Savunma

Zafer Keleş Savunması

Kendi savunması·Zafer Keleş·6 Nisan 2026 · Kaynak

Evet Zafer Bey, sizinle ilgili de karar kapsamında 5 ayrı eylemden suç isnadı bulunuyor. 47, 51, 52, 138 ve 139 nolu eylemler tamamen tebliğ edildi. Hakkınızdaki suçlamanın ne olduğunu zaten biliyorsunuz anladığım kadarıyla. Savunmanız da hazır herhalde?

Teşekkür ederim. Sayın Başkan, sayın heyet; öncelikle ailem başta olmak üzere, sürecin başından beri bizi yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ederim. Ben . 17 Mayıs 2025 tarihinde gözaltına alındıktan sonra 4 günlük nezarethanede kaldıktan sonra 20 Mayıs 2025 tarihinde tutuklandım. Benden 2 ay önce, 23 Mart 2025 tarihinde kardeşim tutuklandı. Benden 1 ay sonra da oğlum ve yeğenim beraber tutuklandılar. Ailemizden 4 kişinin burada karşınızda sanık sıfatıyla bulunmasının ben şahsen vicdanları biraz yaraladığını düşünüyorum. Sayın başkan, 11 ayın sonunda ilk defa hakim karşısına çıktığımızdan, daha önce de böyle bir süreçle hiç karşılaşmadığımızdan yaşadığımız bütün süreci açıklama ihtiyacı duyuyorum. Soruşturma sürecinde aylık tutukluluk incelemelerinde hakimliklere bağlanmış olsak da çok fazla söz hakkı verilmedi. Tutuklanmadan önce Kocaeli, Trabzon ve İstanbul arasında biraz fazla seyahat ediyordum. Kocaeli'ye gitmemin sebebi kardeşim Kandıra Cezaevi'ne nakledilmişti. Hem oraya gidiyordum hem annem yatalak hasta köyde, ihtiyacı var bize tabii ki. Ablamız da iki elimden de ameliyat olduğu için o da çok fazla uğraşamıyor ama biz uğraşmak zorundayız artık yapacak da bir şey yok. Kocaeli, Trabzon ve İstanbul'da da ailem olduğu için bu arada biraz sık seyahat ediyordum. Gözaltına alınmadan önceki gece yine Trabzon'daydım. Trabzon'dan bir düğün için, yakınımızın bir düğünü için İstanbul'a geldim. Daha sonra da Fatih'i ziyaret edecektim ve daha sonra da tekrar Trabzon'a dönecektim. 17 Mayıs'ta, daha düğünün 1 gün öncesinde gözaltına alındım ve 4 gün nezaret sonra 20'sinde buraya Silivri’ye gelindi; o gün bugün 11 aydır Silivri Cezaevi'ndeyim. Şimdi asılsız suçlamalara tabii yanıt vermeden önce hayatımı nasıl yaşadığımı şöyle kısa bir yarım saatlik vaktinizi alacağım ama bir yarım saatlik şöyle bir ufaktan bir anlatmak istiyorum.

Fatih Keleş'in abisi

Evet, ben . Tutuklu bulunan 'in abisi, yine tutuklu bulunan 'in babası, tutuklu bulunan 'in de amcasıyım. 65 yaşındayım. Askere gidene kadar Trabzon'da yaşadım. Askerden geldikten sonra babamın da vermiş olduğu destekle Trabzon'da bir süpermarket açtım. Çok fazla değil, kısa bir süre çalıştırdıktan sonra -babam emekli öğretmendir bu arada- emekli olduktan sonra İstanbul'a taşınacaktı. Ben de İstanbul'u, her gencin hayalindeki İstanbul var ya işte ben de İstanbul'a gideceğim diye marketi böyle birisine devrettik, İstanbul'a geldik. İstanbul'da 1 yıl kadar, 1,5 yıl kadar bir mermer işinde uğraştım yine bir akrabamızın yanında. Sonra Trabzon'a döndüm yine, babaannemin de rahatsızlıkları vardı. Arkadaşlar orada baktım emniyetin açmış olduğu sınavlar var, onlara giriyorlar. Biz de onlarla beraber Kolombo ile Baretta'yı çok seyrettik tabii o zamanlar, gittik polis olduk. Fakat çok uzun zaman yapmadım; 1985 İstanbul'a polis memuru olarak atandım. Daha sonra 1988 yılında şimdiki eşim olan öğretmen bayan Günay Keleş'le evlilik yaptım. Çok da alışamadım aslında mesleğe. 1990 senesinde memurluktan istifa ettim. Yine İstanbul'da daha önceden de çalışmış olduğum, akrabamızın yanında çalışmış olduğum bir mermer fabrikasında bir hisse alarak ortak oldum. Burada da 1990'da ortak oldum. 1993 senesinde İstanbul'da bir daire aldım, İstanbul'daki ilk dairem 1993 senesinde. Daha sonra da bu fabrikadan 1995 senesinde hisselerimi devrederek ayrıldım. Daha sonra 1997 senesinde, Karabük'te eşimin kardeşiyle beraber tam teşekküllü bir mermer atölyesi açtık. E tabii Karabük-İstanbul biraz uzak, ailem burada. O zamanlar da yine 1 yıl kadar işleri biraz oturttuktan sonra, 1 yıl sonra tekrar İstanbul'a döndüm. Gidip geliyordum bu ara dedim Güngören'de Sanayi Mahallesi'nde, şu andaki Kale Center'ın karşısında daha ufak çapta bir mermer atölyesi açtım İstanbul'da da çok boş kalmayayım diye. Yine Karabük falan gidiyordum, o ara o yanıma başka birisini de aldım o da işleri takip etsin. Karabük İstanbul gidip geliyorum. Ve burayı da 1998'de de, 97'de Güngören'de şu anda oturduğum daireyi, kirada oturduğum daireyi 1998'de eşimin üzerine aldık. 1+1, 2 dairem var. Bunları neden anlattığımı da daha sonra bir özetle geçeceğim. O yüzden bir vurgu yapıyorum. Yoksa bir önemi de çok fazla yok aslında. Eşim devlet okulunda devam ediyordu. 2005 yılını Karabük'teyken yine bir rica üzerinden inşaat işlerine de başlayacaktık o zaman Karabük'te.

