Eylem 15
Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme, Haberleşmenin Engellenmesi
“İddianameye göre Eylem 15, suç örgütü üyelerinin Le Meridien Otel'de gerçekleştirdikleri gizli toplantıların delillerini karartmak amacıyla kameraları bantlamaları ve sinyal kesici (jammer) kullanmaları eylemlerini kapsamaktadır. Savcılığın iddiasına göre, Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş'in talimatlarıyla hareket eden Mustafa Akın, Özgür Türkmen, Emre Manav, Çağlar Türkmen ve Emin Türe, 08.10.2024, 12.10.2024 ve 06.03.2025 tarihlerindeki toplantılarda güvenlik kameralarının görüş açılarını kapatmış ve ortama jammer cihazları sokmuştur. Otelin fiili sahibi olduğu iddia edilen Adnan Çebi'nin de bu toplantılara izin vererek ve masrafları kendi şirketi Makyol İnşaat'a fatura ettirerek örgüte lojistik ve finansal destek sağladığı ileri sürülmektedir. Bu yöntemle, örgüt yöneticilerinin dışarıdan denetime kapalı alanlarda bir araya gelmesi ve suç delillerinin oluşmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Savcılık, bu eylemleri suç delillerini gizleme ve suç örgütüne üye olma kapsamında değerlendirerek TCK'nın ilgili maddeleri gereğince cezalandırma talep etmektedir. İddialar, otel kamera kayıtları, HTS ve baz istasyonu analizleri ile şüpheli ifadelerine, bilhassa Yakup Öner'in tutuklu iken etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeye dayandırılmaktadır.”
- ·Keleş 6 Mart 2025'te Le Meridien Otel'de bulunmadığını; otelin giriş-çıkış kamera kayıtlarının incelendiğini ve otele herhangi bir giriş-çıkış yapmadığının açıkça tespit edildiğini belirtmektedir. Zorlu Raffles Otel'de yapıldığı iddia edilen toplantıların hiçbirinde de bulunmamış, sayılan tarihlerde o lokasyonda baz verisi olmadığı dosyada sabittir.
- ·Suçlamanın dayanağı olan baz değerlendirmesi teknik olarak hatalıdır: otel koordinatı merkez alınarak 500 metre çaplı alanda, 437 metre mesafedeki bir baz istasyonundan üstelik bir saat önce sinyal verilmesi toplantıya katılım sayılamaz; baz istasyonlarının kapsama alanı 1-2 kilometreyi bulabilir ve sinyal Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinde seyir halindeyken dahi verilmiş olabilir.
- ·Kamera kaydıyla çürütülmüş bir iddianın yalnızca kapsama alanı hesabıyla ima yoluyla yeniden ileri sürülmesinin sağlıklı bir delillendirme değil, başarısız bir delil üretme çabası olduğunu savunmaktadır.
- ·Akın, jammer cihazlarının rahmetli Kadir Topbaş döneminde alınıp İBB envanterine kazandırıldığını, olası uzaktan kumandalı patlayıcı saldırılarına karşı önleyici ve caydırıcı koruma tedbiri olarak ekipte bulundurulduğunu; Rusya'da bir Rus generalinin aracına ve blog yazarı Tatarski'ye yapılan uzaktan kumandalı bombalı saldırıları örnek göstererek bu cihazların VIP koruma standardı olduğunu savunmaktadır.
- ·Sunulan Hanefi Avcı uzman görüşüne atıfla Le Meridien Otel'in tepesinde ve çevresinde dört baz istasyonu bulunduğunu, bunlardan birinin İstanbul'un en büyük baz istasyonlarından olduğunu ve bu yoğunlukta jammer cihazlarının zaten teknik olarak çalışamayacağını ileri sürmektedir; Çağlar Türkmen'in ifadesinde de cihazların bavul içinde otele götürülüp açılmadan bırakıldığı beyanını delil olarak göstermektedir.
- ·Kamera bantlamanın yalnızca İmamoğlu'nun kıyafet değiştirdiği alana bakan kameranın kapatılmasından ibaret olduğunu; lobi, fuaye, gezinti alanı kameralarının açık kaldığını; gizlilik amacı olsaydı otelin 4. katındaki VIP girişi yerine ana girişten çakarlı araçlarla ve otel müdürünün karşılamasıyla girilmeyeceğini, bunun 'davul zurna eksik' bir geliş olduğunu savunarak gizli toplantı iddiasını mantık dışı bulmaktadır.
- ·Otel müdürü Sinan Udil'in ifadesinde otelde herhangi bir haberleşmenin engellenmediğini net olarak beyan ettiğini; Balıkçı Kahraman, İsmail Küçükkaya ve The Marmara olaylarını referans göstererek kamera kapatmanın özel hayat ve itibar koruma motivasyonuna dayandığını, bunun tüm koruma ekiplerince uygulanan standart yöntem olduğunu (Tarabya'da eski bir devlet bakanının restoran katı kapattığını gözleriyle gördüğünü) ifade etmektedir.
- ·Akın, jammer cihazlarını 'kullanmadık, bulundurduk' şeklinde net olarak ayırt etmekte; Le Meridien'in tepesinde İstanbul'un en büyük baz istasyonlarından biri olmak üzere dört baz istasyonu bulunduğu için cihazın açılsa dahi 'en fazla 3-4 saniye çalışıp bas kes yapacağını' uzmana başvurularak teyit edilebileceğini, cihazların yalnızca önleyici-caydırıcı gösterim amaçlı ekipte tutulduğunu savunmaktadır.
