Savunma

Ümit Polat Savunması

Kendi savunması·Ümit Polat·12 Mart 2026 · Kaynak

Hakkındaki suçlamanın ne olduğunu biliyorsun. Bu iddianame kapsamında 121, 122,123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131 ve 132 No’lu eylemlerde üzerine suç atılı. Bunlarla ilgili savunmanı alacağız. Daha önce vermiş olduğun ifadelerine baktık. Başlayabilirsin savunmana.

Başkanım, öncelikle sürecinden biraz bahsetmek istiyorum. Ben, 1988’den beri İBB bünyesindeyim. 25 yılı aşkın bir süredir de aynı kurumda, Ağaç A.Ş.’de görev yapmaktayım. Daha önceki dönemde de birçok yönetici pozisyonunda görev yaptım. 2019 yılında ’ın göreve gelmesiyle birlikte, 2020 yılının başlarında, Üretim Planlama Müdürü olarak beni atadı kendisi. 5-6 ay sonra iki bin yirminin ortalarına doğru satın almada problemler çıkmaya başladı. Artık pandeminin yoğun olduğu dönemde, o dönemde ilgili müdür arkadaş görevden ayrılmak durumunda kaldı. Kalp rahatsızlığıydı. Vekaleten görevi bana verdiler. Yılın sonuna doğru da asaleten müdür oldum. Üretim planlama müdürlüğüne başka bir arkadaş atandı. İki bin yirmi bir, yirmi iki, yirmi üç sonlarına kadar herhangi bir sıkıntı yoktu. 2023 sonunda milletvekili seçimleri öncesi genel müdürün eşi Berna Hanım milletvekili adayıydı. Yalnız o dönemde herhangi bir sıkıntıyla ben karşı karşıya kalmadım. Kendisi herhangi bir talepte bulunmadı benden. Ve dışarıda müteahhitlerin de üzerinden de herhangi bir talepte bulunduğuna şahit olmadım. Ha konuşuldu, dedikodu gibi konuşuldu yani işte falan yerde bir ofis kiralandı. Bunu falan firma kiraladı. "İşte masraflarını filan ödedik" diye konuşuldu ama o firmaların hiçbiri gelip de "ha ben şöyle yaptım" demediği için bir şey diyemiyorum ona. 2024’ün başlarında bir gün kendisi çağırdı beni. "Bu listeden yaptığımız alışverişler üzerinden yüzde on alacağız" dedi. Ve "Bunu sen isteyeceksin" dedi bana. Ha böyle bir şeyin olmayacağını, neyin parası diye, neyi istiyoruz diye sordum yani? İnsanlar da "Neyin parasını istiyorsunuz?" dedim… "Ben istemiyorum yukarısı istiyor" dedi. Hani olmayacağını söyledim. "Yukarısı kimse gelsin, kendisi istesin" muhabbet yaptım. Devamında bunu bir ilk kez daha tekrar etti kendisi bana. Böyle bir şeyin olmayacağına, kesinlikle öyle bir şeye bulaşmayacağını yani "Bugün yukarısı istiyor deriz. Yarın Ümit istedi, istedi olur" dedim… Devamında bir hafta on gün belki bir ay geçti süre içerisinde müteahhitler yavaş yavaş gelip dert yanmaya başladı. Şimdi takdir edersiniz ki yirmi beş yıldır aynı kurumdayım. Hani onun müteahhitler artık uzun süredir çalışan müteahhitler belli bir samimiyet oluşmuş oluyor. Gelip dertlenmeye başladılar. Yani "İşte bizden şu kadar para istiyor." Oradan haberdar olmaya başladım. Bir, iki, üç derken rahatsızlık artınca ben hani baştan beri ben kendisi için topladığını düşünüyordum. Yukarıyı bahane ederek kendisine alıyor diye düşünüyordum. Ve bunun yukarısı dediği yerler şikayet edeceğim diye kafamdan kurgulamaya başladım.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Duygu Çebi, bizde üretim planlama müdürüydü. Duygu Çebi, 'ın kuzeni. Yeni atanmıştı. 'a yakınlığından dolayı onunla ilk başta paylaştığım durumu. "Böyle böyle bir şey var" dedim. "Bak. Müteahhitlerden para istiyor, rahatsız ediyor. Bunu Ertan Bey'le konuşmam lazım. Bana randevu ayarla" dedim. "Tamam" dedi kendisi ama yani on on beş gün belki yirmi gün geçti. Bir gün geldi. "Bir aile yemeğinde ben kendim bahsettim" dedi Ertan Bey'e. "Ya çok canı sıkıldı. İlgileneceğini söyledi" dedi. "Tamam" dedim. Beklemeye başladık tekrar yine. Zaman geçti herhangi bir şey olmadı. Sonra tabii bir bu arada genel müdürün mobbingi başladı bana. Hani görmezden gelmeler işte ilgisiz tavırlar veya "bak çok konuşuyor" gibi uyarılar gelmeye başladı başka müdür arkadaşlar vasıtasıyla. Sonra baktım, ses çıkmıyor. "Ben bunu Ekrem Başkan'ın kendisine ileteceğim" diye karar verdim kafamdan. Murat Dağdeviren diye bir müteahhitimiz vardı. Başkanımıza yani görüşebilen biriydi kendisiyle. Onunla paylaştım. "Böyle böyle bir şey var." O "Ben kesinlikle ileteceğim" dedi. Biraz daha zaman geçti. Bir gün geldi tekrar Murat. "Eee ben ilettim ama bir ayaküstü gibi konuştuk. Sonra 'e de bahsettim" dedi bu olaydan. "Fatih abiye bahsettin" diye konuştu. "Tamam" dedik yine beklemeye. Yine herhangi bir şey olmadı. Sonra Murat Dağdeviren'le yine konuşurken dedi ki "Benim kayınpederim başkanla daha rahat görüşür" dedi. "Ona gidelim." Birlikte kalktık. Beylikdüzü'nde şu an Pınar Dokuma diye adını hatırlıyorum, Mesut Bey'di yanlış hatırlamıyorsam adamın adı. Mesut Bey diye biriyle ben bir, bir buçuk saatten fazla görüştük. Kendisine aktardım. "Böyle böyle" diye. "Ben ilgileneceğim" dedi. "Tamam" dedik, oradan da çıktık döndük tekrar. Yine herhangi bir şey olmadı. Bir gelişme olmadı, bir ses çıkmayınca ben Ertan Bey'e tekrar ulaşmaya çalıştım. Bir daha haber gönderdim. Bu yılın ortalarını buldu ve geçti belki de bilmiyorum altı yedinci aylara gelmiştik belki. O sırada Duygu Hanım geldi bu sefer bana. "Ümit Bey" dedi, "Söyledim ettim ama" dedi "Bak sen işte geldin emekliliğin gelmiş, EYT'lisin. Emekli olsan işte gençlerin önünü açsan, işte sana yeni kadroda yönetici görevi vermeyebilirler. Çok üzülürüm ben" gibi. Baktım yine herhangi bir şey olmadı. O dönem böyle geçti. Tabii bu ara şimdi mesela ’ın ifadesine de geçiyor. Diyor ki "Kanarya Parkı'ndaki çocuk ölümlü bir kaza olmuştur bizim şantiyelerden birinden. Orada kazadan sonra" diyor " benim tutuklu yani düşünüp hakkında uygunsuz ifadelerde bulundu, etti. Ondan sonra zaten bir aramız açılmaya başlamıştı" diyor şeyle ifadesinde. Muhtemelen benim Ertan Başkan'a şeyi gönderdiğim zaman da haberi gönderdiğim zamandı, Nisan ve Mayıs ayının başlarında olmuştu öyle hatırlıyorum. Herhangi bir sonuç çıkmadı bu süreç devam etti gitti. Ben iyice rahatsız oldum. "Bu olayı ben valiye taşıyacağım" dedim. Erzurumluyum. Vali de Erzurumlu bir şekilde. Bir kaynak bulup oradan yürüyeceğim dedim. Çünkü bir şey olmaması rahatsız ediyordu. Orada kamu zararı söz konusu ciddi sıkıntılar yaşanıyordu ama herhangi bir şey yapamıyorum. Şimdi, yirmi beş yıl hizmet verdiğim bir yerde o zaman da düşündüm. Savcılığa gitsem suçlu ve savunsam diye ama yani kendi şirketimi şikayet eden eleman pozisyonuna düşmek istemiyorum.