121- 132 eylemler arasında bulunan Ağaç A.Ş. eylemlerin tamamı. Savunmanız hazırsa başlayabilirsiniz.
Ali Sukas Esas Hakkındaki Savunması
Olur Başkanım. Ben Ali Sukas. Rizeliyim. 30 yıllık Orman Yüksek Mühendisiyim. Hem kamuda hem de özel sektörde farklı işler ve görevler yaptım. Fakat beni şahsen veya gıyaben tanıyanlar ne eğitimimle ne de mesleki kariyerimle bilirler; herkes daha bıyıklarım, kendimi içinde bulunduğum ve bununla da gurur duyduğum siyasi kimliğimle özdeşleştirmiştir beni. 12 Eylül İhtilali'nin silindir gibi üzerinden geçtiği Milliyetçi Hareket'te bizleri hapisteyken önceden bir ülkücü, sonra İstanbul Ülkü Ocakları Başkanlığı, 2024 yılında baraj altı kalmış Milliyetçi Hareket Partisi'nin Üsküdar Belediye Başkan adayı; 2022 ve 2027 yıllarında yine aynı partinin İstanbul birinci bölge 10. sırada milletvekili adayı gibi sıfatlarla her dönem inandığım bir davanın peşinde oldum. Bütün sıfatlardan öte hayatımın en büyük onuru, gençlik yıllarımda Alparslan Türkeş'in en yakınında yer almak ve onun tedrisatından geçmektir.Bu girişi yapmamın sebebi siyasi kimliğimi ifade etmek değildir. Zaten bu yüzden fazlaca uzatmıyorum. Maksadım sadece dünyaya bakışımı ve hayatı yaşayış tarzımı daha kolay anlamlandırabilmeniz için ifade edeceğim görüşlerin arka planının daha iyi anlaşılabilmesidir. Hiç kuşkusuz binlerce yıllık geleneğe sahip Türk devletini ve tarihin imbiğinden süzülerek gelen değerlerini bir kelimeyle tarif etmek gerekirse; ırk, din, coğrafya, dil gibi kavramların bunu karşılamaya yetmeyeceği, ancak binlerce yıl önce töreden söz edilirken bugün hukuk olarak ifade edilen kurallar manzumesiyle doğru tarifin yapılabileceği açıktır.
Elbette mahkemeniz beni ideolojik kimliğimle veya kişiliğimle değil, savcılığın iddialarıyla yargılayacak. Bende masumiyetimi somut delilleri ile ispatlayacağım. Ancak yarın ölecekmiş gibi, dünya bir gün o da bugündür düsturuyla fırsatım varken bazı hususları tarihe not düşmek isterim.Çünkü malumunuz olduğu üzere yargılamanın 4.600 gün sürmesi hedeflenmektedir. Dile kolay 4.600 gün; 12 bahar geçecek. Kim bilir kaç hakim bu dosyanın sonucunu görmeden emekli olacak. Kim bilir yüzlerce sanıktan kaçı bu davanın nihai kararını görmeden vefat edecek. İşte bu yüzden fırsatım varken sabırları zorlamadan çok kısa kayıtlara geçsin istedim bu mahkemedeki ilk sözlerim.Aylardır ilk defa kendimi ifade edebilme fırsatı bulmuşken masum olduğumu büyük bir iç huzuru ve gönül rahatlığıyla ilan ederek kayıtlara geçirmek isterim. Kişi işlediği iddia edilen suç kesin ve inandırıcı deliller ile ispatlanıncaya, hakkında bir ceza kararı verilip kesinleşinceye kadar masumdur. Masumiyet karinesi olarak adlandırılan hukukun temel prensiplerinden olan bu evrensel ilke anayasamızın 38. maddesi ile güvence altına alındığı gibi İslam ve Osmanlı hukukunda da aynen uygulama bulmuştur. 'Beraat-i zimmet asıldır' diyor. İslam hukukunun temel ilkelerindendir, herkes benden iyi biliyordur.Ömrüm boyunca fırıncılık da yaptım, Orman Bölge Şefliği de, özel sektörde uzun yıllar kendi işimi de. Nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin şirketi olan Ağaç AŞ Genel Müdürü olarak İstanbul'ya hizmet etme imkanı buldum. Devlete bakışımı daha önce de ifade etmiştim. Bu anlayışı bize en çok ezberleten rahmetli Alparslan Türkeş'ti. Onunla yakın olduğum dönemde 12 Eylül ihtilalinden sonra girdiği hapisten yeni çıkmıştı. Onun yerinde başkası olsa, haksız yere 5,5 yıl hapis yatmış kim olsa devlete düşman olurdu. O ise tam tersi yine devlete ve millete hizmet aşkıyla doluydu ve son nefesine kadar bu çizgiden hiç sapmadı. Bende onun tesisatından (tedrisatından) geçmiş birisi olarak halka hizmeti, Hakk'a hizmet bilip tarafıma tevdi edilen bu kamu görevini büyük bir aşkla ve şevkle yürüttüm.İnanıyorum ki yaptığımız hizmetler ile hatırlanacağız. Bu bağlamda sizlere 2019 yılında Genel Müdürü olduğum Ağaç AŞ'nin hem finansal hem kurumsal açıdan nasıl bir gelişim gösterdiğini kısaca açıklamak isterim.2019 yılı son çeyreğinde göreve başladığım dönemde şirketin temel hedefi; kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi, mali disiplinin tesis edilmesi, operasyonel etkinliğin artırılması ve kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması olmuştur. Yönetim anlayışımız bu dört temel ilke üzerine kurulmuştur. Görev yaptığım dönemde şirket yalnızca uygulayıcı bir kurum olmanın ötesine geçerek kurumsallaşma, operasyonel kapasite, bilgi üretimi ve sektörel gelişim alanlarında ilerleme kaydetmiştir. Yeşil alan yönetimi, bitkisel materyal tedariki, peyzaj uygulamaları, fidanlık faaliyetleri ve bahçe market satış kanalları gibi geniş bir faaliyet alanı yönetmiştir.Bu dönemde mali disiplin yönetimin temel önceliklerinden biri olmuştur. Bütçe hazırlama ve izleme süreçleri kurumsallaştırılmış, düzenli bütçe takip mekanizmaları oluşturulmuştur. Şirket cirosu 2019 yılında yaklaşık 412 milyon TL seviyesinden, 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 9,7 milyar TL seviyesine ulaşmıştır. Bu artış şirket faaliyet hacminin önemli ölçüde genişlediğini göstermektedir. Şirket özkaynakları 201 milyon TL seviyesinden yaklaşık 909 milyon TL seviyesine yükseltilmiştir. Bu gelişme herhangi bir sermaye artımı yapılmadan, faaliyet karlılığı ve mali disiplin sayesinde gerçekleşmiştir.Şirket faaliyetleri kapsamında İstanbul genelinde Tuzla'dan Silivri'ye kadar yaklaşık 70 milyon metrekare yeşil alanın bakımı yürütülmektedir. Bu hizmetler yaklaşık 800 park, 506 yol, çevre yolları, cadde ve benzeri refüjler ile 48 koru ve mesire alanını kapsamaktadır. Bu kapsamdaki faaliyetlerimiz doğrudan ve dolaylı olarak 5.000'den fazla kişiye istihdam sağlamaktadır.
Şimdi bu 'Gürgen' kod adlı şahıstan biraz bahsetmek istiyorum. Malum, mesleğim ormancı olduğu için aslında gürgen ağacını da çok severim ama burada durum biraz farklı oluyor.
Ağaç AŞ'nin kuruluşundan yani 2019 yılına kadar geçen 22 yıllık süre içinde toplam tedarikçi sayımız 2015 iken; 2019-2025 aralığında yani 6 yılda bu sayıya 1.831 yeni tedarikçi daha eklenmiştir. Şirketin tedarikçi yapısı genişletilmiştir. Bu yaklaşım rekabetçi satın alma yapısını güçlendirmiştir. Ayrıca üretici kooperatifleri ile yapılan alımlar ile yerel üreticiler desteklenmiştir.31.05.2025 tarihi itibarıyla aktif tedarikçi sayımız ise 251'dir. Bu sayının 86 tanesi 2019 öncesi de çalışan ve 2019 sonrası bizim dönemimizde de çalışmaya devam eden firmalardır. Yani halihazırda aktif tedarikçilerimizin yaklaşık %40'ı 2019 öncesine dayanmaktadır.Canlı bitkiler doğası gereği sektörde kabul edilen imha oranı %3 ila %5 arasındadır. Fakat şirketimizde binde seviyelerindedir bu oran. Bu durum stok yönetiminin, bakım ve beslenme süreçlerinin etkinliğini göstermektedir.Yönetim döneminde şirket faaliyet alanını genişleten önemli projeler hayata geçirilmiştir. Ataşehir Bahçe Market yatırımı, Emirgan Kaktüs Evi, Cebeci Toprak Üretim Tesisleri gibi; bu kadar ekonomik krizin ve pandeminin olduğu dönemde bu tür tesisler hayata geçirilmiştir. 2022 yılında e-ticaret satış kanalı kurulmuş ve bahçe market ürünleri dijital platform üzerinden daha geniş müşteri kitlelerine ulaştırılmıştır. Yalova Atatürk Araştırma Enstitüsü ile yürütülen Ar-Ge çalışmaları kapsamında Gülba 1071 ve Gülsarı 1923 başta olmak üzere 9 yeni yerli peyzaj gül çeşidi geliştirilmiş, tescil süreci tamamlanmış, üretimine başlanmıştır.Şirket bünyesinde kalite yönetim sistemleri güçlendirilmiş, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi belgesi alınmıştır. Ayrıca TÜRKAK uluslararası akreditasyona sahip laboratuvar altyapısı ile analiz hizmetleri yürütülmektedir. 2021, 2023 ve 2025 yıllarında gerçekleştirilen Sayıştay; 2022 yılında Mülkiye Başmüfettişliği ile Ticaret Müfettişliği denetimlerinde şirket faaliyetlerine ilişkin kritik veya majör nitelikte bir bulgu, şirket zararı, yolsuzluk vesaire tespit edilememiştir."Bakanlığı müfettişlerini saymıyorum onlar çünkü ayda bir geliyordu ortalama. Yönetim döneminde düzenlenen çalıştaylar, konferans ve paneller ve sonrasında hazırlanan yayınlar ile şirket yalnızca uygulayıcı bir kurum değil. Aynı zamanda sektörel bilgi üreten kurumsal bir yapı haline gelmiştir. Tüm bu çalışmaların sonunda iki bin yirmi, iki bin yirmi iki, iki bin yirmi üç, iki bin yirmi dört yıllarında Ağaç A.Ş. Fortune dergisi tarafından her yıl yayınlanan toplam gelirlerine göre Türkiye'nin en büyük beş yüz şirketini sıralayan Türkiye Fortune beş yüz listesine girmeyi başarmıştır. Bu liste Türkiye'de şirketlerin ciro büyüklüklerine göre hazırlanan en önemli ekonomik göstergelerden biridir. Bu başarı şirketin faaliyet hacminin ve kurumsal kapasitesinin önemli ölçüde geliştiğinin somut bir göstergesidir.Ortaya çıkan tablo benim görev yaptığım dönemde Ağaç A.Ş’nin hem finansal büyüklük hem kurumsal kapasite hem de sektörel konum açısından güçlü bir gelişim gösterdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu süreçte amacım her zaman bana emanet edilen bu kurumu büyütmek, güçlendirmek ve kamuya daha fazla hizmet üreten bir yapıya dönüştürmek olmuştur. Yapılan çalışmalar ve ortaya çıkan rakamlar da bu hedef doğrultusunda önemli bir mesafe alındığını kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanıldığını kurumsal sürdürülebilirliğin sağlandığını göstermektedir.İddianameye baktığımda yasal satın alma süreçlerinden olan 3G maddesi kapsamında yaptığımız istisna alımına iddianamede suç olarak gösterilmektedir. Oysa bazı alımlarda ve doğrudan alımlarda 3G usulü tercih değil, zorunluluktur. Ağaç A.Ş’nin bazı hizmet ve mal alımları dört bin yedi yüz otuz dört sayılı kanunun 3G maddesi kapsamında istisna ve. Doğrudan yöntemiyle yapılmıştır. Bu yöntemler mevzuat kapsamında ve işin aciliyeti ve niteliği nedeniyle birçok idare tarafından kullanılmaktadır. Savcılık bu yöntemlerde açık ihale uygulanmadığı için her firmanın teklif veremediğini ve yalnızca davet edilen firmaların teklif sunduğunu, incelenen alımlarda ise genellikle örgüte maddi destek sağlayan firmaların davet edildiğini iddia etmektedir.
Şimdi bu mahlukat nasıl bir canlıysa; sanki yazıcı melekleri gibi omzuma oturmuş, beni yirmi dört saat izlemiş. Benim şoförümü izlemiş, Ertan Yıldız’ı izlemiş, Ertan Yıldız’ın şoförünü izlemiş. Ağaç AŞ’de çalışan, yönetici konumundaki yaklaşık elli kişiyi izlemiş. Ağaç AŞ ile iş yapan firmaları izlemiş; hassasiyetle iş yapan firmaları ve o firmalarla iş yapanları da izlemiş. Türkiye ile yetinmemiş, Avrupa’yı da gezmiş. Düşündüm; 'Böyle bir canlı var mıdır?' diye. 'Evliya olabilir mi?' dedim, olmadı. 'İn midir, cin midir?' derken, sonunda 'şeytandır' kanaatine vardım. Çünkü fitne ve dedikoduyu yayan şeytandır; başka hiçbir yaratılmış böyle bir görevi üstlenmemiştir.Gizli tanığın ifadesine geçmeden önce şunu belirtmeliyim: Gizli tanığın ifadesi 16 Mayıs 2025 tarihlidir. Ancak ben tek bir örnek ve tek bir yayın organı üzerinden gideceğim; adı Yeni Akit. Neresi yenidir neresi eskidir bilmem ama gizli tanık 'Gürgen', 16 Mayıs 2025 tarihinde ifade veriyor. Oysa bu gazete üzerinden dört tane örnek çıkardım, daha eskisi de olabilir. İnternet sitelerine bakamadım çünkü tutukluyum. Avukatımız aracılığıyla birtakım verilere ulaşmaya çalışarak kısıtlı imkânlarla savunma yapıyoruz.27 Şubat 2025 tarihinde doğrudan hedef alan haberler; 4 Mart 2025 tarihinde 'Adresi Ekrem’e Bağlı İstanbul Ağaç AŞ: Ağaç Bahane Talan Şahane' başlığı; 13 Mart 2025 tarihinde 'Asayişi Çapalamıştır'; 13 Mayıs 2025 tarihinde ise 'Ali Sukas’ın Yönetimindeki Vurgunlar Bitmedi, Ballı İhaleler Üç Kardeşçe' başlıklarıyla haberler yayınlanmıştır. Aslında bu haberlerin ne tarihleri ne de içerikleri 2025 yılıyla ilgili değildir.'Üç kardeşe' dediği konu, e-ihale üzerinden 31 Aralık 2024 tarihinde yapılan araç ihalesidir. Bu işlem ihale yöntemiyle yapılmıştır. Bilirsiniz ki e-ihaleye dışarıdan müdahale şansınız yoktur. Kimin katıldığını, kimin ne teklif verdiğini, hangi evrakları sunduğunu siz bilemezsiniz. Kötü niyetli olsanız bile; manuel yapılsa belki bir dosyadan bir firmanın evrağı yok edilebilir ama burada o şans da yok. Yapılan ihalede eğer firma bütün şartları taşıyorsa, kamu ana kurumu 'Bu geçerlidir, ihalede eksiklik yoktur' der. Yani herhangi bir belgeyi ölçüp biçme şansınız yoktur; belgeler sisteme otomatik olarak yüklenir ve sistem o evrakın uygunluğunu zaten kontrol eder.Ama haberler bunlar... Birileri Ali Sukas’ı hedefe koymuşlar. Tabii onun Ekrem Başkan ve diğer gruplarla olan çalışmalarını bilmiyorum, ben kendimle ilgili olanı söylüyorum. 19 Mart’ta ben alınmayınca haberler devam etti. Bunlar medyada pişirildi, televizyonlarda konuşuldu. Sürekli hakaretlerle; yolsuzluk, rüşvet ve her türlü müptezelliği yapmış kişiler olarak 'belediyeyi soyup soğana çevirdiğimiz' iddia edildi. Bu hizmetleri neyle yaptık, onu bilmiyorum. Sonunda 31 Mayıs’ta tutuklandığımda da yayınlar devam etti; vakit almamak için onları söylemeyeceğim. Basında çıkan bu haberlerle gizli tanığın beyanındaki örtüşen ifadeleri avukatlarımız dosyaya sunacaklar."Rizeli hemşehrisi olan ve iflas eden 'Bitki Dünyası' isimli şirketini 2020 yılında amcasının oğlu Kadir Gümüş’e devreden Tamer Gümüş’ün; kardeşi Yusuf Gümüş ile birlikte İstanbul Ağaç ve Peyzaj AŞ’ye astronomik bedellerle fidan satarak ceplerini doldurduğu belirtildi. Bunu neye göre tespit etmişler, bilemiyorum.17 Kasım 2020 tarihinde 'Fidancılık', 17 Aralık 2020 tarihinde de 'Olumlu Silahçılık' adlı firmaları kuran Gümüş kardeşlerin; hemşehri kontenjanından Ağaç AŞ’den yaklaşık 175 milyonluk ithal bitki alımı ihalesi kaptığı bildirildi. Haberdeki ifadeye göre; daha önce iflas eden şirketini kapatan ve borç batağında yüzen Tamer Gümüş’ün hayatı, İstanbul Ağaç ve Peyzaj AŞ’den aldığı ihalelerle değişmiş. İfade aynen bu şekilde.Şimdi geliyoruz 16 Mayıs 2025 tarihine... Yani söz konusu haber 4 Mart’ta yapılıyor, biz ise 16 Mayıs’taki gizli tanık ifadesine bakıyoruz. Gizli tanık ifadesinde diyor ki:'Tamer Gümüş’ün 2019 yılında Bitki Dünyası isimli bir firması bulunmaktaydı. Bildiğim kadarıyla o süreçte bu firma ekonomik olarak zor bir sürece girdi ve batma noktasına geldi. Ali Sukas burada göreve başladıktan sonra Tamer Gümüş isimli şahıs; 17 Aralık 2020 tarihinde Olumlu Silahçılık, 17 Kasım 2020 tarihinde Fidancılık ve 14 Ekim 2021 tarihinde Sarıkistancılık isimli firmaları kurdu. Bu şahıs, yönlendirmeyle, batık konumdayken çok ciddi miktarlarda ihale almaya başladı. Hatırladığım kadarıyla 2023-2024 yılları arasında Ağaç AŞ’den yaklaşık 1 milyar TL civarında ihale aldı ve Ali Sukas göreve geldikten sonra Tamer Gümüş, almış olduğu bu ihaleler ile ciddi miktarda zenginleşti.'Bu iddiaları, daha sonra bir takım etkin pişmanlık ifadelerinde de göreceğiz. "Burada basına yansıyan, asılsız itham ve iddiaları içeren haberler incelendiğinde; söz konusu içeriklerin adeta gizli tanık 'Gürgen’in' beyanlarının farklı başlıklar altında ve dağınık biçimde kamuoyuna servis edilmiş hali olduğu görülüyor. Zira söz konusu haberler ile gizli tanık 'Gürgen’in' daha sonra dosyaya giren beyanları; neredeyse aynı şirketler ve aynı olay örgüsü üzerinden kurgulanmıştır."Yine benzer şekilde aynı haberin içerisinde diyor ki, hiçbir projelendirme olmadığı hâlde alımlar yapıldığını ve yıllarca dikilmeden bekletilen fidanlara astronomik ödemeler yapıldığını izah etti. Bir tanığı varmış. Örneğin geçtiğimiz yıl, hani bir sürü sene beklemiş ya onlarca yıl, geçtiğimiz yıl manolya fiyatlarının, manolya fidanlarının piyasa fiyatının 90 bin ile 120 bin TL arasında değiştiğini ifade eden kaynaklarımız; Tamer Gümüş’e ait şirket üzerinden 2024 yılının Şubat ayında temin edilen ithal manolya ağaçlarının 190 bin - 200 bin lira arasında faturalandırıldığını ve herhangi bir projede kullanılmayan bu ağaçların hâlen stoklarda bekletildiği ifadesine yer verilmiştir.Geliyoruz gizli tanık Gürgen’in ifadesine... İBB Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı tarafından yapılan bir ihalede. Şartnamede manolya, zakkum ve meşe... İki ağaç daha yazıyor buraya şaşırtmak için. Herhangi bir hususun yer almamasına karşın Ağaç A.Ş. tarafından alınan bu ihale, kendi bünyesinde alım kapsamında Tamer Gümüş’ün şirketlerine verilmiş olup Tamer Gümüş tarafından da sanki böyle bir ihtiyaç varmış gibi yurt dışından manolya, zakkum ve meşe getirildi ve bunlar idareye teslim edildi. Teslim aşamasında da bu ürünlerin fiyatından çok daha fahiş fiyatlarla İBB Park ve Bahçeler Daire Başkanlığına fatura edildiği şeklinde beyanda bulunmuştur.Görüldüğü üzere haber metniyle gizli tanık Gürgen’in beyanları arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır. Bu aynı zamanda etkin pişmanlıktan faydalanmaya çalışan Ümit Polat’ın ifadesinde de var. Sanırım Adem Yavuz’un ifadesinde de bazı bölümler, rakamlar direkt çakışıyor.
Peyzaj uygulamalarında kullanılan bitkiler, canlı ve kalite açısından değişken olduğu yani sadece ölçülebilir değerlerle fiyatlandırma yapılamayacağı için ayrıca mevsimsel ve acil temin gerektirdiği için bu alım yöntemi teknik bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Bu süreçte piyasa araştırması yapılmakta, farklı üreticilerden teklifler alınmakta ve fiyat kalite dengesi gözetilmektedir. Kaldı ki ana faaliyet konularıyla ilgili olarak Ağaç A.Ş’nin kamu ihale kurumundan istisna kapsamında kabul edilen mal ve hizmet kalemlerinin belirlendiği beş olurdan dördü yani iki bin üç, iki bin dört, iki bin beş ve iki bin on sekiz yıllarında, birinsi ise bizim dönemimizde iki bin yirmi iki yılında alınmıştır. Yani istisna kalemlerinde eski uygulama ne ise aynı şekilde korunarak mal ve hizmet alımları gerçekleştirilmiştir. Bizden önce yani iki bin on dokuz öncesinde yani yirmi iki yıllık dönemde bitki alımlarında 3A ve 3G dışında herhangi bir alım yöntemi kullanılmamış. Bitki alımları istisna yöntemiyle yapılmıştır.Tedarikçi firmaların özellikle belirlendiği iddiası, dayanıksız bir kabulden ibarettir. Savcılık alımları incelediğini, genellikle rüşvet veren firmaları davet ettiğimi ve bu firmalara daha fazla iş verdikçe onlardan daha fazla rüşvet talep ettiğimi iddia etmektedir. Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben gözaltına alınmadan ve tutuklanmadan önce savcılık bizden istediği bütün evrakları, dosyaları kendilerine gönderdik. Ben tutuklanana kadar sanırım yüz elli iki yüz arasında bir dosyayı göndermiştim. Benden sonra da iki bin on dokuz yani benim göreve başladığım tarihten otuz bir Mayıs'a kadar, iki bin yirmi beşe kadar yaklaşık bin iki yüz. Bütün ihale ve satın alma dosyalarımızı istedi ve hepsini gönderdik. Ve incelendi, bakıldı. Herhangi bir tespit olduğuna dair şirkete herhangi bir yazı geldiği bana bildirilmedi.Herhalde bu kadar uzun süre çalışan, bu kadar yolsuzluk yapan birisi mutlaka bir dosyada bir açık vermiş olması gerekirdi. Bin iki yüz doksanın içerisinde mutlaka rüşvet, yolsuzluk, bir şey çıkardı.İddianamedeki Ağaç A.Ş ile ilgili yer alan on iki eylemler, konu edilen firmalar incelendiğinde bu firmaların büyük bölümünün Ağaç AŞ ile yeni çalışmaya başlayan firmalar olduğu zaten görülecektir. On iki firmadan dokuz tanesi Iki bin on dokuz yılından önce de Ağaç A.Ş ile çalışan firmalardır. Bu firmalar veya sahipleri, Kadir Gümüş, Tamer Gümüş, Bünyamin Durukan, Alaattin Vardar, Adem Yavuz, Savaş Bayraktar, Ensar Güney, Fikret Baydemir ve Sarılar grup. bu firmalardır. Yani bu firmalar benim dönemimde özellikle seçilmiş firmalar değildir. Kurumun daha önce de çalıştığı sektörde bilinen tedarikçilerdir. Iki bin on dokuz yılından sonra ise tedarikçi olarak sisteme dahil olan üç tane firma vardır. Mengirler, Ali Üner ve Evren Süloğlu'dur.İki bin yirmi beş yılı itibariyle aktif tedarikçi firma sayımız iki yüz elli birdir. Bu tedarikçilerin. Seksen altısı iki bin on dokuz dönem öncesinde de Ağaç A.Ş ile çalışan firmalardır. Iki bin on dokuzdan sonra yüz altmış beş yeni tedarikçi firma çalışmaya başlamıştır. Eyleme onu on iki firmanın seksen altının içinde dokuz, yüz altmış beşte üç firma. Yani ben öyle bir örgüt kuruyorum ki hatta benden önce hazırlamış oluyorum, göreve gelmeden önce. Ve o firmalara o örgüte finansman sağlıyorum. Bu durum savcının ileri sürdüğü gibi özel olarak belirlenmiş bir firma grubunun oluşturulduğu iddiasını dolayısıyla firmaların sistem için özellikle seçildiği ve sistematik bir rüşvet düzeni kurulduğu iddiasını hem rakamsal hem de mantıksal olarak çürütmektedir.Sayın Başkanım şimdi eylem bazlı savunmalara geçeceğim fakat bu özellikle Ağaç AŞ ile ilgili oluşturulan iddianame. Iki tane temel ayak var. Iki temel sütunu var. Birisi gizli tanık Gürgen. Diğeri ise etkin pişmanlıktan yararlanmaya çalışan eski arkadaşımız Ümit Polat.