Fatih Keleş'in abisi

2005 yılında kaptan şirketler grubunda bir rica ile akrabamız olan sahibi bir rica üzerine bu demir işini de biraz öğren, inşaata başlayacaksın diye bir rica üzerine aşağı yukarı bir 8-10 sene çalıştım onlarla beraber. Ve burada da emekli oldum. 2005'te girdiğim şirkette 2010 yılında emekli oldum. Fakat 2013 yılına kadar devam ettim. 2010 yılında ben emekli oldum. Eşim de 2010 yılında emekli oldu. Eşim 2010 yılında emekli olduktan sonra kendisine ve oğlumuza bir kendisine bir oğluna 2 adet 2 tane araç aldık. Taksi binek araba. İkinci el. Yani 1998-2010 yılları arasında benim 2 dairem ve 3 arabam var. Şu anda da 2 dairem ve 3 arabam var. Eşim, 2010 yılında dediğim gibi emekli oldu. Fakat hala çalışıyor. Florya'da özel bir okulda halen devam etmektedir. Ben de İstanbul'da olduğum sürelerde genelde eşimi okula bırakırım. Piknik alanları, Florya'da kafeteryalar, kütüphaneler, emekli adam ne yapar? Dolaşıyorum. Vakit geçiriyorum Kardeşim bazen orada olduğu zaman, onun yanına Florya'ya da uğradığım zamanlar olmuştur. Gün içerisinde vakit geçiriyorum. Büyükçekmecede de bir hobi bahçemiz var. Kayınpederinin arsası, üzerine bir şeyler yapmışız işte çardakmış, ağaçmış. Onlarla uğraşırım. Daha sonra gelirim, eşimi alırsam, denk gelirse alırım. Yoksa geçerim. Hayatını böyle idame ettiren bir emekli bir adamım. Bunları neden anlattığımı da şöyle ufaktan şöyle izah edersem; ben çok genç yaşımdan beri hep ekmeğini taştan çıkaran bir adam oldum. Mermerci olduğum için lakabım da zaten “mermerden, taştan ekmeğini çıkaran adam” diye derler bana. Bütün Karabük'te, Trabzon'da, İstanbul'da yani böyle bizim bir ufak bir birikimimiz var. Bunu da bazı şeylere yani bunu da iddianameden olarak bu ara söylüyorum yani şey yapmayın. Yanlış anlaşılmayım da o yüzden buna icap duydum. Devlet memurluğu yaptım, bıraktım. Fabrikacılık yaptım, atölyecilik yaptım, Karabük'teki atölyemiz halen daha devam etmeli. İnşaat işleriyle de uğraşıyoruz orada. Yani bizim yaşantımız, düzenimiz, gururumuz bahsi geçen suçlamaların mümkün değil geçmez. Yani mahkemenin karşısında da ömrünü çalışarak geçiren bir 65 yaşında bir kişi olarak şu anda buradayım. Baba, kardeş buradayız. Elbette bu suçlamaları kabul tabii ki cevap vereceğiz. Öyle bir hayat yaşamışken önce kardeşim, sonra ben, daha sonra da oğlum ve yeğenim birlikte tutuklandılar. Yani bugün bir suç örgütü var diyorlar. Ben bu suç örgütüne ilişkin içeride 3 ay kaldıktan sonra, geldi avukatlarım da bana dedi ki ‘sen suç örgütü üyesiymişsin!’ La bir korktum, bu ne? Neye bağladılar bizi? Neymiş İmamoğlu suç örgütüymüş! Ben kim olursa olsun, hiçbir zaman bir örgüte hayatımda yanından geçmedim, hayatta işim olmaz. Görsem birini zaten perişan ederim. Baba, oğul, yeğen, kardeşim suç örgütündeyiz yani! Yani şimdi kardeşimin Ekrem Başkan’la tanışması eskilere dayanır. Bu belediyelerde falan da değil. Daha önce ilçe teşkilatlarından falan. Yani asılsız, bahsettiğim örgüt üyeliğinden bahsediyorum. Öbürlerine tabii ki cevap vereceğim.

Fatih Keleş'in abisi

Şimdi dosyada örgüt üyeliğine alakalı kısımda şöyle 2 satır var. Örgüte çok bağlıymış! İş adamlarından para alınmış! Ondan sonra da söyleye söyleye tekrar altında üzerine bir daire kayıt bir daire var. O daire de 2019 sonrası alınmış. Yani bakın şuraya bakar mısınız? Yani 2019 ben belediyenin çalışan bir personeli değilim ki. 2019'da da alabilirim, 2029'da da alırım. Öyle bir şey, böyle bir atıfta bulunmak mümkün mü? Olur mu? Bize hani bize böyle bir şey söylenir mi? Olacak gibi değil yani. Şunu şöyle yazabilirsin: 1993 senesinde almış olduğu fabrikaya yakın olarak almış olduğu daireyi, 2022 yılında sattı. 2023'te de Trabzon'da gitti. Fevkalade, hiçbir sıkıntı yok. Ama 2019 sonrası bir daire almış. Yani bunu okuyan der ki tamam. Yani 2022'de sattığı daire gitmiş aynı Trabzon'da da aynı onun için 2023'te. Bunda bir şey var mı? Yine örgüt üyeliğiyle alakalı bazı kişilerle konuşmalarım varmış. 20-25 kişi koymuşlar. 3-5 ismi gerçekten tanımıyorum. Hiç tanımıyorum. Telefonum yok, ben hiç tanımıyorum. Yok. Fakat bazıları var. Bu isimlere bakıyorum. Burada kardeşim var, oğlum var. Onu da geçtim Trabzon'dan, Artvin'den, Rize'den, Giresun'dan, Ordu'dan arkadaşlarım var burada. Bunlar benim aile dostum. Ben bunlara, Fatih'in evine de sık sık giderim, otururum. Aynı sitede oturan 5-10 tane insan var burada. Onlarla otururuz, sohbet ederiz. Aile dostumuz bunlar. Yani beni şimdi burada bu kişilerle konuşmaların, bir örgüt üyeliği eğer sayılacaksa, o zaman benimle konuşan herkes örgüt üyesi o zaman. Öyle konuşan herkes o zaman örgüt üyesi olacak. Herkes buraya gelecek. Bunlar benim aile dostum. Trabzon'a gelirler Rize'ye geçen arabası yoksa yanıma vuran yemeğini ye. Bir akşam kalır. Arabası yoksa da onu Rize'ye kadar bırakırım. Bunlar örgüt üyesi falan ve olsa zaten benim böyle bir işim olmaz. Kardeşim olsa işim olmaz. Bazılarını ilçe teşkilatından tanırım. Ha bahsettiğim isim de 20-25 tane konuşmuşsun diyorlar. Evet doğru. Ama konuşmadığım da var. Öyle yazılmış. Sorun yok. Vaat ediyoruz kendimizi. Dedim ne İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ne de bir başka kamu kurumunda hiçbir işin, hiçbir pozisyonun kesinlikle yoktur. Belediyeden delikli 25 kuruş maaş alan bir adam değilim. Belediye ile bir iş, iğne işi yapmış bir insan değilim. Büyükşehir Belediyesi veya başka bir belediye. Hiçbir işim yok, alışverişim de yok. Yani kardeşimin yanına gitmem, ormanda spor yapmam, bilmem ne yapmam; yani bunlar basit şeyler bana göre, bilmiyorum. İfade edebildiğim kadar etmeye çalıştım Sayın Başkan.