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Çünkü her zaman kendisi için yapıyor. Kendisi de siyasi, karısı da siyasi. Bir dahaki seçimlere daha sağlam hazırlanmak için. Çünkü kendi belediyede başkan adayı olarak konuşulmuştu, etmişti. Herhalde o niyetle diye düşündüm. Çünkü dört yılı aşkın süredir müdürlük yapıyor, ben yirmi beş yılda on bir tane genel müdürle çalıştım kurumda. Yani en uzun çalıştığım bir tanesi. Sekiz yıl çalıştığım vardı. Gerisi iki yıl, üç yıl, maksimum dört yılda değiştiği için muhtemelen görevden alınacaklar diye düşünüyordum. ‘Giderayak ne yaparsam kardır mantığıyla yürüyor’ mantığı var bende. Sonra Vali’ye ulaşmaya karar verdim. Erzurumlu olduğu için. Hemşehrim. Tanıdığını arıyordum. Bir tanıdık olsun da daha rahat iletişime geçmek için. Veya ulaştırdığım şey hani değerli olsun diye iş yerindeki arkadaşlardan birinin arkadaşı Vali’nin teyzesinin oğluymuş. Yıllardır birlikte çalışmışlar. ‘Hemen buluşalım’ dedim. Nerede buluştuk? Buyaka AVM Tepeüstü’nde. Onun yanında İKEA alışveriş merkezinin yanında bir kafede oturduk. Orada anlattım durum böyle böyle… Kendisi iki üç gün sonra görüşmüş. Tekrar buluştuk. Valiye aktarmış her şeyi. Vali Bey ‘Kaynağın ne kadar sağlam’ diye sormuş kendisine. O, beni anlatmış. Böyle böyle yirmi beş yıldır çalışıyor. Böyle bir olay var, rahatsızlığı var falan diye. O da ‘Ses çıkarmasın, beklesin’ demiş. Sonra Ayhan Keleş vatandaşın ismi. Ayhan Keleş dedi ki… Kendi yorumu. ‘Zaten bir şey yapıyorlar’ dedi galiba. ‘Abi sen hiç ses çıkarma. Bekle, bir şeyler olacak sabah zaten’ dedi. Beni beklemeye başladı. Derken, birden 19 Mart'ta Sayın 'nun tutuklanmasıyla başlayan süreçte, Genel Müdür’ün dediklerinin hani ‘yukarısı’ diye bir olduğunun, işte Ertan Bey veya başka birilerinin bu işin içerisinde olduğunu… Ve şimdi yıllar… O süreç içerisinde hep diyordum ki ‘Bunu görevden alırlar ama muhtemelen yukarıda biri bunu tutuyor.’ Ya Ertan Başkan bunu koruyup, kolluyor, atılmasına, gönderilmesine engel oluyor. Bu olay olunca ondan sonraki süreçte, bu kez olay bambaşka bir yerde... Sonra müteahhitler tutuklanmaya başladı. İşte genel müdürler tutuklanmaya başladı. Şirket genel müdürleri falan. O esnada ben kalktım. Kendim yani herhangi bir tutuklama kararı yokken kendim gittim Çağlayan'dan savcıya ifademi verdim. Cahit Cihat Sarı'ya çıktım. İlk gün dinledi ben. İfademi almadı. Ertesi gün için benden bir iki bilgi istedi, ‘Bunları getirir misin?’ dedi. Onları temin ettim. 28 Mayıs'ta gittim ifademi verdim kendisine. Sürecim böyle başladı Başkanım. Ondan sonraki süreçte, tutuklu olan müteahhitlerden, yani tutuklanan müteahhitlerin hiçbirinin ilk ifadesinde benimle ilgili olumsuz bir beyan yok. Hepsi ‘'ı şirketteki görevinden dolayı tanırız. İşte ’ın veya ’ın benle maddi menfaati kesinlikle olmamıştır, talep olmamıştır.’ Benzeri ifadeler var hepsinde. Ama tabii bu arada biz Genel Müdür’e bu kavgalı sürecimizde gazetelerde, artı internet sayfalarında çıkan haberler var Ağaç A.Ş.’yle ilgili sürekli olumsuz haberler. Genel Müdür, bunları benim yaptrdığımı düşündü uzun bir süre. Bunu benle de konuştu. Sağda solda da konuştu, ‘Ümit yaptırıyor’ diye. Yani haberler ağırdı. Ben, kesinlikle Ağaç A.Ş. ile haber yaptırmayacağımı kendisine beyan etsem de sürekli konuştu bunu.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Bu ne oluyor? Piyasada işte milletin kafasında soru işareti, ‘Ümit mi yaptırdı acaba’ diye. Derken bu tutuklamalar olduğu süreçte de bir gizli tanık gündem oldu. Haberleri yaydı. ‘Kesinlikle gizli tanık da ’ diye, böyle bir haber yayıldı ortalığa. Bu arada içerideki tutuklu sanıklardan biri… Ha benim ilk ifademde lale soğanlarıyla ilgili bir şey var. Savcım bana kendisi sordu. Önünde zaten bir dünya belge vardı. Lale soğanlarıyla ilgili yapılan bir yolsuzluk vardı. Onunla ilgili bilgi verdim. Orada isimli vatandaş, işte adımı kullanıp, ‘Bu parayı benden isteyen de şey yapan da 'tır. Falan yerde falan zamanda verdim’ gibi ifade verip, etkin pişmanlıktan çıkınca, gerisi Ali İhsan’la gir, Yücel’le gir, diğer isimler de adımı zikrettiler. İlk başta dört beş isim adını zikretti, çıktı. Bu arada Bünyamin Durukhan'la Savaş Bayrak da var yine eylemlerde. Biraz sonra konuşacağız. Onlar, bu olaylardan sonra yurt dışına kaçmışlardı hemen. İkisi de üç dört ay kaldıktan sonra, sekizinci ayda, yanlış hatırlamışım öyle gördüm, sekizinci ayda dönüyorlar. Onlar da en kolay olanı yapıyorlar. İşte ‘’a 500 milyon verdim ofisinde.’ Biri diyor ’10 bin lira verdim’ diyor. Onlar da serbest kaldı. Bu ifadelerden dolayı tutukluyum ben şu anda. , ilk ifadesinde; '’ı, Ağaç AŞ’deki eski satın alma müdürü olması hasebiyle tanırım. ’ın da ’ın da benden herhangi bir maddi talebi olmamıştır,' diyor. Şimdi üçüncü ifadesi çok uzun; her satırını okuyup vaktinizi almak istemiyorum ama orada diyor ki: ' ile herhangi bir yakınlığım olsaydı, Ağaç AŞ’den aldığım ihalelerin ödemesi zamanında olurdu, beklemezdim.' Yine aynı dosyada Murat Uğur ifadesinde diyor ki: 'Diğer firmalara ödemeler 6-8 aylık çeklerle yapılırken, ’e ödemelerin tamamına yakını ya da bir kısmı peşin yapılırdı.' Ayrıca 'la ile ’ün ortaklığı piyasada çok yoğun bir şekilde konuşulan bir durumdu. ’ün ifadesinde de biraz sonra göreceğiz; defalarca yurt dışına birlikte çıktıklarını ifade ediyor. Mesela yine ifadesinde; 'Piyasadaki herkes ile ’ı ortak olarak bilirdi,' diyor. Bu sadece şirket içinde konuşulan