daha tanıdık geldiği için buraları biraz daha kısa tutmaya çalışacağım.
Eylem 65, 66, 67 ve 69'da nitelikli dolandırıcılıkla suçlanmaktayım. Eylem 65 pek çok arkadaşımın da anlattığı gibi 2021 yılında İBB tasarrufu altındaki M6, M7 metro ve T5 tramvay hatlarındaki araçların içerisinde dijital platform kurulması, işletilmesi işidir. Az önce anlattığım şekilde İBB usulüne uygun şekilde İBB'nin ihalesine katıldık. Alt yüklenici ihalelerimizi alt işletmeci ihalemizi kanuna tabi olmadığı, ihale yapmak zorunda olmadığımız halde yaptık. 1.050.000 TL teklif etmiştik. %95 karlılıkla bu iş yani bizim karımızla tabii ki Reklam İstanbul'un uhdesinde kalıyor 2 milyon TL bedelle. Öncelikle Başkanım bu eyleme dair şunu söylemek isterim ki aslında ben bu ihalede ne ana ihalede görev aldım teklif sunmak anlamında ne de alt işletme ihalesinde ihale komisyonunda görev alıyorum. Yani ne ana ihale ne de alt işletme ihalesinde benim bir görevim bulunmuyor. Ancak adım geçtiği ve az sonra anlatacağım 66, 67 ve 69. eylemlerle de benzerlik taşıdığı için kısaca anlatarak alt eylem 66'ya geçeceğim.
18 temmuz 2025 tarihli bilirkişi raporunda muhammen bedelin eksik tespit edildiği söylenmiştir. Rekabetin kısıtlandığı söylenmiştir. Bir de burada bir indirim konusu vardı; araçlar eksik teslim edildiği için buradan kaynaklı bir zarar tespiti vardır. 3 yıl için toplamda 1.000.000 TL gibi bir zarar tespiti bulunmaktadır ve bu tespitler ile de İBB tarafındaki yöneticiler sorumlu tutulmaktadır. Bu eylem bakımından Medya A.Ş. ile ilgili raporda bir zarar tespiti bulunmamaktadır. Medya A.Ş. çalışanlarına dolayısıyla hiçbir hukuki sorumluluk da atfedilmemiştir. Bu ihale, az önce de anlattığım gibi bir kiralama işletme ihalesidir. Kamunun zararı olarak herhangi bir yere aktarılan bir para yoktur; tam tersine İBB ve belediye şirketi olan Medya A.Ş.'ye gelir sağlayan bir işletme ihalesidir. Medya A.Ş. ve Reklam İstanbul sözleşme süresi içerisinde kurulumunu yapmıştır. İşletmeden doğan kira bedelleri faturalandırılmış, ödenmiş ve sözleşme kendi süresi içerisinde sorunsuz bir şekilde tamamlanmıştır.
Bu eylemde ben, Medya A.Ş.'nin o dönemdeki satın alma ve gelir koordinatörü olarak, şirketin %95 kar elde ettiği bir ihalede neden usulsüzlükle suçlanıyorum, bilmiyorum. Yine alt işletmecinin iddia edildiği gibi karı nereye aktardığını ya da nasıl kullandığını ben nasıl bilebilirim? İBB'nin açtığı bir ihaleye Medya A.Ş.'nin katılması ve daha sonra karlı bir şekilde alt ihalenin yapılması olayı nedeniyle nitelikli dolandırıcılıkla suçlanmaktayız. Ancak az önce de dediğim gibi, Eylem 65'te herhangi bir usulsüzlük ve zarar olmadığı bilirkişi raporları ve fezlekeyle sabittir. Alt işletme ihalesinde de, ihale komisyonunda olmadığımı eylem ek 6 olarak sundum Başkanım; ihale komisyonunda görev almadığımı da göreceksiniz. Bu nedenle hem bir zarar tespiti olmadığı, hem bir usulsüzlük tespiti olmadığı, hem de en önemlisi görev almadığım için bu eylem bakımından atılı suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatimi talep ederim.
Eylem 66 ise 2023 yılında yapılmış bir ihaledir. Yine İBB uhdesi altındaki M4, M7 metro hatları ve füniküler hattındaki araçların dijital platform kurulması ve işletmeye verilmesi işidir. Medya A.Ş.'nin uhdesinde kalmış, Medya A.Ş. alt işletme ihalesini yapmış ve ihale Reklam İstanbul'un üzerinde kalmıştır. Bu ihaleden itibaren, az önce anlattığım gibi müdür olarak ihalelerde görev aldığım için en az 4 firma çağrılmıştır. Az önce anlattığım o 2 tur teklif alınarak ihale süreci tamamlanmıştır. Örneğin Reklam İstanbul ilk turda 3. avantajlı teklifi vermişken, son teklifte bütün rakamlar okunduktan sonra en avantajlı teklifi vermiştir ve Medya A.Ş.'ye %40 kar sağlamıştır. Bilirkişi raporuna baktığımızda, yine aynı ana ihalede muhammen bedelin eksik hesaplandığı ve ihaleye katılım şartlarının sınırlı olduğu ifade edilmiştir. Bu tespitlerden yine İBB tarafındaki yöneticiler sorumlu tutulmuştur. Bu olaya ilişkin yine bilirkişi raporunda ve emniyet fezlekesinde bana ya da Medya A.Ş.'ye atfedilen bir suçlama yoktur. Medya A.Ş. bakımından yine bir zarar tespiti de bulunmamaktadır.
