Sayın Başkan, değerli heyet; Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum. Sevgili avukatlarımızı, bizi ilk günden beri yalnız bırakmayan sevgili ailelerimizi sevgiyle kucaklıyorum. Savunmama başlayayım. Sayın Başkan, değerli heyet; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yapmakta iken, 26 Nisan 2025 Cumartesi günü saat 06.00’da şafak baskınıyla evimden gözaltına alındım. Bu sırada eşim, 6 aylık hamileydi. Şimdi kızımız 11 aylık oldu. 4 gün boyunca gözaltında tutuldum. Emniyet ve savcılık aşamalarında, ismimin dahi geçmediği, daha önce idare mahkemesi ve Danıştay tarafından karara bağlanmış iddiaları içeren bir tevdii raporu ile gizli tanık beyanları soruldu. 30 Nisan 2025 tarihinde tutuklandım. Hayatının tamamını kamu hizmetine adamış bir şehir plancısı ve bürokrat olarak, 7 ay ne ile suçlandığımı bilmeden geçti. Düzenlenen iddianamede hakkımda irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütüne üyelik gibi son derece ağır suçlamalar ileri sürüldüğünü öğrendim. Öncelikle ifade etmek isterim ki tutuklanmama gerekçe gösterilen beyana dayalı iddialar ne denli gerçeklikten uzaksa, bugün huzurunuzda sanık olarak bulunmama dayanak teşkil eden iddianamedeki iddialar da aynı ölçüde gerçeklikten uzaktır. İdare hukukunun en temel ilkeleriyle bağdaşmayan, idari süreçler ve ceza hukuku bakımından da uyumsuz, maddi gerçek ve delillerle örtüşmeyen, tek bir somut delile dayanmayan, yalnızca sözde itirafçı ve diğer beyanlarla ayakta tutulmaya çalışılan iddialardan ibarettir. Bu itirafçı beyanlarının uydurma ve hayal ürünü olduğunu, peşin cezalandırmadan kaçınmak amacıyla verildiği zamanla ortaya çıkmakta ve bizzat itirafçılar tarafından geri çekilmektedir. Bu noktada savunmamın devamında hakkımda iddia edilen her bir eyleme ilişkin teknik savunmaları tek tek yapacağım. İddiaları dosyaya sunduğum delillerle birer birer çürütecek, tüm çelişkileri ortaya koyacak ve söz konusu eylemlerin gerçekte hiçbir hukuki anlam taşımadığını ve tarafıma isnat edilebilecek tek bir suç dahi olmadığını açıkça göstereceğim. Zira herhangi bir suç işlemediğim gibi cevaplayamayacağım tek bir soru, hesap veremeyeceğim tek bir işlem, açıklayamayacağım tek bir karar ya da imza yoktur. Burada asıl acı olan, hayatım boyunca titizlikle koruduğum kamu görevlisi kimliğimi ve mesleki itibarımın bu gerçek dışı iddialarla yan yana getirilerek kirletilmeye çalışılmasıdır.
Ramazan Gülten Savunması
Sayın mahkemenizin de malumları olduğu üzere benden önce konuşan meslektaşlarımın da ifade ettiği gibi imar ve şehircilik alanında yürütülen tüm işlemler, kanun ve yönetmeliklerden oluşan imar mevzuatına, teknik kriterlere ve imar planlarına bağlıdır. Bu görev, kişisel takdirle değil ancak ve ancak hukuk, teknik raporlar ve yazılı düzenlemeler çerçevesinde yürütülür. Hepsinin temelinde ise kamu yararı ilkesi bulunmaktadır. Ben de tüm meslek hayatım ve İBB’deki görev sürem boyunca tam da bu ilkelere bağlı kalarak imar mevzuatının gereklerini yerine getirdim. Ne herhangi bir kişiyi menfaat teminine zorladım ne bir kimseden hukuka aykırı talimat aldım ne de görevimin gereklerine aykırı tek bir karar verdim. Kamu gücünü, kişisel ya da üçüncü kişilerin çıkarı için asla kullanmadım. Buna rağmen bugün burada sanık sıfatıyla bulunmamın nedeni, soyut isnatlarla ve idare hukukuna yabancı iddialarla dolu iddianamede teknik ve hukuki süreçlerin kriminalize edilme çabasıdır. Bu nedenle savunmam, bir suç isnadına verilen cevabın ötesinde, hukuk çerçevesinde yürütülen bir kamu hizmetinin haksız biçimde suç olarak gösterilmesine karşı hakikatin ortaya konulmasından ibarettir. Yargı kararlarına ilişkindir. Söz konusu 13 eylemin 2'sinde encümen üyesi sıfatıyla, 11'inde ise vekaleten encümen üyesi olarak görev aldım. Suç isnat edilen eylemlerin hiçbirinde adım olay örgüsü içerisinde yer almıyor. Adım, yalnızca suç isnadı bölümünde geçiyor. Fiillere ilişkin somut bir tespit, işlem veya şahsi bir müdahaleme dair herhangi bir açıklamaya yer verilmiyor. Eylem 70 ve 71 dışındaki diğer 13 elem tarihinde imar müdürü olarak görev yapmaktaydım. Eylem 25 kapsamında belirtilen hususlar, İstanbul İmar Yönetmeliği ve meclis kararları doğrultusunda 2019 yılı öncesinde de gerçekleştirilen silüet incelemelerinden oluşuyor. Bilirkişi incelemesiyle de mevzuata uygunluğu tespit edilmiştir. Eylem 26 olarak belirtilen imar planı onayı hususu ise İmar Müdürlüğünün görev, yetki ve tanımında kapsamında dahi bulunmamaktadır. Encümen faaliyetlerine ilişkin 13 eylem bakımından ise belirtilen encümen üyeliği, ilgili mevzuat ve kanunlar doğrultusunda İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı makamına verilmiş görev tanımının doğal bir sonucudur. Bu kapsamda 2019 yılı öncesinde nasıl gerçekleştiriliyorsa aynı şekilde yerine getirilen görevler şahsi bir tercih değil, tamamen hukuki bir yükümlülüğün ifasından ibarettir. Bu nedenle tarafıma yöneltilen isnatların görev, yetki ve sorumluluk sınırları idari hiyerarşi içerisindeki konumum ve şahsi atfedilebilecek somut bir işlem, talimat, müdahale veya kişisel tasarruf ortaya konulamadığından hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıktır.
Ben, 20 yıldır şehir plancısı ve 17 yıldır ise kamu emekçisiyim. Mesleki bilgi ve birikimimi beni yetiştiren Cumhuriyet'e ve halkıma faydalı olabilmek için kullandım. 20 yıllık meslek hayatımın sonunda krediyle edindiğim İstanbul Maltepe'de bir evim ve bir aracım bulunmaktadır. Eşimle birlikte maaşlarımızla güçlükle ödediğimiz borç ve kredi, tutuklandıktan sonra maaşımın düşmesi nedeniyle ödeyebilmek için evimi satışa çıkarmak zorunda kaldım. Ancak hakkımda çıkan haberler ve karalamalar nedeniyle İBB dosyasından tutuklu olduğumu öğrenen alıcılar vazgeçti. Evi satamayınca aracımı sattım. Tüm mal varlığım bunlardan ibarettir. Evimizde yapılan aramada ise yalnızca 1 çeyrek altın ve 100 dolar bulunmuş. Ancak aramayı gerçekleştiren polisler bunları tutanağa geçirmek zahmetinde bulunmadılar. Toplu paradan bahsediyorlardı. 1982 yılında Karaman'da 3 çocuklu bir işçi ailesinin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldim. Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nü kazandım. Üniversite hayatım boyunca çeşitli işlerde çalıştım. Yaz aylarında memleketimde gündelik işlerde çalışarak annem ve babamın fedakarlıklarıyla eğitimimi tamamladım. Meslek hayatıma dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından açılan çevre düzeni planı ihaleleri kapsamında Doğu ve Orta Karadeniz'de 11 ili kapsayan bölge planı çalışmalarını yürüten bir planlama firmasında başladım. Ardından Üsküdar Belediyesi'nde 1,5 yıl şehir plancısı olarak görev yaptım. 2009 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan sözleşmeli personel alım sınavı ve mülakatını kazanarak göreve başladım. 8 yıl şehir plancısı olarak görev yaptığım Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile alt ölçekli bölge planlarının hazırlanması ve onay süreçlerinde görev aldım. Ayrıca ilçe belediyelerinin imar planları değişikliklerini incelenerek imar komisyonuna sunulması ve meclis onayı sonrasında ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi sorumluluklarını üstlendim. 2012 yılından itibaren TMMOB Şehir Plancıları Odası'nda çeşitli görevlerde bulundum. Kent suçlarına karşı mücadeleyi mesleki bir sorumluluk olarak gördüm. 2017 yılında Çanakkale Kepez Belediyesi'ne naklen geçiş yaparak İmar ve Şehircilik Müdürü olarak göreve başladım. Bu görevim kapsamında 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planlarının revizyon süreçlerini yürüttüm. Kaçak yapılaşmanın, projeye aykırı imalatların ve güvenlik eksikliklerinin daha inşaat aşamasında önüne geçebilmek amacıyla çatı kontrolü, sıva öncesi tesisat kontrolü ile tente ve sundurma yapım esasları gibi uygulamaları hayata geçirdim. Bu sayede keyfi ve güvenli olmayan yapılaşmanın önlenmesinde önlenmesine katkı sağladım. 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne naklen atandım. İmar Müdürü olarak görevlendirildim. 5 yıllık imar müdürlüğü sürem, kurum tarihindeki en uzun görev sürelerinden biridir. Bu süre zarfında 470 yapı ruhsatı, 79 yapı kullanma izin belgesi, 327 mimari estetik komisyon kararı, 87 silüet onayı ve 23 yıkım ruhsatında imzam bulunmaktadır. Düzenlenen 470 yapı ruhsatının 317'si İstanbul Büyükşehir Belediyesi hizmet yapılarıdır. Ayrıca 293 proje onaylanmış, Bakırköy, Kağıthane, Şirinevler, Esenler, Kadıköy ve Üsküdar başta olmak üzere toplam 19 meydan projesi tamamlanmıştır.
Yapı Bilgi Modellemesi sistemi kapsamında; ruhsat süreçlerinin dijitalleştirilmesi, proje, üretim ve kontrol süreçlerinin ortak bir platformda yürütülmesi ve imar kontrolünün otomasyonla yapılması ve tüm süreçlerin şeffaf, izlenebilir ve standart hale getirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüm. Bu sayede hata payının azaltılması, süreçlerin hızlandırılması ve kamu yararının en üst düzeye düzeyde sağlanması hedef alındı. İstanbul İmar Yönetmeliği'nin revizyon sürecinde sürdürülebilirlik, afet odaklı planlama, erişebilirlik, toplumsal eşitlik ve kent estetiği gibi temel ilkeleri esas alan önemli maddelerin değiştirilmesine katkı sundum. Bu kapsamda yönetmeliğin uluslararası örneklerle uyumlu hale getirilmesi amacıyla yurt dışı uygulamalar incelenmiş, çeviri ve karşılaştırma çalışmaları yürütülmüş, ilçe belediyeleri, meslek odaları, üniversitelerin katılımıyla çok sayıda çalıştay organize edilerek ortak akılla şekillenen bir revizyon süreci gerçekleştirilmiştir. İmar Müdürlüğü'nün bir diğer temel görevi, İstanbul genelinde mevzuata aykırı yapılaşmaların ve kamusal alan işgallerinin önlenmesi ile ilçe belediyelerinin ruhsat işlemlerinin denetlenmesidir. Bu kapsamda İstanbul genelinde 6158 denetimin gerçekleştirilmesini sağladım. Tespit edilen aykırılıklar arasında ruhsat ve projeyle proje tadilatıyla giderilemeyen 257 yapıda ilçe belediyelerince tutanak düzenlenmiş. 88 yapıda yıkım gerçekleştirilmiş. İlçe belediyelerin uyarılarımıza rağmen işlem yapmadığı yapılar için ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapı tatil tutanağı düzenlenmesi işlemlerini yürüttüm. Bunların 84'ü yıkıldı. Ayrıca Kadıköy Meydanı, Bakırköy Meydanı, Üsküdar Salacak Sahili, Büyükçekmece Sahili, Beyoğlu Şişhane Meydanı, Bezmialem Valide Sultan Camii, Fındıklı Parkı, Sultanahmet Meydanı, Lohusa Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Beyazıt Meydanı, Maltepe Meydanı ve Kartal Sahili gibi birçok alanda gerçekleştirilen yıkımlar ile kamuya ait alanlardaki işgallere son verilmesini sağladım. Daire Başkanlığı görevinde geçen 11 aylık süre içinde Kartal E-5 Kuzey Planı, Üsküdar Bulgurlu Planı ve Silivri Ortaköy Planı başta olmak üzere önemli planlama çalışmalarını yürüttüm. Ayrıca deprem açısından en kırılgan bölgelere ilişkin yaptığımız analizler doğrultusunda önceliklendirdiğimiz 10 bölgenin planlama çalışmalarını başlattım. Yıllardır seçim dönemlerinde çözüm vaadiyle gündeme getirilen ancak sonuçlandırılmayan Avcılar Yeşilpınar örneğinde ise bizim dönemimizde onaylanan plan doğrultusunda vatandaşların tapu sorunlarının çözümünün ve mahallenin dönüşümünün önünü açacak imar uygulamaları çalışmalarını başlattım.
