Başkanım, savunmama başlamadan önce bir istirhamım olacak. Müsaadeniz olursa değerli basın mensubu arkadaşlardan bir ricam olacak. Şimdi biz iş adamı olduğumuz için ismimiz, resmimiz... Ben savunma kısmında da finansal tablolardan bahsedeceğim. Kendimden rica ederim; çünkü çok mutlulukta da yaşadık böyle sıkıntıları. Ailesine, iş yerimizdeki kendi firmamda çalışanlara kadar mesajlar atıldı, telefonlar açıldı. Yani basın mensuplarından da rica ediyorum, bizim sesimizi duyurmaya çalışıyorsunuz ama son yaşanan İzmir'deki bazı olaylar da var, biliyorsunuz; ismimizi, resmimizi, firmamızın ismini lütfen paylaşmazsanız çok sevinirim. Şimdi savunmaya geçmeden önce bugüne kadar 300-400 sayfa savunma yazdım. En sonunda da dedim ki kendi kendime, "Ya bunları böyle kağıttan okuyarak bir şey anlatamam, en iyisi ben gireyim bildiklerimi, kendi ifadelerimi, kendi tarzımı izah edeyim." dedim. Şimdi savunmama başlamadan önce Başkanım, değerli Sayın Savcı, biz Karadenizliyiz, biraz böyle hararetli, montanlı konuşabiliriz, lütfen yanlış anlaşılmasın; ben sizden de baştan özür dilerim.
Mustafa Nihat Sütlaş Savunması
Savunmamda, yani bu iddianameyi defalarca okudum. Anladığım kadarıyla iddia makamı şöyle bir şey diyor benim için: "Bir tane firma var, bu firmanın sahte vergi koçanı var, işte her ay gidiyor İBB'den paraları alıyor, boşaltıyor, yani İBB'nin içini boşaltarak var olmayan bir örgüte aktarıyor." şeklinde bir mantık çıkardım ben Sayın Başkanım. Bu sebeple Sayın Savcı'nın da rakamlarıyla ilgili ben de savunmamı bir rakam üzerinden anlatayım, yani finansal tablolar üzerinden anlatayım. 10 milyon örgüte de bir para aktarmadığımı bir şekilde izah edeyim istedim. Bu sebeple bir sunumumuz olması lazım. Sırasıyla; önce şirketin bir finans yapısını anlatıp, sonra şirketimin yaptığı işleri anlatıp, işte eylemleri anlatıp, beyanlara cevaplarla bu işi de bitirmek istiyorum.
Şimdi Sayın Savcı ve Sayın Heyet, ben İBB ile iki branşta, iki departmanda çalışıyorum. Bir tanesi medya satın alma ajansı hizmetleri; dün Pınar Hanım da zaten bazı konuları anlattı. Bir diğer tarafta da açık hava reklamcılığı alanlarında çalışıyorum. Biz şirketimizi kurduğumuz zaman ortağım ile ilk olarak ana hedefimiz dijital reklam hizmeti üretmek, medya satın alma ajansı faaliyeti yapmaktı. Bu verilerin tamamını MASAK ve bilirkişi raporlarından aldık; çünkü ne şirketimden ne İBB tarafından hiçbir belge, bilgiye şu anda ulaşamıyoruz Sayın Başkanım. Çünkü Utku'da böyle bir şey yaşadığı için oradaki çalışan arkadaşlarımız da büyük bir tedirginlik ve korku içerisinde, neredeyse selamımıza bile cevap vermez durumdalar. Ben bu rakamların hepsini MASAK raporları ve BDDK raporlarından çıkardım.
Şimdi bakın benim firma Başkanım, 2025 senesinin operasyon sonuna kadar 91.500.000 TL medya satın alma hizmetleri hususunda İBB'den para almış. Ben bunun 30 küsur milyonundan, 80 ve 85. eylemden yargılanıyorum. Şimdi bu rakamdan, Sayın Savcım, KDV'yi düşürün. Biz işe başlarken KDV %18 falandı ama şimdi yükseldi, biliyorsunuz Sayın Başkanım. Gelir vergisini düşürün. Bu BİK dediğiniz şey de Basın İlan Kurumu'dur. Medya satın alma ajansı da hizmet yapar, ben onu da anlatmak istiyorum. Biz medya satın alma ajansları şu hizmeti verir Başkanım: Herhangi bir markanın kampanyalarının, reklamlarının tanıtılması için dijital ve gerek medyada reklamlarının satın alma süreçlerini, rezervasyonlarını yapar, bu rezervasyonlardan sonra reklamların yayınlanma süreçlerini takip eder, daha sonra sonuçlarını da raporlayarak ilgili firmalara aktarır. Yani biz sadece İBB'ye değil, işe başladığımız dönemden bu döneme kadar da birçok markaya ve ajansa medya satın alma hizmeti verdik. Bu BİK, Basın İlan Kurumu'dur Sayın Başkanım. Bu BİK'te şöyle çalışırız: Yayınlanması istenilen reklamlar, tanıtımlar Basın İlan Kurumu üzerinden geçer. Yani şu rakam resmi bir veridir, buna ulaşabildim.
Şimdi bu tabloya baktığınız zaman, yani işte KDV'yi düşündünüz, gelir vergisini düşündünüz, diğer giderleri düşündünüz; yani benim hesaplarıma göre burada işte 50 milyon bandı veya 60 milyon bandında bir rakam oluşuyor. Şimdi medya satın alma ajanslarının kâr marjı bellidir, piyasada oturmuş bir rakam vardır, bu da %15'i asla geçmez. Yani %10 olur, %5 olur, %12 olur ama piyasada yıllarca oturmuş, satın alma ajansları tarafından teklif edilen bir bedeldir. Yani bu rakama göre bizim 5 yılda İBB'den kazandığımız para bu. Ve bunu yaparken de şöyle bir şey söyleyeyim size; kira ödüyoruz, personel çalıştırıyoruz, ona göre aylık ödüyoruz, ona göre vergi parası ödüyoruz. Yani onları da düşerseniz bizim İBB tarafından aldığımız, büyük bir kâr yaptığımız bir iş de yok. Bu arada şunu da anlatmam lazım, yeri gelmişken; bu rakam böyle hani birden 90 milyon, bir ay sonra kullan şeklinde bir hizmet değildir. İBB bunu dönem dönem ihtiyacı olduğu zaman çeşitli rakamlarla yapmıştır; işte atıyorum 5 milyon, 10 milyon, 20 milyon. Bunu da biz yılda İBB'nin 15-20 tane böyle tanıtım ve kutlama kampanyası olur; işte bunlar nedir? 23 Nisan, 29 Ekim, 30 Ağustos gibi, genel Ramazan Bayramı gibi kutlamalar olur ve biz bunların planlamasını yaparız Sayın Başkanım. Ve bunlar yıl boyunca devam eder. Yani tek seferde de bu işler yapılmaz. Yani birden de böyle bir rakamı alıp da kâr tahsil etmemiz bir rakam değildi. Bu 5 yıllık bir şey. 2. tabloya geçersek...
Şimdi Başkanım, raporlara baktım. Firmama ve ortağım olan 'ya nakit olarak ikimizin yatırdığı, kendi şahsi hesaplarımızdan da aktardığımız toplam yatırılan rakam 115 milyon liradır. Buna karşılık biz 94 milyonun küsur lirası var, onları yazmadım Başkanım; siz daha sonra da bakabilirsiniz. Şimdi 21 milyon lira fark var. Yani ben nakit olarak bu firmaya fazladan, şirketin hesabında da 20 milyon, 21 milyon para var. Efendim, bunun zaten 14 milyon lirası kanunen beyan ettiğimiz resmi sermayemizdir. Yani 7 milyon liralık kısmı da işte masa aldık, sandalye aldık, bilgisayar aldık; ne bileyim yeni bir ofise taşınmıştık, orada tadilat yaptık. Bunlar için yatırdığımız bir bedeldir. Şimdi şunu da söylemem lazım Sayın Başkanım, biz hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir firmayız; yani biz sermaye ile iş yapmayız. Gidip 100 milyon sermayesi olup bir malı satın alacak, sonra götürüp öbür bu malın üzerinden kâr yapan bir firma değiliz. Biz nitelikli insan çalıştırırız, katma değerli işler yaparız ve ürettiğimiz hizmetler üzerinden de bir kâr elde ederiz. Medya satın alma ajanslarının böyle çok büyük, devasa sermayelere ihtiyacı yoktur.
Şimdi üçüncü tabloya geçelim. Başkanım, bunu özellikle aldım çünkü benimle ilgili iddialarda her yerde MASAK "yüksek kâr yapmış" diye bir şey anlatmış. Şimdi bakın, 2020'deki rakamları normal demiş, 2021'de zarar etmişiz, 2022'de normal demiş, 2023'te rakam orada, 2024'te de 99 milyon lira kâr yapmışız. Şimdi efendim, burada şöyle bir şey söylemem lazım; şimdi bana biraz sonra anlatacaksınız, "99 milyon nerede?" diye soracaksınız, onu da söyleyeceğim. Bakın, 2024'te biz niye kâr yaptık biliyor musunuz efendim? En temel sebebi TÜİK'tir. Çünkü TÜİK hem ücretlilerin hem emeklilerin maaşını etkileyen düşük enflasyon rakamı açıkladığı için, aynı zamanda kamunun da kira gelirlerinin düşük olmasına sebep oldu. Kendi maaşınızı da 5 sene önce düşünün; Sayın Heyet, Sayın Başkan, 5 sene önceki para alım gücünü düşünün, 5 sene sonraki alım gücüne bakın. Çünkü piyasadaki rakamlar TÜİK'in enflasyon rakamıyla doğru orantılı gitmiyor. Bizim ödediğimiz kiralar da her sene TEFE-TÜFE oranında zamlanır, ama 4. seneye geldiğiniz zaman makas açıldı. Tabii burada ne oldu? 4. seneye geldiğiniz zaman borçları da bitirdik; borçlarımız vardı, yatırımlarımız vardı, bunları da ödedik. Bunlardan dolayı 4. senede böyle bir rakam ortaya çıktı.
Şimdi bana diyeceksiniz ki "Ya 99 milyon lira nerede?" Ben size avukatımla belgeleri sundum. Mart 2025 günü şirketimin hesabında olan mevcut rakamları çıkardım Başkanım. Bunları biz şirketten almadık, bankadaki tanıklarımızdan rica ettik, net yollayarak aldık. Yani 99 milyon liranın karşılığı olan paranın da bir yerde olması lazım değil mi? Çünkü iddia makamı bana devamlı diyor ki "Sen parayı alıyorsun, örgüte veriyorsun." Şimdi bu benim bankalardaki, Sayın Başkan, bilirsiniz arkadaşlar, bunları da bankalara yazabilirsiniz efendim, isteyebilirsiniz; çünkü resmi veri alamıyorum ben şu anda. Operasyon olduğu gün itibariyle benim mevduat hesaplarımdaki ve nakit hesaplarımdaki rakamlar buradadır. Yani o kâr şirketin hesaplarında. Ben burada ne yapmaya çalışıyorum? Olmayan bir örgüte aktarmadığım parayı anlatmaya çalışıyorum. Şimdi ihaleler kısmını ve yaptığımız işleri anlatacağım ama hani önce mantıken bir şeyi anlatmam gerekiyor. Bunda bir finansal destek yok, para aktarımı yok.
Şimdi öbür slayda geçelim. Efendim, 2019-2025 arası benim İBB ile ticari dengem budur. Yani ben 225 milyon TL İBB'ye, bu medya satın alma tarafından 91 milyon lira almışım. Reklamcılık tarafından da kira olarak toplam bu rakamı ödemişim. Benim İBB ile aramdaki ticari dengede İBB'nin neyi var? Buradaki rakamlar ortadadır, yani bunlara da zaten rapordaki rakamlardan baktık. Bunları da tekrardan yine İBB'den isteyebilirsiniz. Öbür slayda geçelim rica etsem. Şeye de baktım Başkanım, yani ben İBB ile yaptığım ticarette ne kadar kısım İBB'den almışım? 2019 ile 2025 arasında 408 milyon ciro yapmışız Sayın Savcım. 91 milyon lirasını İBB'den almışız. Yani benim işimin, ticaretin İBB'den aldığım payı %22'sine tekabül ediyor. Ha, diyeceksiniz "Nihat Bey bu parayı nereden aldın?" Bunu da açık hava reklamcılığından dolayı sattığımız mecralarımızın reklam gelirlerinden ve diğer yaptığımız işlerden, şimdi onları biraz sonra anlatacağım, kesilen faturalardan aldık. Bir de şunu söyleyeyim Başkanım; şirketimiz ilk gün "yeminli mali müşavir denetimi"nde diye başlanmış. Yani şirketi açtık, ortağım dedi ki "yeminli mali müşavir denetimini bulunduracağız." Bütün finansal rakamlarımız denetim altındadır, bütün faturalarımız resmidir. Zaten hakkımızda da bildiğim kadarıyla faturalarla ilgili çok denetimler olmuş; Maliye denetlemiş, Gelir İdaresi denetlemiş, aklıma gelmeyecek bütün kurumları bizim firmamız denetlemiş. Hepsi Yeminli Mali Müşavir denetiminde olan verilerdir.