İddianameye baktığımızda ise ihaleye girecek firmaların önceden belirlendiği, idari şartnameye rekabeti engelleyici hükümlerin eklendiği, muhammen bedelin düşük hesaplandığı ve ihalenin Reklam İstanbul firmasına bilerek ve isteyerek bırakıldığı iddiaları yer almıştır. Yine sizin de bu eylemlerden anlayacağınız üzere, iddianamede ana ve alt ihale arasındaki sözleşme farkı zarar olarak yansıtılmıştır. Bu yerlerin hepsinde aslında ana ve alt ihale arasındaki sözleşme farkı zarar olarak sunulmuştur. Medya A.Ş.'nin ticari faaliyetten elde ettiği bu %40 karın nasıl zarar oluşturabildiğini anlayamamakla beraber, ana ihalenin kurgu olduğu iddiası ile ilgili olarak açıkça belirtmek isterim ki, idare yani İBB tarafındaki yöneticilerle ihale süreçleriyle ilgili hiçbir zaman hiçbir irtibatım olmamıştır. Muhammen bedelin eksik belirlenmesi veya rekabeti engelleyici hükümlerin konulmasıyla bir ilgim yoktur. Bilirkişi raporunda da bu hususta, az önce dediğim gibi, İBB yöneticileri sorumlu tutulmaktadır.
Ben İBB Reklam Yönetim Müdürlüğündeki idarecileri bunca sene içerisinde birkaç telefon görüşmesi dışında tanımam, bilmem. Kendilerinin de benimle ilgili bu yönde hiçbir beyanı bulunmamaktadır. Alt işletme ihalesi bakımından da şunu belirtebilirim; davet edilen firmaları şahsi olarak ben belirlemiyorum. Belirlenmiş firmaların arka planda kiminle irtibatlı olduğunu sorgulama yetkim de bulunmamaktadır. Reklam İstanbul firmasının sahibi Nihat Bey'i de şahsi olarak tanımam; dolayısıyla sahibinin, iddianamede pek çok yerde geçtiği gibi, 'la bir ilişkisi olduğunu bilebilmem mümkün değildir. 'la, dediğim gibi, bir HTS kaydım bile yoktur; bir sohbet veya toplantı içinde hiçbir zaman bulunmadım, bir telefon irtibatım olmadığını söylemiştim. Dolayısıyla aralarında iddia edildiği gibi bir ilişki ya da gizli ortağı olduğu iddialarını da ifadelerden ilk defa okudum. Çünkü bu ifadeleri beyan eden kişilerin hiçbirisini şahsi olarak tanımıyorum ve ortamlarında bulunmadığım için bu iddiaları duymuşluğum dahi yoktur.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; iddianamedeki değerlendirme ve sonuç bölümlerine baktığımda genel olarak İBB'ye atfedilen ihaleye fesat ya da dolandırıcılık iddiaları aslında bilirkişi raporlarına dayandırılıyor. Tabii bunlar doğru tespitlerdir veya değildir, kendi savunmalarını yapacaklardır. Ancak Medya A.Ş.'ye dair dolandırıcılık iddiaları hiçbir delili olmayan, bilirkişi raporuna dayanmayan, soyut beyana ve yoruma dayalı iddialardır. İhaleye katılacak firmaların önceden belirlendiği iddia edilmiştir. Az önce de dediğim gibi biz, birime bildirilen bir talep ve şartname sonrasında bu süreçleri başlatırız. Burada da geçmiş dönemdeki firmalara bakarız, yeni öğrenilen firmalara bakarız ve bunları değerlendirmelerden geçiririz. Bunun dışında, pek çok kez belirttiğim üzere, arka planda haricen üçüncü kişilerle veya şirketlerle bir ilişkileri var mıdır, bunları bilebilmemiz mümkün değildir. Burada bir noktaya daha değinmek istiyorum ki Medya A.Ş.'nin açtığı ihaleye teklif veren 4 firmadan 3'üne suç atfedilmiştir; birine iddianamede suç atfedilmemiştir. Ancak buna rağmen ihalenin usulsüz olduğu iddia edilmektedir. İhaleye katılan firmalardan birinin eylemleri suçlu ise diğerlerinde suçlu olmaması gerektiği kanaatindeyim. Keza yine ihale süreçlerini detaylı olarak anlatmıştım; birimimle birlikte ilgili müdürlük, mali işler ve yöneticilerden oluşan yaklaşık 15 kişinin, hatta yönetim kurulunu da eklersek 30 kişinin dahil olmasına rağmen iddianamede burada sadece birkaç kişi yargılanmaktayız. Bu konuyu da anlayamadığımı belirtmek isterim. Bu eylem bakımından da bilirkişi raporunda bir zarar olmadığı ve ihalelerle ilgili bir usulsüzlük bulunmadığı için beraatimi talep ederim.