bir şey değil; diğer müteahhitler ve tedarikçi firmalar arasında da bilinen bir durumdu. Yine Murat Uğur ifadesinde; 'Kasa onaya geldiğinde bana bırakırlardı, bakardım; nakit paralar dosyasına yatırılırdı. Çek yazılacağında ise bu firmaya kısa vadeli çekler yazılırdı,' diyor. Burada ile ilgili her şeyi tek tek yalanlayacağım başkanım, başka bir yolum yok çünkü. ifadesinde; 'Ağaç AŞ’de herhangi bir ayrıcalığım olsaydı, bu denli yüksek tutarlı iade faturaları kesilmesi ve ödemelerimin gecikmesi hayatın olağan akışına aykırı olurdu,' diyor. Bahsettiği o iade faturaları konusunda en büyük sıkıntıyı biz zaten ile yaşadık. Birinci sınıf diye alımını yaptığım ağaçlar, sözleşme bağlandıktan sonra ikinci veya üçüncü sınıf olarak gelirdi. Bunlar artık herkesin tarafından konuşulmaya başlayınca mecburen kesmek durumunda kaldılar. Bunu da yine ben bastırarak kestirdim. Fidanlık müdürü ve diğer arkadaşlarla görüşüp bu işlemi yaptırdım; o kesilen yüksek miktarlı iade faturası bir veya iki kez olmuştur. İfadesine şöyle devam ediyor: ' ile Hollanda ticaret sicil kaydında yer alan şirketime dair bilgiler edinmiş ve bu alandaki uluslararası tedarik ağımı yerinde görmek istemiştir. Kendisinin ve Cumhurbaşkanlığına bağlı bazı üst düzey kamu görevlilerinin zaman zaman yurt dışına yaptıkları ziyaretlerde benimle birlikte hareket etmeleri; herhangi bir ticari ortaklık ilişkisinden değil, teknik inceleme ve sektörel bilgi edinme amacına dayanmaktadır. Bu seyahatleri; şirketimin dünya üzerindeki iş ortaklarını ve network’ünü gösterebilmek, sektördeki gücümüzü ve kapasitemizi kanıtlamak amacıyla düzenlemekteyim. Özellikle Singapur’daki "Gardens by the Bay" gibi büyük peyzaj projeleri bu gezilerin merkezinde yer almıştır. Ağaç AŞ’nin gelişmesine katkı sağlaması ve İstanbul’da geliştirilen yeni projeler için örnek teşkil etmesi hedeflenmiştir,' diyor.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Şimdi, , firma daha 3-4 yıllık bir firma. Kalkmış uluslararası bir network’ten bahsediyor. Bu ifadeyi okuyunca sanırsınız ki sanki sektörün en büyük, en önde gelen firması ve herkes ondan sektörel veri alıyor gibi. Bahsettiği Hollanda firması 2022 yılında kurulmuş bir firmadır. Hollanda’da firma kurma amacı; oradaki dünyanın en büyük çiçek/bitki mezatından ürün alırken ödenen %15’lik broker komisyonunu ödememek içindir. Sırf o komisyonu ödemeden ürün alabilmek için göstermelik kurduğu bir firmadır. Öyle aman aman bir firma değil. Ayrıca, Singapur’daki "Gardens by the Bay" fuarına gittiklerinden bahsediyorlar. Aynı Fuara Alaattin Vardar’ın ifadesine bakalım; o ne diyor? 'Biz Singapur’a tamamen tatil maksatlı gittik; , eski Genel Müdür Yardımcımız Muammer Ali Özdil, ve ben tatil maksatlı gittik ve buradaki masrafların hepsini karşıladı,' diyor ifadesinde. Sonra benimle ilgili diyor ki: 'Hakkında çeşitli rüşvet ve yolsuzluk iddiaları gündeme geldikten sonra bir süre farklı birimlerde çalıştı.'  Benim hakkımda hiçbir zaman rüşvet veya yolsuzlukla ilgili bir iddia olmamıştır. Buna dair tek bir tutanak veya düzenlenmiş herhangi bir belge yoktur; asla böyle bir şey konuşulmamıştır. Burada mesai arkadaşlarım var; biri , ben müdür olduğum dönemde satın alma şefimdi. Diğeri Murat. 15 yılı aşkın süredir birlikte çalıştık. Onlara sorulabilir; hakkımda böyle bir şaibe olup olmadığına dair onlardan bilgi alınabilir. Beni asıl rahatsız eden konu ise eşi Ümran Polat’a 'Elite Card' üyeliği temini meselesidir. Elite kart, çok uçuş yapan birçok insanda bulunan bir özelliktir. Eğer Elite veya Elite Plus kartınız varsa, yanınızdaki üç kişiyi bu imkândan faydalandırabiliyorsunuz. Bu kart; havaalanında geçiş önceliği ve lounge kullanımı gibi imkânlar sağlar. Bu, maddi bir karşılıkla yapılan bir şey değildir. Kartı verdiğiniz kişi mil toplamaya devam etmezse zaten o hak kaybolur gider. Ben kendim için de istedim, çok iş yapan müteahhitlerden rica ettim. Tamer, kendisi... Başkalarından da istedim mesela Enis adında bir çocuk vardı, o da çok uçardı, 'Abi ben kullandırtırım,' demişti. 2023 yılında yapılmış olayı, şimdi kalkmış sanki çok büyük bir şeymiş gibi lanse ediyorlar. Bu olay haberlere, televizyonlara çıktı; saatlerce sanki benim eşime limitsiz kredi kartı verilmiş gibi yansıtıldı. Bu hiç hoş bir şey değil. Bu bir çıkar karşılığı veya bir bedel karşılığında yapılan bir iş değildir. Uçak biletlerinden bahsediliyor; eşim uçak biletleri almış nerede bu uçak biletleri? Sonra diyor ki; 'Bu talepleri yalnızca rica ile kalmamış, karşılamadığım takdirde Ağaç AŞ’de iş alamayacağımı ve ödemelerimin gecikeceğini söyleyerek tehditlerde bulunmuşum kendisine. Şimdi hem Genel Müdür ile bu kadar yakın olacaksın, hem Cumhurbaşkanlığından üst düzey yetkililerle gezilere gideceksin, hem de ben seni tehdit edeceğim? Yapılan bu açıklamaların hiçbiri mantığa sığmamaktadır.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Sonra bu durumu 'a söylenmiş ve 2024 Aralık ayı itibarıyla ’ı görevden uzaklaştırmıştır' diyor. Kendisi beni aramış ve Ali Sukasla ile konuşmamı, Görevde kalmamı sağlamasını istemişim kendisinden. Şimdi hani bir sürü şey yapıp, 'Genel müdürle hem yakın değilim' diyor, 'Hiçbir alakam yok' diyor ama bana referans olup beni görevde tutacak kadar güçlü, kendisi dahi bunu böyle ifade ediyor. Ama diyor 'bu talep tarafımca karşılık bulmamıştır'. Şimdi asıl mevzu şu Başkanım; ben ilk dosyamda, ilk savcıya gittiğimde verdiğim bir ifade vardı. Orada 148 milyon TL’ye önüme getirdikleri bir lale dosyası vardı. bizzat bunu getirdi. Sütun sütun orada işte Hollanda’daki fiyatı, broker komisyonu, navlun ücreti, ambalajlama ücreti hepsinin yazıldığı, paket kâr marjı artı en alt sütun satırda 148 milyonun gözüktüğü bir şey vardı. Bunu ben bizzat na sundum orada. Bunun, bu fiyata kesinlikle olmayacağını... O gün Euro kuru 34 lira civarındaydı, 34 lira-36 lira civarındaydı. Şimdi ben