Ümit Polat ile ilgili ileride eylem bazlı savunmalarda yarı yarıya açıklama yapacağım. Aynı şekilde Gürgenle ilgili de yapacağım. Fakat ben hukukçu değilim. Ben mühendisim. Birazcık analitik düşünebilen birisi olduğuma inanıyorum. Ben Gürgen'in ifadelerine baktığımda ilk tepkim şuydu. Yani Ağaç A.Ş’de ben dahil, en üst görevde ben bulunuyorum. Ama Ağaç A.Ş’deki herhangi bir yönetici, orta ve üst düzey yönetici tek başına bu kadar bilgiye sahip olması mümkün değil. Çünkü bilgilerin bir kısmı doğru. Yani firma isimleri, kişi isimleri doğru, içerikler yanlış.Bunu sorgularken tabii İBB operasyonundan önce başlayan bir süreç vardı aslında. Sosyal medyada, trol hesaplar, anonim hesaplar, bazı basın yayın kuruluşlarında görev yapan kişiler, bazı televizyon. kanallarında yorumcu kisvesi altında akşam sabah siyasi motivasyonla, siyasi aidiyetle, aidiyetlerle veya başka sebeplerle sürekli bizim ailemize, çocuğumuza, şahsımıza, odunumuza her şeyimize küfreden, hakaret eden bir organizasyon vardı. Bunu görüyorduk ama umursamıyorduk.Onu unutamıyorduk, umutsuzluklarımızdan da netice alamıyorduk. Gazete haberlerine kaç kez söyledik, çekip gönderdik; yayınlamadılar. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk, yine netice alamadık. Şimdi bu 'Gürgen' kod adlı şahıstan biraz bahsetmek istiyorum. Malum, mesleğim ormancı olduğu için aslında gürgen ağacını da çok severim ama burada durum biraz farklı oluyor. Şimdi bu mahlukat nasıl bir canlıysa; sanki yazıcı melekleri gibi omzuma oturmuş, beni yirmi dört saat izlemiş. Benim şoförümü izlemiş, Ertan Yıldız’ı izlemiş, Ertan Yıldız’ın şoförünü izlemiş. Ağaç AŞ’de çalışan, yönetici konumundaki yaklaşık elli kişiyi izlemiş. Ağaç AŞ ile iş yapan firmaları izlemiş; hassasiyetle iş yapan firmaları ve o firmalarla iş yapanları da izlemiş. Türkiye ile yetinmemiş, Avrupa’yı da gezmiş. Düşündüm; 'Böyle bir canlı var mıdır?' diye. 'Evliya olabilir mi?' dedim, olmadı. 'İn midir, cin midir?' derken, sonunda 'şeytandır' kanaatine vardım. Çünkü fitne ve dedikoduyu yayan şeytandır; başka hiçbir yaratılmış böyle bir görevi üstlenmemiştir.Gizli tanığın ifadesine geçmeden önce şunu belirtmeliyim: Gizli tanığın ifadesi 16 Mayıs 2025 tarihlidir. Ancak ben tek bir örnek ve tek bir yayın organı üzerinden gideceğim; adı Yeni Akit. Neresi yenidir neresi eskidir bilmem ama gizli tanık 'Gürgen', 16 Mayıs 2025 tarihinde ifade veriyor. Oysa bu gazete üzerinden dört tane örnek çıkardım, daha eskisi de olabilir. İnternet sitelerine bakamadım çünkü tutukluyum. Avukatımız aracılığıyla birtakım verilere ulaşmaya çalışarak kısıtlı imkânlarla savunma yapıyoruz.27 Şubat 2025 tarihinde doğrudan hedef alan haberler; 4 Mart 2025 tarihinde 'Adresi Ekrem’e Bağlı İstanbul Ağaç AŞ: Ağaç Bahane Talan Şahane' başlığı; 13 Mart 2025 tarihinde 'Asayişi Çapalamıştır'; 13 Mayıs 2025 tarihinde ise 'Ali Sukas’ın Yönetimindeki Vurgunlar Bitmedi, Ballı İhaleler Üç Kardeşçe' başlıklarıyla haberler yayınlanmıştır. Aslında bu haberlerin ne tarihleri ne de içerikleri 2025 yılıyla ilgili değildir.'Üç kardeşe' dediği konu, e-ihale üzerinden 31 Aralık 2024 tarihinde yapılan araç ihalesidir. Bu işlem ihale yöntemiyle yapılmıştır. Bilirsiniz ki e-ihaleye dışarıdan müdahale şansınız yoktur. Kimin katıldığını, kimin ne teklif verdiğini, hangi evrakları sunduğunu siz bilemezsiniz. Kötü niyetli olsanız bile; manuel yapılsa belki bir dosyadan bir firmanın evrağı yok edilebilir ama burada o şans da yok. Yapılan ihalede eğer firma bütün şartları taşıyorsa, kamu ana kurumu 'Bu geçerlidir, ihalede eksiklik yoktur' der. Yani herhangi bir belgeyi ölçüp biçme şansınız yoktur; belgeler sisteme otomatik olarak yüklenir ve sistem o evrakın uygunluğunu zaten kontrol eder.
Bunun dışında tarafıma yöneltilen suç isnatlarının ise tamamı yalandır; herhangi bir dayanağı da yoktur.Gizli tanık Gürgen, kurumda görev yapan personelin isimlerini ve görevlerini kısmen doğru yazmıştır. Onlarda bazı görev ve isim yanlışlıkları da var; onları dosyada anlatabiliriz. Ama bunları yaparak anlatısına görünürde bir gerçeklik kazandırmaya çalışmaktadır. Bu durum dosya kapsamındaki resmi kayıt ve belgelerle de sabittir. Ayrıca Gürgen’in bazı beyanlarının kendi içinde ve iddianamenin kurgusuyla çeliştiği görülmektedir. Gürgen bir yandan bazı tedarikçi firmalarla gizli ya da gayriresmi ortaklık ilişkisi içerisinde olduğumu iddia ederken; savcılık, aynı firmalardan ihale karşılığında rüşvet talep ettiğimi ileri sürmektedir.Gizli tanık Gürgen’in ifadesindeki çelişkileri, iddiaların soyutluğunu ve herhangi bir belge ile desteklenmediğini eylem bazlı olarak zaten anlatacağım. Dosya kapsamına sunulan gizli tanık Gürgen’in beyanlarının değerlendirilmesinde; bu beyanların ortaya çıkış süreci ve zamanlaması ayrıca önem arz etmektedir. Nitekim dosya incelendiğinde gizli tanık anlatımlarının ortaya çıkmasından önce, aynı içerikteki iddiaların basın yoluyla kamuoyuna servis edildiğini az önce ifade ettim. Bu kapsamda özellikle "Ağaç AŞ'de doğrudan talan" başlıklı haber ile gizli tanık beyanları arasında dikkat çekici paralellik olduğunu da ifade ettim.Bununla birlikte paralellik yalnız genel anlatıyla sınırlı değil. Gizli tanık beyanında özellikle torf... belli firmaların ihaleleri aldığı vesaire gibi birçok konuya değinmiş. Özellikle kişi isimlerinin, şirketlerin ve faaliyet alanlarının bu denli örtüşmesi; anlatımların bağımsız bir gözlem ve bilgiye değil, önceden oluşturulmuş bir kurgunun tekrarına dayandığını göstermektedir. Bu durum gizli tanık beyanlarının özgünlüğünü ve güvenilirliğini ciddi şekilde tartışmalı hâle getirmektedir.Bu noktada hayatın olağan akışıyla bağdaşmayan bir durum söz konusudur. Henüz yargısal denetime tabi tutulmamış, herhangi bir maddi delille desteklenmemiş ve doğruluğu teyit edilmemiş iddiaların önce basın aracılığıyla kamuoyuna sunulması, ardından ise aynı içerik ve detaylarla gizli tanık beyanı olarak dosyaya girmesi tesadüfle açıklanamaz. Bu durumda iki ihtimal ortaya çıkmaktadır: Ya basına yansıyan spekülatif iddialar derlenerek gizli tanık beyanı hâline getirilmiştir ya da gizli tanık basında yer alan bu iddiaları kendi bilgi ve görgüsüne dayalıymış gibi ifade etmiştir.Her iki ihtimalde de gizli tanık Gürgen’in beyanlarının bağımsız, özgün ve güvenilir bir delil kaynağına dayanmadığı açıktır. Kaldı ki gizli tanık beyanları incelendiğinde; ileri sürülen iddiaların somutlaştırılmadığı, olaylara ilişkin zaman ve fiil bağlantısının kurulamadığı ve anlatımların herhangi bir maddi delille desteklenmediği görülmektedir.
Ama haberler bunlar... Birileri Ali Sukas’ı hedefe koymuşlar. Tabii onun Ekrem Başkan ve diğer gruplarla olan çalışmalarını bilmiyorum, ben kendimle ilgili olanı söylüyorum. 19 Mart’ta ben alınmayınca haberler devam etti. Bunlar medyada pişirildi, televizyonlarda konuşuldu. Sürekli hakaretlerle; yolsuzluk, rüşvet ve her türlü müptezelliği yapmış kişiler olarak 'belediyeyi soyup soğana çevirdiğimiz' iddia edildi. Bu hizmetleri neyle yaptık, onu bilmiyorum. Sonunda 31 Mayıs’ta tutuklandığımda da yayınlar devam etti; vakit almamak için onları söylemeyeceğim. Basında çıkan bu haberlerle gizli tanığın beyanındaki örtüşen ifadeleri avukatlarımız dosyaya sunacaklar."Rizeli hemşehrisi olan ve iflas eden 'Bitki Dünyası' isimli şirketini 2020 yılında amcasının oğlu Kadir Gümüş’e devreden Tamer Gümüş’ün; kardeşi Yusuf Gümüş ile birlikte İstanbul Ağaç ve Peyzaj AŞ’ye astronomik bedellerle fidan satarak ceplerini doldurduğu belirtildi. Bunu neye göre tespit etmişler, bilemiyorum.17 Kasım 2020 tarihinde 'Fidancılık', 17 Aralık 2020 tarihinde de 'Olumlu Silahçılık' adlı firmaları kuran Gümüş kardeşlerin; hemşehri kontenjanından Ağaç AŞ’den yaklaşık 175 milyonluk ithal bitki alımı ihalesi kaptığı bildirildi. Haberdeki ifadeye göre; daha önce iflas eden şirketini kapatan ve borç batağında yüzen Tamer Gümüş’ün hayatı, İstanbul Ağaç ve Peyzaj AŞ’den aldığı ihalelerle değişmiş. İfade aynen bu şekilde.Şimdi geliyoruz 16 Mayıs 2025 tarihine... Yani söz konusu haber 4 Mart’ta yapılıyor, biz ise 16 Mayıs’taki gizli tanık ifadesine bakıyoruz. Gizli tanık ifadesinde diyor ki:'Tamer Gümüş’ün 2019 yılında Bitki Dünyası isimli bir firması bulunmaktaydı. Bildiğim kadarıyla o süreçte bu firma ekonomik olarak zor bir sürece girdi ve batma noktasına geldi. Ali Sukas burada göreve başladıktan sonra Tamer Gümüş isimli şahıs; 17 Aralık 2020 tarihinde Olumlu Silahçılık, 17 Kasım 2020 tarihinde Fidancılık ve 14 Ekim 2021 tarihinde Sarıkistancılık isimli firmaları kurdu. Bu şahıs, yönlendirmeyle, batık konumdayken çok ciddi miktarlarda ihale almaya başladı. Hatırladığım kadarıyla 2023-2024 yılları arasında Ağaç AŞ’den yaklaşık 1 milyar TL civarında ihale aldı ve Ali Sukas göreve geldikten sonra Tamer Gümüş, almış olduğu bu ihaleler ile ciddi miktarda zenginleşti.'Bu iddiaları, daha sonra bir takım etkin pişmanlık ifadelerinde de göreceğiz. "Burada basına yansıyan, asılsız itham ve iddiaları içeren haberler incelendiğinde; söz konusu içeriklerin adeta gizli tanık 'Gürgen’in' beyanlarının farklı başlıklar altında ve dağınık biçimde kamuoyuna servis edilmiş hali olduğu görülüyor. Zira söz konusu haberler ile gizli tanık 'Gürgen’in' daha sonra dosyaya giren beyanları; neredeyse aynı şirketler ve aynı olay örgüsü üzerinden kurgulanmıştır."Yine benzer şekilde aynı haberin içerisinde diyor ki, hiçbir projelendirme olmadığı hâlde alımlar yapıldığını ve yıllarca dikilmeden bekletilen fidanlara astronomik ödemeler yapıldığını izah etti. Bir tanığı varmış. Örneğin geçtiğimiz yıl, hani bir sürü sene beklemiş ya onlarca yıl, geçtiğimiz yıl manolya fiyatlarının, manolya fidanlarının piyasa fiyatının 90 bin ile 120 bin TL arasında değiştiğini ifade eden kaynaklarımız; Tamer Gümüş’e ait şirket üzerinden 2024 yılının Şubat ayında temin edilen ithal manolya ağaçlarının 190 bin - 200 bin lira arasında faturalandırıldığını ve herhangi bir projede kullanılmayan bu ağaçların hâlen stoklarda bekletildiği ifadesine yer verilmiştir.Geliyoruz gizli tanık Gürgen’in ifadesine... İBB Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı tarafından yapılan bir ihalede. Şartnamede manolya, zakkum ve meşe... İki ağaç daha yazıyor buraya şaşırtmak için. Herhangi bir hususun yer almamasına karşın Ağaç A.Ş. tarafından alınan bu ihale, kendi bünyesinde alım kapsamında Tamer Gümüş’ün şirketlerine verilmiş olup Tamer Gümüş tarafından da sanki böyle bir ihtiyaç varmış gibi yurt dışından manolya, zakkum ve meşe getirildi ve bunlar idareye teslim edildi. Teslim aşamasında da bu ürünlerin fiyatından çok daha fahiş fiyatlarla İBB Park ve Bahçeler Daire Başkanlığına fatura edildiği şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sonuç olarak gizli tanık Gürgen’in beyanlarının basında yer alan spekülasyon içeriklerle örtüşmesi; bu beyanların bağımsız delil niteliğini ortadan kaldırmakta, güvenilirliği zedelemekte ve hükme esas alınamayacak derecede tartışmalı hâle getirmektedir. Gürgen’le ilgili az önce dediğim gibi eylem bazlı yine cevaplar vermeye çalışacağım."Savunma biraz uzun olacak Sayın Başkanım. Çünkü yetmiş iki sayfalık bir iddianame var; bizimle ilgili, on iki eylemle ilgili. Ben olabildiğince kısa tutmaya çalıştım ama yine yaklaşık o sayılara ulaşacağız gibi görünüyor. Sayın Başkanım, önce eylem yüz yirmi bir. Tamer Gümüş odağında. Söz konusu eylemde tarafıma yöneltilen suçlama rüşvete aracılık etmek. İddianamede suçlamanın dayanak delilleri olarak gizli tanık Gürgen, HTS kayıtları, bazı örtüşmeler gösterilmektedir. Bu suçlamalara ve delil olarak sunulan tüm iddialara cevap vereceğim.Birinci iddia: Tamer Gümüş şahsıma yönelik bir iddia veya ithamda bulunmamıştır. Fakat Ümit Polat'ın kendisine seçim için Genel Müdür'e çok ciddi para baskısı olduğu, bu konuda destek olunmadığı takdirde Ağaç AŞ ile ticari hayatının olmayacağı şeklinde söylemlerde bulunduğunu, Ümit Polat'a otuz bin euro verdiğini beyan etmiştir. Bu birçok şeyde geçiyor, eylemde geçiyor; aynı cümleler. Paranın verildiği tarihe ilişkin beyan bulunmamakla beraber MASAK raporunda on dört beş yani seçimden sonra iki bin yirmi dört tarihinde kurumun tarafından yirmi altı bin euro nakit para çekildiği tespit edilmiş.Bu iddialara karşı; Tamer Gümüş ile Ümit Polat arasında ne geçtiğini bilmiyorum. Bir para alışverişi olup olmadığını da bilmiyorum. Benim Ümit Polat'a herhangi bir talimatım olmadı. 'Git Tamer Gümüş'e, şu kadar para verecek, şurada teslim edecek' gibi bir talebim, bir talimatım olmadı. Yani ben kimseden para istemedim. Daha sonraki bazı iddialarda veya bunun içerisinde de var; Tamer ile ben zaten ortakmışım. Yani ortak olduğum bir insana müdürümü gönderiyorum, rüşvet alıyorum ayrıca... Bu kadar ahlaksız birisiyim... Yani onların ikisinin arasında bir para alışverişi olduysa da ben bunu bilmiyorum. Şahit olmadım, duymadım, görmedim de.İkinci iddia: Yine şahsıma yönelik olmamakla beraber Boyner ve A101 market kartları temini ve bunların talep edilmesi. Yine bu taleplerin karşılanmadığı takdirde yine Ağaç AŞ çerçevesinde çalışamaz hale getireceğiz, para alamayacak vesaire gibi bir iddia.
Görüldüğü üzere haber metniyle gizli tanık Gürgen’in beyanları arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır. Bu aynı zamanda etkin pişmanlıktan faydalanmaya çalışan Ümit Polat’ın ifadesinde de var. Sanırım Adem Yavuz’un ifadesinde de bazı bölümler, rakamlar direkt çakışıyor. Şimdi şunu söylemek isterim ki gizli tanık Gürgen’in tek bir kişi olabilmesi mümkün değil. Az önce söylediğim gibi, Ağaç AŞ, hangi noktada görev yapıyorsa yapsın bu kadar veriyi, bilgiyi toplaması mümkün değil. Bu kadar bilgiye, detaya sahip olamaz. Yani bitkiyi bilir, ağacı bilir de gidip ihaleyi bilmez. Mevzuatı bilmeyebilir. Oradaki sistemi bilmeyebilir. Yani içeriklerin hepsi yalan. Bunun tekrar altını çiziyorum ama şirketin bütün birimleriyle bir şekilde oradan bilgi alabilen birisi.Gizli tanık Gürgen’in ifadesi dikkatle incelendiğinde; beni ağır şekilde suçlayan bazı anlatımlarıyla dahi uyumlu olduğu açıkça görülmektedir. Şimdi burada doğru olan bilgiler de var. Bu bilgiler ne? Ağaç A.Ş'nin yürüttüğü yasal ve idari faaliyetler, bazı tedarikçi firmaların isimleri ve kurumda görev yapan personellerin kimler olduğu ve hangi görevlerde olduklarına ilişkindir. Bunun dışında tarafıma yöneltilen suç isnatlarının ise tamamı yalandır; herhangi bir dayanağı da yoktur.Gizli tanık Gürgen, kurumda görev yapan personelin isimlerini ve görevlerini kısmen doğru yazmıştır. Onlarda bazı görev ve isim yanlışlıkları da var; onları dosyada anlatabiliriz. Ama bunları yaparak anlatısına görünürde bir gerçeklik kazandırmaya çalışmaktadır. Bu durum dosya kapsamındaki resmi kayıt ve belgelerle de sabittir. Ayrıca Gürgen’in bazı beyanlarının kendi içinde ve iddianamenin kurgusuyla çeliştiği görülmektedir. Gürgen bir yandan bazı tedarikçi firmalarla gizli ya da gayriresmi ortaklık ilişkisi içerisinde olduğumu iddia ederken; savcılık, aynı firmalardan ihale karşılığında rüşvet talep ettiğimi ileri sürmektedir.Gizli tanık Gürgen’in ifadesindeki çelişkileri, iddiaların soyutluğunu ve herhangi bir belge ile desteklenmediğini eylem bazlı olarak zaten anlatacağım. Dosya kapsamına sunulan gizli tanık Gürgen’in beyanlarının değerlendirilmesinde; bu beyanların ortaya çıkış süreci ve zamanlaması ayrıca önem arz etmektedir. Nitekim dosya incelendiğinde gizli tanık anlatımlarının ortaya çıkmasından önce, aynı içerikteki iddiaların basın yoluyla kamuoyuna servis edildiğini az önce ifade ettim. Bu kapsamda özellikle "Ağaç AŞ'de doğrudan talan" başlıklı haber ile gizli tanık beyanları arasında dikkat çekici paralellik olduğunu da ifade ettim.Bununla birlikte paralellik yalnız genel anlatıyla sınırlı değil. Gizli tanık beyanında özellikle torf... belli firmaların ihaleleri aldığı vesaire gibi birçok konuya değinmiş. Özellikle kişi isimlerinin, şirketlerin ve faaliyet alanlarının bu denli örtüşmesi; anlatımların bağımsız bir gözlem ve bilgiye değil, önceden oluşturulmuş bir kurgunun tekrarına dayandığını göstermektedir. Bu durum gizli tanık beyanlarının özgünlüğünü ve güvenilirliğini ciddi şekilde tartışmalı hâle getirmektedir.Bu noktada hayatın olağan akışıyla bağdaşmayan bir durum söz konusudur. Henüz yargısal denetime tabi tutulmamış, herhangi bir maddi delille desteklenmemiş ve doğruluğu teyit edilmemiş iddiaların önce basın aracılığıyla kamuoyuna sunulması, ardından ise aynı içerik ve detaylarla gizli tanık beyanı olarak dosyaya girmesi tesadüfle açıklanamaz. Bu durumda iki ihtimal ortaya çıkmaktadır: Ya basına yansıyan spekülatif iddialar derlenerek gizli tanık beyanı hâline getirilmiştir ya da gizli tanık basında yer alan bu iddiaları kendi bilgi ve görgüsüne dayalıymış gibi ifade etmiştir.Her iki ihtimalde de gizli tanık Gürgen’in beyanlarının bağımsız, özgün ve güvenilir bir delil kaynağına dayanmadığı açıktır. Kaldı ki gizli tanık beyanları incelendiğinde; ileri sürülen iddiaların somutlaştırılmadığı, olaylara ilişkin zaman ve fiil bağlantısının kurulamadığı ve anlatımların herhangi bir maddi delille desteklenmediği görülmektedir. Sonuç olarak gizli tanık Gürgen’in beyanlarının basında yer alan spekülasyon içeriklerle örtüşmesi; bu beyanların bağımsız delil niteliğini ortadan kaldırmakta, güvenilirliği zedelemekte ve hükme esas alınamayacak derecede tartışmalı hâle getirmektedir. Gürgen’le ilgili az önce dediğim gibi eylem bazlı yine cevaplar vermeye çalışacağım."
Burada da her ne kadar şahsıma yönelik bir iddia olmasa da Sayın Heyet; hepiniz, hepimiz Türkiye'de yaşıyoruz. Ramazan aylarında kurumlar, şirketler hayır için yardım yaparlar. Belediye ilişkilerinde bizden öncekilere bunu sordum; yani bu ilk bize bu tür market kartları Ramazan'da birtakım firmalar tarafından geldiğinde bunu arkadaşlarımıza da sordum. 'Ya bu bundan önce de var mıydı? Böyle şey oluyor mu?' Bunlar kart getirdiler, market kartları filan.O arada Ertan Yıldız, bizim iştiraklerden sorumlu başkan danışmanımız, grup başkanı üzerinden Ramazan'da bu tür market kartlarıyla ilgili duyuru yapılmasını firmalardan gönüllü olarak bu duyuruya cevap verecek olanların getirdikleri kartların toplanıp Ziya Gökmen Togay üzerinden yani o da bizim grup başkanımız kendisine ulaştırılması noktasında bir duyuru yapmıştı. O duyuru kapsamında bir iki Ramazan bu işlem yürüdü. Zaten biri deprem dönemiydi, o çok farklı bir dönemdi. O dönem olmadı. Deprem döneminde de yine biz İstanbul, Hatay ile eşleşmişti. Deprem döneminde çok ciddi şekilde mesela aynı yardım topladık. Bu topladığımız yardımların bir kısmını İBB'nin Yenikapı'daki toplama merkezine, bir kısmını da bizim Ağaç AŞ olarak depremin olduğu günün ertesi günü bizim ekiplerimiz, Ağaç AŞ ekipleriyle biz Hatay'a ulaştırmıştık, ilk teknik ekipleri. Arkasından da ilgili personele araç gereçle oradaki arama kurtarma faaliyetlerine çok önemli katkılarımız oldu. O kapsamda da biz iki bin yirmi üç yılında depremle alakalı yani ayni yardım topladık. Bu aklınıza geliyordur. Aynen. Yani işte kadınlar için tırnak makasına varıncaya kadar aynadır, taraktır, kıyafettir, gıdadır... Yani bütün neye ihtiyaç duyulabilecekse bunu ulaşabileceğimiz her yerden... Yani şunu söyleyeyim; Japonya'dan beton kesme makinesi dahi bir tedarikçimiz sağ olsun buldu, getirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı üzerinden, yanlış hatırlamıyorsam Hatay'a gönderdik.Gizli tanık Gürgen'in Tamer Gümüş'e ilişkin iddialarına değineceğim. Gürgen diyor ki gizli tanık; 'Tamer Gümüş ve ona ait firmaların batık durumundayken ben göreve geldikten sonra zenginleştiğini' biraz önce gazete haberinde de okumuştum. İki bin yirmi üç - yirmi dört yıllarında yaklaşık bir milyar TL civarında ihale aldığını iddia ediyor. Tamer Gümüş'ü ben iki bin yirmiden sonra tanıdım. Tanıdığım dönemde Büyük Çamlıca fidanlığı var, Kadir Gümüş; onunla akrabalar zaten. Onların ikinci bir firması, aile firması; sanırım bitki... Onun ortağıydı. Ve yurt dışına sanırım Almanya veya Hollanda'daki bir fuara katılmıştık, orada Tamer'i tanıdım. Ondan sonra da yavaş yavaş irtibatımız devam etti. Fakat aile hemşehrim, ben Çayeli'liyim. Aile yerleşik bir aile, bu sektörde de çok eski, şu an üçüncü, dördüncü kuşağın olduğu bir aile. Ve aynı mahallede oturuyoruz.Daha önce ben göreve gelmeden önce de benim de Ümraniye'de ofisim vardı. Onlar da Ümraniye'nin girişinde fidanlıkları var. Yani birbirimizi tanırız. Ben orman mühendisiyim, dışarıda peyzaj işleri yaptım. Onlar da sektörde, sektörden de tanışırız.
Şimdi Bitki Dünyası 2015-2018 arasında, üç yılda 26.3 milyon TL iş almış. Bu tarih aralığında Ağaç AŞ’nin toplam iş hacmi 2 milyar civarında. Yani Bitki Dünyası şirketi bu dönemde işlerin yüzde 1.32’lik kısmını almış. Benim dönemimde ise 2021 ile 2025 tarihleri arasında, yani dört yılda 294 milyon TL’lik iş almış. Bu dönemde Ağaç AŞ’nin iş hacmi 14 milyar küsur. Yani bizim dönemimizde de 1.32’ye karşılık yüzde 2.10’luk bir iş almış bütçeden pay olarak. Özetle Tamer Gümüş veya onun firması, bizden önce nasıl çalışmışsa bizim dönemimizde de aynı şekilde çalışmaya devam etmiş. Tedarikçilerin sürekliliğiyle ilgili sanırım Mustafa dendi, Fatih Yağızcı, gerçi Ümit Polat da izah etti; bizim tedarikçi değerlendirme formlarımız vardır. Bütün tedarikçilerin yıl içerisindeki şirketle yüklendiği işlerin; zamanında, tekniğine ve şartnameye uygun şekilde yerine getirilip getirilmediğiyle ilgili bir puanlama yapılır.
