Çalışırken biz gönül ile yürek ile fikir ile mücadele etmeye devam ediyorduk. Dört duvar ardında yapayalnız kalsak da… Hayatımda gururla yaptığım görevler vardır Sayın Başkanım. Cumhuriyet Halk Partisi Beyoğlu İlçe Başkanlığı bunlardan birisidir. Beltaş Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı; onurla, gururla yaptığım, kamu bütçesinin tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunun bilinciyle yürüttüğüm görevlerimdendir. Bugün karşınızda Beltaş Yönetim Kurulu Başkanlığı ve bir buçuk yıl yaptığım Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevlerinden dolayı bulunmuyorum. Ne mutlu bana ki kamu görevlerim boyunca en ufak bir kusura, hukuka aykırı davranışa rastlanmadı. Evraklar üzerinden arandı, incelendi. Ancak çok şükür en ufak bir kusur bulunamadı. Burada birçok arkadaşım cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Hasreti, dramı, acıyı, hüznü, umudu, direnci anlattılar. Ben de aynısını anlatabilirim. Ancak burada yaşadığımız her günü hayat maratonumuzun en şerefli günleri olarak aldığımızı, kabul ettiğimizi, ‘of’ demediğimizi belirtmek isterim. Her hafta aile görüşümüz bir maskeli baloya dönüşmekte. Herkes mutlu maskesini takıp, birbirimizi kandırdığımızı bilerek ‘iyiyiz’ diyerek görüşmeyi geçirmekte. Üç kızımın her hafta ziyarete gelmesi… Ayakkabılarını, kemerlerini çıkarması… Sonra 9 yaşındaki Zeynep’imin X-ray cihazından geçirilip bir kabine alınıp aranması… 9 yaşındaki kızım, ışıklı botuyla babasını görmek için büyük bir keyifle geldiği cezaevinde, maalesef ışıklı botu ayağından çıkarılıp bir terlikle yanıma yollandı Sayın Başkanım. Kabine girdiğimde, görüş odasına girdiğimde, 9 yaşındaki Zeynep'imin gözlerinden yaş akarken ağzıyla zorla gülmeye çalıştığını gördüm. Niye? Babası üzülmesin, belli etmesin diye ağzıyla gülmeye çalışırken gözyaşlarına hakim olamıyordu. Bu tabloları yaşadık. Yine sırtımızı dayadığımız babamız, dağımız, ulu çınarımız cezaevine girdiğimizde dimdik ayaktaydı. 1. aydaki aile görüşüne tekerlekli sandalyeyle, kanser tedavisine başlamış olarak geldi. Tüm bunları burada arkadaşlarımızla yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. "Duvarlar sadece bedenleri ayırır, hakikati ayıramaz" demiş Amin Maalouf. Evet, yüksek duvarlar, demir parmaklıklar bedenlerimizi hapseder; ancak hakikat şehirlerde, kahvelerde, otobüste, gençlerin, emeklilerin, kadınların dilinde, vicdanlarda, hayatın her alanında yayılıyor Sayın Başkanım. 8 ay iddianamesiz bir şekilde yattık; dile kolay, 240 gün. "Artık iddianame çıksın da ne yazılırsa yazılsın" diyorduk. Veremeyeceğimiz bir hesap olmadığını verdiğimiz güvenle, 8 ay sonra iddianamemiz çıktı Sayın Başkanım.
İnan Güney Savunması
Aslında okuduğunu anlayan birisiyim. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdim, yüksek lisans yaptım, mali müşavirim. Ancak dediğim gibi, okuduğumu anlarım; ancak iddianameyi okudum, sonra 2 defa daha okudum; ancak okuduğumda değil bir suç, suç başlangıcının şüphesini dahi görmedim Sayın Başkanım. İddianame, bir şirketin gizli ortağı olduğumu söylüyor. Eylem 70, 72, 117'de bu şirkete destek olduğumu, bundan dolayı suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılıktan hakkımda ceza istiyor. Tekrar vurgulamak isterim; iddianame benim yaptığım 2 kamu görevi olan Beltaş'tan ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı'ndan dolayı, iş ve işlemlerden dolayı bana bir suç isnat etmiyor. Böyle bir iddianamede sadece ismi değiştirip AK Partili, Cumhuriyet Halk Partili fark etmez, istediğiniz belediye başkanını görevden alır, istediğiniz belediye başkanını cezaevine atabilirsiniz. Peki ne diyor iddianame? İnceleyelim. Önce usule ilişkin 1-2 şey ifade etmek istiyorum Sayın Başkanım. Öncelikle iddianamenin "yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" şeklindeki hükmü karşılamadığı, şahsıma isnat edilen fiillerin somutlaştırılmadığı yönündeki itirazımı; dolayısıyla adil yargılanma hakkımın ve savunma hakkımın kısıtlandığını belirtmek isterim. Dosyam sürekli renk değiştirdi, suç unsuru değiştirdi, konu değiştirdi, taraf değiştirdi. Dosyada değişmeyen tek şey benim tutukluluğum oldu. Rüşvetten gözaltına alındım. 4 gün emniyet sürecinde rüşvet kalktı ve İBB'den tutuklandım. 19 gün sonra tekrar değişti; İBB'den konu olarak farklılaştığı için, Beyoğlu ve Beltaş ağırlıklı dendiği için dosyam tefrik edildi, müstakil bir dosya haline geldi. Önce "örgüte üyelik" dendi, iddianame çıkınca üyelik düştü, "yardım" dendi. Konu ve içerik olarak farklı denilerek, konu ve içerik olarak farklı denilerek müstakil dosyadan tekrar vazgeçildi ve iddianame İBB ile tekrar birleştirildi Sayın Başkanım. Yani sürecin başından beri bilinmeyen ama aranıp bulunamayan bir suçtan, delile dayanmayan tutuklama zorlamasıyla bir iddianameye bağlandı. İddianame hakkımda somut, bireyselleştirilmiş, maddi delillerle desteklenmiş mesaj, mail, para hareketi, kamera görüntüsü, yer, zaman, kişi, bedel içeren hiçbir ama hiçbir delil içermiyor. Sizlerin de gördüğüne inanıyorum Sayın Başkanım. Çürüteceğimiz belge yok, delil yok. Ne var Sayın Başkanım? Savcılık makamında oluşmuş bir şüphe var. Benim göremediğim bir delil var ise savunmamın sonunda Sayın Başkan'dan ve Sayın Savcı'dan bol bol soru olarak sormanızı rica ederim Sayın Başkanım. Veremeyeceğimiz cevabımız yoktur. Ben hukukçu değilim ancak ceza yargılamasının ABC'si gibi bir söz vardır: "Şüpheden sanık yararlanır." Oysa ki ben burada şüphe dahi olmadan yargılanıyorum. Az önce söyledim; masumiyet karinesi yok sayılıyor ve peşin peşin cezalandırılıyoruz. 'den kaynaklı iddianameye yeni bir eylem eklenmedi Sayın Başkanım. Araştırılmış, yeni bir eylem olmadığından biz İBB iddianamesindeki 3 eleme eklendik; 70, 72 ve 117 no.lu eylemlerle.
19.08.2025'te suç örgütü üyeliğinden tutuklanmıştım. Aylarca tutuk incelemelerinde üyelikten dolayı tutukluluğa devam denmişti. Şimdi iddianame "örgüte üye olmamakla birlikte yardım" diyor. Dolayısıyla lehe gelişme olmuştur. Ben böyle bir örgütün varlığını kabul etmediğimi de vurgulamak isterim. Dosyaya yansıyan bir konuya tekrar dikkat çekmek isterim Sayın Başkanım. Görsel 1'i açabilir miyiz rica etsem? 19.08.2025'te suç örgütü üyeliğinden tutuklandım. , Rauf Cem Istranca, ifadeleri var, MASAK raporu var Sayın Başkanım. Tüm bunlar göz önüne alınarak... Evet Sayın Başkanım, tüm bunlar göz önüne alınarak benim dosyam 9. ayın 8'i 2025 tarihinde tefrik edildi. Tefrik kararı verilirken bakılan ifadeler yukarıda: Mustafa Murat Azizistan, Rauf Cem, , Alper Çelik, Rauf Cem, , Alican Abacı, ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, savcılık makamı, konu ve içerik olarak farklılaştığından dolayı müstakil bir iddianame hazırlanması yönünde tefrik kararını verdi, 9. ayın 8'i 2025'te. Ancak mart ayına geldiğimizde Sayın Başkanım, iddianamemiz hazırlandı ve birleştirme talep edildi. Sizin de gördüğünüz gibi tefrik kararı verilen tarih ile tekrar birleştirme verilen tarih arasında ekstra bir gelişme oldu mu? Hayır. Ekstra bir ifade oldu mu? Hayır. "Biz böyle bir karar verdik ama şöyle de bir durum varmış, yeni haberimiz oldu" denen bir durum oldu mu? Yine hayır Sayın Başkanım. Dolayısıyla aynı ifadelerle, aynı içerikle verilen tefrik kararı tekrar birleştirme kararına çevrilmiş oldu. Peki, tefrik edildiği Eylül 2025 ile iddianamenin çıktığı Mart 2026 arasında tek bir şey çıktı Sayın Başkanım; o da 05.03.2026 tarihinde, yani iddianamemiz çıkmadan 5 gün önce HTS baz analiz raporu dosyaya girdi. Burada iki konuya dikkat çekmek istiyorum: 8 ay boyunca yapılan tutukluluk değerlendirmelerinde tutukluluğun devamına gerekçe yapılan HTS baz raporunun dosyada olmadığını, dosyaya 5 Mart tarihinde girdiğini görmüş oluyoruz. Dolayısıyla bundan önce şubatta, ocakta, aralıkta yapılan bütün tutukluluk değerlendirmelerinde HTS ve baz raporları delillendirilerek "tutukluluğun devamına" dendiğinde, maalesef dosyada herhangi bir HTS baz raporu olmadığını görmüş olduk Sayın Başkanım. İkinci olarak; eğer ceza hukukunda dahi tek başına delil olarak kabul edilmeyen bu rapor, HTS baz raporu, birleştirmeye gerekçe olduysa bunu da sizlerin takdirine sunuyorum. O zaman "Tefrik kararından vazgeçip tekrar birleştirme niye oldu?" diye düşünüyorum Sayın Başkanım. Müstakil iddianame çıksaydı Ağır Ceza'da değil, Asliye Ceza'da yargılanacaktık. Tefrik kararından sonra yeni bir delil ortaya konulmaksızın tekrar birleştirme yoluna gidilmesi, görevli mahkeme ve yargılamanın kapsamı bakımından savunma açısından açıklanması gereken önemli bir çelişki doğurmuştur.
