Savunma

Melih Geçek Savunması

Kendi savunması·Melih Geçek·8 Nisan 2026 · Kaynak

Hakkımdaki 13 ve 16 nolu eylemler kapsamında suçlamalarla ilgili olarak avukatımın bir sorusu olacak, bizim anlamadığımız bir konu var.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Başkanım, aslında ben geçen gün de söylemiştim bunu. Siz de görmüşsünüzdür. 220/5’ten sevk var müvekkilim için. Ancak müvekkilin iddianamenin son sayfasında, “özel vasfa haiz üye” olarak TCK 220/2'den…

Erdal Celal Aksoy / Melih Geçek Müdafii

O sayı kısmında sadece sizin müvekkiliniz için değil; için, için ve bütün özel yönetici isnat olmamasına rağmen, 220/2’den sevk var. Farkındayız.

Yani o zaman ben direkt ona yönlendireceğim… 220/5 demek, “bir şey yapmasan da yöneticisin” demek, 220/2 “yaptın” demek. Yani müvekkil 220/2’den, “yaptın”dan sorumlu anladığım kadarıyla….

Erdal Celal Aksoy / Melih Geçek Müdafii

Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün işlemediğim bir suç sebebiyle karşınızda bulunuyorum ve bundan büyük üzüntü duyuyorum. Böyle bir suçlamayla yargılandığım için şaşkınlık yaşıyorum. Nisan ayında tutuklandıktan sonra, kendimi açıklama fırsatını ilk kez buluyorum. Başkanım, kollukta ve savcılıkta yaşananlar maalesef olayların başladığı noktadır, ben de oradan başlayacağım. 26 Nisan’da gözaltına alındığımızda akşam saati olmuştu. Sağlık kontrolüne gidileceği sırada hazırlanırken, ilk önce benim adım söylendi: " hazır mısın?" Ben “hazırım” dedim, hatta şahidim de var; o sırada kameralar da kayıttaydı. Polislerin elinde plastik kelepçe vardı. Biri diğerine "Ne yapıyorsun?" dedi, diğeri "Görüntü vereceğiz, takmayacağız" diye yanıt verdi. Araçlara bindirildik. Yoldayken polis memurlarından biri birini arayıp, "Vatan aşağısını getiriyoruz, görüntü alacakmışsın, orada mısın?" dedi. Karşıdaki kişi henüz geçmediğini söyleyince, "Neyse, biz araçla bekleriz" dediler. Bayrampaşa Devlet Hastanesine götürüldüm. Bir süre araç içinde bekletildikten sonra tek başıma içeri alındım. O gazeteci şahıs kimse artık, ben içeri girerken çekim yaptı. Polis memuruna, bu muamelenin emniyetin bir prosedürü olup olmadığını sordum; kendisi de bunu amirlerinin bildiğini söyledi. Biz iki kişi bu muameleyi gördük; diğer 48 arkadaşım ise otobüslerle normal şekilde getirildi. Devam eden günlerde biz de diğerlerine katıldık ama başlangıçta bize böyle özel bir muamele yapıldı. Gözaltının 3. günü ifade verdik. Sayın Savcı kapıdan girdiğinde, benim üzerime çok iyi çalıştığını; kamuda benim gibi yetkin adamların karar vermek için kullanıldığını, diğer insanların ise o koltuklarda sadece imza atmak için oturduğunu söyledi. Bütün sorular da bu yöndeydi. Biraz sonra burada o soruların nasıl yöneltildiğine dair bir mizansen yapacağım. "Amerika’da bulunmuşsunuz, bu hibe karşılığında neleri sattınız? Bu Amerikan firmalarını neden bu kadar kullanıyorsunuz?" gibi sorularla karşılaştık. Oysa bu soruların hiçbiri benim görev alanım veya yaptığım işle ilgili değildi. Sonuç zaten belliydi; tutuklandık. Burada daha 1 ayım dolmadan, bir sabah "Hazırlan, 5 dakikaya gidiyorsun" dediler ve Kocaeli’ye nakledildim. Bunu da ilk defa burada anlatabiliyorum. Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında, Beylikdüzü döneminden beri Sayın ile beraber olduğum ifade edildi. Kendisine refakat etmekten gurur duyuyorum. Birden fazla belediye iştirakinde üst düzey yöneticilik yaptım. Sevk yazısında bir huzursuzluk olduğu söylendi ama buna dair bir delil gösterilmedi. Ayrıca savcılık; kişisel verileri yaymak ve örgüt üyesi olmakla beni suçladı; sonuç kısmında ise sadece örgüt üyeliğinden tutuklanmam istendi. Sulh Ceza Hakimliği ise beni, daha önce hiç sorulmayan rüşvet alma suçundan ve örgüt üyeliğinden tutukladı. Gelinen aşamada hakkımda rüşvet almaktan dava açılmadığı gibi bu konuda hiç ifadem de alınmadı. Buna karşın, bana sorulmaya tenezzül bile edilmeyen "suç gelirini gizlemek" suçundan dava açıldı. Yaşamış olduğum bu fikri karmaşayı dikkatinize sunuyor; Türk hukuk sisteminin özensizliği ve geldiği mevcut durumla ilgili üzüntümü paylaşıyor ve savunmama başlıyorum.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Savunmama geçmeden önce ifade etmek isterim ki; hakkımdaki tüm asılsız suçlamaları reddediyorum. Kendimce zor bir savunma yapacağım. Yıllardır birçok konferansta konuşmacılık yaptım, genelde metinlere sadık kalmam ama burada ne olduğumu değil, özellikle "ne olmadığımı" anlatmam gerekiyor. Çünkü ben, bir sıfır ifadesiyle tutuklandım. Hakkımda hiçbir somut veri yokken, daha sonra çalışma arkadaşım olan birinin etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerle, olmadığım biri gibi yansıtıldım. Her şeyin kararını veren, süreci yöneten kişi olduğum iddia edildi. Bu yüzden söze en başta kim olduğumu anlatarak başlamak istiyorum: kimdir? 2003 yılında Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Kontrol Öğretmenliği (İngilizce) bölümünden mezun oldum. Ardından Anadolu Üniversitesi’nde Bilişim Yönetimi okudum ve yüksek lisans yaptım. Bizim meslekte 23 yıldır okuyorum; teknoloji her gün değişiyor ve kendinizi güncel tutmanız gerekiyor. Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden eğitimler aldım, sınavlarına girdim. İkisi mühendislik seviyesinde olmak üzere iki yüzden fazla sertifikam mevcuttur. 2000 yılında henüz üniversite öğrencisiyken bilişim danışmanlığı yapmaya başladım. 2005-2009 yılları arasında Türkiye’de 60 kamu kurumunda dijital dönüşüm projelerinde görev aldım. 2009 yılında "Focus Bilişim" adlı şirketimi kurdum (İddianamede 2011 yazılmış ancak doğrusu 2009’dur). Tutuklanmam nedeniyle şirketimi tasfiye etmek zorunda kaldım; pek çok müşterimi kaybettim. Ayrıca bu suçlamalar nedeniyle çalıştığımız şirketler anlaşmalarımızı feshetti. 2008 yılında evlilik nedeniyle Beylikdüzü’ne taşındım. Eşimin ailesi dışında orada kimseyi tanımıyordum. O dönem hizmet verdiğim bir şirkette çalışan ve komşum olan Gökhan Aydın ile arkadaşlığımız başladı. 2010 yılında siyasete girmeyi tartışıyorduk. Gökhan bana CHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı'nın ilçede bir Volkan Konak konseri düzenlediğini, ilçe başkanının kendisini orada tanıttığını ve iletişim bilgilerini paylaştığını söyledi. Randevu alıp "Tanışmaya gidiyoruz" dedi. Sayın Başkan, ben ile 2011 yılının başında tanıştım. Kendimizi anlattık, "Nasıl yardımcı olabiliriz?" dedik. Kendisi de gençlerin, kendi işini ve ailesini kurmuş, örnek olacak büyüklere ihtiyacı olduğunu söyledi. Biz de bunu değerlendirip partiye üye olduk. Yaklaşık bir yıl sonra 30 yaşını doldurduğum için gençlik kollarındaki görevim sona erdi. Tabii ben sadece gençlik kollarında kalmadım; girişimci bir ruha sahip olduğum için Beylikdüzü özelinde bilişim çalışmaları yapıyordum.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

