’ın beyanları var. İstanbul Çiçekçisi ihalesinin, Ali Tarakçı isimli kişiye verilmesiyle alakalı bizzat ona talimatınız olduğunu söylemiş. “Genel olarak göreve başladığımdan itibaren, ilk 5 ay içerisinde bizzat tarafından bana bazı reklam mecralarıyla alakalı işlerin, belli firmalara verilmesiyle alakalı söylemler ve talimatları oldu” diye başlayan ifadesi...
Murat Ongun Çapraz Sorgusu
Evet. O kısmı da mı soruyorsunuz, çiçekçiyi mi soruyorsunuz?
İkisini birden... Yani bu şekilde firma tavsiyeleriniz, talimatlarınız veya bu tarz yönlendirmeleriniz oldu mu ’a
Hayır. Değerli Başkanım, aslında dün o 5 aylık periyottaki "Murat'ın talimatları oldu, ben yerine getirmedim" kısmında gerekli açıklamayı yapmıştım. Benim böyle bir talimatım tabii ki olmadı, kendisine şuna ver, buna ver diye. O benim işi değil zaten. Keza iddianamede kendisini taahhütle işe benim aldığım belirtilmiştir savcılık makamı tarafından. Reklam ve organizasyon işlerine güya karışmaması taahhüdüyle işe almışım. Buna rağmen, bu iddia edilmesine rağmen bu beyanın bu iddiayla örtüşmediğini dile getirdim. Kendisine böyle bir talimatım olmadı. O çiçekçi dediğiniz mesele de değerli Başkanım, dün bir savunmamda dile getirmiştim. , 79'du herhalde eylemi, onun peşindeki eylemle ilgili şey. Hatta dedim ki, ile ilgili bana yüklenen suçlamaların aynısı bu eylemde Cüneyt Okul üzerinden yapılmakta. Ama ben bu dosyada da gibi Cüneyt Okul'un ifadesini görememekteyim. İddianamede yok. Eklerde ben bulamadım. Belki sizin erişim yetkiniz daha geniş, ekibiniz daha geniş; bulabilirsiniz diye sormuştum. O yüzden nedenini bilmiyorum. Ali Tarakçı, benim bildiğim kadarıyla gazeteci; büfeci, çiçekçi veya reklamcı değil. Yani benim Ali Tarakçı'yla böyle bir diyaloğum olmadı. Ali Tarakçı'nın da çiçek büfesiyle nasıl bir ilgisi var, onu nasıl söyledi; onu anlamış değilim açıkçası. Böyle bir talimatım olmadı, tabii ki yalan.
Bu Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili de, oluşturulan TUCE isimli firmaya verilmesiyle alakalı talimatınızın olduğu iddia ediliyor. İfadeden hatırlıyor musunuz? Hepsiyle alakalı buyurun.
Buyrun.
Değerli Başkanım, orada aslında bir yanlış kurgu üzerinden yürütülüyor. Dijital Deneyim Müzesi, dosyanın eklerinde, iddianamenin eklerinde eylem 97 ile ilgili hazırlanmış Sayıştay raporu var. Sayıştay raporunu dikkatle okudum. Birincisi Dijital Deneyim Merkezi'nin yapılmasında Tuce firmasının yakından uzaktan hiçbir alakası yok. Kültür A.Ş. üç ayrı firmaya, bir tanesi Eskişehir firması, bir tanesi iki tanesi İstanbul firması, kimisi elektronik, kimisi yapım işi, bir tanesi de ledlerle ile ilgiliydi zannedersem. Üç ayrı firmaya üç ayrı 3G usulü ihaleyle bu işin yapımını vermiş. Yani buralarda kimsenin bir alakası yok. Peki Tuce nerede ortaya çıkıyor ve sanki bütün bu işleri kendisi yapmış gibi anlatılıyor? Yani bina müze oluşturuldu, değerli başkanım. Tuce'nin konuyla, yapımla hiçbir alakası yok. Nerede devreye giriyor? Müzenin işletilmesi kısmında, yani içeriklerin içeriye konulması kısmında devreye giriyor. Kendi ifadelerinde de var, bu zaten benim bir konum değil ama suçlandığım için anlatayım. Kendi ifadelerinde de vardı değerli başkanım. Bir içerik anlaşması yapıyorlar. 69'a 31 miydi? %69 Kültür A.Ş., %31'i zannedersem Tuce'nin paylaşımı, bir işletme, müzecilik işletmesi paylaşımı. Böyle bir paylaşım yapmışlar. Şimdi orada diyor ki işte “ beni dolandırmıştır” diyor, değil mi? Yanlış hatırlamıyorsam. Niye dolandırmışım ben onu? 10 milyon lira vermiş. Dijital Deneyim Müzesi'nin reklamları yapılacakmış televizyonlarda, gazetelerde. Bunu yapmamışız. beni dolandırmış. Ben hayatımda 'i, 'ın ifadesinde de belirttiği burada 'ın da anlattığı gibi, 31 Aralık 2025'e girerken gece DDM'i basmış, içeriklerini almış, bir şeyler yapmış. Benim bundan 15 gün sonra haberim oldu. söyledi. İşte aralarında bir husumet çıkmış, birbirleriyle kavga etmişler. Zaten onlar arkadaş. Ben 'i tanımıyorum yani. Benle ilgili bir irtibatını da bulamazsınız o dosyada zaten. Ondan sonra bizim …. Kurulu Başkanı Abbas Bey, iştiraklerden sorumlu yönetici Banu Hanım ve ben bu şahısla irtibat kurduk. Oturduk konuştuk bu olay nedir, sen niye burayı yaptın, burayı boşalttın, nedir bu anlaşmazlık, bir orta yol bulunur mu diye. Anlattığı reklam dediği şeyleri de burada gösterdi değerli başkanım. 3 milyon liralık bir DDM'in tanıtılması için etkinlik organizasyon ihalesiymiş. O etkinliklerin çoğu yapılmış zaten. İstanbul'un outdoor'unda reklama çıkılmış zaten, onları da göstermiş işlerde. Keza Dijital Deneyim Müzesi'nin tanıtılması amacıyla diğer bölümü olan broşür, baskı yani müzeyi ziyaret eden insanlara verilecek ve dağıtılacak şeyleri söyledi. Değerli başkanım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait ister iştirak şirketi olsun ister bir müze olsun televizyonlarda, gazetelerde bunun reklamı yayınlanacaksa prosedür şöyle işler. Bildiğiniz gibi zaten yargılanıyoruz o eylemlerden de. Medya A.Ş.'nin ihaleleri vardır. Mesela o dosyada görürsünüz. Eski tarihli isimli reklam İstanbul kazanmıştı. Oraya girmiş kazanamamış, bir tanesini Look Medya, bir tanesi İnnova. İnnova kazanmış. Yani gazeteler, web siteleri, televizyonlar, radyolar ayrı ayrı bölümlenmiş. Yani bize öyle gelip de birisi elden "Al bu 10 milyon lirayı, sen de git bunun televizyonlarda reklamını yap." olabilir mi böyle bir şey? Bu arkadaş eğer iftira atmıyorsa o 10 milyon lirasıyla madem DDM müzesini işletiyor, gider kendi ajansını tutar veya televizyonlarla direkt temasa geçer ve 10 milyon liralık reklamını yaptırırdı. Söylediği tamamen baştan aşağı yalan bir iftira.
Değişik Hikayeler diye bir şirketten bahsediyorlar, nedir o şirket? Var mı öyle bir şirket? Var mı bağlantınız?
Mete Maden'in bir ifadesinde geçiyor ya.
Mete Maden diyor ki “ Değişik Hikayelerin ortağıdır” diyor. Aslında gösterdim size biliyorsunuz bizden aldığı işleri de. Burada da anlattım, Seda Hoşel Kiraz ile ortaklığında. Ticaret Sicil Gazetesi'nde de görebilirsiniz. Zaten o şirketin de iki buçuk yılda Medya A.Ş.'den aldığı bedel, yani Medya A.Ş.'ye yaptığı işin karşılığında aldığı bedel 1,9 milyon lira. Değerli Başkanım; benim açık, kapalı, gizli sahip olduğum herhangi bir şirket söz konusu değil.
ile ilgili, ile tanışıklığınız var mı?
(Bir beyan okuyor ve anlaşılmıyor.)
Değerli Başkanım, ne diyeyim işte. Anlattığım sistematik içinde söylenen cümleler. Ben kendisini hiç tanımam. Ama şunu belirtelim değerli Başkanım burada, bu ’ı biliyorsunuz, İçişleri Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Demiralay’ın imzaladığı evraklar var. Bu ihalelerin hepsinin yasalara uygun olduğunu, hatta ’ın imzalı belgesi vardı, dahil kimse bana bu konuda talimat vermedi zaten. Talimat vermesini gerektirecek bir konu da yoktur. Bütün reklam ihalelerimizin iş ve işlemleri yasalara uygundur diye tevdi raporunda kendi imzasıyla beyanı var. Ben bu şahsı hiç tanımam. Zaten Kültür A.Ş.'nin avukatıymış. Anladığım kadarıyla, döneminden sonra ’la çeşitli sorunlar yaşamış. bunu işten kovmuş. Bu arkadaş da avukat olduğu için gitmiş iş mahkemesine iade davası açmış. Dosyasını okudum davanın. Çok şaşırdım. Niye şaşırdım? Çünkü hayatımda ilk kez işten kovulan birinin işe dönüşüne mahkemenin ret verdiğini gördüm. Çünkü bu şahıs, kendi şirketiyle ilgili yanlış şeyler yapmış. Ve iş mahkemesi oluyor herhalde bunun adı. Var o da dosyamızda. İş mahkemesi de tekrar Kültür A.Ş.'de işe dönmesini bile reddetmiş. Bu vesileyle şahsın, beni hiç tanımıyor, o da beni tanımıyor, ben de tanımıyorum. Aramızda HTS baz da yok, yolda görsem tanımam, şurada görsem tanımam. Doğal olarak bu şahsın, kendi kurumu ve müdürlerine, daha doğrusu ’a yönelik husumeti nedeniyle bunu söylüyor. Ama da itirafçı olduğu için doğal olarak elde bir kalıyor. O da bekleneni yapıyor o kadar.
’un bir beyanı var
Özür dilerim, ’un ben benle ilgili bir beyanını hatırlayamadım değerli Başkanım.
Muhittin Palazoğlu’yla alakalı. ’yla bağlantını anlatıyor…
İşte onu Muhittin söylüyor ilk olarak, ifadesinde 28 Mart tarihinde değerli başkanım. Zaten Muhittin o ifadesinde diyor ki, ’u yönlendireceğim diyor. Zaten ’u ifadesinde, Muhittin Palazoğlu’nun yönlendirmesiyle bu ifadeyi veriyorum diye başlıyor. Abisinin, patronunun cümlesini de alıp oraya koyuyor.
’yle tanışıklığın var mı?