yıllardır İstanbul’un lale satın almasını ben yapıyorum. Yani ta 2005’ten beri diyeyim, 2006’dan beri. Hollandalı firmaları tanıyorum ediyorum. Küçük bir araştırma yapınca o günkü şartlarda lale fiyatları çok arttı o senesi; Hollanda’da sel, su baskını gibi şeyler oldu. İşte bir önceki sene 1000 adedinin fiyatı 60 ile 80 Euro arasındayken bu bahsettiğimiz dönemde 150 Euro'yu geçti, 150-160 Euro'lara çıktı fiyatı. Ama ’ün getirdiği listede 310 Euro olarak gözüküyordu yerindeki birim fiyatı. Bunun üzerine işte broker komisyonu %15 koyduğunda uçuyor, rakam büyüyor büyüyor büyüyor ve alacağımız fiyat 148 milyona çıkıyor gibi gözüküyordu. Ama 150 Euro'dan aldığımda ve o günkü kurdan aldığımda ben bunu 65 ve 70 milyon TL’ye alabileceğimi net hesaplayabiliyorum zaten. Böyle bir şey yapmayacağımı söyledim. Olmaz yani, bunun fiyatının aşağı gelmesi gerektiğini söyledik, konuştuk kendisiyle. 2-3, belki defalarca tartıştık hatta. Sonra 'Ağabeyim böyle istiyor' dedi, 'İşte böyle olması lazım' gibi bir laf etti. Konuşmaz çok fazla. Ondan sonra dosyayı hazırladım. Firmalardan reel teklif istedim, hepsinden. Kimse o dönemde teklif vermek istemedi çünkü lale soğanı şöyle özellikli bir ürün; yani Ağustos ayında pazarlığı yapmış, ürünü ayırtmış olmanız lazım Hollanda’dan. Ama 11. ayda toprağa girmesi gereken bir ürün, 11. ayda almaya kalktığınızda bulamazsınız. Biz çünkü İstanbul’da renk ve desen birlikteliği sağlamak için çok farklı çalışmalar yapıyoruz. Kendisi Hollanda’dan ayırttığı için laleleri Ağustos ayında, yani bir bakıma almak mecburiyetinde kaldık gibi oldu. Firmalardan teklif istediğimde 'Veremeyiz, edemeyiz' diye şey yaptılar. 'Fiyat yazacaksınız' dedim; bu kez sırf vermemek için yüksek fiyat yazdılar işte; 90 milyon, 100 milyon gibi fiyatlar geldi. 92 milyon verdi. Orada şöyle söyleyeyim; mesela sordu bana 'En düşük teklif ağabey ne, ben şey yapayım falan' diye. 'Bilmiyorum' dedim, 'Ne verirsen bakacağız edeceğiz.' 92 milyon küsur verdi en düşük teklifi. İki-üç yerden alım yapacaktık, 100 küsurdu galiba üç yerin limiti. O yüzden en düşük teklifi baz alarak yaklaşık maliyette kullandık onu. Ama ben o dosyayı imzalamak istemedim, rapor aldım. Çünkü ne kadar uğraşsam fiyatı aşağı düşüremedim. Ama yine de 148’e alınacak şeyi ben 90 milyona alınmasını sağladım diyorum, 60 milyon kamu yararına çalışmış oldum.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

İfade de araya girmek istemiyorum, cümleyi bozmayayım ancak oralarla ilgili isnat yok zaten. Anladım, oralara detaylı açıklamana gerek yok, sen seninle ilgili olan kısımları açıkla yeter.

Şimdi diyor ki; 'Hatırladığım kadarıyla 30.000 Euro ofisimin olduğu Kavacık’ta, yurt içi kargo poşetine sarılı vaziyette arabaya yanına giderek vermek durumunda kaldım' diyor. 'Bu dönem içerisinde başkaca da ofisime gelmemiştir' diyor. Şimdi şeye baktığımızda, ben orada 20 gün içerisinde üç kez ben o ofise uğramışım. Artı, neden arabamı inmek zorunda kalmış? Yani neden ofisine gitsem ofiste vermemiş 30.000 Euro’yu bana? Yani yalan bu Başkanım, böyle bir şey olmadı kesinlikle. Zaten şimdi baz kaydı var diyor ama yok diyor... Ama üç kez baz kaydı var, gittim ben. Çünkü satın alma müdürüyüm. Şimdi satın alma şefim de burada. Biz tüm firmaları ziyaret etmek zorundayız. Yani hepsinde benim bazım vardır. Çünkü hatta resmi yazıyla elemanlarım her hafta mutlaka şirketleri gezerler; ofislerinde, üretim sahalarında, showroom’larında gezerler. Ona göre biz tedarikçi değerlendirme formlarımız vardır, tedarikçilerimizi değerlendiririz. Bu değerlendirmelerden çıkan ortak puanlara göre de onaylı tedarikçi listeleri oluştururuz. 'Bu firma uygundur, bu firma uygun değildir.' Teklif isterken çünkü istisna maddeleri kullanıyoruz biz; 3/A, 3/G gibi istisnalardan alım yapıyoruz ağırlıklı. Teklif alacağımız firmaları bu gezilerle veya bu ziyaretlerle belirleriz. Artı, daha önce getirmiş oldukları ürünlerin teslim aşamasındaki puanlamalarla belirleriz. O yüzden benim de, elemanlarımın hepsinin de her yerde bazı olmak zorunda. Olmaması sıkıntılı. Şimdi bu Boyner kartlarla ilgili bir şey demiş. Ben Boyner kartlarla ilgili kendisiyle hiçbir zaman ne konuştum, ne görüştüm, ne öyle bir şey aldım. Kaldı ki 12. ayın mesela en son Boyner kart temin ettiği şeyde 12. ayın 21’i 2024 diye gözüküyor. Biz şimdi 12. ayın 21’i, hatta 12. ayın başından sonuna kadar genel müdürle kavgalıydık. Hani işte görevden alma, beni emekliliğe zorlama, 'emekli olacaksın' diye şeyleri devam ediyordu artı başka müdürlüğe geçtiğim bir dönem. Yani o dönemde benimle böyle bir şeyleri konuşması ne paraydı ne bir şeydi konuşması dahi söz konusu değil genel müdürün. Kaldı ki Boyner kart diye bir şey olmadı hiçbir zaman bizim şirkette, ben bilmiyorum yani. Şimdi ifadelerden gideceğim Başkanım birazcık... Şimdi ha bir de benim hiçbir ifademde mesela, daha önceki ifadelerimde ile ilgili ben parasal bir değerden şey yapmıyorum. Yani kendi yazıp verdiği ifadelerde de yani ' bu kadar verdi' veya 'Şuradan şu kadar kazandı' diye hiçbir şey telaffuz etmemişim. Yani olsa, bilsem kesinlikle ederdim, takdir edersiniz ki... Çünkü bilmiyorum. Ben ile öyle bir şey konuşmadım veya ’dan da Tamer ile ilgili herhangi bir şey duymadım. Ensar Güneş ifadesinde diyor ki: ' kendine çok para kazandıracak firmalardan daha çok alım yapar. Bunlardan bir tanesi . ’nın hemşehrisidir. Piyasada herkes ikisini ortak olarak bilir.' Şimdi bu cümle hem benim ifademde, hem Murat Ordu’nun ifadesinde, hem Ensar Güneş’in ifadesinde hem de İzzet Han’ın ifadesinde var. Şimdi Ensar ile ’nın ile ilgili direkt konuşması var aralarında. Ensar diyor ki: ' çok zenginleşti, etrafta bunun havasını atıyor. Üç tane Range Rover ile geziyor. Bu işlerden bir gün başın yanar' diyor. Kendisi bana güldü ve herhangi bir şey söylemedi diyor, herhangi bir cevap vermedi diyor.