Sayın heyetinize kısaca özetlediğim meslek hayatımdan da anlaşılacağı üzere tüm meslek hayatım boyunca kendime tek bir ilke edindim. Kamu gücünü kullanırken ne kişisel korkularla hareket etmek ne de kişisel menfaat gözetmek. Yalnızca hukuka ve kamu yararına bağlı kalmak. Hem İmar Müdürlüğü hem de Daire Başkanlığı görevlerim boyunca imar mevzuatları mevzuatına aykırılıklarla mücadele ederken kamu alanlarını işgallerden arındırırken ve imar planlarını hazırlarken kendisini güçlü gören, nüfuz sahibi olduğunu düşünen ve kimi zaman kendisini devlet yerine koymaya çalışan kişi ve grupların tepkilerine tepkilerini göz önüne alarak görev yaptım. Çünkü Sayın Başkan, değerli heyet sizlerin de bildiği üzere kamu görevlisinin görevi güçlüden yana olmak değil, hukuktan yana olmaktır. Elbette hukuktan yana duruşumdan rahatsız olanlar da olmuştur. Bir tık geri rica ederim. Üsküdar Salacak Sahili'nde... Üsküdar Salacak Sahili'nde halk oylamasıyla belirlenen projenin uygulanmasının önünde engel teşkil eden ve kamusal alanı işgal ederek ticari faaliyet yürüten 12 yapıyı tespit ettik. Bu yapılardan 8 tanesinin yıkımını 2 yıllık süreçte gerçekleştirdik. Yapının yıkımı sırasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından gece saat 2'de yıkıma engel olunması yönünde emniyete, yıkım yapanlar hakkında işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı gönderip kaçak yapının yıkımını engellemek amacıyla 10 gün boyunca 2 TOMA, 8 otobüs çevik kuvvet bölgede nöbet tuttu. Bu engellemelere rağmen söz konusu yapı nihayetinde büyük olaylarla yıkıldı. 10. yapının yıkımı sırasında gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradım. Saldıranlar burada. Yani şöyle: Tansiyonunuz çıksa, beş dakika çay içmeden oturamayacağınız yerler vardı böyle. Buraların işgallerini kaldırdık ve insanların rahatça oturabilecekleri, denizle ilişki kurabilecekleri, Topkapı Sarayı'nı, Galata Kulesi'ni, Kız Kulesi'ni izleyebilecekleri, ücretsiz izleyebilecekleri bir alan oluşturduk. Linç edilmek istendim ve ciddi şekilde yaralandım. Kaçak, iki kapı, iki kaçak yapıya ilişkin yıkım süreci ise halen Danıştay'da devam etmektedir. Şurada polis işgal şeylerin korumasını görebiliyoruz. Kamu düzenini ve kamusal alanları korumaya çalışırken bana yönelik gerçekleştirilen bu fiili saldırıya ilişkin yargılama 3 yıldır sürüyor. Bugüne karşı hiç kimse bir haftadan fazla tutuklu kalmamıştır. Buna karşılık bugün ben, ismimin dahi açıkça zikredilmediği, soyut beyanlara dayalı isnatlar nedeniyle 14 aydır özgürlüğümden yoksun bırakılmış bulunuyorum. Yalnızca hukuktan yana durduğu için hedef alınan ve bu nedenle fiili saldırıya uğrayan ve maruz kaldığı saldırıya ilişkin yargılaması 3 yıldır sonuçlandırılmamış bir kamu görevlisinin bugün suç örgütüne üye olmak, kamu görevini kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak ve menfaat temin etmek gibi son derece ağır suçlamalarla yargılanıyor olması adalet duygusunu derinden zedelemektedir. Bu çelişkinin değerlendirilmesini ve hakkaniyetin tesisini sayın mahkemenizin takdirine sunuyorum. Bu arada duruşmamız da haftaya salı günü başkanım. 23'ünde.
Bu çerçevede öncelikle hakkımdaki irtikap iddialarına değinmek isterim. İddianamede 25 ve 26 numaralı eylemler kapsamında tarafıma irtikap suçu isnat ediliyor. Söz konusu eylemlerin teknik detaylarını birazdan ayrı ayrı açıklayacağım. Ancak öncelikle bu iddialara dayanak gösterilen delillerin somut biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Aksi halde herhangi bir delile dayanmaksızın yapılan değerlendirmeler hukuki bir tespit değil, yalnızca bir varsayım niteliği taşır. Bu kapsamda eylem 25 ve 26 yönünden dosyadaki, dosyada hakkımdaki suçlamalara dayanak olarak gösterilen hususlar; müşteki beyanları, etkin pişmanlıktan yararlanan şüpheli ifadeleri ve gizli tanık anlatımlarından ibarettir. Maddi temelden yoksun, idare hukuku ve imar mevzuatı bilgisi içermeyen bu soyut beyanlar dışında tek bir somut delil bulunmamaktadır. Sonuç olarak; iddianamede, kamu görevim kapsamında yürüttüğüm işlemler dışında söz konusu suçu işlediğime dair herhangi bir somut tespit yapılmadığı açıkça görülmektedir. Nitekim hakkımda ortaya konulmuş bir maddi delil bulunmadığı gibi bulunması da mümkün değildir. Bu nedenle iddialar, görevin gereği yürüttüğüm işlemlerden hareketle varsayımlara dayalı olarak kurgulanmıştır. Emniyet aşamasında bana yöneltilen sorular arasında bulunan ve iddianamede adeta buharlaşan gizli tanık Ladin'in anlatımı ile savcılığa verdiği liste üzerinden, iddianamenin kurgusu gereği imar süreçlerinde ve Mimari Estetik Komisyonu'nda "bir şeyler vardır" diyerek yola çıkıldı. Oysa bugün gizli tanık Ladin'in ifadesi, 4000 sayfalık iddianamede yalnızca bir kez, o da benim savcılık ifademin olduğu bölümde geçmektedir. Gizli tanık Ladin ifadesinde özetle; 2019 yılından sonra Mimari Estetik Komisyonu adı altında bir komisyon kurulduğunu ve projelerin siluet onayı almaya zorlandığını ve bu projelerin sosyal yardım yapmaya yönlendirildiğini iddia ederek bir proje listesi sunmuştur. Bu kavramları ve iddiaları ayrıntılı şekilde anlatacağım. Ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus, Ladin'in beyanlarının iddianamede tamamen yok sayılmasıdır. Bunun nedeni söz konusu beyanların gerçeği yansıtmayan, dayanaksız iddialardan ibaret olduğunun ortaya çıkmasıdır. Savcılık, Ladin'in sunduğu listedeki projelere ilişkin dosyaları talep etmiş ve bu dosyaları incelenmek üzere İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne göndermiş. Toplam 32 dosya. İl Müdürlüğü tarafından incelenmiş, yapılan tüm işlemlerin mevzuata uygun olduğunu ortaya koyan rapor 10.11.2025 tarihinde, iddianamenin düzenlenmesinden yalnızca bir gün önce savcılığa sunulmuştur. Bu raporla birlikte gizli tanık Ladin'in beyanlarının herhangi bir somut dayanağı olmadığı açıkça ortaya çıkmış, böylece söz konusu iddialar tamamen hükümsüz hale gelmiştir.
Hakkımda somut bir ifade veremeyen bir başka gizli tanık ise Zeytin'dir. "İfade veremeyen" diyorum çünkü bu gizli tanık, Ramazan Gültekin adında birinden bahsetmektedir. İddianamede yer alan örgüt şemasında bu örgüt şemasında da fotoğrafımın altında bu isim yazmaktadır. Yani öyle olduğunu düşünüyoruz çünkü yaklaşamıyoruz. Şey de, görüntü kalitesi de şey değil. Kimliğimi dahi doğru tespit edemeyen, ayrıca görev alanımın Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi'ne ilişkin olmadığını bilmeyen bir gizli tanığın beyanlarına iddia makamı da itibar etmemiştir. Bu nedenle söz konusu anlatımlar kapsamında tarafıma herhangi bir suç isnadı yöneltilmemiştir. Sayın Başkan, belediyeler nezdinde yürütülen imar ve ruhsat süreçleri, doğası gereği ekonomik menfaatlerle doğrudan bağlantılıdır. Bu kapsamda hukuka uygun olarak verilen bir “hayır” cevabı, çoğu zaman birileri için ciddi ekonomik kayıplar anlamına gelmektedir. Bu sebeple, hukuka uygun hareket edilmesine rağmen beklentileri karşılanmayan kişiler, kamu görevlilerini hedef alabiliyor. Bu kişilerin kendi sorumluluklarını yerine getirmeden, hayalini kurdukları projelere ruhsat verilmediği ya da iskan düzenlenmediği yönünde kamu görevlilerine yönelik suçlamalarda bulunduğu birçok kez görülmektedir. Benim suçlandığım eylemlerde de benzer tutumların söz konusu olduğu anlaşılacaktır. Zira görevim gereği ben; kaçak yapılaşma ve mevzuatın uygulanması gibi birçok durumda “hayır” demek zorunda kaldım. Ancak hiçbir zaman bir menfaat karşılığında “evet “demedim. Bu itibarla, hakkımdaki isnatların tamamının yalnızca gizli tanık beyanlarına dayandığı; bu beyanlardan birinin, bilirkişi raporu ile açıkça çürütüldüğü için iddianamede yer almadığı, diğerinin ise herhangi bir somut suç isnadı içermediği açıktır. Dolayısıyla hakkımda ileri sürülen iddiaların hiçbir somut delile dayanmadığı ve hukuki bir değer taşımadığı ortadadır. Eylem 25 ve 26 kapsamında; mağdurlar Abdülkerim Fırat, ; şüpheliler , ile müşteki 'ın beyanlarında ne ismim geçiyor ne de tarafıma isnat edilen bir fiilden bahsediliyor. Hakkımdaki suçlamaların yalnızca yürüttüğüm kamu görevine dayandırıldığı görülüyor. Eylem 25 çerçevesinde teknik savunmalarım: Eylemleri teknik açıdan incelediğimizde; eylem 25 kapsamında, Pasifik Grubu'na ait projelerin siluet onayı biriminde haksız şekilde ve uzun süre bekletildiği, bu süreçte sözde menfaat talep edildiği iddia ediliyor. Daha önce de ifade ettiğim üzere, bu iddialara ilişkin beyanlarda şahsımdan doğrudan bahsedilmemekte; yalnızca siluet kararlarının verildiği Mimari Estetik Komisyonu üyesi olmam nedeniyle, iddia makamı tarafından tarafımla dolaylı bir ilişki kurulmaktadır. Beyanların ve dolayısıyla iddianamenin temel dayanağı ise mevzuata aykırı şekilde siluet onayı şartı getirildiği ve bu sürecin kasten uzatıldığı iddiasıdır. Oysa bu iddiaların gerçeği yansıtmadığı; hem mevzuat hükümleri hem de süreçlerin işleyişi bakımından projeler tek tek incelendiğinde açıkça ortaya çıkacaktır.
Bu kapsamda, söz konusu iddiaları imar mevzuatı çerçevesinde ayrıntılı olarak değerlendireceğim. İddianamenin, beyanları esas alarak yeterli, kapsamlı ve doğru bir inceleme yapmadan sonuçlara ulaştığı yönünde birçok savunma dinledik. Bende durum biraz farklı; gizli tanık Lale'nin sunduğu liste esas alınarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından dosyalar üzerinden ayrıntılı bir inceleme yapılmış. İncelenen tüm projelerde siluet onayı alınmasının gerekli olduğu açıkça rapor altına alınmış. Burada, öncelikle Mimari Estetik Komisyonu’nun ve siluet onayı prosedürünün açıklanması gerekiyor. Mimari Estetik Komisyonu, yalnızca İstanbul'a özgü bir uygulama olmayıp Türkiye genelinde, yerel yönetimler bünyesinde yerleşimlerin ve yapılaşmanın; şehircilik ilkeleri, estetik değerler ve işlevsellik açısından niteliğini artırmak amacıyla oluşturulan kurullardır. İstanbul'un siluetinin nasıl değiştiğini ortaya koyabilmek açısından birkaç örnek sıralamak zihin açıcı olacaktır. Öncesinde ise İstanbul silueti kavramının neyi ifade ettiğini kısaca açıklamakta fayda var. İstanbul, planlama tarihi boyunca doğu-batı doğrultusunda lineer gelişmiş; kuzeyde yer alan orman alanları, tarım alanları ve su havzalarının korunması gerektiği kabul edilerek yerleşim ve çalışma alanlarının kuzeye doğru yayılmasını engellemeye yönelik planlama kararları geliştirilmiştir. Bu sayede kentin makroformunun uzun yıllar korunması sağlanmış; bu makroform içerisinde özellikle Tarihi Yarımada ve Boğaziçi bölgesinde anıtsal yapıların üçüncü boyuttaki algısını bozacak, silueti kapatacak her türlü yapılaşmanın önlenmesi temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Bu kapsamda, hatt-ı bala olarak adlandırılan ve artı 40 kotu olarak ifade edilen siluet sınırı, 1936 yılında Henri Prost tarafından belirlenmiş, İstanbul'un 7 tepesi ile anıtsal yapıların Haliç ve Marmara Denizi'nden algılanmasını engelleyecek yapılaşmalara karşı plan kararları geliştirilmiştir. Hatta bu ilkelere aykırı yapıların fazla katları yıkılmıştır. Örneğin Süleymaniye Camii'nin siluetini etkileyen Botanik Enstitüsü'nün 3 katı yıkılmıştır. Benzer şekilde bizim dönemimizde de kurul tarafından onaylanmış, Süleymaniye'nin önünü kapatan bir vakıf yurdunun son katının yıkımı gerçekleştirildi.