Bir sonrakine geçelim. Şimdi bu da benim 2019 ile 2025 arasında, 2025 sonu itibariyle ödediğim toplam vergiler; efendim kurumlar vergim, muhtasar, KDV, damga vergisi, SGK; bu rakamlar ödenmiştir. Bunun bir de 2024'ün sonu vardı ama herhalde onu koyamamışız. Onu da verebiliriz Başkanım, 2024'ün sonu itibariyle de 100 küsur milyon olması lazım ödediğimiz vergilerimiz. Şimdi, bir kaydırabilir miyiz arkadaşlar? Bir slayt daha var mı? Ha yok, tamam, ikincisine geçelim. Şimdi bu ilk bölümde; ben hiçbir örgüte Başkanım hiçbir şekilde para aktarmıyorum. Zaten hesaplarım şeffaf, bütün faturalarım doğru, rakamların hepsi birebir. Hiçbir şekilde gizli bir muhasebem de yok. Aktarmadığım bir parayı anlatmaya çalıştım, umarım doğru şekilde kendimi izah edebilmişimdir. Şimdi firmaya geçmek istiyorum. Bizim firmamızda Başkanım, şu şekilde bölümlerimiz var: YoYo İstanbul, Doğa Pro, YoYo Metro, Simplay, Dogpart ve Artesta tarafı tamamen açık hava reklamcılığı ile ilgili. Bizim sattırdığımız mecraların marka isimleridir. Ve buralara biz, Yol Metro adı altında satıyoruz.
Şimdi bu Broadsign’ı anlatayım size. Başkanım, bu Broadsign meselesi önemli. Şimdi biz, 2019’da ortağımla firmayı kurduğumuz zaman… Kendisi iyi bir dijital reklam uzmanıdır- Türkiye’de de böyle bilinen, ajans tarafında, marka tarafında bilinen bir isimdir. Kendisi mesleğinde de çok yetkindir. Bir yabancı firmada da çalışıyordu Adform adında. Google’la eş bir firmadır Sayın Başkanım. Kendisi 2019 öncesinde yurt dışındaki bir seyahatinde katıldığı eğitim programında bu Broadsign firmasının bir sunumunu dinliyor ve geleceğin açık hava tarafında işte nasıl şekilleneceğini anlatıyorlar. Ve kendisine de diyorlar ki: "İşte size de Türkiye temsilciliğini verelim Nurhan Bey, zaten siz de dijital reklamcısınız. Bununla ilgili işte Türkiye’de bu yazılımın satışını yapın." şeklinde bir teklifte bulunuyorlar. Bunun üzerine biz de firmayı kurunca Nurhan da dedi ki: "İşte abi bunu da satalım, bir deneyelim, en azından adamlara mahcup olmayalım yabancı firmayla." Bu Broadsign ne iş yapar Başkanım? Şu: Bütün dışarıda gördüğünüz, açık havada gördüğünüz, metrolarda gördüğünüz dijital ekranların... Bir kaydırabilir miyiz? Örneğin şu ekranın kontrol panelidir. Yani bu bir yazılımdır, 41 ülkede vardır. Uluslararası standartlardadır. Ve Türkiye’de de bizim bunu satmakla ilgili bir anlaşma yaptık kendileriyle ve bunu da kendi ilk kurduğumuz firmanın bir satış ürünü olarak şirketimizin içine kattık.
Şimdi Başkanım, yukarı bir kaydırsak. Bu sağ taraftaki Artı3D de bizim, biraz sonra göstereceğim resmini, 3D reklam videosu, açık hava için reklam videosu yapan stüdyomuzdur. Burada çok yetkin, 3D artist dediğimiz, bir sektörde 3D artist olarak söylediğimiz 4 tane de çalışan personelim vardır. Ve açık havada... Kaydırabilir miyiz arkadaşlar? İşte metrolarımız böyle, biraz sonra göstereceğim. Metrolarımızdaki ekranlarımız bu şekilde. Bunları işte dün Nurhan Hanım söyledi; "Biz sadece hepsini denetleriz, bakarız var mı, yok mu, çalışıyor mu?" şeklinde. Şimdi bu C Play markamızla Kadıköy’de bu şekilde bir ekranımız var başkanım. Bu ekranla 3D video yapıyoruz ve bu da bize katma değerli servis etkisi yaratıyor ve satışlarımıza da direkt etki yaratıyor. Kaydırabilir miyiz arkadaşlar? İşte bu Şehir Hatları iskelelerinde, işte Karaköy ekranımız... Hani bunları niye anlatıyorum? Çünkü şimdi Başkanım, biraz önce söylemeyi unuttum; yani ben burada savunmamda aslında ön yargıları ve algıları yok etmeye çalışacağım. Sizden de istirhamım, bugüne kadar benimle ve firmamla ilgili duyduğunuz ne varsa hepsini şöyle bir kafanızda toparlayın, bir çöpe atın. Hani aklınızda ve düşünce olarak şöyle bir bir iki adım yer değiştirip, bir de boş bir zihinle, yeniden bir dinleyin. Çünkü hani basın, biz burada içeride tutuklu olduğumuz dönemde inanılmaz şeyler anlattı. Bazen televizyonları açtım, "Ya ne diyorlar bunlar, bunlar... Bu kadar da palavra yalanın yani haddi hesabı olmadı." Onun için sizden ricam, kafanızdaki ön yargıları, algıları şöyle bir toparlayın, bir çöpe atın başkanım. Bir pak tahtadan yeniden bizi dinlemenizi rica edeceğim. Bunların hiçbirinin olmadığını göreceksiniz.
İşte Karaköy ekranımız... Kaydırabilir miyiz? Beşiktaş’ta raketimiz, raketlerimiz vardı Şehir Hatları iskelelerinde iç mekân olarak. Burada işte yine resimlerde görüyorsunuz, kaydıralım. İşte raketlerimiz efendim, indirelim. Bu Kabataş’a yeni İBB Şehir Hatları yeni bir istasyon açtı. Tabii biz 2025’te buraya büyük bir dev LED ekran yapacaktık ama tutuklandığımız için yapamadık. Kayyumun da bilmiyorum, anladığım kadarıyla çok bir ilgi göstermedi. İşte bu iç mekânlarına böyle ekranlar koyduk ilk açılış tarihinden ama bunun büyük bir meydanı var, oraya da inşallah tekrar işimizin başına dönersek taahhütlerimizi yerine getirmek için büyükçe ekranlar koyacaktık. Bu Yol markamızın megahightlarıdır efendim. Zorlu’nun karşısında...Nişantaşı’nda, Maçka Meydanı’nda...15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde... İşte, neresi yazıyor? Kadıköy’de, evet Kadıköy’de özür dilerim. Biraz gözümüz de bozuldu orada. İndirelim. Cevahir...
Ha, şimdi Başkanım bu işte dün konuşuldu, ATM ihalesindeki ATM kabinlerinin yan yüzeylerine reklam alanı ihalesi aldık. İhale demeyelim de yani 3D kapsamında kiralama diyelim, çünkü ihale deyince başka bir şey anlaşılıyor. Buralara böyle dijital ekranlar koyduk başkanım. Bu hiç yapılmamış bir şeydi yani İBB tarihinde veya Türkiye’de bu şekilde ATM kabinlerinin yanına reklam alanı tahsisi hiç yapılmamış bir işti ve çok riskliydi. Çünkü 2000 yanılmıyorsam 2020’lerde bir çiçek durakları projesi olmuştu, orada denendi böyle bir fiziki bir ünitenin yan cephesine veya üstüne reklam alanı oluşturulması ve tutmadı. Yani bunu da alırken çok endişeyle girdim bu işe firma olarak. Çünkü ajansların, reklam ajanslarının açık hava reklamcılığına şöyle bir bakış açısı var: Bir ünitenin üzerinde bir reklam alanı olunca çok soğuk bakıyorlar. Yani oradan bir satın alma yapmıyorlar veyahut da markalarına önermiyorlar.
Kaydıralım arkadaşlar. İşte bakın, yine ATM'miz Bağdat Caddesi’nde, Göztepe’de var, Levent’te var. Kaydırabiliriz arkadaşlar. Ha, şimdi bu Artı3D dediğim 3D stüdyosu, ilk bu işi aldığımız zaman başkanım, şöyle anlatayım; Şehir Hatları iskelelerinde 40 nokta var ama bunun 3 veya 4 tanesi para ediyor. Yani ajanslar tarafından, markalar tarafından talep gören yer bu 3-4 tane iskeledir. İşte Kadıköy’dür bir tanesi, bir tanesi Karaköy’dür, bir tanesi Beşiktaş’tır gibi. Şimdi buraya bu şekilde Türkiye’nin ilk L ekranını yaptık başkanım. Ve bu L ekranda işte siz de internette görüyorsunuzdur, böyle karşınıza videolar çıkıyordur, sanki böyle objeler ekrandan dışarı çıkıyormuş gibi oluyor. Bilmiyorum hiç rastladınız mı internette bu tür videolara denk gelmişsinizdir diye düşünüyorum. Biz de burada bir katma değer yaratabilmek için şirketin bünyesinde bir stüdyo kurduk. Çünkü satışlar çok yavaş gidiyordu ve bunu canlandırmak için bir yenilik yapmak istedik ve o stüdyoda 4 kişi çalışan, bu tür videolar yapıyordu. İşte Arçelik’le çalıştık şimdiye kadar. Bunun aynısını ileride işte Kabataş’taki o büyük iskelenin önündeki meydana da inşallah yapacağız. Hepsiburada ile çalıştık Başkanım. İşte Magnum, uluslararası firma, onlara böyle bir video yaptık. Kaydıralım. İşte Ford’la çalıştık. Devam edelim. Bitti. Yok, bir yukarıdaki markalara gelir misiniz?
Başkanım, ara sıra da böyle notlarımdan kontrol edeceğim, söylemediğim bir şey varsa geriye dönüp anlatmak istiyorum. Şimdi Başkanım, ben eylemlerde 65, 66. ve 67. eylemlerde bu metro işleriyle ilgili, metro alanlarındaki, istasyonlardaki, vagon içindeki ekranlarla ilgili suçlanıyorum. Şimdi bakın ilk aldığımız iş 2021 yılı. Sağ taraftaki kar marjı yani görünüyor da, çok dehşet verici. %90 karla vermiş burayı medya şeyi, yani vermişler derken yani teklifi kendilerinin İBB tarafındaki aldığı ve muhammen bedellere göre %90 daha yüksek bir karla bir teklifte bulunarak bu işi almışım. Şimdi yani ben örgüt olsam, örgüt yapısı olsa, gizli ortağım şu, bu olsa yani %90 karla herhalde bir iş almam. Değil mi başkanım? Yani %90 kar var dün Pınar Hanım bazısını gösterdi, rakamlar da doğru, ben de öyle hesapladım. %45 var, bakın efendim aşağı inin %40 var, üç eylemdeki kar marjı yani diyeceksiniz ki "Birincisini %90'la niye aldınız?" Şöyle oldu: Şimdi biz bu Gross Time'ın yazılımını satmaya çalışırken, baktık Türkiye'de eş değerde bir yazılım yok, hep böyle flash bellekler var, işte yerli bir iki yazılım var. Böyle çok etkin raporlama yapamıyor, anında yükleyemiyor, anında kaldıramıyor gibi özellikleri olan bir yazılım olmuş. Hani dedik ki bunu satabilmek için biz bunun uygulamalı olarak piyasada en azından bir yerde kendimize mecra edinip bu mecrayı edindikten sonra da yazılımı satmak için, bak biz burada bunu uyguluyoruz, şu şu şu avantajları var şeklinde göstermek istedim. Ve onun için ilk defa bu metro vagon içi ihalelerine girdik ve birincisinde de çok deneyimimiz olmadığı için iyi bir fiyat vermişiz. Zamanla da işte ne oldu? Tecrübemiz arttı, satılabilir rakamları daha iyi anladık, ajansların durumunu daha iyi anladık.