Eylem 67 ve 69'u daha kısa anlatacağım. Eylem 67, 2024 yılında İBB tasarrufunda bulunan M6, M7 metro hatları ve T5 tramvay hattındaki araçların yine dijital platform kurulması ve işletilmesi ihalesidir. Medya A.Ş.'nin uhdesinde kalmış ve %45 karla Reklam İstanbul'un uhdesinde kalmıştır. Burada da yine ana ihale ile alt yüklenici ve alt işletmeci ihalesi arasındaki 5.000.000 TL fark, zarar ve dolandırıcılık olarak ileri sürülmüştür. Öncelikle belirtmek isterim ki bu olaya ilişkin olarak, diğer eylemlerde olduğu gibi bilirkişi raporunda ve fezlekede yine bana ve Medya A.Ş. çalışanlarına kusur atfedilmemiştir; böyle bir zarar tespiti de yoktur. Hatta bilirkişi raporunda muhammen bedelin eksik tespitinden kaynaklı bir zarar tespiti de yoktur. Buna rağmen iddianamede, az önce de dediğim gibi, alt ve ana ihale sözleşmesi arasındaki fark 5.000.000 TL zarar olarak yazılmıştır. Bu bedelin üzerine teklif verilmişken zarar nerededir? Ana ihalelerin teklif ve idari şartnamesi İBB tarafından hazırlanmışken ve idareciler ile hiçbir irtibatım yokken adrese teslim ihale iddiasından ben nasıl sorumlu tutulabilirim? Zorunluluk olmamasına rağmen alt ihale yaparken yönetim kurulu kararı alınıp davetli firmaları şahsen ben belirlememişken, iddianamede Reklam İstanbul Firması dışında ihaleye davet edilen ve katılan diğer 3 firma ile ilgili bu sefer sorumluluk atfedilmemişken, yasal zorunluluk olmamasına rağmen rekabeti ve şeffaflığı en üst seviyeye getirdiğimiz bu %45 karlı ihalede ben nasıl dolandırıcılıkla suçlanabiliyorum? Yine bunu da anlayabilmem mümkün değildir.
Burada da yine bilirkişi raporunda bir zarar tespiti olmadığı ve ihalede bir usulsüzlük olduğu ile ilgili bir tespit bulunmadığı için bu eylem bakımından beraatimi talep ederim. Eylem 69, 2023 yılında yapılmış bir ihalede İBB tasarrufu altında bulunan İstanbul Şehir Hatları tarafında işletilen iskelelerdeki reklam alanlarına ilişkindir. Bu ihale de uhdemizde kaldıktan sonra %30 karlılıkla ihale edilmiştir. Bu eylem bakımından da yine bilirkişi raporunda ve fezlekede bana ya da Medya A.Ş. çalışanlarına hiçbir kusur atfedilmemiştir. Bilirkişi raporunda muhammen bedelin eksik hesaplanması veya rekabeti engelleyici hükümler bulunduğu belirtilse de bunlar yine Medya A.Ş. ile ilgili değildir. Bir önceki eylemde de bahsettiğim gibi Medya A.Ş.'ye atfedilen dolandırıcılık iddialarının tamamı bir bilirkişi ya da tevdi raporuna dayanmaksızın yapılan soyut yorumlardır ve tamamen delilsizdir. Benim böyle bir kurgunun parçası olduğuma ilişkin de dosyada tek bir delil yoktur. Bu nedenle hakkımdaki tüm dolandırıcılık suçlamaları delilsizdir ve kabul etmediğimi ifade etmek isterim.
Burada Reklam İstanbul konusu ile ilgili, bu 4 eylemin alt işletmecisi Reklam İstanbul olduğu için bir küçük notu da iletmek istiyorum; Medya A.Ş.'nin reklam ihalelerinden sadece 4 tanesinin Reklam İstanbul uhdesinde kalmasının bir usulsüzlüğün delili gibi öne sürülmesi mümkün olmamalıdır. İddianamede suç tarihi olarak belirlenen aralıkta 100'lerce ihale yapılmıştır. 5 yıl içerisinde sadece 4 tanesinin bir firma üzerinde kalması hatalı bir yorum ve değerlendirmedir. Reklam İstanbul firmasının Medya A.Ş.'de ihaleye girip de kazanamadığı ihale sayısına bakıldığında bu yorumun da yine yanlış olduğu görülecektir. Kısacası bu hatalı yorumlarla ve diğer iddialarla hiçbir ilgim ve bilgim olmadığı için, bilirkişi raporunda yine herhangi bir zarar tespiti ya da usulsüzlük bulunmadığı için bu eylem bakımından da beraatimi talep ederim.