- ·Cihazların Kadir Topbaş döneminde İBB envanterine kazandırıldığını (muhtemelen İSTGüven üzerinden), Alman firmalara tamire gönderildiğini, eski oldukları için sık arızalandıklarını; Hanefi Avcı uzman görüşünde bu cihazların radyo, polis telsizi, GSM gibi tahsisli frekanslara girmeyen boş bantlarda yayın yaptığı ve dolayısıyla haberleşmeyi etkilemediği tespiti yapıldığını vurgulamaktadır.
- ·Kamera bantlamanın yalnızca başkanın üzerini değiştirdiği veya yemek yediği mahrem alana bakan kamerayı kapsadığını, Marmara Oteli ve Balıkçı Kahraman olayından sonra ekipte ortak kararla benimsendiğini; İşletmenin şikayeti olmadığı için yasal engeli bulunmadığını ve bunun tüm korumalar tarafından uygulandığını 'mahkeme salonunda da bantlama yapılmıyor mu, tedbirsiz mi bizimkiler' karşı sorusuyla pekiştirmektedir.
- ·Sulh Ceza Hakimliği'ndeki 'diğer arkadaşlar ve Ekrem İmamoğlu toplantı yaptığı mahrem alanda kameranın kapatılması kararını aldık' şeklinde tutanağa geçen ifadesinin yanlış tutulduğunu, gerçekte bu kararı belediyedeki kendi odasında koruma ekibiyle aldıklarını ve mahkeme tutanağına 'yanlış aktarılmış' şerhi düşülmesini talep etmektedir.
- ·DAEŞ tehditleri sonrası valiliğin ek koruma + 2 sivil arkadaş tahsis ettiğini, ancak İçişleri Bakanlığının istihbarat detayını ekipteki polislere bile vermediğini; jammer'ların cami, diğer belediyeler (Tokat Belediyesi'nde 'böcek' bulunması örneği) gibi pek çok kamusal mekanda bulunduğunu ancak 'sorsanız herkes yok der'; bu yaygınlığın cihazın kendisinin suç unsuru olmadığını gösterdiğini savunmaktadır.
- ·Sanık, 6 Mart 2025 günü ayak ameliyatı sonrası doktor kontrolüne gittiğini, ardından uzun süredir kullandığı Le Meridien Otel'in spor salonu ve restoranına geçtiğini, Ekrem İmamoğlu'nun geldiğini görünce kendiliğinden merhaba demeye çıktığını, bunun önceden planlanmış bir 'karşılama' değil tesadüfi bir 'karşılaşma' olduğunu belirtmektedir.
- ·Otel kamera kayıtlarına ve saatlere (10.05 araca biniş, hastane randevusu 10.30-10.37, otele dönüş 13.00-13.30, İmamoğlu'nun otelden 11.30'da ayrılması) dayanarak, kendisinin otel koridorunda sadece yaklaşık dört dakika kaldığını, hiçbir toplantı odasına girmediğini ve doğrudan restorana geri döndüğünü kanıtlarıyla ortaya koymaya çalışmaktadır.
- ·Karşılaşma anındaki kıyafetinin (şort, hastane terliği, koltuk değneği) resmi bir 'karşılama' ya da örgütsel bir buluşma senaryosuyla bağdaşmadığını, ayrıca dört ay boyunca elde bulunan bu kamera görüntülerinin mahkeme tarafından incelenmediğini ve tahliyesine karar verilmediğini eleştirmektedir.
- ·Avukat Nusret Yılmaz'ın yönlendirmesiyle Seza, yaklaşık beş yıldır Le Meridien Otel'in düzenli müşterisi olduğunu ve oteldeki müşteri profilinin çok geniş olduğunu açıklamıştır: 'Çok var. Yani özellikle politikacı, siyasetçi var... Bir aydır kapısında kuyruk oluyor yani.' Bu cevap, otelde baz çakışmasının özel/gizli bir toplantı kanıtı olamayacağını, sıradan müşteri trafiğinin sonucu olabileceğini savunmaktadır.
- ·Seza, otelde 'kademeli olarak en alttan en üste kadar' siyaset, sanat, spor, ticaret dünyasından kişilerle karşılaştığını, çay/kahve içtiğini belirterek baz istasyonu örtüşmelerinin örgütsel niyet değil sosyal yoğunluk göstergesi olduğunu ima etmektedir. 'En tepeyi görmedim, diğer herkesi gördüm' ifadesi, çevre ilişkilerinin tek başına suç delili sayılmasına itirazın temelini oluşturmaktadır.
- ·Seza, 'beşeri ve arkadaşlık hukuku kapsamındaki ziyaretim sonrasında başka cezaevine nakledildim' diyerek tutukluluk koşullarının somut bir suça değil sosyal ilişkilere dayandığını öne sürmüştür. Bilgi kaynağının dedikodu olduğunu kabul etmekle birlikte, 'Sayın Başkana, Ekrem İmamoğlu'na yakınlık sebebiyle ben buradayım' ifadesiyle yargılamanın siyasi/sosyal yakınlığa dayalı olduğunu savunmaktadır.
- ·Soytekin, Makyol İnşaat ile 10 yılı aşkın ticari ilişkisi olduğunu, Esenyurt'taki kreşi Makyol'un gerçekten bağış olarak yaptırdığını ve parasını hak ediş usulüne göre kendi şirketine gönderdiğini beyan etmektedir. Faturanın da kreş olarak Makyol'a kesildiğini açıklamaktadır.
- ·Kemal adlı Makyol yetkilisinin şantiyeye gelip kontrol ettiğini ve ödemelerin ilerleme seviyesine göre yapıldığını belirterek münhasıran reel bir inşaat faaliyeti olduğunu vurgulamaktadır.