Savunma

Güldem Şık Savunması

Kendi savunması·Güldem Şık·22 Haziran 2026 · Kaynak

Hazırım Başkanım. Sayın Başkanım, değerli heyet, sayın savcım; müdahil olmamın söz konusu bile olamayacağı bu eylemlere ek olarak, sizin ifade ettiğiniz, benim "Yok artık!" dediğim, ismimi cezaevinden çıkış biletlerinin üzerine yazdırmış olan, kul hakkına girmekte bir sakınca görmeyen kişilerin hikayelerinin içinde yer almışım. Hepsine savunmamda yer vereceğim. 9 Mart'tan bu yana 99 kişiyi dinledim. Herkes gibi, tek haksızlığa uğrayanın kendim olduğunu düşünürken, gördüm ki aslında herkes farklı hikayelerle farklı haksızlıkları yaşamış. Tek kafamda çözemediğim; bu kadar siyasetçinin, bürokratın, üst düzey resmi görevlinin olduğu bir davada, hiçbir resmi ya da gayri resmi görevi, yetkisi, etkisi, onayı ve imzası olmayan benim, müdahil olmamın söz konusu bile olamayacağı iddia edilen bu eylemlerin içinde, sadece etkin pişmanlıkçıların “en zayıf halka” gibi görüp ismimi geçirmeleri sebebiyle 1,5 yıldır özgürlüğümün neden elimden alındığıdır. Tahminen siz de öyle düşünmüş olacaksınız ki beni kadınlar arasında en son sıraya koyuyorsunuz. Savunmamın sonunda tarafınızın da fark edeceğine inandığım, eylem ve ifadelere ne kadar alakasız ve yersiz yerleştirilmiş olmamdır. En çok içimi acıtan; içinde haram olan tek lokmayı evlatlarının boğazından geçirmemiş annemin, babasının, annesinin alın teri ve emeğiyle büyümüş olan kızımın benimle ilgili, haksız da olsa, suçlamaları duymaları ve okumalarıdır. Yekten söylemek istiyorum: Ben hayatım boyunca hiç kimsenin adamı olmayıp adam olmayı kendine düstur edinmiş, hiç kimsenin hakkını yememiş, yedirmemiş bir Türk kadınıyım. Tarafıma isnat edilen hiçbir suçu, atılan hiçbir iftirayı da kabul etmiyorum. Aklıma hiç gelmezdi, gün gelecek de Can Yücel'in en sevdiğim şiirlerinden birinin öznesi olacağım, bununla savunma yapacağım. Sayın başkanım, müsaadenizle bu şiirin birkaç mısrasıyla savunmama devam etmek istiyorum: "Reis Bey, asın beni, dövün, öldürün, Biliyorum suçluyum, razıyım cezama. Çalmadım, öldürmedim ama daha kötüsünü yaptım. Ne yaptım biliyor musunuz Reis Bey? Tuttum insanları sevdim." "Tuttum İstanbul'u sevdim." Bu son mısrayı ben ekledim Başkanım. Çünkü tutuklu kalmamın nedenlerinden bir tanesi de kaçma şüphemin olması. Şöyle ifade edeyim: Ailem 7 yıl önce İzmir'e taşındı, ben gitmedim. Kızım, gözümün nuru, okumak için yurt dışına yerleşti; tahminen de dönmeyecek, peşinden gitmedim. Nişanlım Ankara'da yaşıyor, taşınmayı hiç düşünmedim. Beni İstanbul'umdan koparabilecek tek yol; kollarıma kelepçeyi vurup, tabut misali bir aracın içine atıp kilometrelerce uzağa fırlatmak olabilirdi, bu da oldu. Ben bunu vicdansızlık olarak addediyorum. Sayın Başkanım, değerli heyet, sayın savcım; lütfen ve lütfen içinde vicdan ve mantık bulundurmayan hiçbir karara müsaade etmeyin. Emniyete teslim olmamdan bu yana, 1,5 yıla yakın bir süre geçti. Yüzüme bakan ve beni gördüğüne inandığım tek yargı mercii sizsiniz. Sayın savcım, size de ayrıca teşekkür etmek istiyorum; 16 aydır kim olduğumu anlamaya çalışan sadece siz oldunuz, teşekkürler. İnşallah kaçmamın bir olasılık olmayacağını anlatabilmişimdir. Tekrar sürülmemeyi temenni ediyorum. İddianamedeki isnatlara geçmeden önce kısaca kendimden de bahsetmek isterim: 30 yıldır bilfiil çalışan, ayakları üstünde tek başına duran, sadece hedefli ve evladı için çalışan bir kadın ve bir kız çocuk annesiyim. Yapı Kredi Bankası'nda stajyer olarak meslek hayatıma başladım. 1999 - 2000 yılları arasında Demirbank ve HSBC'de muhasebe portföy yöneticisi olarak devam ettim. Doğum için ayrıldım. 2004 yılında Denizbank'a portföy yöneticisi olarak geri döndüm. 2010 yılına kadar Denizbank'ta çalıştım. Şube müdürlüğüne kadar yükseldim. Lise mezunu olarak bankanın ilk şube müdürlerinden oldum. 2010 yılında faktoring sektöründen teklif geldi. 2014 yılına kadar da faktoringde yöneticilik ve şube müdürlüğü yaptım. 18 yıl finans sektöründe yönetici olarak çalıştıktan sonra özel sektöre geçtim. Dawn Offset firmasında finans ve satın almadan sorumlu genel müdürlük yaptım. Firma iflas erteleme sürecine girdi. Süreç tamamlanana kadar çalışmaya devam ettim ve firma kapandı.

