Savunma

Doğan Hamit Doğruer Savunması

Kendi savunması·Doğan Hamit Doğruer·22 Haziran 2026 · Kaynak

Sayın Başkan, kıymetli heyet; öncelikle kıyafetim için özür dilerim, tişörtle geldim. Çünkü ben bana sıranın yarın geleceğini düşünüyordum. Bugün 3 kişi olunca, yanımda bırakmak istemedim. Cezaevi koşullarında bir gömleğim var, onu yıkayıp temizlemek çok kolay olmuyor, kusuruma bakmayın. Akşama kadar da bekledim. Bugün de ifade vereceğimi çok düşünmediğim için, diğerini unutursam sizden müsaade isteyeceğim, kusuruma bakmayın. Öncelikle savunma metnimin akışını kısaca bir anlatmak istiyorum size. Başlangıçta bir öz geçmişimi anlatacağım. Kültür AŞ'deki görev ve sorumluluklarımdan devam edeceğim. İhalelerin, yani ihale olmayan ihalelerin gelir getirici ve 3. kişilere olaraktan anlatımını yapacağım, ifadelere cevap verip en son da cezaevi koşulları ve ailevi durumumdan bahsederekten ifademi tamamlayacağım. Sayın Başkan, kıymetli heyet; hakkımdaki hiçbir suçlamayı kabul etmediğimi açıkça belirterek ifademe başlamak istiyorum. Ben, hayatım boyunca hukuka aykırı hiçbir faaliyetin içinde bulunmadım. Görev yaptığım bütün kurumlarda da kurallara bağlı şekilde çalıştım. Hiçbir zaman suç teşkil edebilecek bir oluşumun parçası olmadım. Suç işlemek amacıyla kurulan hiçbir yapının içinde yer almadım. Bugün huzurunuzda, 40 yıl düşünsem aklıma gelmeyecek suçlamalarla karşı karşıyayım. Namusumu, şerefimi ve 35 yılı aşan çalışma hayatım boyunca alın terimle kurduğum emeğimi savunmak için karşınızdayım efendim. Savunmama meslek hayatımı ve bugüne kadar yaşadığım, yaptığım çalışmaları anlatarak başlamak istiyorum. 1988 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldum. 1990 yılına kadar Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığına bağlı İhracatı Geliştirme Etüt Merkezinde uzman yardımcısı olarak görev yaptım. 1990 yılında Garanti Bankası Teftiş Kurulunda müfettiş olarak çalışmaya başladım. 7 yıl müfettişlik yaptıktan sonra, bankanın görevlendirmesiyle Malatya Şube Müdürü oldum. 1998 yılında Dışbank'a geçerek Dışbank Nasr Şube Müdürü olarak bankacılık kariyerime devam ettim. 2000 yılında Dışbank'ta Doğu Akdeniz Bölge Satış Direktörü olarak görevlendirildim. Sırasıyla Doğu Akdeniz ve Galata Bölge Satış Direktörlüğü yaptıktan sonra, 2005 yılında Güney Marmara Bölge Direktörü, yani Bölge Müdürü oldum. Bölge Müdürlüğü görevim Trakya Bölge, Avrupa 2 ve Avrupa 3 bölge yapılanmalarında devam etti. Emekli olmadan önceki son görev yerlerimden bir tanesi Türk Ekonomi Bankasının Finansal Okuryazarlık Projesi, Aile Akademisi'ydi. Aile Akademisi'nde Genel Müdür Danışmanı unvanı ile yönetici olarak görev yaptım. Bu proje çerçevesinde pek çok kamu ve özel kuruluşta finansal okuryazarlık seminerleri verdim. Birçok şehirde, emniyet birimleri de dahil birçok kuruma finansal okuryazarlık eğitimi vermişliğim vardır. Bu vesileyle hatırladığım en değerli eğitimlerden bir tanesi, Anadolu Adliyesi'nde verdiğim, 2013 yılında denetimli serbestlik kapsamında olan hükümlülere verdiğim eğitimdi. Kader çok ilginç bir şekilde beni tekrar onların arasına getirmiş oldu. Bu sebeple, bu verdiğim eğitimlerden dolayı çok fazla sayıda plaket, başarı plaketi, ödül, sertifika aldım. Bunların içinde çok sayıda emniyet biriminden aldığım başarı sertifikası da vardı. 2016 yılında, 26 yıla yaklaşan bankacılık hayatımı emekli olarak sonlandırdım. Bankacılık kariyerim boyunca Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, çalıştığım bankaların görevlendirmesiyle hep üst düzey yönetici olarak çalıştım. Sayın heyetinize öz geçmişimi bu kadar ayrıntılı bu şekilde anlatmamın nedeni; alanımda ne kadar etkin, yetkin, tecrübeli ve kurumsal çalışma disiplinine bağlı bir insan olduğumu anlatmak ve göstermek içindi.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Eşim Arzu Doğruer de emekli bankacıdır. Biz her zaman kendi halinde yaşayan, tabiri caizse kendi yağında kavrulan orta gelirli bir aile olduk. Benim hiçbir zaman hiçbir siyasal, siyasi partiye üyeliğim olmadı. Benim sosyal medyada bile siyasi anlam taşıyabilecek bir paylaşımım şimdiye kadar olmamıştı. Emekli olduğum dönemde yeniden çalışmak gibi bir düşüncem ve niyetim de yoktu. Üstelik o dönem ağır bir kanser vakası yaşadım ve çeşitli rahatsızlıklarım oldu. Ancak mezun olduğum zamandan beri devamlı çalışan bir insan olduğum için evde oturmak da bana göre bir şey değildi, olağan bir durum değildi. Anladığım kadarıyla eşim için de değildi. Bu süreçte Kültür AŞ'de açık bir pozisyon olduğunu öğrendim. Ben de öz geçmişimi göndererek bu pozisyona başvurdum. O dönem Kültür AŞ'de Genel Müdür olan , Banu Saraçlar, ve son olarak da Yiğit Oğuz Duman ile sözlü mülakatlara girdim. Bu görüşmelerden önce, adı geçen kişilerin hiçbirisiyle bir tanışıklığım veya iletişimim bulunmamaktaydı. Aynı şekilde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan herhangi bir kişiyle ya da iştiraklerinde çalışan herhangi bir kişiyle de bu saate kadar, yani 2019'daki bu görüşmelere kadar herhangi bir ilişki ya da iletişimim bulunmamaktaydı. Kültür AŞ'ye benim işe başladığım dönem Genel Müdür olarak görev yapan da ifadesinde beni daha önce tanımadığını ifade etti. İfadesini aynen size alıntılıyorum: "Ben Genel Müdür olduktan sonra eski çalışanların hemen hemen %95'i görevde kaldı. Zaten ayrılanların da büyük çoğunluğu kendisi istifa etti ve başka görevlere geçti. Genel müdür yardımcısına ihtiyacım olduğu zaman kendim alma yetkisine sahip değildim. İştirakler Koordinatörlüğü'ne başvurdum. Onlar da İnsan Kaynakları ile ön görüşme yaparak bana 2 tane genel müdür yardımcısı adayı gönderdi. Doğan Bey'le de o görüşmeden sonra birlikte çalışmaya başladık. Daha önce kendisini tanımıyordum. Kendi tanıdığım sadece 2 kişi var: ve . Onların haricinde işe alınırken hiç kimseyi önceden tanımıyordum, bir tanışıklığım bulunmamaktaydı." Slayt 1'i açarsak bu ifadeyi de sizlere de göstermek imkanım olur. Benim biraz önce okuduğum ifade. Kültür AŞ'ye yaptığım başvuru kabul edildi ve Mali İşler ve Organizasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev aldım. Kültür AŞ'ye giriş sürecim tamamen bu şekildedir. Haksız bir şekilde tutuklandığım güne kadar da bu kurumda çalıştım ve çalışma sürem boyunca da hiçbir usulsüzlüğe bulaşmadım, hiçbir usulsüzlükle de itham edilmedim; görevimi layıkıyla yerine getirdim. Kültür AŞ'deki görev ve sorumluluklarıma ayrıca değineceğim. Ancak öncesinde tutuklanma sürecime ilişkin birkaç hususu ifade etmek istiyorum. Sayın Başkan, ben neden tutuklandığımı halen anlayabilmiş değilim. Hakkımda adli kontrol kararı verilmişken basında "kaçtı", "firar etti" şeklinde gerçekle bağdaşmayan haberler yapıldı. Oysa ben tutuklanma ihtimalimi bilerek kendi irademle, avukatımla birlikte adliyeye gidip teslim olmuş bir insanım. Kaçma niyeti olan bir kişinin kendi niyetiyle adliyeye gidip teslim olması hayatın olağan akışına uygun bir hareket değildir. Ben hiçbir suç işlemememe rağmen 452 gündür ailemden, sevdiklerimden ve özgürlüğümden mahrum bırakılıyorum. Sayın mahkemeniz iddianameyi kabul ederek bu davayı görmeye başladı. Üzerinden uzun bir zaman da geçti. Ancak bu süre boyunca beni 26 ayda eylemle suçlayan iddianame, 11 Ocak 2026 tarihinde sayın mahkemenizin tensip zaptıyla ve 6 adet CD ile tarafıma gönderildiğini öğrendim. Ancak bu CD'ler ve tensip zaptı bana Cezaevi Müdürlüğü tarafından şubat ayında tebliğ edildi. Dikkatini çekmek isterim ki bu süre, duruşmaların başlamasına 1 aydan da az bir süre kalan bir zamandı. CD üzerinden çalışma yapabilmek için dilekçe vermeme rağmen tarafıma bu imkan sağlanmadı. Dolayısıyla savunma hakkım ciddi şekilde kısıtlanmıştır. Bu nedenle hakkımdaki suçlamaları anlamaya ve değerlendirmeye çalışıyorum ve bu şekilde size cevap vereceğim.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Benim ne Kültür AŞ'deki çalışmalarımda ne de önceki meslek hayatımda hukuka aykırı hiçbir işlemim ve eylemim olmadı. Bunu tekrar vurgulamak istiyorum. Ben, Sayın Başkan, bu yaşıma kadar ne mahkeme yüzü, ne cezaevi yüzü ne de karakol gördüm. Pardon, karakol gördüm; bir kere çantam çalınınca, çantamın çalındığına ilişkin şikayette bulunmak için karakola gittim. Hayatımda ilk defa bana bir suç isnat ediliyor. Peki ben ne yapmışım da suç işlemişim? Bunun cevabı ne iddianamede, ne dosyadaki herhangi bir belgede, delilde ne de itirafçı denilen kişilerin ifadelerinde var. Ben, 2019 yılında Kültür AŞ'de çalışmaya başladığımda zarar eden, hatırladığım kadarıyla da 19 milyon TL zarar açıklamış olan bir şirket vardı. Benim işe girdiğim 2019 yılından sonra ise şirket kara geçti. Hatta Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin belirlendiği Fortune 500 Türkiye 2023 listesine, kültür ve sanat sektöründen giren tek şirket olarak büyük bir başarıya da imza attı. Bu durum şirket bilançoları incelendiğinde açıkça görülecektir. Slayt 2'yi açarsak şirketin bilançolarını gösterebilirim. Yani şirketin en son hatırladığım kadarıyla 345.000.000 2024 yılında kâr açıkladığını görüyorsunuz orada. 2019 yılında şirkete girdiğimde, Kültür AŞ yalnızca tek bankayla çalışıyordu ve kredi limitleri iptal edilmiş durumdaydı. Şirketin mali durumu kötü olduğu için, benim görev tanımım da buna göre oluşturuldu. Yeni kredilerin bulunması, geciken ödemelerin yapılandırılması ve birimlerin uyum içinde çalışmasının sağlanması benim görev tanımım içindeydi. Şirket yönetiminin benden beklediği; işlemlerin şirket kurallarına uygun bir şekilde yapılması ve nakit akışının düzenlenmesiydi. Ben de görevimi layıkıyla yerine getirdim ve çalışma arkadaşlarımızla birlikte şirketi kâr eden bir yapıya dönüştürdük. Rüşvet ve suç örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklandım. Avukatlarım, iddianamede dolandırıcılık suçlamasının da bulunduğunu bana aktardı. Ben üzerime atılan suçların hiçbirini işlemedim. Avukatlarımın anlattığı kadarıyla suçlamalar havada, ancak anladığım kadarıyla iddianamede bana doğrudan atfedilen herhangi bir hukuka aykırı fiil de bulunmamakta. İddianamede " şunu yaptı, şu kişiyle şu usulsüzlüğü gerçekleştirdi" şeklinde tek bir somut istinat yok. Kolluk aşamasında da savcılıkta da bana herhangi bir hukuka aykırı eylemim sorulmadı. Bu nedenle detaylı savunmama geçmeden önce bugüne kadar yaşanan süreci size anlatmak istiyorum. Bu davaya sebebiyet veren süreç başladığında, yani 19 Mart 2025 tarihinde sabah saat 06.00'da evime gelindi. Evime gelen polisler, eşime, "Altınlar nerede, paralar nerede?" diye sormuşlar. Tabii ne altın bulundu ne para ne de hukuka aykırı bir şey. Zaten böyle bir şeyin olması da mümkün değil. Hem kollukta hem savcılıkta ifade verdim. Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiğimde hakkımda yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldım. Ben de ailemin yanına, evime döndüm.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Ancak birkaç gün sonra Yeni Şafak ve diğer haber kaynaklarında hakkımda "Kaçtı, firar etti" şeklinde haberler yayınlandığını gördüm. Sayın Başkan, haberi hiç unutmuyorum; resmim, altında da haber şu şekilde: "Serbest kalınca kaçtı." Serbest bırakılan kişi nasıl kaçmış olabilir? Bu nasıl bir manşet? Bu haberden çok rahatsız oldum, avukatımla birlikte adliyeye gittim. Tutuklanacağımı bile bile kendi isteğimle gittim, adliyeye teslim oldum. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla bana adli kontrol kararı veren Sulh Ceza Hakimi de Yüksek Hakimler Kuruluna gönderilmiş. Yani böyle bir zulüm görülmemiştir Sayın Başkan. Sizden vicdanınıza göre karar vermenizi talep ediyorum. Beni serbest bırakın. Eğer buradan çıkmamın yolu başkalarına iftira atmaksa ben onu yapmayacağım. Başkalarına iftira atarak buradan çıkmaktansa onurumla burada, cezaevinde kalmayı tercih ederim. Hakkımdaki tutuklama kararında ve devam eden tutukluluk incelemelerinde "kaçma şüphesi bulunduğu" yazıyor. Bu gerçekten trajikomik bir değerlendirme. Ben kendi irademle gelip teslim olmuşken nasıl kaçma şüphesi olduğuna kanaat getirildi, anlayamıyorum. Benim pasaportum dahi yok. Yurt dışına çıkma imkanım, Türkiye sınırlarına çıkma ihtimalim yok gibi; nasıl çıkacağım? Bana bir örgütün içinde olduğum ve rüşvet suçunu işlediğim iddia ediliyor anladığım kadarıyla. Burada örgüt olmadığı gibi ben hiçbir zaman da bir örgütün içinde yer almadım. Hiç kimse bana hukuka aykırı bir fiilde bulunmam için talimat vermedi, ben de bu şekilde kimseye talimat vermedim. Ben iddianameyi ayrıntılı inceleme imkanı bulamadım ama avukatlarımın anlattığı kadarıyla, anladığım kadarıyla örgüt kavramıyla, Sayın 'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki çalışma ekibinin ve yakın çevresinin kastedildiğini anlıyorum. Oysa ben biraz önce size detaylı bir şekilde anlattım; ben 2019 yılında şirkete girene kadar ne İmamoğlu ne de belediye veya iştiraklerinde çalışan kişilerle herhangi bir ilişkim veya iletişimim olmadı. Bu tarihten sonra da söz konusu kişilerle sadece görevim gereği yapılması gereken görüşmeleri yaptım. HTS ve baz kayıtları da bunu açıkça göstermektedir. Mesela iddianamede benim 'a bağlı olarak çalıştığım iddia ediliyor. Benim ile görüşmem var. Kaç tane? 6 yılda sadece 2 tane. O da 2021 yılında. Sayın Hakim, Sayın Başkan; ben herhangi bir örgüte üye alınırken CV incelenip sonrasında mülakat yapılarak örgüt yerine alınıldığını görmedim, duymadım. Siz buldunuz mu? Böyle bir şey olabilir mi? Başkanım, bir iki görevden de şirketin işleyişinden bahsetmek isterim size. Kültür AŞ'de benim dönemimde 12 müdürlük bulunmaktaydı. Genel müdür yardımcısı olarak bana bağlı 4 müdürlük; Ticaret Müdürlüğü, Mali İşler Müdürlüğü, İdari İşler Müdürlüğü ile İhale ve Satın Alma Müdürlüğüydü. Bu müdürlükler karar verici değil, uygulayıcı ve destek birimlerdi. İhale ve Satın Alma Müdürlüğü kapsamında şirketin satın almaları ve gelir getirici işleri yürütülmekteydi. Bu işler, alınan ihalelerin şirket bünyesinde yapılamayacak kısımlarının başka şirketlere yaptırılması; yine alınan ihalelerde şirket bünyesinde kalan yer ya da hakların devredilmesi, kiralanması veya işletilmesi ile şirket ihtiyaçları doğrultusunda alımların yapılmasını kapsamaktadır. Özetle, İhale ve Satın Alma Müdürlüğü satış ya da satın almaya karar veren birim değil, genel kararları şirket prosedürü ve mevzuata uygun şekilde yerine getiren birimdir. Benim görevim bana bağlı müdürlüklerin işlerinin şirket kurallarına uygun şekilde yapılmasını sağlamak, şirketin nakit akışını düzenlemek ve o dönemde genel müdür olarak görev yapan ile 'a gerekli bildirimleri yapmaktır. Genel müdürler de yönetim kurulundan aldığı yetkilere dayanarak değerlendirmelerini yaptıktan sonra hareket ederlerdi.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Bir başka ifadeyle, şirketin hiçbir faaliyetinde tek başıma rol almadım. Hiçbir işlem yalnızca benim imzam ve onayımla gerçekleşmedi. Ayrıca şirkette benim işe alım ve çalışanların işine son verme gibi yetkim de yoktu. Bana bağlı müdürlerin ve müdürlüklerdeki çalışanların işe alım veya çıkartılması dahi bana sorulmazdı. Bu anlatımla, bu açıklamayla görüldüğü üzere benim görevim ve yetkim, normal bir anonim şirketteki genel müdür yardımcısına oranla çok daha az ve kısıtlıydı. Bana bağlı müdürlüklerde görev yapan personelin önemli bir kısmı, 2019 öncesinde de aynı görevi sürdüren kişilerden oluşmaktaydı. Özellikle birlikte çalıştığım alt kadro, önceki dönemlerden beri şirkette bulunan çalışanlardan oluşuyordu. Sayın Başkanım, ben Kültür AŞ'de genel müdür yardımcısıyım. Bunu özellikle ve tekrar vurgulamak istiyorum. Genel müdür yardımcısı olarak görevim, her anonim şirkette olduğu gibi, aşağıda birimler tarafından hazırlanıp önüme gelen belgeleri usul yönünden değerlendirmekten ibaret. Anonim şirketlerde çalışma sistemi budur. Benim önüme gelen belgelerde; şirket menfaatine uygun hareket edilip edilmediğine, yapılan işlemlerin şirkete kâr sağlayıp sağlamadığına ve şirket prosedürleri ile hukuka uygun olup olmadığına bakılır. Eğer belgelerde bir sıkıntı yoksa, uygun görüyorsam genel müdürün onayına gönderilir, genel müdür de bunu yönetim kurulunun onayına sunar ve süreç başlar. Tüm faaliyetlerimizde şirkette bu şekilde kademeli bir kontrol mekanizması vardı. Bu işlemlerin aşağıda nasıl hazırlandığı veya teknik olarak hangi yöntemlerden oluşturulduğu benim uzmanlık alanım değil. Zaten bu nedenle şirket içinde alanında uzman birimler bulunmakta. Bu birimlerde görev yapan kişiler kendi uzmanlık alanında çalışmaktadır. Hepimiz Kültür AŞ'nin düzgün işlemesi, kâr etmesi için görevimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Hukuka aykırı bir eylem içinde bulunmadık. Hukuka aykırı bir iş veya eylem yapmadım, yapana da şahit olmadım. Eğer şirket menfaatine çalışmıyor olsaydık, şirket 2019 yılından sonra kâr eden bir yapıya dönüşmezdi. İddianamede Kültür AŞ'nin ihale bedeli aldığı işlerin alt yükleniciye yaptırılması "alt ihale" olarak tanımlanmış. Bu doğru bir kavram değil. Öncelikle şunu açıklığa kavuşturmak gerekir: Kültür AŞ ve yaptığı işler, Devlet İhale Kanunu ya da Kamu İhale Mevzuatı Kanunu kapsamındaki klasik kamu ihalelerine tabi değil; yaptığı işler de bu kanunlara tabi ihaleler değil. Kültür AŞ anonim şirkettir. İddianamede genel itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesinin açtığı ihalelere Kültür AŞ olarak katıldığımız ve kazandığımız işler kapsamında; nerede ve nasıl kurulduğunu bilmediğim, nasıl üye olduğunu anlayamadığım bir örgütün amaçlarına hizmet ettiğimiz ileri sürülüyor. Anladığım kadarıyla Kültür AŞ genel müdür yardımcısı olduğum için ve şirket belediyeden ihale aldığı için suçlanıyorum. Buradaki absürtlüğü sayın mahkemenizin görmesini istiyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin veya başka bir kamu kurumunun açtığı hangi ihaleye girileceğine ben karar vermiyordum. Buna Kültür AŞ'de belirli prosedürler çerçevesinde genel müdür tarafından karar verilirdi. Benim görevim, ihale kazanıldıktan sonra işlemlerin Kültür AŞ'nin menfaatine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğini denetlemekten ibaret. Kültür AŞ, kamu kurumu değil, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş bir anonim şirkettir. Dolayısıyla kâr etmesi gerekir. Aldığımız işleri İBB'nin muvafakati doğrultusunda başka firmalara yaptırarak, şirket lehine gelir elde ettik. İşin hangi firmaya, hangi bedelle yaptırılacağına da yine en son yönetim kurulu karar verdi. Bu firmalar, işi en iyi yapabilecek ve şirkete en fazla faydayı sağlayabilecek firmalar arasından seçilir. Ben bu noktada Kültür AŞ adına konuşuyorum. Ben bu işleri bölerek hangi firmalara verileceğine karar veren kişi de değilim. İşi yapmaya en iyi firmayı seçip Kültür AŞ'ye kâr ettirmek amacıyla hareket ettiğimiz şirket bilançolarından da görülecektir. Önceki dönemlerden beri uygulanan usul neyse aynı şekilde devam edilmiştir. Yoksa iddianamede ileri sürüldüğü gibi alt ihale yapmak yönünde hukuki zorunluluğumuz yoktur. Benim iddianame kapsamındaki eylemlerde adımın geçmesinin tek sebebi, ihale komisyonunda yer almamdır. İhale komisyonunda yer almamın nedeni de genel müdür yardımcısı olmamdır. Komisyonlarda bu sıfatlar genel müdür tarafından atandı. Ancak ana görevim hiçbir zaman bu olmadı. Üstelik ihale olarak ifade ettiğiniz bu işlemler, hukuken kamu ihalesi niteliğinde işlemler değildir. Bunu özellikle ve tekrar vurgulamak istiyorum Sayın Başkanım.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Slayt 3'ü açarsak da benim ihale komisyonunun belirlenmesi işinin nasıl olduğu ve nasıl atandığım, diğer kişilerin de nasıl atandığı, 5 kişinin birlikte nasıl atandığı da burada görülecektir. Burada ihale ve satın alma müdürü teklif etmiş, genel müdür de onaylamış. Kültür AŞ, belediyenin çoğunluk hissesine sahip olduğu bir anonim şirkettir. Hukuki statüsü gereği bizim ihale yapmak gibi bir zorunluluğumuz yok. Bizim aldığımız işlerde dikkat edilmesi gereken temel husus, alt yükleniciye yaptırılması halinde Kültür AŞ'nin kâr etmesidir. Gelir getirici faaliyetlerde örnek vermek gerekirse, İBB'nin belirlediği işi 3 TL... Belirlediği işin bedeli 3 TL ise Kültür AŞ bu işi 4 TL'ye almışsa bizim alt yükleniciye verirken bunu daha yüksek bir fiyattan verip kâr elde etmemiz gerekir. İddianamede ismimin geçtiği 26 eylem olduğunu görüyorum. Ancak bu eylemlerin çoğunda açıklama kısmında benim ismim dahi geçmiyor; sadece şüpheliler kısmında yer alıyorum. Bu eylemlerin tamamını tek tek açıklamayacağım. Ancak içeriklerine bakıldığında bunların iki başlık altında toplandığı görülmekte. Bunların ilki gelir getirici faaliyetler. Eylem 61 ile 76 arasındaki işlemler, gelir getirici faaliyetlere ilişkindir. Peki, gelir getirici faaliyet nedir? Avukatlarım bu konuyla ilgili detaylı şekilde açıklama yapacaklar. Ancak ben Kültür AŞ bünyesinde gelir getirici faaliyetlerin nasıl yürütüldüğünü de anlatmak isterim. Gelir getirici faaliyetler; mal ve hizmet alımlarının aksine, şirket kasasına para girişi sağlayan, yani şirketin kâr elde ettiği ticari faaliyetlerdir. Gelir getirici faaliyetlerde, mal ve hizmet alımları arasındaki temel fark paranın yönüdür. Başka bir ifadeyle; gelir getirici faaliyetlerde belediyenin ve şirketimizin kasasına para girişi vardır. Eylemlere konu işlerde de bunu açıkça görüyoruz. Bunlar genellikle belediyeye ait bir alanın, hakkın veya imtiyazın işletilmesi ya da işlettirilmesi ile ilgilidir. Bahsi geçen işlerde reklam alanı işletmeciliği, kafe ve büfe işletmeciliği gibi faaliyetler bulunmakta. Gelir getirici faaliyetlerde sistem şu şekilde işlemektedir: Kültür AŞ, belediyenin açtığı ihaleye girer. İhaleyi kazanırsa işi gerçekleştirebilecek alt yükleniciler belirlenir ve bu firmalar davet edilir. En uygun ve işi en iyi şekilde yapabilecek firma seçilir. Sonrasında belediyeden alınan bedelin üzerinde bedelle iş alt yükleniciye yaptırılarak kâr elde edilir. Ancak iş alt yükleniciye verildi diye Kültür AŞ'nin sorumluluğu sona ermez; şirketin ilgili birimleri işin yürütülmesini denetlemeye devam eder. Bu işlem, sözleşmenin devri değil, işin alt yüklenici marifetiyle yaptırılmasıdır. Bizim kâr elde etmemiz, aynı zamanda belediyenin de gelir elde etmesi anlamına gelir. Gelir getirici faaliyetler özelinde iddianamede "kamu zararı oluşturulduğu" iddiasıyla bana dolandırıcılık suçlaması yöneltilmesi, bu iddianın ne kadar temelsiz olduğunu açıkça göstermektedir. Bir gelir getirici faaliyette kamu zararı nasıl oluşabilir? Biz Kültür AŞ olarak herhangi bir gelir kaybına uğramadık. Kültür AŞ zarar etmediği için, İBB de zarar etmedi. O halde kamu zararı neye göre ve nasıl hesaplandı? Biz belediyeden aldığımız bir fiyatın üzerinde bedelle işi alt yükleniciye verip kâr elde ettik. Bu nedenle, özellikle gelir getirici faaliyet niteliğindeki eylemler bakımından kamu zararı tespitini ve buna dayalı suç istinatlarını kesinlikle kabul etmiyorum. Geri kalan eylemlerin büyük kısmı 3G istisnası kapsamındaki işlemlerden oluşmaktadır. Burada iddia edilen suç, eşik değeri aşmamak için işlerin bölündüğüydü. Her şeyden önce ifade edeyim ki bunu yapan birim, ilgili birim benim sorumlu olduğum müdürlüklerden birisi değil. da ifadesinde ayrıntılı şekilde anlattı ve size ek olarak da verdi. Bunlar ilgili birimler tarafından yapılıyor, ancak ben yeniden ifade etmek isterim ki; Kültür AŞ olarak 3G istisnası uygulayabilmek için Kamu İhale Kurumundan izin almak zorundayız. Ve bu kapsamda aldığımız... işlemlerle yaptığımız işlemlere ilişkin tüm izinler 2019 öncesinden alınmıştır. Slayt 4'ü açarsak bizim aldığımız izinlerin örneklerinden birkaç tanesini koydum. Onların hepsi de 2019 öncesi alınan izinlerdir. Aşağıya doğru inersek de diğer izinleri de görürüz.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