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Yine Ensar diyor ki: ' ile ’nın arası açılınca da ’ya gözdağı vermek için Onur Peyzaj’dan da sürekli fiyat teklifi alıp ’ün alacağı işlerin bedelini daha aşağılara çekmeye çalışıyordu. Şimdi Tamer’in ağaçları her zaman yüksek fiyatla gelirdi önüme. Düşürmek için ben aynı ağaçların en uygun fiyatının nerede olduğunu biliyorum. O firmalardan mutlaka resmi teklif alırdım, aşağı çekmeye çalışırdım. Ulmus Fidancılık firma sahibi , Ağaç AŞ’den daha fazla iş yapabilmek için ve yine ifadesinde daha fazla iş alabilmek için ve daha önce yaptığı işlerin bedelini alabilmek için ile doğrudan görüşebilirdi, görüşürdü. Yine diyor ki, bir gün yine 'la görüşmeye geldiğinde beklerken. ’ın adı piyasada yüzdeciye çıktı. (anlaşılmıyor) ’le de sektörde ortak oldukları konuşuluyor diye. Dert yandı bana diyor. Bana ’ın müteahhitlerden usulsüzce para aldığını anlatmaya çalıştı. Bu olay 2024 yılı ortalarında gerçekleştiriliyor diyor. Hem böyle dert yanacağım hem böyle bir yapının organizasyonun içinde olacağım. Yani bu hani madem içindeyim, niye dertleneyim diyorlar veya neden bu kadar dolaşıp da bir yerlere şikayet ediyorum ben bu adamı? Bunun şey yapmasını istiyorum ben. , BurXX Fargos Soniks X adlı firmalarda biri kendinin, biri kardeşinin, biri eniştesinin adına kayıtlı olan firmalarla dört, beş yıldır Ağaç A.Ş’ye çok ciddi miktarda iş yaptı. Taksus adlı Firma ise ve ile resmi olarak ortak bu firmada da. Sadece kendine ait bu firmalara değil hem İstanbul Botanik'te kendi firması var. Onun üzerinde de mal verdi. Yine TYT diye bir firma var mesela 2023’teki lale soğanlarını gitti aldı geldi ama tam ürün teslim aşamasında ben bunları teğet üzerinden vereceğim. Işte benim ithalatla ilgili bir problemim var gibi laflar etti. Ben tam sıkıntı yok fiyat ayı nasılsa, onun ithalat belgesi var. Teğet üzerinden aldık. Daha sonra teğet üzerinden yine başka ağaçlar da verdim. Biliyorum. Yine Durusu Fidancılık'ın Tidye Botanik diye bir firması var. Onun üzerinden de ürünler girdi. Tamer'le ilgili başka söyleyeceğim bir şey yok Başkanım. Tamer, böyle genel müdüre yakınlığıyla biliniyor. Yani Tamer'in benimle. Herhangi bir iletişime geçip bir şey ondan alma, ona vermem söz konusu değil. Zaten rahatlıkla görüşüp ettiği bir hatta da benden çok daha fazla görüşüyor. Yurt dışına tatillere gidip gelebiliyorlar ve birbirlerinin evine gidip geliyorlar. Takdir sizin bir şey diyemiyorum. Yüz yirmi birden direkt yüz yirmi beş ve yüz yirmi altıya geçeceğim. Çünkü bunlar ilişkili firmalar.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Savaş Bayraklar Bünyamin, 125’te var. , ile Taksus firmasına resmi olarak ortaklar bunlar. Aynı zamanda Taksus firmasının Yalova Tiem arazisinde bir yerler var hepsi Bünyemin, Savaş ve orada yerleri var.  Tamer, ’ın has adamı. Doğal olarak Tamer'i koruyup, beni gömecek şekilde ifade vermesi gerekiyor. Dediğim gibi bunlar zaten kaçak pozisyondalardı. 'la beraber yurt dışındaydılar. İkisi de geldi. İkisi de benzer ifade verdi. Biri TL, biri dolar. Para vermiş bana. Ikisi de etkin pişmanlıktan serbest kaldılar. 28.05.2025’te benim savcılığa giderek verdiğim ilk ifademde ikisinin ismi geçiyor bunların. Hem husumetleri oluşmuştu hem de serbest kalmak için etkin pişmanlık için kullandılar adamı. Seçim sonrası beni aratıyor. Gelmedin dostum dedi diyor. ‘Dostum’ yani hani benim hitap şeklim ayrıdır. ‘Gelmedin dostum!’ Ben müteahhide nasıl böyle söylerim bilmiyorum. Tamer ve Bünyamin'le yakınlığından dolayı zaten ’a da yakındı kendisi. Bendeki iki hafta sonra 500 bin TL hazırladım. Seçimden iki hafta sonra ofisine gittim, verdim. Çekmecesine koydum. 29.03.2024’te hesabına dört milyon para yatmış Savaş’ın. 02:04, 17:04 ve 23:04’te sıfır iki sıfır Ağaç A.Ş’ye gelmiş. Orada baz vermiş. Şimdi hani telefonla aradım demesi o zaman yalan oluyor. Görüşmedik etmedik. Gelmedin demem benim. Ağaç A.Ş’ye geldiyse bana niye geliyor? Şimdi parayı şey için getirdiyse neden ’a vermedi? Veya Ağaç A.Ş’ye geldiğinde niye benimle baz vermiş oluyor? ’a bazı olmuyor mu aynı ortamda? Bir de misal parayı verdiğinden ben bir buçuk ay kadar sonra kendi hesabıma elli iki bin lira para yatırmışım. Ve MASAK raporu bunu örtüştürmüştü elli iki bin lira para yatırdı bir buçuk ay geçmiş üzerinden. artı para miktarı tutmuyor. Beş yüz bin lirayı ben o zamana kadar çekmecemde mi sakladım? Ne yaptım parayı? Bir de bunlar Ağaç A.Ş’ye geldiklerinde bir tek benimle görüşmezler. Şimdi ben satın alma müdürüyüm. Sadece ihale sürecinde benimle olurlar. Bir gün evraklarıyla imza atarlar. Ondan sonra mal tesliminde en az on kez, on beş kez gelip fidanlık müdürüyle görüşmek zorunda. Mal kabulü aşamasında başkalarıyla görüşmek zorunda. Bununla ilgili söyleyeceğim başka bir şey yok. 'la ilgili ’la birlikte yurt dışına kaçtılar aynen dediğim gibi. Benim ifadelerimden yaklaşık üç ay kadar sonra geliyorlar ve tutuklu müteahhitlerine düşmanlıktan serbest kaldıklarını gördükleri için 'ü destek edecek nitelikte ifade verip ikisi de serbest kalıyor. Yine ’la birlikte. İTO, İstanbul Ticaret Odası'nda başkanı olduğu grupta, Bünyamin'de yönetici olan beş üyeden bir tanesi. Yani benden çok daha rahat ve çok daha etkin görüşebilen biri. Şimdi ödemelerimi almadım. Ben tehdit etmem. Ya bunlar, öyle bir şey konuşmam benim söz konusu dahi olamaz. Seçime bir hafta kala kendisini çağırdığımı 30 bin dolar istediğimi ve bunu ödemelerini alabilmesi için vermesi gerektiğini söylediğimi söylüyor. Yani ödemeyle tehdit etmişim. Benim ödemeyle ilgili en küçük bir etkim ve yetkim yok zaten. Öyle bir ihtimal yok. Şimdi ’a soralım demiştim ama soramıyoruz galiba buradan. Hesap hareketleri ve baz kaydı uyuyor denmiş ama çektiğim parayı gösteren bir şey yok. Iddianamede göremedim, bilmiyorum. Bünyamin, Savaş ve Tamer'in yıllara dayanan dostlukları var. Ayrıca görüşen. Ayrıca birlikte olan biriler doğal olarak üçü birbirini destekleyen ifade verdi hakkımda.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