Tekrar dönersek oradaki siluet şeylerini görelim. Tarihi Yarımada, Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya ve Tarihi Yarımada'nın, Topkapı Sarayı'nın... Hatt-ı bala dediğimiz artı 40 kotu şu 40 kotudur. Onun üstüne çıkılmamasına yönelik bir karar geliştirilmiştir. Devam edersek bu karar bütün planlarda korunmaya çalışılmış, bozulan şeyler olmuş. Tarihi Yarımada'nın arkasındaki ilçelerde özellikle; Zeytinburnu, Esenler, Bayrampaşa, Bağcılar gibi ilçelerdeki şeyler için de, ilçeler için de korunmaya çalışılmıştır. Onları ileride anlatacağım. Dolayısıyla Tarihi Yarımada'nın topografyası ile anıtsal yapıların algılanabilirliğini korumaya yönelik... İlerleyebiliriz isterseniz. Buradan Avrupa Yakası'nı, Galata, Kasımpaşa tarafından karşıyı görüyoruz Fatih bölgesini. Anadolu Yakası'nın siluetini görüyoruz. Buradaki yapılar yeni yapılardır, Four Winds falan. Devam edebiliriz. Ataşehir bölgesi burası. Ataşehir'deki şeyler; Andromeda, Ağaoğlu'nun binaları... Böyle İstanbul'un siluetine ilişkin bir çalışma yapılmış. Dolayısıyla Tarihi Yarımada'nın topografyası ile anıtsal yapıların algılanabilirliğini korumaya yönelik bu yaklaşım, planlama tarihinde süreklilik arz eden bir ilke olmuştur. Bu ilke sonraki planlarda da korunmaya çalışılmış; ancak zaman içinde kesintiye uğrasa da özellikle Tarihi Yarımada planlarında yapılan bazı değişikliklerle sürdürülmüştür. Biraz daha ilerleyelim. İstanbul silueti ile ilgili en simgesel yapıların başında Gökkafes geliyor. Yapılabilmesi için ilçe sınırı birkaç kez değiştirildi. Önce Beşiktaş ilçe sınırındaydı, sonra Beyoğlu ilçe sınırına alındı, sonra Şişli ilçe sınırına alındı. Buraya ruhsat verebilmek için ilçe sınırları değiştirildi. 2010'lu yıllar, İstanbul'un siluetinin akademik odalar, üniversiteler, tarihçiler, yurttaşlar tarafından en çok tartışıldığı dönem olarak karşımıza çıkıyor. Bu tartışmaya neden olan bazı projeleri göstermek istiyorum. Devam edelim bir sonraki. Zorlu Center. Biraz küçültürsek tamamını görmüş oluruz isterseniz, evet. Zorlu Center. Maliye Hazinesi mülkiyetinde, üzerinde Karayolları Bölge Müdürlüğü ve atölye binalarının bulunduğu, imar planlarında karayolları tesisleri sahası fonksiyonunda kalan parsel; 2006 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan plan değişikliği ile emsal 3, turizm, kongre merkezi ve kültürel tesis alanı alanına alınıyor. 2010'lu yıllarda inşaat tamamlandığında; 626.000 metrekare bina, yükseklikleri 100 metreyi aşan, içinde özel kültürel etkinliklerin yapıldığı alışveriş merkezi, otel, ofis ve konut olan 4 adet kule ortaya çıktı. Boğaz'dan verdiği görüntü ile siluet tartışmalarında simgesel bir yapı oldu. Bir sonrakine geçelim. Eski Ali Sami Yen Stadyumu alanına yapılan Torun Center. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü mülkiyetinde ve imar planında spor tesis alanında kalmaktayken; TOKİ tarafından onaylanan plan değişikliği ile turizm-ticaret alanı ve rekreasyon alanına alınarak emsal 2.5 yapılaşma koşulu verildi. Ön kısmının rekreasyon alanı olarak belirtilmesinin nedeni mevzuatsal bir şeydir; "Kamuya terk etmeden donatı alanı ayırdım" demek içindir. Söz konusu alanda 241.000 metrekare, 155 metre yüksekliğe sahip kuleler yapılıyor.
Bir sonraki. Quasar Istanbul, hemen yan parsel. Bir zamanlar en önemli kamu işletmelerinden olan Tekel'in likör fabrikasının bulunduğu parsel. İmar planlarında Merkez Bankası hizmet alanında kalmaktayken 2013 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın parsel bazında plan değişikliği ile ticaret alanına alınmış. Emsal 3 yapılmış. 180.000 metrekare satılabilir alana ve 158 metre bina yüksekliğine sahip iki kule yapılmış. Bir sonraki. Trump Towers. Mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait, imar planında açık otopark, eğitim tesisi ve spor tesisi alanında kalan parsel; 2005 yılında İBB'nin onayladığı plan değişikliği ile emsal 3, H serbest transfer merkezi alanına alınmış. Şurada iki sokak arasındaki bodrum katlardan sağladığı geçişle ve bodrum katların birindeki otobüs durağıyla transfer merkezi fonksiyonu yerine getirilmiş. 242.900 metrekare satılabilir alana sahip, 140 metre iki kule yapılmış. İstanbloom. Zincirlikuyu Mezarlığı'nın hemen arkasında, özel mülkiyette ve imar planlarında yeşil alanda kalan, mezarlık ile yerleşim alanları arasında tampon olması için yeşil alan olarak planlanmış parsel; 2008 yılında İBB'nin onayladığı parsel bazlı plan değişikliği ile emsal 2.25 yapılaşma koşuluna sahip ticaret ve konut alanına alınmış. Üzerine 90.000 metrekare, 170 metre yüksekliğe sahip kule yapılmış. Nurol Tower. Bir sonraki. Yıldız Teknik Üniversitesi mülkiyetinde ve imar planlarında üniversite alanında kalan parsel, 2010 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile emsal 3 yapılaşma koşuluna, turizm tesis alanına alınmış. Şu an yerinde 68.900 metrekare inşaat alanı olan, 150 metrelik bir kule bulunmaktadır. Nurol Tower'ın bir özelliği; kotlarını iyi yollardan alması gerekirken, plan notuyla E-5 üzerinden, viyadüğün üstünden alınmış. Plan notuna göre açığa çıkan emsal bodrum katları emsal harici plan notuyla, şuradaki gördüğünüz bodrum kat olması gereken alanlar açığa çıkmış ve emsal harici yapılmış, ilave inşaat alanı kazanmış. Bir sonraki. Le Meridien. İddianamede çokça adı geçen mekanlardan. Örnek olarak almamın nedeni yalnızca bu değil; Boğaz silueti açısından son derece açıklayıcı bir örnek olduğu için aldım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin mülkiyetinde, 0.75 kaks yapılaşma koşuluna sahip ticaret alanı ve park alanında iken 2002 yılında satışı yapılmış. 2005 yılında park alanı tamamen kaldırılmış, emsal 2 yapılaşma koşuluyla ticaret alanına alınmış. Şu an üzerinde 64.600 metrekare, 140 metre yüksekliğinde bir kule bulunmakta ve Boğaz siluetine olan etkisi bütün İstanbullular tarafından biliniyor.
Bir sonraki. İstanbul'un ilk planlı sanayi alanı olan ve endüstriyel kent mirası açısından son derece değerli bir alan, Bomonti bölgesi. Tescilli kültür varlıklarının büyük oranda yok edilerek geliştiği, kentin siluetinde hemen göze çarpan gökdelenlerin yoğunlaştığı bir bölge olmuştur. 2007 yılında İBB tarafından onaylanarak yürürlüğe giren imar planında emsal 3 yapılaşma koşulu verilmiş. iTower, Hilton, Anthill, Rotana, Sinpaş Queen gibi birçok projenin yer aldığı bölge yine 2010'lu yıllarda yapılmıştır. 200 metreyi geçen binalar vardır burada. Bir sonraki. İstanbul'un en önemli hava koridorlarından olan ve kendine özgü bir mikro iklimi bulunan Cendere bölgesi. Bir sonrakine... Bu, tescilli kültür varlıklarını gösteriyor. Bomonti bölgesindeki Fransız Huzurevi, Bomonti Bira Fabrikası'nın gösterildiği bir görseldi. Cendere Vadisi. 3 tane ilçeye giriyor: Eyüpsultan bölgesi, Sarıyer bölgesi, Kağıthane bölgesi. İlçe sınırlarına giren Cendere Vadisi imar planlarında günübirlik tesis alanı, piknik ve eğlence alanı, rekreasyon alanı gibi fonksiyon alanlarında kalıyordu. 2011 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin onayladığı imar planı ile eğitim, bilişim ve teknoloji alanı yapıldı. Yüksekliği 168 metre olan Skyland, Vadi İstanbul, Vadikoru, Seba Flats gibi birçok proje yapılmıştır. Bir sonrakine geçelim. Fatih'in ordusunun... Zeytinburnu sahili. Fatih'in ordusunun İstanbul'un fethinde karargah kurduğu bölge olan Kazlıçeşme; Tarihi Yarımada'nın hemen dışında, Marmara deniz surları ve kara surlarına komşu, UNESCO tarafından sur koruma bandı, tampon bölgesinin sınırında bulunan Zeytinburnu sahili de 2010'lu yıllarda yapılaşmaya açıldı. Bakanlık tarafından yapılan parsel bazında plan değişiklikleriyle, Türkiye Et ve Balık Kurumu arazisi 2010 yılında konaklama ve rekreasyon alanındayken emsal 2.20 yapılaşma koşulu ile turizm, ticaret, konut fonksiyonuna alındı. 70 metre yüksekliklikli, 7 bloklu, 367.000 metrekare inşaat alanına sahip Yedi Mavi projesi oluştu. Maliye Hazinesi'ne ait ve planda askeri alan olan, üzerinde tank fabrikasının bulunduğu alan; yine Bakanlık'ın parsel bazında plan değişikliği ile 292.000 metrekare inşaat alanı içinde alışveriş merkezi ve konut fonksiyonları olan, sahil yolunun üzerinde sahile ulaşan özel üst geçidi bulunan Büyükyalı projesi.
Emsal 2.5 imar planı değişikliği ile 63.200 metrekare inşaat alanına sahip, 86 metre yüksekliğe sahip Ottomare projesi. 2013 yılında Bakanlık tarafından Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği yayınlandı. Bu yönetmelikle illerin imar yönetmelikleri yürürlükten kaldırıldı. Bu yönetmelikteki köklü değişikliklerle birlikte kaba bir hesapla; emsal hesabında bina içindeki kat koridorları emsal hesabından düşülüyordu. Sadece 3 ay yürürlükte kaldı. Bütün meslek odaları dava açtı ve sonrasında iptal de edildi. İşte bu yönetmelik çıkınca Ottomare projesi bitmiş, iskan almış, içinde oturum varken iskanı iptal ettirildi. Projenin emsali bu yönetmeliğe göre yeniden hesaplandı. Kazanılan emsal harici alanlar ile yanındaki ilave binayı yaptı. Şuraya yaklaşabiliriz. Sol üst köşeye... Bu binanın emsal hesabı yeniden hesaplandı, yanına bu binayı diktiler. Şuradaki bina. Yönetmelik değişikliğiyle oldu. Bitmiş, iskanı almış binadan yeni bir bina çıkarıldı. Bir sonrakine geçelim. 1991 yılında Ataköy sahilindeyiz. 1991 yılında Turizm Bakanlığı'nın onayladığı planla turizm ve rekreasyon alanı, emsal 2, yükseklik 72 metre olarak belirlenmiştir. 1991 yılı planı. Planın onaylandığı tarihte İstanbul'un plaj ihtiyacını karşılayan Ataköy sahilinde bu derece yoğun ve yüksek yapılaşma olmaz diye tartışmalar yapılmıştı. Bölgeyle ilgili çalışma yaparken, planın onaylanmasına karşı birçok dava açıldığını, bunlardan birinin de Sayın Cumhurbaşkanı'na ait olduğunu görmüştüm. Nitekim Ataköy sahilinde 2010'lu yıllara kadar hiçbir yapılaşma olmamıştır. 558.000 metrekare Sea Pearl, 215.000 metrekare Yalı Ataköy, 65.000 metrekare Hyatt Regency projeleri yapıldı. Ve Ataköy ile Marmara Denizi arasında bir duvar örülmüş oldu. Burada 2 paranteze ihtiyaç var. Hyatt Regency. Şuraya yaklaşırsak, şu üst tarafa... Hyatt Regency, Ottomare projesinde olduğu gibi inşaatı bitmiş, oturum başlamışken iskanı iptal ettirilerek Bakanlık'ın onayladığı imar yönetmeliğinden kat koridorlarının emsal hesabını yaptırarak yanında bu binayı yaptı. Son 3 katı da kaçak. Biraz küçültelim şimdi. İkinci parantez ise şuraya yaklaşırsak... İkinci parantez ise Ataköy sahilinde denizi görebildiğiniz tek alan; bugün içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal tesisinin bulunduğu Baruthane Millet Bahçesi'dir. TOKİ bu alanda diğerleri ile benzer bir projeye Bakanlık'tan inşaat ruhsatı almış. Ruhsat aldığı proje bu. Proje maketinden yaklaşık 3.000 kat malikine satışlar yapılmıştır. Sanırım Ataköy sahilinin içler acısı haline bir yerde "dur" denilmiş ve proje iptal edilmiş.