Burada hatırladığım kadarıyla 73 puan üstünde olan firmalarla devam ederiz, onlarla iş yapmaya devam ederiz.Yeni gelen firmalar olursa ki biz belediye şirketiyiz; mutlaka alıcı, satıcı, kullanıcı herkes geliyor. Onlarla ilgili de ben arkadaşlara sormadım ama kendim ifade edeyim: Erdal Genel Müdürüm, temsil makamındayım, bana herkes gelir. Birçok çevreden gelir, bunun siyasi bir şeyi yoktur. Bana gelenleri ilgili birime gönderirim ama satın almayla ilgiliyse özellikle arkadaşlara söylediğim net cümle şudur: 'Böyle böyle bir arkadaş geldi; şurada ağaç, fidan, çalı, çiçek ürettiğini söylüyor. Bilgilerini alın, dinleyin. O bölgeye gittiğinizde bir bakın; tarla onun mu, sera onun mu, kiralık mı, kiralıksa sözleşmesi var mı? Ürünleri bizim kalitemizde mi? Bunlara bakın, fotoğraflayın. Eğer uygunsa, bizim standartlarımızdaysa portföyünüze alın. Ondaki ürünlerle ilgili bir alım yapılacağı zaman o arkadaşlardan da teklif alın.' Benim arkadaşlara talimatım budur. Bunu çok kez toplantılarda tekrarlamışımdır. Yoksa zaten bizim o şirketlerle başa çıkmamız mümkün değil.""Yani bu kadar piyasanın dağınık olduğu, yaygın olduğu ki biz Türkiye nüfusunun en az yüzde ellisinin olduğu coğrafya, üçte birinden fazlasının olduğu bölgelerden tedarik yapıyoruz. Ve kamu adına yapıyoruz bunu.Bir başka iddia; yine 'Gürgen', tedarikçilere piyasa ayrıcalığı tanıdığımı, piyasada olmamasına rağmen ihale verilerek Tamer’in firmalarından temin ettiğimi, ihtiyaç olmamasına rağmen bazı geçen ürünleri Tamer'in yurt dışından normal fiyatından çok daha fahiş miktarlarda temin ettiğini ve buradan elde ettiği menfaatleri de paylaştığımı iddia ediyor. Şimdi birincisi; savunmalarda bu konu çok oldu. Hem Ümit Polat’ın savunması sırasında hem Fatih Yazıcı döneminde de konuştuk.
Ben böyle yönettim Ağaç A.Ş.’yi. Ama bizim satışlarımızın büyük bir bölümü, bizden önce de olduğu gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesinin çıkmış olduğu açık ihalelerle bitkisel materyal dosyalarından açık ihaleye çıkar. Biz gireriz, alırız. Çoğunlukla biz alırız. Niye? O güçte, o kapasitede hem finansman olarak hem organizasyon kabiliyeti olarak bu işi üstlenecek ve zamanında yerine getirecek başka bir şirket yok. O benim suçum değil. Burada "Büyükşehirlerde kurulan iştirak şirketleriyle alakalı nasıl düşünüyorsunuz?" diye sorsanız; ben AK Parti iktidarının en doğru yaptığı şeylerden bir tanesinin iştirak şirketlerinin kuruluşu olduğunu düşünürüm. Bunu söylerim, çok rahatlıkla. Çünkü hizmeti hızlı ve doğrudan halka ulaştırmanın en kısa yolu. Yani burada bir suistimal aramak... Bir iştirak şirketi çok para kazanırsa, kâr ederse ne yapacak? Yine dönecek belediyeye verecek. Yani babanızdan harçlık alıyorsunuz, onu tasarruf ediyorsunuz, yemiyorsunuz; tekrar dönüp babanıza veriyorsunuz. Bunu hizmete kullanmak, halk için kullanmak için bu iştirak şirketleri çok önemli fonksiyon görmektedir.Üzüldüğüm şey; Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen yıl "belediyeleri silkeleyin" dedikten sonra iştirak şirketlerinin eli kolu ciddi şekilde budandı. Bu üzücü, Türkiye adına üzücü. Böyle bakılmamalı. Çünkü ben göreve geldiğimde böyle bakmadım Sayın Başkanım. Ben siyaset gütmedim. Kendim siyasetten geliyor olmama rağmen ilk toplantıda arkadaşlara söylediğim şey oydu: "Burada siyasi atama sadece benim ama ben de buraya girerken her sabah o siyasi kimliğimi kapının dışında, duvarın dışında bırakıyorum. Burada biz işimize bakacağız, doğru hizmet üreteceğiz. Burada politik mensubiyet ve politik fanatizmle hareket etmeyen her arkadaşla çalışacağız ki bunu sabah da fark etmişsinizdir. Ben değiştirmedim; şoförümü değiştirmedim, asistanımı değiştirmedim, çaycıyı değiştirmedim. Ki Türkiye'de bilirsiniz; aynı partiden bile olsa en ufak bir makam değiştiğinde genel müdürlük katındaki herkes gönderilir, yerine yenileri alınır. Aynı şekilde ben bir gizli örgütün üyesi olacaksam, iddianamede yazdığı gibi üstün bağlılıkla bir örgüte iştirak etmiş olsam; ilk değiştirmem gereken kendi mahrem alanımdaki bilmediğim, tanımadığım insanlar olur. Yani geri zekalı değilim. Ben sokaktan geliyorum, o işleri de iyi bilirim. Ama benim böyle bir dünyam yok, olmadı da hiç.Ürün tedarik süreçlerini daha önce ifade etmiştik, çok uzun anlatmayacağım ama biz aynı ağacı birçok firmadan dönem içerisinde alırız. Fiyat eşitlendiği takdirde kişiye ya da firmaya yönelik fahiş fiyat olmaz. Sektörün bir otokontrolü vardır zaten. Yani Bursa'ya giderseniz Ahmet'ten bir ağaç alırsınız şu fiyattan; aynı ağacı Mehmet'ten daha yüksek fiyattan alamazsınız. O duyulur hemen zaten. Ağaç A.Ş. gibi kurumsal işleyen bir firmada bu tür olaylar olmaz. Biz mahalle çiçekçisi değiliz veya basit bir taşeron değiliz. Basit, küçük bir fidanlık değiliz. Devasa, Türkiye'de birçok belediyeden, hatta birçok büyükşehir belediyesinden de büyük bir organizasyonuz. Dünyada bu büyüklükte bu fonksiyonu icra eden başka bir kuruluş yok; özelde ya da kamuda. Bütçe olarak vardır ama organizasyon ve iş gücü itibariyle yoktur. 5 bin çalışanımız var Başkanım, bu birçok şeyi ifade ediyordur. Yine bir başka iddia; Tamer Gümüş'ün diğer tedarikçi firmalara nazaran ödemelerini daha kısa vadelerde aldığı yönünde. Bunlarla ilgili de belgeleri sunacağız. Tamer Gümüş de diğer firmalar hangi vadelerde alıyorsa, Tamer Gümüş de aynı vadelerde alıyordu. Ortalama vadesine baktırdım; elde edebildiğim bilgiye göre ortalama 72 gün vadeyle çalışıyor. Yine "istisna" kapsamında Tamer Gümüş'e ait olduğu iddia edilen Bitki Dünyası gibi firmalara iş verildiği, bu firmalar dışındaki ihalelere katılanların usulen katıldıkları, ihalelerin kime kalacağının baştan belli olduğu iddia ediliyor. Bu yorumları yapmak çok kolay.
Şimdi biz Türkiye’nin en büyüğüyüz; yani saksılı fidan ve ağaç depolama kapasitesi itibarıyla Türkiye’nin en büyüğü, Avrupa’da da ilk sıralardayız. Yaklaşık 65 bin adet depolama kapasitemiz var. Ve bu aynı zamanda bir ara üretimdir. Çünkü biz canlı alıyoruz; canlı ürünü alırsınız, durur, büyüdükçe de değeri artar. Bizim en önemli kâr kalemlerimizden birisi budur. Bunu doğru yaparsanız, doğru işletirseniz; bu sadece İBB’ye satıyoruz anlamında değildir, biz piyasaya da mal veririz.Mesela yine Ümit Bey, eski tedarikçilerden Lider Botanik’ten bahsetti. İşte 'O eskiden çok çalışılıyordu ama 2019 sonrası vazgeçildi' dedi. Halbuki Ümit Bey bilmeyebilir bunu; Lider Botanik’in sahibi, kardeşinin Boğaz’daki otelinin bahçesine gelip benden manolya aldı. Yani parasını da ödeyemedi. O ayrı bir hikaye. Gittik, sonra onun yerine kendi fidanlığından seçerek bir mahsuplaşma yapmak zorunda kaldık. Yani Tamer'in böyle bir imtiyazı yok. Burada adı geçen ağaçları belgelerle sunacağız. Zakkum, manolya, çınar her neyse aynı yıl içerisinde onlarca firmadan almışızdır. İthal de yerli de. Bunların belgelerini sunacağız. Ve ben hiçbir zaman satın alma tarafına "Şu firma geldi, bu firmanın elinde ne varsa alacaksınız" gibi bir direktif, talimat veya yönlendirmede bulunmadım. Az önce ifade ettiğim çerçevede olmuştur. Çünkü ben genel müdürüm kamu şirketinin başındayım ve bir temsil makamındayım. Biz o makamlarda, sizlerde olduğu gibi sadece sevdiğimiz insanları kabul etme keyfiyetine sahip değiliz. Biz hiç sevmediğimiz, hatta bize düşmanlık ettiğini bildiğimiz insanların eğer o kurumda bir işi varsa, biz kamu adına orada "kendi" ‘ben’ olarak yokuz. Ali Sukas olarak yokuz. Orada Ağaç A.Ş., genel müdür var. Bize düşmanlık edeni dahi kabul edip dinlemek zorundayız.Ben böyle yönettim Ağaç A.Ş.’yi. Ama bizim satışlarımızın büyük bir bölümü, bizden önce de olduğu gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesinin çıkmış olduğu açık ihalelerle bitkisel materyal dosyalarından açık ihaleye çıkar. Biz gireriz, alırız. Çoğunlukla biz alırız. Niye? O güçte, o kapasitede hem finansman olarak hem organizasyon kabiliyeti olarak bu işi üstlenecek ve zamanında yerine getirecek başka bir şirket yok. O benim suçum değil.
Burada "Büyükşehirlerde kurulan iştirak şirketleriyle alakalı nasıl düşünüyorsunuz?" diye sorsanız; ben AK Parti iktidarının en doğru yaptığı şeylerden bir tanesinin iştirak şirketlerinin kuruluşu olduğunu düşünürüm. Bunu söylerim, çok rahatlıkla. Çünkü hizmeti hızlı ve doğrudan halka ulaştırmanın en kısa yolu. Yani burada bir suistimal aramak... Bir iştirak şirketi çok para kazanırsa, kâr ederse ne yapacak? Yine dönecek belediyeye verecek. Yani babanızdan harçlık alıyorsunuz, onu tasarruf ediyorsunuz, yemiyorsunuz; tekrar dönüp babanıza veriyorsunuz. Bunu hizmete kullanmak, halk için kullanmak için bu iştirak şirketleri çok önemli fonksiyon görmektedir.Üzüldüğüm şey; Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen yıl "belediyeleri silkeleyin" dedikten sonra iştirak şirketlerinin eli kolu ciddi şekilde budandı. Bu üzücü, Türkiye adına üzücü. Böyle bakılmamalı. Çünkü ben göreve geldiğimde böyle bakmadım Sayın Başkanım. Ben siyaset gütmedim. Kendim siyasetten geliyor olmama rağmen ilk toplantıda arkadaşlara söylediğim şey oydu: "Burada siyasi atama sadece benim ama ben de buraya girerken her sabah o siyasi kimliğimi kapının dışında, duvarın dışında bırakıyorum. Burada biz işimize bakacağız, doğru hizmet üreteceğiz.
Yani hiç kimseden bu noktada bir talebimiz olmadı. Artı Iki bin yirmi üç seçimleri öncesi zaten altı Şubat depremleri vardı. Biz samimiyetle söylüyorum. Ben eşimin seçim sürecinde onun kampanyalarına katılamadım. Yani bir buçuk ay süreli bir şey oldu sanırım. Ben dört ya da beş o da akşamları bir salon toplantısından varsa bir uğrayıp işte onu alıp eve gitmişsindir. Onun dışında günlük yani benim bütün odağım depremdi ve kendi işimdi zaten. Ümit Polat'ın kameraya ilişkin iddiaları var. Ümit Polat firmalardan almış oldukları işin yüzde onu tutarını para talep ettiğimi bu firmaların listesini tuttuğumu ve üzerine notlar aldığımı listeleri kendisine vermek istemediğimi fakat çalışırken bizzat kendisinin gördüğünü, Ulmus Fidancılık isimli firmanın da bu listede yer aldığını, kendisinin para alışverişine şahit olmadığını, listelerde yer alan firma sahiplerinden yüzde on sözleşme aşamasında. yüzde on ödeme yaparken para talep ettiğimi ve teslim aldığımı duyduğunu beyan ve iddia etmektedir. Ümit Polat satın alma müdürü. O dönem. Ümit Polat da listeleri aylık olarak bana getirdiği şeklinde beyanı. Şimdi bu da yine gizli tanık gibi bir listeden bahsediyor.Tutulan bir liste yok. Eğer listeyi o getirdiyse ve ben üzerine not aldıysam, ona niye vermeyeyim? Niye saklayayım? Artı, ben şirketin genel müdürüyüm; şirketin bütün bilgilerini görebilecek konumdayım. Ay sonunda kim ne kadar iş yapmış, bunu görmem için böyle bir şeye ihtiyacım yok, onun bana getirmesine de ihtiyacım yok. Ben bilgisayara, yazılımın içine girdiğimde hangi şirketin ne kadar ürün sattığını görebilirim. Zaten eski yönetim raporlarımız vardı; elektronik raporlama sistemi içerisinde o raporlar birimlerce hazırlanır, onaylarla üst yönetime kadar gelir. Burada enteresan olan şu; Ümit Polat diyor ki: 'Firmalardan duydum.' Firmalar diyor ki: 'Biz Ümit Polat’tan duyduk.' Takdiri size bırakıyorum. Ama Ümit Polat ilk birkaç ifadesinde 'yüzde 10'u görmemiş; etkin pişmanlıkla ilgili 'zammı' artırmış, 'kurtulur muyum' ümidiyle herhalde oranı yüzde 20’ye çıkarmış. Yine Ümit Polat; ağaç alımı konusunda işaretlediğim firmalar olduğunu, bunlardan birinin 'Ulumlu Çiçekçilik' olduğunu, Tamer Gümüş’ün gizli ortağım olduğunu ve bu sebeple bu firmaların dört sene içerisinde bu kadar iş aldığını iddia etmektedir.Ben biraz önce, şirkete ve işe bakışımı ifade etmeye çalıştım. O ifadelerle bunu da karşılıyorum: Ben yanıma gelen kişinin sırtında ne var, elinde ne var, ayağında ne var diye bakmam. Ben bana gelen kişinin gözüne bakarım, yüzüne bakarım; öyle konuşurum. 'Bundan ses çıkar mı, yağ çıkar mı, poz çıkar mı?' diye bakmam. Burada arkadaşımız kendi bakışını ortaya koymuş; 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz' diye bir deyim vardır. Ben hiçbir zaman bir başkasından, şahsım adına veya bir organizasyon adına para talebinde bulunmadım. Sadece az önce ifade ettiğimiz gibi Ramazan aylarında ve bayramlarda, gönüllülük esasına göre duyurular yapardık. Bu sadece market kartları değil; İstanbul Vakfı için kurban bağışı veya pandemi dönemindeki 'Askıda Fatura' gibi İBB’nin genel olarak başlattığı sosyal sorumluluk projeleri kapsamında, bizimle ilişki içerisinde olan tedarikçilerimize ve kendi özel çevremize duyurular yapardık. İsteyen katılırdı, istemeyen katılmazdı. Birkaç tedarikçi arkadaşımız canlı kurban göndermişti. Bizde çalışan çok fakirler, şantiyelerde yatanlar vardı. Kendi şirketine keseceği kurbanlardan bize gönderdi; biz de kestik, kavurma yaptık ve ihtiyaç sahiplerinin evlerine gönderdik. Böyle de bir geleneğimiz vardı.
Burada manolya saksı mevzuu, fahiş fiyatlarını aldığımız. Tamer Gümüş’le birkaç kez yurt dışında buluştuk. Doğrudur. Fuarlara gittik. Ama bu, Ağaç A.Ş adına gittiğimde zaten yönetim kurulu kararıyla yurt dışına çıkış gerçekleştirebildiğimiz için ben kurumda mutlaka ve çoğunlukla fidanlığa bakan, genel müdür yardımcısı olurdu yanımda. O, ki, Ağaç A.Ş’nin kuruluşundan beri olan bir arkadaşımızdı. Geçen yıl emekli oldu. Şu an Malatya Büyükşehir Belediyesi’nde iştiraklerden sorumlu koordinatör görevinde. Ben beş yıl, beş buçuk yıl çalıştım arkadaşımızla. Ağaç A.Ş’nin hafızası dediğim bir arkadaşımızdı. Çoğunluk onunla yani yurt dışına gittiğimde çoğunlukla onunla gitmişimdir ben. Ama o yoksa, vizesi yoksa veya burada başka bir işi varsa mutlaka şirketten bir kişi yanıma almışımdır.Daha çok ürün tedariğinde bizim işlettiğimiz sistem şuydu: Fidanlıkla ilgili mi gidecek? Mutlaka satın almadan, fidanlık ve sahadan bir arkadaşımız olurdu. Üç beş kişilik ekipler oluştururduk. Onları ben onaylardım seyahatlerini. O şekilde gönderirdik. Eğer market tarafı, bahçe marketlerle ilgili ise o zaman bahçe marketten satın almadan ve ona yakın başka pazarlamadan bir arkadaşımız olurdu. O şekilde ekipleri gönderirdik. Ama yurt dışına seyahate gitmek teknik gezi de olabilir bu. Ki ben meraklı birisiyim. Mesleğini çok seven birisiyim. Ben yurt dışına gittiğimde arkadaşlar bilirler. Şehir merkezini gezmem. Uçaktan ineriz. Bir yemek, affedersiniz çay, kahve, ondan sonra doğrudan tarlaya giderim, çizmeleri giyerim. Adamlar nasıl üretim yapıyor, nasıl işte toprağa nasıl işliyorlar, nasıl kullanıyorlar. Hangi ağaçların bakımı nasıl yapıyorlar, hangi mekanizasyonları var? Ben gittim her şeyde yurt dışı seyahatinde ben buralara baktım. Yani şehir merkezinde, yok şu lüks, bu lüks peşinde gezmedim. Ben ihtiyaç duymam buna şahit göstermeyi bile ama ben buyum yani.Burada yine gizli tanık, affedersin belden aşağı vurma konusunda uzmanlar. Eşimi milletvekili adaylığı döneminde, eşime destek olmak için firmalarda bir liste hazırlamışım. Zaten bu da bir garip. Gizli tanık diyor ki Gürgen, 2023 seçimlerinde liste hazırlandı. Hani ortada bir liste mi var? Birden çok liste mi var muamma. Ama bir liste hazırlanmış, her yere monte edilmiş. 2023 seçimlerinde eşim, evet milletvekili adayıydı. O dönemde bir liste hazırlamışız, firmalardan seçime destek talebinde bulunmuşuz. Eğer destek olmazlarsa biz de iş yapamayacaklarını, paralarını alamayacaklarını söylemişiz. Umut da bunlardan bir tanesiymiş.
Burada enteresan olan şu; Ümit Polat diyor ki: 'Firmalardan duydum.' Firmalar diyor ki: 'Biz Ümit Polat’tan duyduk.' Takdiri size bırakıyorum. Ama Ümit Polat ilk birkaç ifadesinde 'yüzde 10'u görmemiş; etkin pişmanlıkla ilgili 'zammı' artırmış, 'kurtulur muyum' ümidiyle herhalde oranı yüzde 20’ye çıkarmış. Yine Ümit Polat; ağaç alımı konusunda işaretlediğim firmalar olduğunu, bunlardan birinin 'Ulumlu Çiçekçilik' olduğunu, Tamer Gümüş’ün gizli ortağım olduğunu ve bu sebeple bu firmaların dört sene içerisinde bu kadar iş aldığını iddia etmektedir.Ben biraz önce, şirkete ve işe bakışımı ifade etmeye çalıştım. O ifadelerle bunu da karşılıyorum: Ben yanıma gelen kişinin sırtında ne var, elinde ne var, ayağında ne var diye bakmam. Ben bana gelen kişinin gözüne bakarım, yüzüne bakarım; öyle konuşurum. 'Bundan ses çıkar mı, yağ çıkar mı, poz çıkar mı?' diye bakmam. Burada arkadaşımız kendi bakışını ortaya koymuş; 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz' diye bir deyim vardır. Ben hiçbir zaman bir başkasından, şahsım adına veya bir organizasyon adına para talebinde bulunmadım. Sadece az önce ifade ettiğimiz gibi Ramazan aylarında ve bayramlarda, gönüllülük esasına göre duyurular yapardık. Bu sadece market kartları değil; İstanbul Vakfı için kurban bağışı veya pandemi dönemindeki 'Askıda Fatura' gibi İBB’nin genel olarak başlattığı sosyal sorumluluk projeleri kapsamında, bizimle ilişki içerisinde olan tedarikçilerimize ve kendi özel çevremize duyurular yapardık. İsteyen katılırdı, istemeyen katılmazdı. Birkaç tedarikçi arkadaşımız canlı kurban göndermişti. Bizde çalışan çok fakirler, şantiyelerde yatanlar vardı. Kendi şirketine keseceği kurbanlardan bize gönderdi; biz de kestik, kavurma yaptık ve ihtiyaç sahiplerinin evlerine gönderdik. Böyle de bir geleneğimiz vardı.Murat Or’un iddialarına gelince... Murat diyor ki; firma sahipleriyle para alışverişinde bulunduğuma şahit olmasa da ciddi şüpheleri varmış. 'Ulumlu'nun sahibi Tamer Gümüş’ün daha fazla iş alabilmek ve önceki ödemelerini alabilmek için benimle bizzat görüştüğünü, firmalara yapılan ödemeler gecikse de bazı firmaların ödemelerinin erkene alındığını, İBB’nin gönderdiği nakit paraların bu firmaların alacaklarında kullanıldığını iddia ediyor. Ödemeye istinaden çek yazıldığında ise diğer firmalara kıyasla daha kısa vadeli çek yazıldığını, bunun sebebinin de usulsüzlük yapanlara para vermiş olmalarından kaynaklandığını düşündüğünü beyan etmiştir.
İhsan Bey, benim çok yakın arkadaşımdır ama ticaret başka bir şeydir, ona yorum yapamam. Ancak özel kalemime 500 bin lira gönderdiği konusu tamamen yalan ve etkin pişmanlık kapsamında cezaevinden çıkmak için uydurdukları bir şeydir. Çünkü onların özel bir durumu vardı: Tutuklanan Yücel’in hanımı hamileydi, sonra doğum sıkıntıları oldu; o psikoloji ve aile baskısı altındaydılar. İhsan benim çok eski arkadaşımdır, bunu ilk ifademde de söyledim, sonra da söyledim. Ama Sayın Başkanım, bugün deseniz ki: 'İşte kardeşiniz, ağabeyiniz geldi, sizinle ilgili şunu söyledi,' artık buna bile inanırım. Maalesef insanı sorgulamaya başladım. Burada bir de konunun seçim dönemine ilişkin olduğu ileri sürülüyor. Biraz sonra ona da açıklık getireceğim. Seçim döneminde İhsan Mengi’nin daha önce kullandığı bir ifade var, orada da söylüyor; Onu orada ifade edeceğim. Şahsıma doğrudan yapılan beyanlar var. İddiaya göre; 2024 yılı içerisinde yaklaşık 54 milyon TL bedelli torf ihalesi yapılmış, A ve D grup şirketlerinin bu ihaleye katıldığı anlaşılmış. Dinçer Kantar’ın ifadesine göre; torf alımında başlangıçta metreküp başına 2.600 TL teklif verilmiş, daha sonra Ümit Polat teklifin 2.900 TL olarak revize edilmesini istemiş ve aradaki 300 TL’lik farkın ödenmesi gerektiğini söylemiş. Bu farkın toplam ihale miktarında yaklaşık 6 milyon TL’ye karşılık geldiği ifade edilmiş. Bu konuyu benimle konuştuğunu ve benim bilgim dahilinde teklifin artırıldığını belirtmiştir. Ayrıca DY Grup isimli firmaya 10 milyon TL ödeme yapıldıktan sonra, buradan ayrılan 6 milyon TL karşılığı doların Dinçer tarafından teslim edildiği iddia edilmiştir.Şimdi burada tek bir doğru var, o da şu: Ali İhsan Mengi evet beni aradı ama 'ihaleyi aldık' diye aradı. 'İhale olacak, fiyat şöyle arttı' gibi bir konu yok. İhaleyi aldıktan sonra, 'Bizim çocuklar şirketten iki ihale aldılar' şeklinde bir görüşmemiz oldu. Ben de 'Haberim var' dedim; çünkü o ihaleyi onaylayan zaten benim. Görüşmemiz bundan ibarettir. Diğer hususlarla ilgili bilgim yok, talimatım yok. Ne İhsan ile ne çocuklarıyla böyle bir ilişkimiz yoktur. Savcılık, Genel Müdür olarak atandığım andan itibaren sözde 'çıkar amaçlı suç örgütüne' üye olduğumu iddia etmekte. İddiaya göre 2019’dan beri bu yapı içinde hareket ediyorum, alım yapılacak firmaları seçiyorum ve işlerin bedelinin yüzde onunu alarak sisteme aktarıyorum. Ancak dosyada ifade veren Ali İhsan Mengi, Yücel Mengi ve Dinçer Kantar’ın beyanları savcılığın bu iddiasıyla açıkça çelişmektedir. Bu kişiler kendi ifadelerinde, 2024 yılına kadar kendilerinden herhangi bir para talep edilmediğini açıkça söylemektedir. Eğer gerçekten 2019 yılından beri işleyen bir sistem olsaydı, bu kişilerin işe başladıkları 2020-2021 yıllarından itibaren para istendiğini söylemeleri gerekirdi. Buna ilişkin tek bir iddia yok Başkanım.İddianamede yer alan seçim dönemine ilişkin iddialar da aynı şekilde tutarsızdır. 2024 yılı Mart ayı için istendiği ileri sürülen 500 bin TL dışında, seçim döneminde para talep edildiğine dair bir beyan bulunmamaktadır. Üstelik bu miktar, firmaların o tarihe kadar Ağaç AŞ ile yaptıkları işlerin büyüklüğü dikkate alındığında yüzde on değil, yüzde birine bile karşılık gelmiyor. Yücel Mengi ve Dinçer Kantar’ın 54 milyon TL bedelli torf alımına ilişkin beyanlarının tamamı yanlış ve eksiktir. Gerçekte 25 Haziran 2024 tarihinde bir değil, iki ayrı torf ihalesi yapılmıştır. Bunlardan ilki yerli torftur. Türkiye’de çıkan torf çok kaliteli değildir; anavatanı Litvanya, yani Baltık Cumhuriyetleridir. En kaliteli torf orada çıkar, fabrika işlemeleri de iyidir. Onun dışında Beyaz Rusya, Belarus, Ukrayna bölgesi torf madeninin merkezidir. Binlerce yıl bitki atıklarının toprak ve su altında kalmasıyla oluşan fosilleşmiş, lifli bir yapıdır. Bu malzeme; bitkisel toprak hazırlanmasında, ağaç dikimlerinde toprağın su tutma ve havalandırma kapasitesini artırmak için kullanılır. Aynı zamanda organik madde bakımından zengindir. Yurt dışından getirdiğimiz torfun organik madde içeriği %80’in, hatta %90’ın üzerindedir; Türkiye’de ise bu oran %40-45 seviyelerindedir. Bizim standartlarımıza göre bu oranın %60’ın üstüne çıkması gerekir.