124. Ensar Bey'in ifadesinde; ofisine gittiğimde, Yalova'ya gittiğimde kendisine " para istiyor" diye söylediğimi söylüyor. Şimdi ben... Ensar, sektörün en büyük firmalarından bir tanesi. Otuz, otuz beş yıllık bir firma. Yani Yalova'ya gittiğimde mutlaka uğrar ederim. Bu dönemde parasını alamadı, içeride ciddi alacağı vardı. Paralarını alamadı. Bir gittiğimde ondan dert yandı. Sonra dedi ki "Ali çağırmış" dedi. "Neden acaba falan" dedi. Ben de kendisine dedim ki: "Bak muhtemelen herkesten yüzde 10 para istiyor. Senden de onu isteyecektir. O yüzden çağırdı, çağırmış olabilir" dedim. "Bilgin olsun." Hem bilgilendirme amacıyla söylediğim bir cümleydi orada onu. Zaten şu an kendisine sorulsa eminim ki aynı bir şey söyleyecektir. Ondan sonraki konuşmalar hep zaten Ali ile Ensar arasında geçiyor. "İşte geldim" diyor. "Benden bize şeyle ilgili para vermen gerekiyor dedim" diyor. Hatta "Ben giderken çünkü yüz milyona yakın bir alacağım içeride" diyor. Ona istinaden "Yanımda otuz beş bin avroydu galiba para götürdüm" diyor. "Onu verdim ama ödemelerim yapılmadı. Verdiğim paranın işte istedikleri paraya nazaran az olduğunu düşünüp daha sonra tekrar gidiyor." Zaten ikinci kısım iki bin yirmi beşten sonra oluyor. 2025 kastediliyor olabilir ben satın alma müdürü değilim orada dedim. Herhangi bir iş, iletişimim yok. Yani hiçbir tanesiyle bunların... Yani hani olayın birebir ile şey arasında geçiyor. Konuşmaları hiç bilmem ne... arasında geçiyor. Danışmalarda, mal alışverişi, pazarlık yapma, "ne kadar vereceğiz" diye Ali'ye kendisi soruyor. "Bu konuda sen karar ver" gibi bir şey galiba söylüyor. Ensar'ın olayında başka bir şey yoktu galiba. Orası vardı sadece. 122. . Onu atladık Başkanım, özür dilerim. Şimdi , ve ; baba, oğul ve damat bunlar. Şimdi ile 'ın üzerine iki tane firma var. Biri DY Grup, biri de Menkosa İki firma var. Şimdi bunlarla ilgili de ben ikinci ifademde eleklerde yapılan bir yolsuzluk vardı. Toprak sahada kullandığımız toprak eleme elekleri…. Şimdi üç tane eleğimiz vardı bizim daha evvel. Gürler Kömür diye bir firmaya ait bir çeyrek vardı. Bu elekler aktif haldeydi ama sözleşmesi bitmişti. Üç tane yeni elek yaptırdı Genel Müdür. Bu 'in firmalarından birinin üçüne elek yaptırdı. Bu elekler geldi, kuruldu oraya. Çalışması esnasında, ilk çalışmaya başlar başlamaz patladı [elekler]. Eski elekler çalışmaya devam etti. Ama "faturaları Menkosu üzerinden kesildi" diye bir şeyim vardı. Onu yalanlamış etmiş ve ondan dolayı verdiler. Şimdi orada , ifadesinin daha başında diyor ki: "'ı ben bin dokuz yüz doksan dört yılından beri tanırım. Otuz yıla dayanan dostlukları var. Muhabbetimiz devam etmektedir. Kendisiyle birlikte siyaset yaptık" diyor. 'ın ifadesinde diyor ki: "'le uzun yıllara dayanan dostluğumuz vardır. Muhabbetimiz devam etmektedir" ifadesi var. Uzun yıllardır tanışıyorlar. Artı , o da ifadesinde buna vurgu yapıyor. "Otuz beş yıllık babamın dostudur" diyor. "Görüşmeleri babam yapar" diyor şeyde, ’la diyor.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Ondan sonrasında bir şey olayı var o da Başkanım; ihaleye fesat karıştırmaya gelen "2 bin 300 lira, 2 bin 600 lira, 2 bin 900 lira" demişim. "Ona göre fiyat farkını bize getireceksin demişim" gibi bir ifade var orada. Şimdi o kanunen ve mantıken de söz konusu değil. Çünkü mesela Yücel Bey'in ifadesinde diyor ki: "Ağaç AŞ'nin tüm ihalelerine ben fiziki olarak hiçbirinde bulunmadım. EKAP üzerinden katıldım" diyor. İkinci ifadesinde de diyor ki: "Bir kısım ihalelere kapalı zarfla teklif verdik. Bir kısım ihalelere katıldım" diyor. Şimdi kapalı zarfta teklifte... Ha şöyle bir şey var: Ben hiçbir komisyonda komisyon başkanı olamıyorum ben kanunen. İhale komisyonuna komisyon başkanı olamıyorum. Bizde uygulamada o ürünü hangi birim talep ettiyse, o talebi yapan birimin müdürü ihale komisyonu başkanı oluyor. Sadece bir eleman dosya takip için, evraklar gibi barkodlaru işaretlemek için orada olur. Ben hiçbir ihalede ihale başkanı olmadım yani. Şimdi kapalı zarfta zarflar ihale komisyonunun önünde açılır. İlgili diğer firmalar da mutlaka orada olmak zorundadır. Açılıp dakikadan sonra da oradaki fiyatı değiştirmek söz konusu değil yani. Yapamazsınız öyle bir şey. Yaptıysa da yani oradaki ihale komisyonu komple ayarlanmış olması lazım ki öyle bir şey yapılabilsin. Yani bu tamam senaryo gibi yazılmış, edilmiş bir şey. Sonra kendisine "on bin dolar para istemişim, onu getirip bana vermiş", "iki bin dolar istemişim"... Şimdi yani hani mantıklı düşündüğümde 'a olan yakınlıklarından dolayı benim böyle bir paraya ihtiyacım dahi olsa, para isteyeceğim en son insan olurdu bunlar. Yani ihale yöntemine orası aykırı. Oradan yürümez, olmaz o iş. Parayla ilgili şeyde baz vermiş. Sonra daha önceki söylemiştim. Şimdi dedim. Rizeli, tam Karadeniz aksanıyla konuşan sempatik bir çocuk. Böyle gelir giderdi. Ben hani ilk bir iki yıl onu ben kamyon indirmeye gelen Menkul'ün elemanı gibi düşüncedeydim; kamyon başında bekleyen bir eleman. Arada "Ümit Abi illa bir şey yapalım, işte görüşelim, edelim." "Ne görüşeceğiz?" "Yok illa özel bir şey var, konuşmam lazım." Şu geldi: "Abi" dedi, "Elimize tost aldı motoru senin için... Firmaları tanıyorsundur. Bize referans olur musun? Bir yerlere göndersen desin." Yanımda aradım hatta. Mesela Büyükçamlıca Fidanlığı'ndan, hani yazmadım onun şeylerinden, birkaç firmanın ismini verdim; "Abi ihtiyacın varsa alın" dedim. Bizim de aldığımız ürün düzgündür, ha fiyat da uygun falan diye... Hani o maksatla gelmişti yanıma. Çay içtik, hatta "Bunu telefonda söyleyebilirdin" diye kendisine çıkıştım. Ayrıldık. Başka da bir şey olmadı onun içerisinde. Alaattin Vardar'a geçiyorum Başkanım. İlk ifadesinde herhangi bir şeyimiz yoktur. ’ı şeydeki görevinden dolayı tanırım diyor. Hah; 30 bin dolar para verdiğini söylüyor Alaattin Vardar. Alaattin Vardar, sektördeki en büyük gübre firmasıdır. İfadesinin başında, işte falan yere filan yere, İstanbul, Ankara, Erzurum, Trabzon gibi birçok il belediyesine; Fenerbahçe, Kasımpaşa, Başakşehir, Trabzon gibi birçok şeye ürün satıyorum diyor. Diğer ifadesinin başında da ben işte Hollanda'da Everest Grup, İspanya'da Semirasfito firmalarının Türkiye distribütörüyüm diyor. Bu bahsettiği firmalar, dünyanın en büyük firmaları alanlarında. 