Fatih Keleş'in abisi

Yani 11 aydır cezaevinde tutuluyorum. Yani benim burada aslında olmam, kardeşim ile alakalı olan bir kısımdır. ’in de olayı, ile beraber bir yol arkadaşı olması. Bizim çocuklarımız da nihayet burada. Ben tutuklanırken, hakkımda sadece bir beyan verilmiştir. Bir kişi bir beyan vermiş. O beyan ne? “Bakırköy Belediye binasında, Florya’da kardeşine para taşırmış!” Ya böyle bir şey olabilir mi? Bakırköy Belediye binasının olduğu yerde, 100 bin kişinin olduğu yerde adam mı yoktu da gidecek oradan para taşıyacak? Böyle bir isnat olur mu? Ben 65 yaşındayım ya... Ben bankadan 1 milyon lira para çeksem 3 tane adam çağırıyorum yanıma. Gelin de şu parayı şuraya bırakalım. 3 milyonla, 5 milyonla, 20 milyonla İstanbul içinde vırt atacağım, gezeceğim, para taşıyacağım. Ben otobüste giderken, otobüs şoförünü kolluyorum sabaha kadar, bir yere vurmasın diye. Ha bu aralar uçakta pilotu da başladım kollamaya. Ben pimpirikli adamım, ne işim var benim burada? Benim ne işim var para taşımakla bilmem neyle? Bana atfedilen suçlar bunlar şimdi. Ben bu suçlamaların Sayın Başkan, hiçbirisini asla kabul etmiyorum. Başka eylemlerle ilgili; aynı eylemleri de yine kabul etmiyorum da tabii okuyacağım onların ifadesini. Bir beyanla tutuklandım içeride. Yaz bir at kenara, bir daha yaz at kenara; iki olmadı üç yaz bir daha, dört yaz bir daha, olmadı beş artı bir de bir örgüt de yapıver beş artı bir. Nedir bu? Yani ben şahsen çok üzülüyorum. Neyse... Yani bu suçlamalarla 10 aydır, 11 aydır kardeşim, oğlum, yeğenim, ben burada tutuluyoruz yani. Ne diyeyim, size anlatmakla yükümlüyüm yani; bunun şeyi siz değilsiniz nihayetinde. Evet, eylemlere geliyorum. Sayın Başkan, bu eylemleri yazılan eylemden okuyabilir miyim? Sakıncası yok değil mi? Ben bunları buradan okumak istiyorum, kendi ifadelerinden okumak istiyorum.

Fatih Keleş'in abisi

Eylem 51: Şüpheli , Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde etkin pişmanlık kapsamında daha ayrıntılı bir ifade vermek istiyor. Demek ki bir-iki ifade vermiş, olmamış, daha ayrıntıya geçmiş. Şimdi bu ayrıntıya bir bakarsak; "2021 yılında Ayşegül Kayabar isimli arkadaşım Arnavutköy’de bulunan evinde tadilat izni verilmesi için benden yardımcı olmamı istedi. Ben de Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde ile görüştüğümde talebimi reddetti." Bak, güzel. Hiçbir sıkıntı yok, reddetmiş. Adam dolaşıyor, durmuyor ki! "Bu konuyu ’e aktardığımda, '250 bin lira verirse biz bu işini hallederiz' dedi." Gidiyor bu Ayşegül Kayabar isimli vatandaştan; ben okuduğum kadarıyla bu 500 bin lira da aslında o 250 bin lirayı da cebine atmış, bak burada da başlamış sahtekarlık. 250 bin lirayı bize getirmiş, aldığı para 500 bin lira, kadın öyle söylüyor. "Ben de bu parayı Florya’da bulunan Basınköy Mahallesi Plevne Sokak’ta saat 8.30-9.00'da ’e teslim ettim." Şeyin ifadesini okumayacağım, Ayşegül Kayabar’ın; çünkü Ayşegül Kayabar bizden zaten bahsetmiyor, bizi tanımıyor. Bu Kayabar’ı da dolandırmış yani anlayacağınız. Belli birini dolandırmış bu yani, o günden oraya zemin hazırlıyor. Ama ben şurasındayım… Diyor ki iddia makamı; "Şüpheli rüşvete aracılık fiiline uyan TCK 252/5 maddesi uyarınca cezalandırılmasına…" ’e ne olmuş? Maddeler uyarınca cezalandırılmasına yer olmadığına... La bu adamı dolandırmış, bunu niye bırakıyorsun burada? Tutmuş yakalamışsın adamı. Bu bırakılır mı bu adam? Adam para aldığını söylüyor. Şimdi burada "baz kayıtları ve banka kayıtları" diyor. Bizle alakalı ne baz kaydı var ne banka kaydı var; hiçbir şey yok. Fakat şüpheli burada iddianamede "şu tarihte Ayşegül Kayabar’la 266 metrede mesafe verdi" diyor Sayın Atik. Kadınla yani, o parayı aldığı kadınla. Tekrar söylüyor, bir daha vermiş 2021’de... Bir de yine 15.12.2021’de bir Ayşegül Kayabar’la vermiş. Biz neredeyiz burada Başkan? Biz yokuz ki. Herif bunları yapmış, bize suç atfediliyor. Baz kaydı ve işte şu mu diyor, hiçbir şey yok. Bakıyorum yani; bundan bir kişi bir laf söylemiş, iki tane eylem yazılmış. Bunu da anlamakta zorlanıyorum. Kesinlikle böyle bir şey hayatımda yapmadım, yanından geçmedim. Ha böyle bir şey olmaz. Olmaz.