’yi hayatımda hiç görmedim başkanım. Bakın bu çok enteresan bir konu. Ben Silivri Cezaevi'nde tutukluydum, , Kıbrıs'ta herhalde yakalanmış, getirilmiş. Adam ilk demecinde tuttu benle ilgili, bizim ’le ilgili bir şeyler söyledi. Çok şaşırdım. Niye şaşırdım değerli başkanım biliyor musunuz? Bakın, bir sürü reklamcı anlattı; randevu falan vermiyor dedi ya benim için reklamcılar. Ya benden randevu da istemedi. Ben de kendisini hiç merak etmedim. Kendisini hiç tanımıyorum da. İsmini de ilk kez hakkımda iftira uydurduğunda gördüm. O yüzden bu da tutuklanmamaya, tahliyeye yönelik şeytanlaştırılmış, hedef yapılmış için beyan uyduran bir şahıs. Ayrıca HTS baz hiçbir şey de bulamazsınız aramızda. Zaten dosyanızda da yok değerli Başkanım.
. Habertürk’te birlikte çalışmışsınız. Bunun bir anlatımı var. ’un anlatımlarıyla ilgili var mı bir diyeceğiniz?
Birkaç dakika müsaade ederseniz bunu biraz geniş anlatmam lazım. Değerli başkanım, , ben 2002 yılı itibarıyla Habertürk Televizyonu'nda çalışmaya başladım, yöneticisi de oldum 2008 yılının sonuna kadar. , Habertürk'te spor servisinde, haberleri kurgulayan prodüktördü. O zamandan beri tanırım yani ’u. 2005'in yazı gibi veya öyle hatırlıyorum, yani 2005'in yazı gibi ayrıldı. Hatta benim eşim de Habertürk'te hafta sonu programı yapardı. Onun programında da böyle bir on dakikalık spor bölümü vardı, oraya da konuk olurdu. Bahçeşehir'de yaşarlar. Çok değerli, çok sevdiğim, çok, hakikaten iyi bir ailesi de vardı, var. Çok da varlıklı insanlardı, ailesi de zengin bir aileydi. Velhasıl Burak ayrıldı, sonra işte TRT Spor'da çalıştı, pek çok kanalda çalıştı, işler falan, medyayla ilgili olduğunu biliyorum, yaptı gitti. Değerli başkanım, aradan 20 sene geçti. Sene 2025. Ben 20 yıldır Burak beni hiç aramadı, ben Burak'ı hiç aramadım hiçbir yerde karşılaşmadık. Bir gün beni aradı. Dedi ki, "Murat abi çok zor durumdayım. Bana bir randevu verir misin? Yarına gelmek istiyorum." Sonuçta bunlar benim kardeşim gibi yanımda olmuş insanlar. Birisi "zor durumdayım Murat abi" dediği zaman ne diyeceğim başka, yürü git mi diyeceğim? Yok, tabii ki randevu verdim, geldi. Dedi ki, "Murat abi, ben evlendim, yeni çocuğum oldu ama maddi olarak çok zor durumdayım. Bütün işlerim battı. Karım beni boşayacak, kundaktaki bebeğimle benden ayrılacak, ne olur bana yardım et. Her şeyin üstüne yemin ederim aynen böyle söyledi." Ben de kendisine dedim ki, "Burak, sen batmış olabilirsin ama siz hani Bahçeşehir'de çok sayıda mülk sahibi, varlıklı bir ailesiniz. Yani bu kadar felaket ne oldu? Ailen sana yardımcı olmuyor mu?" dedim. Dedi ki bana, ya İtalya ya Avusturya, yanlış söylemek istemem, kendisi geldiğinde anlatır. "Babam" dedi, "yurt dışı seyahatinde trafik kazası geçirdi, çok ağır bir kazaydı. İki buçuk yıl boyunca Avrupa'daki hastanelerde tedavi gördü," dediğim gibi ya İtalya ya Avusturya, yanlış bir şey söylemek istemem. "Biz bütün servetimizi orada bitirdik ve ben bitik bir durumdayım. Karım benden boşanırsa da intihar ederim. Kameramanlık bile olsa yaparım," dedi bana. Bakın, "kameramanlık bile olsa yaparım." Dedim ki, "Burak sen kameraman değilsin." Medya A.Ş.’de iş istiyor gibi. "Sen" dedim, "kameraman değilsin. Ama ben biliyorum ki sen prodüksiyon işlerini bilen birisin. Küçük çaplı olur, şöyle olur, böyle olur. Bu" dedim, "burada" dedim, "yüzlerce, binlerce" dedim, "film üretiliyor," dedim. "Herkes bu işe yetişemiyor. Sen" dedim, "şimdi ilgili arkadaşlarla ben seni konuşturayım, bir kendini tanıt, neler yapabilirsin ona bak. Zengin akrabaların da vardı. Eğer onlar üzerinden, yani onların maddiyatıyla bir destek olup kendine film üretebilecek kapasite yaratabilirsen ben de sana elimden gelen yardımı yaparım, ayakta durmanı sağlarım," dedim sadece. Ama bu hiç olmadı. İfadesinde de anlattığı gibi. Yani aylar sonra zaten temas da kesildi, aylar boyunca konuşmadık. Orada var zaten. Ondan sonra benim bir, değerli başkanım ben illa bu işi yapacak değilim. Benim de kafamda başka planlar var, doğal olarak da bir YouTube kanalı projem vardı kafamda. Yavaş yavaş da onu hayata geçirmeyi düşünüyorum, farklı bir proje. İçinde spor da olan. Burak da bu işleri bilir. Ben aslında Burak'tan bu konuda faydalanmak istedim. Yani orada anlattıklarının gerisiyle ilgili çok bir detaya bilgim yok. Ama başka sorularınız varsa sorun. Benim 'la işim bu. 20 yıl sonra, "Beni karım boşayacak, bebeğim ortada kalacak, bana iş ver," diyen birine yardımcı oldum. O da iftiralarla orada bize karalamalar yapmış. Allah büyüktür, yolu açık olsun. Diyecek bir şeyim yok yani. O yüzden kimseye...
’yla ilgili bir bağlantı kurdurdunuz mu?
Ama dikkat ederseniz YouTube kanalıyla ilgili olarak diyor değerli Başkanım. Yani benim adım, 'yla YouTube... Hatta "Not Spor" diye bir YouTube kanalı vardı. Onun satın alınma işlemlerinden bahsediyor. Hani düşünün, bize yapılan yolsuzlukları... Kanal demiş ki, yolsuzluk suçlamalarını... Hani, "Güya çok servetimiz var." Kanal demiş ki, "200.000 dolar". Bana demişler onu. Ben demişim ki, "200.000 dolara kanalı alabilir miyiz biz?" Sonra gitmiş pazarlık yapmış, "100.000 dolar" demiş. Ben zaten, "100.000 dolara da almam, isterlerse vermesinler." demişim. Zaten sonra şirketin çok borcu falan çıkmış; onu söylediler. Unuttuk artık. Yani benim Murat'la konum bu, bu kadar.
Bu işin sonunda bir husumetiniz oluştu mu Murat’la?
Niye böyle kanalı anıp bu kadar hayret etmiş peki?
Sayın Başkanım, neden olacak işte? Pek çok insan bunun gibi tutuklanma korkusu, cezaevine atılma korkusu... Yani, husumetle verilmiş bir ifade de değil ki o. Yani adam işte 'u suçlamış, 'yı suçlamış.
Belediyeyle başka bir işi var mı? İş ihaleleri falan...
Hiç yok. Belediyeyle ihaleleri derken, okuduğum şekliyle baktım.
Bu işin dışında bir iş yok yani? Oradaki anlattığınız durumun dışında?
O, ifadesi... Yani o tarihler öncesini falan mı soruyorsunuz? Hiç yok. Biz... Diyorum ya, adam 20 yıl sonra beni aradı. "Batığım, bittiğim, elimden tut" diye sonra da bu çıktı ortaya. Ama bu dünyadaki iyiliği öldürmesin yani, insanlar iyi olmaya devam etsinler. Herkes kötü değil.
Murat Bey, ilişkisinden bahsettiniz az önce. O konu hakkında birkaç sorum olacak.
İlk olarak emniyet aşamasındaki beyanlarınızda Emrah için "2019 yılından beri tanırım, bir arkadaşımın ortaklığı vasıtasıyla tanırım" demişsiniz. Savcılık aşamasında ise Emrah ile ilgili ilişkinizden bahsederken daha çok sosyal ilişkinizin vasıf olduğunu, aynı sitede oturduğunuzu ve sitede ailecek görüştüğünüzü, göreve geldikten sonra ise 1,5-2 ayda Emrah'ın işi bilmesinden ötürü şirkette yardımcı olduğunu beyan etmişsiniz. Yargılama aşamasında ise bu daha ayrıntılı süreçten bahsedelim. Emrah ile ilişkinizi anlatırken onun işi bilmesinden ötürü şirketler tavsiyesi aldığınızı, bunda bir mahzur olmadığını, ona kısımdan sonra yani, işi bilmesinden ötürü, Şirketler tavsiyesi aldığınızı, bunda bir mahzur olmadığını ve Emrah'ın resmi danışmanınız olmadığını söylediniz. Doğru mu bu aşama içerisindeki?
Tamamen sizin söylediğiniz gibi değil de genel olarak doğru çerçeve ama detayları var, nüansları önemli. O yüzden belirtmek istedim. İlk olarak 2019 yılından itibaren tanıdığımı söylediğimi söylediniz ya, oradaki soru zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesi alanı ile ilgiliydi. Biz de 1 Temmuz 2019 itibarıyla göreve geldik. Emrah'la da ilişki 2020 itibarıyla başladığı için 2019 sonrasını kastediyorum. Yoksa öncesini de biliyorum, burada zaten alenen ifade ettim. İkincisi, "şirketler" demedim efendim, sadece bir tane şirket söyledim; Kırkbeş Tasarım, tek şirket söyledim. Bir şey daha dediniz, kusura bakmayın.
Evet, resmi danışman değil. Danışmanın danışmanı olmaz. Burada evrakları da verdim galiba ama Emrah kendisini "Ben 'un danışmanıyım" diye anlatabilir. Ben buradaki arkadaşlarımıza da "Emrah'a buradaki konularda danıştı" demiş olabilirim ama bu onu benim danışmanım yapmaz. Mesela bizim Sayın Başkanımızla aramızda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı tek yapraklı bir protokol var. Bu protokol 5 maddeden oluşur, her yıl yenilenir, altına imza atarız. Bütün çalışma hayatımız da Başkanın çalışma hayatıyla paraleldir; istediği zaman işimize son verebilir, onun görevi bittiğinde anında bizim görevimiz biter. Resmi bir protokol ilişkimiz vardır. Ben Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Belediye Başkanının danışmanıyım. ile de aramda herhangi bir resmi danışmanlık konusu yok. Burada nasıl bir danışmanlık olduğunun çerçevesini çizdim.
yargılama aşamasındaki savunmasında, hatta kendisine konuyu Başkan Bey sordu, Emrah'ın sizin danışmanınız olduğunu bildiğini, bunu da kendisinin size söylediğini ifade etti. Bu konuda ne dersiniz?
