“İddianameye göre, şüpheliler Ekrem İmamoğlu, Ali Rıza Akyüz, Süleyman Atik ve Fatih Keleş, Bakırköy'de bulunan Capacity AVM'nin otopark işletme ruhsatını vermek karşılığında AVM ortaklarından rüşvet talep etmişlerdir. İddiaya göre, örgüt lideri olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen Fatih Keleş'in yönlendirmesiyle Süleyman Atik, AVM ortaklarından rüşvet istemiştir. Savcılığın iddiasına göre, Ali Rıza Akyüz ilk olarak otoparkın ortak işletilmesini veya 3 milyon dolar rüşvet talep etmiş, bu talebin reddedilmesi üzerine örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen Ertan Yıldız'ın da dahil olduğu bir görüşmede talep 5 milyon dolara çıkarılmıştır. Süleyman Atik'in ise bu talebi AVM ortaklarına ileten ve pazarlık yapan aracı olduğu öne sürülmektedir. Rüşvet taleplerinin reddedilmesi üzerine, şüphelilerin kamu gücünü kullanarak AVM'ye "çürük raporu" aldırılacağı tehdidinde bulunduğu ve nihayetinde yaklaşık 5 milyon dolara denk gelen 197 milyon TL idari para cezası keserek baskı kurduğu iddia edilmektedir. Savcılık, bu eylemlerin TCK 252/2-4 (Rüşvet Alma) ve TCK 220/5 (Örgüt Faaliyeti Çerçevesinde İşlenen Suçlar) maddelerini ihlal ettiğini öne sürmektedir. İddialar, müşteki ve tanık ifadeleri, etkin pişmanlık beyanları, müşteki tarafından sunulan bir ses kaydı çözümlemesi ve teknik raporlara dayandırılmaktadır.”
- ·Müvekkil 31 Mart 2024 seçimleriyle göreve gelmiştir; Eylem 21'in atfedildiği 2020-2024 döneminin büyük kısmında belediyede görevli değildir, dolayısıyla iddianamenin maddi unsuru zaman bakımından kişiselleştirilememektedir. Sözde müştekilerin ilk üç ifadesinde (Selahattin Özgül ve avukatları) müvekkilin 5 milyon dolar talep ettiğine ya da 'geleceğin Cumhurbaşkanıyla kötü mü olmak istiyorsunuz' dediğine dair tek beyan yoktur.
- ·21 Mart 2025 tarihli gazete haberinde aynı söz önce Süleyman Atik'e atfedilmiş; sonra haberin kaynağı olan AVM avukatının çevresindeki Seyfi Beyaz'ın 25 Nisan 2025 tarihli ifadesinde müvekkile aktarılmıştır. Yani beyanlar gazete haberinden sonra ifadelere monte edilmiş; bu durum hem dosyanın gizliliğinin ihlalini hem de delil kurgusunu göstermektedir.
- ·İddianamede 'somut delil' olarak sunulan Mustafa Keleş–Süleyman Atik ses kaydında müvekkilin adı geçmemekte; aksine 'Ekrem Bey'le görüşeyim' diyen müştekiye Atik 'Bu konu Ekrem Bey'de değil' yanıtını vererek örgütsel bağlantıyı çürütmektedir. Atik müştekilerden Selahattin Özgül'ün oğlunun arkadaşı, AVM ortaklarının alt/üst komşusudur; müvekkilin yönlendirmesine ihtiyaçları yoktur.
- ·197 milyon TL idari para cezası 138.000 m² yapıdaki 20.000 m² kaçak imalat için alt sınırdan, encümen kararıyla 3194 sayılı İmar Kanunu 31-32-42. maddelerine uygun verilmiştir; AVM yönetimi 192 deprem perdesini yapmadığını kendisi kabul etmektedir. Müşteki tarafın sunduğu ITÜ tasdik raporu ise Volkan Mühendislik tarafından isim göstererek 2005'teki rapor sahibi Turgut Öztürk'e hazırlatılmış, mevcut olmayan bir statik projeye referansla, yerinde inceleme yapılmadan ve tasarım gözetmenliği olmadan düzenlenmiştir.
- ·Müdafi, Capacity'nin teknik detayına 'tam girmediğini' söylemekle birlikte AVM'de 192 adet deprem perdesinin yapılmadığını ve otoparkın yoldan içeriye doğru şekilsiz biçimde uzadığını ileri sürer; bu yapısal sorunun yukarıdan görülemediğini, müşterilerin alışveriş yapıp ayrıldığı için fark edemediğini vurgular. Müvekkilinin yüksek mühendis kimliğiyle bu durumu ortaya çıkardığını ve olası bir İstanbul depreminde Bakırköy'de yaşanacak büyük bir katliamı engellemek için adım attığını öne sürer.
- ·Müdafi, mahkemeden müvekkilinin beyanlarının ve bir yıldır gönderdiği belgelerin 'ihbar' olarak kabul edilmesini ister; ardından suç duyurusu veya teknik heyet görevlendirilmesi takdirinin heyete ait olduğunu belirtir. Bu çerçevede 197 milyon TL'lik ceza ve çürük raporu süreci, rüşvet pazarlığının sonucu değil, gerçek bir yapısal güvenlik sorununun ifşası olarak konumlandırılır.
- ·Müdafi, iddianamenin somut delil değil 'işte söyledi, etti, yaptı, kanaatindeyim' düzeyinde beyanlara dayandığını, suçun hayal bile edilmemiş bir senaryo olduğunu söyler. Müvekkilini somut kanıtlarla suçlanan biri olarak değil, menfaati zedelendiği için iftira atan kişilerin tezlerine karşı savunduğunu, bu nedenle çürütülecek tek şeyin karşı tarafın düşünceleri olduğunu öne sürer.