Sizde de 122, 123 nolu evraklar var. Evet, dinliyoruz.
Hüsnü Yüksel Tunar Savunması
96 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği fakültesinden mezun oldum. Bu tarihten beri piyasada serbest olarak çalışıyorum. 10-12 yıl civarında bir yıl civarında fidanlık işletme üretimi yaptım, bitki satışı yaptım, yurt dışından getirdim. Daha sonra fidanlığı kapatıp daha büyük projeler, işte uygulama projelerine yöneldim. Piyasanın da bilinen büyük firmalarla onların ciddi projelerini yaptım. Kamu işi de yaptım arada. Mesela Büyükşehir’de ilk benim çalışmalarım daha AĞAÇ A.Ş kurulmadan 97-98 yıllarında İSTAÇ yapıyordu bu işleri. İSTAÇ'a iki üç dosyanıza iş yapmış olanlardı. AĞAÇ A.Ş. daha sonra kuruldu. Yani benim firmam ve mesleki hayatımın daha yaşlı olduğunu belirtmek için bunu söylüyorum. Firmada ortağımın tek çalışanıyım. Bunu şunun için söylüyorum ben bireysel olarak herhangi bir kurumla çalışmaya karar verdiğimde sorumlu işlerimiz yoğunlaşıyor. 2020 pandemi döneminde, özellikle özel sektörde çok ciddi bir daralma söz konusu oldu. Ondan sonra işlerim daha yoğun yani bu yüzden. Çünkü serbest piyasada da bakım işleri yapıyorduk. AĞAÇ A.Ş’de de ağırlıklı bakım ve hizmet işleri yaptık. Evet bu dönemde de yani Ataşehir'de çalıştığımız dönemde de gene bazı özel işleri yapmaya devam ettim. Şimdi şeye gelirsek süreç içerisinde yaşadıklarımı ben 1 Haziran'da telefonla ifadeye gittim. Gittiğimde şüpheli sıfatıyla ifade verdim. Emniyet sorgusunda isimli piyasadan tanıdığım kişinin ’a para gönderdim demiş. Bu ifadesi oldu bana. Ben de çok net bir şekilde dedim ki böyle bir şey olmadı. Ne zaman söyledi dedim. Dedi ki zaman belirtilmiyor. Yani 2024 yılı içinde denildi. Ben de hani onun doğru olmadığını söyledi. Ayrıca şunu belirtmişim kendi ifademde. Demiştim ki yaklaşık yirmi yıldır çalışır oradaki müdür, genel müdür ve çalışanları benden çok daha iyi tanır. Çok daha fazla görüşür. Böyle bir şeye ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil dedim ve tutuklanmadım.
Yani hukuki olarak bunun karşılığındaydı. Ben bilmiyorum sizler çok daha iyi bilirsiniz. Bir insan sizin için diyor ki 2024 yılı içinde iki kez falancaya para gönderdim insanlar. Siz de diyorsunuz ki hayır böyle bir şey olmadı. avcılık ifadesinde niye böyle bir şey söyledi? Düşüncem yok diyorum yani. Şaşkınlığımı ifade ediyorum. Normal insan şaşkınlığı. Daha sonra inanın ben Silivri’ye geldikten sonra yani bugün yarın çıkabilir gibi içimde hep böyle bir hissiyat vardı yani insan hani ne kadar içerde kalabilir. Fakat üç buçuk ay sadece bu ifadeyle içerde kaldım. Üç buçuk ay sonra 59. Asliye'nin verdiği ev hapsi kararıyla tahliye oldum. Ve içimdeki duygu da şu oldu: Herhalde böyle bir karar verildi diye düşünüyorum. Fakat hemen dört gün sonra bu sefer sabah saat altıda polislerle evden tekrar ifadeye götürüldüm. Orada yüz yirmi üç şey yüz yirmi iki nolu eylemde. Bu ’in ifadeleriyle ilgili orada da tek bir soru soruldu bana. Daha farklı bunu anlayacaksınız niye böyle söylediğimi. Hani derdi ki bir dövizle çevrilmiş altı milyon TL bir para size verilmiş ofisinizde. Siz bunu 'a götürmüşsünüz. Ben de aynen şu cevabı verdim. ’i tanırım kendisiyle daire alışverişim oldu. Dinçar Kantar, 'i tanımıyorum. 