Sayın Başkanım, iddianamede şahsıma isnat edilen suçlarla doğrudan ilgisi olmayan çok sayıda ifadeye ve değerlendirmeye yer verilmiştir. CMK 170'e 4 der ki: "İddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. Yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez" diyor. CMK 170'e 4 açıkça şunu söylüyor: Yani iddianame, "Çok sayıda ifade var" demekle yetinemez; bu ifadelerin benim hangi somut eylemimi, hangi suç unsurunu, hangi tarih ve işlem bakımından ortaya koyduğunu açıkça göstermek zorundadır. Oysa mevcut iddianamede hakkımda isnat edilen eylemlerle ilgisi olmayan birçok beyan yan yana getirilmiş; ancak bu beyanların benim şahsıma, bana yönelen suçlara ve özellikle eylem 70, 72, 117'ye nasıl bağlandığı açıklanmamıştır. Benim yönümden sorulması gereken sorular şunlardır Sayın Başkanım: Bu ifadelerden hangisi benim gizli ortak olduğumu söylüyor? Hangisi benim eylem 70, 72, 117 kapsamında hile teşkil edecek bir işlem yaptığımı söylüyor? Hangisi benim kamu zararına yol açan hileli bir davranışta bulunduğumu söylüyor? Hangisi benim örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi somut olarak anlatıyor? Cevap açıktır Sayın Başkanım: Hiçbiri. İddianamede şahsıma yönelmeyen, benimle ilgisi kurulmayan, başka kişiler ve başka olaylar hakkında verilmiş ifadelerin geniş şekilde aktarılması, CMK 170'e 4'ün aradığı "olayların delillerle ilişkilendirilerek açıklanması" şartını karşılamıyor. Sayın Başkanım, burada yalnızca usule ilişkin bir eksiklikten söz etmiyorum. Bu durum aynı zamanda lekelenmeme hakkımı da doğrudan ilgilendiriyor. Zira bir kişi hakkında kendisiyle somut bağ kurulmayan beyanların, başka kişiler ve başka olaylara ilişkin somut değerlendirmelerin ve yargıların iddianame içerisine geniş şekilde alınması; henüz yargılama başlamadan o kişinin toplum ve yargı makamları nezdinde haksız şekilde suçla ilişkilendirilmesi sonucunu doğurur. Benim adımın, somut bir eylemimle, açık bir delille ve hukuki bir bağla desteklenmeden bu anlatımlar içerisinde geçirilmesi; masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkımı zedelemektedir. Savcılık makamı, iddianamedeki bana isnat edilen suçlamaları başta Sanık , Sanık Rauf Cem Istranca ve Sanık 'nin ifadeleri olmak üzere "Birçok itiraf niteliğindeki ifadeler" diyor; ancak bu konuda verilen tek bir ifade yok. "HTS raporları, MASAK raporları teyit etmektedir" diyor Sayın Başkanım. Teyit mekanizması olarak 3 arkadaşın ifadesi, HTS baz raporları ve MASAK raporu teyit mekanizması olarak öne sürülmektedir. O zaman ifadelere bir bakalım Sayın Başkanım. Bu kişiler ne demiş ifadelerinde? HTS baz verilerine, sonra da MASAK raporuna bakıp savcılığın "Teyit etmektedir" dediği konular gerçekten tek bir teyit emaresi içeriyor mu birlikte değerlendirelim.
Görsel 2'yi rica etsem... Evet, Sayın Başkanım. ifadesinde, “Beltaş'tan yaklaşık 3,5 sene önce reklam işleri aldık” diyor. 3K şirketinin İBB ihalelerinden hiç bahsetmiyor. Savcılık makamı, iddianamede, “'in 3K şirketine iş bağladığı ve pasladığı şeklindeki beyanlarıyla açıkça ikrar ettiği” diyor. Şimdi 'ün savunması burada, savcılığın dediği savunma burada sayın başkanım. “İş bağladığı” ve “pasladığı” gibi bir kelime, bir cümle Serkan'ın ifadesinde yok. Ancak sayın savcılık makamı kendi ifadesiyle buraya iş bağladı ve pasladı kelimelerini eklemiş. Dolayısıyla Serkan burada yapılan sorgusunda da bu kelimeleri reddetmiştir sayın başkanım. , ifadesinde 25 yıldır tanıştığımızı söylemiş. Evet sayın başkanım; üniversite yıllarından, parti örgütünden, Zara'da hemşehrilikten tanıdığım eski bir arkadaşımdır Serkan. Ancak buradan nasıl bir gizli ortaklık çıkar anlamış değilim. Savcılık, arkadaşlığın Beltaş'ta ve Beyoğlu Belediye Başkanı olduktan sonra ortaklığa dönüştüğünü söylüyor ancak tek bir delil, mesaj, bu yönde bir ifade, para hareketi koyamıyor. Varsayımını yazıyor sayın başkanım. Gizli ortaklığın varlığını ispatlayamıyor, bizden gizli ortak olmadığımızı ispatlamamızı istiyor. Tek emare eski arkadaşlık; Serkan'ın ve firma sahibi Rauf Cem'in böyle bir ifadesi, iması dahi yok. Ben olmadığını emniyette, savcılık makamında, şu anda huzurda sizlere ifade ediyorum. Sayın başkanım, 'ün huzurdaki beyanlarına ve sorduğumuz sorulara verdiği cevaplara da hızlıca değinmek istiyorum. Kendisi İBB ile görüşebilmek ve İBB nezdinde iş yapabilmek için 'e ya da herhangi bir aracı kişiye ihtiyaç duymadıklarını söylemiştir sayın başkanım. Zaten bu sektörde faaliyet gösterdiklerini ve İBB ile iş yapabilmek için bir aracıya ihtiyaç duymadıklarını, kendi siyasi geçmişinden de bahsetmiştir. Yani bu arkadaşlar reklam sektöründe uzun zamandır faaliyet gösteren, benden sonra iş alan, bu sektöre yeni girmiş kişiler değildir. Yine kendisi eylem 70, 72 ve 117'ye konu ihaleler bakımından 'in 3K şirketine ihale temin etmek, ihale görüşmesi ayarlamak veya bu amaçla İBB yetkilileri nezdinde herhangi bir girişimde bulunmak şeklinde bir eylemine tanık olmadığını söyledi. Yine iddianamede geçen iş bağladı ve pasladı şeklindeki kelimelerin kendisine ait olmadığını huzurda yine söyledi. savunmasında 'in kasası olmadığını, açık veya gizli şekilde herhangi bir ortaklık veya menfaat ilişkisi olmadığını yine beyan etmiştir. Ayrıca 'i Beyoğlu Belediye Başkanı iken aradığını, beni aradığını, reklam alanları ile ilgili sunum yapmak istediğini söylediğini, benim ise 'panoları kamusal hizmetlerin duyurusunda kullanacağız' dediğimi belirtmiştir sayın başkanım. Evet, 1,5 yıl boyunca Beyoğlu Belediyesi'nin reklam panoları tamamıyla kamusal hizmetler için kullanılmış, en ufak bir kiralama ya da ecrimisille verme olmamıştır sayın başkanım. Son olarak da Serkan, HTS baz kayıtlarında açıklamalarını yaparak izaha muhtaç bir husus bırakmamıştır. 'ün ifadesine baktığımızda; İBB ile ilgili, gizli ortaklıkla ilgili, örgüte yardım ile ilgili, eylem 70, 72 ve 117 ile ilgili en ufak bir dahlime yorumlanacak ifadesi yok sayın başkanım. Dolayısıyla iması dahi yoktur; olan tek şey arkadaşlık, dostluk, hemşehrilik, yol arkadaşlığıdır.
Bir diğer ifade, görsel 3'ü rica edeyim arkadaşlar. Bir diğer ifade etkin pişmanlıktan yararlanmış Rauf Cem Istranca’nın ifadesidir sayın başkanım. ', Beşiktaş Belediyesi Beltaş şirketinden iş almamı sağladı' diyor. İfadesi burada sayın başkanım. Savcılık makamı bunu 3K şirketine usulsüz işler verildiği şeklinde tutanağa alıyor. İfadenin orijinali burada, iddianame burada. İfadenin orijinalinde usulsüz işler verildiği yazmıyor ancak savcılık zannediyorum kendi varsayımını buraya kelime olarak eklemiş sayın başkanım. Rauf Cem, verdiği ifadeler ile etkin pişmanlıktan faydalanmış ve savcılık makamınca serbest bırakılmıştır. Eğer ortada bir gizli ortaklık olsaydı, cezaevinden çıkma psikolojisiyle onu da söylemesi beklenirdi sayın başkanım. Gizli ortaklık ifadesini bırakın, iması dahi yoktur. Yine vermiş olduğu ifadede 2021 yılında 20'den fazla reklam alanı tespitinde bulunup, Sayın Kağan Sürmegöz'e sunum yaptığı şeklinde beyanda bulunmuş. Rauf Cem Istranca’nın iddianamede yer alan ifadesinde açıkça söylediği gibi, Kağan Sürmegöz'e İBB ile iş görüşmesi için kendisi gitmiş, sunum yapmıştır. Ayrıca Rauf Cem, emniyet ifadesinde Kağan Sürmegöz'ü 15 yıldır tanıdığını söylüyor; Kağan Sürmegöz de huzurdaki ifadesinde Rauf'u 15 yıldır tanıdığını, beni ise sadece 5 yıldır tanıdığını söylemiş sayın başkanım. Rauf Cem, reklam sektöründe uzun bir geçmişi olan, benden önce de Beşiktaş ve İBB'den işler alan, sektörde olan birisidir sayın başkanım; altını özellikle çizmek isterim. Benim bu süreçte en ufak bir dahlime, katkım, randevu alma durumum, görüşme ayarlama durumum olsaydı, 3K için ricacı olma durumum olsaydı, bunu da etkin pişmanlık ifadesinde söylerdi. Kağan Bey'e de savunmasında sorduğumuzda bunu teyit etmiştir sayın başkanım. Sonuç olarak Rauf Cem ifadesinde ne gizli ortaklık, ne örgüte yardım, ne de eylem 70, 72, 117'ye dair bir cümle etmemiş, bir kelime ima dahi yoktur. Yani savcılığın iddianamede Rauf'un ifadelerini teyit olarak göstermiş olmasının da temelsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bir diğer ifade, görsel 4'ü rica edebilir miyim? Sayın 'nin ifadesi. Dosya kapsamında yine şüpheli bulunan , ''in çok yakın arkadaşıdır ve aynı zamanda kasasıdır' diye başlayan, ''in sistemde olduğu bilinir, bunu da 'dan duydum' dediği Sayın 'nin ifadesi. Delil olmadan ifadeleri geri çekti, ancak ben geri çekmeseydi de yine belirtmek istiyorum sayın başkanım. Dolayısıyla ifadelerde delil olmadan, direkt görgüye değil duyuma dayanan bir ifade olduğu açıktır. Somut hiçbir veri, yer, zaman, tarih yoktur; duyum vardır. Duyduğu söylenen 'a huzurda bu soru sorulmuş ve kendisi de böyle bir cümle kurmadığını, beni tanımadığını ifade etmiştir. Savcılık makamı ise 'nin ifadesini, şurada somut tarih ve yer bilgileriyle beyan ettiği diyor sayın başkanım. 'nin ifadesini baştan sona okudum, sondan yukarı tekrar okudum; somut tarih ve yer içeren en ufak bir bilgi yoktur, sizlerin de fark ettiğine inanıyorum sayın başkanım.
Dolayısıyla yine savcılık, varsayımını burada, bu kelimelerle iddianameye eklemiş. savunması sırasında şu beyanlarda bulunmuştur: 'Daha önce verdiğim ifadeler gerçek irademle verdiğim ifadeler olmadığı gibi doğru değildir' demiş. ile ilgili olarak savcının bana anlattıklarını tekrar ederek bir beyanda bulundum. Benim ve özellikle ifade verdiğim gün gözaltına alınan eşimin serbest bırakılacağını ümit ederek bu ifadeleri verdim diyor. 'in eylem 70, 72 ve 117 sayılı iddialarla bir ilgisini bilmediğini söylüyor. '3K şirketi ile arasında açık veya gizli bir ortaklık olup olmadığı konusunda bir bilgiye sahip değilim' diyor. ''ün 'in kasası olduğu konusunda bir bilgiye sahip değilim' diyor. Yani sayın başkanım, o gün somut bir belge koymuş olsaydı, bugün ifadesini bile geri çekmiş olsa, biz o belgenin altında ezilir, sizlere izah edemezdik. Dolayısıyla savcılığın 'teyit etmektedir' dediği Sayın ifadesi de örgüte yardım, gizli ortaklık ya da benim 3K'da eylem 70, 72, 117'de yardımcı olmam anlamında somut hiçbir şey içermemektedir. Bir diğer, Kağan Sürmegöz'e gelmek istiyorum sayın başkanım. Savcılık makamı iddianamede, “'in bu işleri suç örgütü lideri 'nun talimatıyla, suç örgütü üyesi Kağan Sürmegöz üzerinden gerçekleştirdi” demektedir. , 'Benim daha önce siyasi geçmişim olduğundan dolayı bağlantı kurduğum , ve 'un yönlendirmesiyle Kağan Sürmegöz ile görüştük' şeklinde beyanda bulunarak siyasi çevresi olduğunu, bu kişilere ulaştığını söylüyor. bizi Kağan Sürmegöz ile buluşturdu demiyor sayın başkanım. Rauf Cem 27 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde kendisinin randevu aldığını, 15 yıldır Rauf Cem'i tanıdığını söylüyor. Kağan Sürmegöz'e duruşmada sorduğum sorulara vermiş olduğu cevap ile benimle yaklaşık 5-6 yıldır tanıştığını, Rauf Cem Istranca ile yaklaşık 15 yıldır tanıştığını, benim kendisini hiçbir şekilde 3K şirketi veya Rauf Cem ile ilgili olarak aramadığımı, referans olmadığımı veya randevu almadığımı, eylem 70, 72 ve 117 kapsamındaki ihale öncesi veya sonrasında kendisinden bu kişi veya şirket hakkında hiçbir talebim olmadığını açıkça huzurda beyan etmiştir Kağan Bey.