Tamam, o yanıtı verdim aslında şimdi. Dedim ki yani, Emrah "Ben Murat ağabeyin danışmanıyım" demiş olabilir.
Pardon bölüyorum, kusura bakmayın. Pınar Hanım orada şöyle bir beyan etti ifadesinde: Bunun, sizin kendi, ona, söylediğini söyledi. Yani siz ona, Pınar Hanım'a, "Emrah benim danışmanım" dediniz.
Tabii. Bahsetti. Değerli savcım, benim danışmanım olsa ben burada " benim danışmanım" derim. Ben öyle bir adamım, belgesini de sunarım. Anlatabiliyor muyum? Şimdi, benim bazı konularda 'ya danışmamın, 'nın benim şahsımın resmi danışmanı olmadığını belirtiyor. Aslında biraz hikayesini de anlattım; stratejik marka konumlandırması, şu bu, yaptıkları işleri... Aynı zamanda bana iletişim koordinatörlüğünde, kültürel etkinliklerde birkaç bir konuyu sorduğumu, etkinlik alanlarına gönderdiğimi... Bunlar gerçektir. Bunlar da bir nevi insanda, insanın bildiği alanla ilgili fikrine başvurmak, danışmaktır. Adam benim arkadaşım, bu işi de biliyor, ben de danışacağım. Ama derseniz ki " sizin danışmanınız mı?", o zaman benim size evrak sunmam icap eder. Öyle bir evrak yok, değerli savcım.
Yine Pınar Hanım ve Fatoş Hanım arasında birtakım yazışmalar var, dosyaya yansıdı bunlar. Hatta bunlara yönelik sorular da sorduk. 'nın ihale süreçleriyle ilgili talep ve firma tavsiyelerinin konuşulduğu konuşmalardan bahsettik, dosyaya yansıyan. Pınar Hanım'a "Bu konuşmanın üzerinde Murat Bey'in bilgisi var mı, bilgi verdiniz mi?" diye sorduğumuzda, "Tabii ki verdim" şeklinde beyanlarda bulundu. Sizin bu konuşmalardan haberiniz var mı? 'nın tavsiyeleri ve ihale süreçleriyle ilgili diyalogları...
Sayın Savcım, öyle bir özet geçtiniz ama konuşmanın tam o kısmını yani, daha doğrusu konuşma değil o yazışma, Signal yazışması galiba Fatoş Hanım'ın herhalde. Bana tam şey, okuyabilir misiniz? Ne denmiş, hani "Murat Bey'in haberi var mı, tabii ki var" kısmının önünde ne diyor? Ben ona tam değineyim ki doğru bir yanıt vereyim, yanlış olmasın.
Şöyle; geçen ki duruşmalarda ben bu konuyu Pınar Hanım'a sordum, konuşmaları okudum uzun uzun. Oradaki süreçle ilgili şunu sormuşum kelimesi kelimesine: “Bu konuşma üzerindeki süreçlerden bahsedersek mesela, Murat Bey'e bu konu hakkında bilgi verdiniz mi?" diye Fatoş Hanım'a soruyu sordum. Fatoş Hanım da "Tabii ki verdim" şeklinde cevap vermiş.
Hayır, "Tabii ki vermiş"tir de ben hangi konuydu onun tam... Belki ayrıntılı yanıt vereceğim size de o yüzden sordum yani. Pınar Hanım'ın bana bir konuda bilgi vermesi son derece doğal. Kendisi Medya AŞ'nin Genel Müdürü, ben de Yönetim Kurulu Başkanıyım. Bir değil, bir sürü konuda zaten aramızda bir bilgi trafiği vardır, olması gereken de budur. Ama hani acaba orada bir suç unsuru olan bir şey mi vardı da onu bana söylemiş, ben biliyorum; onu öğrenmeye çalışıyorum sizden. Bir suçla ilgili mi muhatap oluyoruz, yoksa başka bir şey mi?
Anladım, yok, yok. Orada konuşmalar şöyle, uzun uzun da tabii bu Signal yazışmaları... Orada özet olarak geçersem, bakmam gerekiyor. Mesela şey söylüyor; ’la Nazlı Hanım'ın bir konuşması var süreçlerle ilgili. "Emrah Bey sürekli kültür-toplu ihale, alt yüklenici sözleşmelerini soruyor. Sizlerin de yarın konuşabilir misiniz ihale yapmak için, benim inisiyatifimde değil" şeklinde bir konuşma var. Yine bu konuşmalara cevap olarak "İşlerin yüzde seksenini bana verdi" şeklinde bir...
"İşlerin yüzde seksenini bana verdi" diye bir konuşma... Evet.
...şeklinde bir diyalog. Yani bu şekilde devam eden konuşmalar. Yani bir ihale süreçleri, hani o firmaların girip çıkan firmalar...
Değerli Savcım, hatırlarsanız aslında o gün ben, daha doğrusu ertesi günü ’a bunu sormuştum. Demiştim ki zaten ihalelere çıkış tarihleri belli, ihalelerin konuları da belli, yıllardır da aynı. Bu ihalelerden daha önce iş almış Medya AŞ'ye, bütün iştirak şirketleri için geçerli bir ihale. İSTON için de geçerli, İSPARK için de geçerli, hepsi için geçerli, hepsinin web sitesi için geçerli. İnsanlar "Ya bu ihaleye çıkılıyor mu? Bana iş var mı?" —iş adamlarını diyorum— sorabilirler, bunlar hayatın doğal akışıdır. Yani demiş ki... 'yı soruyor, bilmiyorum: "İşlerin yüzde seksenini bana verdi." Verilmiş mi? Hayır.
Ama konuşmalardan bilginiz vardı, doğru mu? Yani size bu, bu bahsettiğim...
Yani şu, yani Nazlı Hanım... Nazlı Hanım ile Fatoş Hanım'ın yazışmasından mı bilgim... Yok tabii öyle bir bilgim. Nazlı Hanım ile Fatoş Hanım'ın yazışmasından... Ben, benim Fatoş Hanım ile öyle bir direkt telefon bağlantım yok ki olsun. Kendisi de ifade etti. Yani bu yazışmalardan bir bilgim yok ama Pınar Hanım "Ya böyle bir konu var, ben 'a bilgi verdim" diyorsa, vermiştir. Ama sonuca bakmamız lazım. Yani bir suç unsuru mu soruyorsunuz bana? Yani bizde... Yok, yok, bizde ihalenin yüzde seksenini 'ya vermiş miyiz, vermemiş miyiz? Vermemişiz, Değerli Savcım.
Kültür Medya AŞ'deki gayriresmi süreçlerin her aşaması talimatıyla olur. Onun kontrolünde işler yapılır. Firmalara yapılan ödemeler ve ödeme sonraki hareketleri ve takip eder şeklinde beyanı var. Bu vakıa olduğunu da doğruladı. Siz 'ı tanır mısınız? Sizin bilginiz dahilinde ile arasında böyle bir ilişki var mıdır? Süreç hakkında bilginiz var mı?
Güldem Hanım'ı tanıyıp tanımadığımı mı soruyorsunuz? Gökhan Bey'in ifadesi mi?
Sayın Savcım, şimdi siz de yine bir ihale trafiği anlattınız. Ama niye tekerrür etsin? Burada geldi dedi ki "Ben hak edişçiyim, benim ihalelerle yakından uzaktan ilgim yok." Avukatı beyefendi burada her soruda şurada oturup söze giren beyefendi dedi ki "Benim müvekkilimin ihalelerle yakından uzaktan alakası yok, hak edişçi." Yazılı olarak da sunmuşlar. Ama şimdi bu arkadaş da cezaevinden tahliye olabilmek için bunu söylemiş. Ne diyebilirim? Yani değil. Doğru değil Sayın Savcım. Güldem Hanım'ı tanır mısınız? Güldem Hanım'ı tanırım tabii çünkü gördüm onu iletişimde kaç kere. İletişim koordinatörlüğü. İBB personeli... Hayır tabii ki. Sayın Savcım ben Kültür AŞ'nin yaptığı ihalelerin ödeyip de o an kime yapıyor ne ediyor? Ben onları inceleyen, benim işim o değil. Benim işim 'nun basın danışmanlığı. Oranın adı üzerinde İletişim Koordinatörlüğü. Orada var 96 tane insan. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bütün iştirak şirketlerinin iletişimi, kampanya duyguları orada yapılıyor. Reklamcılar bile bakın bu şöyle bir konu. Yani reklamcılar bile yaz ayı geliyor bikini reklamı var değil mi? Hava buralar sıcakken. Şimdi Zeki triko çekmiş bikiniyle fotomodel. Şimdi diyor ki "Ben bu ilanı İstanbul'da yayınlayabilir miyim?" Yani çünkü işte müstehcen bulunabilir muhafazakar yani demek ki muhafazakar insanların olduğu mahallelerde olmaması lazım. Daha farklı yerlerde olabilir mi olamaz mı? Ben bir sürü böyle işleri bilirim. İhale benim işim değil. Yani Güldem Hanım ne yaptı? Hangi şirketle ilgilenir, oradan mı girdi? Barış ve ya ben onları bilecek biri değilim. Yani o benim vazifem daha başka işler Sayın Savcım.
bu İletişim Koordinatörlüğü'ne hangi süreçlerde gelirdi? Hangi sıklıklarla? Haftada bir iki mi, ayda bir iki mi?
Böyle bir standarda bağlamayalım. Aslında ifademde anlattım. Yani eğer İstanbul'daysa, çünkü gezen bir vatandaş o devamlı. Eğer İstanbul'daysa haftada bir iki kere uğrar dedim. Benim odama gelir, odası yok. Benim odamda oturur. Çayını içecekse benim odamda içer. Bir saat kalır gider. Çünkü zaten bir saatten fazla aynı yerde oturamıyor.
Savcılık aşamasında şey demişsiniz "Ben göreve geldikten 1,5 yıl kadar iletişime geldi" şeklinde. Yine bu savcılık aşamasında da haftada bir geldiğini beyan ettiniz. Şimdi bu ile az önceki beyanınız birbirine çelişiyor.
Ama orada bir çelişki yok. Şöyle bir izah edeyim. Ben göreve geldikten 1,5 yıl sonra. Ne zaman gelmişim ben göreve? 2019 yılının sonlarında. 'ın ayrılmasından birkaç ay geçtikten sonra da İletişim Koordinatörlüğü'ndeki işlerle ilgilenmeye başlamışım ve doğal olarak 2020 yılının demek ki nisanı, mayısı gibi ben oralara gitmeye başlamışım. E biraz evvel evrak sunduk zaten o tarihlerde Medya AŞ'de işleri var. Doğal olarak hayatımız, ben bir yere taşınıyorum o da oraya taşınıyor zaten. Aslında şunu, bunu anlatmak isterim. Burada tabii ki bir şeyi yaratıldı da şimdi bu kadar benim de biraz kafam çalışıyor yani. Neyi nasıl yapacağımızı bilirim yani. Şimdi , , Emrah... Ya bir yere taşınıyorum o da oraya taşınıyormuş. Başka bir yere taşınıyorum o da oraya taşınıyormuş. Biz böyle aynı yerlerde oturan, devamlı gezen iki kişi olarak bu kadar aleni bir şekilde herkesin gözüne batırarak mı yapılır bu? Mesela 'nın 4,5G firması acaba sadece 'nın mı? Yani bir gecede şirket kurup bir yılda 600 milyon liralık ihaleyi alan tek başına muhteşem bir adam mı? İnanayım mı şimdi buna? Değil. Bakın öyle olunca ortaya çıkmıyor. Biz şeffaf yaşıyoruz Sayın Başsavcım, onu demek istiyorum. Değerli savcım...