'ı hiç tanımıyorum demişim. Yani görmedim, ismini bilmiyorum demişim. Yine tutuklandım. Ve iddianame açıklanana kadar, hakkımdaki diğer şeyleri de iddianameyi herkesle birlikte öğrendim ben de ne var ne yok diye. Şimdi eylemler üzerinden daha detaylı şeylerimi söyleyeceğim. ; yaklaşık beş kez, yaklaşık değil beş kez ifade vermiş. Bunların üç tanesinde bütün şeyleri reddetmiş: 'Ben böyle bir şey yapmadım, ben böyle bir şey duymadım' gibi. Son ikisi etkin pişmanlık ifadesi. Zaten benimle ilgili kısmı orada söylüyor. Kendi ifadesi üzerinden okuyacağım. 2024 ile ilgili kısmını okuyorum: '2024 yılı içerisinde tarihleri tam hatırlamamakla beraber, birisi 10 bin dolar, birisi 15 bin dolar olmak üzere benden para alındı. Fidanlığıma gelinerek alındı. Bu paraları aldı'. Ben bu şahsı söylüyorum, öncesinde hiç tanımıyorum. Önemli kısmı şurası: 'Kutunun içinde ne olup olmadığını bildiğini sanmıyorum' diyor. Böyle tutuklandım ben bu ifadeyle. Yani verdiği şeyin içinde ne olup olmadığını bilmediğimi sandığını söylüyor. 'Bunları benden 'a götürmek üzere aldı' diyor. İfade bu kadar.
Bir sonraki etkin pişmanlık ifadesinde ise diyor ki: ', benden para talep etti. Bu talepler karşılığında bir 15 bin dolar, bir 10 bin dolar, bir 12 bin 500 dolar kapalı zarf içerisinde Hüsnü'ye verdim, 'a götürdü veya götürmesi için Hüsnü'ye teslim ettim'. Şimdi ilk ifadesinde 25 bin dolar verdiğini söylüyor iki parça halinde, ikinci ifadesinde 37 bin 500 dolar verdiğini söylüyor üç parça halinde. Önce 10 sonra 15 verdiğini söylüyor ilk ifadede; sonraki ifadede önce 15 verdim, sonra 10 verdim, sonra 12 bin 500 verdim diyor. Birinde iki kez görüştüm diyor, birinde üç kez görüştüm diyor. Bundan başka görüşmedim diyor ısrarla. Ben de diyorum ki kendisiyle ilgili; ben kendisini sektörden tanırım. Bu arada görüşmediği dediği insanın, benim ofisimle fidanlığı arası 500 metre Sayın Başkan. Yani aramızda Cihadiye Kavşağı var sadece. Ben ifademde diyorum ki: 'Ben bu insanla ufak tefek ihtiyaçlarım olduğunda sürekli fidanlığına gidip alışveriş yaparım' diyorum. Bunu şunun için söylüyorum: Bir insan 'Beş yıl boyunca hiç görüşmedim sadece bunlarda görüştüm' diye bu kadar büyük bir yalanı niçin söyler? Çünkü nasıl söyleyeyim, ben normalde mesela ufak tefek işler olduğunda, bir ihtiyaç olduğunda aramızda dediğim gibi bir yol var, geçerim oradan alırım. Bazen kendisi orada otururken görürüm bile, çay içeriz beraber filan yani. Böyle bir şey. Ha şunu söyleyeyim, hani söylediği doğru şey şu: Yakın mıyız? Değil. Yani sektörden tanışırız, belli bir seviyede bir işimiz var yani.