Eylem 73'ü artık birçok arkadaş da anlattığı için burada aslında hem ihaleye fesat hem dolandırıcılık suçlamaları boşa çıkmaktadır. Bu eylem, 2022 yılında İBB tasarrufu altında bulunan metro üstü hatlarındaki 845 adet raket tipi reklam alanının işletmeye verilmesi işine ilişkindir. Burada ihaleye fesatla ilgili olarak belirtilen raporlarda ihale konusunun açık şekilde belirtilmediği, muhammen bedelin de eksik hesaplandığı belirtilmiş olup bu iki tespitten de ben sorumlu tutulmaktayım. Burada, az önce Ruşen Bey de anlatmıştı, sehven bir hata yapılmış maalesef. İdari şartname İBB yönetimi tarafından hazırlanmaktadır ve ihale ile muhammen bedel tespiti komisyonunda görev alan kişiler zaten başkalarıdır. Muhtemelen Medya A.Ş.'nin ihale komisyonu ile karıştırılmıştır. Ek 7 olarak, Sayın Başkanım, orada iddianamenin ilgili sayfasındaki tabloyu ekledik. Burada bir maddi hata olduğu için hakkımdaki ihaleye fesat suçlamasının tamamen sehven yapıldığı açıktır. Bu nedenle bu suçlama bakımından beraatimi talep ederim.
Dolandırıcılıkla ilgili olarak da yine pek çok arkadaşın anlattığı gibi, Medya A.Ş.'nin sözleşmeyi imzaladıktan sonra, bu 21 Kasım 2022 tarihinden alt işletmeci sözleşmesinin başladığı 6 Mart 2023 tarihine kadar olan aradaki 3 aylık dönemin, reklam niteliğinde sözleşme olmaksızın Urban Medya'ya kullandırtılması konusu vardı. Burada yalnız görevim bakımından bir açıklamada bulunmak istiyorum; sahadaki kullanım durumunun kontrolü ya da bu reklam alanlarından kaynaklı bir kar-zarar durumu benim ya da satın alma biriminin görev alanında değildir. Reklam alanlarının denetimi Medya A.Ş. Reklam Alanları Müdürlüğü'nün, ihalesiz kullanımdan oluşacak eğer bir kar ya da zarar varsa bunlar da Mali İşler Müdürlüğü'nün görevi ve sorumluluğundadır. Ayrıca bildiğim kadarıyla Urban Medya şirketine Medya A.Ş. tarafından zaten 2 kez tahliye yazısı yazılmıştır; bunu Ek 8 olarak sundum Başkanım, daha önceden ilgili arkadaşlar da sunmuşlardı. Raporda tespit edilen döneme ilişkin de 17 Mart 2023 tarihinde 5300000 TL'lik bir fatura kesilmiştir. Hem bu tahliye yazıları hem de faturalar Ek 8'de bulunmaktadır.
Burada tekrar belirtmek isterim ki, biz sadece birimimize iletilen talep ve şartname doğrultusunda ihale sürecinin işletilmesinden sorumluyuz. İzinsiz kullanım veya fatura kesilmesi benim görev alanımla ilgili değildir. Alt işletme ihalesi de birimimize bu alt işletme ihalesinin yapılması ile ilgili talep ve teknik şartname geldikten sonra yapılmıştır. Önce işletmeye başlatılıp sonradan ihale sürecinin tamamlanması söz konusu değildir. Dolandırıcılık suçu bakımından hem ortada bir zarar olmadığı hem de benim sahadaki izinsiz kullanım ya da ara döneme dair tahsilat sorumluluğumun bulunmadığı açıktır. Bu nedenle dolandırıcılık suçu ile ilgili iddiaları kabul etmiyorum ve bu suçlama bakımından da beraatimi talep ederim. Reklam alanlarıyla ilgili açıklamalarımı bitirirken genel olarak şöyle bir toparlayıcı cümle kurmak istiyorum; bu reklam alanı ihalelerinin hepsi gelir getirici ve şirket usullerinde belirtilen işlemlere uygun şekilde yapılmıştır. Bu ihaleler sonucunda hem İBB hem de Medya A.Ş. kasasından çıkan bir para söz konusu değildir. Medya A.Ş. nezdinde de herhangi bir zarar yoktur. Bilirkişi raporuna dayanmayan, kamu zararı yönetmeliğindeki kamu zararı tanımına girmeyen, şirketin ticari faaliyeti ile elde ettiği karı zarar gibi gösteren soyut iddialardır. Bu nedenle dolandırıcılık suçlamalarının hiçbirisini bu eylemler bakımından kabul etmiyorum ve beraatimi talep ederim.
Eylem 85, 89 ve 106'yı birlikte anlatacağım. Son 4 sayfam. Bu eylemler sırasıyla 2023, 2024 ve 2025 yıllarında İBB Halk İlişkiler Müdürlüğü tarafından ihale edilen çeşitli video çekimleri, film yapımları, kitap basımları, medya ve basın takibi, mobil iletişim aracı temini ana ihaleleri ve bu ana ihalelere bağlı olarak yapılan alt yüklenici ihaleleridir. Bu üç eylemde bilirkişi raporlarına baktığımızda ana ihalenin kısmi teklife kapalı olması ve farklı nitelikte hizmetlerin birlikte ihale edilmesi iddiaları yer almıştır. Bu durumdan da İBB yöneticileri sorumlu tutulmuştur. Medya A.Ş.'nin yapmış olduğu alt yüklenici ihalelerinde ise iş kalemlerinin limitin altında kalmak için kısımlara bölünerek 3G istisnasından yararlanarak ihale edildiği ileri sürülmüştür. Yine fezlekede aynı ifadelere yer verilmiştir. Her iki raporda da iddianamenin aksine kamu zararı veya ihaleye fesat karıştırmaya dair tek bir tespit yoktur. İddianameye baktığımızda ise ana ihaleler ile bunlara bağlı olarak yapılan alt yüklenici ihalelerinin hangi şirketler üzerinde kalacağının en baştan belli olduğu, ana ihale Medya A.Ş. tarafından alındıktan sonra alt ihalelerin kısımlara ayrılarak 3G istisnasından yararlanıldığı iddia edilmiştir.