Benim sorduğum soruya direkt soruya cevap verirseniz sevinirim. İşi toparlayarak gidelim isterseniz. Emrah'ın o İletişim Koordinatörlüğü'ne geliş süreci hangi tarihte?
Savcılık aşamasında "Ben göreve geldikten sonra 1,5 yıl kadar iletişime geldi" şeklinde beyanda bulunmuşsunuz, doğru mu? Yani bu durumda 2020...
Yok siz geldikten 1,5 yıl şeklinde, Emrah'ın o geliş tarihi bulunmuş yani şeklinde.
Biraz sizde, sizde de biraz şey oldu. Bence biraz karıştırdınız. Şöyle Sayın Başsavcım, Medya AŞ başka bir kurum. Şişli'deydi, ondan önce de Saraçhane Parkı'nın karşısındaydı. Sonra Şişli'ye taşındı. İletişim Koordinatörlüğü dediğimiz yer, sizin de ziyaret ettiğiniz DDM'nin olduğu yer. Yani şimdi hani "Ben 1,5 yıl sonra iletişime geldim" değil doğru. Yani lokasyon olarak ben iletişimde yanıma geldi. Onu tam diyorum, tam anlayamadım yanlışı nerede.
Yanlıştan bahsetmiyorum şimdi. İfadenizde şunu söylemişsiniz: Savcılık aşamasında "Ben göreve geldikten sonra 1,5 yıl kadar iletişime geldi" şeklinde beyanınız var. O süreçten bahsediyorum. Yani bu 2022'nin sonuna kadar muhtemelen Emrah'ın bu süreci oldu, doğru mu?
2022, ben bir şey demiyorum. 2022, o Medya AŞ 2022'nin haziranına kadar o şirket işler yapmış, şimdiye kadar işler yapmış. Buraya kadar olan kısmı zaten açık ve net sergiledik. Ama yanıma geldi İletişim'e hani onu tam, şeyi anlayamadım yani. Evet geldi, doğru. Dediğiniz doğru değerli savcım.
2022'den sonra daha deminki beyanınızda şunu dediniz "Haftada bir iki iletişime gelir" dediniz. 2022'den sonra haftada bir iki gelir miydi yani?
Diyorum ki adam benim taşındığım yere taşınıyor savcım. Ben de bundan memnunum ha rahatsız değilim. Ben hiç rahatsız değilim de ne diyeceğim? Taşınma mı diyeceğim? E ben Emrah'la yemeğe giderim, gezerim, tatile çıkarım. Söyledim burada eğlenceli, mutlu oluyorum ben. Güldürüyor beni, neşeli adam. Ben bunu saklayacak değilim ki. 2022'den sonra da tabii ki geldi benim iletişime, benim yanıma. Ama burada ifade ettiğim gibi kısa zamanda sosyalleşebilen bir arkadaş olduğu için zaten oradaki herkesle arkadaştı, sosyalleşmek için de geliyordu. Odası yok dedim. "Benim odama gelir" dediniz ya. Bir arkadaş ilişkisi. Yani dünya, insanlar birbirini severek arkadaş olabilir arada ticaret ve para olmadan.
Dile getirdiğiniz savunmada drone çekiminden bahsettiniz. Bu işin size gelişi hatta durum şekli nedir sizce?
Siz ona şey o konu bir daha açar mısınız o da tam anlayamadım bu şahsı size geliyor drone çekmiş istiyor. Siz de uygun teklifler şeklindedir diye beyanda buluyorsunuz? O değil
O işin akıbeti ne oldu? İşi başaramadığı zaman bununla ödemelerle ilgili bir süreç gelişti mi yoksa ona bir şey oldu mu?
Gizli tanık olmasının sebebi o zaten. Gizli tanık olmasının sebebi o ödenmemiş işlerde..
Yani gizli tanık dediğim de iftirasının sebebi o olabilir çünkü ben tabii bilemem ama işte eksiklik olduğu için mutlaka bu ilgililer tarafından raporlanmıştır ve atıyorum 100 liraysa yaptığı iş ona göre kesintiye girmiştir diye düşünüyorum. Bana sorsanız bence hiç ödemesinler ona para. Bence öyle olması lazım ama öyle olmuyor işte hayatta. O yüzden ona ne ödendi ne ödenmedi bilmiyorum ama herhalde öfkesi oradan. Öyle bir şeyler demişti çünkü ifadesinde.
Tamam. 'ın ilk beyanlarında bu Sayıştay denetimi ile ilgili bir inceleme geldiği zaman sizin kendisine, bu 'ın beyanı.
Sayıştay tarafı için mühim bir az olacağını...…................. onu halledeceğini söylediği doğru mu? Böyle bir konuşma geçti mi aranızda?
Bu işte ama o şeyi çok böyle çevresi olan devlette Muhittin Palazoğlu bu Sayıştay denetimini duymuş, dedi ki bana, Benim dedi çok tanıdığım dedi var dedi buralarda dedi. Bakın dedi ben dedi burayı açayım, işimi göreyim, Sayıştay denetimlerini de kusursuz bir şekilde geçer. Sonra anlatıyor. Ben dedi çözerim demiş. Zaten her şey uygun diyor. Sayıştaycı öyle demiyormuş. Bu vakit bir konuş dedim Murat Abbasla, yardımcı olunacak bir şey varsa ama adam panik. Benlik bir şey yok yani o da inanmış konuşmuş. Yani teklifi getiren kendisi yani kendisi de etkilenmiş herhalde. Sizi de etkilenmiş herhalde. O Muhittin Palazoğlu'nun çevresi olmasından bahisle, Sayıştay Başkanı’nın… Adam bana Cumhurbaşkanı ile fotoğraf gösteriyor. Sayıştay’ı hallederim deyince bana herhalde...... diye düşündüm.
Şöyle. Eşiniz Zeynep Hanım'ın bu kesilen faturalar karşılığı gönderdiği ürünlerle ilgili beyanda bulundunuz. Bu gönderilen ürünlerle ilgili bir sevk irsaliyesi falan var mı?
Öyle demiyor ama 'a da belirtiyorlar ürünü almadın diye ama 'un ifadesine baktığınızda şöyle diyor, ürünler geldi ama böyle maddi değeri olmayan incik boncuk bir şeyler de diyor ifadesinde.
Yani değerli savcım ben, her soruya yanıt veririm size sıkıntı yok. Ben şimdi sevk irsaliyesi nedir onu bile bilmem. Sevk irsaliyesi nedir?
Soruya itirazım var ama şöyle, şirketin sahibi değil, ortağı değil, yöneticisi değil, yetkilisi değil. Yani bir şirketin yetkilisi ve yöneticisi bile bir konuda sevk irsaliyesi olup olmadığını bilemez yani. Bunu benim müvekkilim nereden bilsin?
Zaten bilmediğim bilmediğim derseniz zaten cevaplamak isterseniz yani o anlamda zaten sormazlar herhalde. Dosya aslen siz daha demin bahsettiniz soruyorum konuyu. Bu ürünleri Emrah Bağdatlı teslim almış doğru mu? Hani bu evrak evrak o yüzden sordum soruyu. Bu işin bahsettiği ürünleri evrak teslim almış.
Tabii ki avukatım haklı orada. Şimdi anladığım kadarıyla Savcı Bey benim bazı şeyleri eksik ya da yanlış söylememi istiyor. Belli ki hani eşim de geldiğinde eşim de böyle demişti denecek herhalde anladığım kadarıyla. Şimdi bu konudaki o sorduğunuz soruları biz tutanaktan alalım. Değerli hakim yarın da size arz edelim. Şimdi bilmediğim bir konuda söyleyemem. Sevk irsaliyesi ne ben onu bilmiyorum, yemin ederim bilmiyorum yani. Şirket işleyişi ile ilgili kısım olmadığı için bilgim yok. Aynı zamanda eşim de tutuksuz sanık. Daha orada duruyor aylardır.
O zaman diğer soruya geçiyorum. Evet. Bu Muhittin Palazoğlu'ndan bahsettiniz uzun uzun. Bu durumun gayet yasal olduğunu beyan ettiniz. Bu şekilde güvenilmez olduğunu iddia ettiğiniz kişinin bir dönümde verilen o firma olduğunu anlattınız işte kaşeler falan çıkmış vesaire. Yine aynı Muhittin'in evrak teklif…
Buraya kadar yanıt verebilir miyim değerli savcım? Çok uzuyor unutuyorum. Şimdi sayın savcım hani kavun alırsınız, bir tarafını koklarsınız, kokusu güzel, bu kavun iyi. Şimdi insanlar zaten bunlar ihalelere girdi, ihaleyi kazanan insanlar. Benim buraya müdahalem söz konusu olamaz ama ben bir insana bakınca bu insan iyi mi kötü mü, güvenilir mi güvenilmez mi anlayamam ki? Alnında mı kara kalmış? 20 yıl sonra beni arıyor, oldu şey, örgüt üyesi olmakla suçlanıyor. Şimdi demem o ki orada sorduğunuz minvalde, hani Muhittin Palazoğlu güvenilmez olduğunu diyorsunuz ya, Muhittin de diyor ki Allah affetsin bizi kandırdılar. Ben nereden bilebilirim ki Muhittin'in normal bir zamanda güvenilir mi güvenilmez mi? Ben şimdi birisinin gözüne bakınca bu iyi insandır, bu kötü insandır diye anlayamam ki? Muhittin'in bu şirketin, burada söyledim ifademde, sahibi olduğunu anlamam benim iddianameyi ve ek dosyaları okumakla oldu. Çünkü zaten savcılarımız da birkaç tanesi için yazmış, bu şirketler bunun değil, yanlış bir neden kullanmışlar onu yazarken. Onu da ifade ettim, yok kendi adıma işe yaramadı. Niye öyle bir şey yok doğru değil? Ben bunları okuyarak anladım. 38 tane kaşe adamın ofisinde çıktığını okuyunca anladım, taşları yerine koyunca anladım, yoksa ben normalde bunu anladım da Muhittin Bey lütfen bizim bütün ihaleleri alıp götürün demedim. Doğru.
… kendi yönetimde olduğu şirketler üzerinden para göndererek mal aldığını anlatınız bu süreçte. Bu altı tane şirketten bahsettiniz, o...