İddianamede mal ve hizmet alımlarının bir arada ihale edildiği ve bunun rekabeti engelleyici olduğu ileri sürülmektedir. Bu değerlendirme de yanlıştır. İhalelerin geneline bakıldığında bunların organizasyon, tanıtım, duyuru çalışmasının veya spor malzemeleri gibi bir bütün halinde yürütülen işler olduğu görülmektedir. Organizasyon hizmetini yerine getirebilmesi için gerekli mallar ile hizmetler doğal olarak bir arada bulunmaktadır. Dolayısıyla mal alımı, hizmet alımı ve yapım işleri arasında doğal bağlantı olmadıkça birlikte ihale edilemez hükmüne aykırı bir durum da söz konusu değildir. Bu ihaleleri malzemeli yemek ihalesi gibi düşünmek gerekir. Burada alınması planlanan esas hizmet, organizasyon hizmetidir ve bu hizmet bir bütündür. İddianamede benzer iş tanımında hem etkinlik organizasyonunun hem de açık hava reklamcılığı, matbaa ve promosyon işlerinin birlikte alınmasının rekabeti engellediği ileri sürülmektedir. Oysa alınacak hizmetler incelendiğinde reklam hizmeti, matbaa hizmeti ve promosyon hizmetlerinin organizasyonun doğal parçaları olduğu görülecektir. Dolayısıyla Kültür AŞ'nin bu alanları benzer iş tanımına eklemesi zorunludur. Bu nedenle rekabeti engelleyici herhangi bir durum söz konusu olmamıştır. Kaldı ki Kültür AŞ, 1989 yılından bu yana kültür ve sanat alanında faaliyet gösteren; ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliliğe sahip sayılı şirketlerden biridir. Kültür AŞ, katılacağı ihalelerde kapsamlı araştırmalar yapar, maliyet hesabı çıkarır ve kâr edebileceği ölçüde teklif verir. Bu nedenle Kültür AŞ'nin ihaleyi kazanması dolandırıcılık suçlamasına dayanak yapılamaz. Ayrıca Kültür AŞ, 2886 sayılı kanun kapsamında yapılmış olan ihalenin kendi üzerinde kalmasından sonra, bu ihale kapsamındaki yükümlülükleri yerine getirebilmek amacıyla Kamu İhale Kurumu tarafından tanınan istisnalar ve şirket içi prosedürler doğrultusunda gerekli alt yüklenici işlemlerini yürütmektedir. Kültür AŞ kendisine tanınan istisna sınırları içinde kalmak suretiyle alımları gerçekleştirmektedir. İşlerin niteliği incelendiğinde farklı sektör ve uzmanlık alanlarını ilgilendirdiği görülecektir. Bu nedenle işlerin bölünmesinde temel amaç, sektör ve uzmanlık farklılıklarıdır. Davet usulünün tercih edilmesindeki amaç ise işin en verimli şekilde yerine getirilmesini sağlamaktır. İşlerin bölünmesi aynı zamanda tek bir alt yükleniciye bağlı kalınmasından doğabilecek operasyonel ve kamusal riskleri azaltmaktadır. Aynı zamanda her bir bölünmüş iş kendi içinde ayrı uzmanlık, tecrübe gerektiren işler olduğundan bölünmesi zorunludur. Sonuç olarak ihale konusu işlerin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3G bendindeki parasal limitlerin altında kalmak amacıyla bölünmediği, bölünmenin hukuki ve teknik kamusal gerekçelere dayandığı açıktır. Kaldı ki bu uygulamalar, İBB bünyesinde 2016 yılından bu yana süregelen ve denetimlerden geçmiş yerleşik uygulamalardır. 2015-2019 yılları arasında yapılan işlemlerde de aynı ya da benzer iş tanımları, aynı yeterlilik kriterleri ve aynı yöntemler kullanılmıştır. İddianameye dayanak yapılan ve benim hukuki sorumluluğumun bulunduğunu ileri süren tek rapor, 16 Ağustos 2024 tarihli tevdi raporudur. Zaten tevdi raporunun hukuki bir anlamda delil mahiyetinde olmadığını avukatlarım detaylı şekilde anlatacaktır. Bu raporda, Kültür A.Ş. tarafından alt yüklenicilere verilen işlerin piyasa rayicinin altında belirdiği, özel şirketlere haksız menfaat sağlandığı ve bu nedenle benim sorumluluğum olduğu ileri sürülmektedir. Oysa ben sürecin nasıl işlediğini size ayrıntılı bir şekilde anlatayım. Tekrar vurguluyorum; gelir getirecek işlerde Kültür A.Ş., İBB'den aldığı işi aldığı bedelin üzerinde olmak kaydıyla istediği firmaya yaptırabilir. Buradaki temel kriter, şirketin kâr elde etmesidir. Buna rağmen rekabet ortamını sağlamak amacıyla çeşitli kriterler uygulanmış ve işler farklı şirketlerden teklifler alınarak yaptırılmıştır. İddianamede işlerin hangi şirketlere verileceğinin baştan belli olduğu ileri sürülmektedir. Öyleyse neden bu şirketlerin hepsi suçlanmamıştır? Buradaki kriterin ne olduğu anlaşılamıyor. Alt yüklenici işinin hangi bedelle yaptırılacağına ilişkin değerlendirme, bir başka deyişle muhammen bedelin belirlenmesi, ilgili birimler ve mali işler tarafından yapılır. Bu fiyatları belirleyen kişiler alanında uzmanlardır. Fiyatın belirlenmesi akabinde bu durum, genel müdürün onayına sunulur ve fiyat belirlenir. Ben bu hesaplamaların içinde yer almam. Nasıl hesap yapıldığını da bilmiyorum.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