Alt ihalelerle haksız menfaat elde ettirilerek örgütü finanse etmek için örgütle ilişkili firmalar üzerine bırakıldığı ileri sürülmüş ve sonuç kısmında; Eylem 85'te sözleşme bedelleri toplamı olan 114 milyon yaklaşık söylüyorum, Eylem 89'da sözleşme bedelleri toplamı yaklaşık 140 milyon, Eylem 106'da ise yine sözleşme bedelleri toplamı 204 milyon kamu zararı olarak sunulmuştur ve dolandırıcılık iddiasında bulunulmuştur. Bilirkişi raporlarında 3G altında kalmak için işlerin bölündüğü tespiti vardı. Sadece ihale konusu iş kalemleri sıralanmış, yüklenici firmanın ismine yer verilmiş ve sadece sözleşme verileri raporlanmıştır. Bu bakımdan da bu 3G altında kalma iddiası tespitiyle ilgili olarak bilirkişi raporunda 4734 sayılı kanunun 60. maddesine göre sadece hukuki sorumluluk var denilmiştir. Ancak iddianamede, önce de söylediğim gibi, hiçbir gerekçe olmaksızın bazı firmalar örgütlere müzahir olarak nitelendirilmiş ve onların sözleşme bedelleri toplamı zarar gibi sunulmuştur.
Öncelikle bazı firmaların örgütle ilişkili görülmesi ve sözleşme bedelleri toplamının nasıl kamu zararını oluşturduğu soru işaretidir. İşlerin piyasa rayicinin üzerinde olduğuna dair tek bir tespit yoktur. Yine işlerin gerçekleştirilmemesi, eksik işe fazla fatura kesilmesi veya fazla ödeme yapılması kesinlikle söz konusu değildir. Dosyada böyle bir tespit de bulunmamaktadır. 2021 yılında göreve geldiğimden beri hak geçiş yapılan bütün gelir ve gider faturalarının tüm karşılıklarını dijital ortamda tek tek arşivlediğimi belirtmiştim. Hesabı ve karşılığı verilemeyecek tek bir hak geçiş ve tek bir fatura yoktur. Örnek olarak Eylem 85, 89 ve 106'da iddianamede bahsi geçen şirketlere ait tüm faturalar karşılığında yapılan işleri gösteren bilgi ve belgeleri USB ile dosyaya sunmuştuk. Ana ihale ile ilgili iddiaların muhatabının Medya A.Ş. dışında olamayacağını, yine benim bir alt ihale yapılması veya ihalelere kimlerin katılacağına karar verilmesi gibi bir yetkimin olmadığını açıklamayıp yöneticilerimin, ilgili birimlerin önerdiği firmalar ya da önceki tedarikçilerimin satın alma ihale biriminin yaptığı araştırmalar sonunda ihalelere davet edilecek firmaların belirlendiğini ve süreçlerin ilerletildiğini belirtmiştim. Yine defaatle belirttiğim üzere benim bu ihalelerde, tıpkı reklam ihalelerinde olduğu gibi, ihalelere giren ve teklif veren tek bir firma ile en küçük bir ilişkim yoktur. Yüzlerce ifade içinde hiçbir tedarikçi ihale ve hakimiyet süreçleri bakımından benimle ilgili tek bir beyanda bulunmamış, o kadar ifade içinde benim gerçekleştirdiğim veya parçası olduğum tek bir usulsüzlükten bahsedilmemiştir. Bu eylemlere bazı beyanlar eklenmiştir ancak bu beyanlar ya reklam alanları izinleriyle ilgilidir ya da Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. konusunun muhtıran beraber işlenmesinden kaynaklı Kültür A.Ş.'nin tedarikçileriyle olan, üçüncü firmalarla olan faturalaşmaları ya da ticari faaliyetleri ile ilgili beyanlardır; bunlar Medya A.Ş. eylemlerinin altına delil olarak konulmuştur.