O dönem kızım da olduğu için tekrar aktif görev almak istemiyordum ancak çok fazla seçim süreci yaşanıyordu; referandumlar ve genel seçimler vardı. Beylikdüzü'nde bilgisayar sistemlerini kurduk; Cumhuriyet Halk Partisi'nin sistemine seçim sonuçlarının girilmesi konusunda ciddi çalışmalar yaptık. Beylikdüzü olarak her seçimde bu sonuçları en hızlı giren ilçe seçiliyorduk. Genel Başkanımız arayıp bizi tebrik ediyordu. Bu sayede hem İl Başkanlığında hem de Genel Merkezde tanınan bir isim haline geldim. Şunu da belirtmek isterim ki; Sayın ile telefon veya mesaj üzerinden görüştüğümüz tek süreç seçim geceleridir. Kendisine raporlar sunar, sonuçları iletir ve değerlendiririz. Aradan iki üç yıl geçip kızım biraz büyüyünce tekrar ilçe kongresinde aday olduk ve Bilişimden Sorumlu İlçe Başkan Yardımcısı olarak seçildim. İBB’de görev alana kadar da bu görevimi sürdürdüm. Daha sonra partideki yöneticilik görevimden istifa ettim. Benim yönetici olduğum o süreçte da adaylık için ilçe başkanlığından istifa etmişti. Yani kendisi o dönemde benim ilçe başkanım değildi. Önceki seçim çalışmalarındaki başarılarım sebebiyle, 2019 yerel seçimlerinde Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) bilişim sorumlusu olarak görev yaptım. Sanayi Mahallesi’nde bulunan SKM’nin bütün bilişim işlerinden ben sorumluydum. 2018 yılının sonunda kurulan bir seçim ofisimiz vardı. Yiğit Oğuz Duman beni orada birileriyle tanıştırdı. Kasım 2018'de tanıştırılırken benim için "Müstakbel Bilgi İşlem Daire Başkanı adayımızdır" denildi. Ertesi gün de daha sonra Bilgi İşlem Daire Başkanlığı personeli olan Erol Özgüner ile tanıştım. Sayın Başkan, bunları niye anlatıyorum? Çünkü Erol Özgüner etkin pişmanlık ifadesinde; benim, onun yaptığı işi denetlemek için geldiğimi söylüyor. Bu külliyen yalandır. Kendisi henüz seçim döneminde Bilgi İşlem Daire Başkanı adayı olarak belirlendiğinde, ben zaten kendi ekibimi kurmaya başlamıştım. İddiaları tek tek çürüterek gideceğim çünkü başka yolu yok. Ayrıca işe alım süreçlerinde veya teknolojilerin belirlenmesinde bazı ön görüşmelerde bulunmam gayet doğaldır. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum ama bu benim görevimdi. 31 Mart 2019 seçimini kazandıktan sonra; ben, Erol Özgüner, , ve Yiğit Oğuz Duman "Başkan Danışmanı" olarak atandık. Ancak seçim iptal edilince bu görev düştü ve ben tekrar Seçim Koordinasyon Merkezi’ne döndüm. İlk seçimden sonra ve İBB’de başkan danışmanları olarak atandı. Erol Özgüner de bilgi işlem daire başkanı olarak atandı. Bana, 'Seni daha sonra değerlendireceğiz' dediler. İlk seçimden sonra başkan danışmanı olarak atananlar arasında başkan danışmanı olarak atanmayan tek kişi benim. 15 gün geçtikten sonra Yiğit Oğuz Duman beni Saraçhane’ye davet etti, İSBAK’ta danışman olacağımı söyledi. Bu noktada belirtmek isterim ki başkan danışmanı pozisyonuyla iştirak şirketindeki danışman pozisyonu arasında ciddi bir seviye farkı var. Bu süreçte Erol Özgüner, Yiğit Oğuz Duman, ve ben, özellikle 17 gün İBB’yi bir tecrübe etme fırsatımız oldu. Orada gördüğümüz eksikler vardı. Özellikle koordinasyon yönünde İBB yönetiminde çok ciddi sorunlar vardı. Erol’un önerisiyle, Erol’un İBB’yi, benimse diğer iştirakleri koordine ederek burada bir teknoloji yönetimini sadece teknolojik açıdan verimli bir çalışma metoduyla koordine edebileceğimizi anlattı. Bu toplantıda teknoloji masası fikri doğdu. Bunları anlatmamın bütün sebebi teknoloji masasına gelmek. Tamamen teknoloji konuşulan ve ortak akıl üretilen ayda bir toplanacak masa kurulması fikri benimsendi. bu masanın oluşturulmasını idari bir karar almamak şartıyla kabul etti. Diğer bir ifadeyle bu masa sadece danışman masası olup icrai bir yetkisi de yoktu. Bahsi geçen masada İBB’yi temsilen sadece Erol Özgüner, benim koordinasyondan sorumlu olduğum bütün birimler kendilerini temsil ediyor. Yani aslında beni bir sekretarya gibi düşünebilirsiniz orada. Masanın başkanı olduğum iddiaları asla doğru değildir. Tekrar etmem gerekirse koca İBB’yi temsilen Erol Özgüner, bense benim koordine ettiğim bütün birimlerse kendilerini temsil ediyorlar. Böyle bir durumda ben nasıl bu masanın başkanı olabilirim? Ayrıca diyelim ki başkanıyım, sadece teknolojiyi yöneten bir teknoloji konuşulan bir masanın kime ne zararı olabilir ki baş şart olarak da idari karar almamak var. Bugün Elif İpek Atayman yok, kendisi de ilk toplantılarımıza davetliydi. Geldi ve ikinci toplantıda yanılmıyorsam, 'Ya çocuklar' dedi, 'Siz çok güzel burada anlatıyorsunuz ama ben sizin konuştuğunuz dilden anlamıyorum. Müsaadenizi istiyorum, bundan sonraki toplantılara katılamayacağım çünkü ben sizin ne anlattığınızı anlamıyorum' dedi. Ama başka bir genel müdür arkadaşımız da, 'Ben bu hikayeden çok heyecanlandım, teknolojiyi çok seviyorum, ben de gelmek istiyorum' dedi. Yani böyle idari aman ne kararlar verilen, her şeyi onaylayan böyle bir masa yok. Böyle bir yetki de yok. Sadece herkesin teknolojik olarak bilgilerini paylaştığı bir masa.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

İBB’yi teknolojik olarak nasıl daha ileriye götürebiliriz bunu tartışıyorduk. O günlerde İSBAK genel müdürü istifa edince beni aradı, 'Yeni birisi bulunana kadar beni genel müdürlüğe vekalet et' dedi. Üç hafta sonra yeni adaylarla görüşüldüğünü öğrendim. Saraçhane’ye giderek Yiğit Oğuz Duman ve ’a, 'Ben bu göreve talibim' dedim. 'O zaman seni de görüşmelere çağıralım' dediler. Ama görüşmeye bile davet edilmedim. Başka birisi de genel müdür olarak atandı, ben kendisiyle çalışmaya devam ettim. Erol Özgüner’in iddia ettiği gibi icra kurullarına katılan, bütün kararları alan bir pozisyonda olsam neden genel müdür olmak isteyeyim? İddia edildiği gibi bir örgüt olsa, ben de bu örgütün özel vasıflı üyesi olsam genel müdür adayı bile neden yapılmadım? Bakın dikkatinizi çekiyorum ben aday bile yapılmadım. Seçim sonrası Erol Özgüner ile makamında yüzlerce kez hayırlı olsun ziyaretlerine gelindi. Erol Özgüner’in beni davet etmesiyle bu ziyaretlere ben de katıldım. Ve bunların tamamı Erol Özgüner’in odasında yapıldı. Diğer bir ifadeyle, biliyorsunuz bunu niye anlatıyorum, kamuda toplantılar makam sahibinin ofisinde yapılır. Ben Erol'un üstüysem, Erol benim üstümse, ki ben kendisinden 'Ben senin üstünüm, sen benim üstümsün' diye bu dönemde bir tavır görmedim. O maalesef tutuklandıktan sonra çıktı bunlar. Ama İBB dosyasında maalesef “iftira at kurtul” diye bir moda var. Bunu herkes biliyor. Nitekim Erol Özgüner de kendi tahliyesinin yolunu beni suçlamakta seçti. Yoksa 14 Mayıs 2025 günü neden iki kez ifade versin? Ve ikisinde de farklı konuşsun. Ben bu ifadelerin hangisine inanacağım, siz hangisine inanacaksınız? Biz, Erol Özgüner ile seçimden sonra ilk altı ay her gün birlikte mesai yapan, devasa İBB yapısını tanımaya çalışan ve birbirine destek olan iki iş arkadaşıydık. Ayrıca daha sonra ileride anlatacağım gibi ben 2024 ekim ayında İSTELKOM’a geçtim genel müdür olarak. Kendisi de teknoloji grup başkanı oldu ve benim amirim oldu. Aramızdaki alt-üst ilişkisi 2024 kasım ayından sonradır. O benim amirim olmuştur.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Bu arada İSTELKOM 180 kişilik kadrosuyla İBB’nin teknoloji şirketleri arasında en küçüğüdür. Bunu da belirtmek isterim. Ben madem özel vasıflı üyeyim, madem her yerde bütün kararları ben veriyorum, o halde neden İBB’nin teknoloji alanındaki en küçük şirketinin genel müdürüyüm? 