Başkanım, ben öncelikle ödeme stratejimizi ifade etmek istiyorum; sanırım o birçok şeyi aydınlatacaktır. Tedarikçi ödeme planları yapılırken biz İBB’ye her ay fatura keseriz, hak ediş yaparız. Onaylanınca o miktar kadar fatura kesilir ve Giderler Müdürlüğü’ne gider. İşlemler bittikten sonra genelde ay sonu veya bir sonraki ayın ilk günü bize ödeme gelir. Bu ödeme hiçbir zaman bizim istediğimiz miktarda gelmedi. Şirket kayıtlarına bakıldığında, son üç yıl ortalamasının yaklaşık yüzde elli civarında olduğunu biliyorum. Yani biz 100 lira istemişiz, İBB’den 50 lira gelmiş; hep böyle gitti.Bir para geldiği zaman önce personel maaşlarını öderdik. Ondan sonra kamuya olan borçlarımızı; vergi ve sigorta borçlarımızı öderdik. Ardından taşeron, müteahhit veya ticari faaliyeti olanlarla ilgili işin niteliğine bakardık: İşçilik yoğunluğu, istihdama etkisi, kooperatifler ve üretici birlikleri aracılığıyla binlerce köylüyü etkileyen tedarik yapıları bizim için öncelikliydi. Ayrıca ithal girdisi bulunan, döviz kuru riski olan firmalar ve şirket faaliyetleri için kritik önemdeki mal ve hizmet sağlayıcıları gelirdi. Stratejimiz buydu ve herkes için geçerliydi. Ha, ay içerisinde birisi gelip 'Şu kadar çekim var, eksiğim var, sizden de alacağım var; ödeme olmazsa çekim yazılacak' gibi taleplerle gelirse, bizim 'kefen parası' diye tanımladığımız küçük bir miktarımız olurdu; bu da 5 milyonun üstüne pek geçmezdi. Ay içerisinde bu tür ihtiyaçlar için kullanılırdı. Yoksa bizim ödemelerimiz standarttır; ay başı ve ayın 20’sinde yapılırdı. Herkes için aynı tarih... Bankaya gidip kırdırılacak bir ödemesi olanlar için nadiren kısa vadeli uygulamalarımız olmuştur ama genel uygulamamız her ayın 20’siydi. İBB’den para gelişleri belli olduğu için böyle bir sistem kurmuştuk.Bizim kasamızda tabii boş olduğu için bu sıkıntı. Yani gelen para giderdi. Şirketin kamusal sorumluluğu, kurumsal işleyişi, sosyal etkisi ve operasyonel devamlılığı birlikte gözetilerek uygulanmaktadır. Amaç ekosistemin ayakta kalmasını sağlamak ve hizmet üretim zincirinin kesintiye uğrasını önlemektir. Ödemeler çoğunlukla tedarikçilerin alacak miktarına göre oranlanarak ve gecikme durumuna bakılarak yapılırdı.Bizim şimdi hep bir listeden bahsediyorlar ya Başkanım; düşündüm düşündüm, olsa olsa ne olur diye. Sanırım benim masamın üstünde her gün olurdu; her gün güncellendiği için mali işlerden gelirdi bana. Bizim bir tedarikçi cari listemiz vardı. O listede firmalar, firmaların carisi, son iki aydaki ödemesi, ödeme yapmış mıyız, yaptıysak ne kadar yapmışız... Bir sonraki ayın planlaması, yan tarafta da yaşlandırma tablosu dediğimiz sıfır-altmış, altmış-doksan gün yani geciken ödemelerin hangi zaman aralıklarında ne kadar olduğunu gösteren bir yılı kapsayan bir tablomuz vardı. Ekstradan hazırladığımız... Onu günlük güncelledik. Her gün gelen faturalar işlenerek her gün güncellerdik. Ve o tabloyla bu ödeme planını takip ederdik. En eski alacağı olandan, bir paramız olduğunda tabloya bakardık 'o arkadaşlara ödeyin' şeklinde ve oransal olarak. Onun dışında herhangi bir şeyimiz yok, bizim tablomuz olmaz. O da benim masamın üstünde dururdu zaten. Yani en fazla birisi bir şey görmüşse orada görmüştür ve budur.
Şimdi bu alımda DY Grup Yapı İnşaat firması ihale bedelinin, iddia edildiği gibi 54 milyon değil, gerçek ihale bedeli 52.7 milyon. Onlar 54 milyon diyor. Dinçer Kantar, 24.06.2025 tarihli ifadesinde; '2024 yılında Ağaç AŞ'de yaklaşık 54 milyon TL bedelli bir ithal torf alımı ihalesi yapılacaktı. İhalelerle ilgili bizden de teklif istenildiği için bilgim oldu ve bu konuda çalışma yürütürken metreküp başına 2.600 TL teklif verdim' demiş. Şimdi bu teklif yok ortada. Ben teklif dosyasını da bunu okuyunca elde ettim, baktım. Dosya sunulacak Başkanım, mahkemenize sunulacak; böyle bir teklif yok. Daha sonra beni Ümit Polat arayarak, Ağaç AŞ'ye çağırdı ve en uygun teklifi bizim verdiğimizi, ancak bu fiyatı revize etmem gerektiğini, metreküp başına 2.930 TL teklif vermemi, arada kalan 330 TL'lik farkı da kendilerine ödemem gerektiğini, bu durumdan yine Genel Müdür Ali Sukas'ın haberinin olduğunu, bu paranın İştirakler Daire Başkanlığına gideceğini söyledi. Ben de bu durumu ortağımla görüşmem gerektiğini söyledim ve durumu Yücel'e aktardım. Yücel ile beraber kayınpederim Ali İhsan Mengir ile konuştuk. Bu konunun problemli olduğunu, kendisinin Ali Sukas ile görüştükten sonra bize dönüş yapacağını söyledi. Yaklaşık bir hafta sonra tekrar konuştuğumuzda Ali Sukas ile görüştüğünü ve paranın İştirakler Daire Başkanlığından istenildiğini ve bu parayı verebileceğimizi söylediği” şeklinde iddiada bulunmuş.Söz konusu iddia az önce ifade ettiğim gibi yalan. Bu iddia hem olayın gerçek seyriyle hem de mevcut belgelerle zaten açıkça çelişiyor. Söz konusu tarihte alıma konu torf miktarı 18.000 metreküp. Dinçer Kantar'ın iddia ettiği gibi metreküp başına 2.600 TL teklif vermiş olsa toplam teklif bedelinin 46.8 milyon olması gerekiyor. Oysa dosyada yer alan ve DY Grup kaşesi taşıyan 08.05.2024 tarihli satın alma teklif isteme formu incelendiğinde; DY Grup'un ithal torf alımında metreküp başına yaklaşık maliyet talebi için verdiği rakam 3.175 lira. Yani 2.600 değil, 2.900 de değil. Toplam teklif bedeli de 57 milyon 150 bin lira. Anılan ithal torf alım işinin de iddia edildiği gibi 54 milyon TL üzerinden gerçekleştiği iddiası da az önce ifade ettiğim gibi doğru değil. DY firması bu işi gerçekte 52.7 milyon TL bedelle almış. Bu tutar Dinçer Kantar'ın satın alma teklif isteme formunda belirttiği yaklaşık maliyet bedelinin 4 milyon 410 bin TL daha düşüğündedir. Başka bir ifadeyle Ali İhsan Mengir, Yücel Mengir ve Dinçer Kantar'ın ileri sürdükleri gibi torf alım işinde metreküp başına 330 TL ekleme yapılarak bedelin yükseltildiği açık bir iftiradır. Aksine alım, Dinçer Kantar'ın verdiği tekliften metreküp başına 245 TL daha düşük fiyata alınmıştır. Bu olay açıklıyor sanırım. Kaldı ki aynı gün ikinci bir yerli torf ihalesi var; bu defa yerli torf alıyoruz, ihaleye çıkmışız aynı gün. O da ihale kayıt numarası 2024'e 735 113. Bunun bedeli de 22 milyon. Bunu da Menkuse İnşaat firması alıyor; yani onların ortak firması. Bu firma da aynı kişilere ait. Başka bir ifadeyle aynı gün, aynı kişilerle bağlantılı iki firma toplam 74.7 milyon TL, 74.740.000 TL torf işi almış. Buna rağmen beyanlarda yalnızca ilk alımdan söz ediliyor. O da yanlış bir rakamla anlatılmaktadır; 52.740.000 TL olan ihale bedeli 54 milyon olarak gösterilmekte, aynı gün yapılan 22 milyon TL'lik ikinci ihale ise tamamen yok sayılmaktadır.
Bunun dışında bizim firmada yani benim bildiğim hiçbir yani bu tarzda bir tablo listesi, ödeme listesi filan olma şansı yok.Ödemeleri de yeri gelmişken açıklayayım: Ay içerisinde mali işlere gelen talepler mali işlerde toplanır. Müdürlükte zaten yaşlandırma tablomuz var ve firmaların acil ihtiyaçları vesaire Mali İşler Müdürlüğü bunu hazırlar. En son mali işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı gelir. Onun hazırladığı taslakla beraber en son üstünden geçeriz. İçinde ufak tefek oynamalar yaptığımız olur. Daha çok kişiye ödeme yapmak için; elli bin lira, yüz bin lira... Adamın beş milyon ödemesi var mesela, o zaman üç yüz bin lira, beş yüz bin lira kısıp 'şunu da ödeyelim' biz şeklinde son şeklini ikimiz birlikte verdik. Yani ben tek başıma 'şuna şunu ödeyin' diyecek bir işim, gücüm yok. Hem satın almayla uğraşacağım ben genel müdür değilim. Hem mali işlerle uğraşacağım, hem araziyle uğraşacağım, hem fidanlıkla uğraşacağım... O zaman diğer arkadaşlar niye orada, madem her şeyi ben yapacağım? Yani böyle bir işleyişimiz yok, hiç de olmadı.Mahkeme Başkanı: Normalde araya girmem, bu kısmın üzerinde durduğumuz için tekrardan anlatıyorum. Böylelikle bu ödeme sistemini, mesela Tamer Gümüş ile ilgili dediniz ki: 'Yetmiş iki gün ortalama vade.' Bu diğer firmaların da bu şekilde vade ortalamaları belirli mi?
Onların hepsinin var, hepsi var Başkanım. Bizim hepsi kayıtlarda, dosyaya da sunacağız bunu. Tabii, dosyaya sunacağız. Yani burada kategorik olarak şimdi Başkanım şöyle bir şey var: Şimdi ithal gereksinimi... Mesela biz motorlu grup dediğimiz için biçme makineleri vesaire gibi birtakım aletler, bizim arazide kullandığımız aletler ithal geliyor. Veya gübre; işte ithal gelen gübre, yani yavaş salınımlı ve dünyada hatırladığım kadarıyla dört ya da beş firma o düzeyde bir teknoloji kullanabiliyor. Tabii ben iki bin yirmi ya da yirmi birde Gübretaş'ı davet ettim. Genel müdür yardımcıları geldi, toplantı yaptık. 'Ya biz bunu yurt dışından alıyoruz, yazık günah bu kadar para veriyoruz. Gübretaş büyük bir firma, ya bunu siz de üretemez misiniz?' diye. 'Biz üretemeyiz, o kadar yatırım yapma şansımız yok; yatırım yaparsak o yatırımı geri alma şansımız yok' dediler. Yani hak bu. Tabii bizim tedarik ettiğimiz ürünlerin özellikle bu tarz ürünlerin yüzde seksen-doksanı İBB adına yaptığımız tedariklerdir. Yani işi veren neyi istiyorsa biz onu tedarik etmek zorundayız. Çünkü ben bir şirketim, aynı zamanda kamu denetimine tabiyim ama aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu'na göre de denetime tabiyim yine. Onun için de o dengeyi iyi kurmak gerekiyor. Onun için döviz riski taşıyan stratejiyi kurarken ona göre; kim bu? Ahmet, Mehmet olabilir, herhangi bir ithal ürün getirebilir. Ama burada opsiyonu daha geniş kullandığımız bizim özellikle ağaç grubunda; çünkü kışın alıyoruz falan yani fidanlıkta duruyor... Onların vadeleri biraz daha uzundur. Bizde de böyledir zaten; yani sadece bizim uyguladığımız bir şey değildir, sektörün genel kabulüdür o. Onlarla ilgili de bütün firmaların ödeme vadeleri dosyaya sunulacak.Ensar Güney'in Taner Gümüş iddiaları var, beni suçladı. Ensar Güney; daha çok para kazandıracak kişilerle yakın olduğumu, kişilerden alım yaptığımı, gizli ortaklardan birinin Taner Gümüş olduğumu, piyasadaki herkesin beni ortak olarak bildiğini iddia etmektedir. Gizli tanık, Akit gazetesi, Ümit Polat ifadesi vesaire; sayabilirim, örtüştürebilirim yani dedikodunun nereden çıktığını. Onun için buna zaten bunlarla ilgili açıklama yaptım, burada tekrar aynı şeyi söylemek istemiyorum. Yani böyle bir şey yok, hiç olmadı. Hiçbir firmayla da yok. Ben kendi şirketini entübe etmiş bir kişiyim; görev aldıktan sonra, ki bu alanda çalışan bir şirketim vardı, şu an entübe durumda.Eylem yüz yirmi iki: Ali İhsan Mengeç, Yücel Mengil, Dinçer Kantar... Olan beyanlar benimle doğrudan ilgili değil; üçüncü kişiler arasında geçtiği iddia edilen olaylara ilişkindir. İkinci grupta yer alan iddialar ise doğrudan benimle ilgili. Bu konunun bir tarafında sanırım 'üstüne yükseltme' iddiası vardı, o da dün açıklamalarını yaptı.
Menkulse Şirkete ödeme yapıldığı, Yücel Mengir’e Ziraat Bankası Ümraniye Çarşı Şubesi'nden 2 buçuk milyon TL çektiği ve Hüsnü Yüksel Tunar'a teslim edildiği ileri sürülmektedir. Bununla ilgili olarak, yani bu beyanlar hem kendi içinde hem de dosyada yer alan banka ve cari kayıtlarıyla açık biçimde çelişmektedir. İddiaya göre sözde bağışın ilk kısmı, 20.02.2025 tarihli 2,5 milyon TL'lik çekle ödenmiştir. Beyan sahipleri, ayrıca yaklaşık bir ile bir buçuk ay sonra, yani 2025 yılı Mart ayında ikinci bir ödeme alarak 2 buçuk milyon TL'nin nakit teslim edildiğini söylemektedir. Başka bir ifadeyle; kendi anlatımlarına göre hak edişlerini alamadıkları ya da alamamaktan endişe ettikleri için önce 20.02.2025 tarihinde çekilen 2 buçuk milyon TL, ardından yaklaşık bir buçuk ay sonra nakit 2 buçuk milyon TL olmak üzere toplam 5 milyon TL ödeme yapmışlar. Bu paranın da 2024 yılına ait hak edişlerini alabilmek için verildiği ileri sürülmektedir.Şimdi bu beyanlara göre; beyan sahiplerinin 2025 yılı Şubat ve Mart aylarına kadar hak edişlerini alamamış veya çok sınırlı ödeme almış olmaları gerekir. Ancak Ağaç A.Ş.'nin Menkulse İnşaat veya D grubu firmalarıyla ilgili cari hesabı bunun tam tersini göstermektedir. Bu firmalara yapılan ödemelere bakıldığında tablo son derece açıktır: 12.01.2024 ile 06.06.2024 tarihleri arasında 17 milyon 865 bin TL; 25.06.2024 ile 16.12.2024 tarihleri arasında 75 milyon TL; 04.01.2025 ile 07.03.2025 tarihleri arasında 13 milyon 307 bin 905 TL olmak üzere toplam 117 milyon 026 bin 695 TL ödeme yapılmış. Bu ödemeler yaklaşık 14 aylık bir zaman dilimi boyunca kesintisiz şekilde gerçekleştirilmiştir. 20.02.2025 keşide tarihli çek, Menkulse İnşaat'a 16.12.2024 tarihinde teslim edilmiştir. Dolayısıyla torf alım ihalesiyle bahse konu çekin Menkulse İnşaat'a teslim edildiği tarih arasında, yani 26.06.2024 ile 16.12.2024 arasındaki 6 aylık sürede Menkulse İnşaat ve grubun Ağaç A.Ş.'ye kestiği faturalarının toplamı Ali İhsan Mengir'in iddia ettiği gibi 40 milyon değil, yaklaşık 115 milyondur. Bu bedelin yaklaşık 110 milyonluk kısmı da aynı tarih aralığında parça parça ödenmiş; kaldı ki firmanın bu tarih aralığında alacağı hiçbir zaman 40 milyon civarında birikmemiştir.Yani beyan tamamen kurgusaldır. Bu noktada şunu açıkça söylemem gerekiyor: 20.02.2025 keşide tarihli çek, Ağaç A.Ş.'nin borcuna karşılık düzenlediği bir ödeme aracıdır. Aynı dönemde banka üzerinden yapılan diğer hakediş ödemelerinden hiçbir farkı yoktur. Buna rağmen bu çek, sanki başlı başına şüpheli bir işlemmiş gibi dosyada özellikle öne çıkarılmaktadır. Bunun tek nedeni çekin fiziki bir belge olmasıdır. Evet, bu bir belgedir ve Ağaç A.Ş.'nin borcunu ödediğinin delilidir. Çekin daha sonra kimlere ciro edildiği ya da nasıl nakde çevrildiği benimle ilgili bir durum değildir. Bu olaydan bir ile bir buçuk ay sonra Ağaç A.Ş. tarafından Menkulse şirketine ödeme yapıldığı, Yücel Mengir'in Ziraat Bankası Ümraniye Çarşı Şubesi'nden iki buçuk milyon TL çektiği ve bu paranın da Hüsnü Yüksel Tunar'ya teslim edildiği ileri sürülmektedir. Bu bir buçuk aylık dönemde her iki şirkete yapılan toplam nakit ödeme 10 milyon civarındadır. Hatta anılan çek gibi Ağaç A.Ş. tarafından keşide edilen 20.02.2025 tarihli bedelleri 2 milyon, 2 buçuk milyon ve 5 buçuk milyon olan üç farklı çek ise D grubun elindedir. Yani rüşvetin 2 buçuk milyonluk kısmını ödemek için para beklendiği iması ve kurgusu, banka hareketlerini desteklemek içindir. Böyle bir talebim asla olmamıştır.(İfadenin bu noktasında su içiyor.) Başkanım kusura bakmayın, Ramazan'ın 15 beş gününü tutabildik.
Şimdi, bana dair herhangi bir isnadın olmadığı beyanlar üzerinde çok durmayacağım. Bunlar ağırlıklı olarak Ümit Polat ile alakalı... Bir de 'özel kalemime gönderdiğini' söylediği 500 bin TL’lik bir para var. Böyle bir para ne özel kaleme geldi ne de bana geldi. Bu, kendilerinin etkin pişmanlık kapsamında söylediği şeylerdir. Ümit Polat ile ilgili hususlara ben şahit olmadım, bilmiyorum; doğru ya da yalan diyecek durumda değilim. Onu zaten kendisi açıkladı. Ben sadece; Ümit Polat’a ya da Yücel Mengi’ye 'Şöyle görüş, böyle görüş' gibi bir talimatım olmadığını söyleyebilirim. Onun dışında yaşanmış bir şeyler varsa o kendi aralarındadır; benim herhangi bir bilgim, talimatım yok, duymadım da.İhsan Bey, benim çok yakın arkadaşımdır ama ticaret başka bir şeydir, ona yorum yapamam. Ancak özel kalemime 500 bin lira gönderdiği konusu tamamen yalan ve etkin pişmanlık kapsamında cezaevinden çıkmak için uydurdukları bir şeydir. Çünkü onların özel bir durumu vardı: Tutuklanan Yücel’in hanımı hamileydi, sonra doğum sıkıntıları oldu; o psikoloji ve aile baskısı altındaydılar. İhsan benim çok eski arkadaşımdır, bunu ilk ifademde de söyledim, sonra da söyledim. Ama Sayın Başkanım, bugün deseniz ki: 'İşte kardeşiniz, ağabeyiniz geldi, sizinle ilgili şunu söyledi,' artık buna bile inanırım. Maalesef insanı sorgulamaya başladım.
Eylem 123. Kadir Gümüş. Kadir Gümüş ile özetle; iki bin yirmi dört yılı itibariyle Ağaç AŞ'den yaklaşık 25 milyon TL alacağı biriktiğini, bu alacağı tahsil edebilmek için benimle görüştüğünde kendisinden otuz yedi bin beş yüz dolar istediğimi ve bu parayı ödemesini talep ettiğimi iddia etmektedir. Kadir Gümüş bu ödemeyi iki bin yirmi dört yılı içinde; on beş bin dolar, on bin dolar ve on iki bin beş yüz dolar olmak üzere üç taksitle yaptığını söylemektedir. İfadelerinde gerçi bir farklılık vardır; ilk ifadesinde işte on beş bin ve on bin dolar derken yetmemiş, sonra bir on iki bin beş yüz dolar daha ilave etmiş bir başka ifadesinde. O dün izah edildi sanırım. Kadir Gümüş ile evet, 1990’lı yıllardan beri tanışıyorum. Aynı sektördeyiz, biraz önce de ifade ettim; hemşehrimdir, aynı mahallede oturuyoruz. Çok sık görüştük. Kendisi yirmi yılı aşkındır, yani benden çok daha uzun dönemdir tedarikçisidir buranın.Şimdi hem aynı mahallede oturuyor oluşumuz hem iş yerinin benim gidiş geliş güzergahımda oluşu hem de kendileri Ağaç AŞ'ye zaman zaman gelse de elemanları gelirdi çok fazla. Yani bizim görüşmemizden daha normal bir şey yok. Kadir Gümüş'ün rüşvetle ilgili söylediği hiçbir husus gerçek değil. Ödemelerde gecikme konusunda söyledikleri kısmen doğrudur; gecikme olmuştur ama kendisi bunu hiçbir zaman zaten dert etmemiştir. Karşılıklı mutabakatla hem nakit ödeme yapılmış hem de çek düzenlenerek kendisine verilmiştir. Bu bütün firmalar için az önce de söyledim; her firmaya aynı şekilde davranmışızdır. Hepsinin kayıtları incelendiğinde bu net, somut şekilde görülecektir. Bu husus, şirket kayıtlarından da kolayca anlaşılabilir. Ödemelerin diğer firmalarda olduğu gibi geç yapıldığı hususu dışında söyledikleri doğru değildir. Kaldı ki Kadir Gümüş yani bunu Fatih Yağcı da satın alma müdürü bitkiye baktığı için, Ümit Polat da bunu çok iyi biliyor ki Kadir Gümüş, Ağaç AŞ'ye en çok ağaç satan firma olma motivasyonu çok yüksek birisiydi. Ben onu biraz frenlemeye, eleştirmeye çalıştığım için de muhtemelen aleyhime ifade vermesinin sebeplerinden birisi de bu; iftirasının sebeplerinden biri. Kayıtlara bakıldığında zaten iki bin yirmi dört yılında sanırım en yüksek ciroya sahip olan bitki konusunda, en yüksek ciroya sahip olan Kadir Gümüş ve o ailenin şirketleridir.Kadir Gümüş'ün şirketlerinden öncelikle Büyük Çamlıca şirketinin 2024 yılı ilişkisini izah etmek istiyorum: 01.01.2024 tarihi itibariyle Büyük Çamlıca şirketinin bakiye alacağı iki nokta altı milyon TL. Yani 01.01.2024... Hani diyor ya 'alacağım oluşmuştu'; 01.03.2024 tarihinde ise dört milyon beş yüz doksan altı bin beş yüz yetmişlere gelmiş. 01.03.2024 ile 31.03.2024 tarihleri arasında bir aylık dönemde Ağaç AŞ'ye yirmi bir nokta yedi milyon bedelli fatura etmiş. 01.04.2024 tarihi itibariyle ağaç satış sezonu bakiye alacağı yirmi dört nokta yedi milyon TL'ye ulaşmış. Dün de sanırım Ümit Polat'a sorduğum soru; ağaç alımlarını çünkü söküm aldığımız için, ağaçların büyüme faaliyetlerini dondurduğu teknik tabir ile 'vejetasyon dönemi' dışındaki dönemde alırız. Çünkü söküm alırız; bütün sektörde de böyledir, hem Türkiye'de hem dünyada da böyledir. Zamanı kış aylarıdır; ağaç kendi faaliyetini durdurur, uyku moduna geçer. Onu sökersiniz, alırsınız, getirirsiniz; sonrasında saksılarsınız. Bahar geldiğinde, hava sıcaklığı ısındığında tekrar faaliyetine başlar.
Şimdi bu teklif yok ortada. Ben teklif dosyasını da bunu okuyunca elde ettim, baktım. Dosya sunulacak Başkanım, mahkemenize sunulacak; böyle bir teklif yok. Daha sonra beni Ümit Polat arayarak, Ağaç AŞ'ye çağırdı ve en uygun teklifi bizim verdiğimizi, ancak bu fiyatı revize etmem gerektiğini, metreküp başına 2.930 TL teklif vermemi, arada kalan 330 TL'lik farkı da kendilerine ödemem gerektiğini, bu durumdan yine Genel Müdür Ali Sukas'ın haberinin olduğunu, bu paranın İştirakler Daire Başkanlığına gideceğini söyledi. Ben de bu durumu ortağımla görüşmem gerektiğini söyledim ve durumu Yücel'e aktardım. Yücel ile beraber kayınpederim Ali İhsan Mengir ile konuştuk. Bu konunun problemli olduğunu, kendisinin Ali Sukas ile görüştükten sonra bize dönüş yapacağını söyledi. Yaklaşık bir hafta sonra tekrar konuştuğumuzda Ali Sukas ile görüştüğünü ve paranın İştirakler Daire Başkanlığından istenildiğini ve bu parayı verebileceğimizi söylediği” şeklinde iddiada bulunmuş.Söz konusu iddia az önce ifade ettiğim gibi yalan. Bu iddia hem olayın gerçek seyriyle hem de mevcut belgelerle zaten açıkça çelişiyor. Söz konusu tarihte alıma konu torf miktarı 18.000 metreküp. Dinçer Kantar'ın iddia ettiği gibi metreküp başına 2.600 TL teklif vermiş olsa toplam teklif bedelinin 46.8 milyon olması gerekiyor. Oysa dosyada yer alan ve DY Grup kaşesi taşıyan 08.05.2024 tarihli satın alma teklif isteme formu incelendiğinde; DY Grup'un ithal torf alımında metreküp başına yaklaşık maliyet talebi için verdiği rakam 3.175 lira. Yani 2.600 değil, 2.900 de değil. Toplam teklif bedeli de 57 milyon 150 bin lira. Anılan ithal torf alım işinin de iddia edildiği gibi 54 milyon TL üzerinden gerçekleştiği iddiası da az önce ifade ettiğim gibi doğru değil. DY firması bu işi gerçekte 52.7 milyon TL bedelle almış. Bu tutar Dinçer Kantar'ın satın alma teklif isteme formunda belirttiği yaklaşık maliyet bedelinin 4 milyon 410 bin TL daha düşüğündedir. Başka bir ifadeyle Ali İhsan Mengir, Yücel Mengir ve Dinçer Kantar'ın ileri sürdükleri gibi torf alım işinde metreküp başına 330 TL ekleme yapılarak bedelin yükseltildiği açık bir iftiradır. Aksine alım, Dinçer Kantar'ın verdiği tekliften metreküp başına 245 TL daha düşük fiyata alınmıştır. Bu olay açıklıyor sanırım. Kaldı ki aynı gün ikinci bir yerli torf ihalesi var; bu defa yerli torf alıyoruz, ihaleye çıkmışız aynı gün. O da ihale kayıt numarası 2024'e 735 113.