Şimdi burada iki tane konu var Başkanım, benim gördüğüm kadarıyla bilirkişi raporlarında da bahsediliyor. Bu eylemlerden bir tanesiyle ilgili diyor ki "Siz burayı almışsınız, noterle sözleşme yapmışsınız. Noterdeki sözleşmeye göre bu vagon içindeki ekranları kabul etmişsiniz, buna itiraz edemezsiniz." Şimdi bu eylemde şöyle bir şey oldu. Biz teknik altyapımızı yapabilmemiz için internete ihtiyacımız var, bununla ilgili Metro AŞ'de o zaman sözleşmeyi, bir de şeyi söylemem lazım şimdi Metro AŞ çok yüksek güvenlikli bir kurumdur. Yani siz bugün "Ben hâkimim, ben savcıyım şu depoları bir gezeyim, vagonları bir gezeyim, şu işte şeyleri bir aç, trafoları bir aç bir bakayım." deseniz sizi de sokmazlar çünkü şöyle çalışıyorlar. Şimdi gidiyorsunuz diyorsunuz ki Metro AŞ'ye "Ya biz şöyle bir teknik servis hizmeti vereceğiz." diyorsunuz, önce diyor ki "Şu şu belgeleri getir." O belgeleri getirdikten sonra falan, o zaman yanlış hatırlamıyorsam ayda iki defa falan "Şu tarihteki kurum eğitimine gel." Kurum eğitimine de gidiyor personel, ben bu teknik serviste çalışan elemanlar için de söylüyorum şu anda. Ondan sonra diyor ki "Sen bana mail at, ne zaman geleceksiniz?" O gün müsaitliği varsa "Gel." diyor ya da diyor ki "Şu tarihte, şu saatte gece 12'de gelebilirsin. İstediğin tren şu saatte garajda oluyor." diyor. Biz o saati bekliyoruz, başımıza bir tane güvenlik veriyor, yanına bir tane teknisyen veriyor. Bu şekilde girip işte bilgisayar arızamız olduğu zaman, kablo arızamız olduğu zaman teknik servis elemanlarımız da bu şekilde metrolara giriyor.
Şimdi burada demiş ki bize "Yahu sen bu ihaleyi almışsın." Eee?” "Sonra itiraz etmişsin." “Eee?” "Noterle sözleşme yapmışsın, bunu yapamazsın, kamu zararı oluşmuş." Şimdi efendim, biz bu işi aldık, Metro AŞ'de teknik kısmını konuşmak için, internet için Cihat Bey'di sanırım, Esenler'deki merkezine gittik. Dedik ki "Müdürüm, böyle böyle biz bu işi aldık." Zaten sözleşmeyi yapmadan bizi oraya sokmazlar bile yani, selam bile vermezler. Sözleşmemizle kendilerinin yanına gittik, dedi ki bize oturduk "Arkadaşlar," dedi, "siz," dedi, "buraya ne ne yapacaksınız?" Dedik ki PC takacağız. "Bir dakika," dedi, "PC'niz endüstriyel PC olacak." Dedik ki "Ya Cihat Bey, bu sözleşmede böyle bir şey yazmıyor." Baktık teknik olarak yazmıyor ama şunu yazıyor, diyor ki "Gerekli kurumun uygun gördüğü..." şeklinde bir ibare var, yani onları doğruluyor.
Şimdi endüstriyel PC de Başkanım şudur: Suya, neme, depreme, titreşime dayanıklı. Şimdi resmini bulamadım ama yazılı savunmamı mahkemeye vereceğim. Şöyle bir bilgisayar düşünün, zaten bunlara PC dediğiniz kasalardır, kasaların üzerinde de çok kalın metal bir kasa vardır yani bu tür şeylere de dayanıklı. Dedi ki "Endüstriyel PC getireceksiniz, bir de lisanslı olanını getireceksiniz." dedi yani kurumlarda onay almış olan, sertifikalı olanları getireceksiniz dedi. "E tamam." dedik biz de, araştırdık bu PC'lerin tanesi başkanım 300 dolar olduğunu gördük. Tekrar gittik Metro AŞ'ye, dedik ki "Ya bunlar çok ciddi rakamlar, nasıl kalkacağız altından?" O sırada da rakip firmanın da şeyini öğrendik, yani kendileri de onların sistemi, bilgisayar sistemleri, altyapıları farklıydı. Onlar da kendileri bir işlemci kartıyla beraber bu işi çözmüşler. Dedik ki "O zamanki teknoloji buna uygundu, biz ona müsaade ettik. Şimdi standartlarımız yükseldi, güvenlik standartlarımız yükseldi; deprem olur, yangın olur, şu olur, bu olur biz artık bu PC'leri istiyoruz." dedi ve biz bu PC'leri araştırdık, Çin'den bulduk sertifikalı.
Getirmesi üç ay sürdü, üç ay sonra geldi. PC'lerimizin sertifikalarını gördük, onay aldık. Tabii bu sırada eğitimleri tamamladık. Ondan sonra yerinde montajlara başladık, bir baktık ki ekran sayısı ve tren sayısı sözleşmedeki gibi değil. Bunu döndük şifahi olarak önce kuruma bildirdik, kurum da kendi içerisinde bir araştırma yaptı, sonra bize döndü dedi ki "Evet, haklıymışsınız." Metro AŞ'yle de şifahi olarak konuşmuş, haklılığımız ortaya çıktı ve yazışmalar yapmışlar. Bu yazışmalar da zaten gördüm, iddianamede de var bildiğim kadarıyla. İddianamede de var bu yazışmalar. Şimdi burada başkanım söylemem gereken, bir kontrol edeyim eksik bir şey olmasın bu eylemle ilgili.
Şimdi burada ikinci bir konu da bir tane beyancı veya etkin pişmanlıkçı demiş ki: İşte demiş, “bu Metro duraklarında metro istasyonlarında zarar ediyordu Reklam İstanbul. Bundan dolayı Modyo TV'ye işte burası Kaan Bey vasıtasıyla, daire başkanı vasıtasıyla, verildi” gibisinden bir şey söylemiş. Şimdi burada zarar etmiyor, efendim. Bu M4'te, Tavşantepe-Kurtköy-Sabiha Gökçen arasında İBB yeni bir hat açtı. Yerinde gittik baktık, teknik olarak bir vagon içerisinde iki sistem çalışamaz olduğunu tespit ettik. Çünkü onlar da bir kablo çekmişler, onlar da bir PC kurmuşlar. Biz de bir kablo çekeceğiz, biz de bir PC kuracağız ve o istasyona gelince yayın duracak bizimkine geçecek, zaten ekranlar tek. Bunu tabii kurumla paylaştık. Onlar da dediler ki: Ya isterseniz gidin şeyle konuşun Modyo TV ile. Ben de o zaman telefonunu buldum bir şekilde Tolga Bey'di herhalde. Şişhane'de, tünelde, tünelin çıkışında karşısında bir binanın üçüncü dördüncü katında ofisleri var. Randevu aldım. Tolga Bey'in yanına gittim. Zaten konuyu da biliyordu. Teknik olarak bunun yapılamayacağını o da biliyordu. Konuştuk. Ben gitmeden önce de kendisine de mail attım. Çünkü dedim ki: Bak işte Tolga Bey rakip bir firmayız. Bakın bu arada şeyi de söyleyeyim. Biz bunları iki yıl üç yıl almışız, efendim. Modyo TV kaç yıl almış biliyor musunuz? 20 yıl, Başkanım. Aynı işi 20 yıl kiralama ile almış bizden önce, yani 2019 öncesi. Yani biz de üç yıl iki yıl almışız ve para ödeyen tarafız. Yani satacağız, ticari risklerini alacağız, teminat mektuplarını vereceğiz, eleman çalıştıracağız. Bunda bir başarı göstereceğiz ve bu sözleşmeden kaynaklı borçlarımızı ödeyeceğiz.
Neyse Tolga Bey ile konuştuk. Ben dedim ki, Tolga Bey bakın burada bizim aldığımız rakam bu, istasyon olarak, yolcu sayısı olarak size 75.000 lira bir rakam düşüyor. Bunu öderseniz hani hakkı da geçmesin burayı da siz kullanıyorsunuz, devam edelim dedik. Kendisi de bana 50.000 lira teklif etti. Ya dedim, ben de Tolga Bey yani karlı konumdayım. Deyince tamam, 60'ta buluşalım diye anlaştık ve fatura da olarak faturalarını birazdan ibraz edeceğiz yanımızda var galiba. Bu şeyin Modyo TV faturaları olması lazım. Bunları da ibraz edeceğiz. Her ay kendilerine düzenli fatura kestik. Sonra ne oldu? Şirketime el koyuldu. Modyo TV demiş ki, ben demiş kabul etmiyorum, bundan sonra kira ödemem demiş. Kayyum konuya el atmış, bütün sözleşmelere bakmış. Modyo TV'nin yetkililerini ofise çağırmış. Ben tabii bunları dışarıdan duydum. Kendilerine biz sözleşmeleri inceledik, bu alanların hakkı Reklam İstanbul'undur ve siz daha önce de bu rakamları ödemişsiniz, ödemeye de devam edin diye de kendilerine de anlatmış. Onlar da bakmışlar tabii Kayyum da bizi haklı görünce tekrardan bu metrodaki kiralık alanların da kullandıkları alanların da kirasını ödüyorlar. Yani zarar ettiğimiz için değil, teknik sebeplerden dolayı onlara verdik.
Şimdi burada şeyi anlatayım, Başkanım. Şimdi Pınar Hanım anlattı ama şunları da ben ekleyeceğim. Biz bu vagonlara bu altyapıları kurduğumuz zaman PC'ler ve altyapıların tamamı İBB'ye kalıyor. Sözleşmede var. Yani ben üç yıl sonra iki yıl sonra ne bir PC'yi ne bir kabloyu sökemiyorum. Artı burada İBB'nin %30'a kadar ücretsiz yayın hakkı var. Yani kendi reklamlarını, tanıtımlarını da yine kendi kontrol panellerinden yüklüyorlar ve bütün metrodaki yolculara kendi tanıtımlarını ücretsiz bir şekilde yapıyorlar. Yani iddia sahibi bunlara yer vermemiş ama bizim taahhütlerimiz içerisinde altyapıyı da teslim etmek, aynı zamanda bu ücretsiz yayın haklarını da sağlamak gibi bir zorunluluğumuz var. Şimdi burada indirim meselesini anlattım. Zaten şeyi de vereceğim, Başkanım. Bu metronun içeriye girmekle ilgili adli sicil kaydı, SGK giriş belgesi, iş sağlığı güvenliği belgesi, periyodik muayene belgesi gibi belgeleri istediğimin de yazılı dokümanlarında, yazılı savunmalarımızda da vereceğiz, Başkanım.
Şimdi diğer şeye geçebilirsek kontrol edeyim. Ha, burada şeyleri söylemem lazım. Bu ihalelerde, Başkanım, şikayet eden bir firma yok bildiğim kadarıyla. Bunları anlatayım. Yani bunu referans göstereceğim, çünkü kurumdan daha iyi bir bilgi aldığımı düşünüyorum. Şikayet eden firma yok. Dolandırıldığını beyan eden kimse yok. Kaan Bey de söyledi, İBB'den yazı istemişler. Herhalde gelmemiş ama sordum ben, şöyle bir durum var galiba, Başkanım. İBB tarafındaki memurlar da bir evraka imza atmaya korkuyor herhalde ki tutuklanacağız diye. Hani imkan varsa tutuklanmayacaklarını sizin yetkiniz dahilindeyse bildirirseniz, hani olumlu da olumsuz da gerçek ortaya çıksın. Bir bu şekilde yönlendirirseniz belki yazı da çabuk gelir yani. Çünkü niye gelmiyor diye sordum ben akşam işte buradaki infaz hakimi arkadaşlara. Ya korkuyorlar herhalde falan gibi şeyler söylediler. Yani burada da bize yardımcı olursanız seviniriz. En azından gerçekler ortaya çıkar. Yani bir dolandırılan var mı? İyi anlarız yani, mağdur olan var mı, anlarız yani.