2019’un sonlarına doğru birkaç çalışma arkadaşımdan Erol Özgüner ile aramızın nasıl olduğuna dair sorular duymaya başladım. Ben de abi kardeş gibiyiz diyordum, kendisi benden 10 yaş büyüktür. Ancak bir arkadaşım beni uyardı, Erol’un beni şikayet ettiğini, beni yetersiz bulduğunu... Bu tip uyarılar aldım. Neyse araya pandemi girdi, pandemide zaten genelde uzaktan çalışma oldu, bazen ofise falan gittik. 2021 temmuz ayında Filiz Doğan, ki çok kendisi yetkin bir teknoloji yöneticisidir, teknolojiden sorumlu başkan danışmanı olarak göreve geldi. Ben özel vasıflı üyeyim ama Filiz Doğan’ın göreve geldiğini bütün personele atılan maillerden öğrendim. 2022'nin başında ise o dönemin İSTTELKOM Genel Müdürü Nihat Narin, BELBİM Genel Müdürlüğüne ve Teknoloji Grup Koordinatörlüğüne geçti. Bu atamayı takip eden ilk teknoloji masasına da katıldı. Bundan sonra masayı Nihat Narin ve Erol Özgüner yönetecekti. Masada ilk defa yöneticilik konuşuldu, bu da rahatsızlık yarattı. Daha önce ifade ettiğim gibi masa sadece teknoloji yönlü gelişmeler ve fikirlerin tartışıldığı bir masaydı. Söz konusu toplantıda benim koordinasyon görevim de sonlanmış oldu. Yani 2022'nin başında benim bir koordinasyon görevim de kalmadı. Teknoloji masasının sadece bir üyesi olarak devam ettim. Ben, bahsi geçen bu toplantıdan sonra teknoloji masası toplantıları hariç, hiçbir toplantıya davet edilmedim.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Hazır söz davet edilmemekten bahsetmişken geçmişte, ileride anlatacağım İstanbul Senin ile ilgili olarak şunun altını çizerek belirtmek istiyorum: Ben burada İstanbul Senin ve İBB Hanem uygulamaları ile ilgili ne idüğü belirsiz bir adam, yani diye o adamın talimatlarıyla bütün bu koordinasyonu yapmakla suçlanıyorum. Ve İstanbul Senin'in bütün sorumluluğu bana kötü bir şeymiş gibi, (İstanbul Senin, İstanbul için çok faydalı bir uygulamadır) kötü bir şeymiş gibi anlatılıyor. Ama ben İstanbul Senin'in lansmanına, Bilgi İşlem Daire Başkanlığı tarafından davet edilmedim. Beni son gün (o dönemin UGETAM Genel Müdürü) ve KOBİL'in sahibi davet etti. Erol ile husumet düşmanlığımız 4,5 yıl kadar sürdü. Ancak belirtmek isterim ki bunun kaynağı ve sebebi de ben değilim. Ben, bizzat bir kardeş gibi davranırken, arkamdan kuyu kazılıyor. Bana karşı sebebini bilmediğim şekilde husumet besleyen Erol Özgüner'in gerçeğe aykırı ifadeleri yüzünden buradayım. O kendisini dev aynasında dev olarak gördü, beni suçlamayı tercih etti. Kendisinin akıl almaz iddiaları yüzünden özel vasfa haiz üye olarak gösteriliyorum. 2024 seçim gecesi Erol Özgüner, İl Başkanlığı'ndaydı. Sayın Başkan burada dikkatinizi çekmek istiyorum: Benim İl Başkanlığı'nda olmamdan dolayı, burada birçok arkadaşım benden, İl Başkanlığı'nda baz vermiş gibi ve bu da bir suçmuş gibi iddianamenin son satırında yazıyor. Ama Erol'un o gece orada olduğu, baz verdiği nedense iddianamede yok. Ne burada bir suç olduğunu düşünüyorum ne de orada. Bütün gece odada beraberdik. Aramız açık olduğu için de fazlaca konuşmadık. Bütün olay seçim sabahı değişti. Çok büyük bir başarıyla bütün ilçeler kazanılmıştı. Erol bana gelip "Ben artık Bilgi İşlem Daire Başkanı olmak istemiyorum" dedi. "Ben Başkan'ın masasında olmak istiyorum ve siyasete girmek istiyorum" dedi. Burada "Başkan masası"ndan kasıt Genel Sekreter Yardımcılığı ya da Grup Başkanlığıdır. "Şu benim katıldığımı iddia ettiğin İcra Kurullarına onlar katılır" dedi. Ben ise Erol'a "Ben kendi işime geri döneceğim" dedim. Erol, "Bizden sonra gelenler Belediye Başkanı oldu, ben yerimde kaldım" dedi. Ben "Senin ki iyi, ben danışman olarak geldim, hiçbir şey olmadan devam ediyorum" dedim. Özel vasfa haiz üye olmam iddiasıyla yargılanmamı hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu konuşma tarafında Erol Özgüner bana "Birbirimize zarar verdik. İki yıldır İSBAK’ın, İSTTELKOM’un Genel Müdürü yok, seni de atamadılar" dedi. İki yıldır iki şirketin Genel Müdürlüğünü vekaleten yürütüyor. Ben de "Beni zamanında isteseler atarlardı" dedim. Erol bana "On gün ver, senin Genel Müdürlük adayı olman için konuşacağım" dedi. "Kendisine boşuna uğraşmış olursun ama olmayacağını sen kendin biliyorsun" dedim. Başkanım bizzat 4,5 yıllık kavganın sonunda o gece bunlar oluyor. Acaba bugünleri öngörüp mü böyle bir ön aldı onu da bilmiyorum. Bir süre sonra Erol beni aradı, birtakım görüşmeler gerçekleşeceğini söyledi. Bir saat sonra tekrar aradı; "Süper geçti, bence oldu bu iş" dedi. Daha sonra Yiğit Oğuz Duman'dan bir randevu geldi. Ben randevuya gittim. Yiğit Bey bana "Bilirsin teknolojiyle Erol ne derse benim için doğrusu odur. Erol böyle bir teklifle geldi, seni de dinlemek isterim" dedi. Ben kendimi, geçmişimi anlattım. Özel vasfa haiz üye olmakla suçlanıyorum ama ben bu görüşmede kendimi anlatmış, iş görüşmesi yaptım. İş deneyimlerimi paylaştım. Bu 4-5 Haziran gibi, Nisan'ın ilk haftası oluyor. Sonra Haziran ortasında bir İnsan Kaynakları Kurulu kuruldu ve oraya aday olarak davet edildim. 40 dakikalık bir sunum yaptım. Hatta orada sunduğum projelerden birini de bana Erol Özgüner verdi; "Bunu sun, bu seni öne çıkarır" dedi. Ben de herkes gibi yasal süreçlerden geçtim. Kimse bana da "Al şurası da senin olsun" dememiş. Ben o kadar dışlanmıştım ki, 2021'de göreve başlayan Genel Sekreterimiz beni ilk defa İK kurulunda dinledi ve tanıma fırsatı buldu. Başkanım bunu niye anlatıyorum? İcra Kurullarına ya Başkan ya Genel Sekreter yönetir ama Genel Sekreter göreve geldikten 3 yıl sonra tanıyor beni. Ama Erol'un iddiasına göre ben İcra Kurullarına katılıyorum. Bu süreçte birçok adayla görüşüldüğünü, en yetkin adayın ben olduğumu bilgisini Erol Özgüner'den aldım. O dönemde Can Dağdelen de İSBAK Genel Müdürlüğü için aday olmuştu. Erol bu konuda bizi sürekli bilgilendiriyordu. Ancak Erol Özgüner ifadesinde bizim doğrudan 'na bağlı olduğumuzu ve kendisinin Genel Müdür adaylığımızla ilgili herhangi bir dahli olmadığını iddia ediyor. Bu külliyen yalandır. 30 Eylül 2024 günü Yiğit Oğuz Duman beni aradı "Hayırlı olsun" dedi. 4 Ekim 2024 günü işbaşı yaptım. 26 Ekim 2024 günü imza yetkim geldi ve tutuklandığım güne kadar İSTTELKOM Genel Müdürlüğü görevini 6 ay kadar yürüttüm.