16 Ağustos 2024 tarihli teftiş raporunda ayrıca parapet, reklam panolarına ilişkin hukuka aykırı kullanımlara göz yumulduğu yönünde bir iddia bulunmakta. Sayın Başkan, değerli heyet; ben bu şirketin genel müdürüyüm. Alt yüklenicilere verilen işlerin, firmaların sahada ne yaptığını gidip yerinde kontrol etmem mi bekleniyor? Hangi anonim şirkette böyle bir uygulama var? Nasıl, böyle bir çalışma düzeni nasıl olabilir? Ben bu kadar şeyi nasıl kontrol ve denetleme imkanına ya da zamanına sahip olabilirim? Zaten diğer şirketlerde de böyle bir uygulamayı genel müdürden kimse beklemez. Bu denetimler, ilgili birimler tarafından, kontrol teşkilatı tarafından ve belediyenin zabıta ekipleri tarafından gerçekleştirilir. Eğer İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyesinin zabıta ekipleri olumsuz bir durum tespit ederse bunu ilgili birimlere bildirir. Biz de gerekli durumlarda, bize de gerekli durumda bildirim yapılır, bana bu yönde bir bildirim geldiyse ben de ilgili birimlere iletmişimdir. Benim gidip birebir sahada denetim yapma imkanım ve yükümlülüğüm yoktur. Buna rağmen ben nasıl bu işlemlerden sorumlu olabilirim? Alt yüklenici ihalelerinin istisna usulüyle yapılması, 4734 sayılı kanunun 3. maddesinin G bendinde, kamuda faaliyet gösteren ve kanunun B ve D bendinde sayılan kuruluşlar için tanınmış bir haktır. İlgili kuruluşlardan hızlı hizmet üretilmesi için bu yöntem kullanılmaktadır. 2019 yılından itibaren şirketimiz her sene Sayıştay incelemesi geçirdi. Hiçbirinde yapılan 3G istisna ihaleleri için eleştiri dile getirilmedi. Kanunun tanıdığı hakkı kullanan kişi ya da kuruluş için bu eğilimde başkaca bir niyet aramak, hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bahse konu hak sadece 2020 sonrası kullanılmamış olup önceki yıllarda da birçok kez kullanılmıştır. 2003 yılından beri alınmış 3G istisna izinlerini az önce yansıttık. Sayı olarak belirtmek gerekirse 3G istisna izin ihaleleri; 2015 yılında 37 adet alt yüklenici ihalesi, 2016 yılında 38 adet alt yüklenici ihalesi, 2017 yılında 46 adet alt yüklenici ihalesi, 2018 yılında 66 adet alt yüklenici ihalesi, 2019 yılında 50 adet alt yüklenici ihalesi yapıldığı görülecektir. Başkanım, müsaade ederseniz ben yarın devam etmek isterim. Biraz kendimi kötü hissediyorum. Daha önce daha uzun savunmalar, sunumlar yaptım ama... Yarın devam edelim. Sayın Başkanım, ben de bu haberlerden çok rahatsızım. Çok yakından tanıdığım, beraber mesai arkadaşım olan birisi ailesini de tanıdığım bir arkadaşımız bu muameleye maruz kaldı. Ona üzüldüğüm kadar, üzülüyorum çok üzülüyorum ama eşime ve çocuğuma daha çok üzülüyorum. Çünkü evde ikisi korku içinde yaşıyorlar. Çünkü eşiyle konuştuktan sonra, onlar da heyecan yapmışlar ve bir arkadaşlarının evinde kalıyorlar şu anda. Yani ben buradayım ve kadın tek başına ufak çocuğuyla birlikte ne yapacağını bilmez bir vaziyette. Dünkü heyecanımın bir kısmı da ondan kaynaklıydı. Söylemek istedim efendim. Kaldığım yerden bir, dün atladığımı da fark ettiğim için tekrar cümlenin başından başlayaraktan devam edeceğim efendim. Şirketimize 2019 yılından itibaren her sene Sayıştay teftişi geldi. Toplam -bu sene de gelmiş- 7 tane teftiş, Sayıştay teftişi girmiş. Bu teftişler sonucunda düzenlenen Sayıştay raporlarının hiçbirinde yaptığımız 3G istisna ihaleleri için herhangi bir eleştiri maddesi yazılmamıştır. Alt yüklenici ihalelerinin istisna usulüyle yapılması 4734 sayılı kanunun 3. maddesinin G bendi kamuda faaliyet gösteren ve kanunun B ve D bendinde sayılan kuruluşlar için tanımlanmış bir haktır. İlgili kuruluşların daha hızlı, hızlı hizmet üretebilmesi için bu yöntem kullanılmaktadır. Kanunun tanıdığı hakkı kullanan kişi ya da kuruluş için bu eylemde başkaca bir niyet aramak hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bahse konu hak sadece bizim dönemimizde değil, daha önce de sıkça kullanılmıştır.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