Kısacası, çelişkilerle dolu bir ifadesi var dediğim gibi. Birinde iki kez, birinde üç kez, paranın miktarı bile belli değil. Ve ısrarla her söylediğinde diyor ki: 'Bunların banka dekontlarını ibraz edeceğim savcılığa' diyor. Burası önemli; halen böyle bir ibraz yok. Yani bu ne zaman çekilmiş, ben orada mıymışım, buna dair ben nasıl savunma yapacağım gerçekten bilmiyorum yani. Bunu halen bilmiyoruz. Fakat MASAK, 2024 yılı içerisinde bir çalışma yapıyor, iki tane para çekimi var. Bir 12 bin 500 dolar, bir 15 bin dolar. Bu bir şeyi izah ediyor bana aslında; bu 12 bin 500'ü niye ikinci ifadede eklemek zorunda kaldığını izah ediyor bana aslında. Başka bir şey anlamıyorum buradan. Bu arada bu paralar şey olarak muhasebeleşmiş; 'Ortak Abdülkerim Baba'lara ödendi' diye. Yani bu şekilde muhasebeleşmiş MASAK raporunda böyle gözüküyor. Bankadan bu şekilde çekilmiş. Bu Abdülkerim Babal o gün ne yapmış, kimle görüşmüş, bu paralar nereye gitmiş, ona dair hiçbir şey yok. Ha şu var; HTS'lerime, baz kayıtlarıma bakılsın deniyor. Bu iki paranın çekim tarihi -bu önemli-: 14.05.2024 ve 17.05.2024. Bu tarihlerde benim kendisi fidanlığımda verdiğim diyor ya, o fidanlıkta bir baz verimiz yok bizim. Bu önemli bir veri. Dolayısıyla ile ilgili şeyimi bitiriyorum. Tarihi belli olmayan, miktarları değişen bir şeyi benimle gönderdiğini söylemiş. Ben halen savcılıktaki o günkü şaşkınlığımı korumaya devam ediyorum. Niçin böyle bir şey söyledi kendisi keşke burada olsa da gözlerinin içine bakarak sorsam: 'Kadir Bey sen niye böyle bir şey söyledin ya?' Çünkü eğer... Neyse gene ithamda bulunmak istemiyorum.
Diğer şeye geçmek istiyorum. 122 nolu eylem. , damadı ve oğlu bunlar. Bunları tek kişi gibi düşünmekte bir beis yok bence. İkinci kişinin ithamı olarak düşünebiliriz yani. Şimdi , bunlar bir torf alım ihalesindan bahsediyorlar. Bir kısmını okuyacağım. Genel bir bilgi vereyim önce. Bu torf alım ihalesinde bir fiyat veriyorlar. Daha sonra telefonla bunları arıyor. Diyor ki: "O verdiğiniz fiyatın üstüne bir para koyun, şu kadar; o miktarı biz alacağız." diyor. Onu ’a söylüyor. Dinçer de ’i arıyor kayınpederini. Diyor ki: "Böyle böyle bir talep var." Bu arada niye Ali İhsan'ı arıyor? 'ın, 30-35 yıllık dostu. Ama şimdi kendisi de söylüyor, Ali Bey de söylüyor, herkes biliyor piyasada yani. "Tamam" diyor, "Ben ararım, dönerim." Neyse, Ali Bey’i arıyor ifadesine göre. O da telefonla kendisine diyor ki: "Evet, bu konudan bilgim var. Bu para tarafından istendi. Ödeme oraya yapılacak. Bu parayı dövize çevirip 'a verin; o, ’a şahsen teslim edecek." gibi bir ifadesi oluyor. O da bu durumu çocuklarıyla paylaşıyor. Çünkü niye bunu yapıyor? Kendisinin resmi bir ortaklık yok. Sadece diyalogları kuruyor burada. Firma sahibi çocukları yani. İkinci bir mesele daha var, hemen söyleyeyim; iki kez para gönderdiğini söylüyor çünkü 'a. Bu birincisi. Dövize çevrilmiş 6 milyon TL. Bir de gene bir 40 milyonluk iş yapıyorlar. , ’ın gene buradan 5 milyon TL para istediğini söylüyor. O da bunu bana 2.5 milyon nakit ve iki buçuk milyon da çek vererek benim üzerimden gene gönderdiğini söylüyor. İthamları bunlar. Şimdi özellikle ilk konuyla ilgili Ali İhsan Bey böyle söylüyor ya. Şeyi aramış, o da ‘ alacak’ demiş. ise şöyle anlatıyor. Bakın kendi damadı: "Bu fiyat talebi bize yapıldığında ben kayınpederime söyledim." diyor. "Bir hafta sonra bana geri dönüş yaptı." Bakın, arada bir hafta zaman var. Öbüründe tek farkla bir şey anlatılıyor. Burada "Bir hafta sonra bana geri dönüş yaptı, 'la görüşmüş." diyor. "Evet, bu fiyat farkı İştirakler Daire Başkanlığı tarafından istenilmiş, bu şekilde fiyat vermemiz gerekiyor." dedi. "Sonra biz fiyatı verdik." diyor. Sonra ihale sonuçlandı.