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Ben nasıl özel vasfa haiz üyeyim ki bu kadar başarıdan geçtim, bu kadar adaylardan ve 6 ay sürdü. Ben bu kadar özel vasfa haiz üye olsam benim buradan genel müdürlüğe kurmam gerekmez miydi? Başkanım şimdi eylemlere geçeceğim. Ben burada affınıza sığınarak size de konuyu anlatmak için biraz da metinden uzaklaşmak istiyorum. Bir mizansen yapacağım ama yanlış anlaşılmaya da mahal vermemek için şöyle yapacağız. Bize iddialar ve İstanbul Senin’de genç arkadaşımız... Ben size geçen gün söz olarak, soru sormak amacıyla söz alarak siz dediniz kendi ifadenizde belirtirsiniz. Buradaki arkadaşlarımızın çoğunun KHK kapsamında aslında taşeron personel olduğunu, bu arkadaşların bir yetkisi olmadığını, bunların müdürlük yetkisi yok mu diye bir sitemimi dile getirdim. Çünkü o uygulamanın içinde test kullanıcısı olanları bile alıp buraya getirdiler ve tutuklu duruyorlardı. Benim aslında uyarım bunaydı. Bunu dikkate almanızı istediğim içindi. Çünkü başkanım ben İstanbul Senin lansmanlarına davet edilmemişim. Dahil olduğum yerler var en sonunda anlatacağım. Biz neyle suçlanıyoruz? Herkesin anlaması için, lütfen beni bir bilirkişi gibi görün, bir danışman gibi görün ve bana sorular sorun ama ben iddianamenin diliyle… Şu yaşadığımız ortamda olanlarla, yani biz buna izin verirsek, teknolojiyi silah olarak kullanmaya kalkarsak bilinçsizce başımıza neler gelebileceğine de bir örnek vereceğim. Burada yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için de bilinmeyen bir ülkede, 45. Ağır Ceza Mahkemesi'nde geçen bir olayla ilgili bizim İstanbul Senin’i karşılaştıracağım. Şimdi iddianamede İstanbul Senin için deniyor ki; yenilik yapıldı algısı yaratılarak İstanbullu vatandaşların kişisel verilerini toplamak amacıyla Almanya merkezli Kobil firması tarafından bu uygulamanın yapıldığını iddia ediyor. Sayın Başkan ,biz buraya geldik, siz dediniz ki artık teknoloji var ve biz yenilik yapıyoruz. Yani bu bilinmeyen ülkedeki 45. Ağır Ceza Mahkemesi bu denildi. Yanlış anlaşılmak istemiyorum özellikle belirtiyorum. Ve dediniz ki biz artık zabıt katiplerini yazdırmayacağız, görüntülü sisteme kaydediyoruz. SEGBİS adında bir uygulama var, bizde de İstanbul Senin gibi bir uygulamadır. İstanbul Senin; Almanya merkezli Kobil firması. SEGBİS; dünyanın en büyük İsrail sermayeli Amerikan şirketine ait... Ve bu görüntüleri kaydettik. Burada kişisel veriyi aldınız. Bizim görüntümüz kişisel verilerimiz. İddianamede diyor ki, daha önce İBB Wifi kişisel veri almadan giriliyordu diyor. Gerçi şimdi böyle bir tespit var. Bu net bir şekilde tespit ve daha çok kişinin kişisel verisine ulaşım sağlanması için İstanbul Senin zorunlu tutuldu diyor. Böyle bir iddia var değil mi Sayın Savcı? Peki 5651 sayılı kanun var. Açık alanlardaki internet hizmetinin yayınlanmasıyla ilgili bu kanuna göre bu kişisel bilgilerin alınmaması, verilerin alınmaması suç... Bizden önceki dönemdeki yöneticilerle ilgili suç duyurusunda bulunuldu mu? Zahmet etmeyin. Bu kişisel veriler alınıyordu. Ve bunun alındığını, bu sisteme kayıt olup İBB Wifi’ye girmiş 10.000.000 kişi biliyor ama bizim iddia makamı bilmiyor. Dönün bu tarafa aynı mantıkla; kürsüde kimlik tespiti yapılmıyordu, hakim daha çok kişisel veri toplamak için kameranın önünde bütün verileri topladı. Aynı eşitlikte biliyoruz Başkanım. Daha sonra şimdi geliyor; bu hata kodlarını raporlamak için bir sistem kurulmuş. Ben bu sistemleri bilmiyorum, raporları gördüm. Buradaki verinin kişisel verisi olup olmadığına dair tartışma yapılmış bazı raporlarda. Ama bu KVKK tarafından belirlenecek bir şey. Bununla ilgili bir soruşturma var. Bakın bu SEGBİS sistemi… —sistemin bu arada yanlış anlaşılmasın— dünyanın en iyi sistemlerinden biridir. Yani biz öyle bir suçlama şeyi içinde değiliz ama bunun da cihazların yönetildiği, hataların yapıldığı, güncellemelerin yapıldığı paneli vardır. Bu panel de buluttadır ve yurt dışındadır. Ve buradaki hata kodları nasıl üretiliyor takip edilir. Aynı şekilde İstanbul Senin’de bu işlem yapılmıştır. Buradaki kişisel verilerle ilgili izin alma sorusu varsa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıp da tutuklu kalmayı gerektirmez ki ben de projenin sorumlusuyum, projeyle alakalı var, projenin sorumlusuyum. Şimdi bunu da açtık. Bunu çeşitlendirebiliriz. Önümüzde ama bu Almanya'ya mı gidiyor ? Orada ekranda görüyoruz. Birileri bağlanıyor, bizden... Geçen başkanımız uyardı tarih yanlış diye; kapatıp baştan açtılar sistemi teknik insan olduğum için biliyorum ama hala Amerikan formatında tarih. O zaman biri çıkıp dese ki —bütün kişiler ve kurumlar farklı ama her yerde olduğu için anlatacağım onu da- şu projeksiyonu satmaya geldi. Gelmişken de şanslı mahkeme başkanıyla dedi bir de fotoğraf çekeyim ben; ama hiçbir şey satamadan gitti. Ve dedi ki ‘SEGBİS benim projem’. Ne yapacak o zaman mahkeme? Bir de casusluk davasından tutuklu. Yani bu örneği şundan dolayı verdim; teknolojiye böyle bakarsanız her yerde silaha dönüşür. Ama bunların ne kadarı gerçek bunlara bakmamız lazım. Bir örnek de benim bunun için vereceğim. Ben bilgisayardan sonra en çok otomobillerden anlarım. Birkaç örnek daha var. Sayın Başkanım, siz Çağlayan Adliyesi’nde görevlisiniz bildiğim kadarıyla; adliyeye otobüs alınacağını düşünün. Otobüs alınırken de bu işten anlayan kim var diye bir komisyon olduğunu düşünün? Fiyat sizin konunuz değil hiç karışmıyorsunuz. Sadece bu heyet, benim görevim bu İstanbul Senin’de. Bu otobüs alındı ve bir şoför arkadaşa zimmet ettiniz. Bu şoför arkadaşın yurt dışına insan kaçakçılığı yaptığı iddiası var, kendisi de etkin pişmanlıktan faydalanıyor ve siz tutuklanıyorsunuz bu otobüse önerdiğiniz için. Otobüsü üreten firmanın sahipleri arkada, bu otobüsü test eden arkadaşlar burada. Böyle adalet mi olur?

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Şimdi gelelim Eylem 13'e. Başkanım, bu eylem tamamen bir Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) konusudur. Ama yine ilginç bir şekilde dosya o kadar geniş araştırılmış ki; KVKK kurumuna yazı yazılmış, "CHP'nin veri sorumlusu kimdir?" diye sorulmuş ve oradan da güzel bir şekilde cevap gelmiş. Peki, neden hiçbir yere "İBB'nin veri sorumlusu kimdir?" diye bir soru sorulmamış? Otobüs şoförü örneğini buradan verdik; arttırıyorum, İBB'nin bütün tahkikat süreçlerini yapan ve çok profesyonel olarak bildiğimiz avukatlık şirketidir. Savunmalarında, her ne kadar Erol buradaki birçok kişinin tutuklanmasına sebep olsa da, "Sebep benim değildir" diyerek bir sürü sıfat kullanabilir; kendini böyle gizlemesi beni şaşırttı. Üzerime atılan bu eylemin suç tarihleri 2022 ile 2025 arasıdır. Erol Özgüner, 10 Temmuz’daki ifadesinde diyor ki: "Melih Göçek 2022 sonrası etkisini kaybetti." Daha önce anlattığım gibi; 2021 yılında bilişimden sorumlu başka bir danışman geliyor, 2022’nin başında ise teknoloji grup başkanı olarak başka biri atanıyor. Bu suç 2022-2025 arası olarak belirtiliyor ama bu tarihten sonra ben, "İstanbul Senin" lansmanı dahil olmak üzere hiçbir toplantıya davet edilmedim, koordinasyon görevim de yoktu. Ama iddianamede "proje süresince başkan danışmanı ve teknoloji masası yöneticisi" olduğum iddia ediliyor. Şimdi ile ilgili iddialar var. , ilk seçimden sonra Sayın Başkan’ı ziyarete geliyor. Biz de Erol’la herhalde o dönem “teknoloji danışmanları" olarak oradayız; büyük ihtimalle de o zaman Kasımpaşa’daki İBB binasındayız, o yüzden toplantıya ben de katıldım. İsmet Bey geldi, bir beş dakika şirketini anlattı ve gitti. Zaten seçim iptal edildi, Haziran’da da karşılaştık. Daha sonra hatırladığım kadarıyla 'ın makamında ’un platformunu anlattığı bir görüşme oldu. Sonra da Erol’un makamında bir toplantı yaptık. Ben takvim kayıtlarıma baktırıyorum; toplantı daveti bizzat Erol’dan gelmiş. Erol diyor ki: "Melih beni tanıştırdı." Zaten daha önceden tanıdığım bir firma; Kobil Deneyim, Türkiye'nin bütün dev kuruluşları dahil, arkadaki birçok bankaya modern siber güvenlik ve web sitesi hizmeti veren bir teknoloji firmasıdır ve Türk firmasıdır. Yani bunu tanıştırmakta bir suç yok ama niye buraya böyle yazılmış, bunu da anlamak güç. Şimdi bir Almanya ziyareti mevzusu var. Erol, çok