Bir sonrakine geçelim. Mall of İstanbul. Mall of İstanbul, üzerinde gecekonduların bulunduğu... Şuraya yaklaşırsak gecekonduları biraz görelim. Şu bölgeye. Gecekonduların bulunduğu ve planda kamu hizmet alanı ile ağaçlandırılacak alanda kalan bölge; 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında gecekondu önleme bölgesi olarak ilan ediliyor. Bu ilandan sonra bölgede yer alan gecekondu sahipleri, mülkiyet sahipleri, hissesi olanlar; bölgenin imar planında kamu hizmet alanı olması nedeniyle de haklarını TOKİ'ye devretmiş. 2007 yılında TOKİ ve İBB tarafından onaylanan imar planı ile kamu hizmet alanı kaldırılmış, ticaret hizmet alanı ile eğitim, sosyal, kültürel tesis alanına alınmış. 2008'de de şu yukarıya biraz çıkabilirsek sol üstte, 2008'de de bu alan 2'ye bölünerek eğitim tesis alanı ve üst tarafı ise özel sosyal kültürel tesis alanına alınmış. Özel sosyal kültürel tesis alanına alınan bölgenin emsali, aşağıya inersek şuraya, projede kullanılmış. Bu alanın parseli bu projede kullanılmış. Plan notunda, plan notunda şöyle bir şey deniyor: "Alışveriş merkezinde sosyal etkinlik yapmak koşuluyla emsali projede kullanabilirsin." Sonuç olarak gecekondu önleme bölgesinde 770.000 metrekare inşaat alanına sahip; içinde otel, konut, alışveriş merkezi bulunan, yükseklikleri 130 metre olan 5 kule ortaya çıkıyor. Bir sonrakine geçelim. Emaar Square. Kent siluetini anlatırken yalnızca Boğaz silueti, Tarihi Yarımada ve çevresindeki plan değişiklikleriyle gelişen kulelerden bahsetmedik. 2010'lu yıllarda Anadolu Yakası'nda da simgesel bazı yapıların boy gösterdiğini görüyoruz. Birkaç örnek vermek gerekirse; en simgesel yapılardan birisi Emaar yapısıdır. Toprak Holding'in mülkiyetinde olan parsellerin bir kısmı konut ve park alanındayken, etrafı gibi 6 katlı bir yapılaşması varken, 2008 yılında park alanı kaldırılıyor ve emsal 3 yapılaşma koşuluna sahip ticaret ve turizm alanına alınıyor. 2011 yılında da mülkiyeti el değiştiriyor. 778.000 metrekare inşaat alanına, 183 metre yüksekliğe sahip; alışveriş merkezi, otel, ofis binaları ve konut binaları bulunan proje yapılıyor. Bir sonrakine geçelim. Four Winds. Kadıköy Özgürlük Parkı'nın hemen yanında. Mülkiyeti Maliye Hazinesi'ne aitken, üzerinde Meteoroloji Müdürlüğü'nün olduğu parsel; İBB'nin onayladığı 2006 imar planında emsal 2.07 yapılaşma koşuluna sahip yüksek yoğunluklu konut alanına, sosyal kültürel tesis alanına ve park alanına alınıyor. Üzerinde 167.000 metrekare inşaat alanı olan, 159 metre yüksekliğinde ve 4 adet kuleden oluşan proje yapılıyor. Bu projenin bir özelliği de kamuya terk ettiği ancak kendi bahçesi olarak kullandığı sosyal kültürel tesis alanının emsalini de projede kullanmasıdır. Kamu, belediye veya bakanlık bu alanda bir kültür merkezi yapmaya kalksa 1 metrekare inşaat yapamaz. Bir sonraki... Projeleri anlatayım, sonra toparlayalım isterseniz. Yorulduğunuzu görüyorum, "sıkıldığınızı" demeyelim.
Four Winds'i anlattık. Nevbahar. Mülkiyeti Üsküdar Belediyesi'ne ait. İmar planlarında kentsel hizmet alanı ve otopark alanında kalıyor. 2011 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile ticaret hizmet alanı ve spor tesis alanına alınmış. Emsal 2.5, yükseklik 10 kat denilmiş. Açığa çıkan bodrum katlar emsal haricidir denilmiş; plan notu konulmuş. İki yol arasında 20 metre kot farkı var. 7 kat emsal harici olarak iskan edilmiş. 109.000 metrekare inşaat alanına sahip, 46 metre yüksekliğinde proje inşa edilmiş. Projede 5 kat alışveriş merkezi bulunuyor. Ancak 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun gereği; alışveriş merkezlerinin ya da alışveriş merkezi fonksiyonu içeren karma yapıların inşaat ruhsatını büyükşehir belediyeleri verir. Bu yapının ruhsatını İBB vermemiş, Üsküdar Belediyesi vermiş. Yaptığımız incelemede bu durumu tespit edip ilçe belediyesine; "İnşaatı durdur, verdiğin ruhsatı iptal et ve projeyi İBB'ye gönder" diye yazı yazdık. Resmi Gazete'de 6585 sayılı kanunun uygulama yönetmeliği olan Alışveriş Merkezleri Hakkında Yönetmelik'te değişiklik yapılarak; "Alışveriş merkezi yapılacak parselin mülkiyeti ilçe belediyesinde ise, konut sayısı iş yeri sayısından fazla ise, karma proje ise inşaat ruhsatını ilçe belediyesi verebilir" diye revizyon yapıldı. Tabii kanuna aykırı yapılan yönetmelik değişikliğini Danıştay iptal etti, biz dava açtık. Bu arada inşaat tamamlandı. Bir sonraki... Medipol. Bağcılar ilçesinde, TEM otoyolu üzerindeki alanda, 2008 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliğiyle ön tarafta bulunan park alanı korunmuş, arkadaki konut alanı özel sağlık tesisi alanına alınmış. Önce şu değişiklik yapılıyor. Buradaki konut özel sağlık tesisi alanına alınıyor ve 6 kat veriliyor. Etrafı da aşağı yukarı 4 kat, 5 kat civarında. "Çevresine uyumlu" diyebiliriz. Ancak Bakanlık tarafından 2015 yılında yapılan plan değişikliğiyle diğer konut parselleri ve ön taraftaki park alanı da özel üniversite alanına alınmış. Üniversite alanı olan kısımda, üniversite alanı olan kısımda 128.000 metrekare inşaat alanı yapılmış ve yapı yüksekliği planda serbest olduğu için 139 metre yüksekliğinde kule yapılmıştır. Şu bina. Kent siluetinin korunması için planlara eklenen ve özellikle planda yapı yüksekliği serbest olarak belirlenmiş yapıların…
Mahkeme Başkanı: Burada keselim mi Ramazan Bey? : Hemen toparlıyorum. Şunu anlatayım, keseyim. Mahkeme Başkanı: Bu kısmı bize anlatmıyorsun herhalde zaten? : Yoo size anlatıyorum. Siluet olayı nasıl ortaya çıkmış, onu anlatıyorum. Yani burada başka bir şey anlatmıyorum. Mahkeme Başkanı: Varsa burada bizim önümüze gelen husus, biz onu sorarız. Benlik bir konu değil. İsnatlarla ne alakası var bunun? : Sayın Başkan, anlatayım. Mahkeme Başkanı: Müdahale etmek için söylemedim. Devam edebilirsin ayrıca. : Edeceğim zaten de. Anlatayım yani. Yani eğer kafanıza oturmuyorsa… Biraz sonra oturacaktır kafanızda. Mahkeme Başkanı: Verdiğin örnekler yeterli bizim için. Bütün İstanbul’un imar durumunu bize anlatmana gerek yok burada. : Anlatmayacağım zaten. Bu, son örnekti. Mahkeme Başkanı: Son örneğiniz ver o zaman ara verelim. : İstanbul’un siluetiyle ilgili bir tartışma oluşuyor 2010’lu yıllarda. Bütün İstanbul’da gökdelenler, yüksek yapılar oluşuyor. Dolayısıyla buna bir müdahale… Yarınki bölümde onu anlatacağım size. Bu müdahale nasıl gelmiş ortaya, onu anlatacağım. Kent siluetinin korunması için planlara eklenen ve planlara eklenen ve özellikle planda yapı yüksekliği serbest olarak belirlenmiş yapıların yüksekliğini sınırlayan imar planı notuna aykırı olarak 80 m olması gerekirken, yapının olması gerekenden 59 m daha yüksek yapıldığını tespit ettik. Yazıyla ilçe belediyesine bildirdik. İlçe belediyesi işlem yapmadı, Medipol Grubu proje aykırılığı tespit ettiğimiz yazıyı İdare Mahkemesi’ne taşıdı ve mahkeme, parselde yer alan hastane yapısının kamusal bir işlev gördüğünü, özellikle pandemi döneminde bu yararın üstün kamu yararı halini aldığını belirterek, projenin plan koşullarına aykırılığına değinmeden bizim yazımızı, idari işlemini iptal etti. Burada keselim…. Günaydın. Sizi, heyetinizi, sevgili savunma makamını, elleri yüreklerinde bekleyen sevgili ailelerimizi, ağzınızdan çıkacak bir kelimeyi bekleyen sevgili ailelerimizi sevgiyle kucaklıyorum. Sayın Başkan, değerli heyet; sunumumun, savunmamın ilk bölümünde sizlere meslek hayatım ve kamu görevlisi olarak çalışma hayatım boyunca neler yaptığımı, kamunun kaynaklarının korunması ve toplumun refahı için hangi çalışmalar içinde bulunduğumu, kamuya ve kamu görevlisi ahlakına nasıl baktığımı, kamu yararından ve hukuktan yana duruşumu ifade ettim.
İddianamede hakkımda irtikap suçu işlediğim iddia edilen siluet onayının mevzuata nasıl girdiğini, Henri Prost tarafından belirlenen hattı bala sınırının tarihi yarımada ve Boğaziçi siluetinin planlama kararlarında uzun yıllar korunduğunu, ancak 2010'lu yıllara geldiğimizde bu ilkeden sapıldığını, yeni bir tartışmanın çıkmasına neden olan büyük oranda kamu alanlarında ve kamusal fonksiyonlara sahip arazilerde, arsalarda Bakanlık ve İBB tarafından, yine büyük çoğunluğu parsel bazında plan değişikliğiyle yapılan, orijini 2010 olan, 2006 ile 2015 yılları arasında yaklaşık 10 yıllık süreyi kapsayan bir zaman diliminde yapılan 16 tane gökdelen projesi ve alanının genel özelliklerini anlattım. Bu örnekler içerisinde yetkisiz ruhsatlar, gecekondu önleme bölgeleri, stadyumlar, kamu arazileri vardı. Örnekleri çoğaltabiliriz, çeşitlendirebilirim. Yine aynı dönemde Fikirtepe’den, Esenyurt’tan, Kartal’dan, Ümraniye’den, Çekmeköy’deki orman içindeki kalan 2B arazilerden örnek verilebilir. Ancak bu projeler ve biraz sonra vereceğim son örnek, İstanbul’un tarihi yarımada, Boğaziçi ve Anadolu Yakası siluetinde yarattığı değişiklik kamuoyunda, akademik çevrelerde ve idare koridorlarında bir tartışmayı ateşledi. İlber Ortaylı Hoca'nın "İstanbul böyle, öyle güzel ki 100 yıldır ne yaptıysak çirkinleştiremedik." dediği İstanbul için bir şeyler yapılmalıydı. Bu tartışmayı bir mevzuat değişikliğine götüren son örneğimizi görelim. Ekranı açarsak... Aşağıya, bir aşağıya... Evet. Bu fotoğraf 16:9 projesine ait. Zeytinburnu ilçesinde sanayi yapılarının yer seçtiği kent çeperinde; tekstil, deri sanayi ve atölyelerin yoğunlukta olduğu yıllarda imar planında çok amaçlı kullanım alanı olarak belirlenen parsel, 2009 yılında emsal 2,5 yapılaşma koşuluyla turizm tesis alanına alınmış. Plan notuyla bodrum katları emsal harici tutulmuş ve 151.000 metrekare inşaat alanı, en yükseği 132 metre yüksekliğe sahip 3 adet kule yapılmıştır. Şu yanda gördüğümüz de dün anlattığım projelerden Ottomare ve Zeytinburnu'ndaki, Ataköy’deki projeler. Tarihi yarımadanın silueti tartışması basına yansıyan bir fotoğraflarla yüzeye çıktı. Sultanahmet ve Ayasofya'nın minareleri arasından görünen 16:9 adlı proje, bu yüksek yapılara bir sınırlama getirilmesi, herkesin istediğini yapamaması gerektiği tartışmalarını başlattı. Bir sonraki slayta geçelim. Bu tartışmanın basındaki yansımalarından örnekleri görüyoruz. Milletvekilleri bir toplantıda Başbakan'a binadan yakınıyorlar. Başbakan Erdoğan "Benim her şeyden haberim olamaz, bana bilgi verin. Sahibiyle konuştum, tıraşlamıyor. Tıraşlamıyor. Kırıldım, konuşmuyorum" diyor. "Yıldızları da sayamam" diyor. "Benden haber... Bana haber verin." diyor. Vekiller "Biz sizden habersiz yapamayacaklarını düşündük, sizin izniniz olduğunu düşündük" diyorlar. Daha sonraki süreçte "Biz İstanbul’a öyle bir ihanet ettik ki..." açıklamaları geliyor.