2003 yılından beri alınmış 3G istisna izinlerini biraz önce, dün daha doğrusu size gösterdim. Son olarak belirtmek isterim ki 2015 yılında 37 adet alt yüklenici ihalesi, 2016 yılında 38 adet alt yüklenici ihalesi, 2017 yılında 46 adet alt yüklenici ihalesi, 2018 yılında 66 adet alt yüklenici ihalesi, 2019 yılında 50 adet alt yüklenici ihalesi önceki dönemde yapılmıştır. 16 Ağustos 2024 tarihli tevdi raporunda, Kültür A.Ş.'nin Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket olduğu ve çalışanlarının kamu görevlisi sayılmadığı doğru şekilde tespit edilmişti. Kültür A.Ş.'nin belediye iştiraki olması nedeniyle ne 2886 sayılı kanuna ne de 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na tabi olmadığı açıktır. Bu not daha önce de size ifade ettim. Dosyadaki tevdi raporunda, muvazaa ve zarar gibi iddialar ileri sürülmekte. Bunlar tamamen algısal değerlendirmeler. Kültür A.Ş. olarak biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı ihalelere diğer şirketler gibi idari ve teknik şartnameyi satın alır, katıldık. Şartnameyi inceleyip maliyet hesabını yaptık. Uygun teklif verdik. Teklif sonucunda ihale en uygun teklif biz verdiysek bizde kaldı. Bu süreç tamamen hukuka uygundur. Daha sonrasında aldığımız işi de alt yükleniciye yaptırabilmek için gerekli izinleri yine hukuki yoldan aldık. İBB'nin muvafakatını aldıktan sonra, firmalardan teklif topladık. En uygununu seçtik. Aslında Kültür A.Ş. olarak işi daha önce de söylediğim gibi doğrudan istediğimiz firmaya verebilirdik. Ancak geçmişten gelen uygulamayı sürdürmek ve rekabet ortamını korumak adına bu yöntemi uyguladık. Burada kamu zararına yol açtığımız iddia edilemez. Çünkü ihaleye girerken muhammen bedeli biz belirlemiyoruz. Biz İBB'den ihaleyi aldıktan sonra bu işi şirket menfaatleri doğrultusunda aldığımız bedelin üstünde bir fiyatla aşağıya, başka bir firmaya yaptırıyoruz ve kar ediyoruz. Belediye iştiraki olduğumuz için de bu süreçte sonuçta belediye de dolaylı olarak bu işten gelir elde etmiş oluyor. Tevdi raporundaki hesaplamalar tamamen afaki. Gerçek bir kamu zararının tespitinin yapılması için çok daha kapsamlı ekonomik analizler yapmak gerekir. Örneğin, hesaplama yapılan dönemin 1 dönemi pandemi dönemi. Pandemi dönemindeki şeyleri dikkate almadan yapılan hesaplama yanlış. Sadece ciro üzerinden yapılan bir hesaplama var, bu da yanlış bir uygulama. Çünkü şirketin kârı hesaplanmamış. Dolayısıyla gerçekte olmayan, varsayımsal bir kamu zararı ortaya konmaya çalışılmıştır. 16 Ağustos 2024 tarihli tevdi raporu, 1 Şubat 2022 tarihli tevdi raporunun yöntem olarak da veri olarak da aynısı niteliğinde. 1 Şubat 2022 tarihli tevdi raporu neticesinde ihalelerde yer alan kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş, bu kararın iptali nedeniyle dava açılmış ve Danıştay 1. Dairesi'nin 29 Aralık 2022 tarihinde, 2022'ye 1622 evrak, 2022'ye 2225 sayılı kararı ile soruşturma izni verilmesi kararı iptal edilmiştir. Yani 16 Ağustos 2024 tarihli tevdi raporunda iddia ve tespitler daha önceden değerlendirilmiş ve Danıştay kararıyla işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olmadığı ortaya konmuştur. O zaman benim bu tevdi raporuna dayanılarak herhangi bir sorumluluğum olduğu nasıl iddia edilebiliyor? Bu konuda benden önceki avukatlar da açıklama yapmıştı. İhaleler yönünden suçlandığım bir diğer husus da alt yüklenici firmalarla görüşmüş olmam. Evet, bazı firmalarla görüştüm. Bundan doğan ne olabilir? Çünkü ben sürecin yönetilmesi, ödemelerin takip edilmesinden sorumluyum ve bunu takip etmek için de firmalarla görüştüm. Dedim ki: "Ödemelerinizde gecikme var, süreç yavaş ilerliyor, zamanında bitirmeniz lazım" gibi görüşmeler yaptım. Benim alt yüklenici firmalarla iş dışında başka bir görüşmem olmamıştır.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Dosyadaki bazı ifadelerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınan işlerin alt yüklenicilere verilmesi sürecini organize ettiğim ve yan teklifleri ayarladığım ileri sürülüyor. Öncelikle belirtmek isterim ki bizim teknik anlamda bir ihale yapmadığımız için, kamu ihalesi yapmadığımız için yan teklif diye bir şeye ihtiyacımız yok. Kültür AŞ'nin uzun yıllardır çalıştığı, işi yapmaya ehil şirketlerden oluşan bir portföyü var. Biz buna havuz diyoruz. İşin niteliğine göre bu firmalar davet edilir. Bu davet edilme aşamasında bana danışılmış olabilir, ben de kendi fikrimi söylemiş olabilirim. Bu konuda bir görüş bildirmiş olabilirim; ancak bu görüşler bağlayıcı değil. İddianamede adımın geçtiği tüm eylemlerde yan teklif verilecek firmaları belirlediğim ileri sürülüyor. Daha önce de ifade ettiğim gibi, Kültür AŞ'nin yıllardır çalıştığı firmalardan oluşan bir portföyü var, işin niteliğine göre bu firmalar seçilir. Her şeyden önce ben seçilen firmalardan herhangi birini tanımıyorum bile. Kaldı ki ve savunmalarında beni daha önceden tanımadıklarını da ifade ettiler. Mahkemeniz önünde savunmalarında benim dönemimin Genel Müdürü ve İhale ve Satın Alma Müdürü Halit Burak Ataman, firma seçiminin nasıl yapıldığını izah ettiler. beyanında, kanuna tabi bir işlem olmadığından, istediği bir firma ya da firmalardan genel müdür olarak pazarlık yapıp sözleşme imzalayabileceğini kendisine bildirdiklerini; ancak kendisinin bu yolu tercih etmediğini belirtmişti. 2012 yılında İBB tarafından 2886 sayılı Kanun'la ihale edilen Kültür AŞ'nin kazandığı kapalı zarf usulüyle teklif alıp ihale ettiği billboard ve megalight reklam alanını işletme işini örnek almalarını bizzat kendisi ilgili birime söylemiş. Bu ihale, eylem 61 ve 62'de belirtilen iş ile birebir aynı ihaledir. Bu ihalede kendisinin talebi üzerine 3 veya daha fazla firmayı davet edip iş yapıldı. Ticaret birimi, ihale birimi ve oluşturulan şirket havuzundan ihaleye istekli firmalardan yetkin olan firmalar davet edilmiş, kapalı zarf usulüyle yapılan işlem sonucu en yüksek fiyatı veren firmalarla sözleşme imzalanmıştı. Benim de izah ettiğim gibi şirketimizde bu tarz ihalelerin hepsinde aynı yöntem uygulanmaktadır. Slayt 5'i açabilirseniz 'ın ifadesini görebiliriz orada. Benim biraz önce okuduğum metin 'ın ifadesinin birebir aynısıdır. Metni, ifadeyi burada tekrar görebiliyoruz. Ateş Hanım beyanında gelir getirici işlerle ilgili olarak, firma seçiminde Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadığımızı, şirket seçimi konusunda genel müdürün doğrudan yetkisi ve yetkisi olmasına rağmen kanunun aradığı koşulların da üstünde bir ihtimam sergilenmiş olduğunu, dolayısıyla şirket seçiminde bir usulsüzlük bulunmadığını belirtti. İhale ve Satın Alma Müdürü olarak kendisi de tüm sürecin usulüne uygun ve hatta daha titiz şekilde yürütüldüğünü beyan etti. Kendisinin bu konudaki uzmanlığını da göz önünde bulundurduğumuzda, ifadesinin önemi sayın mahkemenizin takdirindedir. Slayt 6’yı açarsak da ifadesini göreceğiz. ifadesinde benim ifade ettiğim konuları söylemiştir. Bu ifadelerden de yola çıkarak ben hala "yan teklif" ifadesinden ne kastedildiğini anlayabilmiş değilim. Aleyhimde ifade veren kişiler ağız birliği etmişçesine, yan teklif verecek firmaları belirlediğimi söylüyorlar. Peki, yan teklif nedir? Ben 453 gündür cezaevindeyim ve bunu düşünüyorum. Yan teklif ne demek? Eğer kastedilen şey ihaleye katılacak firmaları belirlemekse yoksa işi alacak firmanın önceden belli olduğu ve diğer firmaların göstermelik teklif verdiği iddiası mı? İkinci ihtimalin olması imkansız. Çünkü işin hangi firmaya verileceğinin öncesinden belirlenmesi gibi bir durum söz konusu değil. Bunlar zaten piyasada iş yapan firmalar. Ben bazı firmaların çağrılmasını önermiş de olabilirim. Bunun kanunen yasak tarafı da yok. Aynı şekilde çalışma arkadaşlarım da "Bu işi bu firma daha iyi yapar" diyerek firmaları davet etmiş olabilir. Sanki Kültür A.Ş.’de bir kişi çalışıyormuş gibi bütün sorumluluğun tarafıma yüklenmesi hakkaniyete ve hukuka aykırıdır.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Bununla birlikte tekrar ifade etmek isterim ki ben ve ekip arkadaşlarım hiçbir zaman hukuka aykırı bir işlem yapmadık. Kültür A.Ş.’nin yaptığı işlerde bazı firmaların işi kazanmış olması, diğer tekliflerin göstermelik, göstermelik olduğu anlamına da gelmez. O zaman Türkiye’de hiçbir ihale yapılamaz. Çünkü bütün ihalelere birden fazla firma girer ancak tek bir firma kazanır. Kazanan firmanın önceden belli olduğu ve diğerlerinin göstermelik katıldığı iddiası kabul edilemez. Kaldı ki tekrar hatırlatıyorum; biz anonim şirketiz ve hukuken istediğimiz firmayı çağırma ve ona verme serbestisine sahibiz. Dolayısıyla yan teklif kavramı, baştan itibaren yanlış bir değerlendirmedir. Bu nedenle itirafçı olarak gösterilen kişiler aslında ne söylediklerini bilmeden, yalnızca kendilerini kurtarmak amacıyla konuşmaktadırlar. Örneğin; . 5 yıl boyunca şirketin genel müdürlüğünü yapmış ve ile birebir çalışmış bir kişi. Şimdi bu kişi itirafçı olarak ortaya çıkıyor, ancak yaptığı şey itiraf değil, iftiradır. Kültür A.Ş.’yi ihalelere sokan bizzat kendisi, Genel Müdür ’tır. Buna rağmen ihaleleri "Doğan düzenlerdi" demektedir. Oysa anlattığım üzere süreç açık. İhale komisyonunda yer aldığım için en avantajlı teklif veren firmayı belirledikten sonra komisyon olarak onay veririz ve dosyayı Genel Müdür ’ın onayına sunarız. Benim alt birimlerim ve üst birimlerim var. Benim görevim şirketleri belirlemek değil, süreçlerin şirket yönergelerine uygun yürütülüp yürütülmediğini kontrol etmektir. Sayın Başkan, kıymetli heyet; dosyadaki ifadelerin herhangi birisinde bir kişi çıkıp "Doğan beni arayıp şu kadar teklif vereceksin dedi" diyor mu? Ya da işi alamayan firmalardan bir tanesi çıkıp "Sen şu teklifi ver ama ihaleyi kazanamayacaksın dedi" diyor mu? Öyle bir beyan yok. O halde yan teklif iddiası neye dayanmakta? Ortada somut hiçbir delil yok. Birkaç kişi kendi kurguladıkları senaryo içerisinde bana bir rol vermişler. Bu aşamada, yargılama esnasında huzurunuzda beyanda bulunan ve Kültür A.Ş.’nin yaptığı işi, Kültür A.Ş.’nin iş yaptığı birkaç firma yetkilisinin beyanına değinmek istiyorum. Reklam İstanbul isimli şirketin sahibi , verdiği ifadede benim kendisine herhangi bir telkinde bulunmadığımı, verilecek teklifle ilgili bir beyanımın olmadığını açıkça belirtti. Aynı şekilde Antre Tasarım isimli şirketin sahibi Kahraman Yeşil yurt da ifadesinde, benim ona "Teklif ver ama iş başkasına verilecek" gibi bir söylemimin olmadığını, benim dışımda kimsenin ona böyle bir söyleminin olmadığını ifade etti. Tekrar ifade ediyorum; Kültür A.Ş.’nin menfaatine olacak şekilde işi en iyi yapabilecek firmalar, ilgili birimler tarafından belirlenir. Sonrasında ihale müdürü üst yazıyla durumu genel müdürün onayına sunar. Genel müdürün onayıyla firmalar davet edilir. Ayrıca tekrar belirtmek isterim ki bizim yaptığımız işlemlerde Kamu İhale Kanunu veya Devlet İhale Kanunu’ndaki katı kriterleri uygulama zorunluluğumuz yok. Çünkü biz anonim şirketiz. Buna rağmen şeffaflık ve rekabet ortamı sağlamak adına ihale benzeri süreçler yürüttük. Göreve gelmeden önce, yani 2019 öncesinde de aynı yöntemler uygulanıyordu. Şeffaflık sağladığımız için mi suçlanıyoruz? Bunu anlamakta zorlanıyorum. Şimdi ihale süreçlerinin işleyişini daha detaylı açıklamak istiyorum.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Kültür A.Ş. olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’ndaki kapsamındaki ihalelere giriyoruz. İhale şirketimiz üzerinde kalırsa ve İBB tarafından gerekli muvafakat verilirse, şirket içi yönergeler doğrultusunda işi başka firmalara yaptırabiliriz. Bu süreçte davet usulü, açık teklif veya kapalı zarf usulü gibi yöntemler kullanılabilir. Hangi yöntemin kullanılacağına da ben karar vermiyorum. Şirketin uzun yıllar içinde oluşmuş bir tedarikçi portföyü var. Daha önce "havuz" olarak ifade ettiğim yapı. Bu portföy yazılı ve sabit bir liste değil, sürekli güncellenir. Uzun yıllardır çalışılan güvenilir firmalar olduğu gibi yeni firmalar da bulunmakta. Hem rekabet ortamını korumak hem de güvenilir ve tecrübeli firmalarla çalışarak işin en iyi şekilde yapılmasını sağlamaktır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu 3G bendindeki istisnaya ilişkin Kamu İhale Kurumu onaylarının tamamı 2019 öncesinde alınmıştır. Bu kapsamda da az önce ifade ettiğim gibi benzer ihaleler ve işlemler yapılmıştır. İhaleye girmeyi talep etmek gibi ihale işlemlerinde benim hiçbir rolüm ve yetkim yoktur. Kültür A.Ş. bünyesindeki alt birimler, İBB veya başka kurumların açtığı ihaleleri teknik anlamda inceler. Bu incelemeler oldukça detaylıdır. Ben teknik değerlendirmelerin nasıl yapıldığını bilmiyordum. Bu değerlendirmeler sonucunda hazırlanan rapor genel müdüre sunulur. İhaleye katılma kararı belirdiğinde bazen ben bazen başka bir yönetici şirket adına görevlendirilir. Bu aşamadan önce, yani Kültür A.Ş. henüz ihaleye girmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanlarıyla ihale konusunda herhangi bir görüşmem olmamıştır. Belediye ihalelerinde Kültür A.Ş. şartları sağlıyorsa ihaleye girer ve kazanır. İhaleyi aldıktan sonra ise belediye yetkilileriyle elbette görüşmelerimiz olmuştur ama bu, işin sürecinin yönetilmesiyle ilgili teknik görüşmelerdir. İhaleyi aldıktan sonra işin alt yükleniciye nasıl yaptırıldığına ilişkin süreç de belirli kurallara tabidir. İhale evrakının ekinde genel idari şartname ve teknik şartname bulunur. Teknik şartname işin bütün ayrıntılarını belirler. İşin şartnameye uygun yapılıp yapılmadığını denetlemek için kontrol teşkilatı oluşturulur. Bu teşkilat en az 2 kişiden oluşur ve ilgili birimler tarafından belirlenir. Kontroller tamamlandıktan sonra hak ediş bölümü ödeme süreçlerini yürütür. Burada anlatmak istediğim şudur: İhalede hangi üründen kaç adet alınacağı, hangi fiyattan alınacağı belirlenir. Ancak bu ürünlerin alınıp alınmadığı ya da uygun fiyata alınıp alınmadığı benim sorumluluğumda değildir. Bu, kontrol teşkilatı tarafından kontrol edilip denetlenir, sonrasında hak ediş süreci başlar. Aynı şekilde reklam materyallerinin alanlarını ve materyallerinin şartnameye uygun olup olmadığı kontrol teşkilatı tarafından denetlenmektedir. Bunun dışında belediye ve ilçe belediyesi zabıtaları da sahada ayrıca denetim yapmaktadır. Dolayısıyla çok katmanlı bir kontrol mekanizması bulunmaktadır ancak biraz önce de ifade ettiğim gibi ben bu kontrol mekanizmasının hiçbir aşamasında bulunmuyorum. Benim görevim işlerin belirlenen tarihlerde yürüyüp yürümediğini ve Kültür A.Ş.’ye yapılması gereken ödemelerin gerçekleşip gerçekleşmediğini takip ve kontrol etmektir. Gelir getirici faaliyetlerde iş verme usulümüz 6 aşamalı bir sistem üzerine kurulmuştur: Muhammen bedelin belirlenmesi. Bu işlem ilgili birim ve mali işlerden 2 ya da 3 kişi tarafından yapılır ve genel müdür onayına sunulur. Slayt 7’yi açarsak örnek bir tane muhammen bedel belirlenmesi belgesi göreceğiz.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Burada da görüldüğü üzere muhammen bedelin belirlenmesi konusunda ilgili müdürlük, Ticaret Müdürlüğü muhammen bedeli belirlediğini tespit etmiş ve genel müdür onayına sunmuş. Sonrasında da genel müdür onayıyla bu muhammen bedel tespit ediliyor. İhaleye davet edilecek firmaların belirlenmesi. İlgili birimler ve ihale personeli daha önce çalışılmış firmaları değerlendirerek liste oluşturur ve genel müdür onayına sunar. Bu firma davetine ilişkin genel müdürlük makamına sunulan, İhale Satın Alma Müdürü tarafından genel müdürün onayına sunulan firma listesi aşağıda firmaları görüyorsunuz. Bu firmalar ilgili birimlerin onayıyla, talebiyle İhale Satın Alma Müdürü’nün onayıyla genel müdürün onayına sunuluyor ve genel müdür onayıyla bu firmalar belirleniyor. İhale komisyonu belirlenir. İçinde yer aldığım komisyonlar da genel müdürün onayıyla oluşturulur. Aşağıda biraz inersek onunla ilgili evrakı görürüz. Burada da İhale ve Satın Alma Müdürü’nün talebi ve aşağıya indiğimizde de genel müdürün onayıyla ihale komisyonuna katılacak kişiler belirleniyor. Daha sonrasında ihale yapılır. Genel müdür tarafından bu şekilde belirlenen komisyon üyeleri, yine gösterdiğim gibi genel müdür onaylı firmalardan gelen kapalı zarf tekliflerini değerlendirir. Aşağı inersek de ihale komisyonu kararını göreceğiz. Burada 1'i yedek 4 tane firma belirlenmiş genel müdür onayıyla. Bu firmalar tekliflerini sunmuş. Bu tekliflerin içinde en uygun teklifi veren firmaya verilmesi konusunda aşağı inen sekte komisyon üyelerinin imzasıyla Genel Müdür'e işlem arz ediliyor. Genel Müdür sonuç onaylar ve Yönetim Kurulu onayına sunulur. Aşağıda da inersek de Genel Müdür'e onaya sunulmuş. O sırada İhale ve Satın Alma Müdürlüğü'ne vekalet eden 'ymuş. Onun onayıyla Genel Müdür onayına sunulmuş ve işlem tamamlanmış. En sonda da Yönetim Kurulu teklifi onaylar. Görüldüğü üzere bu 6 aşamanın 5'inde yetkili olan kişi Genel Müdür. Ben yalnızca ihale komisyonunda 5 kişiden 1'i olarak yer alıyorum. Üstelik bu komisyona dahil olup olmayacağıma da Genel Müdür karar veriyor. 3G ihaleleri, istisna ihaleleri içinde benzer 6 aşamalı süreç vardır. Sadece bu 3G istisna ihalesinde muhammen bedel yerine yaklaşık maliyet belirlenir ve benim süreçteki rolüm de aynı şekilde ihale komisyonunda yer almamdır. Reklam işlerinde firmaların yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği Ticaret Müdürlüğü'ne bağlı saha kontrol şefliği tarafından denetlenir. Ayrıca biraz önce de ifade ettiğim gibi belediye zabıta ekipleri de sahada inceleme yapar. Şartnamelere aykırı bir durum olması halinde belediye birimlerine yazılı bildirim yapılır. Bu zamana kadar sahadaki uygulamalara ilişkin doğrudan bana yapılmış bir bildirim aldığımı hatırlamıyorum. Bana bildirim yapılmamış bir konuda nasıl sorumlu olduğumu da anlayamıyorum. İddianamede bazı alt yüklenicilerin şartnamelere aykırı çalışmalar da yaptığı ve bu nedenle benim hukuki sorumluluğum doğduğu ileri sürülüyor. Bu iddia tamamen akla mantığa aykırı. Biz yılda çok sayıda işlem yapıyoruz ve iş yürütüyoruz. Bir şirketin genel müdür yardımcısı olarak her gün sahaya gidip kontrol etmem mi bekleniyor? Benim böyle bir görev ve sorumluluğum yok. Benim görev tanımımda da böyle bir şey yok. Eğer bana bildirim yapılmadığı sürece ben sahada bir hata olduğunu, farklılık olduğunu nasıl bilebilirim? Eğer bana böyle bir bildirim yapılmış olsaydı ben yine de bizzat gidip sahada ne olduğunu görmez, gitmez; gerekli birimlere gerekli işlemlerin yapılması konusunda talimat verirdim. Hakkımda düzenlenen bilirkişi raporlarında kamu zararı hesabı yapılırken son derece hatalı yöntemler kullanılmıştır. Bazı hesaplamalarda alt yükleniciye verilen bedel ile İBB'den alınan bedel arasındaki fark kamu zararı sayılmıştır. Bazı durumlarda ise tüm ihale bedeli kamu zararı sayılmıştır. Bu şekilde bir kamu zararı hesabı yapılamaz. Kültür A.Ş.’nin kar etmesi zaten belediyenin bir şekilde gelir elde etmesi anlamına gelir. Firmalar belirlenirken kurumsal tecrübeleri, yöneticilerin yetkinlikleri ve geçmiş performansları dikkate alınır. Talep sahibi birimlerin görüşü alınır, sonrasında liste Genel Müdür'e sunulur. Genel Müdür isterse listeyi değiştirir, isterse aynen onaylar. Ardından davet mektupları hazırlanır. İhale komisyonu teklifleri alır ve inceler ve en uygun teklif belirlenir. Genel Müdür onayından sonra sözleşme kesinleşir ve imzalanır.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Kültür A.Ş. bünyesindeki ihale komisyonunun yetkisi ve sorumluluklarına değinmek istiyorum. İhale yetkilisi, yani Genel Müdür, 1'i başkan olmak üzere 2'sinin ihale konusu işin uzmanı olması şartıyla ilgili idare personelden en az 4 kişinin ve muhasebe veya mali işlerden sorumlu 1 personelin katılımıyla kurulacak en az 5 ve tek sayıda kişiden oluşan ihale komisyonunu yedek üyeler de dahil olmak üzere görevlendirir. Gerekli incelemeyi yapmalarını sağlamak amacıyla ihale işlem dosyasının 1'er örneği ilan veya daveti izleyen 3 gün içinde ihale komisyonu üyelerine verilir. İhale komisyonu eksiksiz olarak toplanır. Komisyon kararları çoğunlukla alınır. Kararlarda çekimser kalınamaz. Komisyon başkanı ve üyeleri oy ve kararlarından sorumludur. Karşı oy kullanan komisyon üyeleri gerekçesini komisyon kararına yazmak ve imzalamak zorundadır. İhale komisyonunca alınan kararlar ve düzenlenen tutanaklar komisyon başkan ve üyelerinin adları, soyadları, görev unvanları belirtilerek imzalanır. İhale komisyonu 2 şeye bakar fiyatından önce: Katılan firmalardan ve ortaklardan yasaklı olan var mı? İstenen belgeler tamam mı? Slayt 8'i açarsak da örnek bir ön yeterlilik değerlendirme formu göreceğiz. Burada örnek bir tane ihale komisyonu kararını, yeterlilik değerlendirme formunu görüyoruz. Fiyata bakmadan önce belgelerin tamam olup olmadığını, ihale komisyonuna katılan üyeler değerlendiriyor ve imzasıyla kontrol ve tutanak altına alıyorlar. Burada istenen belgelerin hangisinin olup olmadığını, yeterli olup olmadığını yazılmış ve imzalanmış. İddianamenin temel mantığı şudur: Sanki İBB'den ihale alınırken işin hangi firmaya verileceği baştan belliydi. Ben bu iddiayı kesinlikle kabul etmiyorum. Benim İBB'den ihale alınması sürecinde herhangi bir yetkim veya sorumluluğum yoktur. Muhammen bedelin belirlenmesinde de hiçbir rolüm yoktur. Firmaların belirlenmesinde de benim doğrudan bir katkım ve dahlim bulunmamaktadır. Ayrıca dosyada rüşvet iddiası da bulunmakta. Oysa benim üzerime kayıtlı kayda değer hiçbir mal varlığı yoktur. Bu durum iddianamede de belirtilmiş. Aile olarak sahip olduğumuz mal varlığı 1 ev ve 1 arabadan ibaret. Hayatı boyunca çalışmış 2 insanın 1 ev ve 1 araba sahibi olması kanuna aykırı olmasa gerek. Küçük yaşta bir oğlumuz var. Ben cezaevindeyken ailem İstanbul'da geçim zorluğu yaşayıp bir ara taşınmayı bile düşündü. Ben yaklaşık 35 yıllık çalışma hayatım boyunca hep maaşlı çalışan bir insan oldum. Görev yaptığım bütün kurumlarda etik kurallara ve kanunlara uygun hareket ettim. Kazandığım bütün mal varlığım ve servetim, neyse ortadadır. Hesaplarıma haksız bir şekilde giren tek bir kuruş yoktur. Bu durum MASAK raporlarında da ortaya konmuştur; daha doğrusu MASAK raporlarında ismim dahi geçmemektedir. Bu da son derece doğal çünkü benim olağan dışı bir para hareketim olmamıştır. Rüşvet iddiasının bulunduğu tek bir eylem var; o da 110 no.lu silsiledeki eylem. Bu sebeple bu eleme konu işlemler dahil açıklamalar ve beyanda bulunmak isterim. Eylemin başında konu olarak İBB Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından verilen reklam izinleri karşılığında şirketlerden muvazaalı sözleşmeler ile elde edilen paranın örgüte aktarılması olduğu yazıyor. Bu bahsedilen sözleşmelerin hiçbirinde benim imzam yok. Ben sadece vinil afiş ihale komisyonundayım. Bu ihalenin 3G ihalesi kapsamında yapıldığını hatırlıyorum. Onun dışında sürece ilişkin bir dahlim yoktur. Hiçbir firmayı, konu edilen hiçbir firmayı tanımıyorum. Vinil afiş ihalesine konu işin yapılıp yapılmadığı da biraz önce anlattığım ihale sürecinde de bahsettiğim gibi benim yetki ve sorumluluğumda değil. Bu ihalenin yapılış tarihi 18 Ekim 2019 diye hatırlıyorum. Benim işe giriş tarihim 2 Eylül 2019'du. Genel Müdür Yardımcısı olarak görevlendirilmem ise Ekim başındadır. Yani bu hususlar dikkate alındığında zaten benim bu işten bir bilgimin olmadığı da ortaya çıkmaktadır. Yeri geldiği için tekrar etmek isterim ki, yukarıda da tekrar söyledim, benim komisyonda yer aldığım işin yapılıp yapılmadığını denetlemek gibi görevim ve sorumluluğum yok. Ben bana bağlı birimleri izah ettim sizler. Bu birimler içerisinde konu ihale teklifini, satın alma teklifini yapan firma, birim de müdürlük de bana bağlı birimlerden birisi de değil.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Aleyhime olan ifadelere teker teker cevap vermek istiyorum. etkin pişmanlıktan yararlanmak için verdiği ifadesinde kendisi sanki Kültür AŞ'nin genel müdürü değilmiş, arada sırada şirketi ziyaret ediyormuş, o yüzden de şirketin işleyişi ile ilgisi, ilgili bilgisi yokmuş gibi konuşuyor. Sanırsınız ki kendisi şirketin çaycısı; arada sırada geliyor, çayını içip gidiyor. Kimseyle ve hiçbir işle muhatap olmadığını, birimler tarafından hazırlanan belgelerin en son aşamada kendisine imza, imzaya geldiğini iddia ediyor. Sayın Başkan, dediğimiz kişi şirketin Genel Müdürü. Eğer bir konuyla ilgili şirkette birilerinin konuşması gereken birisi varsa Genel Müdür olarak da 'tır. alenen kendini kurtarmak için benim adımı ortaya atmış; bir başka ifadeyle kendini kurtarmak için benim adım üzerinden tüm değerli arkadaşlarıma iftiralarda bulunmuş. Kendisinin ifadesine göre sözde benden bildiklerimi anlatmamı istemiş. Ben de ihaleleri ve iş alımlarını bizzat 'un yönettiğini, ile ihaleleri 'un talimatlarına göre organize ettiğimizi, ihaleleri kimin kazanacağının ve kimin yan teklif vereceğinin önceden belirlendiğini, usulsüz edinimlerin tahsillerine ve reklam izni belirlenmesi için açıktan istenen paralara ilişkin imzalanan muvazaalı sözleşme hususunda tevdide bulunan yer alan hususların doğru olduğunu, yasa dışı usule aykırı iş ve işlemlerin yapıldığı gibi şeyleri sözde ona söylemişim. Bunlar külliyen yalan ve iftiradır. Ben kimseden talimat almadım. Kimseden talimat almadım. Sayın Başkan, böyle bir şey olabilir mi, mümkün mü? Asla ve asla doğru değil. Ama bir an için doğru olduğunu varsayalım. Şirketin içinde usulsüzlük olsa bunu şirketin Genel Müdürü değil de yardımcısı olan ben mi bileceğim? Kendisi açıkça ifadesi ile şirketin içinde olan hiçbir şeyden haberim yok demeye getiriyor. Bu hiçbir şekilde doğru değildir. Yine bir an için dediklerinin doğru olduğunu varsayalım. Bütün bunları Mart 2025 tarihinde yardımcısı olan benden öğrendiğine, öğrendiğine de mi inanacağız? Buna inanmamızı mı bekliyor? İfadesinde kendisini kültürel ve sanatsal faaliyetlerle ilgisi olan Kültür AŞ'nin hiçbir iş ve işleyişi ile uzaktan yakından alakası olmayan biri gibi tanımlamış. Ve 'un talimatı ile benim ve gibi isimler üzerinden ihale ve iş alımı süreçlerinin yapıldığını söylemiş. Kendisinin savcılıkta verdiği ilk ifadeye bakalım, ne diyor? " Biz Kültür AŞ olarak gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde ve ihalelerde alt yüklenicinin bir talebi olduğu takdirde, bunu İBB'nin emlak ve reklam birimine sorarız. Onlardan aldığımız olur ile işlem gerçekleştiririz." Demek ki şirket içindeki işleyişten haberdarmış, değil mi? Söylüyor işleyişin nasıl olduğunu. Zaten haberdar olup olmaması bir yana, kendisi Genel Müdür. Tüm işlemlerden bizzat ve öncelikle kendisi sorumlu. Ayrıca bildiğim kadarıyla kendisi denetim kökenli ve bunu her fırsatta ifade etmekten ve söylemekten hoşlanırdı. Denetim firmalarında çalışmış, uzun yıllar çalışmış birinin mali işlerden anlamadığını, bu işlerden anlamadığını söylemek, sizin deyiminizle, hayatın olağan akışına aykırı bir durum değil midir? Bakın, bir kez daha izah etmek istiyorum. İdari ve teknik şartnameyi hazırlayan bile ben değilim. Ben bu teknik aşamaları bilmem. Bu teknik hususlar da zaten benim imzamla onaylanmaz. Önce Genel Müdür 'ın kararı belirlenir. Ben ihale komisyonunda yer alana kadar bu evrakı görmem, bilmem. Ama Genel Müdür her aşamada var. Kültür AŞ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı ihalelerden, ihaleyi aldıktan sonra bizim şirketin içinde 6 aşamalı bir ihale sürecimiz olduğunu size izah ettim. Bu 6 aşamanın 5'inde Genel Müdür yer alıyor. Ben yalnızca 1 aşamada varım. O aşamada da 5 kişiyle birlikteyim ve Genel Müdür'ün atamasıyla o aşamada yer alıyorum. Şimdi bu altı aşamalı ihale sürecinin hepsinde yer alan 'ın bu ifadesine inanmak mümkün mü? Riayet edilmez. biliyorsunuz, etkin pişmanlık ifadesi vererek hapisten çıkan ilk kişi. Bunlar cezadan kurtulmaya yönelik iftiralardan ibaret. Üstelik kendisi eski kurumunda da uzun yıllar birlikte çalıştığı diğer iki genel müdür yardımcısına attığı iftiraları da gördükten sonra benim için söylediklerine de çok da şaşırmamak gerekiyor halbuki.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