büyük bir ifade veriyor; "Ocak 2020’de birlikte gittik" diyor. Başkanım bütün bu kelimeler, cümleler özellikle seçilmiş. Almanya’ya bizi götürüyor. doçent doktordur, bizim Boğaziçi Üniversitesi'ndeki şirketimizden ortağımızdır ve genel müdürdür. Ama burada anılmasının bir sebebi var; kendisi 4 yıldır Almanya’da yaşıyor, benimle aynı davada sanık. İbrahim buraya gelmez, kendini savunamaz. Ama gerçekler ne? 15-17 Aralık tarihlerinde resmi bir ziyaret yapıldı. Davet edilenler; Erol Özgüner ve Belbim Genel Müdürü Yücel Karadeniz (hiç ondan bahsetmiyor). UGETAM genel müdürü, İbrahim ve ben; toplam dört kişiyiz. Erol Özgüner ifadesinde bu kadar net bahsediyor ama "Tarihi nasıl bu kadar yanlış atabiliyorsun?" demiyorlar. Ama gerçekler bir gün ortaya çıkıyor. Almanya ziyareti için bir WhatsApp grubu kurmuşuz ve bu grubu ben hatırlattım. Erol neden gruptan bahsetmiyor? Çünkü tatilden katılacak aramıza ama kar yağışı nedeniyle uçağı kalkmıyor. Uçak kalkmadığı için de toplantıya gelemiyor, Zoom’dan katılıyor. Toplantının hukuka uygun, hiçbir sorunu olmayan bir toplantı olduğunu herkes biliyor. Ama bu toplantının amacı, uçağın kalkamaması nedeniyle gelememesi ve toplantıya katılmasına rağmen sanki hiç yokmuş gibi davranması... Neden bu toplantıya katıldığını gizleme gereği duydu, anlamadım. Savcılık da bunu alıyor, altını da bir güzel çiziyor. Gerçekten bir gün açığa çıkmayacak mı sanıyor insanlar? Onu anlamıyorum. WhatsApp ekran görüntülerini bilhassa avukatımız sundu.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

"İstanbul Senin" uygulaması öyle bir hale getirildi ki sanki casus karanlık bir şey... İBB tarafından yapılmış, vatandaşın kullanımına sunulmuş, birden fazla uygulamanın tek bir çatı altında toplanıp her vatandaşın hayatını kolaylaştırmak ve güvenliğini sağlamak amacıyla üretilmiş bir uygulamadır. Bu uygulama sayesinde aslında tek seferde bütün hizmetlere tek elden erişilmiştir. Başkanım, bizim bu projeye önem vermemiz ve bu kadar öne çıkarmamızın sebebi; kamuda yapılan Türkiye’deki ilk "Süper App" olmasıdır. Hatta İsmet Bey’in dediğine göre belki Avrupa’da bile ilktir. Özel sektörde pek çok örneği geliyordur, bir kısmı bizden duyum aldılar. Bu, teknolojik bir devrimdir ve vatandaşların hayatını kolaylaştırıyor. Yine Erol Özgüner ilk ifadelerinde diyor ki: "Bütün teknoloji yönetimi Bilgi İşlem Daire Başkanlığı'nın kontrolündeydi." Doğrusu da budur çünkü. Ama sonra ne oluyorsa bir sorun görüyor demek ki. Benim personelim yok, bütçem yok, yetkim yok; ama konu nasıl dolaşırsa dolansın bana geliyor. Toplantı kayıtlarına bakıyoruz; kimler davet edilmiş? İBB personeli ve Kobil’in personeli ve Aytika diye bir firma... O firmanın süreçleri yönettiği ortaya çıkıyor. Katılımcıların ifadelerine bakıyoruz; çoğu beni tanımıyor, tanıyanlar ise teknik sürece dahil olmadığımı söylüyor. Orada Erol'un danışmanı olan Resul diye bir kişiden bahsediyorlar ve bütün teknik süreci onun yönettiğinden bahsediyorlar. Ben nerede görev aldım? Size bahsettiğim otobüs örneğinde olduğu gibi, en başlarda bir değerlendirme yapılmıştı. Bir test uygulaması yapıldı, bunu test ettik. Ben de aynen herkesin anlaması için şunu söyledim; fikrim sorulduğunda: "Bu uygulama sağlam, güçlü ve güvenli; ama çirkin. Görsel olarak elden geçirilmesi lazım." İlk yapılan uygulama çok mühendislere hitap eden, köşeli hatları olan, renkleri kötü bir uygulamaydı. Bunun dışında sürece bir katkım veya dahlim yoktur. USOM raporlarında görüldüğü gibi hiçbir yerde yönetici profilim de yoktur. Bugün bu salonda İstanbul sistemini kullanan ve vatandaşlardan bir farkım yoktur. USOM raporuyla ilgili birkaç konuda bilgi vermek istiyorum. Aslında rapor teknik olarak bir şeyler anlatıyor ama yorumlar, raporda tek uygulamada topluyor. İstanbul Senin kullanıcılara tek şifreyle girişim imkanı veriyor ve kullanıcının hemen hemen tamamı biziz. Şimdi burada başkanım bir iddianamenin yorum kısmında bir kandırmaca var maalesef ya da bilgisizlik var. Şimdi aslında bu sağlık raporunda, sayfa 219 iddianamede bakma şansınız olursa personeline İBB'nin sistemini anlatıyor. Bu nedenle başkanım şimdi iddia şu: Biz İstanbul'da kişisel veri toplamak için İstanbul Senin uygulamasını yapmışız. Başkanım, çok böyle teknolojiye girmeden anlatmak istiyorum. Bu çok kritik, bunu anlatabildiğimde aslında konu çözülecek. Şöyle bir şey olsun; bir havuz İBB'nin bütün uygulamalarının burayı doldurduğunu düşünüyorum. Yani biz "İstanbul Senin" tek uygulama olsa da buraya geleceğiz, "İstanbul Senin" hiç olmasa, 80 acil durum olsa da buraya gelecektik. Ve başkanım burada bir tablo var. 15 uygulamadan buraya veri akıyor. Kariyer İBB’nin 10 milyondan fazla kişinin bilgisi var. Beyaz Masa'da 25 milyon var. İstanbulkart'ta 10 milyondan fazla var. Spor A.Ş’de öyle. Bölgesel İstihdam’da öyle. İSKİ’de 6 milyondan fazla abone bilgisi var. Başkanım bizler kimin verisine ihtiyaç duyacağız ve verileri vatandaşın verisini toplamak için uygulama yapacağız. Bütün bu tablo iddiayı tek başıma çürütüyor. "İstanbul Senin" burada tek bir madde, 15 maddeden biri ve en küçük dataya sahip. "İstanbul Senin" olmasa burada 20 tane daha uygulama var. Hiçbir şey değişmezdi. Bu arada ben bunları USOM raporundan öğrendiğim için aktarıyorum ama savcılık bunu maalesef öyle değerlendirmiyor. Umarım dosyayı vereceğiniz bilirkişiler hukuka uygun şekilde rapor tanzim edecek ve gerçekleri yazacaklardır. Başkanım şimdi bu bir et fabrikamız var. Erol'a ben web sitesi kurağız diye Whatsap’tan göndermiştim. 2019 yılı 2020'nin başında yani "İstanbul Senin" ortaya çıkmadan, lansman yapılmadan 18 ay önce attığım bir mesaj.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Bu arada bunun nasıl bir delil niteliği var? Ekran görüntüsü dijitallerin alınmış mı, alınmamış mı? Bunlar nasıl korunuyor? Yine alanın uzmanlık alanını söylemeden geçemeyeceğim. Burada delil olarak alınan mailler var; nasıl ve bu nasıl? Hepsi format edilmiş. Format edilen bir mail nasıl delil olarak iddianameye giriyor. Anlamıyorum. İçeriğini bilmem, benle alakası yok. Şimdi ben Erol’a İstanbul Senin’den önce Medya A.