Şimdi, Başkanım, burada işte beyanlarda da ’ün işini takip ettiğini falan söylemişler. Zaten şöyle; bir eylemler var, bir sürü insanlar var. Bir sürü insanların içinde bir dört beş kişi benim şirketim ve firmamla ilgili konuşuyor. O böyle her eyleme zıplaya zıplaya gidiyor. Aynı şeyler. Yani o eylemde konu olmasa bile gidiyor. Ama ben konu ile ilgili kısımlarını söyleyeceğim. Şimdi diyorlar ki işte Kaan Bey, siz etmişsiniz. Daire başkanı işini büyütüyormuş veya şeyde, Pınar Hanım. Yani ben hani helallik istedi, işte helal etmiyorum dedi ama ben hakkım varsa kendisine helal ediyorum. Yani kendisini tanırım, çok donanımlı bir insandır. Yani dün kendisinin onda birini anlattı açıkçası. Yani gidip bir daire başkanı işte ne bileyim, bir daire başkanı şeyine, genel müdürüne sana talimat veriyorum işte sen böyle yapacaksın falan, yani olmaz böyle bir şey. Şimdi burada böyle beyanlar verilmiş. Hem Kaan Bey'e haksızlık hem Pınar Hanım'a haksızlık, ben böyle bir şeyin de olmadığını açık ve net bir şekilde söyleyebilirim. Bunlar iftiradır, Sayın Başkanım. Yani içeriden çıkmak için söylenen laflardır. Ayıptır yani, günahtır yani. Ben dün akşam inanın uyumadım yani. Dün duyduklarımdan sonra sabaha kadar sandalyede oturdum yani. Uykusuz bir şekilde geldim. Çok moralim bozuldu, çok stres oldum, yani çok üzüldüm yani. Yani insanlar bunları da hak etmediğini söyleyebilirim.
Zaten, Başkanım, şöyle de bir şey var. Cevat Bey buraya, Cevat Bey vardı bizim, işte burada tanıştık. İşte geldi buraya, dertleşmeye geldi. Ben de bir sulh için geldim buraya yani. Yani insanların, hem kendimi anlatayım hem insanların mağduriyetini, sıkıntılarını anlatayım. Yani bir sulh ortamı olsun. Sonuçta ben de bir iş adamıyım. Şimdi çoğu bir bürokrat, memur, işte siyasi, bazı şeyleri de söyleyemiyorlar yaşadıkları belki de. Hani ben bazı mağduriyetlerimi anlatacaktım, duyduktan sonra utandım kendimden. Yani ben bir erkek olarak sakın ha anlatmayayım dedim yani. Ayıp olur dedim yani, böyle bir şey nasıl olur? Ben hani kendi sıkıntılarımı bile anlatmaktan geçtim. Hani bir sulh olsun Sayın Savcım, Sayın Başkanım. Hani siz de bazı şeyleri iyi değerlendirin, adalet de biraz hızlansın. Bir orta ortak nokta olsun. Hani buradan da iyi bir şekilde çıkalım. Çünkü ben biliyorum yani, ben de beraat edeceğim. Çünkü herkesi dinliyorum yani.
Ciddi bir şey de duymadım şimdiye kadar. Şimdi gelelim; bir kontrol edeyim. Bir sürü adam bir şeyler söylüyor ama bu konularla ilgili somut bir şey söyleyen yok Başkanım. Medya işinde ihale almak suç gibi anlatılıyor; sanki belgesiz, şeysiz alınıyor. 'Gidiyorum, ver şuradan ihale bana' diyorum, alıyorum, çıkıp gidiyorum. Sonra kamyonum var; bir ay sonra gidiyorum, kamyonu vezneye çekiyorum, parayı dolduruyorlar, ben o paraları alıyorum... Televizyonda, basında dinledim; katlar, şeyler anlatıyorlar. Biraz önce aklıma geldi, söyleyecektim; belki bana 'Sayın Başkanım, 21 milyon TL'yi nereden buldun?' diye soracaksınız, doğru mu? Hesaplarda benim ve ortağımın yatırdığı 21 milyon TL nakit para var. 2019 öncesi MASAK raporlarında üzerime kayıtlı tapulara ve satışlarına lütfen bakın. Güvenlik meselelerinden dolayı rakam vermiyorum ama sermaye kaynağım odur. 21 milyon TL çok büyük bir rakam da değildir; dolar bazında baksanız, hadi iki katı sayalım. Ama raporları lütfen inceleyin; sayfa numarasında tapularımız var. Bilirkişi arkadaşların bana husumeti var galiba; adam bir şey yazıyor, '2019'dan sonra 16 tane tapusu olmuş' diyor. Bakıyoruz, öyle bir şey yok. 'Bunu nasıl yazıyorsun?' diyorum. Orada cins değişikliği olmuş, onu sanki bugün yapılmış gibi almış. 2019'dan sonra zenginleşmiş demiş. Öyle değil; bunlar 2019'dan önceki miras yoluyla gelen veya kat karşılığı sözleşmeden edindiğim tapulardı. Oradan biriken bir sermaye oluştu. Başka söyleyeceğim bir şey yok.
ATM kabinlerini gördünüz; bunların yanına ilk defa denedik, çok risk aldık, zor sattık. Müşteride bir alışma dönemi var. Bazen sorabilirsiniz, 'Nihat Bey sen bu ihaleleri nasıl aldın, bu işleri nasıl yaptın?' diye. Şehir Hatları'ndan anlatayım, 10 yılımız kaldı çünkü. 2019 öncesinde karar alınmış; yani bu aldığım iş bile 2019'dan önce planlanmış. ATM kabinlerini %16 kârla, Şehir Hatları'nı %29 kârla, bir parafer alanını ise %26 kârla almışız. Şehir Hatları'nda ihaleyi nasıl aldık? Medya AŞ tarafında Recep Bey var, bizi arar, 'Gelin görüşelim' der. Görüşmeden önce 'Doküman parasını yatırın' der. Gittik, şartnameyi aldık, inceledik, sorularımızı sorduk. İBB'nin kendine göre bir kurumsal yapısı oluşmuş. Bir gün iş için beyaz zarf koyduk, 'Biz sadece sarı zarf kabul ediyoruz' dediler. 'Geleneklerimiz bu, sarı zarf olmazsa getirmeyin' dediler. Sarı zarfı alırız, bütün evrakları içine koyarız, önden yapıştırırız. Bir de gelenekleri var; sarı zarfın üstüne iki imza isterler, imzasız zarfı kabul etmezler. Metro AŞ'nin ve Kültür AŞ'nin kendilerine has disiplinleri var.
ATM ve Şehir Hatları ihalesi için denilen saat ve günde oraya gittik. Yetkili kişiler 'Sizi arka taraftaki cam toplantı salonuna alacağız' dediler. 'İki tur ihale yapacağız, herkes teklifini hazırlasın, dışarı çıkmak yok' dediler. İçeri girdik, 3-4 firma vardı, kimseyi tanımıyorum. 'Dışarı çıkartamayız, siz zarflarınızı vereceksiniz, açılacak, ikinci tekliflerinizi hazırlayın' dediler. Dışarı çıkarmadan ikinci tekliflerimizi verdik, açtılar, rakamları okudular. 'Nihat Bey firmanızın teklifi yüksek ama kazanamadınız' dediler. '15 gün değerlendirme süresi var' dediler. 15 gün boyunca itiraz, şikayet olmadı. 15 gün sonra bizi çağırdılar. Davet yazısındaki evrakları, damga vergisini, teminat mektubunu, faaliyet belgesini, SGK yazısını, oda kayıtlarını tamamladık. En son sözleşme sırasında, belki o saate kadar Pınar Hanım'ı görmedik bile. Süreç böyle işliyor. Orada bütün kameralar var, 'hareketlerinize dikkat edin' diyorlar. O gün orada olduğumuzu, o arka taraftaki toplantı salonunda olduğumuzu gösteren kamera görüntüleri duruyorsa onları da beyan edelim. İhalenin gerçek olduğu, hiçbir tartışmaya açık olmayacak şekilde işi aldığımızın bütün ispatları vardır.
Burada ATM kabinleriyle ilgili bir şey söyleyeyim başkanım. Şimdi bazıları demiş ki, yani adam şöyle bir şey diyor: "Usulsüz ATM kabinleri aldı." Bu da belediyede çalışıyor. Ya iddia makamı da demiyor ki: "Ya kardeşim usulsüz nasıl oluyor bir anlat, biz de öğrenelim." Yazıyor, yazmış; "Usulsüz ihale aldı." Yani sanki öyle evrak yok. "İşte lokasyonları fazla kullandı. İşte buradan haksız kazanç elde etti." Ya bir sorun nedir? Şimdi bu ATM kabini, Utku’dan öğrendim o tutuklandı gelince dedi ki: "Abi" dedi, "herhalde" dedi, "İstanbul’da ne kadar devlet dairesi varsa mevzu öyle gitmiş, hepsini ölçmüşler, sayılarını saymışlar, lokasyonlarına bakmışlar, araştırmışlar ama bununla ilgili de bir rapor yok." Şeylerde yok, bulamadım yani. Bu teftişleri yapanların başkanım, lokasyonların ve yerlerin doğru kullanıldığı ile ilgili, pardon, bir tespiti yok ama hepsi doğru. Ha, şeyi anlatayım. Şu parapetle 2196 bin lirayı, bunu da ödeyen tarafız. Bakın efendim, bunların hepsini ödeyen tarafız. ATM'leri 3 yıl aldık, Şehir Hatları'nı 10 yıl, bu parapeti de 1 yıl aldık.
O da şöyle oldu: Kültür A.Ş.’de bir Davut Bey vardır. Şimdi burada şeyi de anlamadık, yani kimin hangi makamda olduğuna hani bakıyoruz burada, adam işte geliyor hak ediş imzalıyor falan. Şimdi Davut Bey'in resmi görevinin şeyini sormadım yani, "Kartvizitin nedir, sen burada görevli misin, buranın sorumlusu, bu ihaleden sen misin?" Neyse, Davut Bey bizi aradı Başkanım. Dedi ki: "Böyle böyle bir şey düzenleyeceğiz, Nihat Bey siz de katılın işte biz de sizinle çalışıyoruz." Bu geleneksel bir reklamdır, dijital değildir Başkanım. Ya ben de gittim kendisiyle konuştum, dedim ki: "Ya Davut Bey, beni bu işlere karıştırmayın, ben anlamam geleneksel falan." "Ya" dedi "işte girin bakın işte burada da" dedi "böyle böyle yerlerimiz var. Bunları da" dedi "değerlendirin hani bir deneyin." Ben de anlatırken Avrasya Tüneli'ne yakın diye, çünkü o tarafta dijital ekranımız yok, 2025 planlamalarımızda yeni alanlar vardı. Ben de oranın bir şeyini anlarım, potansiyelini... Reklam ve ajanslar yani markalar bu bölgeyi seviyorlar mı, oralara para harcıyorlar mı anlarım diye hani buna da teklif verdim.
Şimdi bir tanesi demiş ki: "Kaan Bey yönlendirdi, şeyi Reklam İstanbul almış." Ben bunu tabii iddianameden okuyorum. Şimdi burada Başkanım, 30 lokasyonmuş bu, 24 tanesini vermiş Kültür A.Ş. Biz bir tanesini almışız. Bir tane almışız, o da meclis kararı ile 2196 bin lira, 30 günlük mi 60 günlük mü vadesi var, o parayı da ödedik. Baktım, başka firmalar var, 3 tane 4 tane yer alan firmalar var başkanım. Hani bir tane lokasyonu hatırla işte bir deneyelim, işte böyle Avrasya Tüneli'ne de yakın, satılır belki diye aldığımız yerde bir taneyi bir suç gibi anlatılmış ya. Ya ben de şimdi örgüt olsam, örgütün bilmem ne gizli ortağı olsam –böyle işte ilişkiler anlatılıyor– ya bir tane niye alayım Başkanım, 10 tane alırım. 20 tane alırım yani. Hani "Kaan Bey yardımcı oluyordu" dediler, bir taneye mi yardımcı etmiş? Bu kadar da yani bir temelsiz... Yani insanların da hapisten çıkmak için böyle şeyleri söylemeleri ayıp yani, günah. Yazık yani. Çok...