Fatih Keleş'in abisi

Şimdi aynı ifadede, Eylem 47. Aynı gün ifade vermiş gözüküyor, fakat bunlarda tarih falan yok Başkanım. Yani 2021 tarihini hatırlamamakla beraber, ekim ayı olduğunu düşünüyorum. Ekim ayında telefon konuşmuşluğum var mı? Baz kaydımız var mı? Hadi onlar da olsa -ki olacak iş değil- fark etmez; böyle bir şey yok. Bu, niteliği itibarıyla suç delili değildir; nihayetinde baz ve telefon kaydından bahsediyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Bakın şunu söylemedim; ben 'i tanırım. Kardeşimin yanına gittiğimde, kendisini 'ın yanında gördüm. 2 defa karşılaştık. Fakat dışarıda hiçbir yerde, hiçbir sokakta, hiçbir mekanda oturup bir çay içmişliğim dahi yoktur; bunu baştan söyleyeyim. Tekrar 47. eyleme gelirsek, orada şunu söylüyor; yine buradan okuyacağım: "Etkin pişmanlık kapsamında daha ayrıntılı ifade vermek istiyorum." Yine 2023 yılında, 'in Florya'da "Başkanlık Konutu" denilen ofisine bir işi için gitmiş. Fatih de bana dedi ki: "'yı tanıyor musun?" Ben de "Tanımıyorum, yeğenini tanıyorum" demişim. Süleyman ne diyordu? "Fatih, yardım kartları var; bu yardım kartlarını sen ondan alırsın." "Tamam" demiş, çıkmış gitmiş. Daha sonra Maslak'ta, 42 Maslak'taki ofisinde ile buluşmuşlar. Durumu anlatmış, gitmiş ve yaklaşık 3 gün sonra yanına gelmiş. "Çetinsaya, bu kart işiyle uğraşamam dedi ve 500.000 dolar değerinde -ki bu TL midir başka bir şey midir bilmem ama diyelim ki dolar- parayı bana verdi" diyor. İfadesini aynen okuyorum. "Ertesi gün de bu parayı 'e yine aynı sokakta teslim ettim" diyor. Şimdi bununla ilgili ne var? Hiçbir şey yok; adam beyan vermiş. Bir tane baz kaydı koymuşlar; saat 08.30-09.00 gibi parayı verdiğini söylüyor. O yarım saatlik, bir saatlik farklara çok takılmıyorum aslında ama ertesi gün meselesi çok önemli. Öyle ya; 500.000 dolar parayı evli adam evinde tutar mı? "Ertesi gün 'e teslim ettim" diyor. Ne var kanıt olarak? Bir tane baz kaydı çıkarmışlar: Tarih 25.12.2023, saat 10.46 ve 10.49. 3 dakika aralıklı bir baz var; o da Basınköy Bilgili Caddesi'nde baz verdiğimizi gösteriyor. Bununla alakalı olarak bir insana 47. eylemden "rüşvete aracılık" suçlaması yapılıyor; bunun 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası var. Bunlar dalga mı geçiyorlar? Böyle bir şey olur mu? İnsan bunu söyler mi? Ben burada 5 sene yatsam yine böyle bir yalan söyleyemem; bu olacak iş mi? Sonra adam gelmiş buraya; "Getir şunu yazdım, şunu da de, isimler orada duruyor sanki; onu çek koy oraya, bunu çek koy buraya" diyerek herkesi eklemiş. Benim ne işim var burada? Benim belediyeyle hiçbir işim yok. Emekli olmuş, 65 yaşında adamım; Trabzon'da yaşamayı düşünürken bak bizi ne duruma koymuşlar. Sayın Başkan, o baz kaydında saat 10.49'da Süleyman benden 7 kilometre daha ileride gözüküyor. Bu bazlar da bir tuhaf. "8.30-09.00'da verdim" diyorsun, saat geliyor 11.00'e. Muhtemelen ben o sırada ya Fatih'in yanına uğramışım ya Florya ormanında spor yapıyorum ya da bir kafeteryada oturmuş çay kahve içiyorum; belli ki böyle. Çünkü 3 aydır hesap ediyorum, içinden çıkamıyorsun; olmayan şeyi anlatmak adamı perişan ediyor. Neresinden tutayım, nasıl anlatayım? Perişan oldum; adam bir şey yazmış, bir şey söylemiş; ne demiş ne dememiş bilmiyorum, sadece yazılanları okuyorum. Keşke burada karşımızda olsaydı da ona göre konuşsaydık; onlar da gelecek anlatacaklar tabii ki. Yok öyle bir şey.