Kağan Sürmegöz'ün genel nitelikte bir ifadesi bulunmakta, ancak dikkat çekici olan husus şudur: Soruşturma safhasında savcılık makamı, isnat edilen eylemlerin benim tarafımdan Kağan Sürmegöz üzerinden gerçekleştirildiği kanaatinde, ancak bu hususun aydınlatılması için Kağan Sürmegöz'e ile ilgili tek bir soru dahi yöneltilmemiştir sayın başkanım. Yine sizler de Kağan Sürmegöz'e ile ilgili tek bir soru yöneltmediniz; dolayısıyla bu yönde bir emare olmadığı açıktır sayın başkanım. Ama iddianamede Kağan üzerinden gerçekleştirdi diyor, ancak bu iddiaya ilişkin tek bir delil, tek bir ifade yok sayın başkanım. Bu yokluklar içinde de 'Ben Kağan üzerinden bu işleri yapmışım.' iddiası tamamıyla savcılık makamının varsayımı üzerine yazılmış, doğru olmayan bir iddiadır. Kağan Bey savunmasında sorduğumuz sorulara verdiğim cevaplar ile durumu açıklıkla ortaya koymuştur. Yine bir diğer etkin pişmanlıkçı 'ın ifadesi. , Beltaş'a ait panolarla ilgili Kağan Sürmegöz'ün, Belediye Başkan olana kadar onunla iletişim halinde olduğunu, “ Belediye Başkanı olduktan sonra da Beltaş'ın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Önder Gedik ile bu süreçleri konuştuğuna şahit oldum” demektedir. Yani o dönemin reklam müdürü, başında olduğu kamu şirketine ait panolar için gelir görüşür, ancak başkan olduktan sonra da Beltaş'ın yeni Yönetim Kurulu Başkanı gelirdi diyor sayın başkanım. Kağan Sürmegöz'ün görevi sadece reklam panosu değildir sayın başkanım. Ben o dönem Beşiktaş ilçesinde meclis üyesi iken Beyoğlu ilçesinin de sorunlarıyla yakından ilgileniyordum. Beyoğlu'ndaki ecrimisil artışları, işgaliyeler, esnafın sıkıntıları, esnafla ilgili ecrimisillerden bahsediyorum; esnafın sıkıntıları, alınan yıkım kararları, muhtarların talepleri, spor kulüplerinin talepleri ile ilgili Kağan Bey'e gidip bu talepleri ileten birisiyim. 5 görüşme yaptıysak bir görüşme Beltaş'ın reklam alanlarıyla ilgilidir, diğerleri yine Beyoğlu ve Beşiktaş halkının kamusal hizmetlere sağlıklı ulaşması adınadır. Yani ben o dönem özel bir şirket ile ilgili Kağan Bey'e gitmiş olsaydım, işi gereği o dönemin reklam müdürü 'ın bunu bilmeme ihtimali yoktu sayın başkanım. Ve Beltaş görevim bittikten sonra gitmediğimi, Beltaş'ın yeni Yönetim Kurulu Başkanı'nın geldiğini söyleyerek bizim özel bir şirket için değil, başında bulunduğumuz kamu şirketi için, o da görev süremiz içerisinde gittiğimizi teyit etmiştir.
Görsel 5'i rica edebilir miyim? Dosyada aleyhime isnat edilen suçlar eylem 70, 72 ve 117 olarak tarif edilmiştir. Ancak bu eylemlerin ispatına yönelik dosyada herhangi bir delil olmadığından, dosyada ismimin geçtiği many kişinin başka olay ve kişilerle ilgili ifadelerine yer verilmiştir. Bu beyanlar yargılamaya konu eylemler ile ilgili olmadığından, bu beyanlara ayrıca bir açıklama ya da cevap vermeye gerek bulunmamaktadır. Bunun yargılama konusu iddiaları açıklamaya bir katkısı olmayacaktır. Ancak özellikle Rauf Cem Istranca, ve isimli kişilerin beyanları iddianamede aleyhimdeki suçlamanın delili, teyit noktası olarak gösterilmiştir. Gerek , gerek , gerek Rauf Cem Istranca; gerek hazırlık aşamasında gerekse yargılama aşamasında vermiş oldukları beyanlarda, benim 3K isimli şirketle gizli veya açık bir ortaklığım olduğundan, buradan haksız bir menfaat temin ettiğimden ya da İBB iştirakleriyle yapmış oldukları iş ve işlemlerle ilgili olarak kendilerine herhangi bir yardımda bulunduğumdan bahsetmemektedir. Yine ifadesi alınan yüzlerce kişiden herhangi birisi de bu iddiaları doğrulayacak bir beyanda bulunmamıştır. Reklam sektöründe olan kişilerden hiçbiri de hakkımda bu yönde bir beyan vermemiştir. Bu iddiaları sadece yazan savcılık makamı; delille desteklenmeyen, buna ihtiyaç dahi duymayan savcılık makamı, 8 ayda kendisinin delillendiremediği bu isnatların delillendirilmesini sayın heyetinizden beklemiyordur diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu ifadeler ile bu isnatların olmadığı açıkça görülmektedir sayın başkanım. Rauf Cem Istranca'nın ifadesi dosyada, 'nin ifadesi dosyada, ; ancak , Alican Abacı, Alper Çelik, , ve ifadeleri dosyada. Ancak bunların içeriğine baktığımızda eylem 70, 72, 117'ye dair bir beyan olmadığını görüyoruz sayın başkanım. Gizli ortaklığı teyit eden bir beyan olmadığını görüyoruz. Örgüte yardıma ilişkin bir beyan olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla tamamıyla dosyada bir algı yaratmak adına bulunan ifadeler olduğunu belirtmek isterim. Savcılığın 'İfadeler teyit etmektedir.' diyerek delil olarak sunduğu ifadelerin hiçbir şeyi teyit etmediğini hep birlikte gördük sayın başkanım. Dedim ya, çürütecek bir delil olsaydı, somut evrak, belge olsaydı, biz de belgeler ile çürütür, kendimizi ifade ederdik.
Şimdi savcılığın 'teyit etmektedir' dediği bir diğer konuya bakmak istiyorum. Sayın Başkanım, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından HTS baz incelemeleri sonucu düzenlenen ve savcılık dosyasında mevcut 5 Mart 2026 tarihli rapor alınmış, bu raporda tespit edilen hususlar iddianamede delil olarak değerlendirilmiştir. Savcılığın cezalandırılma talebim için öne sürdüğü teyit noktalarından birisi de HTS ve baz raporlarıdır. Sayın Başkanım, HTS ve baz kayıtları ancak dosyada mevcut olan başka somut, maddi ve doğrudan delilleri destekleyen yardımcı delil niteliğinde değerlendirilebilir. Yardımcı delil, adı üzerinde yardımcıdır. Yardımcı delilin destekleyeceği bir ana delil bulunmalıdır. Ana delil yoksa yardımcı delilden tek başına suç sonucu çıkarılamaz. Savcılık makamı, dosyada bulunmayan somut delilin boşluğunu HTS ve baz kayıtlarıyla doldurmaya çalışmaktadır. Ancak yardımcı delil, delil boşluğunu doldurmaz, yalnızca mevcut delili destekler. Bu dosyada desteklenecek somut bir delil bulunmadığından HTS ve baz kayıtları, suç isnadının taşıyıcı kolonu haline getirilemeyecektir. Şimdi HTS kayıtlarına bakmak istiyorum Sayın Başkanım. Öncelikle Rauf Cem Istranca ile benim, gizli ortağı olduğum şirketin tek sahibi ve yetkilisi Rauf Cem Istranca. 6 yılda Rauf Cem Istranca'yla gizli ortağı olduğumuz söylenen arkadaşla görüşme sayımız sıfır Sayın Başkanım. 6 yılda gizli ortağı olduğumu iddia edilen arkadaşla hiçbir telefon görüşmesi yapmamışız. Tekrar vurguluyorum, sıfır. Bu nasıl bir gizli ortaklıktır? Bu durum olağan mıdır? Tabii ki olağan değildir. 6 yılda hiç telefon görüşmesi olmayan iki kişi nasıl gizli ortak olur, takdirinize sunuyorum Sayın Başkanım. Ki şu an salonda Rauf Cem Istranca olsa dahi tanıyıp tanımayacağımdan emin değilim; çünkü bir ya da iki sefer gördüğüm birisidir Sayın Başkanım. Yine 'le olan HTS kayıtlarımız. ile 6 yılda 200 görüşmemiz var Sayın Başkanım. Yılda ortalama 30 görüşme, ayda 2-3 görüşme yapar. 25 yıldır tanışan iki eski arkadaşın, milletvekili adayı olmuş iki aktif partilinin, köylerinin arası 10 dakika olan iki hemşehrinin seçimlerde, mitinglerde, bayramlarda, kongrelerde konuştuğumuzu düşünürseniz normal sayılabilir bir görüşme olduğunu siz de takdir edeceksiniz diye düşünüyorum. ile Rauf Cem Istranca'nın iş ilişkileri olduğunu biliyoruz. Görüşme sayısı ile Rauf Cem arasında 5500 civarındadır. Bu, normal iş hayatının gerektirdiği günde 2-3 görüşme demektedir ve olağandır, doğaldır, birlikte çalışmanın gerekliliğidir. Biz ise Rauf Cem Istranca ile hiç görüşmemişiz, Serkan ile günde 2-3 değil, ayda 2-3 defa görüşmüşüz. Bu sayıda bir görüşmenin bir ortaklığa delil sayılması gerçekten delilsizlikten kaynaklı bir zorlamadır. İş hayatının olağan akışına aykırıdır, bu sayıda bir görüşmeden ortaklık çıkarılamaz Sayın Başkanım. Anayasa Mahkemesi, telefonla görüşme içerik bilinmedikten sonra suç unsuru olamaz demektedir. Zaten HTS baz, Yargıtay ve AYM kararlarına göre başlı başına hükme esas teşkil edecek doğrudan delil değil, yalnızca diğer delilleri destekleyici yan delildir.