Hani bu arada şeyi de söyleyeyim Başkanım; Medya A.Ş., Kültür A.Ş… Çok donanımlı personelleri vardır, çok kaliteli insanlar ve kurum kültürleri vardır yani. Bürokrattırlar, kamucudurlar. Yani burada anlatılan hikayeler gibi ya işte orada burada bir şey dedikodu, onları anlatıyorlar yani. Yani buradan bile örgüt olmadığı belli değil mi Başkanım? Bakın kâr marjlarına bakın, %29'la almışım. ATM'yi düşün, o çünkü ilk defa denenmiş bir şeydi, orada biz de korktuk yani tutar mı tutmaz mı, yapabilir miyiz, becerebilir miyiz? Burada da söyleyeceğim... Ha! Şimdi burada tabii hep böyle kes kopyala gidiyor Başkanım. Şehir Hatları'nın şeyi anlatayım ben size, şu biraz önce ekran şey gösterdim ya Başkanım size, Kadıköy'deki 142 metrekarelik ekranı. Başkanım, o ekran sadece ekran değil, arkasından da büyük bir çelik konstrüksiyon var. Şimdi biz ihaleyi aldık, projemizi sunduk Şehir Hatları'na, gittik dedik ki: "Biz buraya böyle bir ekran yapacağız." Dediler ki: "Bir dakika, statik proje getir." E tamam getirelim. Bir tane mühendislik firmasıyla anlaştık, toplantı yaptık. Dedi ki –inşaat mühendisi arkadaşın ismini hatırlamıyorum– Şehir Hatları'nda mimar birisi katılmıştı, ismini yine hatırlamıyorum bakacağım çıkınca, dedi ki: "Bize" dedi "statik proje getirmeniz lazım." "Tamam" dedik "getirelim, siz kendi statik projenizi verin." dedi mühendisimiz. "Ki sizin bu binanın" –o bina da çelik konstrüksiyon çünkü komple, üzeri prekast kaplı başkanım– "siz bize kendi şeyinizi verin ki biz de bunun üzerine yeniden bir şey yapalım, statik proje çalışalım."
Başkanım, bütün İBB’yi aradık. O prekastı yapan firmaya kadar gittim. İşte o dönemde ’la görüştük, Elif Hanım’la da görüştük defalarca. Şimdi nasıl yapacağım yani, mecburum ben Elif Hanım’la görüşmeye. E şimdi bunlar bir suç gibi anlatılıyor. Yani burada bir sıkıntımız var, bu sıkıntıyı da kurumla çözmemiz lazım. İşte iştirakle çözmemiz lazım. O tarafta bir işte Elif Hanım, öbür tarafta Adem Bey... Bütün İstanbul’da arandı Başkanım, o binanın statik projesi bulunamadı. Yok! Sadece 2015’ten önce mi, önce bir yönetim dışını prekastla yeniden yaptırmış –ama o tarihi eser falan da değil, kimsenin aklına öyle bir şey gelmesin– çelik, komple binanın içerisi çelik. Neyse, lafı uzatmayayım. Biz o binanın da statik projesini çıkarttık. Kendi statik projemiz, onların binanın statik projesini dosya yaptık, Şehir Hatları Genel Müdürlüğü'ne teslim ettik Başkanım.
Şimdi imalata geldi sıra. Şimdi tam imalata başlayacağız, Şehir Hatları dedi ki: "Gündüz çalışamazsınız." Niye? Dediler ki: "Bizim vapurlarımız geliyor, gidiyor. Gece çalışacaksınız." "Tamam çalışalım, ne zaman?" "Gece 1.5 ile sabah 5 arası ve haftada 4 gün." Ya dedik ki: "En azından orada resmi ben..." Kadıköy İskelesi'ni topladınız mı başkanım, bildiniz mi? Sağ ve sol iki bölüm var. "Ya" dedik "yani bir taraftan yapalım, bir taraftan yolcular gelsin, çıksın, güvenlik önlemi alalım, personel getirelim, şerit çekelim, yandan girsinler, işte buradan geçsinler falan..." Şimdi çok Şehir Hatları'nda kendine göre güvenlik ve şey prosedürleri var, çok endişe ediyorlar. Çünkü diyorlar ki: "İşte bir yolcunun kafasına bir şey düşse, tornavida düşse" hani bir başka yerde düşse bu kadar olay olmaz ama "bizde düşse çok büyük olay olur." Çok korkuyorlardı o zaman ve derler ki... Ben de anlayış gösterdim, tamam. Gece 1.5 ile 5 arasında başkanım, haftada 4 gün –hafta sonu da yok– o ekranı oraya astık veya monte ettik. Fakat Başkanım, o sırada kirayı yine ödedik. Neredeyse 8-9 ay hiç satış yapmadan, çünkü ekranın oraya asılması 4-5 ay gibi bir süre aldı. Ustalar kaçtı, gece çalışmıyorlar; 3 gün çalışan 'Abi ben gündüz uyuyorum, çalışamıyorum' diyor. Çünkü teknik bir iş. O sırada bütün kiraları ödedik çünkü sözleşmemiz öyle. Doğabilecek herhangi bir altyapı sorunu ile ilgili sorumluluklar da bizim.
Bu tarafı da anlattım Başkanım. O ekrana 400.000 dolar civarında maliyet yaptık, hepsi faturalı Başkan. O ekran ve o altyapı da İBB'ye kalacak. Yine aynı zamanda o ekranlardaki videolarda İBB'nin %20 ücretsiz yayın hakkı var. Yani biz hem kira ödüyoruz, hem altyapıyı yapıyoruz, hem de yaptığımızda İBB'ye teslim ediyoruz. Yani bu iş bitince ceketimizi alıp çıkacağız, başka bir şey alamayacağız. Bütün sözleşmeler dolmuş. Eylem 70'i de anlattım Başkanım, nasıl aldığımızı. 24 noktadan bir tanesini almışız. Ödeme yapan tarafız, alt kiralama yapmışız. Şirketimize Mart ayında el konuldu, burayı da satamadık. Parasını ödedik ama operasyon olduğu için satamadık, zarar ettik. Gelelim 63, 73 ve 80-85. eylemlere. Biz medya satın alma ajansıyız. Rakamları da gösterdim. 80-85. eylemde yerli bandımız var, 7 milyon, 9 milyon gibi rakamlar veriyorsunuz, bunlar 1 yıl boyunca devam eder. Dijital yayınlar, gazeteler, televizyonlar, banner'lar olur. İBB'nin şöyle bir bakış açısı vardı: 'Hizmetlerim görünsün, halka eşit şekilde ulaşsın; Tuzla'daki de Beyoğlu'ndaki de Sarıyer'deki de yararlansın' istiyordu. Bu konulara çok özen gösterdiler. Biz de bunun gazete, dergi, internet ve mobil web sitesi işlerini yaptık, çünkü ortağımın ana tecrübesi buydu. Bu 5 yıllık dönemde bu medya satın alma işlerini başka firmalar da almış; biz alamadığımızda davetli usulü birçok iş var, teklif vermişiz ama başarılı olamamışız.
63-73. eylemleri sanıklar defalarca anlattı Başkanım, burada söyleyeceğim ekstra bir şey yok. Urban ve BVA firmaları benim ciddi rakiplerimdir. Sektörde dijital işler yaptıkları için iş faaliyet alanımda ciddi rakiplerim. Keşke ben alsaydım ama onların tecrübesi daha yüksekti. Sektör kendi içinde bölümlere ayrılıyor; metro pervaneleri var, üst geçit işleri var, raket işleri var. Hepsinin kendine göre bir uzmanlığı var. Ben Alper Bey'in işini yapamam, o tarafı bilmiyorum. Ben ekran, dijital ekran kurulumunu öğrendim. Şirketin içerisinde Ar-Ge ve teknik servis diye bir bölüm vardı, 4 teknik servis elemanı çalışıyordu. SGK kayıtlarından isteyin, bu firmada kaç personel çalışmış görebilirsiniz. Bizi olmayan bir firma gibi anlatıyorlar, böyle bir şey yok.
80-85. eylemde söylemeyi unuttum; sözleşmeyi alınca sigortaya gideriz. İhale dosyasındaki rakamı belirtiriz. O rakama göre çalıştıracağımız kişilerin sigorta dökümlerini her dosyada, bu Medya Satın Alma İşleri dosyasında da sigorta kurumuna beyan ederiz. Bunlar sigorta kurumundan istenebilir. Bu işlerin yapıldığını anlatırım; hakediş icmali, hizmet işleri hakediş raporu, metraj cetveli, fotoğraflar, yapılan işler listesi; hepsi hazır. İhalelerle ilgili ne teslim etmişsek hepsi kontrol edilsin, kişiler gelsin. Benim bütün hesaplarım şeffaf, yaptığım işler ortada.
Biraz da kendimden bahsedeyim. Başkanım, 15-20 yaşlarındayken babam fındık tüccarıydı. Kendisi ticaret odalarında, ticaret borsalarında yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliği yapmıştır. Çok eski bir tüccardı. Dedem Balkan ve İstiklal Harbi gazisidir, İstiklal Madalyası vardır. Kendisi Giresun'da Pontus çeteleriyle mücadele etmiştir, biz bunlarla övünürüz. İki büyük amcam Sarıkamış'a gönüllü gitmiş, orada vefat etmişlerdir. Büyük dedemiz 90 yaşında iki oğlunu bulmak için at sırtında yollara düşmüş, o da orada vefat etmiştir; ölüm haberleri gelmiştir. Biz vatansever, milletini ve devletini bilen bir ailenin çocuğuyuz. Ben 15-20 yaşından beri ticaretin içerisindeyim. Başkanım, benim tek bir sicil kaydım bile yoktur, hep şeffaf bir ticaret hayatım olmuştur. 20 yıldır aynı adreste iş yerim var; 25 yıldır tek bir vergi dairesinde ticari faaliyetim devam ediyor. 25 yıldır devam eden firmamın ismi Artı İletişim'dir. Babam 1921 doğumluydu, Giresun'un köklü bir ailesinin çocuğuyum. Ayıptır söylemesi ama biraz da espri katalım; bir zarfın üzerine 'Nihat Sütlaş, Giresun Merkez' yazsanız bana ulaşır. O kadar tanınan, bilinen ve adresi belli olan biriyimdir.
Babam sağlık sebepleriyle işlerini devam ettiremeyince, üniversite eğitimimi yarım bırakıp bağımızın, bahçemizin başına döndüm. O sırada GSM sektörü çok hareketliydi, o işe girdim. Uzun yıllar yabancı bir firmanın 12-13 bayiliğini yaptım, 3-4 dükkan sahibi oldum, toptancılık yaptım ve binlerce kişiye cep telefonu sattım. Burada bunları suçmuş gibi anlatıyorlar; insan emek verip bir şey yapınca neden küçümseniyor, neden ayrımcılık yapılıyor? İnsan cep telefonu da satabilir, kalem de satabilir. Ticaret yapıyor mu? Faturası var mı? Adresi belli mi? Müşterisi memnun mu? Bunlar unutuluyor. Kardeşim ticaret yapıyoruz biz; bugün cep telefonu satarız, yarın reklam satarız, öbür gün başka bir iş yaparız. Ticaret hayatı böyledir; biraz kazanırsın, biraz kaybedersin. Sektör daralınca 12-13 yıl sonra GSM bayilik işimizi bitirdik. Sonra yeni bir arayış içerisindeydim; o dönem bir satış müdürüm Ordu'ya şube açmıştı, yabancı bir gayrimenkul firmasının Giresun acenteliğini aldım. 4-5 yıl emlakçılık yaptım, yanımda satış danışmanları çalıştı. Cep telefonu işimiz de orada hâlâ devam ediyor. 15-20 yıllık 2-3 personelim var; işleri sisteme oturttuk. Çok büyük para kazanmıyoruz ama bir aileyi geçindirir. Sonra inşaat işleri yaptım. Apartım, tarlam, dairem var; kira gelirim mevcut. İki ayrı firmanın baz istasyonu kiracısıyım. Memleketime bağlıyım, işim de orada.
Bazıları İstanbul'daki insanların Giresun'a gelip ticaret yapmasını suç gibi anlatıyor. Türkiye'de bir sürü market var, mal satıyor; bu suç değil. Bir de 'Ortağım böyle dedi' diyorlar. Madem duydun, niye o zaman 'fahri müfettişim' deyip haber vermedin de şimdi hapiste olmamı fırsat bilip konuşuyorsun? Ortağım Uğurhan iyi bir üniversite mezunudur, kalitelidir. Kendisiyle anlaşamadık ve işlerimizi ayırdık; aramızda bir husumet, kavga gürültü de olmadı. GSM operatörü bayiliği yaparken on binlerce kişiye telefon sattım, on binlerce sözleşme yaptım. Dolandırıcı veya fesatçı olsam 25 sene aynı firmada işim olur mu? Türkiye'de ortalama bir firmanın ömrü 5 yıldır. 25 yıldır aynı lokasyonda, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir şehirde hata yapsan ertesi gün bütün Giresun duyar. Benim işim fesatçılık, dolandırıcılık olsa ticaret yapamazdım, biterdi.