Fatih Keleş'in abisi

Şimdi 47. eylemi ve 51. eylemi anlattık; peki tasfiye edilenlerden kaç kere para vermiş dedi? 300. İfadesinde "Zafer" diyor, aynen öyle. Beni sanki çok iyi tanıyormuş gibi, oysa toplasan 2 defa karşılaşmışız. "Zafer, Beylikdüzü tarafında oturuyordu" demiş. Biz, Beylikdüzü’nde hiç oturmadık ki! Daha başlarken yalan söylüyor. Bu adamın beyanı kabul edilir mi Allah aşkına? Yürü git kardeşim, mahkemeyi meşgul etme, böyle bir şey olur mu? Git içeri cezaevine mi yatacaksın, ne yapacaksan yap. Bu adam beni dolandırmış, bir şeyler yapmış; zaten anlatıyor. Güya ertesi gün bana 500.000 dolar parayı teslim etmiş . Buna da baktırdık Sayın Başkan. Hiç hayatımda böyle işler yapmadığım için avukatlarıma söyledim, sağ olsunlar incelediler. Baz kayıtlarına baktılar; ’nın babasıyla ne zaman oturmuş, ne zaman görüşmüş? Bu 10.46 ve 10.49 kayıtları var ya; güya ertesi gün bana parayı vermiş. O baz kaydı ise iddia edilen tarihten 1 ay sonrasına ait! Yani bir beyanla, 1 ay sonraki baz kaydını birleştirip bizi suçluyorlar. Ondan sonra burada uğraşıyoruz; uğraşacağız, derdimizi anlatacağız. 1 ay sonraki kayıtla bu iş olur mu?

Fatih Keleş'in abisi

139. eyleme geldim. Bana isnat edilen eylemlerden bir diğeri olan 139. eylemde ’nın ifadesini de okudum; onun üzerinden de şöyle bir ufaktan geçebilirim, çok da detaya gerek yok. diyor ki: "2019 öncesinde ben belediyeden ihale almıştım. 2019’da yönetim değişince belediyeden bir şahıs bana telefon açtı; 'Belediyenin bütçesi yok, bu iş için para yok, belediye bununla uğraşamaz, ihaleyi iptal edeceğiz' dedi." "Tamam" diyor ve oradan ayrılıyor. Daha sonra diyor ki: "Ben Fatih’i daha önceden tanıyordum." Bu arada memleket de aynı; hemşehrimiz. Hemşehri kıyağı... "'in yanına gittim" diyor. 'e anlatmış; "Ben hiç hata yapmadan, torpil yapmadan gayet düzgün bir ihale kazandım. Şimdi bana bu ihaleyi iptal ediyoruz diyorlar" demiş. Fatih Bey de ona "Tamam, bakarız" demiş. Gitmiş. Sonradan bu arayan vatandaş, yine belediyede çalışan Kasım Arısoylu, onu bir daha aramış. "Gel, imzalamadın; iptal edeceğiz dedik ya sana" demiş. Hoppa! Bizim Selim tekrar atlayarak 'in yanına gitmiş. "Merhaba Başkanım, nasılsın? İyi, falan... Biz sizinle konuşmuştuk, şöyle şöyle bir durum vardı" diye biraz sohbet ettiklerini anlatıyor. Öyle bir anlatılıyor ki, ne hikmetse bu işler hep kapıdan çıkarken olur; otururken yapamadığı için bizim Selim kapıdan çıkarken yapıyor bu işi. Kapıdan çıkarken Fatih güya şöyle demiş: "Siz eskiden belediyede nasıl iş yapıyordunuz, yüzde kaç veriyordunuz?" Selim ne demiş? "Sen ne diyorsun ya? Benim öyle işim hayatta olmaz, kimseye bir şey vermedim; ne buraya verdim ne eskiye. Ben işimi sağlam yaparım, ona göre de işime bakarım. Bir yere yardım yapılacaksa camiye, şuraya buraya yaparım, o ayrı" demiş. Bak, ne kadar on numara bir adam Selim; bu anlattıklarıyla on numara bir adam! Keşke gidip orada ihbar etseydin ya adamı! Adam sana kapıdan çıkarken "Herkese %10, sana hemşehri kıyağı %5" diyor; sen de "Hiçbir şey vermem" diyorsun ve gidiyorsun.

Fatih Keleş'in abisi

Yıl 2022, Sayın Başkan, Selim gidiyor. Sonra ne oluyor? Ben piyasada yokum, kenarda bekliyorum; bana ne zaman rol verecekler diye. Sonradan efendime söyleyeyim; "Zafer 2021-2022 yılları arasında, tam hatırlamıyorum ama benim ofisime geldi. Bana dedi ki: 'Sen 'le odasında bir şey konuşmuşsun, bu konuştuğunuz olayı yerine getirmen gerekiyor'" demişim. Ya, Fatih'in Selim'in yanına gittiğinden haberim bile 4-5 gün önce burada oldu. Selim'i eski tanırım, onunla vakit geçiririm. 2005-2010'lu yıllardan, Kaptan Demir Çelik'e emir almaya geldiği zamanlardan, Trabzon'dan tanırım; arkadaşlarımın çok iyi arkadaşıdır. Beraber samimi olduğum arkadaşlarla çay fabrikası falan işletmişler. Yine tam hatırlamıyorum ama 2013-2014 yıllarında Selim mermer fabrikasına, mutfak tezgahı için granit bakmaya gelmişti. Ailesi, çoluk çocuğu da arabadaydı; orada kısa bir muhabbet ettik, hatta birkaç kişiyi arayıp Selim'i görüştürdüm. Sonra ayrıldık. Daha sonra ben İstanbul'da ev bakıyordum, 1-2 sene dolaştım ama alamadım; nihayetinde gidip Trabzon'dan aldım. Şimdi Selim'in anlattıklarına bakınca diyorum ki; ya ben neymişim? Gitmişim laf konuşmuşum, sen de anlamışsın. Neyi anlamışsın biliyor musunuz? Aynen kendi ifadesidir: "'in bu konuşmasından anladım ki..." O arada Köprülü Kavşak işi bitmiş, belediyeden çok alacakları varmış. Bunları alamadığı için "'in söylediği parayı vermezsem belediyedeki alacaklarımı alamayacağımı anladım" diyor. Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu? Alırsın alamazsın; belki biraz geç alırsın, ben de sağa sola iş yapıyorum. Müteahhit bana senet veriyor, günü geçiyor, bir senet daha veriyor; olur yani, 2 ay, 3 ay, 5 ay sonra alırsın. "Alacaklarımı alamıyorum" diyor; yahu iş yapmışsın, alacağın var; belediyeden alacağını nasıl alamıyorsun? Kimin alacağı kalmış belediyede? Kalır mı? Hiç zannetmiyorum, onları da kendileri açıklarlar; o konulara girmeyeyim. Sonra diyor ki; benim konuşmamdan anlamış. Bir de ne kadar para olduğunu da anlamış. "Ben bu kadar parayı bir seferde veremem" diyor. Yahu, ben senden para mı istedim? Ne oldu, hayırdır? Konuşmalarımdan anlamış güya; bir seferde de bu kadar parayı veremeyecekmiş. Ne yapacakmış peki? Taksite bölmüş; 4 taksit halinde, 2'sini Kayaşehir'de kendi olduğu yerde, diğer 2'sini de Florya'da, Başkanlık Konutu'nda vermiş. Şimdi konuyu dağıtmadan şöyle söyleyeyim: Ben 'nın yanına sadece 1 sefer gittim. Öyle 4-5 sefer falan gittiğim iddiası kesinlikle yalandır. Söylediğim gibi; Fatih'in haberi bile yoktu. O tarafta daire bakarken kendisini aradım; zaten tanıyorum, önceden konuşmuştuk. Çok sık konuşan veya çok samimi olan insanlar değiliz aslında. Yarım saat, 1 saat sohbet ettik; sonra kalktım, dönecektim. Daha sonra bir defa göl kenarında beraber yemek yedik, beni o çağırdı. Bir defa da Trabzon'da karşılaştık. Fabrikaya geldiği zamanı da sayarsanız, seninle topu topu 2 defa bir araya gelmişiz demektir. Ama o; "Şöyle yaptı, böyle yaptı" diyor. Fakat olayın başında öyle bir şey anlatıyor ki, konu başka bir yere geliyor.