30 bin dolar… İfadenin başından beri ’ın yanına bizzat kendisi geliyor. Benimle konuştuğu herhangi bir şey yok. , bize yaptığı işlerle ilgili bize bu kadar para vermen gerekiyor diyor. 30 bin dolar para vermen gerekiyor. Sonra o da diyor ki ben nakit ödeme yaparsam verebilirim. Sonra bir 30 milyon, bir 35 milyon nakit ödeme yapılıyor 10 gün arayla şeyde. Daha sonra ben parayı işte kar dağıtımı yapan şeyden toparladım. Hazır ettim. Yurtiçi kargo poşetine sarmış, bekletiyordum diyor. Mesela aynı ifade 'te de var. Yurtiçi Kargo poşetine sarmış bekletiyor.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Şimdi ben Alaattin Vardar'a sormak istiyorum. Yani Yurtiçi Kargo poşetine koydun, bekletiyordu. Neden bekletiyordun? sana, ‘Parayı bize getirmen gerekiyor’ demiş. Ha bunu beklettiysen ikinci seferinde telefonla aradım diyor. Teşekkür etmek için aradım diyor. ‘10 bin dolar daha getirmen gerekiyor, yukarıdan istiyorlar’ dedi. ‘10 bin dolar ertesi gün kalkıp kendim götürüp ofise teslim ettim’ diyor. E bunu bekletin, onu niye getirdin? Veya ne bileyim ben; onu getirdim, bunu niye bekletmedin? Sonra tarihlerde de bir şeylik var. Mesela 1. ayın 4’ünde, 12. Ayın ayın 20’sinde 35 milyon; birinci ayın dördünde de 30 milyon para yatıyor. Diyor ki ‘Para yattıktan on gün sonra, bu birinci ayın on dördüne tekabül eder.’ Ben gidiyorum, alıyorum daha sonra diyor ki ‘'ın bana gelip parayı aldığı tarihten ikinci aya tekabül eder. Bana yardımcı olacağını söyledi’ diyor genel müdür ödemeyle ilgili. Ama beşinci aya ödeme yapıyor. Hani tutarsız bir konuşma var. Yardımcı olacağını söyledi. Beş aylık sonrası ödeme yapıyor. Telefonla aradım diyor. Şimdi bizim genel müdür , ofisteki konuşmalarında da dahil, üç dört kişi bir araya geldiğinde bile mutlaka telefonları dışarıya bıraktıran bir adam. Ya toplantı salonuna telefonları bıraktırır, telefonla içeride kimseyle görüşmez etmez. Şimdi Alaattin Vardar’ın ifadesinde, telefonla aradığımda diyor teşekkür için, telefonda söylediğini beyan ediyor. Yani demiş ki ‘Bana 10 bin dolar daha getirmen gerekiyor’ demiş. Öyle bir şey de söz konusu değil yani. O da yalan. Benim de para gönderdiği de yalan. Sonra bu da aynı şekilde yine kartlar demiş. Lacoste kartlarından da bahsetmiş Boyner'in haricinde. Şimdi Boyner’le ilgili bir şeyimiz yok. Mesela yine Murat Uğur ifadesinde diyor ki ‘Bir gün elinde poşetle geldi. İçerisinde A101, BİM, ŞOK kartları vardı.’ Şimdi Ramazan ayında bu daha önceki dönemlerde yoktu. Bu dönemde oldu. Hep benden Ramazan kolileri falan direkt şeylere göndertilirdi. Bu dönemde işte A101, ŞOK, BİM kartları gündem oldu. Yani herkes müteahhidine söylerdi, gelirdi şeyler ama hep biz idareye gönderirdik onları. Mesela bazen odama gittiğimde masanın üzerine olurdu. Üzerinde firma yazılmış, bırakılmış kartlar orada. Onları da alır bırakırdım şeyi. Onların hepsi Sosyal Hizmetler’e, fakir aileleri gidiyor diye götürürdük. Yani bizde kalan herhangi bir şey yok kartlarla ilgili. , ifadesinde hani her konuşmayı 'la yapıyor. Benimle herhangi bir şeyi yok. Sadece bana diyor ki ‘’l 2024 yılı içerisinde, tam olarak tarihini hatırlamamakla bir ortamda karşılaştığımda bu durumu kendisine sordum. Etrafındaki adamdan Ağaç A.Ş.’nin para ödemesi gerektiğini duymuştum. Bu durumu sordum. bana, ‘Evet böyle bir durum var. Alacakların ödenmesi için yukarısı para istiyor. Ne haliniz varsa görün. Ben böyle bir işin içerisinde olmam dedi’ diyor. Benimle ilgili kısmı bu kadar. Geri kalan kısmının hepsini ’ın bizzat kendisiyle görüşüyor. Parayı nasıl ayarladığını, nasıl kiminle gönderdiğini falan diğer kısma devam ediyor. Burada benimle ilgili herhangi bir şey yok diye düşünüyorum Başkanım. Bana sormuş. Ben öyle bir şey yok demişim.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

de geliyor bana, ödeme istiyor. 'Ödemeleri ben yapmıyorum, Genel Müdürden yap diyorum'. Genel Müdür'e gidiyor. Genel müdür bizzat kendisinden bir para istiyor. Sonra bana gelip dert yanıyor. Benim bir para istemem veya para getireceksin demem veya pazarlık yapmam söz konusu değil Fikret'in beyanında. 'un ifadesi baştan sona yalan ben işte 2002 yılından beri Aden firmasıyla çalışıyorum diyor. Aden firması 2015-2018 gibi kuruldu. Ağaç AŞ'ye gelmesi bir önceki genel müdür yardımcısı Muammer Ali Özdil vardı. Onun çocukluk arkadaşıydı. O vesileyle geldi. Onun şeyiyle bir iki parti ağaç alımı yaptık Sonra diyor ki 'a gittim. Bize para getirmen gerekiyordu. 2022 bahsediyor. 2022 böyle bir şey gündem olmadı. Ne konuştu ne bir şey yaptı. Artı bana gelmiş. Oturmuş para getirmen gerekiyor demiş sonra telefonu aldı. Muhasebeyi aradı. 