Ticaret hacminin artırılması veya ödemelerin yapılması karşılığında %10 komisyon aldığım iddiası tamamen dedikodudan ibarettir. Kadir Gümüş, bu yüzden somut ayrıntı veremiyor ve yuvarlak ifadelerle konuşuyor. Sadece 2024 yılı içinde bir gün benimle görüştüğünü ve kendisinden 37.500 dolar istediğimi öne sürüyor; ancak görüşme tarihini bile net söyleyemiyor. İfadelerindeki rüşvet miktarı ve ödeme sayıları da çelişkilidir: 29.05.2025 tarihli beyanında iki ödeme yapıldığını söylerken, 25.06.2025 tarihinde bu ödemelere 15.000 dolar daha ilave ediyor. Dönemimizdeki iş hacmi yaklaşık 500 milyon TL olan birinin, benden 37.500 dolar (yaklaşık 1 milyon TL) rüşvet istediğimi söylemesi mantık dışıdır. Bu rakam, iddia edilen %10'luk oranın ellide birine bile denk gelmemektedir. Kendi içinde çelişen ve iddianamedeki kurguyla örtüşmeyen bu iddialar tamamen iftiradır. Üstelik Kadir Gümüş’ün iş yeri benim güzergahım üzerindedir; akşam dönüşlerinde veya sabah gidişlerimde ekiplerimizi ziyaret ederken uğrayıp bir çayını içebilecek kadar doğrudan iletişimim olan biridir. Eğer böyle bir talebim olsaydı bunu Hüsnü üzerinden değil, doğrudan kendisine iletebilirdim.Anlaşılan bir gizli tanık yeterli görülmemiş, yanına 'Mimoza' kod adlı bir başkası daha eklenmiş. Mimoza'nın ifadeleri doğrudan benimle ilgili olmasa da cevap vermek isterim: Başka firmalarla teklif verdirildiği ve ihalelerin Ümit Polat vasıtasıyla organize edildiği iddialarının benimle hiçbir ilgisi yoktur ve gerçeklik payı bulunmamaktadır. Genel Müdür olduğum süre boyunca tüm satın alma işlemleri mevzuata uygun yapılmıştır. Tüm işlemlerimiz; Sayıştay denetiminden, mülkiye ve ticaret müfettişliği denetimlerinden, İBB’nin iç denetimlerinden geçmiştir. Biz, tüm satın alma ve ödeme süreçlerini sistem içerisinde raporlayan kurumsal bir yapıya sahibiz. Bu raporlar sadece bende kalmamakta, İBB İştirakler Müdürlüğü ve ilgili mali birimlere düzenli olarak sunulmaktadır.SAVUNMANIN 3. BÖLÜMÜ:ALİ SUKAS 18.03.26 SAVUNMASI ÜÇÜNCÜ BÖLÜMŞimdi burada Ümit Polat'ın bu eylemle ilgili beyanları var. Ümit, 11.01.2025’te alınan ifadesinde, özetle… Başkanım, birçok şey tekrara giriyor farkındayım ama iddianamenin sistematiği bu şekilde olduğu için orada da tanık beyanları gizli tanık beyanları paragrafları şeklinde her bir iddia mesela içine konulduğu için ben de mecburen aynı sistematikte gidiyorum. Özür diliyorum. Yani başka türlü çünkü savunma yapma, teknik olarak başka bir savunma yapma şansım olmadığı için bu şekilde gitmek zorundayım. Ümit, az önce bahsettiğim 11.07.2025 tarihinde alınan ifadesinde, özetle, Ağaç A.Ş.’den aylık iş alan şahısların hangi alanda ne kadarlık iş yaptığını listeleyeyim bana verdiğini, kişilerin almış olduğu işin yüzde 10 oranına denk gelecek bir meblağ talep etmek için bu listelerin üzerine notlar aldığımı, yukarıdan para istiyorlar, bunu firmalardan toplayıp vermememiz lazım dediğimi, hatta bir keresinde para isteyen kişinin Fatih Keleş olduğunu söylediğimi iddia ediyor. Akabinde de bu firma sahiplerinin hepsinin ara sıra kendisine gelip dert yanarak benim kendilerinden para istediğimi, kendilerinin de bu paraları bana teslim ettiklerini söylüyor. Ancak benim şahsen para istediğim ya da bu şahıslara para teslim ettiğimi görmediğini söylüyor. Şimdi hangisi?Ağaç A.Ş’de az önce ifade ettim. Biz sadece tedarikçilerin carileriyle ilgili bir tablo düzenleriz günlük güncellenir. Bu bende olur, mali işler müdüründe olur, mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcında olur. Aynı listeyi takip ederiz. Onun dışında başka bir liste oluşturmayız, artı yine ifade ettiğim gibi Ümit Polat'ın hangi firmaların aylık ne kadar iş yaptığıyla ilgili bana bile size getirmesine gerek yok veya getirdiyse o. Benim ondan yani gizleyeceğim ne olabilir? O listeyi ona niye bakmayayım? Hem oranı da biliyor zaten. Yani benim elimdeki eğer bir şey yazıyorsam ona bakmasına gerek yok. Zaten herkese yüzde on yapıştırıyoruz ya.
Bunun bedeli de 22 milyon. Bunu da Menkuse İnşaat firması alıyor; yani onların ortak firması. Bu firma da aynı kişilere ait. Başka bir ifadeyle aynı gün, aynı kişilerle bağlantılı iki firma toplam 74.7 milyon TL, 74.740.000 TL torf işi almış. Buna rağmen beyanlarda yalnızca ilk alımdan söz ediliyor. O da yanlış bir rakamla anlatılmaktadır; 52.740.000 TL olan ihale bedeli 54 milyon olarak gösterilmekte, aynı gün yapılan 22 milyon TL'lik ikinci ihale ise tamamen yok sayılmaktadır.Eğer gerçekten bir rüşvet talebi söz konusu olsaydı, aynı gün bu kişilerin firmalarının aldığı toplam iş miktarı olan 74.740.000 TL üzerinden rüşvet istenmesi gerekecekti. Ancak anlatım yalnızca bir tek ihale üzerinden kurulmuş ve ifadelerle ikinci ihale bilinçli şekilde dışarıda bırakılmıştır.
Satın alma müdürüne benimle ilgili rüşvet suçlamasıyla dert yandıkları iddia külliyen yalan. Şimdi eşyanın tabiatına aykırı bir durum var. Hangi tedarikçi çalıştığı kurumun genel müdürünü satın alma müdürüne şikayet edebilir? Diyelim farz edelim öyle bir şey var. Yani bir. Tedarikçi bundan endişe etmez mi? İki satın alma müdürü böyle bir şeyi tedarikçiyle konuşup, yani tedarikçi ona nasıl güvenebilecek? Veya eğer böyle bir şey varsa bizim insan kaynakları prosedürlerimize göre bu işten atılma sebebidir aynı zamanda.Yani sizin üst yönetiminiz, amiriniz adına birisi gelecek. Onunla ilgili birtakım şeyler söyleyecek ve siz bunu gizleyeceksiniz. Eğer Ümit'e böyle birisi gelip bunu söylediyse Ümit'in gelip ‘Genel müdürüm şu şahıs şu tedarikçi geldi. Şöyle şöyle bir konu var. Bundan bahsetti. Bilginiz olsun’ demesi lazım. Veya orada bir tutanak tutar odasında. Yani dediğim gibi iddialar hayatın olağan akışıyla izah edilemeyecek saçmalıkta ve iftira mahiyetinde beyanlar. Bu dosyanın kurgusunda, eylemleri Sayın İmamoğlu'na bağlamak için inşa edilen yol ben, Ertan Yıldız ve Fatih Keleş'ten geçmekte. Önce bana, benim üstümden Ertan Yıldız'la Fatih Keleş'e bağlanarak, oradan da Sayın Ekrem İmamoğlu'na ulaştırmak, bir hat kurmak. Bu sebeple benim suçlandığım eylemlerde de aynı yöntem uygulanmakta. Ümit'in önüne Ertan Yıldız ismi konsaydı, Ertan Yıldız diyecekti. Öyle olmuştu. Ümit'in önüne Fatih Keleş ismi konuyor. O da Fatih Keleş diyor. Ki Fatih Keleş'in iştiraklarle bir alakası yok. O anlamda hiçbir rolü yok. Bizim de belki 5-5,5 yılı yani dört, beş defa temasımız olmuştu. Belki toplantılarla karşılaşmışızdır. Yani bir hatırladığım 2019’un sonu ya da 2020’nin başında Ertan Yıldız'la, Fatih Beyle hiç tanışmıyorduk. Hayırlı olsun ziyaretleri vardı. Onun dışında Bakırköy ek binaya gittiğimizde. Ya Ertan Bey'in odasında karşılaştırdık ya da orada bir başkasının odasında denk gelirse karşılaşırdık.Yine şüpheli Ümit Polat'ın 03.09.2025 tarihinde alınan ifadesinde ve şöyle diyor: Hangi firmaların teklif alınacağını ve işin hangi firmada kalacağını belirlediğime ve firma sahibinin hak edişi yapılmasına müteakip tüm alımlardan kendi komisyonumu aldığımı, bu hususta da ilgili müteahhitlerin gelip kendisine konuyu aktarmaları dolayısıyla bildiğini izah etmektedir. Hem talimatlar veriyorum ama aynı zamanda firmalar geliyor ona. Onun bildiği şeyi söylüyorlar. Yani bunun da hiçbir delili yok. Duyumdan ibaret olduğu söylenen bu iddiaya Başkanım ben cevap bile vermek istemiyorum. Bu eylemde Ensar Güney'in beyanları var. Onları da hızlıca cevap vereceğim. Birinci iddiası; 23.07. 2025 tarihinde alınan ifadesinde, özetle, Büyük Çamlıca Fidanlık isimli firmayla da ortak olduğu yönünde bir duyumum olmasa da fidanlıktaki işlerin bir kısmının da bilerek bu firmaya yaptırdığım, büyük miktar alımları genelde Kadir Gümüş’ün firması üzerinden almayı tercih ettiğim iddia edilmiştir. Az önce izah ettiğimiz üzere Kadir Gümüş iki bin on dokuz öncesinde Ağaç A.Ş işlerinin yüzde 4,21’lik kısmını alıyor. Yani 2014-2019’da 5 yıllık dönemde. Bizim dönemimizde, yine aynı sürede yüzde 3,1 kısmını almıştır. Yani toplamda izah eden kişinin iş hacmi, bizim dönemimizde yaklaşık yüzde 30 düşüyor zaten.Özetle; Ümit Polat’ın, Ensar Güney'in beyanlarının gizli tanık beyanlarından bir farkı yok. Geniş zaman kipiyle aydınlattıklarını bunlar söylüyorlardı. Duydum, düşünüyorum, adı çıktı gibi ifadelerle anlatmışlar. Beyanların hiçbirinde delil. Belirli bir tarih, miktar, para teslimi, banka kaydı, yazılı talimat veya doğrudan görgüye dayalı açıklama yoktur. Ensar Güney, Büyük Çamlıca firmasıyla ortak olduğumu duyduğunu söylemektedir. Bu söylentiye göre. Ortak olduğum bir firmadan ben rüşvet alıyorum. Ümit Polat'ın yüzde on komisyonuyla ilgili iftirası dosyanın bazı sanıkları tarafından tekrar edilerek iddianameyle önüme getirilmiştir. Ümit Polat'ın iftiraları değişik kişiler tarafından dosyama konulmuştur. Üzerime atfolunan suçu işlemedim. İddiaların tümünü reddediyorum.
Eylem 124, Ensar Güney. Ensar Güney, beyanında özetle; Ümit Polat aracılığıyla 100 milyon TL'lik işin karşılığı olarak 2024 yılının Eylül ya da Ekim ayında yaklaşık olarak 10 milyon TL civarında bir para istediğimi, o tarihte 1 milyon 700 bin TL karşılığı olan 35 bin Euro'yu makamımda bana teslim ettiğini, parayı alınca kendisine 'Kasım, Aralık ya da Ocak ayında sana sağlam para göndereceğim' dediğimi; 2025 yılının Şubat ayında kendisini cep telefonundan arayarak Ağaç AŞ'ye davet ettiğimi, bunun üzerine önceden verdiği paranın az olduğunu düşünerek yanında getirdiği 15 bin Dolar'ı da bana verdiğini, parayı aldıktan sonra kendisine Mayıs-Kasım aylarını kapsayan 7 adet çek verdiğimi söylemektedir. İddiası bu.Hakkımda beyanda bulunan tedarikçilerin tamamının anlatımlarının, Ümit Polat'ın iddialarına dayandığı görülmektedir. Nitekim dosya kapsamında dile getirilen %10 komisyon söyleminin kaynağı da yine aynı kişidir. Ancak söz konusu iddiayı ileri sürenlerin hiçbiri, %10 oranında komisyon ödendiğine ilişkin somut, doğrulanabilir ve belgeye dayalı herhangi bir bilgi sunamamıştır.Ensar Güney, 100 milyon TL tutarlı bir iş karşılığında tarafımdan 10 milyon TL komisyon talep edildiğini, aksi halde kendisine ödeme yapılmayacağının bildirildiğini iddia etmektedir; ancak kendi beyanları dahi bu iddiayla çelişmektedir. Zira Ensar'ın iddiasına göre tarafıma yaklaşık 35 bin Euro ve akabinde 15 bin Dolar ödeyerek 100 milyonluk alacağını alabilmiştir. Gerçekten %10 oranında bir komisyon talep edilmiş olsaydı, 10 milyon TL'nin belirtilen tarihteki karşılığı olan 277 bin Euro ile gelmesi gerekirdi. Bir başka ifadeyle kendi anlatımına göre %10 değil, yaklaşık %2 oranında bir ödeme yaparak alacağını tahsil etmiş görünmektedir. Bu durum iddiasının kendi içinde tutarsız olduğunu ve bana iftira attığını açıkça ortaya koymaktadır. Ensar Güney, Ekim 2024 tarihinde 35 bin Euro'nun yaklaşık 1 milyon 700 bin TL'ye karşılık geldiğini ileri sürmektedir. Oysa Ekim 2024 döviz kuru esas alındığında, 1 milyon 700 bin TL ile yaklaşık 46 bin Euro satın alınabilmektedir. Dolayısıyla beyan edilen rakam Ekim 2024 kuruyla uyumlu değildir; bu hesaplama iddianın verildiği 23.07.2025 tarihinde, yani Ensar Güney'in ifade verdiği tarihteki döviz kuruyla uyumlu. Ona denk geliyor. Güney, 35 bin Euro iddiasını beyan verdiği anda uydurmuş, bu yüzden beyan tarihindeki Euro kuru üzerinden gaflete düşmüş; Euro kuru üzerinden hesaplama yaparak 1 milyon 700 bin rakamını bulmuş. Bu çok açıkça görülmektedir.Yine Ensar Güney, 35 bin Euro ödemesinden sonra, tarafımdan kendisine ödeme yapılacağının söylendiğini belirtmekte; ancak gerçekten ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin açık bir beyanda bulunmamaktadır. Aynı şekilde Şubat ayında 15 bin Dolar daha getirdiğini ve karşılığında kendisine 7 adet çek verildiğini ileri sürmektedir; ancak bu çeklerin hangi borca karşılık verildiği, toplamda alacağın bu çeklerle ödenip ödenmediği hususunda somut ve net bir açıklama yapmamaktadır. Ödeme ilişkisi söz konusu ise bunun tarih, miktar ve konusuyla birlikte açıkça ortaya konulması gerekirken, beyanlar bu yönüyle eksik ve belirsizdir.Güney'in beyanlarında geçen tek doğru husus; 2025 Şubat ayında kendisini şirkete evet, ben davet ettim. Aşağı yukarı her yıl aynı şey olurdu. Biz Ensar Güney ile belli bir süre çalışırdık. Bahçe market ağırlıklı çalışırdık; parça parça getirir, faturaları keserdi. Hatta kendi ifadesi; 'Benim parayla ilgili derdim yok, yeğenime daha öncelik tanıyın.' Enes var yeğeni, Enes'e Botanik... daha önce Ensar'ın ortak olduğu. 'Onun ödemelerini geciktirmeyin, hatta benim üstümden alın gelip bana sarmasın.' Argo tabirle söylüyorum yani ifade aynen böyle. 'Benim üstümden alın bana gelip bulaşmasın. Benim paraya ihtiyacım yok, ne zaman paranız olursa ödersiniz' şeklinde karşılıklı... yani bunu Allah'ın huzurunda söylüyorum, cümle aynen böyle, konuşma aynen böyle. Onun için para biriktiğinde, bizim İBB'den hak ediş oranımız yükseldiğinde Ensar'ı çağırırdım; gel mahsuplaşalım). Ve bu bir döngüydü. Yani biz ona vadelendirirdik, o vadelendirdiğimiz kısma öderken, aynı zamanda Ensar'dan yine ürün almaya devam ederdik. Bir döngü vardı aramızda.
Bununla ilgili olarak, yani bu beyanlar hem kendi içinde hem de dosyada yer alan banka ve cari kayıtlarıyla açık biçimde çelişmektedir. İddiaya göre sözde bağışın ilk kısmı, 20.02.2025 tarihli 2,5 milyon TL'lik çekle ödenmiştir. Beyan sahipleri, ayrıca yaklaşık bir ile bir buçuk ay sonra, yani 2025 yılı Mart ayında ikinci bir ödeme alarak 2 buçuk milyon TL'nin nakit teslim edildiğini söylemektedir. Başka bir ifadeyle; kendi anlatımlarına göre hak edişlerini alamadıkları ya da alamamaktan endişe ettikleri için önce 20.02.2025 tarihinde çekilen 2 buçuk milyon TL, ardından yaklaşık bir buçuk ay sonra nakit 2 buçuk milyon TL olmak üzere toplam 5 milyon TL ödeme yapmışlar. Bu paranın da 2024 yılına ait hak edişlerini alabilmek için verildiği ileri sürülmektedir.Şimdi bu beyanlara göre; beyan sahiplerinin 2025 yılı Şubat ve Mart aylarına kadar hak edişlerini alamamış veya çok sınırlı ödeme almış olmaları gerekir. Ancak Ağaç A.Ş.'nin Menkulse İnşaat veya D grubu firmalarıyla ilgili cari hesabı bunun tam tersini göstermektedir. Bu firmalara yapılan ödemelere bakıldığında tablo son derece açıktır: 12.01.2024 ile 06.06.2024 tarihleri arasında 17 milyon 865 bin TL; 25.06.2024 ile 16.12.2024 tarihleri arasında 75 milyon TL; 04.01.2025 ile 07.03.2025 tarihleri arasında 13 milyon 307 bin 905 TL olmak üzere toplam 117 milyon 026 bin 695 TL ödeme yapılmış. Bu ödemeler yaklaşık 14 aylık bir zaman dilimi boyunca kesintisiz şekilde gerçekleştirilmiştir. 20.02.2025 keşide tarihli çek, Menkulse İnşaat'a 16.12.2024 tarihinde teslim edilmiştir. Dolayısıyla torf alım ihalesiyle bahse konu çekin Menkulse İnşaat'a teslim edildiği tarih arasında, yani 26.06.2024 ile 16.12.2024 arasındaki 6 aylık sürede Menkulse İnşaat ve grubun Ağaç A.Ş.'ye kestiği faturalarının toplamı Ali İhsan Mengir'in iddia ettiği gibi 40 milyon değil, yaklaşık 115 milyondur. Bu bedelin yaklaşık 110 milyonluk kısmı da aynı tarih aralığında parça parça ödenmiş; kaldı ki firmanın bu tarih aralığında alacağı hiçbir zaman 40 milyon civarında birikmemiştir.Yani beyan tamamen kurgusaldır. Bu noktada şunu açıkça söylemem gerekiyor: 20.02.2025 keşide tarihli çek, Ağaç A.Ş.'nin borcuna karşılık düzenlediği bir ödeme aracıdır. Aynı dönemde banka üzerinden yapılan diğer hakediş ödemelerinden hiçbir farkı yoktur. Buna rağmen bu çek, sanki başlı başına şüpheli bir işlemmiş gibi dosyada özellikle öne çıkarılmaktadır.
Burada da durum oydu aslında. Kendisini şirkete çağırdım az önce ifade ettiğim gibi; çünkü ödemeleri belli bir meblağa ulaşmıştı. Yani 100 milyona yakınlık, belki 100 milyondur tam hatırlamıyorum şu anda. Onun için onu bir sıfırlamamız gerekiyordu, yapılandırmamız gerekiyordu. Onun için çağırdım geldi ve Mali İşler Müdürüm, Genel Müdür Yardımcım da yanımda olabilir tam hatırlamıyorum; ama planlamayı yaptık zaten sonra Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı'nın yanına indi, çeklerini aldı. Yani bu vadelendirme dediğim gibi, bizim İBB'den hangi ay ne kadar hakediş yapacağımız bellidir. 5 yıllık bir tecrübeyle de hangi aylarda bize ne kadar para gelebileceğini aşağı yukarı tahmin ettiğimiz için yapılandırmayı ona göre yaparız. Bu bir ay öne olabilir, bir ay geç olabilir konuşursunuz. Yani işte iki aylık vade derseniz de bir aksama olur, üçüncü ay çek kesersiniz. Onun dışında standart dışı bir sapma olmaz.Ensar Güney farklı tarihlerde verdiği birbiriyle çelişen ifadelerinde sürekli ödemelerin gecikmesinden yakınmaktadır. Az önce bunu ifade ettim; bu tamamen uydurma. Yani Ensar için böyle gecikme, para alacağım... kendi isteği, 'Burada biriksin' diyordu. 'Bende olursa harcıyorum, sizde biriksin iyi oluyor sonra toplu alıyorum bunu yatırıma dönüştürüyorum' bu kendi ifadesi.Ensar Güney bana verdiğini iddia ettiği miktarlar için; 'Ali Sukas'a vermiş olduğum 35 bin Euro, 15 bin Dolar parayı evde şahsi biriktirmiş olduğum paralardan ayırarak toparladım. Bankadan çekmediğim için dekontlarını ibraz edemem' demiştir. Ancak iddianamede atıf yapılan MASAK raporunda söz konusu para transferinin banka hesap hareketleri ile büyük oranda doğrulandığı belirtilmektedir. Güney 'Evdeki parayı toparladım, bankadan para çekmedim' diyor; MASAK raporu 'Hayır çektin, bankada para hareketi var' diyor. Savcılık bu çelişkiyi gidereceğine, iki durumu da benim aleyhime kullanıyor. Ensar Güney’in iş yeri Yalova Altınova’dadır. Kendisi beni defalarca davet etmesine ve benim Yalova’ya sık gitmeme rağmen, piyasada da bilinen mesafeli sosyal yapım nedeniyle bu davetlere pek icabet edemedim.Yalova’da, eski TİGEM arazisi olarak bilinen bölgede Yalova Tarım AŞ bünyesinde otuzun üzerinde nitelikli üretici bulunur. Burası sektörümüz için çok önemli bir merkezdir. Ben de yılda bir-iki kez ekiplerimle oraya giderim. Gittiğimde de -ayrım yapmaksızın- oradaki tüm üreticilere uğramaya gayret ederim. Çünkü biz 'satın alan' makamındayız; bir-iki kişiye uğrayıp diğerlerini geçerseniz bu dedikoduya ve haksızlığa yol açar. Bizimle iş yapsın yapmasın, ticari faaliyetimiz olsun olmasın, bir uçtan girer tüm fidanlıkları dolaşır, farklı farklı yerlerde çay-kahve içeriz. Ensar Güney ile bu ziyaretlerimde hiç karşılaşmamıştık. Geçen yıl, yani Eylül 2024’te Bursa’daki bir akrabamın vefatı dolayısıyla cenazeye gittim. Dönüş yolunda Osmangazi Köprüsü’ne yaklaşırken kendisini aradım: 'Merhaba Ensar, dükkanda mısın? Bir 10-15 dakika uğrayacağım,' dedim. Beş buçuk yıllık görev sürem boyunca iş yerine sadece o bir kez gittim, bir bardak çay içip ayrıldım. Bunun dışında kendisinin ne Yalova merkezdeki ne de Altınova’daki mekanına gitmişliğim yoktur. Ancak kendisi sektörün büyük oyuncularından biridir; kamuya ve özele mal veren güçlü bir üreticidir.Ensar Güney, Ümit Polat’ın yılda iki kez, bayram dönemlerinde, ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere yardım kartı istediğini beyan etmiş. Bu konuyu genel olarak daha önce de açıklamıştım: Biz hiçbir tedarikçimize 'Şu kadar yardım kartı getireceksin, yoksa ödemeni keseriz' gibi bir zorlamada bulunmadık, bulunmayız. Biz sadece duyuru yaparız; bu bir hayır işidir, isteyen katılır isteyen katılmaz. Hatta şunu samimiyetle söyleyeyim: Farklı siyasi görüşlerden birçok firma sahibi bizzat bana gelerek, 'Başkanım, biz bu yardımı İBB üzerinden değil, sizin aracılığınızla ulaştırmak istiyoruz. Çevrenizde bildiğiniz ihtiyaç sahiplerine veya çalışanlarınıza siz dağıtın,' diyerek 20-30-50 adet kartı bana emanet etmiştir. Bu insani ve sosyal bir durumdur; eğer bu suçsa ve cezası idamsa, onu da başımızın üstüne kabul ederiz. Ümit Polat ile Ensar Güney’in Yalova’daki HTS kayıtlarının örtüşmesi konusuna gelince; Ümit Bey Yalova’ya çok sık giden birisidir. Kendisiyle sık görüştüklerini biliyorum, ancak ben bunu her zaman profesyonel bir 'üretici-tedarikçi görüşmesi' olarak değerlendirdim.