… İfadesinde, Kültür A.Ş.'de avukat olarak çalıştığını ifade eden ama aslında İhale ve Satın Alma Müdürlüğü'nde uzman olan, yani daha başlangıçta kendi unvanına dair dahi bir de yalan söyleyen , benim hakkımda da bir o kadar yalan şeyler söylemiş. İlbak Holding ile yapılan projede, İlbak Holding'in bana Skoda Superb markalı bir makam aracı verdiğini, bununla İlbak Holding'e geçilen kıyak karşılığında sağlanan bir menfaat olduğunu söylüyor. Bu tabii ki doğru değil. Skoda Superb marka makam aracı bana Kültür A.Ş. tarafından veriliyor, daha doğrusu makam aracı olarak tahsis ediliyor. Ben Kültür A.Ş.'de genel müdür yardımcısı olduğum için diğer iki genel müdür yardımcısı gibi bana da benzer bir araç tahsis ediliyordu. Ayrıca bu uygulama diğer belediye şirketlerinde de olan bir uygulama. Diğer belediye şirketlerindeki benimle aynı unvanla görev yapan genel müdür yardımcılarına da benzer araçlar tahsis edilmektedir. Bana özel bir uygulama asla söz konusu değildir. Bu uygulamayı şirketlerden zaman zaman biz ihale sürecinde, ihale şartnamesinde araç tahsis edilmesi konusunda, araç verilmesi konusunda madde koyarız. Bu diğer şirketlerde de olmuştur. Benden önce ifade veren kişilerden de bunu söyleyenler olmuştur. Bunu da bir dipnot olarak ayrıca ifade ettim. Zaten benim kendi adıma kayıtlı bir aracım yok. Bana tahsis edilen aracın kimden geldiğini de sorgulamadım. Ancak bu bana kesinlikle verilen bir rüşvet niteliğinde değil. Benim uhdeme geçen bir tutar yok. Bu araç nedeniyle bir menfaat elde etmedim ya da bu araç bana tahsis edildi diye kimse yararına bir işlem yapmadım. Üst düzey yöneticilere araç tahsis edilmesi anonim şirketlerin mutat uygulamasıdır. Ben "Bana araç verdiniz, bu kimden, neden geldi, neden verdiniz?" demek gibi bir ihtiyaç duymadım. Ayrıca zaten benim Kültür A.Ş. ile yaptığım iş sözleşmesinde de tarafıma araç tahsis edilmesi konusunda madde vardı. , Kültür A.Ş. olarak bizim İlbak Holding'e kıyak geçtiğimizi iddia ediyor. İlbak bu iddianamenin neresinde? Bu iddianamede İlbak Holding'ten bir yetkiliye ya da İlbak Holding'ten bir firmaya isnat edilen bir suç var mı? Yok Sayın Başkanım. Yine aynı ifadesinde, 'un ihalelerin kime verileceğini belirlediğini, sonra benim yan teklif verecek firmaları belirlediğimi ve bu firmalarla irtibata geçerek bedellerin ne olacağını bu firma yetkililerine bildirdiğimi iddia etmiş. Ben yan teklif iddiasına detaylı bir şekilde size açıklamamı ve savunmamı yaptım. Ben Kültür A.Ş. işi alt yüklenici işletmecilere vermeden önce hiçbir firmayla iletişime geçmedim. Ben hiçbir şirket yetkilisine "Şu fiyatla teklif ver" demedim. Buna ilişkin hiçbir delil yok. Ben ancak Kültür A.Ş. işi alt yüklenicilere verdikten sonra işi takip etmek için şirketlerle iletişime geçtim. Bu iletişimin de ödemelerin geciktirilmesi ya da aksatılması konusunda olduğunu yine size detaylı bir şekilde açıkladım. kendi ifadesiyle kendi kendisiyle de çelişiyor. İlk önce benim yan teklif bedellerini hazırladığımı söylüyor, sonra da teklif bedellerinin Serdar Taşkın tarafından belirlendiğini ve benim de bunu bildiğimi söylüyor. Hangisi doğru? Kendisi cevabı veriyor mu, kendisi cevabı biliyor mu? Ben söyleyeyim. Ben asla kimse için yan teklif, iddianamede geçen adıyla yan teklif belirlemedim. Benim ihale alan firmaların yetkilileri ile görüştüğümü söylüyor, kendisi de söylüyor, ihaleyi alan firmalar diyor. Ben ihaleyi alan firmalarla neden görüştüğümü yine detaylı şekilde izah ettim. Kültür A.Ş.'nin ihaleyi alan firmalardan alacakları oluyor, bunlar gecikebiliyor, bu yüzden ben şirketlerle iletişime geçip ödeme hususunu hatırlatıyordum. Kendisi işini düzgün yapmadığı için benim işimi doğru dürüst yapmama, Kültür A.Ş.'nin alacaklarını takip etmeme bozulmuş anladığım kadarıyla.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