HTS kayıtlarından sonra şimdi baz kayıtlarına geçmek istiyorum. Görsel 6'yı rica edebilir miyim? Sayın Başkanım, iki kişinin telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal alması, bu kişilerin aynı yerde, yan yana görüşme halinde bulunmalarını mı gösterir? Yapılan teknik incelemeler, verilen mütalaalar, saha ölçümleri ve bilimsel değerlendirmeler bu soruya net bir şekilde 'hayır' cevabını vermektedir. Çünkü baz kayıtları, kesin nokta olarak konum verisi değil, yalnızca telefonun o anda hangi baz istasyonuyla iletişim kurduğunu gösteren idari kayıtlardır. Bir kafe düşünelim Sayın Başkanım; mekanda tek bir Wi-Fi modemi olsun. Mekanın arka tarafında oturan da bahçede oturan da dışarıda oturan da üst katında oturan da aynı Wi-Fi'ye bağlanır. Ama bu insanlar aynı masada değillerdir, yan yana konuşmuyorlardır; dolayısıyla fiziki bir birliktelik yok, mekansal bir ortaklaşma vardır. Baz istasyonu da aynı mantıkla çalışır Sayın Başkanım. Rauf Cem ile HTS kaydında görüldüğü gibi sıfır telefon görüşmemiz varken 4729 kez baz vermişiz 6 yılda. Sayın Başkanım, eşim burada; benim eşimle bile bu kadar bazım olduğunu inan görmüyorum, çok çalışan insanlarız. Dolayısıyla arkadaşların adreslerine bir bakalım dedim. Şimdi harita üzerinde göstermek isterim sizlere Sayın Başkanım. Beşiktaş Belediyesi Levent Mahallesi'nde Sayın Başkanım, ekrandan da zannediyorum önünüzde görüyorsunuz siz de. 300 metre gerisinde Beltaş Genel Müdürlüğü bulunmakta, dolayısıyla Beltaş'ın satın alma, muhasebe, insan kaynakları birimlerinin olduğu yer. Ve Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde Beltaş Yönetim Kurulu Başkanlığı makam odası. Dolayısıyla gün içerisinde Beşiktaş Belediyesi'nde oluruz, genel müdürlüğe gideriz, oradan da Yönetim Kurulu Başkanlığı odasına gideriz. Peki, Rauf Cem'in evi nerede diye dosyadaki adrese baktığımızda, Rauf Cem'in evinin Beltaş'ın hemen karşı binası olduğunu, arada 42 metre olduğunu dosyayı incelediğimizde gördük. Dolayısıyla gün içerisinde ben Beşiktaş Belediyesi'ndeysem Rauf Cem'le baz veriyoruz. Beltaş'a geldiğimde Rauf Cem'le yine baz veriyoruz. Rauf Cem'in şirketi, 3K şirketi Akatlar Mahallesi'nde; yine Mustafa Kemal Kültür Merkezi Beltaş Yönetim Kurulu Başkanı makamı yine Akatlar Mahallesi'nde, 600 metre ara var ve yine aynı ortak bazdan sinyal almaktalar. Dolayısıyla Rauf Cem gün içerisinde evinden makamına gittiğinde ben belediyedeysem baz veriyoruz. Beltaş'ta makamdaysam yine baz veriyoruz. Sabah Beltaş Genel Müdürlük'teyken yine baz veriyoruz. Aynı şekilde ben Mustafa Kemal'den belediyeye geçerken şirketindeyse baz veriyorum, evindeyse yine baz veriyorum.
Dolayısıyla... Şimdi bir örnek daha vermek istiyorum. Görsel 7'yi açabilir miyiz? Sayın Başkanım burası Beyoğlu Sütlüce Mahallesi, İmrahor Caddesi. Şurası AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Sütlüce Mahallesi'nde, burası da Sayın 'un durduğu İletişim Merkezi. Aradaki mesafe 390 metre. AK Parti İl Başkanlığı Beyoğlu Sütlüce'de, 'un durduğu İletişim Merkezi de Sütlüce'de AK Parti İl Başkanlığı'nın karşısında. Görevleri gereği AK Parti İl Başkanı ile aynı bölgede her gün bulunmakta, dolayısıyla birçok kez ortak baz kaydı üretmişlerdir. Çünkü her iki kişi de aynı cadde, aynı çevre ve aynı ulaşım aksında sürekli hareket halindedirler. Verilen bu ortak bazlar bu kişilerin her gün bir araya geldiğini değil, aynı coğrafi alanı kullandıkları, aynı bazlardan sinyal aldıklarını; yani aynı bazdan sinyal almak fiziksel yakınlık anlamına gelmemektedir Sayın Başkanım. Özellikle Levent, Nispetiye, Akatlar hattı gibi yoğun bölgeleri düşündüğümüzde bu durum daha belirgindir. Bu bölgeler İstanbul'un en yoğun iş ve ulaşım koridorlarından biridir. Rauf Cem Istranca ile 4729 defa ortak baz bu çerçevede verilmiştir. Bu durum bir buluşma, fiziki birliktelik, temas göstergesi değil; aynı 2 kilometrelik coğrafi alanda günlük iş, yemek, banka, ev rutininin doğal bir sonucudur. Aynı yolları sürekli kullanan, hayatları bu dar bölgede geçen iki kişinin telefonlarının gün içinde defalarca aynı bazlara bağlanması, sistemin çalışma mantığı gereği beklenen bir durumdur. Bu istisnai değil, aksine olağan bir durumdur. Eğer iki kişi farklı yakalarda olsa, uzak ilçelerde olup bu baz sayısı oluşmuş olsaydı olağan dışı bir durum olabileceği düşünülebilirdi; ancak burada 42 metre mesafeden bahsediyoruz Sayın Başkanım. Dolayısıyla Rauf Cem Istranca ve ile verilen baz sayıları, aynı coğrafi alanı kullanmanın doğal sonucudur. Bir gizli ortaklığa delil olması mantık dışıdır. HTS ve bazların da bu çerçevede delil olmadığı görülmektedir. Suçluluğun, savcılığın teyit noktası olarak gösterdiği HTS baz verilerinin de hiçbir teyit gücü olmadığını anlatmış olduğumuza inanıyorum. Yine MASAK raporu bir diğer teyit mekanizması. Savcılık tutuklama talebinde, sulh ceza tutukluluk gerekçesinde ve aylardır tutuk incelemeleri sonucu verilen tutukluğun devamı kararlarında yoğun suç şüphesine delil olarak MASAK raporlarını göstermekte, gerekçe olarak MASAK raporları söylenmektedir. Gözaltına alınmadan 1 hafta önce tüm banka hesap hareketlerim MASAK'tan alınmış, incelenmiş; ancak şüpheli bir hareket, olağan dışı bir transfer olmadığı görülmüştü. Bu nedenle de iddianamede MASAK raporundan kaynaklı bir suç isnadı yazılmamıştır Sayın Başkanım. Gizli ortak diye iddia edilen arkadaşlarla ya da başka şüphe uyandıracak birileriyle 1 TL para hareketi olmadığı görüldüğünden bu raporlar, gizli ortaklığın olduğuna değil, olmadığına delildir. Dolayısıyla bugüne kadar tutuklama gerekçesi yapılan MASAK raporlarının aleyhe bir delil değil, lehe bir delil olduğu görülmektedir Sayın Başkanım. Evet, bu suçlamalardan, bu teyit noktalarından benim gizli ortak olduğum sonucuna ulaşıyor savcılık makamı. Gizli ortaklığa değinmek istiyorum. İfadelere baktık, HTS baz kayıtlarına baktık, MASAK raporlarına baktık. Gizli ortaklığa dair ne bir ifade, ne bir somut delil, ne bir para hareketi olmadığını hep birlikte gördük. Rauf Cem, etkin pişmanlıktan yararlanmış, ifade vermiş; savcılık kabul etmiş, serbest bırakmış. Dediğim gibi Rauf Cem, tahliye olma ümidiyle, o anki psikoloji ile böyle bir bir durum olsaydı onu da söylerdi. Ki Rauf Cem uzun yıllardır reklam sektöründe olan, yıllar önce de Beşiktaş ve İBB'den iş almış bir arkadaş; bana ihtiyacı da olmadığı ifadelere yansımıştır.
Sayın Başkan, gizli ortak denilen firma eylem 70'te 1 pano almış, eylem 72'de 2 pano almış, eylem 117'de 5 olmak üzere toplam 8 pano almış. Ben Beyoğlu Belediye Başkanıyım. Beyoğlu ilçesi de İstanbul'da reklam açısından gözde olan ilçelerden biri olduğuna inanıyorum. Belediyemizin elinde 200'e yakın pano bulunmaktadır. 8 pano için siyasi bir belediye başkanı olarak İBB bürokratlarına ricacı olan birisinin, özel bir firmaya 8 pano bağlamak için gözünü karartıp İBB bürokratlarına ricacı olacak bir başkanın, herhalde öncesinde kendine ait kendi belediyesindeki 200 panoyu da bu şirkete vermiş olması beklenirdi; ancak öyle değil Sayın Başkanım. Biz az önce de ifade ettim, 1,5 yıldır Beyoğlu Belediyesi'nin tüm panolarını kamusal hizmetlerin duyurusu için kullanmaktayız. Tek bir pano kiraya vermemişiz, tek bir pano ecrimisille vermemişiz. Dolayısıyla 8 tane pano için İBB'ye gidip kimseye ricacı olmadık, bu suçlamayı kesinlikle reddediyorum. Tek bir delil ile desteklenmeyen bu gizli ortaklık, delil olmadığı için savcılık makamı, sizin bir algı ile bu yönde karar vermenizi arzu etmiş ki iddianamemizde bu iddianame ile ilgili olmayan birçok ifade konmuştur Sayın Başkanım. Arkadaşlık, partililik üzerinden sadece zorlama bir kanaat vardır, gizli ortaklığın delili yoktur. Dolayısıyla gizli ortaklık ithamı tamamıyla mesnetsiz, delilsiz, mantıksız, kendini çürüten bir ithamdır. Sayın Başkanım, eylem 70, 72, 117'ye değinmek istiyorum. Gizli ortak olmadığıma göre eylem 70, 72, 117'den ne haberim var, ne bilgim var; dolayısıyla delillendirilmiş olup da çürüteceğim bir belge, bu eylemlere katıldığıma dair tek bir ifade, mesaj, bilgi, belge yoktur. Onlarca dalga operasyon yapıldı Büyükşehir'de. 30'a yakın itirafçı çıktı diye biliyorum. Binlerce kişiden ifadeler alındı, 4000 sayfa iddianame yazıldı; ancak “” diyen olmadı Sayın Başkanım. Hatta , reklam müdürü, az önce ifadesinde belirttiğim gibi benim özel bir şirket değil, o dönemki kamu şirketi başında olduğum kamu şirketi Beltaş ile ilgili görüştüğümü, benden sonra da o görüşmeleri yeni Yönetim Kurulu Başkanı'nın devam ettirdiğini söylemektedir. Eğer özel bir şirket ile ilgili gitmiş olsam, ricacı olsam reklam müdürünün bundan da görevi sebebiyle bilgi sahibi olacağını ve tahliye olmak adına onu da söyleyeceğini ben de biliyorum. Gerek Kağan Sürmegöz'ün ifadesi, gerek 'ın ifadesi eylem 70, 72, 117'ye katılmadığımı, 3K firması lehine aracı veya ricacı olmadığımı gösterdiği gibi, gizli ortak olduğum iddia edilen 3K ile ilgili de İBB'ye hiçbir zaman gitmediğimi ispatlamaktadır.