Bunun tek nedeni çekin fiziki bir belge olmasıdır. Evet, bu bir belgedir ve Ağaç A.Ş.'nin borcunu ödediğinin delilidir. Çekin daha sonra kimlere ciro edildiği ya da nasıl nakde çevrildiği benimle ilgili bir durum değildir. Bu olaydan bir ile bir buçuk ay sonra Ağaç A.Ş. tarafından Menkulse şirketine ödeme yapıldığı, Yücel Mengir'in Ziraat Bankası Ümraniye Çarşı Şubesi'nden iki buçuk milyon TL çektiği ve bu paranın da Hüsnü Yüksel Tunar'ya teslim edildiği ileri sürülmektedir. Bu bir buçuk aylık dönemde her iki şirkete yapılan toplam nakit ödeme 10 milyon civarındadır. Hatta anılan çek gibi Ağaç A.Ş. tarafından keşide edilen 20.02.2025 tarihli bedelleri 2 milyon, 2 buçuk milyon ve 5 buçuk milyon olan üç farklı çek ise D grubun elindedir. Yani rüşvetin 2 buçuk milyonluk kısmını ödemek için para beklendiği iması ve kurgusu, banka hareketlerini desteklemek içindir. Böyle bir talebim asla olmamıştır.(İfadenin bu noktasında su içiyor.) Başkanım kusura bakmayın, Ramazan'ın 15 beş gününü tutabildik.Eylem 123. Kadir Gümüş. Kadir Gümüş ile özetle; iki bin yirmi dört yılı itibariyle Ağaç AŞ'den yaklaşık 25 milyon TL alacağı biriktiğini, bu alacağı tahsil edebilmek için benimle görüştüğünde kendisinden otuz yedi bin beş yüz dolar istediğimi ve bu parayı ödemesini talep ettiğimi iddia etmektedir. Kadir Gümüş bu ödemeyi iki bin yirmi dört yılı içinde; on beş bin dolar, on bin dolar ve on iki bin beş yüz dolar olmak üzere üç taksitle yaptığını söylemektedir. İfadelerinde gerçi bir farklılık vardır; ilk ifadesinde işte on beş bin ve on bin dolar derken yetmemiş, sonra bir on iki bin beş yüz dolar daha ilave etmiş bir başka ifadesinde. O dün izah edildi sanırım. Kadir Gümüş ile evet, 1990’lı yıllardan beri tanışıyorum. Aynı sektördeyiz, biraz önce de ifade ettim; hemşehrimdir, aynı mahallede oturuyoruz. Çok sık görüştük. Kendisi yirmi yılı aşkındır, yani benden çok daha uzun dönemdir tedarikçisidir buranın.Şimdi hem aynı mahallede oturuyor oluşumuz hem iş yerinin benim gidiş geliş güzergahımda oluşu hem de kendileri Ağaç AŞ'ye zaman zaman gelse de elemanları gelirdi çok fazla. Yani bizim görüşmemizden daha normal bir şey yok. Kadir Gümüş'ün rüşvetle ilgili söylediği hiçbir husus gerçek değil. Ödemelerde gecikme konusunda söyledikleri kısmen doğrudur; gecikme olmuştur ama kendisi bunu hiçbir zaman zaten dert etmemiştir. Karşılıklı mutabakatla hem nakit ödeme yapılmış hem de çek düzenlenerek kendisine verilmiştir. Bu bütün firmalar için az önce de söyledim; her firmaya aynı şekilde davranmışızdır. Hepsinin kayıtları incelendiğinde bu net, somut şekilde görülecektir. Bu husus, şirket kayıtlarından da kolayca anlaşılabilir. Ödemelerin diğer firmalarda olduğu gibi geç yapıldığı hususu dışında söyledikleri doğru değildir. Kaldı ki Kadir Gümüş yani bunu Fatih Yağcı da satın alma müdürü bitkiye baktığı için, Ümit Polat da bunu çok iyi biliyor ki Kadir Gümüş, Ağaç AŞ'ye en çok ağaç satan firma olma motivasyonu çok yüksek birisiydi. Ben onu biraz frenlemeye, eleştirmeye çalıştığım için de muhtemelen aleyhime ifade vermesinin sebeplerinden birisi de bu; iftirasının sebeplerinden biri. Kayıtlara bakıldığında zaten iki bin yirmi dört yılında sanırım en yüksek ciroya sahip olan bitki konusunda, en yüksek ciroya sahip olan Kadir Gümüş ve o ailenin şirketleridir.Kadir Gümüş'ün şirketlerinden öncelikle Büyük Çamlıca şirketinin 2024 yılı ilişkisini izah etmek istiyorum: 01.01.2024 tarihi itibariyle Büyük Çamlıca şirketinin bakiye alacağı iki nokta altı milyon TL. Yani 01.01.2024... Hani diyor ya 'alacağım oluşmuştu'; 01.03.2024 tarihinde ise dört milyon beş yüz doksan altı bin beş yüz yetmişlere gelmiş. 01.03.2024 ile 31.03.2024 tarihleri arasında bir aylık dönemde Ağaç AŞ'ye yirmi bir nokta yedi milyon bedelli fatura etmiş. 01.04.2024 tarihi itibariyle ağaç satış sezonu bakiye alacağı yirmi dört nokta yedi milyon TL'ye ulaşmış. Dün de sanırım Ümit Polat'a sorduğum soru; ağaç alımlarını çünkü söküm aldığımız için, ağaçların büyüme faaliyetlerini dondurduğu teknik tabir ile 'vejetasyon dönemi' dışındaki dönemde alırız. Çünkü söküm alırız; bütün sektörde de böyledir, hem Türkiye'de hem dünyada da böyledir. Zamanı kış aylarıdır; ağaç kendi faaliyetini durdurur, uyku moduna geçer. Onu sökersiniz, alırsınız, getirirsiniz; sonrasında saksılarsınız. Bahar geldiğinde, hava sıcaklığı ısındığında tekrar faaliyetine başlar.Yani bahsettiği 25 milyonluk alacağın yaklaşık 22 milyonluk kısmı zaten Mart ayında, 2024’ün Mart ayında gerçekleşiyor. Alacaklarını tahsil edememesi veya alacaklarının ödenmesinde herhangi bir gecikme söz konusu değil. MASAK raporuna göre yaklaşık yirmi beş milyonluk alacağı da geçmişteki ortalama ödeme vadesi olan üç dört aylık süre içerisinde nakit ve çek olarak Eylül 2024 döneminde zaten ödenmiş. Yani Nisan'ı baz alırsanız Eylül'e kadar ortalamayı alırsanız üç dört aylık bir vade oluşuyor. Yani sekiz on ay vadeleri yokken, özellikle kendisine erken yapılmış bir ödeme olmadığı gibi ödemelerinde herhangi bir gecikme de söz konusu değildir. Kaldı ki Kadir Gümüş'ün Ağaç AŞ ile çalışması az önce ifade ettim, benim zamanımda başlamadı. Evet tanıyorum, hemşehrimdir; görüşürüz ama burada da böyle bir iftirayla karşı karşıyayız.Bir mukayese yaptım az önce ifade ettiğim gibi; bu firmalar 2014 ile 2019 tarihleri arasında, yani bizden önceki yönetim döneminde Ortadoğu, Büyük Çamlıca ve Bitki Dünyası... Orada iki şirketiyle Ağaç AŞ'den toplam yüz on dokuz nokta iki milyon TL'lik iş almış. 01.01.2014 ile 31.03.2019 tarih aralığında Ağaç AŞ'nin toplam cirosu iki nokta sekiz milyar TL. Oranladığınız zaman Büyük Çamlıca ve Bitki Dünyası, o grubun Ağaç AŞ bütçesi içerisinden yüzde dört nokta bir pay almıştır. Benim dönemimde ise Kadir Gümüş'ün sahip olduğu Büyük Çamlıca, Bitki Dünyası ve Anatolia Fidancılık. Bizim dönemimizde kurulan bir şirketi var. Toplam dört yüz altmış yedi nokta dokuz milyonluk ticari hacim ilişkimiz olmuş. Bu aralıkta Ağaç AŞ'nin bütçesi on beş buçuk milyar TL. Oranladığınız zaman bizim dönemimizde yüzde üç nokta sıfır bir oranında bir pay almışlar. Hem de orada uçmuşlar.Bu durumu teknik bir dille şöyle açıklayabilirim: 2020 yılından sonra, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) alt mevzuatında yapılan değişiklikler ve park-bahçe yeşil alan bakımlarının artık transfer edilemeyecek hale getirilmesi gibi süreçler nedeniyle bütçe içindeki maliyetlerimiz ve birim maliyetlerimiz artmıştır. Ayrıca işçilik giderleri bütçede çok önemli bir seviyeye ulaşmıştır. Bütçenin toplam hacmi yükseldiği için de diğer kalemlerin oranı nispeten düşük görünmektedir; ancak aslında yönetim anlayışımız aynı düzende devam etmiştir. Özetle, bizden önceki yönetimde süreç nasıl işlediyse bizde de benzer şartlarda devam etmiş; hiçbir çalışan işinden ayrılmadığı gibi kimseye zorluk da çıkarılmamıştır.Hüsnü Yüksel konusuna gelirsek; kendisinin de ifade ettiği gibi aynı fakülteden mezun olduğumuz doğrudur. Benden yaklaşık sekiz yıl sonra mezun olmuştur. Aynı sektörde ve aynı fakülteden olmamız sebebiyle meslek camiası ve çalışma hayatı içerisinde bir tanışıklığımız mevcuttur. Ancak şunu vurgulamalıyım: Benim Kadir Gümüş ile samimiyetim ne düzeydeyse, Hüsnü Yüksel ile de o düzeydedir.
Ağaç AŞ Genel Müdürlüğü, Alibeyköy’de yaklaşık 220 dönümlük devasa bir alan üzerindedir. İçerisinde pek çok farklı birim ve yapı barınmaktadır. Göreve geldiğimde, önceki dönemden kalan yoğunluğu ve oluşabilecek dedikoduları, müteahhit trafiği gibi, engellemek adına genel müdür odasını alt kata taşıdık. Yerleşkemizde Türkiye’nin en büyük Bahçe Market’i bulunmaktadır ve burası halka açıktır. Sadece bu market nedeniyle fidanlığımıza günde 1.500-2.000 kişi girip çıkmaktadır. Ayrıca teknik personel binalarımız, depolarımız, laboratuvarlarımız ve yemekhanemiz mevcuttur. Günde yüzlerce insanın girip çıktığı, Bahçe Market dolayısıyla binlerce kişinin uğradığı bir yerde, herhangi birinin HTS kaydının benimle veya birimlerimizle çakışması son derece doğaldır. Her gelen illa bana gelmez; ilgili birimlere giderler. Ancak bizim kapımız derviş kapısı gibidir; fırsat bulup yanımıza gelen hiçbir vatandaşı veya iş ortağını da geri çevirmeyiz.Ensar Güney de "2022 yılında 2019 döneminden kalma alacaklarım vardı" diyor. 2023 yılında kendisini görüşmeye çağırdığımı ve 40 milyon TL'lik alacağının ödenmesine karşılık çekler verdiğimi, bu çekleri tahsis ettiğini beyan ediyor. Öncelikle 2019 öncesinden alacakların bulunduğu ve bu alacakların bizim dönemimizde ödendiği doğru. Yani bunu hatırlıyorum. İfadeyi okuduktan sonra kontrol ettim; ama 40 milyon değildi. Daha azdı ve devam etti, 40 milyona kadar ulaşmış olabilir. Tam rakamı hatırlamıyorum. Ancak ödemelerin sanki üç yıl sonra yapıldığı şeklinde anlaşılan beyanı doğru değil. Ağaç AŞ'nin Finansal müsaitliğe göre göreve geldiğimiz tarihten itibaren ödemeleri yapılmaya başlanmış. 2021 yılı sonuna kadar Ensar Güney, Güney Çiçekçilik, Enese Botanik olmak üzere toplamda yaklaşık 37 milyon ödeme yapılmış. Süreç içerisinde Ağaç A.Ş ile çalışmaya devam etmesi sebebiyle oluşan alacakları, 2022-2023 yıllarında oluşan alacak carisine dairdir. Çeklerin Ensar Güney'e teslim edildiği tarih ise 30.03.2023 tarihidir. Yani tam da savcılığın, eşimin milletvekili aday adaylığı sebebiyle benim liste oluşturup tedarikçilerden para talep ettiğimi iddia ettiği dönemdir. Ensar Güney’in, 37 milyon TL'lik ödeme için benim kendisinden herhangi bir talebim olduğu yönünde bir iddiasında değil. Bu durum şahsın diğer firması olan Güney Süs Bitkileri firmasında yapılan ödemeler için de geçerlidir.Diğer yandan iddianamenin temel kurgularından bir diğeri de 2024 yerel seçimlerini finanse etmek için rüşvet alındığı iddiasıdır. İddiaya konu çeklerin teslimi 2025 yılı Şubat ayı, savcılığın "seçim için rüşvet alındığı" iddiası bu dosyada tarih itibarıyla zaten çürümektedir. İddianamenin tutarsızlığını birazdan rakamlarla da izah edeceğim. Burada gizli tanık Gürgen, Ümit Polat ve Murat Or ve Evren Şirolu’nun bu olayla ilgili iddiaları var; onlara cevap vereceğim. Gizli tanık Gürgen eylem 124 kapsamında beyanları geniş zaman kipiyle uydurulmuş olup ayrıca cevaplamaya değmez bir iftiradan ibarettir. Ancak iddianamede Gürgen'in, "Hangi şahıstan ne kadar para talep edileceğine ilişkin listeyi bizzat gördüm. Hatırladığım kadarıyla bu listede Ensar Güney, Enese Botanik gibi firmaların isimleri yer alıyordu" şeklindeki ifadesi görgüye dayalı anlatım olarak sunulmuş. Bu iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum.Ayrıca iddianame 2024 seçimleri üzerinde dururken, gizli tanık Gürgen 2023 seçimleri öncesi bir listeden bahsediyor. Bu çelişkiye de değinmek isterim. Listenin hangi seçimler için hazırlanıldığı hususunda beyanlar arasında tutarsızlık olduğunu az önce de ifade ettim. Bu çelişki giderilmeden önümüze geldiği ortada. Ortada hiçbir delil, belge veya somut bir şey yok ama biz bununla suçlanabiliyoruz ve bu şahit ya da tanık olarak kabul edilebiliyor. Gürgen'in beyanı görgüye dayalı değil. Eğer bir beyan sırf "gördüm" demekle görgüye dayalı kabul ediliyorsa, yargılama yalancı şahitlerin insafına kalmış demektir. 2023 seçimleri öncesi hazırlandığı iddia edilen bir liste, sonra Ümit Polat'ın beyanlarında 2024 seçimleri olarak revize ediliyor. Ümit Polat'ın her eylem dosyası için kullanmaya uygun beyanları bulunuyor. Bu dosyada da "para isteyen yukarısı", "para istenecek firmalar listesi", "yüzde on komisyon talebi" gibi iftiraları var. Bunları daha önce cevaplandırdığım için tekrar etmiyorum.
Bunun ötesinde ne kendisiyle ne de Kadir Bey ile bir ticari ilişkim olmamıştır. Sadece insani bir selamımız vardır; 2019 öncesi süreçte zaman zaman birbirimizin iş yerlerine gider gelirdik. Ne bu şahıslarla ne de bir başkasıyla özel, usulsüz bir samimiyetim yoktur. Kadir Gümüş, hem ödemelerini alamadığını hem de iş yapmaya devam ettiğini söylüyor; bu oldukça garip bir durumdur. Bu tedarikçiler öyle hikayeler anlatmışlar ki hayretler içindeyim. Kar marjlarının %10-%15 olduğunu, bizim de bunun %10’unu istediğimizi iddia ediyorlar. Eğer bu kadar mağdurlarsa, ne hikmetse sürekli bizimle iş yapmaya devam etmişler. Sanki İstanbul’u veya belediyeyi çok sevdikleri için hayırlarına iş yapıyorlar gibi bir tablo çiziliyor.Ticaret hacminin artırılması veya ödemelerin yapılması karşılığında %10 komisyon aldığım iddiası tamamen dedikodudan ibarettir. Kadir Gümüş, bu yüzden somut ayrıntı veremiyor ve yuvarlak ifadelerle konuşuyor. Sadece 2024 yılı içinde bir gün benimle görüştüğünü ve kendisinden 37.500 dolar istediğimi öne sürüyor; ancak görüşme tarihini bile net söyleyemiyor. İfadelerindeki rüşvet miktarı ve ödeme sayıları da çelişkilidir: 29.05.2025 tarihli beyanında iki ödeme yapıldığını söylerken, 25.06.2025 tarihinde bu ödemelere 15.000 dolar daha ilave ediyor. Dönemimizdeki iş hacmi yaklaşık 500 milyon TL olan birinin, benden 37.500 dolar (yaklaşık 1 milyon TL) rüşvet istediğimi söylemesi mantık dışıdır. Bu rakam, iddia edilen %10'luk oranın ellide birine bile denk gelmemektedir. Kendi içinde çelişen ve iddianamedeki kurguyla örtüşmeyen bu iddialar tamamen iftiradır. Üstelik Kadir Gümüş’ün iş yeri benim güzergahım üzerindedir; akşam dönüşlerinde veya sabah gidişlerimde ekiplerimizi ziyaret ederken uğrayıp bir çayını içebilecek kadar doğrudan iletişimim olan biridir. Eğer böyle bir talebim olsaydı bunu Hüsnü üzerinden değil, doğrudan kendisine iletebilirdim.Anlaşılan bir gizli tanık yeterli görülmemiş, yanına 'Mimoza' kod adlı bir başkası daha eklenmiş. Mimoza'nın ifadeleri doğrudan benimle ilgili olmasa da cevap vermek isterim: Başka firmalarla teklif verdirildiği ve ihalelerin Ümit Polat vasıtasıyla organize edildiği iddialarının benimle hiçbir ilgisi yoktur ve gerçeklik payı bulunmamaktadır. Genel Müdür olduğum süre boyunca tüm satın alma işlemleri mevzuata uygun yapılmıştır. Tüm işlemlerimiz; Sayıştay denetiminden, mülkiye ve ticaret müfettişliği denetimlerinden, İBB’nin iç denetimlerinden geçmiştir. Biz, tüm satın alma ve ödeme süreçlerini sistem içerisinde raporlayan kurumsal bir yapıya sahibiz. Bu raporlar sadece bende kalmamakta, İBB İştirakler Müdürlüğü ve ilgili mali birimlere düzenli olarak sunulmaktadır.SAVUNMANIN 3. BÖLÜMÜ:ALİ SUKAS 18.03.26 SAVUNMASI ÜÇÜNCÜ BÖLÜMŞimdi burada Ümit Polat'ın bu eylemle ilgili beyanları var. Ümit, 11.01.2025’te alınan ifadesinde, özetle… Başkanım, birçok şey tekrara giriyor farkındayım ama iddianamenin sistematiği bu şekilde olduğu için orada da tanık beyanları gizli tanık beyanları paragrafları şeklinde her bir iddia mesela içine konulduğu için ben de mecburen aynı sistematikte gidiyorum. Özür diliyorum. Yani başka türlü çünkü savunma yapma, teknik olarak başka bir savunma yapma şansım olmadığı için bu şekilde gitmek zorundayım. Ümit, az önce bahsettiğim 11.07.2025 tarihinde alınan ifadesinde, özetle, Ağaç A.Ş.’den aylık iş alan şahısların hangi alanda ne kadarlık iş yaptığını listeleyeyim bana verdiğini, kişilerin almış olduğu işin yüzde 10 oranına denk gelecek bir meblağ talep etmek için bu listelerin üzerine notlar aldığımı, yukarıdan para istiyorlar, bunu firmalardan toplayıp vermememiz lazım dediğimi, hatta bir keresinde para isteyen kişinin Fatih Keleş olduğunu söylediğimi iddia ediyor. Akabinde de bu firma sahiplerinin hepsinin ara sıra kendisine gelip dert yanarak benim kendilerinden para istediğimi, kendilerinin de bu paraları bana teslim ettiklerini söylüyor. Ancak benim şahsen para istediğim ya da bu şahıslara para teslim ettiğimi görmediğini söylüyor.
Murat Or'a gelince; Murat Or gerçekleri dedikoduyla iç içe geçirerek anlatıyor. Beyanlarıyla ilgili teknik yazım hataları olduğunu söyledi, onu bilemiyorum; ben ilk ifadesine göre savunmamı hazırlamıştım. Satın alma müdürünün genel müdürün odasına sık sık gitmesinden kendince bir şey ima ediyor mu etmiyor mu bilmiyorum "Müteahhitlerden para istediğini anlatmak istedi" diyerek niyet okuyor. Eğer Ümit söylüyorsa, Ümit her yerde söylüyor. O kadar arsızlaşmış veya kendine güveniyor ki benim özel kalemime gelip bunu söyleyebiliyor. Murat'ın beyanlarında tek doğru söz "Ben görev yaptığım süreç boyunca Ali Sukas'a birilerinin para verdiğine gözümle şahit olmasam da..." diyor. Murat'ın diğer söyledikleri, aleyhime söz bulamamanın baskısı altında uydurduğu şeylerdir. Sebebinin de bilmiyorum. 5 buçuk yıl benimle en mahrem alanımda duracaksın bu kadar iddia var hiçbir şeye şahit olmamış olacaksın. Farz edelim böyle bir suç örgütü içinde yer alacak olsam; özel kalemimin siyasi düşüncesini biliyorum. Çok temiz ahlaklıdır. Oğlum mesafesindedir. Asistanım aynı. Çaycımı ben emekli ettim. Ben gitmeden emekli ettim onu. Ben gitmeden göndereceğim ve 'eski genel müdür' lafını söyletmeyeceğim diye takıldığım biridir. Çaycılarımı, şoförümü değiştirmedim. Ben geri zekalı mıyım? Aptal mıyım? Böyle işler içine gireceğim para ilişkilerine gireceğim ama o kadroyu orada tutacağım!Savcılık, Evren Şirolu ve Ümit Polat, sohbetleri esnasında burada iş yapan bütün firmalardan para talep edildiğinden bahsederler. Aynı hikayeyi yine Ümit birtakım tezviratlar yapıyor; bunları da Evren Şirolu’na anlatıyor. Sanırım o dönemlerde sık görüştükleri için bu kadar rahat konuşmuşlar. Yani bu söylentiler zaten benim de ifade etmeye çalıştığım o Ümit Polat’ın 2024 yılının ikinci altı ayından itibaren benim Satın Alma Müdürlüğü’nü yaptığım iş ve işlemlere yönelik; ve şirketle çalışan tedarikçilerle, kurum çalışanları, bu sadece Ümit Polat için değil, bu Fatih Yağcı için de aynı şey geçerli, diğerlerini uyardıklarım var. Uyarımı dikkate alanlar var, kulak arkası yapanlar var. Yani biz profesyonel çalışıyoruz. Kendimle ilgili söylediğim cümle şudur arkadaşlara: 'Bakın kendim de benim yanımda birini görebilirsiniz, çok samimi gibi görüntü oluşabilir ama asla benim babamın oğlu dahi olsa prosedürler neyse, prosesler neyse bunu uygulayacaksınız. Ben size göndersem de yanımda görseniz de birileri benim adımı kullanmak isteyebilir, benimle fotoğraf vermek isteyebilir. Ama siz asla burada özel bir ilişki varmış gibi algılayıp gaflete düşmeyin. Herkese aynı objektiflikte...' Hatta bu örneği çok vermişimdir: 'Bir ihtiyacınız var, kıyafet alacaksınız. Alışveriş merkezine gidersiniz; nereye bakarsınız? Vitrinlere bakarsınız, cebinize bakarsınız. Cebinizle vitrin ve ihtiyacınız uyumluysa o mağazaya girersiniz, ihtiyacınızı giderirsiniz. O mağazanın sahibi kimdir, şudur budur diye bakmazsınız.' Bizim de satın almalardaki bakış açımız buydu ve bu şekilde işletmeye çalıştık.İddianamede yer alan diğer iddialara karşı da sözlerimi ifade edeceğim. Şimdi iddianamede savcılık; şüpheli Ensar Güney’in sahibi olduğu Güney Süs Bitkileri ve Ensar Güney EGS Süs Bitkileri isimli şirketleri üzerinden şüpheli Ali Sukas’ın göreve gelmesinin akabinde verdiği rüşvetler neticesinde düzenli olarak iş aldığı anlaşılmıştır Savcının bu söylediği kişi, az önce izah ettiğim, bana karşı iddialarda bulunan kişi Ensar Güney. Ama savcı böyle yorumlamış.Bu kapsamda ‘Ağaç AŞ isimli iştirak şirketinde şüpheli Ali Sukas’ın göreve gelmesinin akabinde yapılan ihalelere ilişkin liste temin edilmiştir. Liste temin edilmiştir; dosya kapsamında mevcut 28.10.2025 tarihli araştırma tutanağından da anlaşılacağı üzere Güney Süs Bitkileri isimli firmanın 2019 yılından 2025 yılına kadarki süreç içerisinde Ağaç AŞ’den toplamda 181 adet, Ensar Güney EGS Süs Bitkileri isimli firmanın ise 18 adet ihale kazandığı anlaşılmıştır.Ayrıca yine 28.10.25 tarihli araştırma tutanağından anlaşılacağı üzere Enese Botanik Süs Bitkileri isimli firmanın şüpheli Ensar Güney tarafından kurulduğu; 24.06.2016 tarihinden itibaren ortağı ve yöneticisi olan Rıfat Enes Erdinç’in 2003-2013 yılları arasında şüpheli Ensar Güney’in yanında ve şirketinde çalışma kaydı olduğu; Rıfat Enes Erdinç’in babası olan Vasıf Erdinç’in şüpheli Ensar Güney’in sahibi olduğu Güney Süs Bitkileri isimli firmada 2005-2015 tarihleri arasında ortaklık ve yöneticilik kaydı olduğu tespit edilmiştir. Bu firma üzerinden de toplamda 136 adet ihale kazanıldığı gibi her üç firmanın kendi aralarında ortak olarak katıldıkları ihaleler de mevcuttur. Dolayısıyla şüpheli Ensar Güney’in hem kendisine ait olan firmalar üzerinden hem de daha önce grupta çalışanlara devrettiği şahıslara ait şirketler üzerinden Ağaç AŞ isimli iştirak şirketinden ciddi miktarlarda işler almıştır’ şeklinde tespitte bulunulmuş.Söz konusu iddiaları ben asla kabul etmiyorum. Güney Süs Bitkileri, Ensar Güney, Enese Botanik benim genel müdür olduğum dönemden önce, eski yönetim döneminde de düzenli olarak Ağaç AŞ’den iş almışlar zaten. Bunu baştan da söylemiştim. Bu şirketlerin aldığı işlerin benim göreve gelmem ile hiçbir alakası yok. Artışlarıyla da ilgili varsa bilmiyorum ama biraz sonra rakamları ifade edeceğim, şu an tam aklımda değil. Yani benimle ilişkili başlayan bir ticaret yok, öncesi var, benim zamanımda devam etmiş; biz ayrımcılık yapmamışız, önceki yeni falan dememişiz. Şimdi burada rakamlar şöyle: Güney Süs Bitkileri, 2014-2019 tarihleri arasında Toplam 585 ihale alıyor. Bu ihalelerin toplam bedeli 145.6 milyon TL. Ve bu dönemde Ağaç AŞ’nin işlerinin %5.16’lık kısmını almış. 2019-2025 tarihleri arasında, benim dönemim, 272 ihale almış ve bu ihalelerin toplam bedeli 212.4 milyon TL. Bunu oranladığımızda da bu da Ağaç AŞ’nin bütçesi içerisinde %1.37’lik bir pay oluşturuyor. Yani %5.16’dan %1.37’ye düşmüş. Yani savcının iddianamesi ve iddiası ile tam zıt bir durum.Ensar Güney Firması, 2014-2019 tarihleri arasında, toplam 304 ihale almış. Bu ihalelerin toplam bedeli 25.2 milyon TL. Bu dönemde Ağaç AŞ’nin işlerinin binde 89 kısmını almış.