Bakın burası önemli… Anlayacağız önemini daha sonra. İhale bittikten sonra beni arayarak, bu parayı peşin vermemizi söyledi. Ben de paramızın olmadığını söyleyerek, konuyu ’e aktardım. O da ’tan para talep etti. 13.06 tarihinde bankadan para geldi bize. Bu parayı, 6 milyon TL parayı çekip 'ın yanına gittik diyor. Şimdi bakın; diyor ki para şeye gidecek, telefonla parkta bir görüşme yapıyor 'la, para 'a gidecek döviz olarak gidecekti diye "Çocuklarıma bildirdim" diyor. İfadesi aynen bu şekilde. da diyor ki: "Altı milyon TL’yi çekip, Kurnaköy’de 'ın yanına gittik." E madem babanız size bunu bildirdi... Sonra bunları anlayacağız ne olduğunu. Bu kısmını söyleyeceğim; niçin Kurnaköy’e 'ın yanına gidiyorsunuz. Ve söylüyor da 'a işte burada arabada falan filan... Orada söylüyor ’a: "Hayır, sana telefonunu vereceğim kişiye götür." diyor. Bana yönlendiriyor yani Dinçer'in anlatımına göre. Sorun şu: İhale tarihi 25 Haziran. Bahse konu tarih 14 Haziran. Yani Dinçer’in, " ihale bittikten sonra beni geri arayarak bu parayı peşin vermemizi söyledi" dediği tarih var ya; 25 Haziran. Bana isnat ettikleri suç tarihleri 14 Haziran. Bunu niçin bu kararın verildiğini söylemek için anlatıyorum. Ben bu hikâyeye yerleştirilmişim; anlatımlarım sonunda bu anlaşılacak. Yokum ben orada yani. Zaten süreçlerde hiç yokum. Yani bunların benimle ne ilgisi var? Birisi arıyor, fiyat arttırıyor; öteki gidiyor, tamam diyor. Ben neresindeyim bu işin yani? Ve dediğim gibi, isnat edilen tarihten sonra yapılan bir ihalenin parasını göndermiş olması... Daha da önemlisi, iki para için de ’a gönderilmek üzere verildiğini söylüyor. İki önemli husus: Bir, ’ı hayatımda hiç göremedim ben. Hiçbir irtibatım yok zaten, dosyada bu var. Sıfır görüşme, sıfır baz kaydı, sıfır... Hatta daha sonra okuyacağım iddianamede iddia makamı beni böyle bir üyelik meselesine oturtmuş ki sırf ... İşte şoförü aracılığıyla ya da işte şoförü... 'ın şoförünün, orada çalışan insanların çoğunda irtibatı vardır; bende yok. benim ofisimi biliyor mu, onu bile bilmiyorum. Para almayı veya şunu bunu geçtim, çay içmeye gelmişliği yok yani. Bu kadar net. Bu yani benimle ilgili en önemli mesele bu. Bağlantı kurulan yerle benim bağlantım yok. Hiç yok ama. Bir kere olsa diyeceğim ki "Ya bu isnadın tutar bir tarafı var." Bütün iddianamede bir paragraf falan buradan bağlanıyorum şeye. Burayla ilgili kuruluyor ama söylediğim gibi hiçbirini tanımıyorum, hiç görüşmem yok.