Şimdi bu Emrah’ın Muhittin üzerine belli ki güçlü bir etkisi var. Yani şirketten direkt mal aldırabiliyor vesaire veya bir tavsiyesiyle. Emrah için "Konuşmayı seven bir ahbaptır" diye bahsettiniz galiba. “Aynı Emrah, iddianamede iddia edildiği gibi ihale süreçlerinde Muhittin Palazoğlu'nun rica etmesi üzerine Kültür AŞ veya Medya AŞ'deki işlere yan teklif vermiş alabilir mi? Böyle bir ihtimal var mı?
Muhittin'in Medya AŞ'de bir ihalesi yok diye biliyorum. Kültür AŞ'deki...
Şimdi şöyle bir şey var efendim. Yani hiçbir yerde 'nın tek bir lafıyla Muhittin Palazoğlu'nun mal aldığını kim söylüyor efendim? Murat Bey öyle bir şey söylemedi.
Yani böyle bir şeye şahit oldunuz mu? Çünkü Palazoğlu’na ait olan şirketler, 'ya ait olan şirketler, şu alt ihaleye teklif verdiğini iddia edenler...
Bence o cümle de şu efendim, 'nın Muhittin üzerinde bir etkisinden olduğundan ziyade, Emrah'ın ama "Bu Murat abinin eşinin şirketi" demesi Muhittin için yeterli olmuş. Yani orada Emrah'ın bir etkililiği yok. Muhittin'in her zamanki kurnazlıkları var. Dedim ki burada, ben Muhittin'in ev seçimi yani eylem 53'teki Sayın Başkan'a da arz ettiğim tespih meselesi için ben bu tespihi bu adamın aldığından 15-20 gün sonra, Ocak 20'si gibi haberdar oldum. Çünkü adam beni gördüğünde dedi ki "Değerli başkanım, hanımefendinin tespihine herkes bayıldı. Bir dahaki sefere mutlaka alacağız." Ben öyle örendim. O yüzden Emrah'ın etkisinden ziyade Muhittin'in o tarafa, bizim tarafa, sizin tarafa, her yere böyle bir güzellemesidir o.
Yok yok ben sadece beyanını soracağım size. Âdem, operasyon öncesi bir toplantıdan bahsediyor. Bu toplantıda Mehmet Bey'in kendisine dönerek "'ya ’un gönderdiği … sen istiyorsan gidebilirsin' şeklinde bir beyanı var. 'nın yurt dışına çıkış sürecinde bir bilginiz ya da dahliniz var mı?"
Böyle bir konuyla suçlanmıyorum ama o bilgiyi arz etmek isterim değerli başkanım. Çünkü bu önemli. Çünkü başka beyanlar da oldu böyle tuhaf tuhaf. Gerçi sonra geri çekildi ama izninizle arz edeyim. Değerli başkanım, kaynaklardan bakabilirsiniz devletimizin, savunmamda da söyledim. 'nın yurt dışına çıkış tarihi ya 5 Mart 2025 ya 6 Mart 2025. Sonra ben cezaevinde tutukluyken 'nın Türkiye'den ayrılış fotoğrafını gördüm Akşam gazetesinin manşetinde. Adam gayet sınır kapısına gitmiş, pasaportunu vermiş. Bir de böyle sırıtıyor kameraya, böyle gülümsemiş, çıkmış. Yani yasal yollarla bu ülkeden çıkmış. Yasal yollarla bu ülkeden çıktıktan bir iki gün sonra da pek çok buradaki iş adamının şirketi gibi onun da şirketine el konulmuş. Şimdi bunu bir kere buraya koyalım. Sayın Savcım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Medya AŞ'den yaklaşık 30 civarında şirketi ki 'nın da ortağı olduğu şirketler de var içinde, ihale dosyalarını 17 Şubat 2025 tarihinde istedi. Yanılmıyorsam bundan birkaç gün sonra bir polis geldi. 3 Mart'ta Fatoş Hanım'ın bilgisayarını aldı. Fatoş Hanım emniyete gitti vesaire. Şimdi, madem bu dosyanın savcılarımız tarafından biliniyor olacağı, bu kadar yüzlerce işin organize içinde, göbeğinde bir insandı da, 17 Şubat'tan 5-6 Mart'a kadar aradan geçen iki buçuk haftada devletimiz, savcılarımız için neden bir yurt dışına çıkış yasağı koyamadı? Bu kadıncağız çocuğunu okutmaya giderken, bu adam döndü, Emrah niye elini kolunu sallayarak gidebildi? Ha, Emrah gitmiş, sonra şirketine el konulmuş, sonra operasyon olmuş, dönmüş. Onu ben bilemem. Onun böyle bir yetkisi yok, çünkü işin içinde de yok, dönme işinde de yok. O yüzden ben kimseye "dön, dönme" diye bir talimat verecek noktada değilim. Ama dediğim şu, 17 Şubat'ta zaten anlattık burada, kasım ayından beri soruşturmayı biliyoruz. E 17 Şubat'ta dosyalarımızı almışsınız, bunun şirketi de dâhil. Ve ilk geliyor gelmekte olan. E o zaman savcılarımız gereğini yapsaydı, 'nın yurt dışı çıkışına, pasaportuna tehdit koysaydı... 17 Şubat, Şubat 28 çekiyor, 11 gün orada. 5-6 gün de burada, etti 18 gün değerli savcım, iki buçuk hafta. E iki buçuk hafta adam gezmiş Türkiye'de elini kolunu sallamış, kameraya sırıtarak sınırdan çıkmış, ondan sonra da ben suçlanıyorum. Yani burada benim suçlanmamam lazım. Madem iddianamede iki tane kadar ismi geçiyor, değil mi? Bu insanla ilgili de bir önlem alınması gerekirdi. Yani burada görevi, görevini tam olarak yapmayan ben miyim yani? O yüzden suçlanmak hoşuma da gitmiyor.
Yok yok medyada da dağıtıldı. Medyada da yok " kaçırdı", yok işte "hiçbir şey yapmadı". Onlar da çıktı ya, onları da toptan aradan çıkarayım dedim ben.
Tamam, ondan önce aylık geliriniz nasıldır? Medya AŞ ve Başkan Danışmanlığı sürecinizle ilgili aldığınız maaş var mıdır? Yani maaş haricinde bir geliriniz oldu mu?
Onu söyleyeceğim. Değerli savcım, ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı olarak bir maaş alıyorum. Son aldığım maaş, başkan danışmanı olarak 82.000 lira gibi bir paradır. Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı olarak huzur hakkı alıyorum. Pınar Hanım, en son huzur hakkı, 110 gibi de bir huzur hakkı var. Keza ülkemizin ekonomik sorunları nedeniyle faiz oranları çok yüksek olduğu için VakıfBank'ta param vardı, bankada şu an el konulmuş. Onun da geliri var. Poliste verdiğim ifade de bu üç gelirin toplamıdır.
Beykoz'da bir konut, önce Lotus site olarak demiştiniz, sonra bu Lotus’tan ve daha sonra da Beykoz'da bir siteye taşınmışsınız. Bu Lotus ve Beykoz'daki sitedeki daire sizin mi yoksa kiralık mı?
Kira ödeme süreçleriyle ilgili hani, asıl süreçlerde kirayı siz mi ödediniz, belediye mi ödedi.
Ev kiram, özellikle yandaş medya tarafından çok merak edilen bir konu ama Sayın Savcım, soruyor ama bu konunun bana yönelik suçlamalarla bir ilgisi yok. Doğal olarak ben ev kirası konusuna zaten gerekli açıklamayı yine bir basın mensuplarına yapmıştım. Tekrar orada... Kiracı olduğum ev yüzünden şurada gösterdiğim ihbarlardan tutun da, şurada gösterdiğim firmalarla ilgili herhangi bir suç duyurusunda bulunmayın; bana burada kiracı olmaktan suçlanan tek kişiyim ben, kiracı. Ev benim değil. Kiracı olmaktan... Böyle bir suçlama da iddianamede şahsıma yöneltilmediği için savcılık sorgumda da, emniyet sorgumda da, mahkeme sorgumda da böyle bir soruyla muhatap olmadığım için bu soruya yanıt vermemeyi tercih ediyorum. Sayın Savcım, kusura bakmayın.
Evet Sayın Başkan, sayın heyet; sizin de huzurunuzda ben kardeşime, özellikle dün ve bugün yapmış olduğu çok tarihi bir beyan… Savunma demeyeceğim. Savunma ötesi bir süreci izah ettiği için, herkesi aydınlattığı için kendisine teşekkür ederim. Annem, "Allah iyi insanlarla seni buluştursun" der. Tabii insanız, hata yaparız ama benim kardeşimdir ve çok kıymetli bir mesaimiz olmuştur. Neredeyse 11 yılı geçti, 12 yıl olmak üzere ya da oldu. 12 yıl oldu ve birlikte çalışıyoruz. Gerçekten yoğun emekle iyi iş çıkaran, millete hizmet ederken, insanlara hizmet ederken, bir alanı ciddi anlamda becerisiyle, deneyimiyle karşılamaya çalışan kıymetli bir yol arkadaşımdır. 12 yıllık başarımızın içindeki önemli arkadaşlarımdan birisidir. Dolayısıyla hem razılığımı hem de teşekkürümü hem de bir kardeşlik duygusuyla kendisine burada herkesin huzurunda iletmek isterim. Şunu da söylemek isterim Sayın Başkan: Çok önemli ve gerçekten hani üzülerek ifade ediyorum, 4 ayı bitirmek üzereyiz. Büyük bir emekle 4 aylık süreci yönetiyorsunuz siz ve heyetiniz. Ne yazık ki henüz ekrana bir tek delil yansımadı. Tek bir delil üzerinden iddia makamının sorusunu da duymadan 4 ayı bitirmek üzereyiz. Bu gerçekten bir yargılama açısından çok acı bir durum, yani ciddi olarak beyanlarla iş yürüyor. Sayın Başkan, niye önemli biliyor musunuz? Yani işte 15-16 tane davayla muhatabım buraya girdikten sonra açılan ya da öncesinde açılan… Bu beyan meselesine ufak bir açıklama yapıp hemen soruma geçeceğim, çok kısa olacak, sizi yormayacağım ama önemli. Ve bu davaların oluşma biçimi de aynı şekilde yürüdü, yürüyor. En son bir gerçekten çok hasta bir adam, oğluyla, geliniyle tehdit edilen bir adam, bir belediye başkanımız, hatta itirafçı olmadan 1-1,5 ay önce, “günü geldiğinde itirafçı olacak” diye Adalet Bakanı tarafından anons edilen Muhittin Böcek, benim hakkımda taksitle 4. defa verdiği ifadede yalan konuşmak zorunda kaldı ve yani bu mesele nereye döndü biliyor musunuz? Tarihi bir mesele. Şu anda iddia makamından sorulan soruların tamamı bu beyan üzerinde, tamamı. Yani savunacak bir şeyleri yok. İddia makamının düşünsenize, yani ortaya iddiayı koyun, düşünsenize karşınızdaki insanın savunacak hiçbir şeyi yok. Dediniz ya "Cevap vermeyebilirsiniz", her insan onuruyla mücadele ediyor ve onuruyla cevap vermeye çalışıyor ama cevap verecek bir şey yok. Valla faydası olacaksa büyük bir yalan söylesin de bir an önce çıksın Muhittin Böcek. Yani 20 tane hap alıyor bildiğim kadarıyla ve bunun itirafçı olacağını da bu ülkenin Adalet Bakanı anons ediyor, 1 ay sonra zamanı geldiğinde anons ediyor, diyor ki "Böyle böyle olacak". Meselenin Adalet Bakanı ile ilgisi yok Sayın Başkan, inanın. Bakın söyleyeyim, hayır hayır hayır, meselenin Adalet Bakanı ile ilgisi yok ama Akın Gürlek ile var. Çünkü bu davanın başından beri bu işin yürümesinin müsebbibi o. Dolayısıyla Adalet Bakanı ile ilgisi var, 'un da burada olmasıyla ilgisi var. Yani bu meselenin içerisinde hepsinin ilgisi var. Onun için, niye biliyor musunuz? Bakın şuna geliyorum. Mesele şu, soru şu, soru şu. Ya bacanağınız, Murat Bey, bacanağınız benim oğlumla okul arkadaşı mı?