Sayın Başkanım, bir an randevu aldığımı kabul edilse bile, bir an randevu aldığımı düşünelim; hile bunun neresinde? Savcılık demek ki dolandırıcılık suçunun hile unsurunun bir kimsenin bir kimseden randevu almak şeklinde gerçekleşebileceğini mi düşünmektedir diye aklıma geliyor. Tüm bunlardan sonra hakkımda ceza istenen maddelerin temelsiz, ispatsız olduğu aşikardır. Görsel 8'i açabilir miyiz rica etsem? Sayın Başkanım, eylem 70, 72, 117. Eylem 70'e, 72'ye ve 117'ye katıldığıma dair herhangi bir talimat, imzam yok. Randevu, aracılık yok. MASAK raporu, menfaat ilişkimiz yok. Hileli hareketim yok. Hangi işlemim, hangi kişi, hangi tarih, illiyet bağı... Dolayısıyla tek bir illiyet bağı yokken bu eylemlerle ilişkilendirilmem tabii ki bizler için üzücü oldu. Evet Sayın Başkanım, şimdi kamu zararına dolandırıcılıkla ilgili ifade vermek istiyorum. 70, 72, 117 ile ilgili konularda yukarıda verdiğim detaylı bilgiler gizli ortak olmadığımı, eylem 70, 72, 117'ye dair bir etkim, katkım olmadığını göstermekte; dolayısıyla kamu zararına dolandırıcılık suçuna temel teşkil edecek bir eylemin olmadığından bu suçlamada temelsizdir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlaması yönünden de şunu ifade etmek isterim: Sayın Başkanım, dolandırıcılık suçu çok açık unsurları olan bir suçtur. Burada ben de onlarca kez dinledim bunları Sayın Başkanım. Biz de ağır ceza avukatı gibi olduk. Artık standart cümleler, onları da kurmak mecburiyetindeyim. Öncelikle hileli bir davranış olacak, bu hileli davranışla bir kişi veya kurum aldatılacak, bu aldatma sonucunda bir işlem yapılacak, bu işlem sonucunda bir menfaat sağlanacak ve kamu zararı doğacak. Şimdi ben bu dosyada kendime şu soruları soruyorum: Ben kimi aldattım? Hangi kamu görevlisini aldattım? Hangi tarihte aldattım? Hangi sözümle, hangi işlemimle, hangi belgemle aldattım? Benim aldatmam sonucunda hangi kamu işlemi yapıldı? Kime, ne menfaat sağlandı? Bana ne menfaat geçti? Kamu zararı benim hangi eylemimden doğmuştur? Sayın Başkanım, iddianamede bu soruların hiçbirinin cevabı yoktur. Dolayısıyla ben hangi yetkim, hangi işlemim, hangi beyanım, hangi imzam ile kamu zararına yol açtım, maalesef hiçbirinin cevabı ve delili yoktur. Kaç para kamu zararına yol açtım, hangi yolla açtım? Cevapları yoktur. Dolandırıcılık suçunda hile temel unsurdur, hile yoksa dolandırıcılık olmaz. Benim hangi hileli davranışı gerçekleştirdiğim gösterilmeden kamu zararına dolandırıcılık suçlaması yöneltilemez. Ayrıca hileli davranış ile kamu zararı arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Yani " şu hareketi yaptı, bu hareketi nedeniyle şu işlem gerçekleşti, bu işlem sonucunda kamu şu kadar zarara uğradı, şöyle menfaat sağlandı" denilmesi gerekir. Ama iddianamede böyle bir zincir yoktur Sayın Başkanım. Benim hakkımdaki iddia, gizli ortaklık varsayımı üzerine kurulmuştur. Önce gizli ortak olduğum varsayılmış, sonra bu varsayımdan hareketle kamu zararına dolandırıcılık suçuna ulaşılmıştır. Ancak gizli ortaklık iddiasının kendisi dahi somut bir delile sahip değildir.
O halde Sayın Başkanım; hile yok, aldatma yok, menfaat yok, para hareketi yok, kamu zararı ile benim aramda kurulmuş bir illiyet bağı yok. Bu unsurlar yoksa TCK 158 kapsamında kamu zararına dolandırıcılık suçunun oluştuğundan bahsetmek mümkün değildir. Kamu zararına nitelikli dolandırıcılıkta bireyselleştirilmiş hile, aldatma, menfaat, kast, zarar zinciri örülmemiş; yani somut bir durum ortaya konulamamıştır. Ben de isterim onlarca belgeyle somutlaştırılmış delilleri çürütmeyi Sayın Başkanım. Ancak belgesiz, sözde şüpheyle yönetilen bu suçlamaya ben de mecburen aynı şekilde beyanım ile mantık dışı durumu ortaya koymaya çalışarak cevap veriyorum. Evet, bir diğer konu örgüte yardım Sayın Başkanım. Bana yöneltilen suçlama, örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım ettiğim iddiasıdır. Olduğuna inanmadığım, olmayan bir örgüte yardım etmekle suçlanıyorum. Ancak bu suçun oluşması için sadece birilerini tanımak, aynı siyasi çevrede bulunmak, telefonla görüşmek veya aynı şehirde, aynı ilçede yaşamak yeterli olmamalıdır. Bu suçun oluşması için kişinin var olduğu iddia edilen örgütün amacını bilerek ve isteyerek, o amaca hizmet eden somut bir yardım eyleminde bulunması gerekir. Yani ortada açık, iradi, bilerek ve isteyerek yapılmış bir yardım olmalıdır. Burada örgütün varlığı şu anda dahi kanıtlanmış değildir. Siz de dün bir avukata, "Bizim şu ana kadar örgütle ilgili bir değerlendirmemiz olmamıştır" ifadesini kullandınız Sayın Başkanım. Benim hangi eylemim örgüte yardım olarak kabul edilmektedir? Belgelendirilmiş, tamamlanmış, bireyselleştirilmiş en ufak bir fiil yok, somut delil yok, görgüye dayalı tanık yok, elle tutulur bir delil yok Sayın Başkanım. İddianamede benim hakkımda kullanılan ifadeler; "yakınıdır", "arkadaşıdır", "duydum", "sistemde olduğu bilinir" gibi yoruma dayalı, duyuma dayalı, kanaate dayalı ifadelerdir. Ancak ceza hukukunda kanaat cezalandırılmaz, duyum cezalandırılmaz, arkadaşlık cezalandırılmaz, siyasi tanışıklık cezalandırılmaz, cezalandırılmamalıdır. Ben hayatım boyunca siyasi kimliğini açık yaşamış bir insanım Sayın Başkanım. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir üyesiyim, bir neferiyim. Siyasi faaliyetlerim açıktır, meşrudur, herkesin gözü önündedir. Beyoğlu ilçesinde 45 mahallede genci, yaşlısı, kadını, erkeği beni gördü mü bir örgüt görmüş kadar olur; ama o örgütün adı Cumhuriyet Halk Partisi örgütüdür Sayın Başkanım. Burada örgüte yardım deniliyorsa bu yardımın somutlaştırılması gerekir. Yardım dediğiniz şey nedir? Kime menfaat sağladım? Hangi örgütsel faaliyeti kolaylaştırdım? Hangi somut katkıyı sundum? Sayın Başkanım, TCK 221 kapsamında cezalandırma yapılabilmesi için örgütün varlığını bilerek, örgütün amacını isteyerek, bu amaca hizmet eden somut ve elverişli bir yardım eylemi gerekir. Benim dosyamda ise somut yardım yoktur. Örgütsel bir yapın varlığını bilerek ve isteyerek hareket ettiğime dair delil yoktur. Örgütsel amaca katkı yoktur ki böyle bir örgüt de yoktur Sayın Başkanım. Bu nasıl bir örgütse, ben de nasıl yardım edense; 4.5 yıl Beltur Başkanlığım döneminde, 1.5 yıl Beyoğlu Belediye Başkanıyken örgüt benden bir şey istememiş, ben de örgüte bir şey vermemiştim. Yardım suçundan örgütün varlığını bilerek, isteyerek örgütün amacına hizmet eden somut —altını çiziyorum somut— eylem gerekir. Siyasi yakınlık, arkadaşlık, aynı çevrede bulunma, bir kişiyi tanıma, onunla görüşme delil değildir; sizin de takdir edeceğiniz gibi Sayın Başkanım. Dedim ya Sayın Başkanım, benim hayatım boyunca tek örgütlülüğüm Cumhuriyet Halk Partisi örgütlülüğüdür.
Evet Sayın Başkanım; hiçbir somut, bireyselleştirilmiş, maddi delillerle desteklenmemiş, tamamıyla şüphe ve varsayım ile zorlama kanaatler ile oluşturulmuş bu iddianameden dolayı 11 aydır tek kişilik hücredeyim. İddianame çıkıp yargılama başlayıncaya kadar 9 ay tek başıma kalmıştım hücrede. Yare hasret, evlada hasret, ana babaya hasret, yoldaşa, kavgaya, mücadeleye hasret; teknikle sınandığımız 9 ay. Acıyı, kederi, özlemi, umudu, hasreti dolu dolu yaşadığımız; kör pencere, demir kapı, taş duvarlarla esaret dolu dolu 9 ay. Acıyı, hüsnü, özlemi, umudu dolu dolu 9 ay tek başımıza yaşadık Sayın Başkanım. Analar nice evlatlar doğurdu 9 ayda. 4 mevsim geçti. Ağaçlar tomurcuğa durdu, boy verdi. Canlandı yeniden doğa. Hele bahar ayında, hele masmavi gökyüzü, sapsarı güneşin gökte süzülen kuşların mevsiminde daha zordur mahpusluk. Ama yaşadık inadına; "Evlatlarımızın yaşayacağı güzel günlerin kefaretidir" dedik. Görevim ile ilgili olmayan bu delilsiz isnatlardan dolayı bırakın şafak operasyonu ile gözaltına alınmayı, soruşturma dahi açılması gerekmezken, bizler 12 yıldan 35 yıla kadar ceza talebiyle yargılanıyoruz Sayın Başkanım. "Suçu ispatlanana kadar herkes suçsuzdur" der kanun maddesi; ancak bizde durum tam tersi işledi. Masumiyet karinesi yok sayıldı. Suçsuzluğumuz ispat edilene kadar suçlu kabul edilip cezaevinde tutuluyoruz Sayın Başkanım. Aklıma şu soru geliyor: Belediye başkanlığını kaybetmiş birisi olsaydım, siyasi görevi olmayan birisi olsaydım bu iddianame yazılır mıydı? Bırakın suçu, en ufak bir suça şüphe dahi olmayan bu konularla ilgili ne soruşturma açılırdı ne dava açılırdı Sayın Başkanım. Böyle bir konuda şafak operasyonu yapılıp evlatlarımın gözü önünde, gözyaşları arasında gözaltına alınmaz, yargılanmaz, 11 ay cezaevinde kalmazdım. Dolayısıyla bu; Beyoğlu Belediyesi'ni kazanmış olmamızdan, 30 yıl sonra halkın belediyesi yapmış olmamızdan kaynaklı yazılmış bir iddianame, kesinlikle siyasi bir davadır. Oysaki iddianame siyasal aidiyete göre değil, somut fiil ve delillere göre yazılmalıydı. Siyaset adliye koridorlarında değil, sokakta, halka hizmette yarışmalıydı. Bu iddianame ile, bu esaret ile sadece biz mi cezalandırılıyoruz? Eşimiz, yavrularımız, ana babalarımız, bize oy veren seçmenlerimiz, Beyoğlu halkı cezalandırılıyor Sayın Başkanım. Ben sadece CHP seçmeninden değil, tüm partilerin seçmeni AK Partili, MHP'li komşularımdan da oy aldım. Kasımpaşa'da, Tophane'de yıllar sonra rekor oylar aldık. Yani burada sadece değil, sadece Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni değil, farklı siyasi görüşlerden Beyoğlu komşularımız da cezalandırılmakta.