Ve tabii şunu söylemekte fayda var: Ben 'ün ifadesi... Tutuklandıktan yaklaşık bir ay oluyor mu; işte bir yirmi, yirmi beş gün sonra falan bu arkadaşların ifadeleri... Benim tutuklanmam basında, internette yer aldı. Yani bu insanlar için, nasıl söyleyeyim size, inandırıcı bir kimlik oluşmuş oldu. 'Yani böyle bir şeyi bağlantılı yaptınız,' noktasında inandırıcı bir algı oluşmuş oldu. Olayın diğer kısmı ki burası daha da önemli; bir çek ve para olayı var ikinci kısımda. Yani aynı o dediğim beş milyonluk kısım. Burada da ilginç olan şey şu: Ben ikinci tutukluluğa dair sorguya alındım ya Sayın Başkan, bana sadece o altı milyon TL'lik soru soruluyor ve benim sorgum sadece beş dakika sürdü. Burada beni inciten şey şu: Bu insanlar ne kadar ikna edici bulunmuşlar? Yani sorulamaz mı? 'Böyle de bir şey var,' diye. Çünkü niye bunu söylüyorum biliyor musunuz? Şimdi bu çek meselesi televizyonlarda falan da döndürüldü; 'Bak işte somut delil' falan filan diye. Her şeye, siz bu dosyaya -bu arada hakkınızı teslim etmem lazım- beklediğimden çok daha hâkimsiniz. Sorduğunuz sorulardan ben bunu görebiliyorum. Hiç içimde tutmayacağım. Peki ama şöyle düşünün; bu çek olayı bana sorulsaydı, ben bugün vereceğim cevabı o gün verseydim ve siz benim cevabımla birlikte bunu okusaydınız algınız nasıl olurdu? Bugünkü algınız... Bakın bu çok önemli bir şey. Ve soruşturmanın tamamında bu böyle yürütüldü. Ben bundan muzdaribim, açık söyleyeyim. Hiç tanımadığım bir insanı, hiç tanımadığım şoförlerle para göndermekle falan itham edildim. Ama şu soru bana... Ya ben zaten hani ev hapsiyle yeni çağrılmışım değil mi? Orada oturuyoruz ya; sorsana bana! De ki: 'Bir de böyle bir şey söyleniyor senin hakkında.' Neden? Gayrimenkul aldığımı bile ben kendim söyledim sormadan; iki avukatım da oradaydı, şahittirler yani. Tamam, haydi Silivri meselesi de şöyle: Ben kendisinden bir gayrimenkul aldım. Evet, kendileri dost zaten. İkinci bir daire için daha peşinat vermiştim, bu iki buçuk milyon... Bu ikinci daireyi almaktan vazgeçtim. Bunun geri ödemesi bana... Kim alır? 35 yıllık esnaf olduğunu söylüyor İhsan Bey, ben de 30 yıllık esnafım, tüccarım. Bu, burada inandırıcılığı artırmak için konmuş bir şey; bence bizim ticari faaliyetimiz farklıdır. Ticari faaliyet yoktur; çünkü götürürüm, kendi hesabıma koyarım, tahsil ederim gönül rahatlığıyla.
Ve iddianamede ne deniyor biliyor musunuz? Diyor ki iddianamede: 'Hemen çeki sisteme kattı.' Peki böyle mi? Savcı lütfedip de bana bunu sorsaydı, deseydi ki: 'Ya böyle böyle bir çek varmış.' Benim, size bunları ibraz edecekler sonra; esasında durdu, kullandım bu sefer, yatırım hesabı aldım bilmem ne... Durdu yani, normal harcamanın içerisinde. Devam ettik; kendi param çünkü. Ya bu para bir yere aktarılır da dersiniz ki: 'Somut delil bulduk biz. Adam almış çeki, götürmüş de bilmem kime de göndermiş veya çekmişler.' Yani o tarihte bakılsın banka dökümlerime; zaten para çekilmemişse o para duruyordur. 