Bilirkişi ve tevdi raporunda bu ihaleye ilişkin olarak işlerin kısımlara bölünerek alt yüklenicilere verildiği ve davet usulünün uygulandığı doğrudur. Ancak burada hukuka bir aykırılık yoktur. Muhtemelen bu iddiaların dayanağı olan 22 Temmuz 2025 tarihli bilirkişi raporunu düzenleyen kişilerin, yapılan işlerin çok doğal kriterlerine dair teknik bilgileri olmadığını düşünüyorum. Zira 3G altında kalmak için kısımlara bölündüğü iddia edilen mapping film, imaj filmleri ve diğer grup filmler farklı türlerdir. Mobil açma araçları dediğimiz araçlar farklı donanımlarda araçlardır. Dolayısıyla işlerin bölünerek farklı ihaleye konu edilmesi aslında işi bölmek anlamına gelmemektedir; biz bir kalemi bölmüyoruz. Bir fiyat cetvelindeki benzer işleri gruplandırarak ihale ediyoruz ve bu şekilde gruplandırmak, uygun fiyata hizmet almak için aslında son derece olağandır. Örneğin mapping film, video haritalama işidir ve bilgisayar ortamında 3 boyutlu olarak üretilir. İmaj filmleri içinde oyuncuların yer aldığı, profesyonel çekim ekibi ve ekipmanlarının olduğu, setlerin kurulduğu ve farklı yetkinlik isteyen reklam filmleridir. Diğer grup filmleri ise günlük çekim ve kurguların yapıldığı işlerdir. Her bir ihaleye kendi yetkinlik ve deneyimlerine göre ayrı ayrı firmalar davet edilmiştir. İBB ihalesi ile ilgili tespitlerde özellikle kısımlara bölünmesinin rekabeti engellediği ifade edilirken, Medya A.Ş.'de kısımlara bölünmesi ise limit altında kalmak için denilerek yine aleyhimize gibi sunulmuştur. Bu da hakkımızdaki suçlamaların çelişkili olduğunu göstermektedir.
Bu suçlamalara ilişkin birkaç çelişkiye değinmek istiyorum. Önce 3G ile ilgili çelişkilere birkaç örnek vereceğim. Örneğin Eylem 85'te mobil araç temini Tip 1 ve Tip 2 vardı. Bunlar iki ayrı ihaleye konu edilmişti ve burada işlerin o dönem ihaleyi yaptığımız dönemde limiti 33 milyondu. Bu ilk ihalede, yanılmıyorsam, yaklaşık maliyeti 50 milyondu ve limit üzerinde kaldığı için işin bölündüğü iddia edilmektedir. Ancak burada sürece bakıldığında aslında bu işlemin 31 Ocak 2023 tarihinde yapıldığı görülecektir ve limitler 1 Şubat tarihi itibariyle yenilenmektedir. Yani 1 gün sonra limit 66 milyon olmaktadır. Yaklaşık maliyet 1 gün önce 33 milyon ile üstte gibi görünse de 1 gün sonra 66 milyonun altındadır. Diğer bir ifadeyle iddianamedeki kurgu doğru olsaydı, zaten 1 gün beklenerek tüm işin tek bir ihalede yapılabileceği görülecektir.
Açıklamak istiyorum; Halkla İlişkiler'den uhdemizde kalan bu 3 ihale 2023, 2024 ve 2025 yıllarına aittir ama aslında 2022 yılında da bu ihaleye katılmıştık ve uhdemizde kalmıştı. İşler yine aynı şekilde bölümlenmişti. Hatta o dönem Sayıştay denetiminden de geçirmiştik; bölümlendirmelerle ilgili herhangi bir tespit yoktu. Bilirkişi raporunda, 2022 yılındaki ihale ile ilgili Medya A.Ş.'ye herhangi bir hukuki sorumluluk atfedilmemiştir. O yüzden de Eylem 99'da Medya A.Ş. çalışanlarının adı geçmemektedir. Ancak 2022 yılında ilk iş nasıl bölümlendirildiyse 2023, 2024, 2025 yıllarında işler aslında hep aynı şekilde bölümlenmiştir. Burada niyet hiçbir zaman limitin altında kalmak olmamıştır; işin gereklilikleri nedeniyle bu şekilde bölümlenmiştir. Müzahir firma konusuyla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Eylem 85'te, yani 2023 yılındaki ihalede video çekimleri, drone çekimleri ve Tip 1, 2, 3, 6 filmler dediğimiz bir ihale var. Bu ihale Baraka isimli firmanın uhdesinde kalıyor. Bu Baraka firması iddianamede örgüte para aktardığı iddiası ile müzahir olarak nitelendiriliyor. Ancak Baraka firması 2024 yılında, Eylem 89'da tekrar ihaleye davet ediliyor fakat ihaleyi kazanamıyor, KBV firması kazanıyor. KBV Medya firmasına da bu eylemler kapsamında hiçbir hukuki sorumluluk atfedilmiyor.
Yine benzer durum bu kez yine 85. ve 89. eylemler kapsamında Reklam İstanbul ile ilgili olarak yaşanıyor. 2023 yılında ihale Reklam İstanbul uhdesinde kalıyor ve örgütle müzahir görülüyor. 2024 ve 2025 yılında, yani Eylem 89 ve 106'da bu kez aynı ihaleyi Lukbede kazanıyor; Reklam İstanbul kazanamıyor. Lukbede'ye de herhangi bir hukuki sorumluluk atfedilmiyor. Aslında şunu demek istiyorum; öyle bir örgüt var ki kendi firmasının katıldığı bir ihalede ihaleyi kendinden olmayan bir firma da kazanabilmektedir. Üstelik bu ihale aslında hukuken yapılmak zorunda da değildir; bunu da örgütle müzahirlik iddialarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koymak açısından örnek olarak verdim. Bir de Başkanım, her sene ihalede yeni firmaları davet ettiğimizi söylemiştim. Bununla ilgili küçük iki tane istatistik bilgi vermek istiyorum. Burada Halkla İlişkiler ihalesi uhdemizde kalan 3 tane eylem var. Bu ihalelerin içerisinde bizde 3 tane prodüksiyon ihalesi yapılıyor her sene.