Fatih Keleş'in abisi

Bir de bir sefer daha aslında o para meselesi var; bir 5.000.000 daha var. 20.000.000 artı bir 5.000.000 daha. Bunu da diyor ki: "Ben 'nın yanına gittim. benden deprem bölgesi için yardım istedi (o zaman deprem olmuştu)." Selim de "Ben öyle para mara vermem" demiş. Hani her zaman "Asla vermem" diyor ya; sonra nasıl vermişse, o kadar iyi adam bir anda kendini de milleti de perişan etti. Güya ona "Yok yok, öyle değil; bize 5.000.000, 10.000.000 bir para getirin" demiş. Ben de diyorum ki; hani hiç para vermeyen adamdın sen? Çünkü burada da Selim diyor ki: "Ben o 5.000.000'u da getirdim, Florya'daki başkanlık ofisinde 'e verdim." Şimdi iddianamenin sonuna geliyorum. Bakıyorum; iddia makamı da şöyle bir şey yazmış: "Yok yok, Selim; sen o parayı Zafer'e değil, Fatih'e vermişsin." Burada durumu düzeltiyorlar. Niye? Benim ne işim olur? İşte belediyede çalışan şahısla bana teslim edildiği söyleniyor; ne bileyim, para havaya gitti herhalde. Gitmiş adama para teslim etmiş. Nedir bu? Yani bir olur ya da başka bir şey olur; adam diyor ki "Kardeşim, sen bununla oturamazsın." Aykırı yani, bu adamla oturamazsınız. Mesela ben oturmam zaten, işim olmaz. ile benim baz vermem meselesine gelirsek; eğer Florya'daki bazlardan bahsediliyorsa, eşim de burada. Kendisi Florya Basınköy Mahallesi dediğim yerdeki özel bir okulda 15 yıldır halen çalışıyor. O "Sakinler" dediği sokak neresi biliyor musunuz? Anlattığı sokak, Florya'daki İBB Başkanlık Konutu'na da okuluma da 50 metre mesafededir. Eşim devletten 2010 yılında emekli oldu, 15 yıldır aynı okulda çalışıyor; onun da yaşı 60'ı geçti. O yaşta hala çalışıyoruz; Karabük’e gidiyorum, Trabzon’a gidiyorum. Böyle bir hayat yaşamışken daha önce hiç böyle olaylarla karşılaşmadım. İnanın bu durum insanı perişan ediyor; zor iş, çok zor iş. Bu konuyla ilgili daha fazla konuşmak istemiyorum; oradaki bazlarım muhtemelen o bölgede bulunmamdan kaynaklı bazlardır. Yoksa ben seninle buluşmam. Şunu da söyleyeyim; ben seninle konuşmadım. "2 defa 5.000.000, toplam 10.000.000 para verdik" diyor; ya böyle bir şey olur mu? Ben İstanbul içinde o kadar parayla nereye durdum? Öyle bir şeyin yanından bile geçmem. Önce "Hayatta vermem" diyor ama sonra bakıyorsunuz Selim neler vermiş.