'Benim bir param vardı, ben birine verdim.' Kime vermiş? Bu kadar insan sorgulandı, bir tane insan demiş mi ki: 'Şu parayı ben aldım.' Ki ben buradayım. Bahsedilen para altı milyon, beş milyon... Kim almış, nereye gitmiş yani? Ayrıca diğer o beş milyonluk çek dönüyor; bir de 'İki buçuk milyon verdik,' deniyor. Burada yine maddi hata var. Dosya kaynağı şöyle diyor: 'Bahsettiğim tarihlerde böyle bir çekime rastlanmadı.' Ancak diyor; gruptan tarihlere yakın 200 binlik bir çekim var. Yani araştırılmış, bakılmış 'Böyle bir şey var mı?' diye. Bunun bir önemi var; söylenilen firma değil, denilen rakam değil. Bir de burada önemli olan şu: 2.200.000... Şu önemi var: Hem baba hem oğul diyor ki: 'İki buçuk milyonu biz bankanın önünde çektik, verdik.' Haydi alan rakamda hata yaptı, bankadan parayı çeken nasıl hata yapar? Nasıl yapsın? Böyle bir şey unutulur mu? Ayrıca o kadar emin söylüyor ki... "Bir de bu altı milyon meselesi için; bu da önemli çünkü. Damat diyor ki bana ofisimde vermiş ya bu parayı; Gülcan Mengil diyor ki Dinçer... Telefon görüşmesini o gerçekleştirdi diyor. Ne güzel. Çünkü şöyle: Gene detaylı bir telefon görüşmesi daha var şeylerinde; benim 'la hiç telefon ispatım yok, sıfır. Dosyada sunuyoruz size. Yani nereden tutsanız elinizde kalıyor. Ve ben bu ifadelerle on aydır tutukluyum burada.
Ben iş insanıyım. İnsanlarla daire alıp verebilirim, ticaret yapabilirim. Bu insanlarla eşit pozisyondayım yani. Ben belediye görevlisi değilim ki 'İşte ona ne parası verdin?' gibi hani filan... Daha da önemli bir şey söyleyeyim; benim elime ne geçecek? Ben 2020’den sonra, evet, yoğun bir şekilde çalıştım yani. Kadar açıklamış gerçek mi? Kendi çapında, kendi yapabileceğim işleri yaptım ben. Bakım ve hizmet için hani bu meseleleri yaptım da daha farklı ihaleler... Aynı işlerime devam etmişim ben, aynı şekilde. Ne ödemelerim değişmiş ne sistemim değişmiş; hiçbir şey değişmemiş. Niçin böyle bir şey yapayım ben? Benim menfaatim ne bunda yani? Ben niye böyle bir taşımacılık yapayım? Yani bir şey yaparsınız, dersiniz ki şöyle olacaktı çünkü: Bir makam beklerim, daha fazla iş beklerim ki asla öyle bir insan değilim. Hayatım boyunca öyle maddi işte 'Şu olsun, bunun olsun...' 2012’de aldığım evde oturuyorum ben hala. İş karşılığı altındayım, orta halli bir aracım var, ona biniyorum. Siyasetle uzaktan yakından alakam yok. Kim kazanırsa kazansın, Allah selamet versin; beni ilgilendirmiyor. Hiçbir siyasi takdirim olmadığı için bugüne kadar, böyle bir tercihim yok. Hani siyasi menfaat de bekliyor değilim, onu anlatmaya çalışıyorum. Bilakis kendi geçmişimde anlattığım olduğu gibi Konya şehrinden... Yani dolayısıyla bu fiilleri işlemem için hiçbir nedenim yok benim. Yani insanlar söylüyor ya hani. Kimisi alacağını çözmek için, kimisi işte yeni iş almak için filan ihale benim böyle bir durumum da yok yani. Bakım ve hizmet işi dediğimiz iş bu hani yol kenarlarında görüyorsunuz ya Sayın Başkan; çapadır, tırpandır, hani işçilik yoğun bir iş. Marjı belli. Efendime söyleyeyim riski yüksek çünkü işçi çalıştırıyorsunuz. Kimi çocuk işçi getirirler, takip etmeniz lazım, yola çıkarlar. Hani Ağaç A.