500 bin TL Aden'in hesabına ödeme yapın diye talimat verdi diyor. Şimdi biz kurumsal bir firmayız. Benim muhasebeyi aramam parayla ilgili bir şey vermem söz konusu değil. Çek'ten falan bahsediyor. Kendisi küçük bir firma. Belki bir tane daha sigortalı elemanı olmayan firma. Eşi Moldova veya Belarus o taraftan bir yerden onun vasıtası oraya gitmiş, görmüş. Bir iki parti bize torf satmışlığı vardır şeyin. Yine Muammer Ali Özdil'in zorlamasıyla ithal ağaç getirdi. Ama ağaçlar teslim aşamasında hastalıklı çıktı. Hastalık çıktığı için kabul etmedi ama sözleşmesi yapılmış yine Muammer Ali Özdil'in baskısıyla yerinde kabulü yapıldı. Buna fatura kestirildi. O faturanın üstü kapatılır gibi oldu. 2 yıl sonra ben yine zorladım. Bunun ödemesi yapılacak mallar gelecek diye. Hatta genel müdürle konuştuk ettik. Genel müdüre 2 milyon. bunu 4 milyon gibi adama lanse etmemiz lazım. Çünkü 2 milyon adama sanki 2 yıl faizsiz kredi vermiş gibi olduk biz orada. Bunun geri alınması gerektiğini vurguladım, ettim. Ancak yine Muammer Ali Özdemir şeyiyle 2 milyonluk bir satış yaptık biz ona. O şeyi kapattık. O dönemde torfla ilgili sıkıntıya girdi. Torfu getiremedi. Bu kez tehditvari konuşmaları yaptı. Kovduk yani. O bu tamamen kin dolu bir, yazışma. böyle dedi, şöyle dedi, öyle bir şey yok yani Başkanım. Şimdi Ahmet Sarı ve 'in ifadeleri benim adım hiç geçmiyor. Onlarda niye varım bilmiyorum. Hiçbir ifadenin hiçbir yerinde adım geçmiyor. Ahmet Sarı'da da 'de de 'de Sadece. Murat Uğur'un ifadesinde diyor ki bir gün içeri girdiğimde işte genel müdürlüğümüz falan konuşuyorlardı Anadolu Yakası'nda 'i, Avrupa yakasında şeyi öncelediklerini duydum. Bir ifade var. Sadece orada. ile benim adım bir yerden geçmiş. Şimdi yani bizim işlerde o önceleme işi diye bir şey yok. Zaten 3G alımları yapılıyor. 3G de dediğim gibi davet usulü bir ihale ve firmaları belirleyip onların içerisinden seçim yapmak durumundasınız. Yani bu işi hangi firmalar yapar diye konuşulması lazım diye. Seçimden sonra ihaleye çıkılur. Mesela yine Murat Uğur ifadesine demiş ki bu görüşmeler firma belirlemeler şeyden önce yapılıyordu. Teklif alınmadan. Zaten teklif alınmadan yapılması gerekiyor. O görüşmelerin. Yani o işi yapacak kapasitedeki firmaları belirleyip onlardan teklif alacağız. Hangisinde kalırsa işi ona vereceğiz.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Evren Şirolu. Ankara'ya giderken mevzusu var Başkanım Ankara'ya gittiğimde yanımda Evren vardı yanımda. O şu an burada tutuklular arasında. Birlikte gittik. Evren kendisi de dertler yanıyordu. Bir sürü sıkıntı yaşamıştı. Bunu anlatınca, ben buna gidip dedim ki ‘Bunun partilerine şikayet edeceğim’ dedim şeyden sonra. Partiden de şikayet edeceğim dedim. Ankara'ya gideceğim dedim ben. Ankara'ya gittim. Ankara'da Özgür Özel'e yakın birini bulmam gerekiyordu. Mehmet Özdemir. Hem Etimesgut Belediyesi Meclis Üyesi hem de Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi. Mehmet Özdemir'i buldum. Onunla Ümitköy'de Günaydın Restoran diye bir yerde.  Evren de yanımdaydı. Ben bir konuşsam Evren on konuştu belki. Çünkü kendi dertlerini de anlattı. Diğer müteahhitlerin dertlerini de ona anlattı etti. Mehmet Özdemir ilgiyle dinledi. Hatta şöyle bir benzetme yaptı. ‘Böyle bir şey olamaz’ dedi. ‘Bu olay da artık İSKİ skandalına benziyor’ dedi. ‘İSKİ skandalı üzerinden 30 - 40 yıl geçtiği halde halen daha alnımızda karar bir leke gibi duruyor. Ben kesinlikle bununla uğraşacağım, ilgileneceğim, çözeceğim’ dedi. ‘Nasıl böyle bir şey olur’ dedi. ‘İyi’ dedim. Geldik. Ondan sonra Mehmet Özdemir geldi buraya. Telefonla aradı, ‘Ben geldim ben bu işi mutlaka halledeceğim, çözeceğim diye geldim’ dedi. Ama ses...Bir hafta on gün falan şey yapmadık. İşte görüşemediğini söyledi. Tekrar geldi. İkinci geldiğinde ‘Ben mutlaka görüşeceğim. Geçen sefer görüşemedim’ dedi. Ses çıkmadı. Ondan sonra aradım ettim Mehmet Özdemir’e ben de ulaşamadım. Yani telefonumu yasaklamıştı. Engellemişti bilmiyorum. Böyle bir sürecimiz oldu. Bu olayı Ankara'ya da götürdüm. Mesela Evren ifadesinde diyor ki ‘Ankara'ya gittik beraber.’ Onu doğruluyor. Görüşecekti diyor, birlikte gittik ama diyor. ‘Ben orada 2 saat kendisinden ayrıldım. İşte Onur Peyzaj'dan alışveriş yaptım’ diyor. Yalan. Ha baz kayıtlarında gördüm. 1 dakika yanımdan ayrılmadı. Tüm eylemlerin birebir içindeyiz. Birebir konuşmaların hepsine şahit ve dediğim gibi benden daha fazla o konuştu.Ba şkanım, benimle ilgili söylediği herhangi bir şey yok mu efendim? Dert yandığını söylemiş yine Evren de. Hani genel müdürden kendisine... Çünkü onlar, gerçekten çok samimiydik zamanlarda. İşte " sürekli giderken rüşvet istiyor, bilmem ne yapıyor" diye bakarız ifadeleri var. İfadelerim bunlar başkanım. Ben bu kadar uğraşıp hani elimden gelen her şeyi yaptım. Bilmiyorum. Ben şimdi normal şartlarda bir vatandaş olarak yanlış bir şey gördüm. Bunu ilk başta üst amirine, 'dı, ona ulaşmaya çalıştım. Ona ilettim. Oradan ses çıkmayınca Ekrem Başkan'ın bizzat kendisine ulaşmaya çalıştım. Bir şey olmayınca Ankara'ya gittim. "Parti başkanlarına ileteceğim" dedim. Sonuçta bu hani bir şeyim ben... Burada belediye çalışanıyım. Bu hem şirketime zarar veriyor hem belediyeye zarar veren bir durumu ilerleyen zamanda... Ha bunun üstesinden gelmeye çalıştım. Şimdi rüşvetle, şeyle anılmış adım; hani bir sürü bir şeyler konuşulmuş etmişim. Ben rüşvette... Yirmi beş yıldır aynı kurumda çalışıyorum. Şimdiden bir şeyinizi sevmezseniz veya rüşvetle ilgili bir şeyiniz olsa yirmi beş yıl bunun duyulmaması, atılmaması söz konusu değil. Rüşvetle alakalı olsaydı benim çok daha farklı yaşıyor olurdum. Çünkü 2024’te yönettiğimiz bütçe beş milyar TL'ydi. Ben bilmiyorum... Artı ben devlet memuru, bir kızım var; ilkokul, ortaokul, lise, üniversite... Hepsini devlet okullarında okudu. Ben bu konuda iyi okullarda okutamaz mıydım? Yani artık kızım Mimar Sinan'dan mimar olarak mezun oldu. Pendik'te oturuyorum. İlk iki yıl Pendik - Beşiktaş arası üç vasıta bir de vapurla geçti. Günde iki saat giderken, iki saat gelirken yolda geçti. Ev tutarım ben; Beşiktaş'ta bir ev tutardım. Şu sınıftan sonra anca üç arkadaş ev tuttu kirada, daha orada şimdi. Çıktı yurt dışına gönderecektim ben kendisini, eee öyle söz vermiştim bana. "Mezun olup seni yurt dışına yüksek lisansa göndereceğim" [dedim]. Eee işten atıldım. "Olsun, emekli tazminatımla gönderirim" dedim. Tutuklandım. Çocuk şu an çalışmaya başlamak zorunda kaldı, çalışıyor. Yani ben böyle rüşvetle şeyle falan asla bir işim olmamıştır.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.