Fatih Keleş'in abisi

Şimdi 138. eyleme geliyorum. 45 yıllık bir iftira daha; aslında bunda da acayip bir durum var Sayın Başkan. 138. eylemde Ahmet Sarı var. Ben başta sadece veya başkası bana karşı konuşmuştur diye düşünüyordum; bir bakıyorum ki ’in ifadesi her yere sıçramış. Ne piyasaya çıkmışlar, şunlara bak ya! Herkese bir şey söylemişler. Bugün "Aldım, verdim" diyen bu adamlar, "Kesinlikle sen 'Verdim' diyorsun, seni kurtarma şansımız yok" dense, yemin ediyorum yarın hepsi gelir bu iddialarını geri çekerler. Ama öyle bir düzen kurulmuş ki; "Sen söyle, tamam" deniliyor, 2 ay sonra adam burada perişan oluyor. Biz burada perişan olmadık mı? Dışarı çıkmak için uydurma bir lafla bizi burada perişan ettiler. Zaten Fatih’in burada olması bizi perişan etti; bir de Kocaeli’ndeki cezaevinin önüne karavan koydum, orada yatıp kalkıyordum. Şimdi diyorlar ki "Kaçma şüphesi var." Nereye kaçacağım? Benim ne işim olur? Kimi bırakıp gideceğim? Beni Almanya’ya yollasanız, dünyanın parasını verseniz 2 gün duramam orada. "Kaçacak" diyerek tutukluyorlar, "kuvvetli suç şüphesi" diyorlar. Ben ifade verirken da orada ifade veriyordu; madem öyle beni de çağırsaydınız ya? Adamı bulmuşsunuz orada, beni de çağırın. O tutuklanmama sebep olan beyanı söylüyorum Sayın Başkan; "Şuradan şuraya para taşımış." Bunun bir milimini ispat etsinler, bana ne isterseniz söyleyin. Böyle bir şey yok, olabilir mi? Ama değişik bir durum; bunlar da ayrı bir örgüt fuarıdır herhalde. Ahmet Sarı, olarak bana ve oğluma yönelik beyanda bulunmuş. Oğlum hakkında tek bir eylem var; 138. eylem. Oğlum Murat hakkında açıklama yapıyor; "Şunu yaptım, bunu yaptım, gittim bir dünya para verdim" diyor. Belki o paralar vardır, bilmiyorum; "Bunu verdi, şunu verdi" diyor. Yahu, ne istedin bizden? Vereceğin adama git ver; benden, oğlumdan ne istedin? Ona da verirdik, buna da verirdik diyor; olur mu böyle bir şey? Beni niye işin içine sokuyorsun? Ben 65 yaşında adamım; her tarafımda yara bere çıktı, 11 aydır buradayım Sayın Başkan. Perişan olduk. Şimdi bir de boğazında bir kitle çıktı, bir de onunla uğraşıyoruz. Uyku apnesi var, gidiyorum ama çare yok. Perişanız yani; ona da çok girmek istemiyorum. Fatih'in yanına gittiğimde demiyor, orada şöyle diyor: "Bu paraların bir kısmını ağabeyi 'e veya ismini bilmediğim, yeğeni diye bildiğim Murat'a teslim ederdim." Bu kadar mı? Beyana bak Allah aşkına! Böyle bir beyanla 4 yıldan 12 yıla kadar hapis istenir mi? Yazık değil mi bize? "Ona verirdim, buna verirdim" diyor; baz kaydı yok, hiçbir şey yok. Getiriyorlar bir beyan, yazıyorlar. Sahneye yine bizi çıkardılar. Bununla ilgili de çok konuşmayacağım Sayın Başkan; bunu da böyle geçiyorum, hiç işim olmaz. Bu arada şunu da söyleyeyim; Ahmet Sarı'yı bir-iki defa gördüm, tanırım. Hiçbir sıkıntı yok, bir-iki defa konuştuk, sohbetimiz olmuştur. Başkanlık konutuna gittiğim zaman çay içmişizdir; başka da hiçbir işimiz yok. Yahu sen kime para getirdin Allah aşkına? Ben Murat'ın böyle bir şeye karıştığını duysam isyan ederim; böyle bir şey olabilir mi? Kesinlikle yanından bile geçmeyiz. Asla ve asla böyle bir eylemi kabul etmiyorum.

Fatih Keleş'in abisi

Şimdi son bir eylem var Sayın Başkan. Biraz vaktinizi de aldım ama kusuruma bakmayın; bunlar hakikaten çok ağır ithamlar, bugün perişan olduk. Bir de 52 nolu eylem var. Bu Eylem 52’de Okan Aktaş diye biri var. Bir de meselesi var. Hayır, burada da kart mevzusu var Sayın Başkan. Yalnız bunda "Zeytin" kod adlı bir gizli tanık var, ondan da bahsedeceğiz. Fakat benim ne Okan Aktaş ile ne ile ne de o "Zeytin" denen kişiyle hiçbir işim yok. Zaten bana burada atfedilen somut bir suç da yok. Sadece "biraz çamura batıralım, biraz suya sokalım da Zafer'i aklayalım" diye yazılmış bir metin bu; aklanmak için yazılmış resmen. Bunu yazan iddia makamına da teşekkür ediyorum; eğer ikna edemeyeceğimiz bir şey olsaydı bu metin hakikaten çok işe yarardı. 5 dakikada bunu anlatacağım Sayın Başkan. Şimdi, Okan Aktaş da da "Ben Zafer'i tanımam, Fatih'i tanımam" diyor; vatandaş kimseyi tanımıyor, böyle bir şey de yapmadı. Yalnız o ara bir yerden bir baz kaydı çıkıyor; "sıfır mesafe" baz kaydı. ile Okan Aktaş'a aynı yerden baz vurduruyorlar. Avukatlarıma dedim ki: "Yahu Allah aşkına, nedir bu?" Aslında farklı bir durum olduğu için hoşuma da gitti. Araştırdılar, baktılar; içeride ne yapacağız, kendimizi nasıl ispat edeceğiz? Tek kişilik koğuş, vakit geçmiyor; duvarlara bakıp duruyorsun. Burada durumu özet olarak şöyle açıklayayım: 17.33 ve 17.21 saatleri arasında 12-13 dakikalık bir fark var. Ben bazen Dudullu Sanayi Sitesi’ne giderim; "Acaba gitmiş olabilir miyim, arabamda bir sorun mu vardı?" diye hatırlamaya çalıştım. Avukatlarım baz kayıtlarıma bakınca şunu gördüler: Aynı gün, bu bazdan 3 saat önce Trabzon Havalimanı’ndayım. Trabzon Havalimanı’nda uçağa biniyorum, Sabiha Gökçen’e geliyorum. Uçuş kayıtlarıma bakabilirsiniz; AJet kullanırım genelde, kayıtlar oradadır. 17.00 gibi Sabiha Gökçen’e iniyorum. Yol güzergahı olduğu için bazlar sırasıyla Sultanbeyli, Dudullu, Ataşehir, Kadıköy, Üsküdar, Aksaray, Zeytinburnu, Bakırköy ve Güngören’den geliyor. 19.00’da Güngören’deki evimdeyim. Belli ki uçaktan inmişim, arabama binmişim ve evime gitmişim. Peki, o baz kaydı nereden çıktı? Gidip bakıyorlar; Okan Aktaş da benden 10-15 dakika önce veya sonra oradan geçmiş. Bu konunun detayına girmeye gerek yok; o da Dudullu'dan çıkmış, Maltepe'ye doğru gitmiş. Yani otobanda hareket halindeyken verilen "sıfır mesafe" baz kaydı bu. Arada 13 dakika fark var; muhtemelen 17.33'te ben Kadıköy'deyken o Maltepe'dedir. Bu da apayrı bir şey; doğruyu söylemiyorlar herhalde Başkanım. Ama bu durum aslında benim suçsuzluğumu ifade etmek için çok rahat bir kanıt. Okan Aktaş beni tanımıyor, gizli tanık benim hakkımda bir şey söylemiyor, da beni tanımıyor.