Şimdi hangisi?Ağaç A.Ş’de az önce ifade ettim. Biz sadece tedarikçilerin carileriyle ilgili bir tablo düzenleriz günlük güncellenir. Bu bende olur, mali işler müdüründe olur, mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcında olur. Aynı listeyi takip ederiz. Onun dışında başka bir liste oluşturmayız, artı yine ifade ettiğim gibi Ümit Polat'ın hangi firmaların aylık ne kadar iş yaptığıyla ilgili bana bile size getirmesine gerek yok veya getirdiyse o. Benim ondan yani gizleyeceğim ne olabilir? O listeyi ona niye bakmayayım? Hem oranı da biliyor zaten. Yani benim elimdeki eğer bir şey yazıyorsam ona bakmasına gerek yok. Zaten herkese yüzde on yapıştırıyoruz ya.Satın alma müdürüne benimle ilgili rüşvet suçlamasıyla dert yandıkları iddia külliyen yalan.
Şimdi eşyanın tabiatına aykırı bir durum var. Hangi tedarikçi çalıştığı kurumun genel müdürünü satın alma müdürüne şikayet edebilir? Diyelim farz edelim öyle bir şey var. Yani bir. Tedarikçi bundan endişe etmez mi? İki satın alma müdürü böyle bir şeyi tedarikçiyle konuşup, yani tedarikçi ona nasıl güvenebilecek? Veya eğer böyle bir şey varsa bizim insan kaynakları prosedürlerimize göre bu işten atılma sebebidir aynı zamanda.Yani sizin üst yönetiminiz, amiriniz adına birisi gelecek. Onunla ilgili birtakım şeyler söyleyecek ve siz bunu gizleyeceksiniz. Eğer Ümit'e böyle birisi gelip bunu söylediyse Ümit'in gelip ‘Genel müdürüm şu şahıs şu tedarikçi geldi. Şöyle şöyle bir konu var. Bundan bahsetti. Bilginiz olsun’ demesi lazım. Veya orada bir tutanak tutar odasında. Yani dediğim gibi iddialar hayatın olağan akışıyla izah edilemeyecek saçmalıkta ve iftira mahiyetinde beyanlar. Bu dosyanın kurgusunda, eylemleri Sayın İmamoğlu'na bağlamak için inşa edilen yol ben, Ertan Yıldız ve Fatih Keleş'ten geçmekte. Önce bana, benim üstümden Ertan Yıldız'la Fatih Keleş'e bağlanarak, oradan da Sayın Ekrem İmamoğlu'na ulaştırmak, bir hat kurmak. Bu sebeple benim suçlandığım eylemlerde de aynı yöntem uygulanmakta. Ümit'in önüne Ertan Yıldız ismi konsaydı, Ertan Yıldız diyecekti. Öyle olmuştu. Ümit'in önüne Fatih Keleş ismi konuyor. O da Fatih Keleş diyor. Ki Fatih Keleş'in iştiraklarle bir alakası yok. O anlamda hiçbir rolü yok. Bizim de belki 5-5,5 yılı yani dört, beş defa temasımız olmuştu. Belki toplantılarla karşılaşmışızdır. Yani bir hatırladığım 2019’un sonu ya da 2020’nin başında Ertan Yıldız'la, Fatih Beyle hiç tanışmıyorduk. Hayırlı olsun ziyaretleri vardı. Onun dışında Bakırköy ek binaya gittiğimizde. Ya Ertan Bey'in odasında karşılaştırdık ya da orada bir başkasının odasında denk gelirse karşılaşırdık.Yine şüpheli Ümit Polat'ın 03.09.2025 tarihinde alınan ifadesinde ve şöyle diyor: Hangi firmaların teklif alınacağını ve işin hangi firmada kalacağını belirlediğime ve firma sahibinin hak edişi yapılmasına müteakip tüm alımlardan kendi komisyonumu aldığımı, bu hususta da ilgili müteahhitlerin gelip kendisine konuyu aktarmaları dolayısıyla bildiğini izah etmektedir. Hem talimatlar veriyorum ama aynı zamanda firmalar geliyor ona. Onun bildiği şeyi söylüyorlar. Yani bunun da hiçbir delili yok. Duyumdan ibaret olduğu söylenen bu iddiaya Başkanım ben cevap bile vermek istemiyorum. Bu eylemde Ensar Güney'in beyanları var. Onları da hızlıca cevap vereceğim. Birinci iddiası; 23.07. 2025 tarihinde alınan ifadesinde, özetle, Büyük Çamlıca Fidanlık isimli firmayla da ortak olduğu yönünde bir duyumum olmasa da fidanlıktaki işlerin bir kısmının da bilerek bu firmaya yaptırdığım, büyük miktar alımları genelde Kadir Gümüş’ün firması üzerinden almayı tercih ettiğim iddia edilmiştir. Az önce izah ettiğimiz üzere Kadir Gümüş iki bin on dokuz öncesinde Ağaç A.Ş işlerinin yüzde 4,21’lik kısmını alıyor. Yani 2014-2019’da 5 yıllık dönemde. Bizim dönemimizde, yine aynı sürede yüzde 3,1 kısmını almıştır. Yani toplamda izah eden kişinin iş hacmi, bizim dönemimizde yaklaşık yüzde 30 düşüyor zaten.Özetle; Ümit Polat’ın, Ensar Güney'in beyanlarının gizli tanık beyanlarından bir farkı yok. Geniş zaman kipiyle aydınlattıklarını bunlar söylüyorlardı. Duydum, düşünüyorum, adı çıktı gibi ifadelerle anlatmışlar. Beyanların hiçbirinde delil. Belirli bir tarih, miktar, para teslimi, banka kaydı, yazılı talimat veya doğrudan görgüye dayalı açıklama yoktur. Ensar Güney, Büyük Çamlıca firmasıyla ortak olduğumu duyduğunu söylemektedir. Bu söylentiye göre. Ortak olduğum bir firmadan ben rüşvet alıyorum. Ümit Polat'ın yüzde on komisyonuyla ilgili iftirası dosyanın bazı sanıkları tarafından tekrar edilerek iddianameyle önüme getirilmiştir. Ümit Polat'ın iftiraları değişik kişiler tarafından dosyama konulmuştur. Üzerime atfolunan suçu işlemedim. İddiaların tümünü reddediyorum.Eylem 124, Ensar Güney. Ensar Güney, beyanında özetle; Ümit Polat aracılığıyla 100 milyon TL'lik işin karşılığı olarak 2024 yılının Eylül ya da Ekim ayında yaklaşık olarak 10 milyon TL civarında bir para istediğimi, o tarihte 1 milyon 700 bin TL karşılığı olan 35 bin Euro'yu makamımda bana teslim ettiğini, parayı alınca kendisine 'Kasım, Aralık ya da Ocak ayında sana sağlam para göndereceğim' dediğimi; 2025 yılının Şubat ayında kendisini cep telefonundan arayarak Ağaç AŞ'ye davet ettiğimi, bunun üzerine önceden verdiği paranın az olduğunu düşünerek yanında getirdiği 15 bin Dolar'ı da bana verdiğini, parayı aldıktan sonra kendisine Mayıs-Kasım aylarını kapsayan 7 adet çek verdiğimi söylemektedir. İddiası bu.Hakkımda beyanda bulunan tedarikçilerin tamamının anlatımlarının, Ümit Polat'ın iddialarına dayandığı görülmektedir. Nitekim dosya kapsamında dile getirilen %10 komisyon söyleminin kaynağı da yine aynı kişidir. Ancak söz konusu iddiayı ileri sürenlerin hiçbiri, %10 oranında komisyon ödendiğine ilişkin somut, doğrulanabilir ve belgeye dayalı herhangi bir bilgi sunamamıştır.Ensar Güney, 100 milyon TL tutarlı bir iş karşılığında tarafımdan 10 milyon TL komisyon talep edildiğini, aksi halde kendisine ödeme yapılmayacağının bildirildiğini iddia etmektedir; ancak kendi beyanları dahi bu iddiayla çelişmektedir. Zira Ensar'ın iddiasına göre tarafıma yaklaşık 35 bin Euro ve akabinde 15 bin Dolar ödeyerek 100 milyonluk alacağını alabilmiştir. Gerçekten %10 oranında bir komisyon talep edilmiş olsaydı, 10 milyon TL'nin belirtilen tarihteki karşılığı olan 277 bin Euro ile gelmesi gerekirdi. Bir başka ifadeyle kendi anlatımına göre %10 değil, yaklaşık %2 oranında bir ödeme yaparak alacağını tahsil etmiş görünmektedir. Bu durum iddiasının kendi içinde tutarsız olduğunu ve bana iftira attığını açıkça ortaya koymaktadır. Ensar Güney, Ekim 2024 tarihinde 35 bin Euro'nun yaklaşık 1 milyon 700 bin TL'ye karşılık geldiğini ileri sürmektedir. Oysa Ekim 2024 döviz kuru esas alındığında, 1 milyon 700 bin TL ile yaklaşık 46 bin Euro satın alınabilmektedir.
Daha önce de şunu da söyledim. Biz o sözleşmeye, taahhüt ettiğimiz sözleşmeye, imza attığımız sözleşmeye bağlıyız. Onun yerine getirmek zorundayız. O ürün isteniyor, onu tedarik ediyoruz. En uygun şekilde tedarik edip İBB'ye teslim ediyoruz zaten bizim İBB'ye satış fiyatlarımız önceden belli olduğu için biz o fiyatın altında zaten almak zorundayız. Satacağımız fiyat belli, alacağımız fiyatı onun altında olmak zorunda zaten. Süreçleri buna göre yürütürüz.Çağlayan Tarımdan tedarik ettiğimiz gübrenin tahmini yüzde seksen fazlası az önce arz ettiğim gibi Park Bahçelere, bitkisel materyalimiz dosyası kapsamında olur. Bir de bizim bahçe marketlerde onun farklı ürünleri vardır. Aynı firmadan bazı marketlerden müşteri memnuniyetini izleyerek ürünler alırız. Orada da satışlar olur. Alaaddin Vardar'ın iddiasına gelirsem; öncelikle 2023 yılı sonunda Çağlayan Tarım Şirketi'ne olan borcumuz iddia edildiği gibi yaklaşık 94 milyon değil, 31.12.2023 tarihi itibariyle, Çağlayan Tarım 34,9 milyon. Ve bu borcun 25,1 milyonu, 20.12.2023 tarihlidir. Fatura numarası da var o dosyada olacaktır. Yani doksan dört milyon filan yok ortada. Kaldı ki Alaaddin Vardar da Ağaç A.Ş ile daha önceden beri çalışıyor. Burada madenlerle ilgili bir mukayese yaptım. 2014-19 yılları arasında Ağaç A.Ş’den ortalama vadesi 57 gün Alaaddin Vardar’ın. Bizim dönemimizde ise 68 gün. Yani 11 gün fark var. Biz daha geç ödeme yapabiliyoruz. Ki bunlar ithal olduğu için, döviz riskinden dolayı biraz daha erken ödeme yapmaya gayret ettiğimiz firmalar.Çağlayan Tarım, 2020 yılında yaklaşık 20 milyon, 2021 yılında 21 milyon, 2022’de 36, 2023’te 94, 2024’te 96, 2025 yılında 100 milyon ödeme yapılmış. Buradaki hacim, miktar onu satın aldığımız gübre miktarı, bu bizim belirlediğimiz, bizim programladığımız bir şey değil. Bu tamamen Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Daire Başkanlığı’nın talep ettiği yani ihale borsasının içinde olan miktarlardır. Biz ona göre buradan alım yaparız veya başka firmalardan. Ümit’in verdiğini söylediği 39 bin Amerikan doları ile ise benim hiçbir bilgim yok. Ümit'i oraya ben göndermedim. Bir de sanırım Tamer’in ifadesine vardı. İşte Ümit'e ‘Ağaç A.Ş’ye ait bir arabayla geldi’ diyor. Şimdi Sayın Başkanım, bizde yöneticilere araç tahsis edilir ve süresizdir. Göreve tahsis edilir bu. O görevde olduğu sürece tahsis edilen araç klasmanı vardır. Müdürlere tahsis edilen, bizden önceki dönemden gelen gelenek olarak uygulanan bir yöntemdir. Ve idari görevi olan arkadaşların hepsinde yedi yirmi dört onun kullanımında olan araçlar vardır. Dolayısıyla hem Tamer’e gidişindeki, işte oralı sanki ben bir araç görevlendirmişim gibi, sen git filan yere oradan şunu alacaksın gibi. Ne Ümit Şoför ne altındaki araba o işle ilgili tahsis edilmiş bir araç değildir. Günlük kullanımında olan yedi yirmi dört kendisinin istediği yere gittiği araçtır. Sadece son dönemimizde iki bin yirmi iki, iki bin yirmi üçten sonra özellikle tasarruf tedbirleriyle alakalı şehir dışında şirketin aracılığıyla girme konusunda bir şey değişiklik vardı. Şehir dışından çıkamıyorlardı. Onun dışında şehir içinde bir kısıtlama yok genel olarak uygulama.Şimdi 2024 yılı, tabii bizim için kritik Başkanım. Özellikle ikinci dönemi. Bu noktada Ümit Polat'ın da benden rahatsız olması, aleyhimde kırk kapıya gitmesinin aslında arka planında. Biraz önce ifade ettim. Ben satın alma süreçleriyle ilgili piyasa araştırması, firma tercihleri, firma çeşitliliğinin arttırılması veya belli firmada yoğunlaşmalar konusunda hem birtakım duyumlar alıyordum hem de dikkatimi çekiyordu. Onun dışında o konunun biraz daha üzerine gidince Ümit Bey rahatsız oldu. Bu noktada mesela Alaaddin'e de sorular sormuştum. Alaaddin o dönemde hiçbir şekilde yani şunu sordum; şirketten sizden herhangi bir şey talep eden var mı? Bir şey isteyen oluyor mu? Veya karşılıyor musunuz isteyeni gibi? Kesinlikle böyle bir şey yok. Hiçbirinden hiçbir şey, ufak tefek hediye işte görünen kravat falan filan gibi ifadesi aynen bu. Ama geliyor, tutuklanıyor. Tutuklandıktan sonra hem ona hem Ümit Polat'a rüşvet verdiğini söylüyor. Şimdi ben Ümit’in de günahını alamam. Şahit değilim. Ben göndermedim. Olup olmadığını bilmiyorum ama yaşadığımız süreç öyle ki kimin ne dediğine inanma şansımız yok. Doğru mu değil mi? Bilemiyoruz.Hani şey var hikayesi var. Böyle çok kısa anlatacağım. Köyünde bir suç işleniyor, Temel'i alıyorlar karakola. Ondan sonra eziyet etmeye, işkence ediyorlar. Temel’in en son canı yanıyor. Başlıyor kafasını duvara vurmaya: ‘Hatırlasana, hatırlasana!’ Bizim dostlar aynen bu şimdi ‘hatırlasana’ noktasındayız! Yani benim ne Alaattin'i ne başka firmaları ne de Ümit'i göndermişliğim var. Ya da herhangi bir kişiye 'Para talep edin, tamam alın, işte şu kadar verecek. Gelin, götürün. Alın, şuraya götürün veya bana getirin' gibi bir talebim hiçbir zaman olmadı. Ama bütün bu anlatımlarda zaman zaman tekrar ediyorum: Firmalar, Ümit Polat'a benim rüşvet aldığımı söylüyor. Ümit Polat, firmaların kendisine söylediğini söylüyor. Şimdi, fitnenin başı kim, aslında bu dava ortaya çıkacaktır Başkanım.Burada gizli tanık Gürgen'in iddiaları var. Onlara da cevaplarım olacak. Gürgen diyor ki; 'Eşimin 2023 milletvekili adaylığı döneminde eşime destek olmak için falan filan...' Bunu diğer eylemlerde de anlatmıştım Başkanım, burada da anlatabilirim. Yine aynı şey, aynı ifadeleri kullanacağım. Biri 2023’te mi, diğeri 2024’te mi? Hani buna bir karar verseydiler daha rahat olacaktı. Oluş biçimini anlatacağım. Neticede araç kiralama şirketinden 8-9 adet panelvan tarzı aracı, sanırım üç haftalığına o seçim döneminde kullandık. Bedelini önceden konuşmuş olmamıza rağmen, firma, o parayı benden almadı. Ne seçim öncesi ne de seçim sonrası defalarca IBAN ve hesap numarası istememe rağmen almadı. Neticede ben ödeyemedim. Bunu emniyette de söyledim, savcılıkta da söyledim.
Bunun dışında kendisinin ne Yalova merkezdeki ne de Altınova’daki mekanına gitmişliğim yoktur. Ancak kendisi sektörün büyük oyuncularından biridir; kamuya ve özele mal veren güçlü bir üreticidir.Ensar Güney, Ümit Polat’ın yılda iki kez, bayram dönemlerinde, ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere yardım kartı istediğini beyan etmiş. Bu konuyu genel olarak daha önce de açıklamıştım: Biz hiçbir tedarikçimize 'Şu kadar yardım kartı getireceksin, yoksa ödemeni keseriz' gibi bir zorlamada bulunmadık, bulunmayız. Biz sadece duyuru yaparız; bu bir hayır işidir, isteyen katılır isteyen katılmaz. Hatta şunu samimiyetle söyleyeyim: Farklı siyasi görüşlerden birçok firma sahibi bizzat bana gelerek, 'Başkanım, biz bu yardımı İBB üzerinden değil, sizin aracılığınızla ulaştırmak istiyoruz. Çevrenizde bildiğiniz ihtiyaç sahiplerine veya çalışanlarınıza siz dağıtın,' diyerek 20-30-50 adet kartı bana emanet etmiştir. Bu insani ve sosyal bir durumdur; eğer bu suçsa ve cezası idamsa, onu da başımızın üstüne kabul ederiz. Ümit Polat ile Ensar Güney’in Yalova’daki HTS kayıtlarının örtüşmesi konusuna gelince; Ümit Bey Yalova’ya çok sık giden birisidir. Kendisiyle sık görüştüklerini biliyorum, ancak ben bunu her zaman profesyonel bir 'üretici-tedarikçi görüşmesi' olarak değerlendirdim.Ağaç AŞ Genel Müdürlüğü, Alibeyköy’de yaklaşık 220 dönümlük devasa bir alan üzerindedir. İçerisinde pek çok farklı birim ve yapı barınmaktadır. Göreve geldiğimde, önceki dönemden kalan yoğunluğu ve oluşabilecek dedikoduları, müteahhit trafiği gibi, engellemek adına genel müdür odasını alt kata taşıdık. Yerleşkemizde Türkiye’nin en büyük Bahçe Market’i bulunmaktadır ve burası halka açıktır. Sadece bu market nedeniyle fidanlığımıza günde 1.500-2.000 kişi girip çıkmaktadır. Ayrıca teknik personel binalarımız, depolarımız, laboratuvarlarımız ve yemekhanemiz mevcuttur. Günde yüzlerce insanın girip çıktığı, Bahçe Market dolayısıyla binlerce kişinin uğradığı bir yerde, herhangi birinin HTS kaydının benimle veya birimlerimizle çakışması son derece doğaldır. Her gelen illa bana gelmez; ilgili birimlere giderler. Ancak bizim kapımız derviş kapısı gibidir; fırsat bulup yanımıza gelen hiçbir vatandaşı veya iş ortağını da geri çevirmeyiz.Ensar Güney de "2022 yılında 2019 döneminden kalma alacaklarım vardı" diyor. 2023 yılında kendisini görüşmeye çağırdığımı ve 40 milyon TL'lik alacağının ödenmesine karşılık çekler verdiğimi, bu çekleri tahsis ettiğini beyan ediyor. Öncelikle 2019 öncesinden alacakların bulunduğu ve bu alacakların bizim dönemimizde ödendiği doğru. Yani bunu hatırlıyorum. İfadeyi okuduktan sonra kontrol ettim; ama 40 milyon değildi. Daha azdı ve devam etti, 40 milyona kadar ulaşmış olabilir. Tam rakamı hatırlamıyorum. Ancak ödemelerin sanki üç yıl sonra yapıldığı şeklinde anlaşılan beyanı doğru değil. Ağaç AŞ'nin Finansal müsaitliğe göre göreve geldiğimiz tarihten itibaren ödemeleri yapılmaya başlanmış. 2021 yılı sonuna kadar Ensar Güney, Güney Çiçekçilik, Enese Botanik olmak üzere toplamda yaklaşık 37 milyon ödeme yapılmış. Süreç içerisinde Ağaç A.Ş ile çalışmaya devam etmesi sebebiyle oluşan alacakları, 2022-2023 yıllarında oluşan alacak carisine dairdir. Çeklerin Ensar Güney'e teslim edildiği tarih ise 30.03.2023 tarihidir. Yani tam da savcılığın, eşimin milletvekili aday adaylığı sebebiyle benim liste oluşturup tedarikçilerden para talep ettiğimi iddia ettiği dönemdir. Ensar Güney’in, 37 milyon TL'lik ödeme için benim kendisinden herhangi bir talebim olduğu yönünde bir iddiasında değil. Bu durum şahsın diğer firması olan Güney Süs Bitkileri firmasında yapılan ödemeler için de geçerlidir.Diğer yandan iddianamenin temel kurgularından bir diğeri de 2024 yerel seçimlerini finanse etmek için rüşvet alındığı iddiasıdır. İddiaya konu çeklerin teslimi 2025 yılı Şubat ayı, savcılığın "seçim için rüşvet alındığı" iddiası bu dosyada tarih itibarıyla zaten çürümektedir. İddianamenin tutarsızlığını birazdan rakamlarla da izah edeceğim.
Burada gizli tanık Gürgen, Ümit Polat ve Murat Or ve Evren Şirolu’nun bu olayla ilgili iddiaları var; onlara cevap vereceğim. Gizli tanık Gürgen eylem 124 kapsamında beyanları geniş zaman kipiyle uydurulmuş olup ayrıca cevaplamaya değmez bir iftiradan ibarettir. Ancak iddianamede Gürgen'in, "Hangi şahıstan ne kadar para talep edileceğine ilişkin listeyi bizzat gördüm. Hatırladığım kadarıyla bu listede Ensar Güney, Enese Botanik gibi firmaların isimleri yer alıyordu" şeklindeki ifadesi görgüye dayalı anlatım olarak sunulmuş. Bu iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum.Ayrıca iddianame 2024 seçimleri üzerinde dururken, gizli tanık Gürgen 2023 seçimleri öncesi bir listeden bahsediyor. Bu çelişkiye de değinmek isterim. Listenin hangi seçimler için hazırlanıldığı hususunda beyanlar arasında tutarsızlık olduğunu az önce de ifade ettim. Bu çelişki giderilmeden önümüze geldiği ortada. Ortada hiçbir delil, belge veya somut bir şey yok ama biz bununla suçlanabiliyoruz ve bu şahit ya da tanık olarak kabul edilebiliyor. Gürgen'in beyanı görgüye dayalı değil. Eğer bir beyan sırf "gördüm" demekle görgüye dayalı kabul ediliyorsa, yargılama yalancı şahitlerin insafına kalmış demektir. 2023 seçimleri öncesi hazırlandığı iddia edilen bir liste, sonra Ümit Polat'ın beyanlarında 2024 seçimleri olarak revize ediliyor. Ümit Polat'ın her eylem dosyası için kullanmaya uygun beyanları bulunuyor. Bu dosyada da "para isteyen yukarısı", "para istenecek firmalar listesi", "yüzde on komisyon talebi" gibi iftiraları var. Bunları daha önce cevaplandırdığım için tekrar etmiyorum.Murat Or'a gelince; Murat Or gerçekleri dedikoduyla iç içe geçirerek anlatıyor. Beyanlarıyla ilgili teknik yazım hataları olduğunu söyledi, onu bilemiyorum; ben ilk ifadesine göre savunmamı hazırlamıştım. Satın alma müdürünün genel müdürün odasına sık sık gitmesinden kendince bir şey ima ediyor mu etmiyor mu bilmiyorum "Müteahhitlerden para istediğini anlatmak istedi" diyerek niyet okuyor. Eğer Ümit söylüyorsa, Ümit her yerde söylüyor. O kadar arsızlaşmış veya kendine güveniyor ki benim özel kalemime gelip bunu söyleyebiliyor. Murat'ın beyanlarında tek doğru söz "Ben görev yaptığım süreç boyunca Ali Sukas'a birilerinin para verdiğine gözümle şahit olmasam da..." diyor. Murat'ın diğer söyledikleri, aleyhime söz bulamamanın baskısı altında uydurduğu şeylerdir. Sebebinin de bilmiyorum. 5 buçuk yıl benimle en mahrem alanımda duracaksın bu kadar iddia var hiçbir şeye şahit olmamış olacaksın. Farz edelim böyle bir suç örgütü içinde yer alacak olsam; özel kalemimin siyasi düşüncesini biliyorum. Çok temiz ahlaklıdır. Oğlum mesafesindedir. Asistanım aynı. Çaycımı ben emekli ettim. Ben gitmeden emekli ettim onu. Ben gitmeden göndereceğim ve 'eski genel müdür' lafını söyletmeyeceğim diye takıldığım biridir. Çaycılarımı, şoförümü değiştirmedim. Ben geri zekalı mıyım? Aptal mıyım? Böyle işler içine gireceğim para ilişkilerine gireceğim ama o kadroyu orada tutacağım!Savcılık, Evren Şirolu ve Ümit Polat, sohbetleri esnasında burada iş yapan bütün firmalardan para talep edildiğinden bahsederler. Aynı hikayeyi yine Ümit birtakım tezviratlar yapıyor; bunları da Evren Şirolu’na anlatıyor. Sanırım o dönemlerde sık görüştükleri için bu kadar rahat konuşmuşlar. Yani bu söylentiler zaten benim de ifade etmeye çalıştığım o Ümit Polat’ın 2024 yılının ikinci altı ayından itibaren benim Satın Alma Müdürlüğü’nü yaptığım iş ve işlemlere yönelik; ve şirketle çalışan tedarikçilerle, kurum çalışanları, bu sadece Ümit Polat için değil, bu Fatih Yağcı için de aynı şey geçerli, diğerlerini uyardıklarım var. Uyarımı dikkate alanlar var, kulak arkası yapanlar var. Yani biz profesyonel çalışıyoruz. Kendimle ilgili söylediğim cümle şudur arkadaşlara: 'Bakın kendim de benim yanımda birini görebilirsiniz, çok samimi gibi görüntü oluşabilir ama asla benim babamın oğlu dahi olsa prosedürler neyse, prosesler neyse bunu uygulayacaksınız. Ben size göndersem de yanımda görseniz de birileri benim adımı kullanmak isteyebilir, benimle fotoğraf vermek isteyebilir. Ama siz asla burada özel bir ilişki varmış gibi algılayıp gaflete düşmeyin. Herkese aynı objektiflikte...' Hatta bu örneği çok vermişimdir: 'Bir ihtiyacınız var, kıyafet alacaksınız. Alışveriş merkezine gidersiniz; nereye bakarsınız? Vitrinlere bakarsınız, cebinize bakarsınız. Cebinizle vitrin ve ihtiyacınız uyumluysa o mağazaya girersiniz, ihtiyacınızı giderirsiniz. O mağazanın sahibi kimdir, şudur budur diye bakmazsınız.' Bizim de satın almalardaki bakış açımız buydu ve bu şekilde işletmeye çalıştık.İddianamede yer alan diğer iddialara karşı da sözlerimi ifade edeceğim.