denen şahıs Kültür A.Ş.'de çalıştığı dönemde de şirketten ayrıldıktan sonra da herkese uydurma iftiralar attı. Daha şirkette çalışıyorken şirket e-posta adresi üzerinden gönderdiği maillerle, Kültür A.Ş.'deki statüsünü yükseltmek için yükseltilmesini talep etti ve eğer bu talebi yerine getirilmezse "Benim de hiç kimse ve hiçbir şey umurumda değil, bu saatten sonra kaybedecek hiçbir şeyim yok, olumlu bir sonuç çıkmazsa taşıdığım ağır yükü, ağırlığını ancak bıraktığımda görecek herkes, bırakmam gereken yerde bırakırım. Benim huzursuz olduğum yerde bu huzursuzluğa herhangi bir şekilde sebep olan ya da duyarsız kalan kimseye huzur vermem. Aksi takdirde işlerin hiç ama hiç iyiye gitmeyeceğine emin ol ve bu durumda kaybeden asla onlar değil şirket olur, hem de tahmin bile edemeyeceğiniz bir kayıp" diyerek beni, Kültür A.Ş. çalışanlarını ve şirketi alenen şantaj ve tehdide maruz bırakıp unvanını yükseltmeye çalışmıştır Zaten kendisi bu sebeple tazminat ödenmeden işten çıkarıldı. Kendisi bu işten çıkarma işlemine karşı dava açmışsa da ilk derece mahkemesi 'ın zamanında almış olduğu mailleri ortaya koyup işçi işveren arasında güven ilişkisinin tamamen sarsıldığını, ilişkinin tamamen çekilmez ve sürdürülemez olduğuna kanaat getirerek davayı reddetmiştir. İşten çıkarıldıktan sonra da bizlere daha çok bilenmeye başladı. Şirketten ayrıldıktan sonra ilk sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlar ile bizlere hakaret etmiş ve hatta bizi tehdit etmiştir. 'ın bu dava kapsamında verdiği ifadelerin iftira niteliğinde olduğu burada açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Başta dediğimiz gibi kendisinden "Ben Kültür A.Ş.'de avukat olarak görev yaptım" olarak bahsetti. Bu bile doğru değil. avukat olsa da Kültür A.Ş.'de avukat olarak çalışmıyordu. İhale ve satın alma müdürlüğünde uzmandı kendisi. avukat olsa da kötüleşir de avukat olarak görev yapmadı. İhale ve satın alma müdürlüğü bünyesinde uzmandı. Bu yalanı güvenilirliğini arttırmak için söylediğini tahmin ediyorum. , benim sözde yan teklifleri hazırladığım ve şirketlerle iletişime geçtiğim ihaleleri çoğunlukla ’ın yetkilisi olduğu şirketlerin aldığını söylemiş. Benim ya da şirket 'ın şirketlerinde çalışan herhangi bir kişiyle iletişim kaydım bulunmamaktadır. Ve onlarla bir görüşmem olmamıştır. Bu durum iddianamede de ortaya konmuştur. İrtibat kayıtlarının içerisinde İlbak Holding hiçbir görevlisiyle görüşmediği görülüyor. Biraz önce de ifade ettiğim gibi de İlbak Holding'e atfedilen bir suçlama da bu iddianamede yok. Bir de yine trajikomik bir beyanı var. İfadesinde ben onları şikayet etmeseydim onlar beni edecekti diyor. Ve aslında bu sürecin bir kişinin kendi hukuka aykırılıklarını gizlemek için Kültür A.Ş. adlı iftiradan ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Bir dönem Kültür A.Ş.'de… , benim sözde yan teklifleri hazırladığımı ve şirketlerle de iletişime geçtiğimi, ihalelerin çoğunlukla ’ın yetkilisi olduğu şirketler tarafından alındığını söylemiş. Benim ya da şirketlerinden herhangi birisiyle bir tane bile telefon görüşmem olmamıştır. Bu durum iddianamede de açıkça ortaya konmuştur. İrtibat kayıtlarımda İlbak Holding’in hiçbir görevlisiyle görüşmediğim açıkça görülüyor. Tekrar ifade etmek istiyorum ki İlbak Holding bu iddianamenin hiçbir yerinde de yer almıyor.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Ve yine trajikomik bir beyanı var; ifadesinde, eğer ben onları şikayet etmeseydim onlar beni şikayet edecekti diyor. Ve aslında bu beyan, tüm bu sürecin bir kişinin kendi hukuka aykırılıklarını gizlemek için Kültür A.Ş. üzerinden ortaya attığı iftiralardan ibaret olduğunu açıkça gösteriyor. Bir dönem Kültür A.Ş.’de Genel Müdür olarak görev yapan da Sayın Mahkemenizin önündeki savunmasında ’dan bahsetti. , görevden ayrıldıktan bir yıl sonra ’ın kendisiyle iletişime geçtiğini, Kültür A.Ş. tarafından işten çıkarıldığını ve yönetimle görüşmesini istediğini belirtmişti. bunu kabul etmemiş. Daha sonra yine kendisine mesaj atarak 13.500 TL borç istemiş. kendisine geri dönüş yapmayınca bu defa "Kurt yediği ayazı unutmaz" ile başlayan mesajla ve herkesi yakacağını söylediği tehditvari bir metin yollamış. Kendisi bu mesajı bana da iletmişti. Mesaj benim telefonumda da var ama telefonum şu anda emniyette, yani el konulduğu için size burada arz edemiyorum. ’ın bu beyanı da ’ın bizlere duyduğu husumetin göstergesi olduğu gibi ayrıca söylediklerinin tamamen iftira niteliğinde olduğunu ve kabul edilmemesi gerektiğinin açık bir kanıtıdır. Benden ve başta olmak üzere bazı kişilerin tüm suçu ve sorumluluğu onun üzerine yıkmaya çalıştığını da iddia ediyor. Ben kimsenin üzerine bir suç atmaya çalışmıyorum. Sayın Başkanım, benim suçum yok ki başkasının üzerine suç atayım. Ben ile işten ayrıldığı tarihten itibaren hiçbir görüşme içinde olmadım, 2023 yılından beri de kendisiyle görüşmedim. ’ye gelirsek; bu şahıs ifadesinde, Kültür A.Ş.’de genel müdür olduktan sonra reklam işlerinin tamamen yönetimine geçmeye başladığını söylüyor. Emlak müdürlüğünün yaptığı ihaleleri Kağan Sürmegöz ve ile beraber organize ettiğimizi iddia ediyor. Biraz önce değindiğim üzere da tüm ihale süreçleriyle benim ilgilendiğimi söylüyordu. Buradan tek bir çıkarım yapıyorum: İtirafçılığın hiçbir güvenilirliği yok. Her biri hem kendi içinde hem de birbiriyle çelişiyor. Benim irtibat kayıtlarım dosyada mevcut; ile toplam iki tane görüşmem var altı sene içerisinde. Kağan Sürmegöz ile görüşmelerim ise tamamen aldığımız işlerin yürütülmesine ilişkin iş görüşmeleridir. Bunun bir organizasyon olarak değerlendirilmesi kesinlikle yanlıştır, bunlar olması gereken görüşmelerdir. Yeri gelmişken de ifade etmek isterim ki Kağan Sürmegöz ile HTS kayıtlarımın bulunması da çok doğaldır; ikimiz de Bahçeşehir’de oturuyoruz ve evlerimiz birbirine çok yakın konumdadır. ifadesinde benim bazı konularda serzenişte bulunduğumu söylemiş. Ben bankacılık geçmişi olan biri olarak Kültür A.Ş.’de yapılan bazı işlemlerin yapısal olarak doğru olmayabileceğine dair kendisine serzenişlerde bulundum. Ama bu serzenişlerim şirket içinde usulsüz işlemler yapıldığı için değildi; şirketin daha verimli faaliyet gösterebilmesi adına verdiğim tavsiyelerden ibaretti. Hep kurumsal yerlerde çalıştığım için bu serzenişlerim şirketin bünyesindeki işlemlerin daha da kurumsallaştırılabileceği yönündeydi. ’ın iddia ettiği diğer husus ise ’ın yapılmayan işlere ilişkin şirkete fatura kestirdiği ve benim de buna serzenişte bulunduğum yönündeydi; bu kesinlikle doğru bir ifade değildir. Kültür A.Ş. bünyesinde benim bilgim dahilinde olan ve yapılmayan bir işe ilişkin hiçbir fatura kesilmedi. Her şirkette olabileceği gibi Genel Müdür ile aramda zaman zaman fikir ayrılıkları ve anlaşmazlıklar olabiliyordu. Ancak bu anlaşmazlıklar bahsedildiği gibi yapılmayan işlerle ilgili fatura kesilmesi gibi bir konudan kaynaklanmadı. Ayrıca ifadesinde, benim ona toplantılara telefon alınmadığını söylediğimi iddia etmiş; ben böyle bir şey asla söylemedim, bizim toplantılarımıza telefon alınmaması gibi bir uygulama olmadı.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

de ifadesinde benim ona Kültür A.Ş.’nin bir anonim şirket olduğunu söylediğimi belirtiyor. Doğrudur, söylemişimdir çünkü biz bir anonim şirketiz; kamu kurumu değiliz ki. ’i şirketimize iş yapan birisi olarak tanıdım. Dijital Deneyim Müzesi’nin ihalesini alan Tuce isimli firmanın ortağı olduğunu da biliyordum. ifadesinin devamında benden ve Dijital Deneyim Müzesi’ne ilişkin konulardan hiçbir şekilde bahsetmiyor çünkü ben Dijital Deneyim Müzesi projesinde yer almadım. , bu projenin bir ihalesinin yapılacağı süreçte izne çıktı. Kendisi izinde olduğu için Dijital Deneyim Müzesi projesi yapım malzemesi alım işi ihalesi gününde imza yetkisini de bana devretti. Ben de onun bana devrettiği imza yetkisini kullandım. Bu proje kapsamında benim herhangi bir sorumluluğum, yetkim ya da kararım yoktu. Sadece bana söylenen ve yetkilendirildiğim imzayı attım. Bu bahsettiğim de yetki devri değil, imza devridir. Slayt 9'u açarsak benim attığım imzayı ve bahsettiğim 3G ihalesinin sonuç bildirmesini göreceksiniz. Burada da yapım malzemesi alım işi için yapılan bir ihale var. izne çıktığı için yetkisini bana devrediyor. İhale komisyonunu kendisi belirlemiş. Ben de onun yerine vekil olaraktan imza attığıma genel müdür v.si görüyorsunuz orada. Attığım imza budur. Zaten Kültür A.Ş.'de dijital operasyonlar genel müdür yardımcısı Erdal Çolak da 29 Nisan 2025 tarihindeki ifadesinde tüm projenin 'ın talimatları ile yürütüldüğünü söylemiş. Ben Dijital Deneyim Müzesi işi içinde hiç yer almadım. Zaten bu projeyi yürütenler de aksini iddia etmiyorlar. Bu konu iddianamede 97. eylem ile ele alınıyor. Ben bu eylem kapsamında neden şüpheli olarak yazıldığımı da anlamadım. Tekrar söylüyorum; ben Dijital Deneyim Müzesi projesinde hiçbir şekilde yer almadım. Bu benim alanım değildi ve hiçbir şey de bu konu hakkında bilmiyordum. Kültür A.Ş.'de projeler ve iş geliştirme sorumlusu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan da huzurunuzdaki savunmasında Müzeler Müdürü'nün bana bağlı olmadığını da söyledi. Yani benim Dijital Deneyim Müzesi projesinde yer almadığımı da doğruladı. Slayt 10'u açarsak da 'ın ifadesinde ne söylediğini görececeğiz. Avukatım 'in sorduğu soruya, benim Müzeler Müdürlüğü'nün bana bağlı olmadığını ve benim bilgim olmadığını çok açık bir şekilde ifade etmiş. Ben Rauf Cem Istranca'yı şahsen tanımıyorum. İfadesini okuyunca sordum, 3K isimli firmanın sahibiymiş. İfadesinde "Görselleri sökülen reklam alanlarına ilişkin ihaleyi Kültür A.Ş. aldıktan sonra işin alt yüklenicilere verilmesi noktasında ihaleyi benim organize ettiğimi" söylüyor. Ben bizim şirketimizin aldığı ihaleleri 6 aşamalı bir süreçle nasıl belirlediğini size anlattım biraz önce. Rauf Cem Istranca ifadesinde daha önce ecrimisil ile kiralama yerleri ihale ile alt yüklenicilere verdiğimi söylüyor. İfadesinden 72 nolu eylemden yani şirketimizin ihaleye girip İBB'den aldığı, sonra bunu alt yüklenicilere verdiği ihaleden bahsettiğini anlıyorum. Bu ihaleye konu 40 alan bulunduğunu, Kültür A.Ş.'nin de bu 40 alan için 20 firma ile görüştüğünü ve teklif aldığını söylüyor. Sayın Başkanım, rekabet ortamı daha nasıl sağlanabilir? We bir iş için 20 tane firmayı ihaleye davet etmişiz. Yine ifadesinde bu ihaleye konu 40 alana ilişkin 20 firmayla yapılan görüşmelerin Kültür A.Ş. binasında gerçekleştiğini söylüyor. Burada nasıl bir abeslik var, usulsüzlük var anlayamadım ben. Nerede yapsaydık? Teklif verseydi, onun şirketine giderdik, orada yapardık diyeceğim de. Teklif veren firmaların kapalı zarftaki tekliflerini aldık ve firmaların hepsini şirketimize davet ettik. Toplantı salonunda, tüm firmaların, şirketimizin yetkililerinin olduğu bir ortamda, şeffaflığın sağlanması adına, kapalı olan zarfları herkesin gözü önünde açtık. Şeffaflık daha nasıl sağlanabilir?