Emniyette savcı bey 'sebepsiz zenginleşmişsin' dedi. Ben de 'Sayın Savcı, kim söylüyor bunu?' dedim; bir kağıt gösterdi. Ben size açıkça diyeyim: 2019'dan sonra bir tane ofis aldım, o da faturalıdır. Mevcut ofisimiz kiraydı; kiralar uçtu, Sanayi Mahallesi'nde Maslak tarafında. Korkunç bir fiyata çıktı yani. Gayrimenkul şirketi hiç gözünün yaşına bakmaz. Zam yapar yani 5 yıl boyunca. Ben de müteahhit beyle görüştüm. Faturalı bir şekilde, KDV'sini ödemek kaydıyla bir tane ofis aldım. Başkanım o ofis natamam. Bir kapısı var, giriyorsunuz, hiçbir şey yok. Kara beton. O da işimde yatırım için aldım. Yani yan tarafa taşınırız, kiralarım falan filan. Onun da rakamını şimdi söylemeyeceğim. Onları da beyan ederiz. Teminat mektupları için 2 ayrı kamu bankasından, başkanım, ekspertizle raporu var var. 4 tane bende. O ofisimizi teminat gösterdik. Teminat mektupları için, bankalardan alabilmişiz, bir tane aldığım ofis var 2019'dan sonra. Bu ticari hayatımda işte araç alıp sattık, daire alıp sattık başkanım. Oralardan da bir sermaye yaptık. Yine fındık tarlalarımız var, fındık toplarız. Hani şaşırdım. Kendisini de tamam yani birkaç defa aşağıda gördüm. İşte gördüğüm zaman ya Gökhan Bey şu evrak nereye verilecek, verilecek falan diye sormuş durumdayım. Yani arkadaş dosyaları da çocuklara götürdü ancak bu kadar muhatap olmuşum. Şimdi bir ayet okumak istiyorum Sayın Başkanım. Hucurat suresi 6. ayeti okuyacağım. Bismillahirrahmanirrahim. "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." Bu arkadaş duysun. Burada gelip bu iftiraları, bu yalanları konuşan arkadaş duysun. Umarım bunu okuyunca ne demek istediğimi de anlar, anlamıştır.
Şimdi 2019 şey, 2019'dan sonra başkanım ben girişimciyim. Hep hayalim böyle girişim işler yapmak, iletişim işleri yapmak. Mesela 2019'dan sonra yine bir girişimimiz oldu. Sağlık turizmi ile ilgili bir yazılım yaptık. Başarılı olamadık şey oldu. Orada da bir sürü evrak alınması gerekiyormuş. İşte sağlık turizminde şey ile ilgiliydi başkanım, diş tedavisi ile ilgili doktorları ve müşterileri, yabancı müşterileri randevulaştıran, bunların iletişimini sağlayan bir çeşit konuşma app'i gibi bir şey web app'i gibi bir şey yazılım yaptık. Sonra bir baktık ki şikayet edildi hemen sektörde. Baktık ki diyorlar ki bize, "İşte sizin de klinik olması lazım. Kliniğiniz olmazsa bu işi yapamazsınız." Biz de yeniden bir klinik yapamayacağımız için o işi de kapattık. Sonra işte bir dizi film yapmak için bir arkadaşım vardı. Yıllar sonra karşılaştık, anlattı projelerini. Yani bunlara da bir yatırım yapayım bakayım hani deneyelim. En son 2025 yılbaşı gibi kendisi de size söylemeyeceğim şimdi herkes korkuyor çünkü normaldir, çok deneyimli, donanımlı bir hanımefendidir. İşte TRT ile görüşüyordu. TRT'nin üst yönetimi ile görüşüyordu. …olmuş, bir şeyler oluyormuş ya. Yakın hani bütün o her şeyler. Bir adımda yürüyorsunuz. Gitti, koştu: "Abi" dedi, "senin" dedi, "mallarına" dedi, Cumhuriyet Savcılığı el koyuyormuş." “Allah Allah!” dedim, "Yani niye el koyuyormuş benim mallarıma?" İşte açıklama yapıyorlar, gitsin savcılıkla konuşsun, işte İstanbul bilmem ne bir şey Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatıyla falan. Sonra bankadan bir mesaj. Dedim: "Ne oluyor ya yani? Nereye geldik?" Böyle bir şey çöküyor. Hani bir ya devletine de tabi de hani bir el böyle bize vuruyor yani. Geliyor, bir şey geliyor yani.
Sonra işte avukatları falan aradım. Dedim ki: "Ya ne oluyor? Ne yaptık biz? Ne suçumuz var?" Hatta savcılığa da dilekçe verdik efendim. Dedik ki: "Yani bilgimiz, belgemiz ne istiyorsanız gelelim, size anlatalım. Sorun, açın istintakı. Biz buradayız, kaçacak bir şeyimiz yok. Biz devletten kaçmayız." dedik yani. Verilmeyecek hesabımız yok. Ama sonra ne oldu? Bir sabah bir kalktık; emniyet, polis... Artık sonu şeyde aldı, Vatan Emniyet. Herkes anlattı, buradan söylüyorum; suç işlemeyi düşünen birisi varsa Vatan Emniyet korkunç bir yer, sakın suç işlemeyen yani. Hiç aklınızdan bile geçirmeyin yani. "Bir böyle bir yanlış bir şey yapacağım falan işte buradan da böyle bir şey yapayım falan" diye düşünen varsa Vatan Emniyet korkunç bir yer, sakın yani. Silivri şeydir, Paris. Öyle söyleyeyim yani, Paris'tir. Orada 4 gün aç kaldım Başkanım. Valla kim şey yaptıysa, gerçekten o Vatan Emniyet'in o alt şeyini kim planladıysa, orada bir gece geçirilen şey olur, mum gibi olur yani, mum. Bir daha şeyin kapısından geçmez yani, hiçbir suçun kenarından geçmez. İşte orada 4 gün aç kaldım, susuz kaldım.
Şeye çıktık, emniyet ifadeye. Polis bey sağ olsun, sorgumuzu yaptı. Dedi ki –ama şey dedi işte– "Ben" dedi "okuyacağım, sen de" dedi "ona göre" dedi "cevap vereceksin." "E tamam" dedim yani. Bana sorulan soru: "İşte o ihaleye girdin mi?" "Girdim." "E bu şu ihaleyi kaybetmişsin." "Kaybettim." "İşte 'ı tanıyor musun? "Onu tanıyor musun, şöyle şöyle olmuş?" "Yok, tanımıyorum." diyorum yani. "Tanımıyorum, onu tanımıyorum." "İşte senin için gizli tanık var, şöyle şöyle demiş." Ya zaten Başkanım, şu gizli tanık işini de bir bilmiyorum, birisi anlatsa bize ya. Onu da anlayamadım. Şimdi bana sorguda Meşe soruldu, değil mi? Meşe. Yanlış söylemeyeyim. Sayın avukatlarım, düzeltin. İşte dİyor ki: "Senin hakkında tape var." "Eee?" "Tapede" dİyor, "'la..." Yani şeyi de söyleyeyim; evet, "Bu 'la ortaklık meselesi."
Başkanım, , benim ortağım mortağım değildir. Şirketin tek sahibi benim. O zaman şirketi kurarken bir ortağım vardı, ismi de ’dır. Ya şeyi de anlamadı Başkanım, biz şeyi nasıl ispat edeceğiz yani? Şirket kurulurken acaba şöyle bir şey var mı mahkemelerde, savcılıklarda bir kurum var mı emniyette? Gidelim, başvuralım. "Ya bu şirketimizi gelin inceleyin, bize bir belge verin. Bizde ortak yoktur." diye yani. Nasıl ispat edeceğiz biz bunu? "Yoktur" diyoruz, "Vardır" diyorlar. "Yoktur" diyoruz, "Vardır" diyorlar. Ya kardeşim "Yoktur" diyoruz. Yok! E belgeleri burada, yasal. Devlet bana belge vermiyor mu? Veriyor. Yok! Anlatacağım, 'la ilişkimi de anlatacağım. En sonunda söyleyeceğim onu yani, ne... Onu da söylemem lazım. Neyse, işte diyor ki: "Meşe demiş ki" diyor, "tapede" diyor, "" diyor, "senin ortağın demiş." diyor. Okuyorum, okuyorum, okuyorum... Polis memuru arkadaş bile dedi ki: "Ya burada öyle bir şey yazmıyor." "E dedim yok, nereden çıkıyor bu?" dedim yani. Okuduk, okuduk, okuduk, okuduk... Orada öyle bir şey yazmıyor. Bir sunum var, satış sunumu. Sonradan açık kaynaklardan duyduğum kadarıyla herhalde Uğurhan anlatıyor. Bir şey anlatıyor; şirketimizi anlatıyor, işte "Şöyle yaparız, böyle yaparız, şu işleri yapabilir, şu işleri becerimiz var." Serdar Bey varmış burada... Bir satış sunumu anlatıyor yani. Dinliyorum, suç olacak bir şey de yok yani.
Uğurhan, kendi uzmanlığı ile ilgili bir şeyler anlatıyor yani. Bir pazarlama anlatıyor, işte Broadsign'ı anlatıyor, dijital programatik reklamcılığı anlatıyor. Şeyi de anlatayım; dijital programatik reklamcılık nedir onu de söyleyeyim başkanım. Çok basit bir şekilde anlatayım. Şimdi siz mesela WhatsApp'tan bir mesaj atıyorsunuz, diyorsunuz ki hakim beye: "Ya işte bu akşam tıraş kremi lazım oldu." veya tıraş şeyi, ne diyelim, köpüğü. O WhatsApp, o bilgileri şeye veriyor, Google'a. Siz herhangi bir internette siteye girdiğiniz zaman, tak yanda a... şey çıkıyor –isim vermeyeyim– işte bir marka çıkıyor. Bu reklamcılığın kurgusunu yapan yazılımlar var; Google DV360, Adform gibi. Uğurhan da Adform tarafında bu işi bilen uzman kişilerden ve bu çok yasal bir iştir. İşte şey sormuştu; sayın savcım, cevap vereyim, Utku'ya sormuştunuz: "E siz niye bu Google Tag Manager'ı gönderiyorsunuz?" demiştiniz, hatırlıyorsunuz, değil mi? O soruya da cevap vereyim.
Şimdi biz reklamı Google'da açtığımız zaman harcanan bütçelerle ilgili İBB tarafından... Rapor veririz. Deriz ki işte: "Şu reklamında şu şöyle bütçe harcadık, şöyle şöyle planlamalarımızı değiştirerek şu saatlerde yayınladık." Bunu da karşı İBB'nin web sitelerine Google Tag Manager kodlarını göndeririz ki bunları yükleyin, oraya gelen insanların verilerini alalım. Yani sizin harcadığınız paranın şeylerini alalım. Zaten o mail grubunda da o dönemde ve şimdi de Utku o departmanda çalışmıyordu. Yani eklenmiş şeye. Şimdi ben şeyi de söyleyeyim başkanım; şimdi bizim mahpusluk 15 ay oldu da, ben hesaba bakıyorum, benim mahpusluk 15 ay olmadı, 60 ay oldu. Benim hesabıma göre 60 ay. Şimdi "Nereden?" diyeceksiniz ki: "Ya Nihat Bey, nereden 60 ay?" Şimdi bakın, iş veren olmak çok zordur. İş veren olunca yanındaki kişinin sorumluluğunu alırsınız başkanım. Ailesine karşı sorumlusunuz. Bu Utku... Utku burada geldi, 6 ay yattı. Onun 6 ayı da ben yattım, onunla beraber. Çünkü her gün buraya annesi babası geldi, yere baktı. Haksız yere bir şey oldu. Bir tane çalışanımız böyle oldu. Bir şey... Şirketimize el konuldu. Bütün kimliklerimiz, tapularımız, dedemizden kalan tarlaya el konuldu. E onların şeyleri... E bakmakla yükümlü olduğumuz insanlar var. Burs verdiğimiz öğrenciler var, ailemiz var. E bunların hepsinin yükü...
Şimdi bak başkanım, yani şu da var; yani biz her gün buraya bir kafese konup geliyoruz, o da bir yük. Çünkü niye? Dosyamız kabarık, 300 kişi. Ya ayrı bir dosya olsa, işte Medya A.Ş., Kültür A.Ş. dosyası olsa, belki davamız bir hafta sürecek başkanım. Sıra... Sıra gelene kadar 3 ay geçti, 3 ay mı geçti, 4 ay mı... Kaç ay geçti? 3 ay... Yok, 4 ay oldu. Yani hemen hemen de yaptığımız ticaretten de anlattım herhalde başkanım. Şimdi biraz şeyin üzerinden geçelim. Bir kontrol edeyim. Bir saniye rica edeceğim.