Ş’den gönderdiler, yani bu web siteleri, mektup yazmışlar. Bu dediğimiz kafa karıştırmaya gerek yok. Onu yapmıştır, onu yapmıştır; herkes uygulamıştır ben de bilmiyorum. Ama az önce arkadaşlarımızın mağduriyetini gördük, işte konusu ortaya çıktı diye burada tutumu düzelmiş arkadaş. Google Tach konusu ilk olarak yine Temmuz ayındaki çıkıyor. Daha sonra bu savcılıkta 'e soruluyor, o da net bir cevap veremiyor; olurdu, olamazdı... Sonra o ifadeyle 5 arkadaşımız tutuklanıyor. Yazık. USOM da inceleme yapıyor; ya bu reklam uygulamaları, Google Tag Manager, Adform falan hiçbir yerine girmiyor. Çünkü USOM bunun olmadığını biliyor, olmayan bir şeyin rapora girmemesi kadar doğal bir şey yok. Ama başkanım biz, önce Meşe miydi sonra İlke mi oldu o da belirsiz... Biz bunu araştırdık Sayın Başkanım; kişisel veriden tutuklanınca, biz bir ay sonra tutuklandık, Erol'la beraber araştırdık. Bu Adform kodu bir siteye girmiş mi? Erol hiçbir sitede olmadığını ifade etti. Hiçbir yerde olmadığını biliyor ama biz bu ilkenin aynı cümlesiyle tutuklandık ve ben bir yıldır buradayım. Şimdi bir veri sızıntısı iddiası var Başkanım, USOM'un tespit ettiği. Avukatlar girdi, birçok konu konuşuldu. Şimdi çok doğru bir şey var; USOM'un amacı bir sızıntı olduğunda alarm sistemleri var, bunlarla ilgili yazılımlar var, olduğu an bulur onu, bilgisi düşer. Sonra bunu araştırmak, bu sızıntının kaynağının neresinin olduğunu belirlemek, bu kaynağın kapatılmasını sağlamak; bununla ilgili idareye süre verir, "bu sürede kapatmalısın" der. Peki USOM ne yapıyor? USOM diyor ki: "Bu veri sızıntısının izi bulunamadığı için çalışma sonlandırıldı." Sızıntı var, 3.7 milyon kişinin verisi gitmiş; bu hangi tarihli veri, ne zaman çalındı İBB'den? Cevap yok. Hangi database? KOBİ diyor ki "benim böyle bir database'im yok", İstanbul Senin'in böyle bir database'i yok. Bu database nereden çıktı, kim aldı, kim erişebiliyor? Dört kişi var İBB'de bildiğim kadarıyla, dosyada gördüm eklerde, veri sorumlusu sıfatıyla verilere erişebilen. Bir de maalesef USOM yetkilileri var çünkü bu veriye dokundular. Ama bu iddia geliyor; ama bu veri nereden çıktı, böyle bir veri var mı, hangi database, hangi tarih? Bunlar cevap verilmeden... Geçtik onu, oradan da insanlar tutuklu. Yani ne bulunduysa eklenmiş üst üste. Ben duydum, Erol dışarı çıktıktan üç gün sonra oluyor bu sızıntı. Erol diyor ki "bu bana yapılmış bir kumpastır". Hakikaten veri sorumlusuna yapılmış bir kumpastır bu yani. Hani böyle bir şey hiç sebebi yok, yeri yok, kaynağı belli değil ama bir veri sızıntısı var. Fiyat olarak da çok ilginç; çok meşhur casusumuz, bizim de yöneticimiz..! 'ün notlarında var; bu İBB verisi olduğu için Sayın Başkanım, tutuklandı, ben de ifade verdim orada. Nasıl kurtulduğumu anlatacağım birazdan. Burada adam 200 dolar ödemiş, 200 milyon kişinin verisini satın almış Dark Web'de. Bizim 3.2 milyon veri 50 bin dolar. Nasıl kıymetli bir veri bilmiyorum, böyle bir piyasa var mı? Dark Web nasıl bir yer onu da bilmiyorum. Ama bunların hepsinin cevabı olması lazım. O kadar insan burada suçsuz yere yatıyor ve bu insanlar veri sorumlusu değil. Yani test kullanıcılarını veri sorumlusu diye tutukluyorsunuz, bir yıldır burada tutuyorsunuz ama veri sorumlularının ifadeleri var mı onu da bilmiyorum. Mesela İBB'nin siber güvenlik ekiplerine "Ya böyle bir sızıntı oldu mu, siz bunu fark ettiniz mi, bu nereden?" soruldu mu? Ben dosyada göremiyorum. Bunlar tamamen dediğim gibi size destek olmak, konunun anlaşılması için anlatıyorum. Çünkü benim sorumluluğum... Ben İSBAK'ta danışmandım, teknoloji masasında koordinatörlük görevimden bahsettim, sonra da İSTELKOM'un Genel Müdürü oldum. USOM yetkililerinin burada sorumluluk alabileceğini maalesef söyledim. Suçlamak adına değil, bunu çözmeleri gerektiği adına söylüyorum.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Sonra bir de İBB Hanem çıktı. Başkanım, ben dün ifademi değiştirmek zorunda kaldım. Çünkü benim ifadem şöyle başlıyor: "Ben İBB Hanem'in ne olduğunu gerçekten bilmiyorum." Ama dün Iraz sağ olsun bize İBB Hanem'in ne olduğunu sizinle birlikte burada anlattı. Ben bu uygulamayı ne duydum ne bildim. Avukatım geldiğinde Kandıra'ya dedim ki: "Bir araştır bu nedir? İBB Hanem nereden çıkmış?" Hiçbir fikrim olmadığı bir uygulamayı burada savunamayacağım, ne olduğunu da bilmiyorum. Iraz'ın anlattığı kadarıyla hakim olduk; anladığım kadarıyla hiç uygulamaya alınmamış, hiç çalışmamış. Şimdi ile ilgili konuya geçelim. Yani diyoruz ama o bizim Orhan abimizdir. Ben kendisini sanırım 2011'den beri tanırım. Tanışma sebebimizi de anlamışsınızdır; benim partideki görevim nedeniyle, kendisinin partideki görevi nedeniyle. Benim partideki tek görevim, seçim gecesi seçim sonuçlarını alıp Başkana raporlamak. O yüzden benim kişisel veriyle, seçmen verisiyle bir işim yok. Ben seçime 1-2 ay kala "Hangi okulda, hangi numaralı sandık var?" onu isterim Orhan Bey'den. Bunun dışında Orhan Bey'den bir veri şeyim yok. Bazen de işte Ekrem Başkan der ki: "Son beş seçimde bu mahalledeki oy oranları nasıl?" O zaman kendisine başvururum, bana o seçim sonuçlarını verir, ona göre bir rapor yaparım. Bütün ilişkimiz bu kadar. Ben herhangi bir kişisel veri... Bu da çok ilginç; Erol Özgüner diyor ki "Bana gönderdi veri, ben istedim" diyor, "Orhan Erdoğan bana gönderdi" ama iddianamede diyor ki "Orhan Erdoğan, sandık verilerini ve Erol Özgüner'e göndermiştir" diyor. Ben nereden dahil oldum buraya? Yani Erol "Ben yaptım" diyor; "Uygulamayı ben yaptım, veriyi ben aldım" diyor ve işin ilginci siz fark etmişsinizdir, Erol'a buradan dava da açılmamış Başkanım. Özel bir koruması mı var, hukuki bir kalkan mı aldı, dokunulmazlık mı aldı anlamıyorum. Bu da yetmiyor; şimdi Başkanım dün 'e bir soru sorduk. Polis ifadesinde hiç geçmiyorken birdenbire İl Başkanlığı'nda bu kişisel verileri bana yakın olduğu firmalarda gördüğü iddiası vardı. Dedi ki: "Ben bunu yönlendirmeyle söyledim." Bu kayıtlara geçti. Yetmedi; Erol Özgüner bu ifadeyi alıyor, "Bu firmalar seçim boyunca adaylara çalışmalar yapmış, bunları anlatmış, sunumlar yapmış" diyor. Emrah onu da yalanladı; "Ben Erol'a böyle bir bilgi vermedim". Keşke Erol burada olsaydı da ona da sorsaydık. Ve ben bu cümlelerle, bu kumpasla maalesef İBB Hanem'e de dahil ediliyorum. Tabii konu bu kadar mı? Şimdi Başkanım öğrendik burada, hukuktan hiç anlamayız; işte leh delillerin toplanması. Ya leh olan delil aleyhe çevrilir mi? Ben bu iddianamede gördüm. Sayın Savcım siz de bakabilirsiniz; 'in ifadesinde 'e bir HTS tablosu gösteriliyor. Oradaki kimlerle ne kadar konuştuğunu söylüyor ve 13. eylemin değerlendirme kısmında iki defa aynı cümle var: "HTS baz kayıtlarına dayalı olarak bana ve Sayın 'na doğrudan bağlı olduğu gösteriliyor." Sayın ile hiç görüşmemiş, hiçbir bağlantısı yok. Benle bir defa 37 saniye görüşmüş. Peki kendi üst amiri olduğu için çok doğal olmakla birlikte Erol Özgüner ile kaç defa görüşmüş? 1100 defa, 105 bin saniye görüşmüş. Bu tablo orada duruyor ve savcılık iki defa diyor ki: " doğrudan 'e bağlıdır." Savcılığın bana karşı takındığı bu tutumu anlamadım, hiçbir zaman da anlamayacağım. Baştan anlatmamın sebebi de buydu, savcılıkta geçen konular. ifadesinde diyor: "23.12.2019'da İBB'de işe başladım" ama baz kayıtlarımız 2017 ve 2018 yılına giriyor. Ben elektronik haberleşme mezunuyum Başkanım, bitirme tezim "3. Nesil GSM Sistemleri". Bu "sıfır baz", "baz" anlatılacaksa anlatırım, böyle bir dünya yok. Ben evimde oturuyorum, Emrah evimin 100 metre karşısındaki AVM'ye gelmiş, biz baz vermişiz oradan bize ilişki kuruyor. Ben Çatalca otobandan geçiyorum, öğrendim ki Emrah Çatalca'da oturuyor, biz baz vermişiz 2017'de, Emrah oradan bana bağlıyorlar. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, daha adil bir şekilde yargılanmayı hak ediyorum. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, 13. eylemden beraatimi talep ediyorum.