Yani 3 eylem, 3 ihale çarpı 3 prodüksiyon ihalesinden toplamda 9 tane ihale yapıldı. Bu 9 ihaleyi 8 farklı firma kazanıyor ve bunlardan sadece 4 tanesi müzahir görünüyor. Kapsamı biraz daha genişletirsem; 2023, 2024 ve 2025 yılları bakımından toplamda 38 farklı ihale yapıldı. En az 3 firma davet edildiğini düşünürsek 114 ayrı firma ile teklif sürecimiz olmuş. Diyelim ki bunların 20'si 30'u mükerrer firmaydı; yani 3 yılda 80-90 farklı firma davet ederek ihale süreçlerimizi ilerletmişiz. Bu 80-90 farklı firma davet etmemize rağmen, az önce saydığım zarar konusunda sadece 9 tane firmanın adı geçmektedir. Reklam İstanbul'u hariç bırakıyorum; o pek çok konuda beyanda geçiyor ancak diğer firmalarla ilgili beyanlar aslında Medya A.Ş. ticari faaliyeti ya da Medya A.Ş.'nin ihale süreçleri ile ilgili beyanlar değildir. O yüzden bu müzahirlik konusunu anlayamıyorum.
Bir de zarar konusu ile ilgili son bir çelişkiye değinmek istiyorum. Eylem 106'da, dediğim gibi, 3 tanesinin sözleşme toplamı olan 204 milyonun zarar olduğu iddia edilmiştir. Binova firması ile yaklaşık 76-77 milyonluk bir sözleşme imzalanmıştır ancak tek bir hakediş dahi yapılmamıştır. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, sözleşme bedelleri üzerinden zarar varmış gibi göstermek gerçeği yansıtmamaktadır. Bu eylemlerle ilgili son cümlelerimi toparlayacak olursam; sonuç olarak 2023, 2024, 2025 yıllarında EKAP üzerinden açık ihale olarak ilan edilen ve uhdemizde kalan bu hizmet ihalelerinde, idare tarafından talep edilen tüm işler teknik şartnameye uygun şekilde yerine getirilmiştir. Hakedişler yapılmış, faturalar kesilmiştir. İBB her sene bu ihalelerle ilgili Sayıştay denetiminden geçmiş ve tarafımıza yansıyan bir bulgu ve tespit de olmamıştır. Medya A.Ş. 2022 yılında Sayıştay denetiminden geçmiştir. 2022 yılında İBB Halkla İlişkiler Müdürlüğü ile sözleşme imzalanmış; alt yüklenici ihaleleri ile ilgili bir bulgu ve zarar tespiti olmamıştır.
Az önce de belirttiğim gibi 2023, 2024, 2025 yıllarında işler aynı şekilde bölümlendirilmiştir. 2022'de ne Sayıştay denetiminde ne de bilirkişi incelemelerinde bir tespit yokken, sonraki yıllarda aynı işlem nedeniyle sorumlu tutulmamızın ve bu süreçleri yaşamamızın doğru olmadığını düşünüyorum. Bu üç ana ihaleye bağlı olarak yapılan alt yüklenici ihaleleri de şirketin usulüne uygun şekilde yapılmıştır. İşler teknik şartnameye uygun şekilde teslim alınmış ve İBB'ye teslim edilmiştir; yapılmamış, eksik yapılmış veya haksız hakediş yapılmış tek bir iş yoktur, bunu tekrar belirtmek istiyorum. Bilirkişi raporlarında ve fezlekede yer almamasına, hiçbir somut gerekçeye dayanmamasına rağmen bazı firmalar müzahir görülmüş ve sözleşme toplamları kamu zararı olarak ileri sürülmüştür. Bu müzahirlik iddialarının dayanağının ise firmaların kendi ya da başka iştiraklerle olan ilişkilerinden kaynaklı beyanların içinde isimlerinin geçmesi olduğu anlaşılmaktadır. Hem bilirkişi raporunda böyle bir tespit olmadığı hem de açıklamalarımdan görüleceği üzere diğer tespit ve iddialarla bir ilgim bulunmadığı için bu üç eylem bakımından da dolandırıcılık suçunu işlemediğimi belirtmek isterim.