Şimdi iddianamede savcılık; şüpheli Ensar Güney’in sahibi olduğu Güney Süs Bitkileri ve Ensar Güney EGS Süs Bitkileri isimli şirketleri üzerinden şüpheli Ali Sukas’ın göreve gelmesinin akabinde verdiği rüşvetler neticesinde düzenli olarak iş aldığı anlaşılmıştır Savcının bu söylediği kişi, az önce izah ettiğim, bana karşı iddialarda bulunan kişi Ensar Güney. Ama savcı böyle yorumlamış.Bu kapsamda ‘Ağaç AŞ isimli iştirak şirketinde şüpheli Ali Sukas’ın göreve gelmesinin akabinde yapılan ihalelere ilişkin liste temin edilmiştir. Liste temin edilmiştir; dosya kapsamında mevcut 28.10.2025 tarihli araştırma tutanağından da anlaşılacağı üzere Güney Süs Bitkileri isimli firmanın 2019 yılından 2025 yılına kadarki süreç içerisinde Ağaç AŞ’den toplamda 181 adet, Ensar Güney EGS Süs Bitkileri isimli firmanın ise 18 adet ihale kazandığı anlaşılmıştır.Ayrıca yine 28.10.25 tarihli araştırma tutanağından anlaşılacağı üzere Enese Botanik Süs Bitkileri isimli firmanın şüpheli Ensar Güney tarafından kurulduğu; 24.06.2016 tarihinden itibaren ortağı ve yöneticisi olan Rıfat Enes Erdinç’in 2003-2013 yılları arasında şüpheli Ensar Güney’in yanında ve şirketinde çalışma kaydı olduğu; Rıfat Enes Erdinç’in babası olan Vasıf Erdinç’in şüpheli Ensar Güney’in sahibi olduğu Güney Süs Bitkileri isimli firmada 2005-2015 tarihleri arasında ortaklık ve yöneticilik kaydı olduğu tespit edilmiştir. Bu firma üzerinden de toplamda 136 adet ihale kazanıldığı gibi her üç firmanın kendi aralarında ortak olarak katıldıkları ihaleler de mevcuttur. Dolayısıyla şüpheli Ensar Güney’in hem kendisine ait olan firmalar üzerinden hem de daha önce grupta çalışanlara devrettiği şahıslara ait şirketler üzerinden Ağaç AŞ isimli iştirak şirketinden ciddi miktarlarda işler almıştır’ şeklinde tespitte bulunulmuş.Söz konusu iddiaları ben asla kabul etmiyorum. Güney Süs Bitkileri, Ensar Güney, Enese Botanik benim genel müdür olduğum dönemden önce, eski yönetim döneminde de düzenli olarak Ağaç AŞ’den iş almışlar zaten. Bunu baştan da söylemiştim. Bu şirketlerin aldığı işlerin benim göreve gelmem ile hiçbir alakası yok. Artışlarıyla da ilgili varsa bilmiyorum ama biraz sonra rakamları ifade edeceğim, şu an tam aklımda değil. Yani benimle ilişkili başlayan bir ticaret yok, öncesi var, benim zamanımda devam etmiş; biz ayrımcılık yapmamışız, önceki yeni falan dememişiz.
Şimdi burada rakamlar şöyle: Güney Süs Bitkileri, 2014-2019 tarihleri arasında Toplam 585 ihale alıyor. Bu ihalelerin toplam bedeli 145.6 milyon TL. Ve bu dönemde Ağaç AŞ’nin işlerinin %5.16’lık kısmını almış. 2019-2025 tarihleri arasında, benim dönemim, 272 ihale almış ve bu ihalelerin toplam bedeli 212.4 milyon TL. Bunu oranladığımızda da bu da Ağaç AŞ’nin bütçesi içerisinde %1.37’lik bir pay oluşturuyor. Yani %5.16’dan %1.37’ye düşmüş. Yani savcının iddianamesi ve iddiası ile tam zıt bir durum.Ensar Güney Firması, 2014-2019 tarihleri arasında, toplam 304 ihale almış. Bu ihalelerin toplam bedeli 25.2 milyon TL. Bu dönemde Ağaç AŞ’nin işlerinin binde 89 kısmını almış.Mahkeme Başkanı: O kayıtları bize sunacak mısınız?
Tabii. 2019-2025 tarihleri arasında, bizden 68 ihale alıyor. Bu ihalelerin toplam bedeli 12.4 milyon TL. Bu dönemde de bizim bütçe içerisinde yine binde 8 oluyor. Yani çok değişen bir şey yok. Enes Botanik firmasının 2014-2019 yılları arasındaki iş hacmi, toplam 174 ihale ile 61,5 milyon TL'dir. Bu rakam, o dönemdeki toplam işlerin %2,18’ine tekabül etmektedir. 2019-2025 yılları arasında ise 171 ihale ile 237,6 milyon TL’lik iş yapılmıştır ki bu da toplam iş hacminin %1,53’üdür. Görüldüğü üzere, iddiaların aksine firmayla olan ticari hacmimizde oransal bir düşüş söz konusudur. İddianamede yer alan veriler bu açıdan maddi hatalar içermektedir. Savaş Bayraktar, 2008 yılından bu yana kurumla çalıştığını, alacaklarının parça parça ödendiğini ve 2024 yılında yaptığı satışlara rağmen ödemelerin geciktiğini ifade etmiştir. Mart 2024’te Ümit Polat’ın kendisinden 50.000 dolar talep ettiğini, seçimden sonra ise 500.000 TL nakit parayı Ümit Polat’ın ofisine giderek bizzat teslim ettiğini ileri sürmektedir.Bu hususta belirtmek isterim ki, söz konusu firmanın tedarikçimiz olduğu doğrudur. Ödeme takvimi, İBB’den gelen nakit akışına göre, şirket kayıtlarında görüldüğü üzere düzenli bir şekilde yapılmıştır. En önemlisi; dosyada Savaş Bayraktar’ın şahsıma yönelik hiçbir suçlayıcı ifadesi yoktur. İfadeleri tamamen alacaklarının tahsili ve Ümit Polat ile olan iddiaları üzerinedir. Şahsımı veya yönetimimi hedef alan bir suçlama bulunmazken, bu beyanlar üzerinden nasıl sorumlu tutulduğumu anlamakta güçlük çekiyorum. Gizli tanık 'Gürgen' ve Murat Or’un beyanları; somut bir bilgiye değil, tamamen duyuma, kanaate ve dedikoduya dayanmaktadır. Diğer dosyalar için de belirttiğim gibi, Ümit Polat hakkındaki mesnetsiz iftiralar burada da tekrarlanmıştır. Gürgen’in gördüğünü iddia ettiği bir 'liste' yoktur; Murat Ur ise bizzat ifadesinde 'duydum', 'düşündüm' diyerek üçüncü kişilerden gelen aktarımları tekrarlamıştır.Bünyamin Durukan, 15 yıldır ticari ilişkimiz olduğunu, 2024 seçimleri öncesi 25 milyon TL’yi aşan alacağı için seçim finansmanı adı altında Ümit Polat’ın kendisinden 30.000 dolar istediğini iddia etmiştir. Daha sonra hesabına ödeme yapıldığını ve Nisan 2024’te 15.000 doları Ümit Polat’a odasında teslim ettiğini söylemiştir. Bu iddialara yanıtım şudur: Bünyamin Bey'in beyanları doğrudan Ümit Polat’a yöneliktir; şahsıma yönelik bir suç isnadı içermemektedir. İddia edilen baskıyı kuran, parayı talep eden ve parayı teslim alan kişi olarak Ümit Polat’ı işaret etmektedir. Teknik verilere bakıldığında; Bünyamin Durukan’ın şirketinin 25.12.2023 itibarıyla hiçbir alacağı bulunmamaktadır. 01.03.2024 tarihinde oluşan 24,8 milyon TL’lik alacağı ise şirketin ortalama ödeme vadesi olan 155 gün içerisinde, nakit veya çek olarak parça parça ödenmiştir. Herhangi bir ödeme yığılması veya usulsüz bir hızlandırma söz konusu değildir.Alaattin Vardar, Aralık 2023 itibarıyla 93,7 milyon TL biriken alacağı olduğunu, makama geldiğinde benim kendisinden 'seçim desteği' adı altında para talep ettiğimi ve 'Ödeme yaparsan tahsilatın kolaylaşır' dediğimi iddia etmiştir. Akabinde Ümit Polat’ın ofisine giderek 30.000 dolar teslim ettiğini öne sürmektedir. Bu iddia tamamen asılsızdır. Şirket kayıtlarımıza göre; Sağlam Tarım hesabına 20.12.2023 tarihinde 35 milyon TL, 04.01.2024 tarihinde ise 30 milyon TL ödeme yapılmıştır. Bu ödemeler tamamen bütçe disiplini ve hak ediş sıralamasına göre yapılmış rutin işlemlerdir. Şahsımın hiçbir tedarikçiden para talep etmesi veya birini para almak için bir yere göndermesi söz konusu dahi olamaz. İddia edilen bu kurgu, kurumsal işleyişimize ve şahsi etik değerlerime aykırıdır. 2000’li yıllardan beri Ağaç A.Ş’de çalışan dünyadaki en üst klasmanla gübre üretimi yapan uluslararası firmalardan birinin Türkiye'de temsilcisidir. İBB, uzun yıllardır o kişinin ya da o firmanın tedarik ettiği gübreleri kullanmaktadır. Gübre de kalitelidir. Bizim tercihimiz de onunla çalışma tercihimiz de ağırlıklı budur. Fiyatları da uygundur. Yani fiyat alınacağı zaman uygun fiyat veriyor. İBB'nin istediği bir ürün var. Bunu ifade ettim.Daha önce de şunu da söyledim. Biz o sözleşmeye, taahhüt ettiğimiz sözleşmeye, imza attığımız sözleşmeye bağlıyız. Onun yerine getirmek zorundayız. O ürün isteniyor, onu tedarik ediyoruz. En uygun şekilde tedarik edip İBB'ye teslim ediyoruz zaten bizim İBB'ye satış fiyatlarımız önceden belli olduğu için biz o fiyatın altında zaten almak zorundayız. Satacağımız fiyat belli, alacağımız fiyatı onun altında olmak zorunda zaten. Süreçleri buna göre yürütürüz.Çağlayan Tarımdan tedarik ettiğimiz gübrenin tahmini yüzde seksen fazlası az önce arz ettiğim gibi Park Bahçelere, bitkisel materyalimiz dosyası kapsamında olur. Bir de bizim bahçe marketlerde onun farklı ürünleri vardır. Aynı firmadan bazı marketlerden müşteri memnuniyetini izleyerek ürünler alırız. Orada da satışlar olur. Alaaddin Vardar'ın iddiasına gelirsem; öncelikle 2023 yılı sonunda Çağlayan Tarım Şirketi'ne olan borcumuz iddia edildiği gibi yaklaşık 94 milyon değil, 31.12.2023 tarihi itibariyle, Çağlayan Tarım 34,9 milyon. Ve bu borcun 25,1 milyonu, 20.12.2023 tarihlidir. Fatura numarası da var o dosyada olacaktır. Yani doksan dört milyon filan yok ortada. Kaldı ki Alaaddin Vardar da Ağaç A.Ş ile daha önceden beri çalışıyor.
Burada madenlerle ilgili bir mukayese yaptım. 2014-19 yılları arasında Ağaç A.Ş’den ortalama vadesi 57 gün Alaaddin Vardar’ın. Bizim dönemimizde ise 68 gün. Yani 11 gün fark var. Biz daha geç ödeme yapabiliyoruz. Ki bunlar ithal olduğu için, döviz riskinden dolayı biraz daha erken ödeme yapmaya gayret ettiğimiz firmalar.Çağlayan Tarım, 2020 yılında yaklaşık 20 milyon, 2021 yılında 21 milyon, 2022’de 36, 2023’te 94, 2024’te 96, 2025 yılında 100 milyon ödeme yapılmış. Buradaki hacim, miktar onu satın aldığımız gübre miktarı, bu bizim belirlediğimiz, bizim programladığımız bir şey değil. Bu tamamen Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Daire Başkanlığı’nın talep ettiği yani ihale borsasının içinde olan miktarlardır. Biz ona göre buradan alım yaparız veya başka firmalardan. Ümit’in verdiğini söylediği 39 bin Amerikan doları ile ise benim hiçbir bilgim yok. Ümit'i oraya ben göndermedim. Bir de sanırım Tamer’in ifadesine vardı. İşte Ümit'e ‘Ağaç A.Ş’ye ait bir arabayla geldi’ diyor. Şimdi Sayın Başkanım, bizde yöneticilere araç tahsis edilir ve süresizdir. Göreve tahsis edilir bu. O görevde olduğu sürece tahsis edilen araç klasmanı vardır. Müdürlere tahsis edilen, bizden önceki dönemden gelen gelenek olarak uygulanan bir yöntemdir. Ve idari görevi olan arkadaşların hepsinde yedi yirmi dört onun kullanımında olan araçlar vardır.
Dolayısıyla hem Tamer’e gidişindeki, işte oralı sanki ben bir araç görevlendirmişim gibi, sen git filan yere oradan şunu alacaksın gibi. Ne Ümit Şoför ne altındaki araba o işle ilgili tahsis edilmiş bir araç değildir. Günlük kullanımında olan yedi yirmi dört kendisinin istediği yere gittiği araçtır. Sadece son dönemimizde iki bin yirmi iki, iki bin yirmi üçten sonra özellikle tasarruf tedbirleriyle alakalı şehir dışında şirketin aracılığıyla girme konusunda bir şey değişiklik vardı. Şehir dışından çıkamıyorlardı. Onun dışında şehir içinde bir kısıtlama yok genel olarak uygulama.Şimdi 2024 yılı, tabii bizim için kritik Başkanım. Özellikle ikinci dönemi. Bu noktada Ümit Polat'ın da benden rahatsız olması, aleyhimde kırk kapıya gitmesinin aslında arka planında. Biraz önce ifade ettim. Ben satın alma süreçleriyle ilgili piyasa araştırması, firma tercihleri, firma çeşitliliğinin arttırılması veya belli firmada yoğunlaşmalar konusunda hem birtakım duyumlar alıyordum hem de dikkatimi çekiyordu. Onun dışında o konunun biraz daha üzerine gidince Ümit Bey rahatsız oldu. Bu noktada mesela Alaaddin'e de sorular sormuştum. Alaaddin o dönemde hiçbir şekilde yani şunu sordum; şirketten sizden herhangi bir şey talep eden var mı? Bir şey isteyen oluyor mu? Veya karşılıyor musunuz isteyeni gibi? Kesinlikle böyle bir şey yok. Hiçbirinden hiçbir şey, ufak tefek hediye işte görünen kravat falan filan gibi ifadesi aynen bu. Ama geliyor, tutuklanıyor. Tutuklandıktan sonra hem ona hem Ümit Polat'a rüşvet verdiğini söylüyor. Şimdi ben Ümit’in de günahını alamam. Şahit değilim. Ben göndermedim. Olup olmadığını bilmiyorum ama yaşadığımız süreç öyle ki kimin ne dediğine inanma şansımız yok. Doğru mu değil mi? Bilemiyoruz.Hani şey var hikayesi var. Böyle çok kısa anlatacağım. Köyünde bir suç işleniyor, Temel'i alıyorlar karakola. Ondan sonra eziyet etmeye, işkence ediyorlar. Temel’in en son canı yanıyor. Başlıyor kafasını duvara vurmaya: ‘Hatırlasana, hatırlasana!’ Bizim dostlar aynen bu şimdi ‘hatırlasana’ noktasındayız! Yani benim ne Alaattin'i ne başka firmaları ne de Ümit'i göndermişliğim var. Ya da herhangi bir kişiye 'Para talep edin, tamam alın, işte şu kadar verecek. Gelin, götürün. Alın, şuraya götürün veya bana getirin' gibi bir talebim hiçbir zaman olmadı. Ama bütün bu anlatımlarda zaman zaman tekrar ediyorum: Firmalar, Ümit Polat'a benim rüşvet aldığımı söylüyor. Ümit Polat, firmaların kendisine söylediğini söylüyor.
Şimdi, fitnenin başı kim, aslında bu dava ortaya çıkacaktır Başkanım.Burada gizli tanık Gürgen'in iddiaları var. Onlara da cevaplarım olacak. Gürgen diyor ki; 'Eşimin 2023 milletvekili adaylığı döneminde eşime destek olmak için falan filan...' Bunu diğer eylemlerde de anlatmıştım Başkanım, burada da anlatabilirim. Yine aynı şey, aynı ifadeleri kullanacağım. Biri 2023’te mi, diğeri 2024’te mi? Hani buna bir karar verseydiler daha rahat olacaktı. Oluş biçimini anlatacağım. Neticede araç kiralama şirketinden 8-9 adet panelvan tarzı aracı, sanırım üç haftalığına o seçim döneminde kullandık. Bedelini önceden konuşmuş olmamıza rağmen, firma, o parayı benden almadı. Ne seçim öncesi ne de seçim sonrası defalarca IBAN ve hesap numarası istememe rağmen almadı. Neticede ben ödeyemedim. Bunu emniyette de söyledim, savcılıkta da söyledim.Mahkeme Başkanı: 130 nolu eylem kapsamında mı?
Evet, plakası belirtilen araçlar. Onun için burada çok ayrıntıya girmeyeceğim. Şimdi burada bir şey var; o araç mevzusu dışında başka hiçbir şirket veya firma, milletvekili seçiminde eşimin adaylığıyla ilgili 'Destek olduk, şunu verdik, bunu verdik' diye bir beyanı yok. Ama bu üzerime yapışmış durumda ve gerçekten çok rahatsız edici bir şey. İnsanın eşiyle ilgili bu şekilde konuşulması, onun adının geçirilmesi... Bunu gazetelerde de çok yazdı ahlaksızlar, televizyonlarda da çok konuştular. Allah bildiği gibi yapsın diyorum. Yine gizli tanık firma listesini bizzat görmüş. Nerede görmüş? Bende mi görmüş, göğsüme mi asmışım? Ümit Polat'ta mı görmüş? Ya bu ne menem şeymiş ki gözü her yerde var ama 'Şurada gördüm' diyemiyor. Firmayla en çok iş yapan, kimlerse onların adını yazmış oraya. Biz de aylardır bu işkencenin altında inliyoruz.Ümit Polat'ın da iddiaları var. Yine aynı konuyla ilgili, kopyala yapıştır mıdır bilmiyorum. Ümit Polat; her ay Ağaç A.Ş'den iş alan firmaların listesini bana verdiğini, firmalardan almış oldukları için yüzde 10 para talep ettiğimi, yukarıdan para istendiğini... Bir de şuna bir açıklama getireyim, bunu samimiyetimle söylüyorum: Bu 'yukarısı' meselesini ben ikinci kez genel müdür olduğumda duydum. Bu kavram bizden önce de kullanılan bir kavramdı; hangi amaçla kullanıldığını bilmiyorum ama mesela benim şirketteki adım personel tarafından '1 numara'dır. Genel müdürlükten çıkıp fidanlığa doğru yürümeye başladığımda güvenlik, bir sonraki güvenlik noktasına '1 numara bu tarafa geliyor' diye haber verir. Genel müdür yardımcısı '2 numara'dır. Ben Ağaç A.Ş'ye geldiğimde 'yukarısı' kavramını en çok duyduğum yerlerden biriydi.
Burada bu kavramlar kullanılıyor ama bu iş bu kadar ucuz olmamalı. Üst düzey kamu hizmeti gören belediye başkanları, genel sekreterler, genel müdürler, daire başkanları için bu kadar basit kavramlar kullanılmamalı. İşte 'firmaların listesini tuttuğum, üzerinde notlar aldığım' iddiası... Bunu açıklamıştım; yüzde 10 yetmemiş, ikinci ve üçüncü beyanlarında üzerine yüzde 20 daha ilave etmiş.Ümit, gizli tanık gibi farklı bir listeden bahsetti. Daha önce ifade ettiğim gibi, o 'liste' dediği şey; ticari tablolarını günlük izlediğimiz tedarikçi alacakları tablosundan ibarettir. Başkaca herhangi bir liste yoktur, yapmamıza da ihtiyaç yoktur zaten. Kimin ne kadar iş yaptığını az çok biliyoruz. Elimizde bilgisayar var, girer bakarız; bir şeyin üzerine not almaya gerek yok. Ama sanırım Ümit Polat bu şekilde anlatarak işe bir 'estetik' ve gizem kazandırıyor. Anladığım kadarıyla bu konuda oldukça yetenekli bir arkadaşımız. Yüzde 10'dan yüzde 20'ye artış meselesini ifade etmiştim. Gübre alım ihalelerinde Çağlayan Tarım'ı işaret ettiğimi, firmadan teklif alması şeklinde Ümit Polat'ı yönlendirdiğimi, firma sahibinin yakın arkadaşım olduğu için ihalelerin bu firmalarda kalmasını sağladığımı iddia ediyor. İhale dosyalarında kırım oranı yüzde 8 olsa da benim bunu yüzde 15 olarak belirlediğimi falan söylüyor. Yani kırım oranını bile yükseltmişim ama aynı zamanda bu 'rüşvet' olabiliyormuş. Tüm alanlardan komisyon talep ettiğimi ilan ediyor. Oysa bu eylemleri fiilen yapan kendisi ve kendi birimidir. Kendi biriminin sekreteryasını, işlemlerini ve dosyalarını da mı ben hazırlıyormuşum?Çağlayan ile 2019 yılında göreve geldikten sonra tanıştım; ancak kendisinin Ümit ile yaklaşık 20-25 yıldır tanıştıklarını ve oldukça yakın görüştüklerini biliyorum. Bunu bir şey ima etmek için söylemiyorum, onun yaptığı gibi yapmıyorum. Ümit Bey, geçenlerde benim Vardal ile yakın olduğuma dair bir ifade kullandı; hatta ailece evine gittiğimizi iddia etti. Evet, Keşan’a bir kez gittik. Ancak o geziye eşimle ve çocuklarımla katıldım. Trakya’nın oğlak ve kuzusu meşhurdur, o dönemde kendisi bizi sürekli davet ediyordu. Bir gün arkadaşlarla, birim müdürleriyle ve muhtemelen Ümit’in de dahil olduğu bir ekiple program yaptık. O dönem iş eylemleri nedeniyle çok yoğun ve stresliydik; stres atmak amacıyla günübirlik bir ziyaret gerçekleştirdik. Keşan’da, evinin olduğu yerde bir çevirme yapmıştı. Piknik yapıp geri döndük.Ümit’in Alaaddin ile olan yakınlığını bir şüphe uyandırmak ya da imada bulunmak için söylemiyorum ama daha sık görüştüklerini biliyorum. Nihayetinde bir iş adamıyla görüşmek suç değildir; mesafeyi koruduğunuz, profesyonel davrandığınız ve kendinizden emin olduğunuz sürece herkesle görüşebilirsiniz. Ben bundan rahatsızlık duymam. Şirkete çok sık gelirdi; hatta Ümit Bey ifadesinde 'sabah 06:30 - 07:00 sularında Alaaddin börek getiriyordu' demiş. Bu doğrudur. Ben Çengelköy’de oturuyorum, şirket merkezi ise Alibeyköy’de. Boğaz trafiğine yakalanmamak için 06:20 gibi evden çıkar, 07:00'ye kalmadan şirkette olurum. Bu durum duyulunca Alaaddin de erkenci olduğu için bazen börek alıp gelirdi. Personel dağılırdı, doktorların ve Ümitlerin olduğu birimlere giderdik. Bunu sanki özel veya gizemli bir durummuş gibi yansıtmak yersizdir; burada alt tarafı bir börek meselesini mi konuşacağız?Murat’ın ifadesine gelince; Alaaddin’in firmasını önermem, dikte etmem veya bir öncelik sağlamam söz konusu değildir. Prensip olarak tedarikçi ve satın alma süreçlerindeki tavrım nettir: Eğer bir firma istediğimiz ürünü ve fiyatı veriyorsa alır, vermiyorsa alamaz. Bu kadar basit. Otobüs kağıt alımlarında bazı firmalara odamda öncelik verdiğim iddiası tamamen bir yorumdur, böyle bir konuşma gerçekleşmemiştir. Zaten Murat’ın bu süreçlerde bir rolü yoktur, neyi duyduğunu da bilmiyorum. İş programı yapılırken satın alma ile süreç planlaması yaparız. Bu planlamalarda sahadaki uygulayıcıların memnuniyeti ve tedarikçi değerlendirme formları esas alınır. Kimlerden teklif alınacağı bu şekilde belirlenir. Ümit ile bir konuşmamız olduysa bile ancak bu kapsamda olmuştur.Burada Murat Or'un da ifadeleri, Ümit Polat'ın ifadeleri başka ağızdan şey yansımasın. Ayrıca her ne kadar iddianamede yer almasa da Murat Or 29.09.2025 tarihli ifadesinde, "İfademin ilk kısımlarında ismini vermiş olduğum firma sahiplerinden Alaattin Vardı ve Canan Kapakçı isimli şahıslar hariç diğerleri ödemelerini erken alan şirket firmaları," diyor. Az önce ifade ettim, aslında en erken alanlardan biri Alaattin. Yani burada ya dil sürçmesi ya ondaki baskı, hissettiği baskıyla verdiği bir ifade.
Bunun kendisinin de sehven ağzından çıktığını söyledi herhalde, bilmiyorum. Yani böyle bir şey yok. Canan da Alaattin de normal bizim baştan söylediğimiz prensipler doğrultusunda ödemelerini alan, ticari faaliyetlerini yürüten firmalar.Diğer hususlar var; iddianamede savcılık tarafından, "Şüpheli Alaattin Vardı'nın sahibi olduğu Çağlayan Tarım isimli şirket üzerinden, şüpheli Ali Sukas'ın göreve gelmesinin akabinde verdiği rüşvetler neticesinde düzenli olarak iş aldığı," aynı hikâye anlatmışlar. “Bu kapsamda Ağaç A.Ş. isimli iştirak şirketinde şüpheli Ali Sukas'ın göreve gelmesinin akabinde yapılan ihalelere ilişkin rüşvet temin edilmiş, dosya kapsamında mevcut 28.10.2025 tarihli araştırma tutanağı örneği üzere Çağlayan Tarım isimli firmanın 2019 yılından 2025 yılına kadarki süreç içerisinde Ağaç A.Ş.'den toplamda 58 adet ihale kazandığı anlaşılmıştır” buyurmuşlar.Şimdi bu noktada söz konusu iddialar yine, yani benimle ilişkili olduğu için iş aldığı iddiasını tamamen reddediyorum, asla kabul etmiyorum. Daha önce de bahsettiğim üzere Çağlayan Tarım da 2005 ya da 2004'ten beri kendi firmasıyla, 98-99'dan 2005'e kadar da başka bir firmanın pazarlamacısı olarak yine Ağaç A.Ş.'yle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle çalışan birisi zaten. Yani şirketle yaşat iş ilişkisi. Çağlayan Tarım'ın aldığı işlerin benim göreve gelmemle hiç alakası yok, hangi delile dayanarak bu çıkarıma varıldı, iddianame boşta. 2014-2019 arasında Çağlayan Tarım toplam 54 ihale, 2019-2025 arasında 45 ihale almış. Yani bizden önce daha fazla iş almış ihale sayısı bakımından.Kaynak: İşte İBB Davası'ndaki savunmaların tamamı
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