Sayın Başkan, Sayın Başkan müsaade edin de biz devam edelim. Hayır ama müsaade edin, ben teyit etmek istiyorum, hakkım değil mi? Müsaade edin ama müsaade edin. Niye geriliyorsunuz Akın Bey meselesi gelince? Ya bırakın gerilmeyin…
Akın Bey meselesi gelince niye gerileyim ben? Ben burada şu an normal bir yargılama…
Ama müsaade edin de ben soruma cevap almak istiyorum. Bacanağınız, Murat Bey bacanağınız, benim oğlumun okul arkadaşı mı, değil mi?
Evet. Niye soruyorum biliyor musunuz Sayın Başkan? Benim laboratuvardan çıkmayan oğlumun hesabına bloke koyuyorsunuz. 10 yılla yargılanıyor bu adam, "dedesinden ve annesinden para aldı" diye. Niye? Bunların yalanları, bu iddia makamının yalanları, iftiraları, uydurmaları yüzünden. Onun için Akın Gürlek yüzünden, Adalet Bakanı Akın Gürlek yüzünden.
Bu şekilde devam etmeyin.
Müsaade edin sorumu bitirirsem inanın böyle karşılıklı diyalog daha az olur, müsaade edin lütfen. Şimdi Murat Bey, görevinizi yaparken, yani bugüne kadar 12 yıl boyunca bizim görevimizin dışındaki bir alana dair, yani burada bahsedilen örgüt ve az önce işte "Şu adama 1 ayda 10 tane ihale verin" veya "Benim oğlumun arkadaşı", duyuyoruz çünkü, veya "Benim kızımın işte öğretmeninin bilmem nesi" veya "Benim oğlumla aynı okulda okuyan birisi" ama Anadolu Lisesi ama İmam Hatip Lisesi, fark etmiyor. Böyle bir yönlendirmeyle 1 günde ya da 1 haftada "1 milyarlık ihale verin, 500 milyonluk ihale verin ya da 20 yıllığına paraları ihale edin ve o adam işletsin, hem de %1'le", kaldı ki yetkin olmadığını da biliyorum ama böyle bir muhabbetimiz ya da böyle bir düzeneğimiz oldu mu sizinle, çalışmanız oldu mu?
Yok değerli Başkanım, benim zaten vazife alanım işte medya ilişkileri. Biz hani genelde bunun üzerine, siyaset üzerine sizinle zaten bir araya geldiğimizde değerlendirmeler yapardık en fazla. Ben sizinle hayatımın hiçbir evresinde bir ihale konuşmadım, sizin de bana hiçbir evresinde "Şuna... ", yani ben sizin pek çok toplantınıza iştirak ettim, özeller de dahil, yukarıda Allah var, kimseye "Şunu şuna yapın, bunları verin" böyle bir ifade duymadım. Zaten genelde sizin en yakın halkanızda olan insanlar da en uzaktaki insanlardır aslında.
Yani size ne aile ferdi, ne yakınım, ne akrabam, şunun sınıf arkadaşı, şunun okul arkadaşı ya da benim okul arkadaşım diye bir yönlendirmeyle ihale zengini yapmadık yani. Böyle bir talimatımız olmadı.
Tamam. Şimdi bunlar önemli. Çünkü ben de bir kısmını yeni öğreniyorum. Yani burada ben bu hukuk cinayeti olan iddianame ya da benim tarifimle iftiranamenin hiçbir satırını okumamaktan duyduğum memnuniyeti bir kez daha huzurunuzda dile getireyim Sayın Başkan. Siz okuyorsunuzdur muhtemelen, işiniz zor. İyi ki okumamışım yani. Allah korusun. Yani bu memleketi Allah korusun bu hukuk cinayetinden. Sorum bitti Sayın Başkan.
Birkaç hususta soru soracağım. Şöyle... Genç Popülist firmasına ilişkin olarak savunma yaptınız Sayın Ongun. Genç Popülist firmasının...
Peki. Yani Genç Popülist firmasına ilişkin olarak belirlemeleriniz ya da ona dair işaretleriniz oldu diyelim, şimdi Genç Popülist firması 2014'ten itibaren Kültür A.Ş.'den ilk ihaleyi aldığında da ticaret sicil kayıtlarına göre müvekkil sanık 'nın eşi sahibi ve yönetici konumundaydı. Genç Popülist firması bu iddianameye konu olduğu için siz 'yı daha önce gördünüz mü, tanıdınız mı ya da görüp tanıdıysanız nerede tanıdınız? Bunu sormak istiyorum.
Avukat Hanım, ben hani 2014 dediniz diye söylüyorum; ben 2014'te İBB'de veya Kültür A.Ş.'de değildim. O yüzden... Gülşah Hanım'ı hayatımda sadece 19 Mart'ta Vatan Caddesi'nin nezarethanesinde, kadın arkadaşlarımızla beraber onları bir şeye koymuşlardı, demir parmaklık arkasında... Zaten kendisini tanımıyordum. Bir sürü tanımadığımız insan olduğu için de "Bu kim? Bu kim?" diye soruyordum. Orada da hanımefendiyi sordum, "Hanımefendi kimdir?" diye. İşte Salih Bey'in, yani biz kendisini Salih Subaşı diye tanırız bu arada da, Eyüp Bey'in eşiymiş. Ben hayatımda ilk kez orada gördüm.
Yine Panoffect Medya A.Ş. de bu iddianameye konu olmuştur. O şirketin de iddiaya konu olduğu dönemde Salih, 'nın oğlu 'dır. 'yı bu süreçte tanıdınız mı, gördünüz mü ya da tanıdıysanız nerede tanıdınız?
Yok, yok, o genç kardeşimizi de Vatan'da, onu da almışlardı gözaltına, orada gördüm. Üzüldüm de durumuna. İnşallah ailece mutlu, mesut, sağlıklı günleri olur. Sadece orada gördüm.
İddianamenin özetlerini Sayın Başkan duruşmayı başlattığında açıklarken, 2014 yılındaki yerel seçimlerde, belediye seçimlerinde müvekkil sanık 'nın reklam işlerine dair iş yaptığını ve daha sonra Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde İmamoğlu'nun kazandıktan sonra ona iş birliği taahhüdüyle bunu götürdüğünü söylemiş ve örgütü buradan bu şekilde başlatmıştı. Siz 2014 yılında bu süreçte var mıydınız? Müvekkiliniz 'yı ne zaman tanıdınız, nerede tanıdınız? Onu öğrenmek istiyorum.
Ben Sayın İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildikten sonra, 16 Nisan 2014 tarihi itibarıyla çalışmaya başladım. 5 yıllık Beylikdüzü döneminde de beyefendiyi, yani Salih Subaşı'nı hiç görmedim. Salih Subaşı'nı işte ayrıldıktan birkaç ay sonra ilk kez gördüm şeyi... Salih Subaşı'nı birkaç ay sonra yani demek ki 2021'li yıllarda ilk kez bir randevu istedi, herhalde o zaman gördüm. Çünkü daha öncesine dair hiçbir tanışıklığım yoktur kendisiyle.
Yani bu 2019'a kadar Beylikdüzü Belediyesi'nden Salih Subaşı ya da herhangi bir ihale, iş almadıklarını söylüyorsunuz.
Ben şimdi Beylikdüzü Belediyesi'nden kim ihale aldı, kim ihale almadı bilemem. Orada da aynı vazifeyi yapıyordum, hatta özel kalem gibi de çalışıyordum Sayın Başkanla ama hani o alanlarla bir ilgim yok. Ama ben hani her daim Ekrem Başkanla Beylikdüzü'nde sadece akşam eve giderken ayrılırdık. O yüzden hani evdeki hali harici hep beraberiz. Ben Salih Subaşı'nı hayatımda Beylikdüzü'nde hiç görmedim.
Peki, Panoffect Medya A.Ş. ve Genç Popülist firmasının 2020 yılı şubat ayındaki raylı sistem ihalesiyle Genç Popülist'in işe alındığında, o süreçte 'yı tanımış mıydınız? Hatırlıyor musunuz?
Hayır, tanımıyorum. Çünkü ben ifademde de belirttim Hanımefendi, Değerli Avukatımız. O bahse konu metro ihalesi aslında daha önce yapılmış ve Medya A.Ş. uhtesindeyken, ben Medya A.Ş.'den o ihaleyi zaten Kültür A.Ş.'ye yollamışız. O yüzden ihalesini Kültür A.Ş. yaptı, Medya A.Ş. ile ilgili değil. Doğal olarak Kültür A.Ş.'nin yaptığı bir reklam firmasına hani kim katıldı, kim katılmadı, kim kazandı onlar zaten benim konum değil, onu da bilmiyorum yani.
Yine birkaç sorum olacaktı. Genç Popülist firmasıyla yapılan bir kısım işe ilişkin olarak, buradan elde edilen parayla 2020 yılı ağustos ayındaki 60 adet LED ekran işini finanse edildiği noktasında müvekkil sanığın ifadesi alınırken sorular vardı. Her ne kadar Medya A.Ş.'den Kültür A.Ş.'ye taşere edildiğini söylediniz, ardından da müvekkilin Panoffect Medya A.Ş.'ye taşere edildiğini...
Özür dilerim, siz metroyu sordunuz ben metroyu söyledim. Bu LED ekrana geçtiniz siz şimdi.
Doğru, şimdi bunu şu nedenle söylüyorum. Kültür A.Ş.'de görev almadığınızı söylediniz ama Medya A.Ş.'nin bir kısım işleri, bu bahsettikleri, Kültür A.Ş.'ye taşere olup ardından da Panoffect Medya A.Ş.'ye taşere olduğu için ben şu soruyu sormak istiyorum: Raylı sistem işinin yatırım maliyeti, işi alan reklam firmasına mı aitti yoksa yatırım maliyetini Kültür A.Ş.'nin kendisi mi yükledi? Bunu hatırlıyor musunuz ya da biliyor musunuz?