Beyoğlu benim çocukluğumdur Sayın Başkanım. Beyoğlu gençliğim, eşimle bir ömre "Evet" dediğim, işimi aşımı kazandığım rızık kapım, benim sevdamdır Sayın Başkanım. Evlilik cüzdanımızda Beyoğlu'nun mührü vardır ve 22 yıl önce Taksim Gezi Parkı içinde olan Beyoğlu Evlendirme Salonu'nda düğünümüz olmuştur. Bursa'da, üniversitede okuduğum yıllarda 3 ayda bir İstanbul'a gelir, 54-R numaralı Taksim-Örnektepe hattına biner, Taksim Meydanı'nda inerdim. Meydandan Tünele kadar yürür; Beyoğlu'nun eşsiz güzelliğini, kalabalıkların telaşını, tarih silmiş binaları, pasajlarını, tramvayın zilini solurdum. O zaman hissederdim İstanbul'a döndüğümü, yuvama döndüğümü. O yaşlarda da şimdi olduğu gibi bağımlıydım Beyoğlu'na. Silivri'nden çıktığımda yine bineceğim 54-R'ye, yine ineceğim Taksim Meydanı'nda ve inadına yürüyeceğim aynı yolu; Beyoğlu'na, sevdama kavuşmak için. Bu salonda istisnasız sizlerin dahi herkesin ortak anıları, çocukluğu, gençliği, ayak izi Beyoğlu'nun sokaklarına, en çok da İstiklal Caddesi'ne sinmiştir diye düşünüyorum. Herkes Beyoğlu'nun en sevdiği haliyle kalmasını arzular, herkes Beyoğlu'nun değişmesine kahrolur ve kimse henüz Beyoğlu'nun en güzel halini görmemiştir Sayın Başkanım. Ancak benim için bu hiçbir zaman böyle olmadı. Çünkü ben Beyoğlu'nun en güzel halini sevmedim, ben Beyoğlu'nu en güzel haline getirme ihtimalimi sevdim. Belki bilirsiniz; Sait Faik hayatın anlamını, "İstiklal'de bir aşağı bir yukarı yürürken buldum" der. Belki ben de öyle bulmuşumdur hayallerimi, mücadeleme azmimi; İstiklal Caddesi'nde bir aşağı bir yukarı yürürken. Çünkü bilenler bilir Sayın Başkanım, tek bir Beyoğlu yoktur. Bir yanında ihtişamlı, ışıklarıyla, eğlencesiyle, vitrinleriyle, varlıklı, keyiflendiren bir Beyoğlu vardır. Bir yanında ise imkansızlıkların, yoksullukların, acıların ve kederlerin hüküm sürdüğü bir Beyoğlu vardır. İşçi, emekçi babalardan evlatlara işçi tulumlarının miras kaldığı bir Beyoğlu vardır. Ben birbirinden geceyle gündüz kadar ayrı olan Beyoğlu'nun iki yakasını da iyi bilirim; çünkü onun içine doğdum. İki Beyoğlu arasındaki ilişki, tutkulu ve geçimsiz iki aşığı andıran git-gellerle doludur. İkisi de birbirini beğenmez, ikisi de birbirini dinlemez ama biri olmadan diğeri de var olamaz. Ancak benim önceliğim daha çok ikinci Beyoğlu, yani görünmeyen Beyoğlu oldu; geçinilemeyen Beyoğlu oldu. Çünkü o Beyoğlu ihmal edilmişti, çünkü ikinci Beyoğlu'nun hakkı yenmişti. Ben de ikinci Beyoğlu'nda doğmuştum. İlkine haksızlık yapmadan ve ihmal etmeden ikincisini ayağa kaldırmanın peşine düştüm Sayın Başkanım.
Seçim kampanyam döneminde çok yakınımdaki arkadaşlar eleştirdi bunun için beni. "Hep hemşeri derneklerine gidiyorsun, hep yoksul mahallelerdesin, bu kafayla Cihangir'den oy alamazsın" diyen dostlar oldu. Ancak hiç kulak asmadım. Kapı kapı, sokak sokak, dükkan dükkan gezdim ve bana "Beyoğlu'nun dervişi" dediklerini duydum. Bugün bu tanımı bir gurur madalyası gibi taşıyorum omuzlarımda. Nitekim eleştirenler yanıldılar Sayın Başkanım. Ben Örnektepe'de yoksul komşuların olduğu, emekçi mahallesinde doğmuş, Beyoğlu Belediyesi'nden emekli bir babanın oğluyum. Bizler aslında bir kadere doğmuşuz. Konduların olduğu, hizmet görmeyen sokaklarda çocukluğu geçmiş, yoksullukla terbiye edilmiş sokakların çocukları; ama bir dilim ekmeği paylaşan komşulukların olduğu dönemin çocuklarıydık. Ömrüm Beyoğlu'nda geçti ve bugün maalesef Beyoğlu'nda resmim yasak, ismim yasak, sesim yasak Sayın Başkanım. Peki, halkın gönlünden, Beyoğlu komşularımın gönlünden nasıl söküp atacak, kalplerden nasıl sileceksiniz diye sormak isterim bu kararı verenlere. Geçen gün beni duygulandıran fotoğraflar geldi Sayın Başkanım. Beyoğlu evladına her zaman sahip çıkmıştır. Beyoğlu haklıdan yana her zaman durmuştur. Beyoğlu vefadır, mağdura sahip çıkmadır. Bir dönemler Beyoğlu'nun duvarlarına, bugün bugünkü Cumhurbaşkanımızın "Savunan Adam" lakabıyla duvar yazıları yazıldı cezaevinde olduğu günlerde. Bugün o duvarlarda ne yazıyor Sayın Başkanım? y'e özgürlük" yazıyor. Geçen gün beni duygulandıran fotoğraflar geldi. Beyoğlu'nun yoksul mahallelerinin, gecekondu duvarlarında yazılar vardı. Burada gösteremezsiniz diye almadık. y'e özgürlük" yazıyordu. Kondu duvarları bizim çocukluğumuzda yine özgürlük yazılarıyla doluydu. Her kondu duvarı bir toplumsal talebi dile getirirdi. Kondu duvarları halkın acısını, hasretini söyler; sevdasını, umudunu yazardı Sayın Başkanım. Ve aradan 35-40 sene geçmiş, o kondu duvarlarında yine özgürlük yazıyordu. İsim değişmişti ama maalesef ülkemde 35-40 yıldır özgürlük talebi değişmemişti. Bu fotoğrafları görünce ülkemin demokrasisi adına üzüldüğümü belirtmek isterim. Sene 94'tü Sayın Başkanım. Babam Beyoğlu Belediyesi'nden emekli olmuştu, yaşlı gözlerle eve geldi. 16 yaşında yemin etmiştim; "Beyoğlu'nu alacağım, babamın gözyaşlarını sileceğim" diye. Babam da çevresinde Cumhuriyet Halk Partili olarak bilinen birisi. Dolayısıyla belediyeyi kazanan parti onu rahat bırakmazdı. O nedenle zorunlu olarak emekli oldu ve haklı çıktı. Birçok amir, şef arkadaşı o dönem süpürgeci yapıldı, mobbinge maruz kaldı, işten atıldı. Biz ise 30 yıl sonra Beyoğlu'nu kazandığımızda bu yanlışı yapmadık Sayın Başkanım. Hala eski dönemin başkan yardımcılarından, müdürlerinden çalıştığım liyakatli insanlar vardı. Partizanlıkla değil, liyakat ile baktım olaya. Bir atama yaptım, Cumhuriyet Gazetesi'nden köşe yazarları beni eleştirdi. Başka bir atama yaptım, Yeni Şafak Gazetesi beni eleştirdi. Ama önemli olan, benim o arkadaşın çalışacağına olan inancım, dürüstlüğüne olan inancım, Beyoğlu sevgisine olan inancımdı Sayın Başkanım.
Tam 30 sene, 2024 yılında Beyoğlu Belediye Başkanı oldum. Ve yaşlı gözlerle terk ettiği babamla birlikte el ele girdim Beyoğlu Belediye binasından içeri. Çok şükür ki "Cumhuriyet var" dedim Sayın Başkanım. Beyoğlu Belediyesi'nden emekli bir işçinin oğlu, Beyoğlu Belediyesi'ne başkan olmuştu. Cumhuriyet'in fırsat eşitliğiyle, maaşıyla okuttuğu Beyoğlu'na, çocukluğunun geçtiği sokaklara hizmet etme imkanını veren tüm Beyoğlu komşularıma, 45 mahalleye bir kez de Silivri'den teşekkür ediyorum, var olsunlar diyorum. Beyoğlu halkının gönlünü kazanmıştım. Benim için önemli olan gönüllere girmekti. "Gönül almak için önce gönlünü vereceksin" demiş Hazreti Mevlana. Ben gönüllümü, kazandığım yıl olan 46 yaşındayken, 46 yıldır verdim Beyoğlu'na Sayın Başkanım ve gönülleri kazandım. Parti, siyaset, memleket, ırk, dil, din ayırmadan tüm komşularıma aynı nazarla baktım. Çünkü doğup büyüdüğüm Örnektepe'yi, her sokağını arşınladığım Kasımpaşa'yi, yoksulluğun kol gezdiği Hacıahmet'i, velhasıl Beyoğlu'nun görünmeyen yüzünden kaçmadım. Aksine Beyoğlu'nun o yüzüyle hemhal oldum, hemdert oldum. Mevlevihanesi ile, camileriyle, kiliseleriyle, havralarıyla, Bektaşi dergahlarıyla, her dilden duanın edildiği, her köşesinde başka bayramı kutlayan, duaların sesi birbirine karışan, manevi dünyası da maddi dünyası kadar zengin olan Beyoğlu. Evet Sayın Başkanım; seçimi kazandık, "Edep, kibri yendi" dedim. Ve kibir şeytanından uzak, kimisinin kardeşi, kimisinin evladı, çocukların abisi, amcası olarak çok çalıştım. 1,5 yıl sokak sokak bildiğim kadim ilçeme hizmet ettim. Genel Merkezimizin o dönem yaptığı anketlerde tüm Türkiye'de memnuniyeti en yüksek olan ilçe belediyesi, oyunu en çok arttıran ilçe belediyesi Beyoğlu Belediyesi olmuştu. Ve bu aşkla, birçok ilke imza attık Sayın Başkanım. Biz Beyoğlu'nda 30 yıl süren bir devri kapattık, partizanlığı bitirdik. Seçildiğim günden itibaren asla parti ayrımı yapmadım, kimsenin ideolojisine, inancına, yaşam tarzına bakmadım. Parti rozetimi çıkarıp Türk bayrağı rozetimi de komşularıma hizmet ettim. Beyoğlu'nun 45 mahallesi de eşit hizmet alsın diye gecemi gündüzüme kattım Sayın Başkanım. Evet, Beyoğlu'nun iki yakası bir araya gelsin diye çok çalıştık Beyoğlu'nda ve Türkiye'de ilklere imza attık Sayın Başkanım. Birkaç tane örnek vermek istiyorum: Gelecekte işçi, emekçi çocuğu olunca belediyeyi kazanır kazanmaz temizlik işleri garajında soluğu aldım Sayın Başkanım. İnsanlığımdan utandım; babamın çalıştığı yıllar gözümün önüne geldi. İşçiler, 300 tane işçi, 30 metrekare barakadan dönme bir yerde, yazın güneşin altında, kışın soğuğun altında tir tir titreyerek, orada onlarca ton, yüzlerce ton dökülen çöpün yanında yemeklerini yiyor; 30 kişi içeri sığıyor, 270 kişi orada asfaltın üstünde ayakta duruyordu. İnsanlığımdan utandım ve onlara o gün şu sözü verdim: "Eğer size burada güzel bir emekçi evi yapmazsam, o koltuklar, o makamlar bize haram olsun" dedim Sayın Başkanım.