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

ifadesinde, ifadesinde benimle ilgili olarak "Dijital Deneyim Müzesi projesinde aktif rol aldığımı" iddia ediyor. Ancak ifadesinin devamında ne yaptığıma ilişkin hiçbir şey söylemiyor. Ben biraz önce size Dijital Deneyim Müzesi projesinde hiçbir şekilde yer almadığımı, hiçbir bilgimin olmadığını izah ettim. Yine aynı ifadesinde 'un talimatıyla iletişim kısmındaki ihaleleri 'nun organize ettiğini söylüyor. İtirafçılardan ve da benim ve Kağan Sürmegöz’ün bu ihaleleri organize ettiğimizi söylüyor. Bu durumda kim haklı, kim doğruyu söylüyor? Yani ben size söyleyeyim Başkanım, itirafçı olanların hepsi profesyonel birer yalancı. 'un, ben 'un talimatıyla hiçbir zaman için hareket etmedim. Benim kendisine yalnızca 2 adet irtibat kaydım var, bunu defalardır söylüyorum. Kültür A.Ş.'nin katıldığı ve kazandığı, ardından alt yüklenicilere verdiği birçok ihale var. İddia edilen gibi ben bu ihalelerde 'un talimatıyla hareket etseydim, 2'den çok daha fazla irtibat kaydımın olması gerekmez miydi? Bu anlatılanların hiçbir akla mantığa uygun değildir. Hakkımdaki iddiaların bir kısmının "İhaleleri benim organize ettiğim, hangi ihaleyi hangi firmanın alacağını ve kimlerin yan teklif vereceğini düzenlediğim, bunu da 'un talimatıyla yaptığıma" ilişkin olduğunu anlıyorum. Yan teklifleri düzenlediğim iddiasına da daha önce detaylı şekilde cevap verdim. Şirketimiz, ihalelere girdiğinde ve kazandığımız ihalede alt yükleniciye verirken, iddia edildiği gibi zaten kime verileceğimiz önceden belliyse, biz bir iş için neden 20 firma davet ettik? Savcılık kaç firma davet etseydik mutlu olacaktı? Ben kimseden iş ve iş için hiçbir zaman talimat almadım. 'la iki kez telefon görüşmem olduğunu defalarca dile getiriyorum. Bu iddiaları ileri sürerek beni bir örgütün içinde göstermeye çalışıyorlar, bu asla doğru değildir. Yeri gelmişken yine vurgulamak istiyorum; ihaleyi kazanamayan ama teklif veren firma sahiplerinden birisi çıkıp da "Doğan, bize şu kadar teklif vereceksin ama kazanamayacaksın" şeklinde bir beyanı var mı? Yok Başkanım, böyle bir beyanda bulunan yok. Efendim, çelişkileri ortaya koymak adına şunu da belirtmek istiyorum: Az önce belirttiğim üzere bazı iftiracılar diyor ki zaten daha başından Kültür A.Ş.'nin hangi firmalar ile çalışacağı belliymiş ve bu isimler tarafıma bildiriliyormuş. Bazı iftiracılar da diyor ki yan tekliflerin bildirileceği şirketleri ben seçiyormuşum. Bu açık bir çelişki. Hangi iddia doğru? Bildiğiniz üzere İBB tarafından 2886'ya göre ihale yapılıyor. Daha Kültür A.Ş. tarafından katılım dahi sağlanmamış bir ihalede biz işin alt yükleniciye yaptırılacağına ve bunun hangi şirket olacağına nasıl karar verebiliriz? Bunun abesliğini anlatmaya gerek yok. Kültür A.Ş. ihaleyi kazandıktan sonra da —daha önce ifade ettiğim— zaten size istediğimiz firmayı seçebiliriz. Ama biz yine de ihale yapmışız, ihaleye girecek firmaları davet etmişiz. Aslında kimin ihaleyi alacağı belliymiş, ben diğer katılan firmaların teklifini ayarlamışım; hatta sadece bununla da yapmamışım, sözde yan teklifleri belirleyip bana bildirmişler, ben de ona göre hareket etmişim. Bu iddiaların hangisi doğru?

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Ben açıkça söyleyeyim, bu iddiaların hiçbiri doğru değil. Biz bakkal mıyız? Kültür A.Ş. kendi alanında Türkiye'nin önde gelen, en önemli şirketlerinden biridir. Kültür A.Ş. bünyesinde alt ihaleler yapılmadan önce ihalenin kime verileceğine kararlaştırılıyor, ne bir bana bildiriliyor ne de ben bunları belirliyorum. Böyle bir şey mümkün değil. Bana bu zamana kadar hiçbir şekilde bu yönde bir bildirim yapılmadı. Zaten böyle bir uygulamamız da yok. Bunlar nasıl iddialar, ben gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Bunların hepsinin uydurma olduğunu söylüyorum. Benim ailem, banka hesaplarım, evim hepsi teker teker incelendi. Bir daha incelensin. Bizim boğazımızdan geçmiş tek bir haram lokma yoktur. Özellikle belirtmek isterim ki aleyhime ifade veren itirafçı ve şüphelilerden hiçbir iddialarını delillendiren herhangi bir belge sunmamıştır. Söyledikleri yalnızca kendi duydukları veya bildiklerini düşündükleri iddialardan ibarettir. Kendi içlerinde dahi çelişen bu ifadelere itibar edilemez. Ben tüm yaşadıklarımı ve bildiklerimi size teker teker anlattım sayın başkanım. Aleyhime olan ifadeler, iddianamedeki eylemlerin altına kopyalanıp yapıştırılmış ve benim o eylemlerden sorumlu olduğum söylenmiş. Aleyhe olan tanık ve şüpheli ifadelerinde gerçeğe aykırı iddialar dışında savcılık tarafından başka bir delile dayanılarak bana hukuka aykırı bir fiil atfedilmemiş. Ben hem benim hem de Kültür A.Ş.'nin lehine olan ifadeleri de burada konuşmak istedim. Kültür A.Ş.'de İhale ve Satın Alma Müdürü olarak görev yapar, savcılık aşamasında Halit Burak Ataman ifadesinde çok güzel bir şekilde tüm ihalelerin prosedür ve kanunlara uygun yapıldığını, yapılan ihalelerde uygulanan davet ve doğrudan temin usulünün Kültür A.Ş. tarafından uygulanmasının mümkün olduğunu, daha önce konuyu alakadar 5 kez Sayıştay denetiminden geçtiğimizi ve bu denetimlerde herhangi bir usulsüzlüğün olmadığını tespit edildiğini belirtmiş. Mahkemeniz önündeki savunmasında da ihale süreçlerini nasıl işlediğini detaylı şekilde size izah etti. Emekli olduğu 2024 yılı sonuna kadar Kültür A.Ş.'de ihale dosyasının hazırlanması ve ihalenin düzenlenmesi ile görevli İhale ve Satın Alma Müdürü Bilal Ömer ifadesinde çok kez Sayıştay denetiminden geçtiğimizi ve tüm denetimlerde usulsüz bir işlemin olmadığını tespit edildiğini belirtmiştir. Kendisi şu an adli kontrol ile serbesttir. İhalelere uzman üye olarak katıldığını, ihaleler bittikten sonra işin icrası kapsamında şartnameye uygunluk denetimi yaptığını söyleyen Plan Organizasyon Müdürü , ihaleler bittikten sonra bunları raporlayıp hakediş birimine ilettiğini, katıldığı ihalelere ilişkin yaptığı incelemede herhangi bir aykırılık tespit etmediğini ifadesinde belirtmiştir. Kültür A.Ş. bünyesinde çalışmayan iş insanı Mete Maden ifadesinde 2022 yıllarında Kültür A.Ş.'nin yaptığı ihalelerden dördünü kazandığını, ihalelerden davet usulü ile haberdar edildiğini, akan başkanım burası önemli, ihale sonucunda teklif ettiği rakama kendi inisiyatifine herhangi birinin direktifi olmadan teklif ettiğini söylemiştir.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Burası gerçekten çok önemli Başkanım. Bu dosyada yalan yanlış ifade veren çok insan, çok iftiracı var ama bizzat Kültür A.Ş.'nin ihalesine girip, ihaleyi kazanmış biri diyor ki “kimse bana vereceğim teklif konusunda direktif vermedi.” Bu ifade dahi benim yan teklifleri hazırladığım iddiasını yerle bir ediyor. Mete Maden ifadesinin devamında ihale sonucunda kendisine ödenen tutar dışında ek bir ödeme almadığını, herhangi bir kişiye ya da kuruma ödeme yapması konusunda talimatta bulunulmadığını açık bir şekilde söylüyor. Kültür AŞ ihalelerine girip, kimi zaman kazanan kimi zaman kazanamayan bir iş insanının ifadesine de değinmek istiyorum. OMN Organizasyon isimli şirket sahibi ifadesinde; Kültür AŞ'den toplamda 13 ihale aldığını, 2022 ve 2023 yıllarında Kültür AŞ'ye ihalesini aldığı sözleşmeye istinaden fatura kestiğini, 2024 ve 2025 yıllarında ise Kültür AŞ bünyesindeki hiçbir ihaleyi kazanamadığını belirtmiş. Demek ki biz Kültür AŞ olarak bir işi sürekli bir firmaya vermemişiz. Demek ki bizim açtığımız alt ihaleyi kimin kazandığı önceden belirlenmiyor. Bu ifade, bu hususları çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. İfadesinin devamında hiçbir yere para aktarmadığını da belirtmiş. 'un talimatıyla beraber hareket ettiğimi iddia eden Kağan Sürmegöz, ifadesinde, Kültür AŞ'nin ihale şartnamelerini düzenlediği iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, belediyenin Kültür AŞ'ye özel şartname hazırladığı iddiasının gerçek dışı olduğunu ve belediye olarak yalnızca Kültür AŞ'ye 3. kişilerle çalışabilmemiz için muvafakat verdiklerini ifade etmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere lehime olan ifadelerin hepsi, aleyhime olan ifadeleri çürütmektedir. Son olarak tekrar belirtmek isterim ki ben, genel müdürün ve yönetim kurulunun bana çizdiği sınırlar içinde hareket ederim. Tüm ihaleleri benim organize ettiğimi söylüyorlar. Bu, hayatın olağan akışına aykırıdır. Ben tek başıma bir ihalenin şartnamelerini, muhammen bedelini, davet edilen firmaları, her aşamasını nasıl yapabilirim? Zaten bu yüzden Kültür AŞ'nin alt birimleri var. Bu hususları sizlerin huzurunda detaylı bir şekilde izah ettim. 3-5 tane iftiracı kendilerini cezadan kurtarmak için başkalarının üstüne suç atanlar, benim hakkımda da iftirada bulunmuşlar. Ancak bu iftiralara dayanak olacak hiçbir delil sunamamışlar. Savcılık tarafından hakkımda yapılan incelemelerde şaibeli hiçbir eylemime, işlemime rastlanmadı. Rastlanamazdı zaten. Bilirkişi raporlarında ya da MASAK raporlarında benim adım dahi geçmiyor. Sadece genel müdür yardımcısı olduğum için bana yüklenen bu suçlamaları ve bu iddianameyi kabul etmeyerek savunma yapıyorum sayın başkanım. Ben hayatım boyunca itibarım için yaşadım. Karım ve çocuklarım için ayaktayım. Burada da karşınızda dimdik ayakta duruyorum. Bana bu iftirayı atanlara iki cihanda da davacı olacağımı ifade ediyorum. Savunmamın sonuna gelirken şu ana kadar anlattıklarımı, üzerime atılan eylemleri ve savunmalarımı özetlemek istiyorum. 1. İddia: Suç örgütü üyeliği ve örgüt talimatlarıyla hareket ettiğim iddiası. çevresinde suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğu ve benim bu yapılanmanın parçası olduğum, 'un talimatlarıyla örgütün menfaatine yönelik olarak hareket ettiğim iddia ediliyor. 2019 yılına kadar benim ne 'yla ne çevresindeki kişilerle ne İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle ne de burada çalışanlarla herhangi bir tanışıklığım ve iletişimim yoktu. Size anlattım; ben normal bir işe alım sürecinden geçtim, mülakatla girdim. Herhangi bir örgütün CV inceleyip mülakatla işe alım yaptığı görülmüş müdür? ile 6 yılda sadece 2 tane irtibat kaydım var. Hiç kimseden hukuka aykırı talimat almadım ve kimseye bu şekilde bir talimat vermedim. Sayın başkanım, bu iddianın delili nerededir?