Şimdi bu beyanlar tarafında cevaplamadığım suç isnadı yok ama söyleyeceğim Başkanım. Şimdi birkaç kişi var değinmem gereken. , , , . Şimdi mesela Âdem Tuncay demiş ki, "AVM'lere" demiş, "reklam, usulsüz bilmem ne" bir şeyler anlatmış. Hiçbir AVM'de 1 metrekare reklam alanı satmadım. Tek bir faturam yok. Demiş ki "Bu AVM'lere cihaz verdi." Bahsettiği o Broadsign yazılımı. Broadsign cihaz değil, yazılım efendim. Bir tanesi demiş ki "2020 yılında dijital işler aldı." 2020 yılında dijital iş falan almadım, 2021'de. İşte göstereyim. Almadım yani. İşte bir tanesi diyor ki "Kaan Bey bilmem ne yapmış." Ayıptır ya, günahtır ya, yazıktır yani.
İşte he, şeyi söyleyeceğim, . Ya ben televizyonlardan bir şeyler duyuyordum ama iddianameyi açınca gördüm. öyle bir anlatıyor ki… Ya Başkanım o sözleşmeyi yaptı. Kendisi hazırladı. O sözleşmenin konusu da şu; 'nın anlattığı iş. Bilmiyorum anlatmama gerek var mı yani iddianamenin şeyi bende herhalde yok ama ben etkin pişmanlıkçının yaptığı işi anlatayım size. Kendisinin hazırladığı konudaki sözleşmeyi sanki kendisi yapmamış, hiç haberi yok. Sanki biz gitmişiz Kültür A.Ş.'den böyle hiçbir evrak yapmamışız, yeni sözleşme yapmamışız, benimle yeni sözleşme yapmamış, teminat mektubu almamışlar, çek almamışlar gibi bana vade farkı uygulamamışlar gibi bir şey anlatıyor yani. Sonra merak ettim ya araştırdım, " niye böyle konuşuyor? Allah Allah" dedim ya. Bu adam yaptı yani. Hatta biz oraya gittiğimiz zaman önümüze geliyordu. Diyordu ki, "Nihat Bey iyi ki yaptınız bu işi. Kültür A.Ş.'yi, beni şeyden kurtardınız, işte kurumu büyük bir alacaktan kurtardınız. Yoksa biz parayı tahsil edemezdik" diye söyleyen adam 2025'te gelmiş, "Şöyle oldu, böyle oldu, bilmem ne oldu." Ayıp ya! Günah!
Şimdi Başkanım, ben merak ettim, niye böyle ifadeler vermiş bu adam. Sonra duydum ki kurumdan ayrılmış. Herhalde bir husumetli bir şey olmuş. Gökhan mı söyledi, birisi söyledi bunu bana yani 'la ilgili. Hani Doğan Bey'in arkasında, herhalde Doğan Bey'dir müdür yardımcısı olarak. Ya soralım bu adam niye böyle konuşuyor? Anlatsın, gelsin bu tarafa yani. Ne olmuş bu, Kültür A.Ş. ne gibi bir husumet var, ne gibi kavgası var, niye bu ifadeleri vermiş? Yani insan kendi yaptığı işi suç diye anlatır mı ya? E madem suçtu kardeşim, 2021'de, 2022'de niye gitmedin şikâyet etmeye? Şimdi şöyle ifadeler, şey diyor "Ben öyle öyle yapsam bile" diyor "işte" diyor "ben onları" diyor "şeyden yaptım" falan diye anlatıyor şimdi. Ayıptır ya! O zaman gidip kardeşim şikâyet etseydin. Niye gitmiyorsun o zaman 4 yıl önce? Şimdi düştük mahpusa, her türlü şeyi gidip anlatıyorsunuz yani husumetle. Bak biz yatıyoruz burada 15 aydır, ayıptır, yazıktır. İnsanlar yatıyor. Kültür A.Ş.'nin personeli yatıyor, işte Medya A.Ş. burada yatıyor başkanım yani, yazıktır, günahtır yani.
İşte ha, tapeyi anlatıyordum. İşte diyor ki " ile" diyor "" diyor "ortak" falan filan. Ya 'ın ben soyadını da bilmiyordum. Serdal Bey diye Kültür A.Ş.'de birisinden bahsediyorlardı. açıkça söylüyorum, Vatan Emniyet'te gördüm yani ilk defa. Hatta şaşırdım, espri de yaptı. Aşağıda da konuşuyoruz, "Ya Serdal Bey" dedik, yani böyle yan yana geldik. "Ya" dedim "Beyefendi siz kimdiniz?", "Ben Serdal'ım" dedi. Dedim "Beyefendi hayırdır siz ne iş yapıyordunuz falan filan?", "Ben" dedi "Erzincan'dan geliyorum." Yanlış söylemedim değil mi, Erzincan. Hatta dedim ki "Ya Erzincan'dan adamın burada ne işi var?" dedim, böyle şakalaştık. Dedi ki "Ben işte çiftçilik yapıyordum, emekli olmuştum. Beni de aldılar, getirdiler." E dedim "Sizin ne alakanız var?", "Ben" dedi "Kültür A.Ş.'nin eski genel müdürüydüm." Ben o zaman anladım. Adamı da hayatımda ilk defa o gün görüyorum yani. Soyadını da bilmiyorum. Yani bana resmi gösterseniz "Bu Serdal" demem.
Ha şeyi de anlatayım, bu efsane . Bir efsane de o. Çok sordum burada yani, Kaan Bey'e de sordum. Ya "Başkanım" dedim, "Hani ben Kaan Bey ile de 3-4 defa makamında görüştüm işlerimizle ilgili. Onları da anlatabilirim yani niye görüştüğümü." Ya bu sizin dedim departmanda çalışıyormuş. Bu adam kim? Ben bu adamla hiç konuştum mu, görüştüm mü, bir yerde bir ortamda çay içtik mi yani? Bak şeydeki sicilde de yok. Hatırlamadım, ben de hatırlamıyorum. Yani adamın bana resmini gösterseniz Başkanım hatırlamam. Bilmiyorum yani, hiç konuşmadım adamla. Adam demiş ki "Ya Nihat Bey'den çekinirler, memurlar korkar. İşte ’un yine ortağı." Yani Başkanım, sayın savcım, korkulacak bir şey var mı bende ya? Çekinilecek bir şey var mı bende? Bir söyleyin Allah'ı severseniz ya. Korkulacak, çekinilecek öyle bir şey durumum var mı yani baktığınız zaman? Öyle bir şey hissediyor musunuz? 30 yıldır, 40 yıldır ticaret yapan bir adamım yani. Adam gitmiş böyle ifadeler vermiş, oraya yazmışlar.
. Şimdi Eyüp Bey ile biz niye tanıştık? Bu Broadsign yazılımını yanlış hatırlamıyorsam ajans ve marka tarafında çok çevresi vardı. Bir şekilde ulaştı. Ha şeyi söyleyeyim, ondan önce bu Gökhan diyor ki "Nihat Bey" diyor "Biz işleri verdik" diyor, "Yoktu" diyor "burada" diyor "şeyde" diyor. Başkanım, 2020 senesi. Biz şirketi kurduktan sonra, 8 Mart dediği tarihte, ben şubat ayının sonu gibi hatırlıyorum ya da martın başı gibi. O şeyi de bulacağım getireceğim, uçak biletini. Ben memlekete döndüm bu korona meselesi yüzünden. Koşa koşa kaçtım yani, gittim korona geliyor diye. O dönemde de Burhan'a vekâlet verdim imza atması için. E ondan sonraki dönemde de kendisi "Nihat abi" dedi, "Ben yabancı firmada çalışıyorum, yanlış anlaşılıyor şimdi. Ben de sana vereyim. İhale dosyası olduğu zaman sen git teslim et, evrakları imzala." İlk şirketi zaten çift imzalı kurduk. 2020 senesinde koronaydı başkanım yani memlekete gittim. Zaten o zaman doğru düzgün iş de yapamadım. Arada işte bir tane iki tane Burhan bir çaba gösterdi, ufak tefek işler aldı. Başka firmalarla görüştü. O zaman Maslak 1453'te bir ofisimiz vardı. İşte Eylül 2020'de döndüm ben tekrar İstanbul'a. Bu sefer işte dedik ki "Düzgün bir ofis yapalım, işleri geliştirelim, bir yatırım yapalım falan." Sanayi Mahallesi'ne taşındık. Korona zamanı ofisin içini yaptırdım, cam bölmeleri yaptırdım, mutfak yaptırdım, halı döşedik, masraflarımız oldu. Borçlara girdim. Borç demeyelim de şirket borcu diyelim. Yani kendi öz borcumuz değil de şirketin yatırım maliyetleri borçları diyeyim.
Yani serüven budur yani. Zaten niye suç? Suç, onu da anlamıyorum yani. Suç gibi anlatılıyor. Ha şimdi Eyüp Bey'e şunu söyleyeyim. Ben 'nı severim. Bu Broadsign yazılımını Burhan kendisine verdi ve kendisiyle bir tanışıklığımız, bir selamımız sabahımız oldu başkanım. Faturalı işlerimizdir hepsi çünkü bu yabancı bir yazılım. Onlara da ödeme yaparsınız, her lisans için önce ödemesini yaparız sonra aylık taksitleri vardır, ha aktivasyon bedeli falan ödersiniz. Salih Bey ile buradan tanışırız. Ben Salih Bey ile ticaret yaptım dert yaptım. Kendisi beyefendi uysal karakterli bir insandır. Kendisiyle ticaretimizde hiçbir sorunumuz olmadı. Bugün benim aleyhime ne olacak bazı şeyler söylemiş sayın başkanım. Şunu söyleyeyim size, Salih bey ne derse yine ben buna hakkımı helal ediyorum. Ama dedikleri doğru değil. Niye diyeceksiniz? Vatan Emniyet'te başkan sayın başkanım, duruşmalarda işte 3 kişi 5 kişi yukarı gidiyordu, yukarı gidiyor tutuklanıyor geliyor, yukarı gidiyor tutuklanıyor geliyor şey gibi yani. Black Mirror, bilmiyorum izlediniz mi Black Mirror dizisi gibi yani. 3 5 kişi yukarı gidiyor, 1 saat sonra geliyor tutuklandı. Bir 5 kişi gidiyor tutuklandı geliyor.
Bakın, Salih Bey'in, Eyüp Bey'in, piyasada Salih Bey gibi bilinir. Eyüp Bey'in hanımı ve çocuğu tutuklandı. Aynı nezaretteyiz, adamcağız yığıldı kaldı. Yanına gittim, Eyüp Bey dedim Eyüp Bey inanın beni tanımadı. Çok üzüldüm o halini işte geçen burada Erdinç Bey'di galiba. Aynı bu şekilde gitti adam ya. Kolay bir şey değil ki bir de hanımını da görüp yani ifadeye gelince göreceksiniz. Bildiğiniz Anadolu kadını, yurdun insanı bir hanımefendi. Yani ticaretle ticaretle alakası yok. Şirketine ortak yapmış belki eşi demiştir ki ölüm kalım dünyası, olur bunlar ticarette yani. Ölüm kalım dünyası olur. Bir malımız mülkümüz eşimize kalsın. İşte oğlunu ortak yapmış. Hem hanımı hem oğlu tutuklandı adam gitti. İşte su getirdiler, yüzünü müzünü yıkadılar. Kendine gelemedi ya, gitti adam ya. Aklını yitirdi yani. Sonra duydum ki bu ifadelerinde dedi ki poliste zaten doğruları anlatmış. Sonra başka bir şeyler isimler, kişiler, kişiler anlatmış. O dedikleri yok. Onlar yok yani, öyle bir şeyler yok. Özel bir çocuğu olduğunu öğrendim. Geçmiş olsun. Allah yardımcısı olsun. Ben kendisini anlıyorum. Yani ne derse desin, dedikleri doğru değil ama ben hakkımı helal ediyorum. Gördüm çünkü adamı yani. Kolay değil başkanım ya. Ailem, işte anlattı Kapki Bey, ailesi, hanımı. Aynı durum hanımı ve çocuğu. İşte Bunları anlattım. Birçok kişi anlattı bu aile meselelerini. İşte şöyle de, böyle de, şunu de, bunu de. Ben Salih Bey'den razıyım. Yani ona bir şey demiyorum ama dedikleri doğru değil. Sorarsanız da detaylıca anlatırım başkanım. Şimdi şeye gelelim, şu meşhur son sonlara geliyorum başkanım. Meşhur eğer eksik bir şey bulursam savunmadan sonra da bakacağım notlarıma, tekrar bir söz hakkı isteyeceğim sizden sayın avukatlarımın sunumundan sonra. İşte burada hepsine teşekkür ederim. İşte 40 yıllık arkadaşlıklarım var burada hanımefendi, onlar da avukat.