Sefer Kocabaş... Biraz alta inersek, hafif küçültürsek... Sefer Kocabaş, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı, "İmar hakkı neyse onu kullanıyor, bizim müdahalemiz söz konusu değil" diyor. Halbuki hem onayladıkları imar planında plan notu var "avan projeyi İBB onaylar" diye hem o yıllarda yürürlükte bulunan İstanbul İmar Yönetmeliği’nde "60-50 metreden yüksek yapılarla ilgili İBB siluet onayı yapar" diyor. 2011 onaylı çevre düzeni planında plan notu var. Dolayısıyla İBB'nin süreçte hiçbir değerlendirme veya onay yetkisinin bulunmadığını söylemek mümkün değil. Bu gelişmeler üzerine İstanbul'un kentsel siluetinin korunmasının önemi bir kez daha gündeme gelmiş ve çeşitli öneriler tartışılmaya başlanmıştır. Dönemin Başbakanının da sürece olumlu yönde katkı sunmasıyla birlikte bir dizi önlem geliştirilmiştir. Bu kapsamda 4.11.2011 tarihinde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına İstanbul'un özgün siluetini oluşturan alanlar ile silueti etkileme potansiyeline sahip çeper alanlarda kent siluetindeki değişimi kontrol etmek amacıyla imar planlarında verilen yapılaşma haklarına yönelik kısıtlayıcı koşullar getirilebileceği eklenmiş. Bir sonrakine geçebiliriz. Ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 2012 yılında onaylanan 1/5.000 ölçekli nazım imar planlarına eklenen plan notlarıyla tarihi yarımadada ve çevresindeki ilçelerde yapılacak projelerde topografya ile yapı yükseklikleri arasında ilişki kurulması sağlanmış, yapıların saçak kotlarına sınırlama getirilmiştir. Burada mevzuatla ilgili siluet, mevzuattaki siluet kararlarını görüyoruz. 2007 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’nde "Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından onaylanmadan uygulama yapılamaz." diyor. Çevre düzeni planı 2011'de "Gerekirse yükseklikle ilgili siluet alanlarında kısıtlama yapar" diyor. Yani planda, alt ölçekli planlarda verilmiş olsa bile yüksekliği sınırlayabilirsin diyor. 2012 yılında tarihi kent merkezinin çeperindeki ilçelerde; Esenler'de, Bağcılar'da, Bahçelievler'de, yani tarihi yarımadaya görüntü veren ilçelerde bir topografya ile saçak kotu arasında bir ilişki kuruluyor. Biraz sonra onu da göreceğiz. Daha sonra bütün ilçelere yükseklikle ilgili bir yazı yazılıyor. Biraz aşağıya inersek o yazının tarihini de görebiliriz. 20.08.2014 tarihli yazıyla bütün ilçelere "Bu özellikteki binalarla ilgili siluet onayı için Büyükşehir'den onay alacaksınız" diye bir yazı gönderiliyor.
Bir sonrakini de görelim. Mevzuatta siluet yine 2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’nde... İstanbul İmar Yönetmeliği dediğimiz, bütün İstanbul'da geçerli, bütün projelerin buna göre yapılması gereken bir yönetmeliktir. Bu yönetmelikte "100.000 ölçekli kararlara uyulur" diyor. Biraz aşağı doğru inersek... Yok, yukarıda, bir üst... "60-50 metre yüksekliği aşan yapılar Büyükşehir Belediyesi siluet onayı almadan ruhsat düzenlenemez." diyor, yasaklıyor. Daha sonra, müstakil yapı adedi 30 veya daha fazla olan uygulamalarda, bir parselde toplam yapı inşaat alanı 61.000 metrekareden fazla olan yapı ve yapılar topluluğunda, binanın herhangi bir çeperinden görünen en düşük kottaki bina yüksekliği 60-50 metreyi geçen yapılarda "Büyükşehir Belediyesinden siluet onayı almak zorundasınız" diyor. Bu bir zorunluluk. 2014 yılı itibarıyla bu nitelikteki projeler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından siluet onayı verilmeye başlanmış. 12.05.2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği ile bina yüksekliği 60-50 metreyi geçen yapılar için Büyükşehir Belediyesinden siluet yönünden uygun görüş alınmadan yapı ruhsatı düzenlenmesi yasaklanmış. Siluet onayının ortaya çıkışını bu şekilde özetleyebiliriz. 2014-2019 yılları arasında toplam 146 adet siluet onayı başvurusu yapılmış. 2014-2019 yılları arasında toplam 146 adet siluet onayı başvurusu yapılmış, bunların 118'i sonuçlandırılmış. Bu süreçte proje değerlendirmeleri; başvuru sahibinden talep edilen bazı belgeler, mimari proje ve proje kataloğu üzerinden yapılmış. İşlemler yalnızca Daire Başkanı imzalı bir üst yazıyla sonuçlandırılmış. 2019 sonrasında siluet başvuruları oldu ve 6 proje, 2019 öncesindeki uygulama usulüyle aynı şekilde sonuçlandırıldı. Ancak bu sürecin daha şeffaf ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerektiği ortadaydı. Bu doğrultuda 3194 sayılı İmar Kanunu, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve İstanbul İmar Yönetmeliği'nin sağladığı yetkiler çerçevesinde, estetik değerlendirmelerin yapılabileceği Mimari Estetik Komisyonu kuruldu. Komisyonun çalışma usul ve esasları ile başvuru süreçlerine ilişkin standartlar belirlendi. Alanında uzman meslek insanlarından oluşan bir komisyon ile hem siluet onayı süreçleri hem de estetik değerlendirme gerektiren diğer hususlar, mevzuatın öngördüğü yetkiler çerçevesinde; kolektif, şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturuldu.
Bir sonrakini geçebiliriz. Mimari Estetik Komisyonu 23.10... Bu, bunu da anlatayım hemen geçmeden. Mimari Estetik Komisyonu, saçak plan notu, saçak kotu ile ilgili bütün İstanbul'daki bütün 5.000 ölçekli planlara eklenmiş bir şeydir. Binanın oturduğu kotla, binanın oturduğu kotla verilen yükseklik arasında bir ilişki kurarak; üstte, aşağıdaki kot ve yukarıdaki kotun üst şeyde, baremde eşitlenmesi için geliştirilmiş bir kottur. 0 ila 40 kotu arasında 120 metre, 40 kotu ile 70 metre arasında 100 metre, 70 metrenin üstünde 80 metre gibi kendi aralıkları vardır. Dolayısıyla siluete baktığınızda topografyanın kırıkları, çizgileri, dalgalanması nasılsa, yukarıdaki saçaklardaki binanın dalgalanması da aynı şekilde olması için geliştirilmiş bir plan notudur. Bir sonrakine geçebiliriz. Mimari Estetik Komisyonu, 23.10.2020 tarihinde, yani hemen 2019'dan sonra, o 6 projeden sonra, karar alma süreçlerinin kurumsallaştırılması amacıyla kanun ve yönetmeliklere dayanılarak oluşturuldu. 05.05.2021 tarihinde Mimari Estetik Komisyonu'nun çalışma usul ve esaslarına ilişkin yönerge çıkarıldı. Komisyonun kurulması, İBB İç Denetim Başkanlığı tarafından İmar Müdürlüğü denetimi sonucu hazırlanan raporda iyi uygulama örneği olarak değerlendirildi. 2019 öncesinde siluet görüşü için gerekli belgeler değiştirilmeden yönergeye eklenmiştir. Bir alta geçersek o belgeleri de görmüş olacağız. Hafif küçültürsek... Bu bizim Mimari Estetik Komisyonu'nun yönergesi; çalışma usul ve esasları. Ne zaman toplanır, kimler girişir, hangi konulara bakılır, dosyalardan, projelerden hangi belgeler istenir; bunlardır. Şu aşağıyı görürsek; bu belgelerle 2019 öncesi istenen belgeler aşağı yukarı aynıdır. Bir siluet kataloğu gerekir, mimari proje kataloğu gerekir. Projenin ekleri, imar durumu, kot kesiti, inşaat istikameti, mimari avan proje gibi belgeler istenir. Komisyonun kurulmasından önce onay süreçleri... Bir sonrakine geçebiliriz. Komisyonun kurulmasından önce onay süreçleri, siluet raporları üzerine bir kişinin yazdığı onay ya da yükseklik bilgileri doğrultusunda yürütülürken, Mimari Estetik Komisyonu kurulmasının ardından bu kararlar 5 komisyon üyesinin ortak kararıyla alınmaya başlanmıştır. 2019 öncesinde sadece daire başkanı onaylı bir siluet onay örneğini görüyoruz. 2019 sonrasında, 2020 sonrasında da bizim dönemimizde Mimari Estetik Komisyonu kurulduktan sonra 5 üyenin ortak kararıyla oluşturulmuş kararı görüyoruz. Mimari Estetik Komisyonu'nca verilen siluet onayları, müştekilerin beyanlarının aksine keyfi bir uygulama değil, mevzuatta açıkça düzenlenmiş, belirli nitelikleri taşıyan projeler için zorunlu bir işlemdir.
İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre; 60.50 metreyi aşan yükseklikteki veya 60.000 metrekareden büyük toplam inşaat alanına sahip ya da 30'dan fazla müstakil yapıdan oluşan projeler, Büyükşehir Belediyesi'nden siluet yönünden uygun görüş almadan yapı ruhsatı alamaz. İstanbul il sınırları içerisindeki tüm projeler, İstanbul İmar Yönetmeliği hükümlerine göre hazırlanmak ve onaylanmak zorundadır. Dolayısıyla siluet onayı, 2019 öncesinde olduğu gibi yalnızca üst yazı ile değil; alanında uzman meslek insanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda, Mimari Estetik Komisyonu kararlarına dayanılarak veriliyor. Nitekim bu onay, yönetmelikte de düzenlendiği üzere imar planı koşullarına göre hazırlanacak projenin henüz hazırlık aşamasında ihtiyaç duyduğu, projeyi doğrudan etkileyen ve ruhsat sürecine alınması zorunlu olan kurum görüşlerinden biridir. TEDAŞ, TEİAŞ, İSKİ, UTK, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu gibi kurum görüşleri nasıl ruhsat sürecinin ayrılmaz bir parçası ise siluet onayı da aynı şekilde alınması zorunlu bir idari işlemdir. Dolayısıyla bu onay alınmadan ilgili idare tarafından ruhsat verilmesi mümkün değildir. Bu onay sürecinde projenin, imar planı ile ilgili yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığı incelenir. Projenin azami sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı; kentin değerlerine, Tarihi Yarımada ve Boğaziçi bölgesine, anıtsal kültür varlıklarına ve doğal değerlere olan etkisi ile çevresiyle kurduğu ilişki değerlendirilir. Ve nihai karar, Mimari Estetik Komisyonu tarafından verilir. Bu süreç; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonları gibi ilgili birimlerin teknik değerlendirmeleri üzerine ve uzmanlık temelli bir karar alma mekanizmasıyla işler. Ruhsat aşamasındaki kadar detaylı bir çözümleme olmasa da projenin imar planı koşullarına uygunluğu, yapının kontur ve gabarisi, parselde kapladığı alan, yüksekliği ile İstanbul'un tarihi kent siluetine etkisi gibi son derece önemli kriterler içermektedir. Ayrıca projelerin kentsel, tarihi ve doğal sit alanlarına etkisi; çevresinde bulunan tescilli kültür varlıklarının algılanabilirliğini etkileyip etkilemediği bu değerlendirmenin kapsamındadır. Bu inceleme; proje kataloğunun incelenmesinin yanında geniş açılı bakış noktalarından çekilen fotoğraflar üzerine projenin ölçekli olarak yerleştirilmesi, lidar tarama verilerine işlenmesi ve daha önce onay verilmiş projelerle kurulan görsel ilişkilerin analiz edilmesi gibi teknik çalışmalarla da yapılmaktadır.
Dün gösterdiğim o geniş açılı fotoğraflar bunlardır. Bu onayı veren kurum, Mimari Estetik Komisyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan; mimar, şehir plancısı, inşaat mühendisi ve ilgili teknik disiplinlerden uzman kişilerden oluşmaktadır. Ben de bu komisyonun bir üyesi olarak görev yaptım. Her üye kendi mesleki uzmanlığı çerçevesinde görüş bildirirdi. Nihai karar, bu teknik değerlendirmelerin birleşmesiyle alınırdı. Dolayısıyla siluet onayı tek bir kişinin takdirine bağlı değildir. Çok disiplinli, teknik bir değerlendirme ve müzakere sürecinin sonucudur. Komisyon kararları yargı denetimine açıktır. Keyfi bir süreçten söz edilmesi için denetimsizlik gerekir. Oysa siluet onay süreci hem mevzuata bağlıdır hem de yargı denetimine açıktır. Nitekim savcılığın talebiyle alınan bilirkişi raporunda da bu husus açıkça tespit edilmekte; incelenen projelerin siluet onayı şartlarını taşıdığı ve bu nedenle siluet onayına tabi tutulmalarının zorunlu olduğu ortaya konmaktadır. Bu durumda beyanlarda ve iddianamede yer alan "siluet onayına gerek olmadığı halde sürecin işletildiği" yönündeki iddia, teknik ve hukuki açıdan geçerliliğini yitirmiştir. Diğer taraftan bilirkişi raporunda "Onaylanan projelerin siluet açısından değerlendirilmesi, yukarıda izah edildiği üzere komisyon üyelerinin takdirindeki bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır" şeklinde bir tespite yer verilmektedir. Bu ifade ilk bakışta komisyon üyelerince keyfi karar verildiği izlenimi yaratabilir. Ancak açıklamak gerekir ki buradaki takdir, keyfi bir tercih serbestisini değil; plan kararları ve mevzuatta belirlenen objektif kriterler doğrultusunda, şehircilik ilkelerini esas alan ve teknik uzmanlık çerçevesinde zorunlu bir değerlendirme yetkisini ifade etmektedir. Şimdi Pasifik Holding'e ait projelerin onay süreçlerini irdelediğimizde; herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, süreçlerin bilinçli şekilde uzatılmadığı, tüm işlemlerin mevzuata uygun yürütüldüğü ve müşteki beyanlarının gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkacaktır.