Bir de bulunduğumuz makamdaki lükse, şatafata baktık, sonra işçilerin bulunduğu duruma baktım. Başkanlığa ait başkanlık konutuna gittim Sayın Başkanım, Sütlüce Mahallesi'nde. İçerisinde 300.000 liralık masaj koltuğu vardı; başkanların kendine masaj yaptığı koltuk vardı. Bir kez daha yetim hakkına girdim. Bir yanda işçi güneşin altında, kışın karın altında; biz burada bu koltukta masaj mı yapacağız? Dolayısıyla çok değil, 2 ay içerisinde o emekçi evini yaptım Sayın Başkanım. Herkesin gidip görmesini isterim. İçerisinde kütüphanesi, içerisinde tek tek bütün işçilerimize ait soyunma dolapları, çamaşırhanesi, kurutma makineleri, duşları, kafe bölümü, pinpon masaları olan ve başkanlık konutundaki o masaj koltuğunu da getirip işçi kardeşlerimin olduğu emekçi evine koydum. O masajı biz değil, o işçi kardeşlerim hak ediyordu çünkü. Ve o günden sonra, açılıştan sonra gönül rahatlığıyla makamıma gidip oturdum Sayın Başkanım. Yine 42 devlet okulumuzun tadilatlarını yaptırdık gelir gelmez Sayın Başkanım. Bizim görevimiz mi? Değil. Ancak ben de Beyoğlu'nda Örnektepe İlkokulu'nda okudum, devlet okuluydu. Dolayısıyla devlet okullarının bakımsızlığını o dönem biliyordum. Bizim çocuklarımız da özel okul standartlarında okumayı hak ediyordu. O nedenle 42 devlet okulunun boyasını yaptırıp kırık dökük banyolarının tadilatını yaptırdım Sayın Başkanım. Ve emekli evleri açtık. İlkini Kasımpaşa'da, yıllar sonra bizi bağrına basan Kasımpaşalı komşularımız için açtık. Bu projemiz de Türkiye'de ilkti ve sonrasında örnek olarak birçok belediye emekli evi açtı Sayın Başkanım. Kendi şahsi makam aracımı kullandım, belediyenin makam aracını kullanmadım Sayın Başkanım. Belediyenin makam aracı olan TOGG'u da engelli bireylerimizin hastane ulaşımı için engelli taksi yaparak onların hizmetine sundum. Yine tüm devlet okullarımıza ücretsiz su sebilleri taktık Sayın Başkanım. Öğrencilerimiz istediği an temiz içme suyuna ulaşabilmeliydi. Bu projemiz de tüm Türkiye'ye örnek oldu; İstanbul Valiliği ve birçok belediye, devlet okullarına örnek olarak su sebili projemizi de uyguladı. Her gün 2096 çocuğumuza beslenme çantası hazırladık. Sayın Murat Çalık burada mı? Sayın Çalık Başkanımın projesi. 2096 tane çocuk okula gittiğinde, maalesef beslenme zili çaldığında sınıfı terk ediyordu. Niye? Yanındaki arkadaşı beslenme çantası açarken o evladımız beslenmesi olmadığı için sınıfı terk ediyordu. 2096 tane çocuğumuza her gün evlerine beslenme çantasını bıraktık Sayın Başkanım. Logo yok, isim yok, rencide edilecek bir durum yok. Kutsal kitabımızda var; "Sağ elin verdiğini sol el görmesin" dedik ve 2096 çocuğumuz eğitim hayatı boyunca beslenmeyle yine buluştular.
Yine "Öğrenciye" projemiz de Beşiktaş'tan Rıza Başkanımın projesiydi. Artık İstanbul'a, üniversiteye çocuk okutmaya göndermek zor Sayın Başkanım; hele Anadolu'da işçiysen, memursan, köylüysen. Kalacak yer bulsan, evladının maalesef yemek masrafını karşılayamıyorsun. Buradan Beyoğlu esnaflarımıza huzurunuzda teşekkür ediyorum. 434 esnafımızla, Beyoğlu'ndaki 3000'e yakın üniversite öğrencisi arasında bir gönül köprüsü kurduk Sayın Başkanım. 3000 üniversite öğrencisi; her esnafın günlük 5 öğün, 7 öğün, 3 öğün, 10 öğün ücretsiz yemeğini kurduğumuz aplikasyona tıklayarak gidip ücretsiz bir şekilde Öğrenciye projesi kapsamında yedi. Bunu biz Beyoğlu Belediyesi olarak bir proje olarak hayata geçirseydik; günlük 3000 kişilik yemek, yıllık 150-200 milyon liralık bir projeyi, bir ihaleyi yapmamız gerekirdi. Biz bunu gönül köprüsü kurarak esnafımızla öğrencilerimiz arasında aplikasyonla sağlamış olduk. Yine Kefken Yaz Kampımız var Sayın Başkanım. Gittiğimde gördüm; deniz kenarına nazır, çok güzel bir başkanlık konutu vardı burada. "İşte Başkanım, burası sizin" dediler. Hemen düşünmeye başladık. Sayın Başkanım, evlenip de balayına gidemeyen bir sürü gencimiz vardı Beyoğlu'nda. "Bu tabelayı sökün" dedim. Bundan sonra burası, Beyoğlu'nda yeni evlenip de balayına gidemeyen genç çiftlerimizin balayı konutudur dedim ve birçok Beyoğlu'ndaki gencimiz şu an hala balayı konutu olarak o dönemin başkanlık konutunu kullanmakta. Yeni veterinerlik binası, kadın danışma merkezi, tam zamanlı kreşleri, yeni nesil aşevi, ücretsiz ring seferleri, öğrencilerin sınav harçlarını ödeyen yoksuldan yana sosyal belediyecilik uygulamaları ile Tophane'den Cihangir'e, Kasımpaşa'dan Hacıahmet'e, 45 mahallemize eşit hizmet götürdük. Çünkü Hacı Bektaş Efendimizden feyzalan bir anlayışla belediyecilik yaptık. Hani "Aslanlar ile ceylanlar kardeştir" ya pirin kucağında; biz de farklılıkları zenginlik kabul ettik; ayırmadan, kayırmadan, hakkaniyetle yönettik belediyemizi ve 218.000 komşumuza aynı nazarla baktık Sayın Başkanım. 14 Ağustos akşamı Keçeci Piri Mahallemizde, yine bir gecekondu bahçesinde, 50'ye yakın komşumla akşam çayı içip sorunlarını dinledim, notlarımı aldım ve gece 23:00 gibi yorgun argın evimize döndük. Ve sabah 06.00'da kapımız çalındı. Daha doğrusu, "Babamı da alırlar mı?" endişesiyle aylardır yatmayan, burada şu an beni dinleyen büyük kızım Elam, 05:50'de bağıra bağıra, elleri titreyerek, iki gözü iki çeşme geldi. "Baba, kapının önü polis dolu. Seni çok seviyorum baba" diyordu. Adeta aklı gidecek sandım Sayın Başkanım. "Sakin ol" dedim kızıma. Camdan baktım ve çocuklarıma "Sakin olun" dedim. Eşime, "Sen çocukları yana al, sakın korkmayın" dedim. Ben suçumu biliyordum; Beyoğlu'nu kazanmak olduğunu, insanca, hakça bir başkanlık yapmak olduğunu. 103 yıllık koca çınarımızın, CHP'nin bir neferi olarak suçumuzun da CHP neferi olmak olduğunun bilinci ve haklılığımızın verdiği güçle devletimizin polisine kapıyı açtım. İçeri buyur ettim, tereddüt etmedik, korkmadık. Vatan bizim için sadece makamlar değildir Sayın Başkanım. 7 bölge, 81 il gibi Silivri Zindanı da vatan toprağıydı, "Can sağ olsun" dedik.
"Yıkıldığın her an yok olmadığına şükret. Yüreğine güneş koy, yüreğine bulut koy, yüreğine yıldız koy, yüreğine sabır koy ve yola devam et" demiş Şems-i Tebrizi. Biz de heybemizde sabır, umut; hafızamızda direnen, bedel ödeyen ama biat etmeyen yol önderlerimizi düşünerek, onların duruşundan, azminden, mücadelesinden güç alarak dayandık bu zulüm günlerine ve yolumuza hücrede de olsa devam ettik Sayın Başkanım. Evet, gözaltına alındık. 4 gün uyuşturucu kokuları arasında nezarette kaldık. Biz oradan ayrıldık ancak orada görevli genç polis memurlarımız, 365 gün o uyuşturucu kokusu içerisinde hala çalışıyor. Allah yardımcıları olsun. Emniyetten adliyeye sevk edilirken, yine insan onuruna, demokratik hukuk devletine yakışmayan o "savaş esiri gibi sıraya dizme merasimi" için hazırlık yapılıyordu Sayın Başkanım. Ve ben bu sıraya girmeyeceğimi, direneceğimi, gerekirse beni zorla sürükleyerek götürebileceklerini söyledim. Arkadaşlar birkaç telefon görüşmesinden sonra beni tek başıma gruptan ayırarak adliyeye götürdüler. 43 arkadaşımın yanından geçerken –çünkü çoğu siyasi değildi– hepsinden özür diledim. Bu tavrı göstermem gerektiğini, bu sıraya girmemem gerektiğini söyleyerek hepsinden özür dileyerek yanlarından ayrıldım. Savcılık ve hakimlik ifadelerimi verdim ve 19 Ağustos'ta tutuklandım. Eniştem İsmail, özel kalemim Seyhan, şoförüm Deniz, parti gençliğinden beri yanımda olan Eren tutuklandı. Ablam da 4 gün nezarette kaldı Sayın Başkanım. Ablam hayatı boyunca ev hanımı olmuş, üzerinde bir şirket olmayan, şimdi de arkada sanıklar arasında olan birisidir. Ablama buradan "Hakkını helal et, 4 gün zulüm gördün, eziyet gördün, affet" diyorum. Seyhan, Eren, Deniz; 8 ay cezaevinde haksız ve hukuksuz şekilde boş yere yattınız. Çalışma arkadaşımız Akif de 4 gün boyunca emniyette gözaltında kaldı. Haklarınızı helal edin diyorum, helal edin diyorum. Yine buraların çilesini en çok bizlerden çok eşimiz ve evlatlarımız çekiyor Sayın Başkanım. Her gün yüzlerce kilometre yol gidip geliyorlar. Eşimden ve kızlarımdan haklarını helal etmelerini istiyorum. Evet, ben hazırdım bir siyasi yolculuğun yolcuları Sayın Başkanım. Devam ettiğimiz yol bizi cezaeviyle sınıyordu. Hayatımda her zaman Nemrut'un yaktığı ateşe bir damla su taşıyan karıncanın safında oldum. Bugün bizler bu bilinçle bedel ödemeye hazırdık; ancak arkadaşlarımız 8-9 ay haksız yere cezaevinde yattılar ve sizin verdiğiniz tahliye kararıyla özgürlüklerine kavuştular Sayın Başkanım. Devletine karşı askerlikten vergiye tüm borçlarını namus bilmiş, bir gün SGK vergi borcunu geç ödememiş, görevlerini her zaman kamucu bir anlayışla yapmış, kamu bütçesini tüyü bitmemiş yetim hakkı bilinciyle kullanmış; 2019-2023 yıllarında başında bulunduğum belediye şirketi Beltaş'ı vergi, SGK borcu olmayan ve kâra geçilerek kurumlar vergisi ödeyen bir noktaya getiren belediyecilik yaptım Sayın Başkanım. 4 yıl içerisinde Beltas'ı SGK ve vergi borcu olmayan, kurumlar vergisi ödeyen, kâra geçilen bir noktaya getirdim. Yine Beyoğlu Belediyesi'ni devraldığımızda, 1 yıllık gelirinin 1.5 katı kadar borçla devraldık Sayın Başkanım. Kısa zamanda tasarruf tedbirleri, gelir arttırıcı projeler ile 1 yıllık gelirinin 1 altta borcunu indirmiş bulunuyoruz.