Çocukluk arkadaşları. Murat Bey'i de öyle tanırım. Bunlar suç olmasa gerek. Bakın, işte orada ablam var memleketten gelmiş arkadaşlarım var. Hepsine selam ederim. Şimdi bu şeyi söyleyeyim başkanım, 'la ilişki. Evet, kendisini 30 35 yıldır tanırım. Bu zaman zarfında kimi zaman görüşmüşsünüz, kimi zaman uzun yıllar konuşmamışsınız. İşte memlekete gelmiştir Ramazan Bayramı'nda bir selam vermişsiniz, bir çay içmişsiniz. İşte cenaze olmuştur, cenazesine gitmiştir. Zaten İBB tarafından çoğu kişiyle görüşmemin özeti de şey, o cenaze süreci. Sizinle cenazesine gittik bir sürü İBB kadrosu geldi. Sayın başkan geldi. bürokratlar geldi, daire başkanları geldi. İşte orada kaldılar. Otelde kalan oldu, birkaç gün yanında bulunan oldu. İrtibatlarıma vesile olmuş olan olabilir. Şimdi biz işe başladığımız zaman zaten şöyle bir şey var, hani bu salonda başkanım 'u hayatta tanımayan yoktur yani. 30 yıldır 40 yıldır basında medyada olan bir insan. Hani şahsen tanımıyordur ama kim olduğunu, ne iş yaptığını biliyordur. Uzun yıllar hatırladığım kadarıyla haber kanalının üst düzey yöneticiliğini yaptı, herkesin tanıdığı bir sima. Ben de öyle tanıyorum yani. Ama benim şirketimle veya işlerimle bir dahli olmamıştır. Niye söylüyorum? Bütün raporlara bakılmış anladığım kadarıyla. Hatta kendisiyle 20 yıllık falan banka hesaplarımıza bakılmış 30 yıllık. Bir tek kuruş aramızda para trafiği yok. Doğru mu Murat Bey? Yok bir tek kuruş para trafiği yok. Yani aramızda öyle bir ilişki olmamış. Hani bir dostluğumuz olmuş, selamımız olmuş, sabahımız olmuş. Ama şeyden kurtulamadık yani. Bir baktım zaten İlke gitmiş demiş ki ortak.
Meşe'ye geçmiş. Meşe aynı şeyleri, aynı paragrafları söylemiş. Meşe zaten hiç yok ortada. Sayın başkanım hani siz de sormuyorsunuz, ya bunlar kim? Bilmiyorum var mı yani siz herhalde görüyorsunuz bu kişilerin kimliklerini. Öyle anlattılar çünkü, hakim bey bilir dediler. Gerçekten varsa da bilmiyorum artık. Meşe yok, İlke geri çekilmiş, Çınar gelmiş. Çınar zaten sallama bir şey anlatıyor, ihalesiz işler, İBB çalışanıymış ihalesiz işler. Yani neresine cevap vereyim yani? Hani bir şey söylerken de bir yani meclise sorması lazım değil mi sayın savcım, ya bu ne demek ihalesiz iş nasıl oluyor? Anlat bakayım sayın gizli tanık. Ya onun yüzünden insanlar tutuklanıyor yani, belli oluyor. Şimdi ben diyebilir miyim sayın başkan falancayı tahliye etti. Siz kafanıza göre mi insan tahliye ediyorsunuz? Yani bir önünüzde bir şey var değil mi yani? Bir yönetmelik var, kanun var, mahkeme var, bir şey var yani. Bir şeye imza atıyorsunuz. Kendisiyle ilgili para trafiğim yoktur. Şirketimin tek sahibi benimdir. Ortaklık yaptığım ticaret siciller, vergi levhalarında bellidir. Oraya bakılmalıdır. Şu anda da şirketimin tamamı benimdir. Kendisiyle de işleriyle ilgili bir şey konuşmamışımdır. Konuşturmaz zaten, öyle şeyleri konuşmaz yani. Çünkü ticaret yaptığını da ben hatırlamıyorum, Murat Bey ticaret yaptı mı acaba? Hatırlamıyorum yani. Hiçbir ticari faaliyet, hatıra falan bir şeyin içinde olmadı. Olmadı yani. Öyle konulara da meraklı değildir bildiğim kadarıyla. Kendisiyle de öyle şeyler konuşulmaz. Zaten şimdi Pınar Hanım'ı da gördünüz yani dünkü karakteri. Siz onda bulamazlar, bakın yine söylüyorum. Ve biz iş yaptığımız için şeyin kimliğini anlarız yani. Binlerce insanla ticaret yaptım, binlerce insana mal yaptım sattım. Yani bir insan şeyini anlar. Yani öyle emir alacak, öyle bir şey şöyle böyle bir şey olamaz yani. Şimdi başkanım, savunma burada bitiyor herhalde 12.40 oldu. Ben 25 dakika dedim ama arkadaşlar kızacaklar bana şimdi uzun konuştum diye. Şimdi artık arkadaşlar herkesle böyle uzun uzun olunca sıkılıyor, kızıyor yani. Uzun konuşmayın diyorlar.
Şimdi ben bir hikaye anlatayım öyle bir şey. Zamanın birinde meşhur bir avcı varmış. Bir gün ormana aslan avına gitmiş. İşte ormanda ilerlemiş. O tepeyi geçmiş, bu tepeyi geçmiş. Bir bakmış aslan böyle bir dere kenarında yatıyor. Koşmuş. Tam çıkarmış, vuracak, aslan fark etmiş, zıplamış, kaçmış. Avcı kendine kızmış, sinirlenmiş. Vuramadım aslanı demiş. Vurmuş kendini köy yoluna. Köye doğru giderken bir bakmış karşıdan bir yolcu geliyor. Aklına hemen bir fikir gelmiş avcı ya. Koşmuş, yolcunun üstüne atlamış. Yolcuyu tutmuş, atmış çuvala. Omuzlamış, gelmiş köy meydanına. Köye böyle gururlu gururlu girmiş. Köylünün teki önünü kesmiş. "Ya avcı," demiş, "vurdun mu aslanı? Anlat bakayım," demiş, "ne yaptın?" demiş yani. Avcı başlamış. "Şöyle yaptım, böyle yaptım, oradan geçtim, şuradan zıpladım. Atladım aslanın üstüne, yakaladım onu dere kenarında, attım çuvala," demiş. Çuvalı böyle meydana yuvarlamış. Köylü şaşırmış. Yaklaşmış çuvala, içeriden sesler gelmeye başlamış. "Allah Allah," demiş, "ya bu nasıl aslan? Bunun sesi de aslana benzemiyor," demiş. Avcı sinirlenmiş, gitmiş çuvalı omuzlamış sırtına. "Sen de" demiş, "aslan beğenmiyorsun kardeşim," demiş. Yürümüş gitmiş. Avcı da köylü de peşinden bakmış. "Atma avcı atma." Basmış kahkayı.
Şimdi Başkanım, bu hikayedeki yolcu benim. Bırakın yolumuza gidelim, işimize gidelim. Bu avcıyla aslanın hikayesi bitmez. Bugün avcı olur, yarın aslan olur. Aslan avcı olur. Bu hikayeler bitmez. Biz yolcuyuz Başkanım. Bizi bırakın işimize, aşımıza, ailemize dönelim. 15 ay oldu. Sağ olun, çok teşekkür ederim, beni dinlediniz. Yanlış bir şey, sürçülisan ettiysem affola. Siz de görevinizi yapıyorsunuz. Ben beraat edeceğimden eminim. Tahliyemi talep ediyorum. Kanuna, adalete güveniyoruz. Söyleyeceğim şeyler bunlardı. Ama eklenecek, sorulacak bir şey varsa sonuna kadar açığım, cevap vereceğim.
Sayın savcım, size bu banka şeyi gelmiş miydi, ayrıntılı döküm. Gönderdiniz değil mi? Bu ya, söyleyeceğim bir tanesi; sayın savcım, siz eylem 64'te ATM'ye niye bu kadar düşük karlar aldığımızı söylemiştiniz, orada şeyi söylemeyi unuttum. Bunun tamamı dijital ekran değil. %10'u dijital ekran, gerisi poster. Poster tarafında montaj maliyeti yüksek olduğu için yani onun için herhalde 5 tane, 10 tane ekip kurmak gerekiyor. Ve bunların da sökülmesi takılması ciddi bir operasyonel yük getirdiği için burada düşük bir şeyden gidiyoruz. O maliyeti de hesap ediyoruz. Ben de zaten o kısmından hemen kurtulmak için, aldıktan birkaç ay sonra bir tatil firması teklifte bulundu. Hemen verdim kurtuldum o taraftan. Çünkü o bizim için çok meşakkatli bir işti. Bu eylem, şimdi bu şeylerle ilgili avukatlarım söyledi ama bu ilk işlerle ilgili sayın başkanım bir şey eklemek istiyorum.
Şimdi bu bir sürü rakamlar bulmuşlar ama tek bir şey söyleyeceğim; Eylem 69'da 201 milyon TL zarar bulmuşlar. Yani bizim 39 milyon lira teklif ettiğimiz, aldığımız, kazandığımız şey sayın başkan, 201 milyon lira zarar bulmuşlar. Hiç tartışmayacağım. Böyle bir kar varsa arkadaşlar hemen gelsinler ama üzerlerine alacaklar. Ben bu işi onlara devredeyim, helali hoş olsun, parayı da kazansınlar. Bu kadar söylüyorum. Yani buldukları rakamların saçmalığını anlatmak için söylüyorum. Böyle bir kar varsa hemen alsınlar ticarete girsinler. Başarılı olsunlar, teminat mektubunu da getirsinler, çeki de getirsinler. Ben sadece yatırdığım parayı alayım çıkayım hemen, o parayı da kazansınlar sayın başkanım.
Bu tarafta da şeyi söyleyeceğim, şimdi bu meselesinde unuttum söylemeyi, buldum notumu. Şimdi ben bu Kültür A.Ş.'den bu işi devraldıktan sonra, 4 ay sonra Medya A.Ş. aynı bizim işin ihalesine çıkmış. Megalight 74 tane sayın savcım, bunu da vereyim size. Şimdi unuttum anlatmayı. Yani ben Kültür A.Ş.'den işi devralıyorum, hani burada bir örgüt varsa, bu İBB de bana çalışıyorsa herhalde 4 ay sonra da bana rakip bir ihale açmaz mantıken yani. Açmış, biz de katılmışız, kazanamamışız, bir başka firma kazanmış hatta. Ama aynı Megalight, aynı iş yani. Bunu da vereyim ben size hatta numarasını da söyleyeyim; 1253. sayfa mı oldu? Evet. Buna bakarsanız efendim yani bu devraldığımız iş hani hep iddia ediliyor ya, "İşte İBB'den aldı şöyle oldu böyle oldu..." Şimdi böyle bir şey olsa aynı ihaleyi, aynı işi 4 ay sonra Medya A.Ş. açar mı efendim? Açmaz. Burada buldum ben bunu şeylerde, iddianamede. Aynı konu.
Bir de şeyi söylemişti; "İşte bana hiç iş vermediler İBB'den" değil mi efendim? Böyle bir beyanı var. İşte burada şeyi söylüyor Alper Bey; aradan bir zaman geçiyor tam takvim olarak bilmiyorum, bütün İstanbul metro kanopilerinin, yani kendisinde peron içi işleri ona ait, metro kanopileri kapatma karşılığı bütün reklam alanlarını veriyorlar, alıyor. Yani yine belediyeden iş alıyor. Alıyor şimdi. Ciddi de bir iş alıyor yani, pahalı montajlı bir iş alıyor. Ben de bunu savunmama ekleyeyim dedim. Ondan sonra diğer iş; burada bir şey söyleyeyim, hani 99.000 karımız var. Bankadaki rakamı görüyorsunuz efendim, bir 10.000 lira noksan olur. 10.000 lirayı da arayıp bulup getirip şey yapabilirim, açıklayabilirim. Yani böyle bir para yönünden de bir örgüte aktarma bir şey yok yani, örgütlük bir durum yok. Başka da söyleyeceğim bir şey yok efendim, hayırlısı.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.