Hatırlıyor musunuz değil, hani sonraki ihalelerin yani sadece LED'li, yani Salih Bey'in alanlarıyla ilgili değil; de anlattı bunu da, Nihat Sütlaş da anlattı bunu da. Bütün reklamcılar bilir ki yaptıkları her yatırımı onlar kendisi yapar. Bu konuda belediye ya da iştirak şirketleri herhangi bir para harcamaz. Bütün yatırımlar —doğru söylüyorum değil mi yani?— bütün yatırımlar, yatırımları şey yapar, reklam ihalesini alan yapar. Yani ne LED ekran asacaksa o LED ekranı o satın alacak. Tren için ekran koyacaksa ya da başka bir şey yapacaksa o, ne bileyim üst geçitte işte ’lerinki gibi bir platform koyacaksa o yatırımı her yönüyle onlar yapmak zorunda. Belediye ya da iştirak şirketi burada devreye girmez.
Müvekkil sanık hem raylı sistem işinde metrodaki ekranlar için, hem de 60 adet LED ekranın yaklaşık 36 ekranına ilişkin olarak yatırım maliyetini karşılamış. Fakat kendisine sorulan sorularda ya yuvarlak bir rakam söyleyeceğim işte, 9 milyon kadar haksız menfaat sağlandığı iddia ediliyor. Yani bu raylı sistem metro ihalesindeki yatırım maliyeti, yine 60 adet LED ekran yatırım maliyeti 9 milyonla çözülecek bir şey midir?
Yok, değil tabii ama sizin müvekkiliniz de 60 adet LED yatırımını yapmadı. Devir yaptığını zannedersem.
Evet, o kadar. Yok yok hayır şunu demek istiyorum. Sorunuzu çok iyi anladım. Tabii ki 9 milyon lira gibi bir rakamın böyle bir şeyi karşılamaması lazım ama o 9 milyonluk olay neyse ona vakıf değilim.
O yüzden hani bir şey diyemiyorum ama hani metronun içine yaptığı yatırımlar 9 milyondan fazla mıdır derseniz ben bir hani 2 gram kafası çalışan biri olarak yahu kesin fazladır derim ama ne kadardır bilemem yani.
Yaklaşık 150 milyon o dönem müvekkil raylı sistem için yatırım maliyeti, 74 milyon lira da 36 LED ekran için yaklaşık maliyet vardır…
Tamam, son bir soru alalım sizden. Ondan sonra devam edeceğiz zaten.
O iddiaya değinmemin sebebi 9 milyon gibi haksız kazanç sağlanıp işte.
Sizin müvekkilinizle ilgili savunma yaparken herhalde anlatırsınız.
Tamam, sorularıma devam ediyorum, sayın başkanım. Biraz önceki savunmalarda da şu netleşti ki yani Murat Bey'in yaptığı savunmalarda müvekkilin iştiraki olan şirketler, tacirler doğal olarak yargılamanın devam eden süreci içerisinde ihaleye fesat karıştırma, ihaleye fesat suçları gibi olgular beraatle sonuçlanacaktır. Bunu ileride göreceğiz. Bu benim tabii kişisel düşüncem. Ancak burada çıkar amaçlı suç örgütü iddiası, diğer eylemlerle birlikte değerlendirildiğinde bir araç eylem gibi örgütün varlığının ispatı için iddianameye konulmuş. İşte, benim müvekkilim ise ifadelerinde 60 adet LED ekran işine ilişkin olarak 'un 46 milyon kadar pandemi koşulları nedeniyle ödemede geri kaldığı kira bedellerini ödemediği için sözleşmelerinin feshedileceğini ve müvekkilin menfaatine aykırı olarak ödemiyorsa sözleşmeleri başkasının devretmeye zorladığını bütün aşamalardaki ifadelerinde söylemiştir. Bu hususlarda fezlekede de sarı olarak, Sağlık Bakanlığı'nca da çizilmiş oradaki o hususları tekrar bugünkü gözden geçirerek soruyorum. Sizin örgüt yöneticisi olduğunuz iddiası var. Müvekkil sanık 'nın da sizin çatınız altında üyesi olduğu söyleniyor. Öyleyse siz neden bu sanığın menfaatine aykırı olarak 60 adet LED ekran işini bir başka firmaya devretmeye zorladınız? Devretmesi zorunlu muydu? Ve Nihat Sütlaş'ın firması olan Reklam İstanbul'a neden devretmek zorunda kaldı? Buna daha sonra muvafakat verilip, İLBAK'lara yaklaşık 15 gün sonra neden devredildi? Örgütsel birliğiniz varsa neden?
Müvekkiliniz zaten etkin pişmanlık kapsamında ifade verdi ya, oradan sorarız gelince bunları zaten.
Ama sayın başkanım, burada müvekkilin ifadeleri var, sanık beyanında olduğu için doğal olarak onun…
Oraya bir net gelelim de net soralım soruyu.
Net soruyorum, diyorum ki, örgüt yöneticisi olduğunuz söyleniyor, müvekkilim de üyesi olduğu söyleniyor. Siz neden 60 adet LED ekrana ilişkin olarak 74 milyon liraya kadar yaklaşık yatırım maliyetine katlanmış müvekkile 46 milyon kira borcu var diye Reklam İstanbul şirketine devretmeye zorladınız ve ardından da İLBAK'lar firmasına niye devrettirdiniz? Sorum bu.
"Zorladınız", "devrettirdiniz" gibi ifadeler kullandınız. Sanırım bu ifadeleri müvekkilinizin beyanına dayanarak söylüyorsunuz, soruyorsunuz. Yani buna şahitliğiniz yok.
Hanımefendi, şimdi ben kimse hakkında negatif konuşmak istemem, hele ailesiyle tehdit edilip itirafçı olan insanlara kötü bir söz söylemek istemem. Ama tamam kardeşim, bir tane ifade verdin, eşini kurtardın, oğlunu zaten bıraktılar ama böyle yalan alışkanlık haline gelip de her yalan beyanla bir fayda ve yarar sağlama faaliyetine de girilmez. Hanımefendi, sizin müvekkiliniz basiretsiz bir tüccar. Ben kendi adıma bu beyanları kabul etmiyorum suçsuz olduğumdan ötürü. Tabii ki etmiyorsun.
Yine soruyorum. Sayın başkanım, son sorum bu. Tabii ki ama şeyi de söylüyorum.
Sayın avukatım, ama soru şu, bir dakika.
Sizin müvekkilinizin bahsettiğiniz 60 tane LED ekran ihalesinin yıllık Kültür A.Ş.'ye ödemesi gereken parası 16 milyon 600 bin lira. Diyorsunuz ki 46 milyon lira borç takmış.
2022 yılında yalnız bu, doğal olarak kira bedelleri yukarıya o da gecikmeli kira arttığı için.
Yıllık işletmesine 3 katı borç takmış adam, ne diyecek? Kültür A.Ş. Sayıştay denetimine giriyor, genel müdürleri aramış kimseyle şey yapmıyor, randevu istiyor geliyor. Ben de kendisine dedim ki, güzel yani diyor ki, "3 tane evim var, battım onları ipotek ettirdim, çoluğum var çocuğum var." Ya ben de insanım üzülüyorum. Diyorum ki, "Güzel kardeşim, battıysan bunları yürütemeyeceksen uygun birini bul, devret. Ama burası bir kamu şirketi, Kültür A.Ş.'ye Sayıştay denetçisi geliyor, millet seni uyarıyormuş oradan dinlemiyormuşsun. Lütfen doğruyu yap, git bunu bu paraları ödeyemiyorsan, git bu paraları ödeyecek birilerini bul." Şimdi ikinci sorunuz, "Niye Nihat'a verdiniz de oradan oraya, yok oraya da ben vermedim, ona da vermedim." Ben Nihat Sütlaş'a vermedim, sözleşmeyle sizin müvekkiliniz verdi 1. Ondan sonra da Nihat Sütlaş isterse onun işletmesini İLBAK'a mı verir, kendi mi yapar, başka birine mi verir o ne benim konum ne benim meselem ne benim iştirakim olabilecek bir iş. Yani İLBAK'la beni niye yakınlaştırdınız onu anlayamadım.
Bu devirden yaklaşık 15 gün sonra İLBAK'lara devir yapılması için
Ben yapmadım, benim değil hanımefendi. Bir özel şirket, bir özel şirkete devretmiş. 'nun basın danışmanı olmamın bununla ne ilgisi var? Yani neden müvekkilinizi böyle hani, müvekkili şöyle de bir anlatıyorsunuz ki, müvekkilinizin hiç borcu yokmuş, hiç şeyi yokmuş, sorunu yokmuş da biz adama çökmüşüz. Ya öyle bir şey olabilir mi hanımefendi? Yani öyle, öyle bir soru.
Başka soru
Son bir soru daha soruyorum sayın başkanım. Dosyadaki HTS kayıtlarına göre, 'la müvekkil sanık arasında 2021 yılı sonu ve 2022 yılı başları itibariyle bir telefon trafiği var, sınırlı olarak. 2022'den sonra ise herhangi bir telefon görüşmesi yok. Sadece 2024 yılında 0 saniye olarak müvekkil sanığın arama kaydı var. Örgüt üyesi olduğu iddia edilen müvekkil örgüt üyeniz ise 2022'den sonra onunla neden iletişime geçmediniz, telefonlarını engellediniz? Bunu izah eder misiniz?
Şimdi bu konularda, yani, saygıdeğer hanımefendi, ben reklam işidir, şudur, budur bunlar benim konum değil ve sizin müvekkiliniz devamlı bana mesaj atarak, hani beni bir üst yönetici gördüğü gibi yani Murat, Kültür A.Ş.'ye bunu söylerse bu olur mu minvalinde, neden? Şöyle bir kültür gelişmiş İBB'de benim dönemimden itibaren, İBB'de yukarıdan birisi bir şey söyledi mi ol diyor, oluyor. Ama bizde işler öyle yürümüyor. Ama sizin müvekkiliniz de o alışkanlık devam ediyordu ve devamlı beni bu reklam işiyle ilgili sıklıkla arıyordu. Yani artık taciz boyutuna giren şekilde, rahatsız oluyordum o yüzden engellemişimdir. Başka bir şey mi var? Ortada bir örgüt olmadığı için örgütün üyesi niye olayım? Zaten işin tuhafı da orada. Benim üyem, sözde, ben yöneticisiyim ama ondan alıyorum öbür üye Nihat Sütlaş'a veriyorum. Yani böyle hani bu iddianamedeki absürtlükleri zaten iki gündür burada yeterince anlattığımı düşünüyorum. Hani o yüzden iddianame çerçevesinde ister istemez sizin de sorduğunuz sorular aynı absürtlüğü içeriyor. Ama tabii ki bir örgüt yok, Salih Subaşı benim değil örgüt üyem, yani ne arkadaşım, ne bilmem nem. Birkaç kez iletişim koordinatörlüğüne gelip, her daim aynı şikayetlerde bulunup, 15 dakika sonra giden bir insan yani. O da ailesini geçindirmeye çalışıyor, ekmek parası, saygı duyuyorum bir şey diyemem. Ama yani zor bir insan, o yüzden de onu beğendim yani, engellemişimdir. Yok örgüt filan.