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Şimdi gelelim Eylem 16'ya. Kaç yalan var bunda, nasıl anlatacağız bakalım. Bu konuyu anlatmaya başlamadan önce şu hususun altını çizmekte fayda görüyorum: Hakkımda bu suçlamadan dava açıldı ancak hiçbir zaman bu suçla ilgili ifadem alınmadı. Benim ifadem sadece bir ses kaydı ve gizli tanık beyanıyla ilgili alınmıştı. Bu suçlama, Erol Özgüner’in etkin pişmanlık beyanları sonrasında tarafıma yüklendi. Cezaevinde olduğum bilinmesine rağmen, beni her zaman SEGBİS’e bağlayabileceklerken veya adliyeye götürebileceklerken —ki casusluk davası için götürebildiler— bana bu soru asla sorulmadı. Olayı anlatıyorum: 19 Mart sabahında uyandığımızda ne internet çekiyordu ne de telefonlar çalışıyordu. Amirim olduğu için Erol’la iletişime geçtim; "Ne oluyor, ne yapacağız?" diye sordum. Bana "Saraçhane’ye gel" dedi. Ben de sabah sekiz gibi Saraçhane’ye gittim. Saraçhane’deki özel kalem odası herhalde 15 metrekare yoktur; altı-yedi kişi zor sığar. Ben gittiğimde oda doluydu, bir süre ayakta bekledim. Orada sohbet ettik, ne olduğunu anlamaya çalıştık. Daha sonra siyasiler gelmeye başlayınca oda aşırı kalabalık bir hale geldi. "İşi olmayan genel sekreterin toplantı odasına gitsin, orada TV açık, oradan izleyebilirsiniz" dediler. Ben de Erol’a, amirim olması sebebiyle "Ben çıkıyorum" dedim. İfademizdeki tek ortak yan budur; "Ben çıkıyorum" dedim ve özel kalem odasından çıktım. O gece geç saatlere kadar ve takip eden yedi gün boyunca her gece ben Saraçhane binasındaydım. Sırf o gece orada olduğum için bu sürece ortak edildim. Şimdi ifadelere geçelim: Ben bu telefonu görmedim Sayın Başkan. Telefonu görmediğim gibi, telefonun verilmesi olayına da şahit olmadım. Bana yönelik bu iftiraları kabul etmiyorum. Erol ifadesinde aslında şöyle diyor: "Özel kalem çalışanı Burcu Hanım odama gelerek, yanında bulunur vaziyetteyken..." —ki ben Erol’u altı yıldır tanırım, "bulunur vaziyetteyken" onun kullanacağı bir kalıp değildir neyse— "Bu başkanın telefonu, bunu ne yapacağız?" demesi üzerine Melih Göçek "Ben bilmiyorum" demek suretiyle odadan çıktı. Ben "Çıkıyorum" dedim ve çıktım; ama o esnada odada ben, Burcu ve Erol varmışız gibi anlatılıyor. Bakın, Erol Özgüner bile diyor ki: "Melih telefona dokunmadı, ben aldım." Ben ise telefonu görmedim, o odada da değilim. Burcu Şimşek de diyor ki: "Melih Göçek olay yerinde yoktu, çok daha önceden çıkmıştı." Peki, şimdi asıl önemli konu şu; mutlaka okumuşsunuzdur, Sayın Savcı diyor ki: "Şüpheli , suça konu olan telefonun ele geçirilmemesi adına, bilinen örgüt üyesi olması sebebiyle —kim biliyorsa bunu— telefonun daha güvenli bir ortamda saklanması için göndermiştir." Ben bunu okudum anlamadım, bir bilene sordum yine anlamadım. Ben telefona dokunmadım, telefonu görmedim, nerede olduğunu bilmem. Telefonu almadığımı Erol da söylüyor. Telefon zaten Erol’da çıkıyor. Erol, "Bana Burcu getirdi" diyor; savcılık ise "Melih göndermiştir" diyor. Sayın Başkan soruyorum: Hangi dayanakla? Erol Özgüner’e telefonu benim verdiğim iddiasının dayanağı nedir? Bana bunu söyleyin. Bu konuda bir ifade, bir bilgi, bir tanık var mı? Yoksa avukatın dediği gibi bu bir "hissiyatname" midir? Burcu Şimşek "Melih yoktu" diyor; Erol, "Melih 'ben bilmiyorum' deyip gitti" diyor. Erol’un meşhur avukatı da diyor ki: "Melih gidince Erol çaresiz kaldı, aldı telefonu kız arkadaşının evine sakladı." Neymiş bu telefon? Onu da bilmiyoruz, sizden öğreniyoruz. Sayın Başkan, bu nasıl bir olaydır ki ben gerçekten anlamadım. Var olduğu ve saklandığı iddia edilen telefonu alsam, "Suç delilini gizledin" diyeceklerdi. Almadığım, görmediğim iddia edildiğinde de suç işlediğimi söylüyorlar. Herhalde sadece o odada bulunmuş olmam, Saraçhane’de bulunmam suçlu sayılmam için yeterli görüldü. Tekrar ediyorum; Burcu Hanım benim odada olmadığımı açıkça ifade ediyor. Sayın Başkan, fıkra bu kadar. Şu hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Erol Özgüner'e Saraçhane'den de odamda verildi diyor. Erol Özgüner'in Saraçhane'de odası yok. Ayrıca ben nasıl özel vasfa tabiyim ki Sayın Başkan telefonu bana emanet ediliyor. Ben diyorum ki aman. Bu bile aslında bir örgüt olmadı, benim de özel üye olmadığım anlamına geliyor. Bu konuda anlatacak başka bir şeyim yok. Bir ortamda bir olay gerçekleşiyor. Benim dağılmadığım söyleniyor ama suç delilini gizlemekten bana ceza isteniyor. Peki bu telefonda bir inceleme yapılmış mı? İçinde bir suç unsuru bulunmuş mu? Bu da bilinmiyor. Başkanım bu telefon numarası bende kayıtlı. , yazıyor kayıtta. , Beylikdüzü Belediyesi'nde görevliyken o telefon onda dururdu. Dışarıdan aranan numaradır. Hem görüştüysem de aramıştır beni o telefondan. Ekrem Başkan'ın ben birebir kullandığını da bilmiyorum o telefonu. Yanlışım varsa Başkanım düzeltir zaten.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Şimdi gelelim örgüt üyeliğine. Bu kadar şeyi anlattıktan sonra hala örgüt üyesi olduğumu düşünüyorsanız yine açıklama yapmak isterim. Hem örgüt üyesiyim hem de özel vasfım. Başkanım, baştan beri anlattıklarımdan anlaşılacağına göre ben 16 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyesiyim. Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olmak günümüzde siyasi konjonktürde bir örgüt üyeliği olarak görüldüğü için hakkımda bu davanın açıldığını düşünüyorum. Üyesi olduğum tek örgüt Cumhuriyet Halk Partisi örgütüdür. Ben bu iddianamede özel vasfa arz üye olarak göstermekteyim. Mesajcılık iddianamesinde gerekçe olarak şöyle bir ifade geçiriyoruz. Soruşturma kapsamında alınan birçok ifadede İBB yöneticisi olmasının yanı sıra bilişim firma sahibi olarak kendisine bağlı birçok firmaya iş, iştiraklerden usulsüz iş aldırdı diyor. Böyle bir dava var mı? Yok. Geçtim ifadelere bakıyorum. Şöyle ifadeler var başkanım, baktıysanız görmüşsünüz. Savcılar, Şöyle cevap veriyor: "Sizin de hatırlattığınızda şimdi hatırladım, firması vardı" diyor. Yani savcılık makamı soruyor; 'nin firması vardı değil mi diye. Bu da gizli bir bilgi de değil. Benim firmam vardı, o da bu operasyonla gitti. "Birçok ifadede" diyor. Birçok ifade Erol'un sayısız verdiği ifadeler mi? Benim yönetici olduğum iddiası... Benim yöneticiliğim son 6 aydır başkanım, genel müdür olarak. Ben neden özellikle özel vasfa arz üye hale getirmeye çalıştım? Sanırım herhalde 'nu eskiden beri tanıdığım için. Ben 'yla eski tanışıklığım olmasa burada olmayacaktım tabii büyük ihtimalle. Şimdi gelelim iddianamenin en ilginç yanına. . kim ki ben ona bağlıyım? 