Ayrıca Sayın Başkanım, belirtmek isterim ki benim görevim, yetkim ve sorumluluğum kapsamında hukuka aykırı, usulsüz, bir kişi ya da kurumu zarara uğratabilecek, bana ya da bir başkasına haksız menfaat sağlayabilecek hiçbir eylemim olmadı. Hiçbir zaman böyle bir amaç, kasıt hatta düşünce ile de hareket etmedim. Bunu ifade etmemin sebebi dolandırıcılık suçunu işlemediğim gibi ihaleye fesat karıştırmaya dair hiçbir suçu da işlemediğimi belirtmektir. İhalelerle ilgili kısmında belirttiğim üzere, ilk 3G istisnası kapsamında yapılan alımların aslında bir ihale olmadığını da hatırlatmak isterim. Ben hiçbir zaman hileli bir harekette bulunmadığım gibi kimsenin ihaleye katılmasına engel olmadım, kimsenin ihaleye katılmasını sağlamadım. Şartnamelere ilişkin hiçbir usulsüzlüğün içinde bulunmadım, kimseye de gizli bir bilgi vermedim. Özetle ben ihaleye fesat karıştırma olarak düzenlenen, tanımlanan hiçbir eylemi gerçekleştirmedim; işlettiğimiz ihale süreçlerinde de böyle bir şeye şahit olmadım.
Son cümlelerime gelecek olursam Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcı; İfademin başında da belirttiğim gibi 15 aydır işlemediğim suçlar, varlığından haberdar dahi olmadığım bir sözde örgüte üye olma ve rüşvet alma iddiaları nedeniyle tutukluyum. Bir yıldan fazla süredir savunma yapmak için özgürlüğümden, ailemden ve işimden mahrum bir şekilde bekledim. Ben, annesi ve babasıyla yıllardır aynı evde yaşayan, 15 yıldır aynı şirkette çalışan, hayatı boyunca hiç suç işlememiş, maaşı dışında hiçbir kazancı olmamış, siyasi ilişkiler içine girmemiş bir kişiyim. Zaten 15 ayın cezaevinde yetmiş bir kişi olarak ne kaçma ne de delilleri karartma ihtimalim olabilir. İfademin başında da belirttiğim gibi 15 pardon 17 Şubat tarihi itibarıyla zaten soruşturmadan haberimiz vardı. 10 Mart tarihinde telefonla davet edilmem üzerine emniyete ifade verdiğimi de belirtmiştim. Ben bunların sonrasında zaten normal hayatıma davet, devam ettim. 15 ay geçti, iddianame yazıldı, ifadeler alınıyor. Benimle ilgili toplanacak ya da araştırılacak bir delil en başından beri yoktu. Bütün evraklar zaten artık dosyada mevcuttur. Muhtemelen Medya A.Ş.'ye ait bu ihale dosyası da herhalde kalmamıştır, hepsi, emanettedir. Artık kaçmamız da delilleri de karartmamız da imkan dışıdır.
Sayın Başkan, bu dosya kapsamında rüşvet verdiğini, suç sayılabilecek bazı olay ve eylemlerde bulunduğunu itiraf edenler ya da itham edilenler tutuksuz yargılanırken; bilirkişi raporlarında zarar oluşturduğuma, usulsüzlük yaptığıma ve dolandırıcılık yaptığıma dair tespit yokken, yüzlerce ifade içinde benimle ilgili tek bir eylemden olaydan bahsedilmemişken, bir kuruş bile maddi menfaat elde etmediğim ortadayken tam 15 aydır tutukluyum. İfademin başında sevdiklerime ayda bir saat dokunabilmekten bahsetmiştim. Bu süreçte beni en çok annemin ve babamın bu yaşlarında yaşadıkları yıprattı. Tutuklandıktan sonra ben üç hafta Silivri'deydim, daha sonra Gebze Cezaevi'ne sevk edildim. Bundan yaklaşık tam bir ay pardon bir yıl önce, tutukluluğuma üçüncü kez devam kararı verildiğinde, kendi el yazımla tutukluluğa itiraz yazısı hazırlamıştım. Büyük bir samimiyetle yazdım ve büyük bir umutla da sonucunu bekledim. Ancak burada duruşmalar başladığında bu tutukluluk değerlendirmelerinin nasıl yapıldığını, dinleyince herhalde dedim benim bu büyük samimiyetle yazdığım ve büyük bir umutla da beklediğim itiraz dilekçemin belki de dedim ki tek satırı bile okunmadı. O nedenle ben bugün tahliye talebimi, bu kez, adil olduğuna inandığım sayın heyetinizden, bu dilekçemdeki son paragrafı okuyarak talepte bulunmak istiyorum, ve bu kez, aradan geçen bir seneden sonra, olumlu sonuca olumlu sonuçlanacağı umudumu koruduğumu ifade etmek isterim.
O dilekçemde şöyle diyordum bir sene önce: "Senelerce kamu hizmetinde bulunmuş, emekli polis memuru bir babanın yetiştirdiği; onurlu ve ahlaklı bir evlat olarak hem toplumsal hem iş hayatında disiplinli ve saygılı bir insan olarak yaşamımı sürdürdüm. İBB'de ilk günden beri kamuda çalıştığımın bilinciyle dürüst ve doğru bir şekilde çalıştım. Atılı suçların hiçbirini işlemedim. Bunca emeklerimin sonunda bu suçlamalar ile tutuklu olmak benim ve ailemin onur ve gururunu incitmektedir. Ailemin ve benim başını öne eğdirecek bir eylemde bulunmadım. Tahliye talebimi saygılarımla heyetinize arz ederim." Savunmalarım bu şekildedir başkanım, sorularınızı almak isterim.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.