Müvekkil kendisi 'le olan bir mesajlaşmasını, savcılık aşamasında sunmuş. Bu mesajı da ben dosya üzerinden gördüğümde 'e, yani içerik tam belli değil anlayamadım ama 'la görüştün mü hani bir sorunun çözülmesi noktasında, da ona, de ona dönüş yapıyor, işte "Abi benim işlerime karışma." şeklinde dönüş yaptığı iddia ediliyor. sizinle, müvekkil sanığın bir durumu için görüştü mü? Siz bu talebi kabul ettiniz mi? Yani bu soruları, Sayın Başkanım...
Bir soruya itiraz var Avukat Hanım, itirazı alalım. Orada ...
Şunun için... Şunun için örgüt iddiasında menfaat birliği...
Soruyu anlıyorum ancak mesaj içeriği hatalı olarak beyan edildiği için itiraz ediyorum. İlgili mesajlar dosya içerisinde var. Bundan kaynaklı sorunun iptalini talep ediyorum.
Soruya cevap verilmek istenmiyor, yazılsın hani taraf bu anlamda belirtilmiş, evet. Şimdi başka sorular, sonra geçeceğiz.
Şunu izah edeyim de… Örgütte menfaat birliği var mıdır?
Avukat Hanım bize bir şey izah etmeyin bakın, zaten vakit sıkıntımız var. Problem yaşıyoruz. Sorunuz varsa soruyu alalım.
Sayın Başkanım vakit diyorsunuz ama, 4000 sayfalık, 4000 sayfalık gereksiz bir iddianamenin olduğu yerde vakit sıkıntısı...
Avukat Hanım gereklisi gereksizi sizin yorumunuz, yani şimdi orada müvekkilinizle...
Avukat Hanım soruyu sorun o zaman, yani ben sizin müvekkilinizle ilgili savunma olmuyor ki şu an. Müvekkilinizle ilgili savunma yaparken bunları anlatırsınız bize. Şu an 'un şahsına soracağınız, onlarla, onunla ilgili varsa onları alalım.
'un şahsına o mesajda 'dan bahsedildiği için müvekkil örgüt üyesi olduğuna dair bir kabulü yok Sayın Başkanım, etkin pişmanlıktan dediniz ama müvekkil örgüt üyesi olduğunu kabul etmiyor zaten. Doğal olarak...
İfadesinin giriş kısmında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği yönünde beyanı olduğu için o cümleyi kurdum. Örgüt üyesi olup olmadığı yönünde yorum yapmadık, bizim örgüte dair daha bir tespitimiz de yok. İlk başta sorunuzu sorarken de bizim adımıza bir tespitte bulundunuz ama biz iddianamenin giriş kısmında da özetleme yaparken bir tespitte bulunmadık bu yönde. Direkt soruyu alalım, Murat Bey o yazışma içeriğiyle ilgili, bahsedilen yazışma içeriğiyle ilgili var mı bir cevap vereceğiniz o yazışmaya dair?
Bir ağızda geçen bir konuşma, "İçerik sahibi değilim." şeklinde kayda geçti.
Murat Bey, dün Ali Rıza Bey de buradaydı meslektaşım, Ali Rıza Bey. Bugün yok, dolayısıyla onun adına da isterseniz bir iki katkıda bulunmak isterim. Kuşkusuz adil yargılanma, yargılama hukukunun olmazsa olmazıdır. Sizin anlatımlarınızdan da şu hususlar ortaya çıkıyor: Kanıtsız adalet olmaz. Kanıtın olmadığı yerde bir adaletin tecelli ettiğinden bahsedemeyiz dedi…
Soruya geçelim. Ali Rıza Bey'i aratmayacak şekilde doğrudan soruyu yöneltin...
Zaten Ali Rıza Bey ile birlikte hazırladığımızı beyan etmiştik. Dolayısıyla, şimdi özetle, bu anladığımız doğru mudur, tespit doğru mu? Kısaca, çok evet/hayır şeklinde cevap vermeniz yeterli bu soruda. Murat Bey, 'nın tutukluluk sürecinden haberiniz var mı? Varsa sebebini biliyor musunuz, anlamlı sebebini?
'nın tutukluluk sürecinden haberiniz var mı ve varsa eğer tutuklanma sebebini biliyor musunuz yani, ne, neye istinaden?
Tutukluluk süreci derken işte onlar da o 30 Mart'ta gözaltına alındılar, tutuklandılar, sonra da itirafçı oldu çıktı diye biliyorum.
Evet, ona isnat edilen eylemleri biliyor musunuz şeklinde.
Diğer devamında gene yani, kısa da olsa zaten evet veya hayır şeklinde kısa cevaplar vermeniz yeterli dedim, devamında gelecek sorularla da bağlam kurulabilir. Şimdi, çeşitli cezaevlerinden gelen mektuplar, haberler, ’ın Maltepe’de kaçırılması ve bunların tutukluluk incelemesini bir gün öncesinde yapılmasının sorgulamanın sona gelmesinde yeterli kanıtlar olmadığı için algı yaratmak adına olduğunu düşünüyor musunuz?
Sayın Başkanım, ben bu konu ile ilgili aslında Avukat Bey hatırlatmış oldu, müsaade ederseniz çok kısa bir şey söylemek isterim. Şimdi ben tanımıyorum Erhan Bey'i Kültür A.Ş.'deki Kültür ya da Müdür Yardımcısı Beyefendi'yi. Çok üzüldüm tabii başına gelen olaylar yüzünden. Ama orada şöyle bir husus var Sayın Başkanım, hani belki soruşturmaya da katkımız olur, bu gözaltına alınan insanlar arasında o Kültür A.Ş.'nin bir çalışanı var adı Serdar Ulusoy mu, Usluoğlu muydu? Şimdi, ben bu dosyayı iyi okuduğum için söylüyorum. İfadeye kimlerin çağrıldığını, çağrılmadığını, her şeyi okudum böyle. Dosyada iddianameye girmese de bir gizli tanık Şahin var, bir de gizli tanık Kartal var. Umarım Serdar Ulusoy denen arkadaş bunlardan bir tanesi değildir çünkü o zaman işleri iyice çıkmaz hale sokacak. Sorunuzu bilmiyorum, yanıt veremeyeceğim.
Tamam, teşekkür ederim. İhale Kanunu'na göre kısıtlı olan, ihale verilemeyecek olanların dışında yakınlarınızın ihaleye alınmaması sizlerin katı etik değerlerinizden kaynaklanmaktadır, doğru mu yani? Bu yasal bir engel yok, sadece etik değerlerinizden kaynaklı hassas davranılıyor?
Yani ben size şunu söylemek istedim, ben bunun etik değerlerinizden kaynaklandığını yani siz etik değerlerinizden...
Avukat Bey, sıradaki soruya geçelim.
Yani bununla ilgili bir mesela, bir yasak belirlenmiş mi, bunu söylemek istiyorum aslında.
Avukat Bey…
Serdal Bey ile alakalı bir husus soracağım, onun kişiliği ile alakalı. Serdal Bey ihalelere müdahale eder miydi, işinde titiz miydi ve sistemin kurallarına riayet eder miydi?
Serdal Bey, Kültür A.Ş.'nin Genel Müdürüydü. Yani o yüzden ben Serdal Bey ihalelere müdahale eder miydi sorusunu anlamadım. Görmüyorum yani, nasıl ediyor mu, etmiyor mu, nasıl, yani benim alanım değil, bilmediğim bir şey yani. Müdafi Avukat Çağan Yazıcı soruyor
Murat Bey geçmiş olsun, iki tane sorum var kısaca. Birinci sorum, Sayın Başkan da size sorgunuzun başında sordu, İstanbul Çiçekçileri ile ilgili 'ın verdiği ifade... O ifadenin devamında Kadıköy İskelesi'ndeki reklam alanlarının da sizin talimatınızla 'ye verilmesi yönünde bir isteğiniz olduğunu söyledi, söylemiş beyan etmiş. Sizin 'a böyle bir talimatınız, talimatınız yoksa bir tavsiyeniz ya da ricanız oldu mu?
O beyanda "'ye verilsin" demiyor da hani orayı, öyle mi diyor? Ben öyle hatırlamadım.
Şöyle diyor: "Kadıköy İskelesi'ndeki reklam alanlarının isimli şahsın firmasına, devamında da İstanbul Çiçekçileri Büfesi İhalesi'nde Alper Aksoy isimli kişinin şirketi..."
Tamam. Şimdi Murat Bey zaten az önce burada yaptığı şeydeki sunumunda gördük. Zaten aslında oralar kendisinin... Oralar Kültür A.Ş. uhtesinde olan yerler anladığım kadarı ile yani İBB... Benim 'a böyle bir talimatım tabii ki yok. Bir de tam tersi olmuş diye anlattı ya Murat Bey, "Benden aldılar" diye.
İkinci sorum, şimdi iddianamede çok geçiyor, Temmuz 2025'teki tweet'inde, " telefonlarını açmazdı, , 'yi sevmez" gibi ifadeler kullanmıştı. 'nin kendi duruşma beyanlarında da "Bizim ile aramız kötüdür, birbirimizi sevmeyiz" şeklinde beyan kullandı. Yine dosya kapsamında da çeşitli beyanlarda randevu vermemek gibi çeşitli iddialar var. Fakat iddianamede aranızda örgüt yöneticisi ve üyesi ilişkisi olduğu iddia ediliyor, aranızda bir menfaat bağı olduğu iddia ediliyor. Bu çelişkili durumlara ilave etmeye yönelik olarak soruyorum bu soruyu da yani 'ye yönelik... Aranızda iddia edildiği gibi bir bağ ve onun size bir bağ, ya da haz etmediğiniz doğru mu?
Şöyle kıymetli avukatım; zaten hani ben de az önce onu anlatmıştım, o yüzden benim orada örgüt üyesi olmam ne kadar absürt ise, benim yönetici olmam ne kadar absürt ise, Murat Bey'in de benden imtiyaz alması da öyle. Tabii böyle hani sevme, sevmeme... Hani benim ile aramda bir duygusal ilişki olmasına gerek yok. Yani sevme, sevme ya da sevmeme değil de benim ile herhangi bir yakınlığım, oturmuşluğum, kalkmışlığım, bir iki randevu dışı dışında yok. Çünkü Murat Bey'in gündemi sadece kendi iş alanı, o da benim gündemim değil. Doğal olarak ben her istediğimde Murat Bey ile oturup bu konuları konuşamam. Doğal olarak da kendisine çokça randevu vermediğim doğru.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.