Fatih Keleş'in abisi

Sayın Başkan; bana isnat edilen ne bu eylemleri ne de bu örgüt meselesini asla kabul etmiyorum. Burada 11 aydır, 1 yıldır tutukluyuz. Bir aileden 4 kişi burada bir "dikdörtgen" oluşturmuş olduk resmen; kardeşim, oğlum, yeğenim ve ben. Ne yaptık biz? Ama ben her şeyden önce şunu söyleyeyim: Ben adalete on numara inanan bir adamım. Burada da adaletin tecelli edeceğine inanıyorum. Arkanızdan da hep söylüyorum, yüzünüze de söyleyeyim: Adalet yerini bulacaktır. Burada anlattıklarıma bir bakın lütfen. Bunun adı şöyle; benim gözümle bu 1 saatte anlatılacak bir şey ama siz bunu 10 dakikada da çözersiniz Sayın Başkan. Ben bu suçlamaların hiçbirisini kabul etmiyorum. Tutuklama gerekçem iddianamede yok; örgüt üyeliğinden tutuklanmadım zaten. 3 ay sonra geldiler, "Sen örgütten de dahil edildin" dediler. Önce bir korktum; "Yahu ne örgütü bu, bizi neye soktular?" diye. Perişanız içeride, bekliyoruz. Bu arada, "suç örgütü" denen bir şeyin olduğuna beni kesseniz inanmam. Nasıl kardeşim Fatih’e güveniyorsam, aynı şekilde Ekrem Başkan’a da buradaki çok tanıdığım arkadaşlara da güvenen bir adamım. Kiminle konuştuysam o kişiyle konuşmuşumdur; gizlim saklım yok. Neysem oyum. Ben avukatlarıma da söyledim; "Bakın, her şeyi ben yazdım" dedim. Yaşadığım budur. Ben size sadece yaşadıklarımı anlatıyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim: Hiçbir suç işlemedim. İddianamede okunan o şeylerin hiçbirini ben yapmadım. "Gelin ona göre savunun" dedim. Ben kendimi zaten savunacağım; siz de beni ona göre savunun. Ben suç işleyip de burada "Bana şundan yardım et, şunu şöyle yapalım, bunu nasıl kurtaralım?" diyecek biri değilim. Hiç böyle bir yola girmedim. Sayın Başkan, benim yaşadıklarım bunlar; Allah bize de size de kolaylık versin. Gördüğüm kadarıyla "Fatih’in ağabeyini de tutuklayalım" demişler gibi bir durum olmuş. Çok fazla bir şey söylemek istemiyorum aslında ama yeter; 11 aydır tutukladınız, adam 65 yaşında. Çoluk çocuk hepimiz buradayız; olmaz Başkanım, lütfen. İnanın, şuna bir göz gezdirin, çok istirham ediyorum. Şu konu üzerinde durun; benim bu 5 eylemim ve örgüt üyeliği iddiaları üzerinde Allah aşkına bir durun. Masrafı neyse, her şeyi çıkarın; baz kayıtlarına tekrar bakın.

Fatih Keleş'in abisi

Allah aşkına, bizim burada yapmış olduğumuz hiçbir şey yok. Kardeşimi ve hanımımı okula bırakıp gelirken o arada ’in anlattığı para mevzusu falan... Hanımın okuluyla o sokak arası 50 metredir. Adam kendine göre bir sokak uydurmuş, sokak sokak gezmiş. Ben o sokağın ismini bile bilmiyorum; hanımın okulunun karşısı olduğu için söylüyorum. Sayın Başkan, ben hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum; benim böyle işlerle işim olmaz. Rahatsızlıklarımı anlattım, tabii ki takdir sizindir. Ben kendimi ifade ederken sakın yanlış anlamayın; size karşı en ufak bir saygısızlığım olmaz, mümkün değil. Ama rica ediyorum, bunlara biraz daha özen gösterin. Oğlum hakkında bir eylemi anlatma gereği bile duymadınız; neymiş, "örgüt üyeliği" varmış. Benim oğlumun takımı bile yok; parti tutmaz, takım tutmaz. Öyle bir çocuk burada sanık olarak oturuyor; bu bize çok tuhaf geliyor, perişan olduk Sayın Başkan. Benim anlattıklarım ve iddianameler zaten ortada; bir bakın, o iddia edilen şeyler "eylem" niteliğinde yazılır mı? Bir de ne yapıyorlar? Adama anlattırıyorlar, sonra "Tamam, sen git, sana bir şey yok" diyorlar. Ya olur mu? Yakalamışsın adamı, "Verdim" diyor, sonra serbest bırakıyorsun; buna da çok üzülüyorum. İşin siyasi kısmını düşünmek istemiyorum, ben siyasetçi değilim ama belli hastalıklarımız ve mağduriyetimiz var. Önce yeğenimin, sonra oğlumun ve kardeşimin, en sonunda da onların ağabeyi olarak kendi tahliyemi talep ediyorum Sayın Başkan. Sabrınız için çok teşekkür ederim.

Fatih Keleş'in abisi

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.