'ü ben hayatımda bir defa gördüm. Buradaki arkadaşlara göre daha şanslıyım. Bir kere gördüğüm bir kişiyle nasıl örgütsel bir faaliyet içinde oluyorum? Kendisiyle ilgili HTS kaydım yok. Bazı açıklamaya gerek yok; AVM'lerde orada burada denk gelmişiz. Hatta bana o kadar kötülük yapan Erol da 34 defa denk gelmiş, benimle 17 defa. Ama ben Erol'un 'le görüşmediğini biliyorum, en azından benim yanımda görüşmediğini. Şimdi siz bana burada odada deseniz ben kim olduğunu bulamam. Çünkü bende bir iz bırakmadı. O dönemde biz yüzlerce firmayla görüştük. Herkes gelip ürününü, hizmetini anlattı ki bu bir genel sekreter yardımcılığı makamından gelen bir toplantıydı. O toplantıya katıldım. Sosyal medyayla ilgili bir konuydu. Zaten Ulaş ifadesinde belirtti; zaten bizde olan bir uygulama, uygulama yetersiz. Ben bu adam kimdir diye özellikle casuslukla ifadelerince eklerde bakma zamanım oldu. Ben bu adamın bütün yazışmalarını okudum. Allah vere bir gün benim projemde mesela bir yerde demiş ki "İstanbul Senin benim fikrim". Yarın çıkıp "Kızılelma, TOGG bilmem ne benim projem" dese ne yapacağız? Benim bir huyum vardır Başkanım. Ben, toplantıda karşımdaki adamın teknik olmadığını ve doğru olmadığını anladığımda onu bozmaktan çekinmem. Kabaca yapmam bunu ama teknik olarak yetersiz olduğunu şey yaparım. Ben kendisini toplantıda rahatsız etmiş olacağım ki 'la yazışmaları dosyada var. Benim hakkımda da AK Parti’de araştırmıştır. Ne yapmış? Eski işte o 200 milyon kişinin verisi için de bir şifreler bulmuş, 'a göndermiş. ciddiye alıp bana göndermemiş bile. Ya bunlar açık verir, burada bir şey yok falan demiş. Hüseyin, kendisinin papağan gibi ezberlediği siber güvenlik kelimelerini bilmediğimi, beceriksiz ve kendimi korumaktan aciz olduğumu, İBB'yi koruyamayacağımı sanki böyle bir görevim varmış gibi söyleyip beni aşağılamış. Beni aşağılayan biriyle ben nasıl örgütsel bir faaliyet içinde olabilirim? Diyelim ki örgüt var, ben de içinde yer almak istedim; adam beni aşağılamış, örgütüne alır mı? Maalesef ben bu toplantıya katılmam sebebiyle casusluk soruşturmasına da ifade verdim. Benim dosyam tefrik edildi, neden kapatılmadı hala anlamadım. Orada mahkemeye de sevk edilmedim. Sevk edilmeme sebebim olarak da bu mesajı düşünüyorum. İfadem alan savcı bu mesajı okuduğunda, bu hakaret mesajını okuduğunda güldü. Ya dedi ki: "Niye gülüyorsun? Hakaret edilmesi hoşuna mı gitti?" Ya dedim ki kendisini casus olarak tanımlayan bir adam benim hakkımda iyi bir söz söylerse ben buna üzülürüm. Şimdi bu davaya baktığımızda; hayatımda sadece bir defa gördüğüm, beni beceriksiz bir işe yaramayan olarak nitelendiren ve bir daha hiçbir zaman temasta bulunmadığım bir vatandaşın var olduğu iddia edilen bir örgütte benim yöneticim olduğu ifade ediliyor. Bu nasıl bir örgüt? 6 yıldır hiçbir temasta olmadığım bir yöneticinin emrinde çalışmışım. Başkanım benim hani burada yine hızlandırılmış hukuk derslerinde gördük ki örgütte gizlilik olması lazım. Sanırım örgütün gizlilik ayağının doldurulması için diye bir adam icat edilmiş. ile 2019 Ağustos ayından sonra kendi ifadesinde de görüldüğü gibi hiçbir temasımız olmamıştır. 2022'deki İstanbul Senin ve 2023'teki İBB Hanem konularıyla ilgili nasıl bir talimat vermiş? Bu süreci nasıl yönetmiş? Savcılık iddianamesinde bununla ilgili de hiçbir açıklama yok. Onun çizdiği çerçevede ben 'la beraber koordine olmuşum. O ne çerçeve çizebilir ki? Adamın bir teknik bilgisi de yok. Başkanım, ben bütün mesajlarını okudum. Diyor ki: 'Yeni bir bakan atandı, benim kankam, çok da büyük işler yapacağız' diyor. Turizm Bakanı'ndan bahsediyor. İfadelerde gördük; bakanları alıp Lordlar Kamarasına götürmüş. Erzurum Belediye Başkanı referansıyla 'na gitmiş, Fuat Avni’yi bulacağım demiş. Sonra FETÖ'den sorgulanmış. Adamın ne olduğu, ne iş yaptığı belli değil. Tam bir şarlatan. Ama bu adam benim örgütteki yöneticim! Ben öyle örgütte de olamam. Bir örgüt varsa da ben böyle bir şeyin içine katılamam. Ve bu iddianamede savcılığın beni, denilen ne idiği belirsiz bir şahısla bir arada görmesi, bu iddianamede bana yapılan en büyük hakarettir. Ben bu suçlamayı şiddetle reddediyorum.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Şimdi başkanım biraz da bu süreçte yaşadıklarımdan, ailemden bahsetmek istiyorum. Ben eşimden ayrıyım. 15 yaşında bir kızım var. Şimdi bana bu çok soruldu: "Ya sen bu kadar işin gücün yerinde, bir sürü şey yapıyorsun, siyasette ne arıyorsun?". Anlatayım; benim babam 12 yaşında ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul'a geliyor. 13 yaşında işe giriyor ve bir demir-çelik fabrikasında çalışırken yüzüne demir-çelik kalıbı patlıyor ve bütün yüzü yanıyor. Patronu onu 13 yaşındayken sigortalı yapıyor ve yurt dışından ilaçlar getirerek tedavi ediyor. Daha sonra babam 1987 yılında, başkanım bunu siz de bilmiyorsunuz, 1987 yılında İBB'ye şoför olarak giriyor ve benim işe girdiğim İsbak şirketinde işe başlıyor. 94'te yönetim değişiyor; sendikalı ve kadrolu işçilere bir tepki var, yerine taşeronluk sistemi geliyor. 2 yıl sözleşmeler yenilenmiyor. Belki yaşınız uygunsa hatırlarsınız, o zaman "çöpçülerle kızınızı evlendirin" derlerdi, belediye işçileri çok büyük paralar alırlardı. O rahatlıktan 2 yıl sözleşme yapılamayan bir yoksulluğa dönüyoruz. Babam defalarca sürgün edildi. 96 yılında da 38 yaşında emekli oldu. Ben işte 97-98 üniversite sınavına hazırlanıyorum. Dershane parası var, şey var; babam taksi şoförlüğü yapıyor. İşte emekli maaşı 1.5 yılda falan bağlanıyor. Sınavı kazanıyorum, üniversiteye başlıyorum. Ben 19 yaşında çalışmaya başladım. Hem kendi geçimimi hem ailemin geçimini sağladım. Tabii bu işler insanda ağır yaralar bırakıyor. 2010'da ailemi kurdum, işimi kurdum, Beylikdüzü'ne taşındım ve genç bir siyasetçiyle tanıştım. Yol bizi 2019'da İBB seçimine kadar getirdi. Ve benim İBB'de çalışma gibi bir motivasyonum da yoktu. Hatta dönemli il başkanına bu hikayeyi anlattım; "Ben vatan evladı olarak görevimi yaptım, babamla belediyede bir çay içerim, işime geri dönerım" dedim. Ama yaptırmadılar; kazandığımız seçimi çalmaya çalıştılar. Ben seçimden iki gün sonra duş almak için eve gittim. Evde iki ayrı tepkiyle karşılaştım. Kızım o zaman 7-8 yaşında, "Beren'in babası seçimi kazandı ama mazbatayı vermediler" dedi. Eşim ise "Kendi işine bu kadar inansaydın çok farklı yerde olurdun" dedi. O gün kızımın dediği sözle ben İBB'de görev almaya karar verdim. İSTELKOM'da genel müdür olunca, başkanım bizim siyasette, teknolojide vatandaşa dokunan bir proje yapmak zor çünkü hep işimiz arka planda, aslında görünmeyen mutfak kısmında. "Vatandaşa yönelik ne yaparız?" dedi. Başkanım iki projeyi burada anlatacağım, belki kopyalarlar. Kızım LGS'ye hazırlanıyordu ve internet çok fazla işine yarıyordu; soruların cevaplarını almak için. "Bu imkanı olmayan çocuklar için ne yaparız?" diye düşündük. Ve bizim kendi fiber ağımızın olduğu alanlarda ihtiyaç sahibi öğrenciler için LGS ve üniversiteye hazırlananlara 1 yıl ücretsiz interneti nasıl veririz diye bir proje yaptık ve yazın bunun lansmanına hazırlanıyorduk. Tutuklandık, buradayız. Bu projeyi yapamadık. Ama daha önemli bir şey oldu. Burası zor biraz; ben kızımın yanında olamadım sınavda. Sonra emekliler için ne yaparız dedik, zor geçiniyorlar. Onlara ücretsiz bir telefon hattı verebilir miyiz 5.000, 10.000 emekliye? Bununla ilgili çalışma yapıyorduk, yapamadık. Benim annem babam var; kişisel veri diyoruz, ben daha gözaltındayken tehdit mesajları, telefonları başladı. Şu an ağır depresanlarla ayaktalar. Bizim insan olduğumuz unutuluyor. Yeterince açıkladığımı düşünüyorum Başkanım. Bu sebeplerden dolayı tahliye kararının verilmesini talep ediyorum. Ne kaçma şüphem var, ne tanıklara baskı yapmam, ne delil karartma... Ben 01.03.2025 tarihinde, Medya AŞ operasyonları ilk başladığında yurt dışındaydım; geldim. 04.04.2025 tarihinde, bir yıl önceden aldığım Amerika biletim vardı; iptal ettim laf söz olur diye. Bir yere gitmedim. Ama 'kaçma şüphesi var' diyerek tutukluyuz. Ben kızımın yanında olmak istiyorum. Beraatimi talep ediyorum.

İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.