Ş:’de çok tercih edilen bir iş talebi değildir. Riski yüksektir. Ben yapıyordum. Çünkü ekibim vardı. Ve bu işte uzmandım ben. Ben bu işleri yapmaya devam ettim. İlk de taşeronlukla başladım zaten. Kendim iş almadım direkt. Alamadım. Ben ilk Ali Bey genel müdürü olduğunda. Bir yıla yakın zaten gitmedim bile yanına. Sekiz ay sonra falan gittim hayırlı olsuna. Aynı fakülteden mezunuz biz. Meslektaşım yani. Biliyorsunuz böyle bir fakültecilik, meslektaşlık şeyi vardır. Yedi sekiz ay sonra gittim. Hayırlı olsuna. Ve bu piyasadaki daralmadan falan bahsedip, dedim teklifler verip iş yapmak gibi bir şeyim var. Dedi ki benim yapabileceğim bir şey yok. Ama dedi biz de dosyalar veriyoruz. Sen bakım işinde iyisin. Git dedi onlara teklif ver. Ben taşeronluk yaparak başladım orada. Başka firmalara. Zaten ifademde var bu. Savcı Bey de sordu. Dolayısıyla da bakım işlerine devam ettim ben orada. Yani hani bu şeylere girip de sonra bitki satışına geçtim. Hani daha rahat bir iş yaptım. Böyle bir şey de yok. Aynı işlerim devam ediyor benim. Aynı ödemeler. Hiçbir şeyim yok. Ve takdir edersiniz ki bu özellikle bakım işlerinde, hizmet işlerinde falan hak edişler sekiz on imza, sekiz on imza, çapılarak hak edilir. Yani bir insana iltimas geçmek için yapılacak son iş diyeyim size. Park Bahçeler ayrı inceler, saha mühendisi ayrı inceler. Hani böyle bir şey iş kaleminde yani.
Bu tutukluluk meselesiyle ilgili herkes zaten bir şeyler söyledi. Sıkıntıları, şunları, bunları. Bizim tabii alışık olduğumuz ortamlar değil bu ortamlar. Ama aynı şeyleri tekrar ederek sizleri sıkmayacağım. Gerçekten çok zor. Sanki böyle sürreal bir şey gibi oluyor insan. Uzunca bir süre gözünüzü açtığınızda, hani inanamıyorsunuz önce benim burada ne işim var filan gibi oluyor. Çünkü telefonla bir şeye çağrılıp, hani bir insan suç işler de sonra kendini hazırlar psikolojik olarak. Alabilirler beni falan bilmem ne filan. Böyle bir şey yok. İfade, aynı gün Silivri, buradaki şoku yani anlayabilirsiniz herhalde. Bir tane kızım var. Geçen yıl üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirdi. Tam Haziran ayında benim tutuklandığım ay. Ya bir yıl boyunca o bölüm birinciliğinin hayalini kurdu işte şeye katılırız, baba mezuniyet töreniydi diye. Ben mezuniyet törenine katılamamış oldum. Bunu geri getirebilecek bir şey var mı? Bu duyguyu nasıl tamir ederim? Hayatımda hiç bilmiyorum. Çünkü geri saramıyoruz hayatı. Benimkini tamir etsem bile, kızımınkini nasıl tamir ederim? Hiçbir fikrim yok. Yani bir ömür bu ukdeyi içinde taşıyacak. Hani bir ev hapsine çıktım dedim ya. Hemen onları gösterdi bana çünkü. Baba bak görememiştir falan. Onun yanında babam son evre kanser hastası. Bir süre önce akciğerinde emboli oldu. Yani yaklaşık on gün falan entübe kaldı. Orada koğuşta o demir kapı tak ettiğinde böyle bir etkileniyorsunuz her seferinde zaten. Hele böyle bir şey, haber varsa sizle ilgili. Ben o anki duyguyu ifade edebilecek kelimeler filan bilmiyorum yani. Yani babanın. Ölüm haberini alabilirsiniz. Bunları aslında söyleyip söylememek de çok bu söylediklerimi, bu duygusal şeyleri hiç ama. Takdir edersiniz ki biz uzunca bir süredir, bizi gerçekten dinleyebilecek birilerinin karşısına çıkmak için bekledik yani. Dinleyebilecek. Ha devlete millete bağlı. Bir hani yüksek seviyede vergiler ödeyen bir sürü insana istihdam sağlayan hiçbir zaman hırs, şey yapmamış bir insanım hayatım böyle geçti benim. Yani şu an için söyleyeceklerim bu kadar. Sizin sorularınıza cevap vermeye çalışacağım.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.