Birkaç örnek vermek istiyorum: Yıllarca 22 dolardan pankart yaptırmışlar Sayın Başkanım Beyoğlu Belediyesi'ne. 100-200 değil, on binlerce pankart yapılmış; bayram kutlamaları, yeni yıl kutlamaları... Kaç paradan yapılmış bu pankartlar yıllarca? 22 dolardan yapılmış Sayın Başkanım, 22 dolar! Bir hafta durup çöpe gidiyor. Biz kaç paraya yaptık aynı pankartı? 2.5 dolara yaptık Sayın Başkanım. Eğer tersi olsaydı, o dönem 2.5 dolara yapılan bir işi biz bugün 22 dolara yapıyor olsaydık; iddianamede muhtemelen bir eylem olarak da o yer alacaktı. Yine duvar giydirme metrekarelerini, bir sürü duvar giydiriyorlar, resimlerini her yerde görüyoruz Sayın Başkanım. Duvar giydirme metrekaresini Beyoğlu'nda 11 dolardan yaptırdılar. Yıllarca 11 dolar, biz geldiğimizde aynı duvar giydirmelerini 1 dolara yaptırdık Sayın Başkanım metrekaresini. Dolayısıyla yine tersi olduğunu düşünsek, 1 dolara yaptırılan bir giydirmeyi biz 11 dolara yaptırmış olsaydık muhtemelen bir eylem daha eklenmiş olacaktı. Evet Sayın Başkanım, 1 yıldır tek kişilik hücredeyiz. "En büyük ibadet halka hizmettir" demiş Hacı Bektaş Efendimiz. Bizler 1 yıldır en büyük ibadet olan hizmetten alıkonulduk. 1 yıldır yârin yanağından, evlatlarımızın kokusundan, ana babamızın elini öpüp hayır duasını almaktan ve komşularımızın selamından alıkonulduk. Bir çilehane oldu hücre bize. Dışarıdan soğuktur ama içeriden yanarız, pişeriz. Halka ve Hakka hizmet yolunda olgunlaşıp tam oluruz. Eksiklerimiz ile fazlamız ile yüzleşir, birikimle yola devam ederiz Sayın Başkanım. Evet, hızlıca iddianamemi özetleyip savunmamı bitirmek istiyorum Sayın Başkanım. Başlık başlık, örgüte yardım konusunda detaylı açıklamaları yaptım Sayın Başkanım. Siyasi yakınlık, arkadaşlık, aynı çevrede bulunma, bir kişiyi tanıma, görüşme yeterli değildir. Yardım suçunda örgütün varlığını bilerek, isteyerek, örgüt amacına hizmet eden somut eylem gerekir, şahsileştirilmiş bir eylem gerekir. Savcılık makamı bu örgüte yardım iddiasını yazmış ancak tek bir somut belge koymamış, varlığını ispatlamamış; şimdi benden, varlığı ispatlanmamış bir durumun yokluğunu ispatlamam bekleniyor Sayın Başkanım. Ben örgüte yardımı, böyle bir örgüt olduğunu da kesin bir dille reddediyorum. Kamu zararına dolandırıcılık deniyor. Haklı olarak bunun altında örülü bir delil, ispat zinciri görmek isterim; ancak bu iddianamede somut, bireyselleştirilmiş tek bir delil yok Sayın Başkanım, az önce detayları verdim. Yine var olduğu ispatlanmamış bu iddianın benden yok olduğunu ispatlamam bekleniyor. Sanırım heyetinizden 4000 sayfalık bu büyük anlatıdan benim için çıkarımlar yapmanız beklenmekte, toplulaştırma usulü ile karar vermeniz beklenmekte, delilsizlik ve ispatsızlığın bu şekilde telafi edilmesi beklenmektedir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. Gizli ortaklık; kamu zararına dolandırıcılık eylemine bir şirketin gizli ortağı olarak iştirak ettiğim iddia edilmektedir. Az önce detay verdiğim gibi en ufak bir delil, somut bir belge, bir para hareketi, bir mail, bunu ifade eden somut bir ifade yok Sayın Başkanım. Arkadaşlık, partililik üzerinden sadece zorlama bir kanaat vardır.
Yine deliller olarak ifadeler kısmına geliyorum. Rauf Cem Istranca'nın ifadesine az önce değindim. Gizli ortağı olduğum iddia edilen 3K şirketinin tek ortağı ve yetkilisi olan Rauf Cem Istranca, detaylı ifade vermiş Sayın Başkanım. Etkin pişmanlık ifadesi vermiş ve bahse konu eylemlerin, bahse konu gizli ortaklığa dair en ufak bir cümlesi dahi yoktur. Yine 'ün, 3K şirketinin çalışanı gerek huzurdaki savunmasında gerekse tarafımızca yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda, yine eylem 70-72, 117'ye dair örgüte yardıma dair ve gizli ortaklığa dair tüm anlatımların doğru olmadığını kesin bir dille ifade etmiştir. Sayın verdiği ifadeler ile aslında tutukluluğuma sebep olan kişi olarak kamuoyunda biliniyor, sonradan ifadelerini geri çekti kendisi. Huzurdaki savunmasında da söylediklerinin hiçbirinin doğru olmadığını ikrar etmiştir, az önce de detayları vermiştik Sayın Başkanım. Yine HTS ve baz kayıtlarına hızlıca değinecek olursak; şirket sahibi Rauf Cem, yani gizli ortağı olduğum iddia edilen 3K şirketinin tek yetkilisi ile hiçbir zaman telefon görüşmesi yapmamışım, tekrar takdirinize sunuyorum. Serkan'la 6 yılda 200 görüşmemiz var. Sizlerin de üniversite arkadaşları vardır, sizlerin de hemşerileri vardır, sizlerin de sosyal çevreleri vardır. Dolayısıyla 6 yılda 200, her yapılan 200 görüşme bir ortaklığa, bir gizli ortaklığa delil olursa muhtemelen sokaklar birbiriyle gizli ortak olan insanlarla dolacaktır diye düşünüyorum. Yine baz kaydına değindim. Rauf Cem, Serkan ve benim adreslerimi verdim. Hepimizin hayatı Levent, Akatlar, Etiler ya da o güzergahta geçmekte. Dolayısıyla bu fiziksel bir birlikteliğin değil, coğrafi zorunluluk gereği aynı kentsel baz istasyonlarına bağlanma durumudur. Bu şartlarda bu kadar çok baz vermek, hayatın olağan akışının gereğidir Sayın Başkanım. Gözaltına alınmadan 1 hafta önce tüm banka hareketlerim savcılık tarafından MASAK'tan 1 hafta önce alınmış, incelenmiş, iddianameye konu olacak şüpheli bir hesap hareketi tespit edilememiştir. Yani 11 aydır tutuk incelemesinde aleyhime delil olarak sunulan MASAK raporunun aslında benim lehime bir delil olduğu anlaşılmaktadır. Eylem 70, 72, 117'ye dair ifademi az önce görsel şekildeki tabloyu bir daha açabilir miyiz görseli, görsel 8'i? Evet, eylem 70, 72, 117'ye temel teşkil edecek en ufak bir talimatımız, imzamız, randevu aracılık, MASAK menfaat ilişkisi raporu, hileli hareket, hiçbir şey olmadığını göstermiştim. Tekrar bilginize arz etmek istiyorum Sayın Başkan.
Evet, sonuç kısmına geldim. Sayın Başkanım, benim hakkımdaki suçlamalar hukuki olarak 3 ayak üzerine kurulmuş görünmektedir. Birincisi, 3K şirketinin gizli ortağı olmak. İkincisi, bu gizli ortaklık nedeniyle 3K şirketine İBB ihalelerini almalarında sözde hileli hareketlerle yardımcı olmak ve bu suretle 3K şirketinin ihale ve ecrimisil yoluyla yaptığı kiralamalardan menfaat elde etmek, 3K ve dolayısıyla gizli ortak olarak kamu zararına ancak kendi yararına menfaat elde etmek. Üçüncüsü, 3K şirketinin aldığı sınırlı sayıdaki İBB ihalesi ve ecrimisil yoluyla kiralamadan şirket ortağı olarak elde ettiği kazanç ile suç örgütüne yardım etmek. Burada şunu söyleyeyim Sayın Başkanım; İBB ihalesi ve ecrimisilini 3K alsın diye gözünü karartıp İBB bürokratlarına ricada bulunacak bir belediye başkanı, herhalde önce kendi ilçesindeki reklam panolarını buraya verdirtmesi en doğal olanıdır. Ancak tekrar altını çizmek isterim; reklam panoları 1.5 yıl boyunca, belediye başkanlığım boyunca ne kiralama ne ecrimisil yoluyla verilmemiş, kamusal hizmetler için kullanılmıştır. Bu 3 iddianın hiçbirisi zaman, yer bilgisiyle somutlaştırılmamış ve somut, güvenilir delillerle desteklenmemişti. Bu nedenle dosyada hakkımda kurulmaya çalışılan yapı hukuki değil, varsayımsaldır. Aristo'nun bir lafı var: "Görünmeyeni anlamak için görünene bakmak gerekir." demiş Sayın Başkanım, görünmeyeni anlamak için görünene bakmak gerekir. Ben bunu şöyle yorumladım: Suçsuzluğu anlamak için suça bakmak gerekir. Suçun unsurlarına, oluşması için gerekli şartlara bakarsak eğer, suçsuzluğumuzun anlaşılacağına, suçsuzluğun hakikati bir güneş gibi parlayacağına inanıyorum. Sayın Başkanım, ben bugün burada şunları söylüyorum: Bana bir belge gösterin, açıklayayım. Bana bir para hareketi gösterin, izah edeyim. Bana bir mesaj gösterin, cevap vereyim. Bana bir talimat gösterin, açıklayayım. Bana bir imza gösterin, hukuki karşılığını konuşalım. Ama dosyada bunların hiçbiri maalesef yok. Ben delille değil, kanaatle suçlanıyorum. Ben somut fiille değil, siyasi ve sosyal ilişkilerimle suçlanıyorum. Ben yaptığım bir işlemle değil, tanıdığım insanlar üzerinden yargılanıyorum. Tüm bunları reddediyorum Sayın Başkanım. Hz. Ali Efendimiz der ki: "İyi insanı secdelerden değil, doğru sözünden ve emanete ihanet etmemesinden tanıyın." Benim en büyük gayem hayatta iyi insan olmaktı Sayın Başkanım. Bugün buradaysam bu gayemde sebat etmişimdir. Çünkü maalesef bugün burada iyiliğin yargılandığını düşünüyorum. Çünkü benim gayemden ve sebatımdan en ufak bir şüpheniz olmasın ve en ufak bir suç işlemediğimi biliyorum. Ailem biliyor, yol arkadaşlarım biliyor, Beyoğlu biliyor, vicdanlar biliyor Sayın Başkanım. Beyoğlu'ndaki tüm komşularım benim suçsuzluğuma inanıyor, " suçsuzdur." diyor. Halkın kanaati, kararı bu yöndedir. Yargı da halkın vicdanı olduğuna göre, kararı açıklarken "Türk milleti adına" diyorsa, Türk milletinin vicdanına, ruhuna, sesine uygun bir karar verecektir diye düşünüyorum.
Belediye başkanlığım boyunca öncelikle bir Beyoğlu'nda yaşayan yaşlılara, yarınından tedirgin gençlere, Beyoğlu'nun belalı sokaklarının bıçkın delikanlılarına, çaresizliğine iç çeken annelere, küçük evlerde büyük hayaller kuranlara dokundum. Ağlayanları güldürmeye, döküleni doldurmaya, darda olana derman olmaya çalıştım. Bunun için derviş misali ev ev, sokak sokak gezdim Sayın Başkanım. Bu nedenle kimleri, neden ve nasıl rahatsız ettiğimi çok iyi biliyorum Sayın Başkanım. Şimdi Maide Suresi 8. ayeti okumak istiyorum Başkanım, her gün okuduğum: "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." Gerçekten her gün okuduğum, okumak yetmez, herkesin onlarca kez okuması gereken, sadece okumak yetmez, hepimizin idrak etmesi ve nasiplenmesi gereken bir ayet olarak çok hoşuma gittiği için paylaşmak istedim. Evet Sayın Başkanım, bu iddianameden dolayı 11 aydır zulüm yaşadım, yaşıyorum ve aydınlık güzel günlerin kefareti olarak yaşadık diyorum. Bir an "of" demedik Sayın Başkanım. Ancak artık memleket "of" diyor Sayın Başkanım. Demokrasi "of" diyor, eşitlik "of" diyor, adalet "of" diyor. Gelecek umudu kalmayan gençler "of" diyor. İşçiler, işverenler, ekonomi "of" tıyor. Güçlenmesi gereken işçi sınıfı "of" diyor ve artık memleketin, kadınların, gençlerin, çocukların, siyasetin, hepimizin yürekten bir günaydına ihtiyacı var. Günaydın demek, umutla yeni bir güne başlamak demektir. Günaydın demek, huzur demektir. Günaydın demek, aydınlık demektir. Günaydın demek, yenilenme demektir. Ve sizin adaletle vereceğiniz bu mahkemedeki karar, memleket için yepyeni bir günaydın olacaktır. O nedenle herkese günaydın diyerek savunmamı bitiriyorum Sayın Başkanım. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
