“İddianameye göre, 19 Mart 2025'te İMAMOĞLU çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonun ardından, örgüt lideri olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu'nun Sarıyer'deki ikametgahında bulunan kamera kayıt cihazlarının (DVR) sökülerek yok edilmesi suretiyle suç delillerinin karartıldığı iddia edilmektedir. Savcılığın iddiasına göre, İmamoğlu'nun koruma müdürü Mustafa Akın, 21 Mart 2025'te Davut Bildik'e cihazları sökme talimatı vermiştir. Cihazların daha sonra Ümit Çakır aracılığıyla İSBAK çalışanı Murat Demir'e ulaştırıldığı ve Demir tarafından kullanılamaz hale getirildiği öne sürülmektedir. İddianameye göre bu eylem, operasyon öncesi konutta gerçekleştirilen suç içerikli toplantılara ilişkin delilleri yok etme amacı taşımaktadır. Olay, şüphelilerin ifadeleri ve 6 Mayıs 2025 tarihli Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü raporuyla desteklenmektedir. Raporda, ele geçirilen HIKVISION marka iki DVR cihazının içinde depolama birimi olmadığı ve birinin güç ünitesinin söküldüğü belirtilmektedir. Şüpheliler, TCK 281/1 (Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme) ve TCK 152/1-a (Kamu malına zarar verme) maddelerinin yanı sıra TCK 220 (Suç işlemek amacıyla örgüt kurma) uyarınca suçlanmaktadır. Erol Naim Özgüner'in etkin pişmanlık kapsamındaki ifadesinin de bu iddiaları desteklediği belirtilmektedir.”
- ·Sayın Başkan'ın 15 Mart'ta kendi ikametine geçmesi planlanmışken yeni konuttaki su kaçağı kaynaklı parke şişmesi nedeniyle tadilatın geciktiğini, ardından 19 Mart gözaltı + 23 Mart tutuklamasıyla koruma kararının düştüğünü; konutta görevli koruma ve sürücülerle birlikte Davut Bildik'in de katıldığı toplantıda tüm İBB envanter eşyalarının ilgili birimlere iadesine ortak karar verildiğini, hatta yanlışlıkla başkanın yeni evine giden iki kettle'ın bile geri çağrıldığını anlatmaktadır.
- ·Cihazların Davut Bildik tarafından eksiksiz ve tam olarak ilgili birime teslim edildiğini, kolluk kuvvetlerinin arama emri dahi yokken İBB personelinin arama sürecine bizzat yardımcı olduğunu ve İSBAK'ta cihazların çalışma sistemi hakkında bilgilendirme dahi yapıldığını belirtmektedir.
- ·HIKVISION DVR cihazlarının teknik olarak 25-27 günlük döngüyle kayıt üstüne kayıt yaptığını, kolluğun 19 Mart yerine 36 gün sonra cihazları talep etmesinin doğal overwrite süresine denk geldiğini, dolayısıyla içeriklerin imha kastıyla değil cihaz mimarisi gereği silinmiş olduğunu savunmaktadır.
- ·Hayatı boyunca kimseye emir ve talimat vermediğini, ekip arkadaşlarına dahi 'lütfen' diye hitap eden biri olduğunu; isnat edilen 'talimat veren özel vasıflı üye' rolünün karakterine ve 25 yıllık devlet hizmeti tecrübesine aykırı olduğunu vurgulayarak suçu kategorik reddetmektedir.
- ·Müdafii, Naim Erol Özgüner'in ne kolluk ne savcılık ifadesinde kendisine başkanlık konutundaki kamera kayıt cihazına ilişkin tek bir soru sorulmadığı halde sonradan 'Mustafa Akın beni aradı, kamera kayıt cihazını nereye bırakalım dedi' biçiminde aniden hatırladığını ileri sürmesinin akla aykırı olduğunu vurgulamaktadır. Bu beyanın tahliye vaadiyle alınmış uydurma bir iftira olduğunu, savcılığın 'önce tutukla, sonra iftiracı yap' yöntemiyle hareket ettiğini savunmaktadır.
- ·Naim Erol Özgüner'in avukatı Mehmet Yıldırım'ın aynı zamanda Yener Torunlar üzerinden dosya sanığı Zafer Keleş'e kumpas kurarken yakalandığının duruşmada ispatlandığını ve bu kişinin savcılığın 'ifade kurgusu' yaratmasında merkezi rol oynadığını hatırlatmaktadır. Bu iftira zincirinin (Naim Erol → eylem 17, Bayram Yıldırım → eylem 18, Adem Soytekin → eylem 30) müvekkili kapsayan geniş bir komplonun temel taşlarını oluşturduğunu öne sürmektedir.
- ·Müvekkilin DVR cihazlarının fiziksel sökümü, taşınması veya tahrip edilmesiyle ilgili hiçbir somut delil, HTS kaydı veya doğrudan tanık beyanı bulunmadığını; iddianın yalnızca pazarlıklı bir etkin pişmanlık ifadesine dayandığını ve bu nedenle eylem 17'nin de delil imalatı motivasyonuyla kurgulandığını savunmaktadır.
- ·Davut Bildik'in 'Mustafa Akın bana cihazı sökmemi söyledi' şeklindeki ilk ifadesinin yanlış kullanıldığını ve sonradan ikinci ifadede düzeltildiğini; Bildik'in kalp pili taşlı rahatsızlığı ve kullandığı ilaçların hafıza kaybı ile telaş yarattığının doktor raporuyla sabit olduğunu, ilk ifadesindeki tutarsızlığın bu tıbbi durumdan kaynaklandığını belirtmektedir.
- ·21 Mart akşamı konutta görevli koruma, sürücü ve konut çalışanlarıyla birlikte Davut Bildik'in de bulunduğu toplantıda İBB envanterindeki tüm eşyaların iadesine ortak karar alındığını ve Bildik'in görev tanımı gereği cihaz kurulum/söküm işlerini zaten yürüttüğünü, kimseye talimat vermediğini, ekipte 'lütfen' diliyle çalıştığını vurgulamaktadır.
- ·Kolluğun 19 Mart sabahı yüzlerce polisle geldiğinde cihaz şüphesi olsaydı derhal el koyabileceğini; 26 Nisan ziyaretinde gelen kolluğa çay-kahve ikram edildiğini ve işbirliği sunduğunu, ayrıca 19 Mart görüntülerinin Fatih Sultan Mehmet Karakolu'na 22 Mart'ta yedeklenip teslim edildiğini, dolayısıyla kolluğun ihtiyaç duyduğu içeriğin zaten mevcut olduğunu savunmaktadır.
- ·Cihazların teknik mimari gereği 25-27 günde kayıt üstüne kayıt yaptığını, kolluğun 36 gün sonra gelmesinin doğal overwrite süresine denk düştüğünü; gerçek bir art niyet olsaydı 'elektrik kaçağıyla cihaz veya odanın yakılması' gibi Türkiye'de örneği çok olan basit yöntemlerin tercih edileceğini ancak İSBAK'a teslim yolunun seçildiğini ve oradaki cihaz sökme sürecinin kolluk kuvvetlerine sahada gösterilerek anlatıldığını ileri sürmektedir.