Beşiktaş projesinden başlayalım. Bir sonraki slayda geçebiliriz. Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Mahallesi, 1799 ada, 1 parsel. 2961 sayılı Boğaziçi Kanunu ile belirlenen Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde, doğal ve tarihi sit alanında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında kalmaktadır. Üzerinde askeri alan ve kooperatif yapılarının bulunduğu, 5 kat yapılaşma hakkına sahip, yaklaşık 17.000 metrekare inşaat alanı yapılabilen çevre parsele, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nca plan değişikliği onaylanmış. Bu değişiklikle turizm, ticaret, konut fonksiyonları tanımlanmış. Emsal 1.65, zemin artı 15 kat yapılaşma koşulları getirilmiş. Satılabilir inşaat alanı 28.292 metrekareye çıkarılmış. Beşiktaş Belediyesi'ne yapılan ruhsat başvurusunda sunulan projede yüksekliği 60.50 metreyi geçen 2 adet kule bulunuyor; 2 adet kule bulunuyor. İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre projenin siluet açısından değerlendirilmesi için ilçe belediyesinin 19.08.2022 tarihli yazısı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gönderiliyor. Parsele ilişkin hazırlanan projede 80.50 metre, 74.10 metre yüksekliğine sahip 2 kule bulunmakta olup, 28.262 metrekare emsal alanı, 98.827 metrekare toplam inşaat alanına sahip projenin siluet açısından değerlendirilebilmesi için proje kataloğu, başvuru tarihi olan 19.08.2022'den 1 ay sonra, 12.09.2022'de elden tarafımıza teslim ediliyor. Bir aşağıya inersek... Proje incelendiğinde emsal tablosunda hatalar bulunduğu, mevzuat gereği gösterilmesi gereken bazı alanların toplam inşaat alanı hesabına dahil edilmediği tespit edilmiş. Bu tür eksiklikler, uygulamada ruhsat harcı ve yapı denetim bedellerinin düşük gösterilmesi amacıyla sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Ayrıca projede tasarlanan asma katların kat planlarının olmadığı, projede tasarlanan çatı katlarının toplam inşaat alanı hesabına dahil edilmediği, bağımsız bölümlere tahsis edilen eklenti depoların emsal hesabına dahil edilmediği, dahil edildiği durumda ise emsal hakkını aştığı, çatıda tasarlanan ızgara şeklinde kolon-kiriş sisteminin fazladan bir kat algısı yarattığı tespit edilmiştir. Şurada gördüğümüz sık kolon-kiriş sistemidir. Bu reddedilen proje, anlatacağım. Daha sonraki onaylanan projede kaldırıldı ve emsal tablosu düzenlendi. Bu nedenle... Bir aşağıya inebiliriz. Mimari nedenlerle, Mimari Estetik Komisyonu'nun 11.11.2022 tarihli toplantısında proje, siluet ve mimari estetik açılardan uygun bulunmamıştır. Reddedilen proje 11.11.2022 tarihinde; tekrar başvuruda onaylanan proje. Burada arada farklılıklar olduğunu görüyorsunuz. Projesinde imar planı koşullarına ve imar... Keyfi bir tercih ya da bilinçli bir geciktirme değil; sorumlu idarelerin hukuka uygun ve zorunlu davranışıdır. İdareler, kişilerin hayalini kurduğu projeye ruhsat vermek ya da onaylamak zorunda değildir. Önce idareye eksiksiz başvuru yapılmalı, başvurusu yapılan projenin de mevzuata uygun olması gerekir. Bir aşağıya geçebiliriz.
Beşiktaş projesi için siluet onay başvurusu, Beşiktaş Belediyesi'nin yazısı ile 19.08.2022 tarihinde yapılmış. Üzerinde 08.09.2022 tarihinin atıldığı siluet kataloğu bize 12.09.2022 tarihinde elden teslim edilmiş. Muhtemelen perşembe günü tamamladılar, pazartesi getirdiler. Aradaki 3 günlük süre de o. Elden tarafımıza teslim edilmiş ve 2 ay içerisinde... Bir aşağıya in, azıcık aşağıya inersek... 64 gün sonra, 11.11.2022 tarihinde uygun bulunmuş. Üstelik incelenen proje Büyükdere Caddesi üzerinde, Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde, doğal ve tarihi sit alanında yer alan; yaklaşık 98.000 metrekare toplam inşaat alanına sahip, 2 kulelerden oluşan, büyük ölçekli bir projedir. Bu nitelikte bir proje bakımından 2 aylık inceleme ve karar süresi, teknik değerlendirme gereklilikleri dikkate alındığında son derece makul bir süredir. Projenin yukarıda belirtilen eksiklikleri ve hataları giderildikten sonra... Bir aşağıya inebiliriz. 28.12.2022 tarihinde yeniden başvuru yapılmış. Beşiktaş Belediyesi tarafından yazı ile iletilen başvuru üzerine yapılan incelemede; söz konusu eksiklik ve aykırılıkların giderilip giderilmediği kontrol edilmiştir. Başvurudan yalnızca 2 gün sonra, 30.12.2022 tarihli Mimari Estetik Komisyonu toplantısında proje değerlendirilmiş ve uygun bulunmuştur. Dolayısıyla dosya kapsamındaki müştekilerin iddia ettiği gibi, projenin 8-10 ay bekletildiği yönündeki iddia, resmi belgelerde görüldüğü üzere gerçek dışıdır. Eyüpsultan projeleri incelendiğinde de tarafımızca herhangi bir hukuka aykırı işlem yapılmadığı açıkça görülecektir. Aynı durumun diğer kurum ve kişiler bakımından geçerli olduğunu söylemek ise pek mümkün değildir. Eyüpsultan Belediye Başkanlığı, 12.01.2023 tarihli yazısıyla Eyüpsultan ilçesi, Mithatpaşa Mahallesi, 244 ada, 1 parsel ile 246 ada, 5 parsele ilişkin ruhsat başvurusu bulunduğunu belirterek... Bir aşağıya inebiliriz. İstanbul İmar Yönetmeliği kapsamında siluet görüşü talep etmiştir. Ancak yapılan incelemede, Eyüpsultan Belediyesi'nin 12.01.2023 tarihinde "ruhsat başvurusu bulunmaktadır" dediği 244 ada, 1 parsel için 19.01.2023 tarihinde 10 adet yapı ruhsatını onayladığı; 246 ada, 5 parsel için ise yine 12.01.2023 tarihinde 23 adet yapı ruhsatının onaylandığını tespit etmiştir. Başvuru yaptığı tarihten 3 gün önce ve başvuru yaptığı tarihte ruhsatları onaylamışlar. İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin... Bir aşağıya inebiliriz. 14.12.2022 tarihli... Bu planımız. Parsellerimiz bunlar, başvuru yapılan parseller. Tekrar bir aşağıya inebiliriz. 19.12.2022 tarihli... İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 14.12.2022 tarihli, 2021'e 1525 esas sayılı kararı ile Bakanlıkça onaylanan 1/100.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlar iptal edilmiştir.
Bu durumda, Eyüpsultan Belediyesi'nin söz konusu parsellere yapı ruhsatı düzenlediği tarihte hem İBB'den siluet görüşü alınmadığı hem de yürürlükte geçerli bir imar planı bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, plansız hale gelen parsellere ruhsat düzenlendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu parsellerin bulunduğu alan; imar planı bulunmayan ve üst ölçekli planlarda tarım alanı iken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rezerv yapı alanı ilan edilerek imara açılmış bir alandır. Onaylanan plan İBB tarafından davaya taşınmıştır. İmar planı bulunmayan bir parsele yapı ruhsatı düzenlenemeyeceği gibi siluet onayı da verilemez. Bu nedenle 3194 sayılı İmar Kanunu ve İstanbul İmar Yönetmeliği gereği, Eyüpsultan Belediye Başkanlığı'na söz konusu parsellere düzenlenen yapı ruhsatlarının iptal edilmesi gerektiği... Bir alt slayta geçebiliriz. 28.02.2023 ve 28.03.2023 tarihli yazılarımızla bildirildi. Eyüpsultan Belediyesi ise 17.03.2023, 29.03.2023 ve 17.04.2023 tarihli yazılarında, inşaatın durdurulması amacıyla firma yetkilisine tebligat yapıldığını belirtmiştir. Ancak ruhsatların iptal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgi vermemiştir. Nitekim ruhsatların iptal edilmediği ve inşaatların da durmadığı anlaşılmaktadır. Bu noktada, müştekilerin projeyi siluet onayı için İBB'ye göndermeden ruhsat verilmesi için Eyüpsultan Belediyesi'ni ikna ettik şeklindeki beyanı önem arz etmektedir. Zira Eyüpsultan Belediyesi, siluet görüşü alınmadan düzenlediği ruhsatları iptal etmemektedir. Dolayısıyla Eyüpsultan Belediyesi'nin 12.01.2023 tarihli yazısıyla yaptığı başvuru, imar planının mahkeme kararıyla iptal edilmiş olması nedeniyle hukuken değerlendirilmesi mümkün olmayan bir başvuru niteliği taşımaktadır. Söz konusu firma... Bir aşağıya gidebiliriz. Eyüpsultan Belediyesi'nin yazışmalarını görüyoruz. Burada ısrarla, "Biz ruhsatları iptal edin." diye yazıyoruz. Onlar da, "Tebligat yaptık, inşaatları durduracaklar firma." diye bize bildirimde bulunuyorlar. Bir aşağı inebiliriz. Söz konusu firma, Pasifik, 18.07.2023 tarihinde yeniden başvuruda bulunmuş ve başvurunun değerlendirilebilmesi için gerekli evrakları 03.08.2023 tarihinde tamamlamıştır. Mail yoluyla ve elden bize getireceklerini ifade ediyorlar. Proje incelenmiş; başvuru tarihinden itibaren yalnızca 2 ay 14 gün sonra, 17.10.2023 tarihli Mimari Estetik Komisyonu toplantısında uygun bulunmuştur. Biraz aşağı inersek şuradaki tarihi de görmüş olalım. Siluet kataloğu tamamlandıktan sonra sadece 2 ay 14 gün sonra proje onaylanmış.
Bir aşağı inelim. Kırkçeşme Galeri Hattı... Kırkçeşme Galeri Hattı, Uzunkemer... Şurada Eğrikemer var, burası dere aksı. Daha önce buralar tarım alanıydı, şuradaki devamında olduğu gibi, iki kemer arasındaki olduğu bölge gibi. Kırkçeşme Galeri Hattı etkileşim alanında... Kırkçeşme Galeri Hattı dediğimiz, Ağaçlı ve Eyüpsultan ormanlarından gelen suların Taksim'e, yani Maksem'e götürüldüğü hattın inşa edilmiş halidir. Yaklaşık 92.000, 82.493 metrekare ve 89.600 metrekare inşaat alanına sahip bu projeler; büyüklüğü, konumu ve teknik özellikleri dikkate alındığında, eksiklerinin tamamlanmasının ardından yaklaşık 2 ay içinde karara bağlanıyor. Bu süre, söz konusu nitelikteki projeler bakımından son derece makul ve olağan bir süredir. İlk başvuru tarihi olan 12.01.2023 ile siluet görüşünün verildiği 17.10.2023 tarihi arasında geçen süreçte; imar planları mahkeme kararlarıyla iptal edilmiştir, plansız alanda düzenlenen ruhsatların iptaline ilişkin yazışmalar yapılmıştır, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı planları yeniden onaylamıştır, firma siluet onayına ilişkin yeniden başvuruda bulunmuş ve gerekli evrakları başvuru tarihinden sonra tamamlamıştır. Planı olmayan bir alanda, plan yeniden onaylanıncaya kadar siluet görüşü verilmemesi nedeniyle itham edilmek tuhaf bir durum. İmar mevzuatına uygun hareket etmek bir suç değil, idarenin görevidir. Projenin siluet onay sürecini ayrıntılı olarak ortaya koydum. Bu süreçte tamamen imar mevzuatına uygun hareket edildiği; mevzuata aykırı işlem tesis eden kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi için gerekli yazışmaların yapıldığı; sürecin hiçbir aşamasında bilinçli bir bekletme, geciktirme, keyfilik ya da menfaat teminine elverişli bir işlem tesis edilmediği açıkça ortadadır. Dolayısıyla dosyada yer alan ödeme belgeleri de siluet onay süreci ve verilen kararla birlikte değerlendirildiğinde, irtikap iddiasının herhangi bir maddi temele dayanmadığı anlaşılmaktadır. Müşteki Abdülkerim Fırat'ın Beşiktaş projesine ilişkin olarak 18.01.2023 tarihinde Halkbank aracılığıyla 17.177.027 lira 69 kuruş ödeme yaptıklarını ve bu ödemenin hemen ardından siluet onayının verildiğini iddia etmektedir. Oysa dosya kapsamındaki resmi belgeler göstermektedir ki söz konusu proje, projedeki eksiklik ve hataların giderilmesinin ardından 28.12.2022 tarihinde yeniden başvuru yapılmış ve yalnızca 2 gün sonra, 30.12.2022 tarihinde siluet onayı verilerek süreç tamamlanmıştır. Bu durumda, iddia edilen ödeme tarihinden 19 gün önce siluet onay süreci sonuçlanmış; ödeme ile onay süreci arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmuyor.