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

2. İddia: Rüşvet alma suçlaması. İhale ve iş süreçleri karşılığında menfaat sağladığım ve rüşvet aldığım ileri sürülmektedir. Üzerime kayıtlı bir mal varlığı yok benim. Eşimin üzerine 1 ev ve 1 araba var. 35 senedir çalışan iki insanların bir ev ve araba sahibi olması normal değil mi? Ben rüşvet aldıysam para nerede? MASAK raporlarında adıma olağan dışı para hareketi tespit edilmemiş. Kültür AŞ'de aldığım maaş dışında hesaplarıma giren tek bir kuruş yok. Rüşvetle ilişkilendirilen billboard ihalesinde sadece komisyon üyesi olarak yer aldım. Muvazaalı olduğu iddia edilen ve rüşvet suçuna dayanak gösterilen sözleşmelerde imzam dahi yok. Kaldı ki ihale talep eden, billboard ihalesini talep eden birim de bana bağlı değil. Bu iddianın delili nerede o zaman? 3. İddia: İhaleleri yönlendirme ve firmaları belirleme iddiası. Kültür AŞ'nin yaptığı işlerde, alt ihalede kimin kazanacağının önceden belirlendiği ya da bunların belirlenip bana bildirildiği, firmaları yönlendirdiğim ve yan teklif organizasyonu yaptığım iddia edilmektedir. Yine peşinen ifade ediyorum; ben ihaleden önce hiçbir firma yetkilisiyle görüşmedim ve iletişime geçmedim. İhale süreçlerinde tek karar verici ben değilim. Yalnızca size de ifade ettiğim gibi 5 kişilik komisyon üyesi olaraktan görev yapıyorum. Komisyonda bulunup bulunmayacağıma da ben karar vermiyorum. Bu süreçleri de dediğim gibi size detaylı şekilde anlattım. Benim firma seçmek gibi yetkim ya da sorumluluğum yok, böyle bir yetkinliğim de yok. Firma seçimini ilgili birimlerin değerlendirmesi üzerine genel müdür tarafından yapılmaktadır. Hiçbir firmaya hangi bedelle teklif vereceğini söylemedim. İşi alamayan firma temsilcilerinden “Doğan, beni arayıp, şu kadar teklif vereceksiniz” dedi diyen yok. Bu iddianın delili nerede o zaman? 4. İddia: Kamu zararı ve dolandırıcılık suçlaması. Kültür AŞ'nin işlemleri nedeniyle kamu zararına yol açıldığı ve dolandırıcılık suçunu işlediğim iddia ediliyor. Suçlamaya konu işlerin büyük kısmı gelir getirici faaliyetlerdir. Bu işlerde belediye ve şirketi gelir elde etti. Kimse zarara uğramadı. Kültür AŞ'nin işi aldığı bedelin üzerinde bedellerle alt yükleniciye vererek kâr ettiği iddianamede bile yer alıyor. Kültür AŞ'nin bilançolarını ve kâr durumunu izah ettim. Ben şirkete girdikten sonra şirket maddi açılardan yükselişe geçmeye başladı. Bizim kâra geçmemiz İBB'nin kâra geçmesidir. Bu durumda kamu nasıl zarara uğradı denilebiliyor? Kaldı ki kamu zararı hesaplamaları hatalı ve varsayımsal. O zaman bu iddianın delili nerede? 5. İddia: İşlerin bölünmesi ve 3G istisnasının kötüye kullanılması suçlaması. İhalelerin eşik değerleri aşmamak için bölündüğü ve 3G istisnasının usulsüz kullanıldığı ileri sürülüyor. İş bölünmeleri parasal limitlerden kaçmak için değil; teknik uzmanlık ve operasyonel ihtiyaçlar nedeniyle ilgili birim tarafından yapılmaktadır. Konu birimlerden hiçbirisi bana bağlı değildir. Bu süreçte ben yokum. Kamu İhale Kurumu'nda istisna uygulamasına ilişkin izinler 2019 öncesinde alınmıştır. 3G istisna uygulaması 2019 dönemi öncesinde de var olan ve sıkça kullanılan bir uygulamadır. Görüldüğü üzere bu iddia da içi boş bir iddiadan ibarettir. 6. İddia: Alt yüklenicilere haksız menfaat sağlandığı iddiası. Alt yüklenici şirketlere piyasa koşullarının altında işler verilerek haksız menfaat sağlandığı iddia edilmektedir. Fiyatlar ilgili uzman birimler tarafından belirlenmektedir. Benim bu hesaplamalarla bir ilgim yok. Ben bu konuda uzman değilim; fiyatı belirleyemem, bu konuda tavsiye bile veremem. İhale komisyonundaki görevime kadar iş bölünmeleri de dahil, ben sürecin hiçbir kısmında yer almıyorum. İşler rekabet ortamında teklif alınarak alt yüklenicilere verilmektedir. Şirketin temel amacı kâr etmektir ve tüm bu işlemler bu amaçla yürütülmektedir. 7. İddia: Şartnameye aykırı uygulamalara göz yumulduğu iddiası. Reklam panoları ve benzeri alanlardaki usulsüz uygulamalara göz yumduğum iddia edilmektedir. Sahadaki uygulamaları denetlemek benim görevim değil. Denetimler ilgili kontrol birimleri ve zabıta ekipleri tarafından yapılır. Bu zamana kadar bana ulaşmış herhangi bir resmi bildirim var ise bu konuda aksiyon almışımdır. Ben hiçbir usulsüzlüğün parçası olmadım, hiçbir usulsüzlüğe de tanık olmadım. O zaman bu iddianın delili nerededir?

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Sayın Başkanım, bu arada size başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Burada haksız bir şekilde suçlamalarla karşınızdayım. Bu, benim hayatımda ilk haksızlığa uğradığım an da değil. Tamam, bu haksızlığın sonucunda 15 ayı aşkın bir süredir, 16 aya yaklaşan bir süredir cezaevindeyim ama ben iş hayatına, size de bahsettim, müfettiş olarak bir dönem çalıştım. 7 sene boyunca müfettişlik yaptım. Bu müfettişliğim döneminde çalıştığım bankanın hazinesini ilk ve son teftiş eden kişi benim. Bu teftişim sonucunda çok yüksek miktarda bir hatalı işlem, hatta yolsuzluk denilebilecek bir işlemi tespit ettim. Özel bir kurumda olmama rağmen vicdanım ve karakterim buna elvermediği için bunu ben raporlaştırdım. Bu tarihten sonra da o bankanın hazinesine başka bir teftiş girmedi. Ve o zaman genel müdür yardımcısı, sonra genel müdür olan kişi bana dedi ki bu yaptığım işlemden sonra: "Adamı böyle Malatya'ya sürerler" dedi. Bu şekilde ben Malatya'ya sürüldüm. Yani ben soyadımın söylediği gibi doğru olmaya çalışan birisiyim. Son olarak ailevi durumuma da değinmek istiyorum. Geniş ailemizde tüm aileyi geçindiren tek kişi benim. Hatta 15 yaşındaki oğlumuzu da saymazsak, ailemde tek erkek benim. Eşimin babası 10 sene kadar önce vefat etti. Annem, kayınvalidem şu anda hasta, yatalak. En son kalça kemiği kırıldı. Eşim iki kardeş. Kız kardeşi eşinden boşandı; 5 ve 7 yaşındaki iki tane çocukla. Eşi de onu kötü şekilde dolandırdığı için ciddi şekilde para sorunları çekiyor ve bu ailede demin de söylediğim gibi tek erkek, tek para kazanan kişi benim. Yani benim burada olmam onları ciddi şekilde sıkıntıya sokmaktadır. Demin de söyledim, kayınvalidem tek başına bakım evinde kalıyor. Çünkü kendisi 100 kilonun üzerinde, bizim evde bakmamız mümkün değil. En son kalça kemiğini kırdığı için de hastanede. Kendisi şeker, tansiyon hastası. Baypas ameliyatı geçirmiş, ameliyat olamıyor. Ve tüm bunların da benim eşim ilgileniyor tek başına. Ve ben burada uzaktan sadece buna üzülmekle kalıyorum. Benim annem 80 yaşında, Ankara'da. Kendisini 15 aydır görmedim. O da yürüyemiyor, fıtığı ilerledi. Ameliyat olması gerekiyor, korkuyor, olmuyor. Kendisi 34 yaşında dul kaldı, babamı erken yaşta kaybettik. 3 çocuğunu, en büyüğü bendim o zaman 15 yaşındaydım, büyük zorluklarla büyüttü. Şimdi 80 yaşında, hayatının son deminde bir de evlat acısı yaşıyor. Siz aslında, siz demeyeyim de burada sadece bana ceza verilmiyor; aslında bu 4 kadına ceza veriliyor. Benden daha çok cezayı bunlar çekiyor. Yani benim suçum var yok, onu bir şey, yani anlattım, daha nasıl anlatacağım da ya bu 4 kadının ne kabahati var? Benim hastalıklarıma ilişkin raporları avukatlarım dosyaya sundu. Oldukça tehlikeli bir kanser, cilt kanseri türü olan Malin Melanom hastalığına yakalandım. Malin Melanom, tıp dünyasında "kanserlerin kraliçesi" olarak biliniyor. En tehlikeli türüdür. İki defa ciddi bir operasyon geçirdim. Bir operasyonda göğsümden ciddi bir kitle alındığı için göğsümde kalıcı bir bozukluk var. Burada ciddi bir kilo kaybına da uğradığım için de... Biliyorsunuz veya bilmiyorsunuz; bizi her mahkemeye getirip götürüşte, her avukata giriş ve çıkışta üst araması yapıyorlar. Her üst aramasında göğsümdeki kalıcı bozukluğa bakıp "Burada ne var?" diye göğsümü açmamı istiyorlar, göğsümü gösteriyorum onlara. Demin dedim ya bu kraliçe... İki tane kraliçe var hayatımda: Bir tanesi eşim. Bir tanesi de bu kötü kraliçe, Malin Melanom. Bu hastalığın nüksetme ihtimali de çok yüksek. Sürekli doktor kontrolünde ve stressiz bir ortamda bulunmam gerekiyor. Cezaevi koşullarında bu mümkün değil.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Ayrıca ben uzun süredir hipertansiyon ve şeker hastasıyım. Tutuklanmadan önce de kalbime giden ana damarlarda tıkanıklık olduğu için koroner anjiyo olmam gerektiği söylendi gittiğim doktor tarafından. Tutuklanınca bu da yapılmadı. Ben ilk cezaevine girince, iyi niyetle revire gittim; kalbimde çarpıntı var, doktorun bu raporunu da bildiğim için. Ölçtüler, tansiyonum 13'e 9 çıktı. Kalp çarpıntım yüksek, 95 - 100'e geliyor, 98'di yanlış hatırlamıyorsam. "Bir revire git istersen" dediler. Ben de başıma gelecekleri bilmeden "Tamam" dedim. Revire doğru yola çıkacağımı düşünüyorum, önce bir "kapı altı" dedikleri nezarette bir saat kadar bekletildim. Sonra hapishane aracıyla (cezaevi aracıyla) revire doğru yola çıktık. Her cezaevinden orada hasta aldık. Bir tanesi, ayağında ödem oluşmuş, ciddi bir enfeksiyon kapmış; kokusuyla yanıma oturdu. Bir 15-20 dakika o kokuyla gittim. O kokulu odadaki arkadaşı, mahkumu doktor ve hemşire odaya alamadılar; muayene etmekte çok sıkıntı çektiler. Ben onunla 15-20 dakika aynı cezaevi aracında yolculuk yaptım. Sonra nezarette bekledim. Nezarette ne kadar bekledim bilmiyorum, saat yok; bir saat, iki saat... Nezareti görmezden gelmek istemem, öyle bir görüntüyü kimsenin de görmemesi lazım; ben gördüm, yaşadım. Aşağıya indik; ben 13'e 9 tansiyonla gitmiştim, tansiyonum 17'ye 13 olmuştu. Bana ilaç verdiler, Liratope verdiler, bir de ilaç verdiler. Dedim: "Su da verin." Su vermediler bana. Dedim: "Nasıl içeceğim bu ilacı?" Sonra bir parmak, bir yerden su buldular; nasıl bir su onu da bilmiyorum, o suyla içtim. Sonra beni tansiyonum düşsün diye iki saat sedyede kelepçeli olarak beklettiler. Sonra tansiyonum 14'e 9'a düşünce beni tekrar koğuşuma götürdüler. Dikkatinizi çekmek isterim; tansiyonum geldiğimde 13'e 9'du. Geldiğim tansiyondan daha yüksek bir tansiyonla koğuşa geri döndüm. Ve dedim ki arkadaşlara: "Beni bir daha bilincim yerindeyken kimse hastaneye ya da revire götüremez!" Ve o günden sonra da gitmedim. O yüzden buradan ne zaman, ne de nasıl sağ çıkacağımı bilmiyorum ama bildiğim şu gerçek var: Buradan çıktığımda geri kalan hayatımı, burada beton içinde gömülmüş vaziyette geçirdiğim sürenin hastalıklarıyla, fiziksel ve ruhsal hastalıklarıyla geçireceğimin çok bilincindeyim. Ve benim de o kadar çok ömrümün kaldığını sanmıyorum; 60 yaşında girdim, 61 yaşındayım sayın başkanım. Hapishane koşullarından Barış arkadaşım () biraz önce bahsetti. Orada bahsettiği "Doğan abi" benim. O hapishanede yaşadığı o tekerrürleri, yaşadığı sıkıntıları anlatırken "Doğan abi" diye bahsettiği kişi benim. Ben de o süreci onunla birlikte 29 Mayıs'a kadar beraber yaşadım. 29 Mayıs'tan sonra beni aldılar, hükümlülerin olduğu bir koğuşa verdiler. 60 kişilik bir koğuşta tek tutuklu ben olduğum halde 10 ay boyunca kaldım. Adamlara ne söylesem, ne anlatsam, nasıl yani hangi şeyden bahsetsem... 60 kişiyle yaşamaktan mı? Bizim bir arkadaş metrekaresini ölçmüş, ne kadar doğru bilmiyorum; bizim avlumuz 52,5 metrekare. Alt oturum katımız, yattığımız yer brüt 90 metrekare. Üstü de herhalde... Yani toplasan 200 metrekare bile olmayan yerde 60 kişi beraber yaşıyoruz. Bunların içinde eski koğuşumda, 10 ay kaldığım koğuşta, uyuşturucu müptelaları vardı, hırsızlar vardı. Yani hayatımda karşılaşmadığım, karşılaşamayacağım insanlarla karşılaştım. Yani beterlerin beteri her zaman varmış. Bunu hep annem söylerdi; Allah selamet versin, uzun ömürler versin, "Beterin beteri var oğlum" derdi. Beterin beteri de varmış, bu koğuşta gördüm. Hayatımda 60 yılda tanışmadığım, 61 yılda tanışmadığım birisiyle daha tanıştım: Tahtakurusu. Tahtakurusu diye bir şeyin ne olduğunu ben bilmiyordum, yani nasıl bir şey olduğunu duyuyordum da... Vücudum acayip bir reaksiyon verdi, her tarafım sivilceler, lekeler yani şey haline geldi. Çünkü vücut 60 sene görmeyince, 61'inci sene görünce tepki veriyormuş. Şimdi Burak Atalan’ın ifadesinde bahsettiği... Ben de çok duygulandım. "Eşime, çocuğuma kıyafetlerimi gönderiyorum, onun kokusunu duyuyorlar" dedi. Ben onu bile gönderemiyorum saniyede, tahtakurusu korkusundan. Çünkü öyle bir lanet hayvan ki... Bizim bir arkadaşın, aynı koğuşta kaldığımız birisinin evine gitmiş. Evi komple ilaçlatıp, 3 gün eve gelmeyip öyle acayip zor kurtulmuşlar.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Yani düşünüyorum; ben 60 yıl boyunca çalıştım, hep maaşla çalıştım. Tek bir kuruş kimseden para, herhangi bir hediye bile almadım. Ben bu kadar şeyi hak edecek ne yaptım? Hadi ben yaptıysam da bu 4 kadının ne kabahati var ya? Savunmamın başında belirttim, tekrar almak istiyorum. Ben soruşturma kapsamında ilk aşamada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım. Ardından hakkımda "kaçtı", "firar" gibi haberler gördüm ve avukatımla adliyeye gelerek, tutuklanacağımı bile bile teslim oldum. Benim pasaportum bile yok. Kaçma, delil karartma şüphem yok. Sayın Başkan, ben size her şeyi anlattım. Ben bu süreci yaşayacak hiçbir şey yapmadım. Sayın Başkan, sayın heyet; ben bugün burada yalnızca özgürlüğümü değil, 35 yıla yaklaşan emeğimi, mesleki hayatımı, itibarımı ve çocuklarıma bırakacağım ismimi savunuyorum. Dosyada benim suç işlediğimi gösteren tek bir somut delil yoktur. Tek bir kural aykırı talimatım yoktur. Tek bir haksız kazancım yoktur. Tek bir usulsüz işlemle kendime şahsi menfaat sağladığıma ilişkin delil yoktur. Buna rağmen 453 gündür tutukluyum. Ben adalete güvenmek istiyorum. Sayın mahkemenizden tek talebim; iddiaların somut delillerle değerlendirilmesi ve vicdani kanaatin peşin kabullerle değil, gerçeklerle oluşturulmasıdır. Bir an önce beraatimi ve tahliyemi istiyorum.

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.