Müşteki, Eyüp projelerine ilişkin olarak 25.10.2023 tarihinde ödeme yaptıklarını beyan etmektedir. Oysa bu projelere ilişkin siluet onayları; Eyüpsultan Belediyesi'ndeki mevzuata aykırı işlemler, Bakanlık tarafından planların yeniden onaylanması, firmanın yeniden başvuruda bulunması ve eksikliklerinin giderilmesi süreçlerinin tamamlanmasının ardından 17.10.2023 tarihinde verilmiş. Başka bir ifadeyle; söz konusu onaylar, iddia edilen ödeme tarihinden 8 gün önce tamamlanmış. Bu durumda iddia edilen ödemeler ile siluet onayları arasında ne hukuki ne de mantıksal bir nedensellik bağı kurulması mümkündür. İrtikap suçunun oluşabilmesi için mağdurun, kamu görevlisinin tutumu nedeniyle işinin yapılmayacağı, geciktirileceği ya da gereği gibi yapılmayacağı yönünde bir korkuya kapılması gerekir. Oysa burada söz konusu edilen ödemeler, idari işlemler tamamlandıktan sonra yapılmıştır. Tamamlanmış bir işlemin yapılmayacağı veya geciktirileceği yönünde bir korkudan söz edilmesi hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, Eylem 25 kapsamında hukuka aykırı herhangi bir fiil bulunmadığı gibi suç isnadına konu edilebilecek bir davranış da mevcut değildir. Siluet onay süreçleri üzerinden irtikap suçu inşa edilmeye çalışılması; maddi olgulara dayanmayan, varsayıma dayalı bir kurgudan ibarettir. Nitekim iddianamenin değerlendirme bölümünde siluet onaylarının, sözde örgütün irtikap yöntemi için sıkça başvurduğu bir araç olduğu yönünde peşin bir kabul ve ön yargısıyla hareket ediliyor. Oysa iddianamede yer almayan, adeta buharlaşan gizli tanık Lalin'in savcılığa sunduğu 32 adet siluet onayına ilişkin proje listesi, bilirkişi incelemesine konu edilmiş; yapılan inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırı işlem bulunmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Söz konusu listede yer alan projelerden yalnızca 2 tanesi hakkında iddialar ileri sürülmüş. Bu projeler de aynı kişiye aittir. Ve bu haliyle idari süreç ile söz konusu ödemeler arasında herhangi bir irtikap ilişkisi kurulması ne hukuken ne de fiilen mümkündür. Benim yaptığım, mevzuatta düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktan ibarettir. İmar planı bulunmayan bir alanda siluet onayı vermemek ve ruhsat düzenlememek bir imarcının ve kamu görevlisinin hukuki yükümlülüğüdür. Buna karşın asıl plansız bir alanda ruhsat düzenlenmesi, ruhsat talep edilmesi, inşaata devam edilmesi ya da bu duruma göz yumulması hukuka aykırıdır. Benim yaptığım, bu hukuka aykırılığa izin vermemektir.
Bu nedenle tarafıma yöneltilen suçlama, somut bir fiile değil, tamamen hukuka uygun davranmamın suç gibi gösterilmesine dayanmaktadır. Nitekim müşteki beyanlarında ve etkin pişmanlık kapsamında alınan ifadelerde adım geçmiyor. Yalnızca iddianamede bile yer verilmeyen gizli tanık Lalin'in beyanında ismimin geçtiği görülmekte. Bu beyanın da bilirkişi incelemesiyle dayanaksız olduğu ortaya konulmaktadır. Hakkımda suçlamanın kabulü mümkün değildir. Açıkladığım hususlar dahilinde Eylem 25'te tarafıma yöneltilen irtikap suçlamasını reddediyorum. Eylem 26 Kapsamındaki Teknik Savunmalarım Bir sonrakine geçersek... İrtikap suçu işlediğim iddia edilen bir diğer eylem ise Eylem 26'dır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu eleme ilişkin etkin pişman, müşteki ve tanık beyanlarının hiçbirinde ismim geçmemektedir. Eyleme konu edilen imar planını hazırlayan birim İmar Müdürlüğü değil, başka bir müdürlüktür. Söz konusu tarihte, yani imar planının hazırlanarak Meclis'e gönderildiği süreçte ben İmar Şube Müdürü olarak görev yapmaktaydım. Ancak İmar Şube Müdürlüğü'nün imar planı hazırlama veya bu planları Meclis'e sevk etmek gibi bir yetki ve sorumluluğu bulunmuyor. Nitekim İmar Şube Müdürlüğü'nün Görev ve Çalışma Yönetmeliği'nde de bu yönde herhangi bir tanımlama yok. Burada gördüğümüz, söz konusu müştekilerin sahip olduğu parsel. Bir plan çalışmasında kurum görüşleri alınır, toplantılar yapılır. İsteyenler kendi parselleri için taleplerde bulunur ki bunlar dava ile ilgili plan süreçlerinden yakinen haberdarlar ve dolayısıyla kendi parselleri için bir plan önerisinde bulunmuşlar; emsal 1.75. Meclis'e arkadaşlarımız göndermiş. Değerlendirmişler, incelemişler, etrafıyla birlikte değerlendirmişler. Etrafı 1.5 emsal olan yerde 1.75 emsal olmaz demişler ve bir plan kurgusu dahilinde, bir tasarım doğrultusunda bir plan göndermişler. Meclis, o dönemki Meclis, bu gönderilen planı farklı değerlendirmiş, emsali 1.10'a düşürmüş. 1.10'a düşürmüş. Sonra arkadaşlar itiraz etmişler süreçlere, askı itirazı sürecinde. 2 istemişler, 2.5 istemişler; daha sonra anlatılacak sizlere. Ve dolayısıyla askı itirazlarını değerlendiren Meclis, 1.5'ta bu parselin emsalini değerlendirmiş. Bu süreçlerin hiçbirisinde İmar Müdürlüğü'nün herhangi bir görevi, sorumluluğu yok. Bunlara rağmen, beyanlarda adı geçmeyen sözde bir örgüt yöneticisinden talimat aldığım ileri sürülmektedir. Oysa ile irtibatım yok. Soruşturma makamı, HTS kayıtları üzerinden mesai arkadaşlarımla yaptığım olağan görüşmeleri dahi dosyaya dahil ederken, bu iddiayı destekleyecek tek bir iletişim kaydını ortaya koymamıştır. Ortada ne bir temas ne bir talimat ne de tarafıma isnat edilebilecek somut bir fiil bulunmaktadır. Sonuç olarak Eylem 26 kapsamında görev alanım dışında kalan bir süreç üzerinden, ismimin geçmediği beyanlara dayanılarak tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değil. Somut hiçbir delile dayanmayan, görev tanımımla açıkça çelişen bu isnadı reddediyorum.
İhaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddiaları... İndirebiliriz şimdilik ekranı. Hakkımda ileri sürülen bir diğer suçlama ise, ihaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddialarıdır. Bu kapsamda, iddianamede söz konusu suçlamanın temelinde; 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca idare tarafından yapılan gelir getirici ihalelerde, belediye encümen üyesi olarak ihale komisyonlarında üye sıfatıyla bulunmam veya zaman zaman vekaleten bu görevi üstlenmem gösterilmektedir. Ancak iddianamede, hangi fiilimin ihaleye fesat karıştırma veya nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin tek bir somut tespit bulunmuyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki; belediye encümeni, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda tanımlandığı üzere belediye meclisi ve belediye başkanı ile birlikte belediye tüzel kişiliğinin 3 temel organından biridir. Ekranı tekrar değiştirirsek... Encümen, belediye meclisine görüş bildirmek... Bir aşağıdaki... Encümen; belediye meclisine görüş bildirmek, kanunlarda öngörülen yaptırımları uygulamak ve mevzuatın kendisine verdiği görevleri yerine getirmekle yükümlü belediye organıdır. Encümenin görev ve yetkileri, kanunda, 5393 sayılı Kanun'da belirtilmiştir. Belediye encümen üyelerinin yapısı da kanunda belirtilmiştir. "Biri genel sekreter, biri mali hizmetler birim amiri olmak üzere, belediye başkanının her yıl birim amirleri arasından seçeceği 5 üyeden oluşur" diyor. Bir de belediye meclisinin gizli oylamayla seçtiği 5 üyeden oluşur. Belediye encümeni... Biraz aşağı inersek, şurada bir maddesi var. Şurada belediye encümeninin görevlerinde "Diğer kanunlarda belirtilen, diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek" diyor. Biraz üste çıkarsak... 2886 sayılı Kanun ihale komisyonlarını anlatıyor bu maddede. "Belediyelere ait ihaleler, belediye encümenince bu kanun hükümlülüklerine göre yürütülür" diyor. Yani kanunda verilmiş bir yetki. Ben... Aşağı inebiliriz. Ben 4.06.2024 tarihinde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak atandım. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı, başkanlık oluruyla encümen üyesi olarak görevlendirilir. Bu görev şahsi bir tercih ya da inisiyatif değildir. Tamamen mevzuat gereği verilen kurumsal bir görevdir. Ben de 4.06.2024 tarihinden sonra encümen üyeliği yaptım. Bu tarihten önce ise vekaleten encümen üyeliği görevi yaptım. İddianamede eylem 70 ve 71'de bahsedilen encümen kararlarına encümen üyesi sıfatıyla, geri kalan 11 eylemde ise vekaleten imza attım görülmektedir.
İddianameye göre, ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında şartnamenin rekabeti engelleyecek şekilde belirlenmesi veya muhammen bedelin kasten düşük belirlenmesi gibi hususlar ileri sürülüyor. Ancak 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan gelir getirici ihalelerde, ihale sürecine ilişkin görev ve yetkiler açık ve kesin biçimde birbirinden ayrılmıştır. Teknik ve idari şartnamenin hazırlanması ile... Hazırlanması ile muhammen bedelin belirlenmesi, ihale hazırlık aşamasında ilgili birimler tarafından yürütülen ve tamamlanan işlemlerdir. Ekranı indirebiliriz. Muhammen bedel, bedel tespit komisyonu tarafından belirlenir. İdari ve teknik şartnameler ise yine ilgili birimlerce hazırlanır. Bu komisyonlar kendi alanlarında uzman kişilerden oluşur ve gerekli tüm teknik ve mali değerlendirmeleri yaparak bu süreci sonuçlandırır. İhale komisyonunun görevi ise; hazırlanmış ve ihale ilan edilmiş ihale dosyası üzerinden ihaleye katılan isteklilerin başvurularını huzurda açmak, yeterliliklerini incelemek, uygun teklifleri değerlendirmek ve kanunda öngörülen usule uygun şekilde ihaleyi sonuçlandırmaktır. Tüm bu işlemler değerlendirilir, belgelendirilir ve şeffaf bir şekilde yürütülür. Bu nedenle, ihale komisyonu kararına imza atılması; ihale şartlarının tarafımdan belirlendiği, rekabetin tarafımdan engellendiği ya da ihalenin belirli bir kişiye yönlendirildiği anlamına gelmez. Zira idari ve teknik şartnameler ile muhammen bedel, tamamen ihale öncesi süreçte, yetkili ve uzman komisyonlar tarafından belirlenmekte; ihale komisyonu bu aşamaların dışında kalmaktadır. Dolayısıyla görev ve yetki sınırlarımızın dışında kalan işlemler üzerinden tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değildir. İhale, mevzuatta öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde ilan edilir. İhaleye katılmak isteyen isteklilerin başvuruları ihale komisyonu tarafından incelenir. Başvuruların ihale şartnamesine uygunluğu değerlendirilir ve süreç kanunda belirtilen şekil şartları çerçevesinde sonuçlandırılır. Somut olayda ise ne ihale dokümanlarının hazırlanması ne de muhammen bedelin belirlenmesi sürecinde herhangi bir görevim bulunmamaktadır.
İddianameye konu ihaleler, REKTAM uygulamaları ile belediye tasarrufundaki tesislerin işletilmesine ilişkin olup, teknik içerikleri bakımından hazırlık aşaması uzmanlık gerektiren ihalelerdir. Muhammen bedelin piyasa koşullarına uygun olup olmadığını değerlendirecek teknik ya da mali bir uzmanlığım bulunmamaktadır. Ayrıca ihale komisyonunun, idari ve teknik şartname hazırlanması ile muhammen bedelin belirlenmesi süreçlerinden haberdar olmaması ihalenin şeffaflığı açısından da zorunludur. Zira hem ihaleye katılım koşullarını belirleyen hem de ihaleyi sonuçlandıran aynı merciin olması şeffaflık ve tarafsızlık ilkeleriyle açıkça çelişir. Bu nedenle kanun koyucu bu süreçleri bilinçli olarak birbirinden ayırmış ve ihale komisyonu görevini belediyenin karar organı olan encümene vermektedir. Bu çerçevede, encümen üyesi olarak ihale komisyonu görevini yerine getiren bir kişinin ihale hazırlık aşamasında yürütülen işlemler nedeniyle cezai sorumluluk altına sokulması hukuken mümkün değildir. Zira ihale komisyonu üyeleri, kendilerine intikal eden dosyaların önceki aşamalarında yapılan işlemlerden sorumlu tutulamaz. Bu husus Sayıştay kararlarında da açıkça ortaya konulmuştur. Kaldı ki dosyada ihale anına ilişkin herhangi bir somut anlatım bulunmamaktadır. Tanık beyanlarında da ismim geçmemekte olup, tarafıma isnat edilen herhangi bir davranış ortaya konulabilmiş değildir. Bu nedenle yalnızca komisyon kararında imzamın bulunmasına dayanılarak suç isnat edilmesi görev ve yetki sistematiği ile bağdaşmamaktadır. Ortada bir ihale süreci vardır. Ancak bu süreçte rüşvet, fesat, rekabetin engellenmesi ya da kamu zararına yol açıldığına dair -benden önce yapılan savunmalarda hukuki bir değerinin olmadığı ortaya konan- bilirkişi raporundan ve mülkiye müfettişi raporundan başka tek bir somut delil bulunmamaktadır. Bu eksiklik bir unutmanın değil, böyle bir fiilin hiç gerçekleşmemiş olmasının sonucudur. Nitekim savunmalarda da ifade edildiği üzere, olmayan bir şeyin neden olmadığını açıklamamız istenmektedir. Oysa iddianamede yer almayan bir fiilin varmış gibi kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. İhale dokümanlarının hazırlanmasına veya muhammen bedelin belirlenmesine hiçbir şekilde müdahil olmayan, bu konularda karar, tasarruf ve yetkisi bulunmayan bir kamu görevlisinin bu işlemlerden kaynaklandığı ileri sürülen herhangi bir hukuka aykırılıktan sorumlu tutulması mümkün değil. Üstelik iddianamede aynı ihalelere ilişkin olarak encümen üyelerinin bir kısmının sorumlu tutulup, bir kısmının tutulmaması ve bazı kişiler hakkında tutuklama tedbiri uygulanırken diğerleri hakkında uygulanmaması da objektif bir kriterin olmadığını gösteriyor.
Sonuç olarak, İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı görevinde kim bulunursa bulunsun mevzuatın açık hükümleri gereği encümen üyesi olarak görevlendirilecektir. Bu kapsamda yerine getirdiğim görevler şahsi bir tercih değil, tamamen hukuki bir yükümlülüğün ifasıdır. Buna rağmen yürüttüğüm kamu görevleri nedeniyle suçlanmaktayım. Oysa açıktır ki görevimi hukuka uygun şekilde yerine getirmem bir suç isnadının değil, kamu görevlisi olarak yükümlülüğümü yerine getirdiğimin göstergesidir. Bu nedenle tarafıma 13 adet eylem kapsamında yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. Hakkımda ileri sürülen bir diğer ağır suçlama ise bir suç örgütüne üye olduğum iddiasıdır. Yaklaşık 20 yıllık meslek hayatım boyunca hukuka ve kamu görevine bağlı kaldım. 3 çocuklu bir işçi ailesinden gelerek alın teriyle okuyup kamu hizmetine girmiş bir kişi olarak tüm meslek hayatımı topluma hizmet ederek geçirdim. Ancak bu isnadın tüm ağırlığına rağmen dosya içeriğinde herhangi bir somut karşılığı bulunmamaktadır. Nitekim benden önce yapılan tüm savunmalarda da belirtildiği üzere, dosya içeriğinde bu suçlamayı destekleyecek tek bir maddi olgu yoktur. Öyle ki iddianame incelendiğinde, suç örgütü olarak gösterilen yapının İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kurumsal yapısından ibaret olduğu görülüyor. Örgüt yapısı içerisinde görev yapan kamu görevlilerinin kanun ve mevzuat çerçevesinde yürüttükleri görev ilişkilerinin örgüt yapısı olarak nitelendirilmesi, kamu görevinin ifasının örgüt adına faaliyet yürütmek, idari hiyerarşi içinde verilen talimatların ise örgütsel emir komuta ilişkisi olarak yorumlanması hukuki değil, tamamen zorlayıcı ve kabul edilemez bir yorumdur. Bu yaklaşım kamu yönetiminin işleyişini kökten bozar, tamir edilemez hasarlar bırakır. Üniversite yıllarımda bir seçmeli dersin ismi dikkatimi çekmiş, merak edip kaydolmuştum. Amfi hıncahınç doluydu. Hoca gelip kendisini tanıttıktan sonra şöyle söyledi: "Dersin ismine bakarak seçen arkadaşların hayal kırıklığına uğrayacağını görüyorum. Süresi geçmeden dersi bırakmak isteyenler olabilir. Bu dersin siyasi ve ideolojik yapılarla ilgisi yok. Biz burada şirketlerin organizasyon yapılarını inceleyeceğiz" dedi. Dersin adı Örgüt Kültürüydü. Ertesi hafta dersin mevcudu %90 azaldı. Bugün burada da örgüt olarak çizilen tabloya baktığımızda, aslında karşımızda ülkenin en köklü, en büyük yerel yönetimi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kurumsal yapısı bulunuyor. Kamu idaresi içindeki görev, yetki ve hiyerarşi ilişkilerinin örgüt kavramı üzerinden suç isnadına dönüştürülmesi, kavramların içeriğinin bilinçli şekilde çarpıtılması anlamına geliyor. Bu yaklaşım kabul edildiği takdirde, kamu görevinin ifası ile suç örgütü faaliyeti arasında sınır ortadan kalkacak, bu da hukuk devleti ilkesine ağır bir darbe vuracaktır.
Benim örgüt üyeliğim iddiasının dayanağı olarak gösterilen hususlar; 5 yıl İmar Müdürü, 1 yıl İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak yürüttüğüm görevlerin gereği olan iş ve işlemlerden ibarettir. Yani iddia edilen hususlar, görevim kapsamında yürüttüğüm idari faaliyetler ve kamu görevimin doğal sonucu olan mesleki temaslardan başka bir şey değildir. İddianamede örgüt üyeliğine dayanak olarak gösterilen tek delil ise HTS kayıtlarıdır. Oysa bu kayıtların tek başına herhangi bir suç isnadına dayanak oluşturması mümkün değil. Kaldı ki iletişim kurduğum ileri sürülen kişiler; uzun zamandır mesleki ve sosyal ilişkiler içinde bulunduğum, birlikte çalıştığım daire başkanları, müdürler, genel sekreter yardımcıları, başkan yardımcıları gibi kamu görevlileridir. Birlikte görev yaptığımız kişilerle kamu hizmetlerinin aksamaması için iletişim kurmamızdan daha doğal bir şey yok. Örneğin; bu HTS kayıtları arasında tarafıma soru olarak yöneltilen görüşmelerden biri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın ile yaptığım görüşmedir. Bu görüşmenin içeriğini özellikle hatırlamamın sebebi, benim için son derece özel bir tarihe denk gelmesidir. Daha önce de ifade ettiğim üzere; 30 Mayıs 2023 tarihinde Üsküdar sahilindeki kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğramıştım. Olay sonrasında hastaneye giderken Sayın Başkan beni arayarak geçmiş olsun dileklerini iletmiş ve bir ihtiyacım olup olmadığını sormuştur. Dolayısıyla delil olarak ileri sürülen HTS kayıtları, içerik itibarıyla kamu görevinin olağan akışı içinde yapılan bu tür görüşmelerden ibarettir. Öte yandan, iddia edilen örgüt hiyerarşisi içinde bağlı olduğum ileri sürülen ile aramda tek bir iletişim kaydına dahi yer verilmemiş. Birçok görüşme örgütsel ilişki kurma amacıyla delil gibi sunulurken, hiyerarşik olarak bağlı olduğum iddia edilen kişiyle hiçbir iletişim kaydının bulunmaması isnadın çelişkisini ortaya koyuyor. Belediyedeki görevlerimin suçmuş gibi sunulması; mahkeme heyetine "insanları yargılıyorlar", duruşma savcısına "insanlara soru soruyorlar" demek kadar anlamsızdır. Bu nedenle dosyada ileri sürülen örgüt iddiası da bu örgüte üye olduğum yönündeki isnat da hukuki ve maddi temelden tamamen yoksundur. Varsayımlara dayalı olarak suçlamaları kabul etmiyor, örgüt üyeliği iddiasını reddediyorum.
Son olarak ifade etmek isterim ki; detaylı açıkladığım üzere bu dosyada hakkımda ileri sürülen iddiaların hiçbirinin beni işaret eden somut bir delile dayanmadığı artık bütün açıklığıyla ortadadır. Hakkımda anlatılan olayların hiçbirinde doğrudan tarafı olduğum bir eylem ortaya konulmamıştır. İsnatlar yalnızca görev unvanım ve yürüttüğüm idari süreçler üzerinden kurulmaya çalışılmıştır. Bir kamu görevlisinin sadece yaptığı görev ve taşıdığı unvan üzerinden suçla ilişkilendirilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz'inde Santiago, içindeki umutla okyanusun azgın sularına karşı mücadele eder. Günler süren çabanın ardından yakaladığı dev balığı teknesine bağlayıp limana doğru yola çıkar. Ancak yol boyunca köpek balıkları saldırır, balıktan parçalar koparır, emeğini yok etmeye çalışır. Santiago pes etmez ve limana ulaşır. Limanda insanlar parçalanmış ve geriye büyük ölçüde iskeleti kalmış balığı hayranlıkla seyreder. Çünkü herkes bilir ki o, köyün gördüğü en büyük ve en güzel balıktır. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Belediyeciliğin yalnızca beton, kaldırım ve asfalttan ibaret sayıldığı bir dönemde; kreşlerle, kent lokantalarıyla, engelli kamplarıyla, halk süt, askıda fatura uygulamalarıyla, meydanlarla ve yaşam vadileriyle dayanışmayı, eşitliği ve adaleti büyüten bir anlayış ortaya konulmuştur. Bu anlayış ulusal ve uluslararası ölçekte de yerel yönetimlere örnek olmuştur. Nasıl ki Santiago'nun balığından yol boyunca parçalar koparılmışsa, bugün de bu büyük emeğin bütününden iftiralarla ve suçlamalarla parçalar koparılmaya çalışılmaktadır. Ancak dosya kapsamındaki hususlar bütün olarak değerlendirildiğinde, ortaya konulan emeğin ve hizmetlerin değeri varlığını korumaktadır. Ben gecemi gündüzüme katarak bu kentin daha yaşanabilir olması, insanların daha iyi koşullarda yaşaması için çalıştım. Bizi yetiştiren Cumhuriyet'e, vergileriyle maaşımızı ödeyen halkımıza ve beni bugünlere getiren aileme karşı sorumluluğumu yerine getirmeye gayret ettim. Hiçbir zaman kişisel menfaat gözetmedim. Hakkımda yapılan incelemeler de bunu açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki 6 yıllık görevim ve toplamda 17 yıllık kamu hizmetim boyunca edindiğim mal varlığım ortadadır.
30 Nisan 2025 tarihinden bu yana tutukluyum. Tutuklandığımda eşim 6 aylık hamileydi ve riskli bir gebelik süreci yaşıyordu. Doğum anında yanında bulunabilmek, ona destek olabilmek ve dünyaya gelecek çocuğumla ilk bağı kurabilmek için defalarca dilekçe verdim. Mevzuatta buna ilişkin açık bir yasaklama bulunmamasına rağmen, hukukun temel ilkelerinden olan "yasak olmayan yerde özgürlük vardır" anlayışı çerçevesinde yaptığım başvurular cevapsız bırakıldı. Dilekçelerim adeta dosya havuzunda kayboldu. Avukatımın verdiği bir dilekçenin köşesine yalnızca "mevzuat gereği talep ret" notu düşüldüğünü gördük. Ancak hangi mevzuat gereği reddedildiği ve hangi hukuki düzenlemeye dayanıldığı hiçbir zaman açıklanmadı. Bu süreçte yalnızca bir baba değil, bir eş olarak da en temel sorumluluklarımı yerine getirmem engellendi. Eşim riskli bir gebeliğin bütün yükünü tek başına taşıdı. Doğum kaygısını, belirsizliğini ve sorumluluğunu tek başına yaşadı. Oysa bir eşin, hayat arkadaşının en zor anında yanında olması bir ayrıcalık değil, insani bir gerekliliktir. Ancak zorluklar doğumla da bitmedi. Eşim lohusalığın fiziksel ve duygusal yorgunluğuna rağmen yeni doğan bebeğimizle birlikte her hafta cezaevine gelmek zorunda kaldı. Bir yandan hukuksuz gecelerle mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan bebeğimizi kucağına alıp uzun görüş yollarını tek başına kat etti. Bir çocuk dünyaya gelirken yalnızca bir bebek doğmaz; aynı zamanda bir anne, bir baba ve yeni bir aile doğar. Bizden ise o en kıymetli anları birlikte yaşayabilme imkanı esirgendi. Cezaevinde insan ayakta kalabilmek için rutinler oluşturur. Çünkü rutinler hayatı biraz olsun katlanabilir hale getirir. Ancak bazen beklenmedik bir saatte gelen "Avukatınız var" çağrısı insan yüreğini ağzına getirir. Ben de kızımın dünyaya geldiğini, doğumdan tam 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendim. Sonraki hafta, şansımıza, açık görüş haftasıydı. Henüz 1 haftalık olan kızımla 1 saatliğine tanışabildik. Biberonunun içeri alınabilmesi için bile mücadele etmek zorunda kaldık. Bugün kızımız Maya, 11 aylık. Bir sürü ilkini kaçırdım, saymakla bitmez. İlk kez "baba" dediğini ise mahkeme salonunda eşimin aktarımıyla öğrendim. Önümüzdeki pazar, ilk Babalar Günümüz. Sırada ilk yaşı, ilk adımları ve daha nice ilkleri var. Bugün bu mahrumiyetin içinde elimden gelen tek şey, kızıma 2 masal kitabı hediye etmek oldu. Hücremin avlusunda gelişini izlediğim yavru kuşlardan ilham alarak, Kapalı Kapılar Ülkesi'nden yola çıkan cesur bir müjde kuşunun, kızımın dünyaya gelişini müjdelemek için yaptığı yolculuğu ilk masal kitabımda anlattım. Kızımın, Sık Ağaçlar Ülkesi'nden Kapalı Kapılar Ülkesi'ne yaptığı ilk buluşma yolculuğunu ise ikinci masal kitabımda anlattım. Aslında bu iki kitap; bir babanın özlemi, bir annenin fedakarlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır. Her zorluğun üstesinden gelen eşim de bu masal kitaplarını resmetti. Biz, birlikte yaşayamadığımız anıları unutulmasın diye masallara dönüştürmek zorunda kaldık.
Doğum, kurtuluş ve zafer; acıyı, sabrı ve mücadeleyi içinde barındıracak zahmetli kavramlardır. Bu süreçte acıyı, bekleyişi ve mücadeleyi sevgili eşim omuzladı; kızımıza hayat verdi. Bu topraklarda bir millet büyük acılar ve mücadelelerle ayağa kalktı. Kurtuluşa yürüdü, Cumhuriyeti kurdu. Bugün bizler de sabırla adaletin tecellisini bekliyoruz. Ancak şunu biliyorum ki, gerçekler bütün yönleriyle ortaya çıktığında hakikat ile iddia arasındaki fark da açıkça görülecektir. İnsan, zor zamanlarda çareyi yine insanda bulur. Biz de birbirimize dayanarak bu süreci aşacağız. Kamuya, kamusal alanlara ve kentlerimize karşı sorumluluğumuzu her şart altında sürdürmeye, korumaya, geliştirmeye ve muhafızlığını yapmaya devam edeceğiz. Sonuç olarak hakkımda yöneltilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ederim.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