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+14 daha+15 daha

O dönemde tanıştığım en büyük müşavirlik firmalarından birindeki bir üstadımın referansıyla, döneminin en iyi etkinlik ajanslarından olan Spayler Etkinlik Ajansı'nda finans ve satın alma yönetici danışmanı olmamı sağladı. Çalıştığım süre içinde kurumsal etkinlikler, lansmanlar, seminerler, fuarlar, protokol organizasyonlarının alan satın almalarını yaptım ve finans sürecini takip ettim. Bu organizasyonlardan bazıları; Akbank, Oracle, Şekerbank, Sabancı gibi grupların yıl sonu, yıl başı toplantı ve organizasyonları, Kızılay'ın Hilal-i Ahmer altındaki sanat etkinlikleri ve bunların en büyüğü, 2019'da Atatürk Havalimanı'da yapılan Teknofest Festivali'ydi. Festival, çeşitli şehirlerde şu an devam ediyor. Spayler, Teknofest projesini 3 ajansla beraber konsorsiyum olarak aldı. Ben de bu sayede Türkiye'nin en büyük festivallerinden olan Teknofest'in satın alma ekibine dahil oldum. Festival, kısa da olsa başlangıç bitişi 6 aydan uzun sürdü. T3 Vakfı ve kamu kurumlarının koordinasyonuyla onlarca paydaşın katıldığı, yüzlerce stant, çadır ve etkinlik alanlarının kurulduğu, irili ufaklı 200'den fazla tedarikçinin hizmet verdiği devasa bir festivaldi. Benim içinde olduğum satın alma ekibi, paydaşlar ve STK'lar hariç her türlü tedarikin fiyatlanmasından başlayan, kurulumundan sökümüne kadar her türlü ihtiyacı anlık karşılayan, iş bitince mutabakat, faturalandırma ve tahsilat süreçleri dahil tüm süreçleri takip etmekten sorumlu bir ekipti. Benim tedarik alanım; teknik, dekor, stant, çadır, promosyon, catering gibi daha çok tamamlayıcı tedariklerin sağlanması tarafındaydı. Ben prodüksiyon, reklam, tanıtım, dijital video çekimi gibi görsel bazlı hiçbir tedarikle ilgilenmedim, zaten bilmem de. Başkanım, benim MTH eylemlerine de koydukları için özellikle de söylemek istedim. Benim branşım değil ve bildiğim bir alan değil zaten. Kısaca bu proje; T3 paydaşlar tarafından konsorsiyum ajanslarına yaptırılan, proje süresi boyunca da Atatürk Havalimanı'nda kurulup platoda operasyonunun yönetildiği bir festival. Bu süreçte yer aldım diye hiç kimse bana Atatürk Havalimanı'nın ya da vakfın paralel satın almacısısın demedi. Çünkü değildim, aynı şimdiki gibi. Bu arada pandemi, ajansın ayakta kalmasına müsaade etmedi ve özel sektördeki birçok ajans gibi kapanmak zorunda kaldı. Bu süreçlerde ajansa sonuna kadar destek vermeye devam ettim. Bu sürecin bana en büyük katkısı, finans sektöründe olduğu gibi etkinlik sektöründe de çok sayıda çevreye sahip olmaktı. Zaten ben bütün çalışma hayatımda para biriktirmekten çok insan biriktirdim. Özel hayatımda da birini 1999 yılında, birini 2020 yılında çıkarttığım 2 şiir kitabım var. Ve mahlası "Gölgesiz Kadın" olan bir YouTube kanalım var. Size kitaplarımı getirmedim, çünkü kanalımdan dinleyebilirsiniz. Kanalda hem şiirlerimin hem de bestelerimin yapay zeka ve manuel hazırlanmış kliplerini de bulabilirsiniz. Hepsini kendim yaptım. 2.000'e yakın abonem ve 250.000 civarında da görüntülenmem var. Kanaldaki "Kızıma" ve "Hay Aksi" şiirlerimin kliplerini izlemenizi de çok isterim. Beni biraz daha tanıyabilirsiniz. Bu arada Spotify'da da aynı mahlasla bestelerimi dinleyebilirdiniz ama cezaevinde olduğum sürede pasife atılmış. Sayın Başkanım; ben herhangi bir vakfa, herhangi bir partiye veya herhangi bir örgüte üye değilim. Sadece MESAM'a üyeyim, Müzik Eserleri Merkezi; orada da 70'ten fazla telifi bana ait olan güfte ve şarkılarımın kaydını bulabilirsiniz. Onun da listesini vermek istedim ama özel telifler olduğu için ulaşamadım, siz isterseniz ulaşabilirsiniz. İlk kitabımı 99 depreminden bir hafta önce, ikinci kitabımı pandemide çıkarmıştım. Üçüncü kitabım da özgürlük hakkıma tekrar kavuşabilirsem buradan çıkınca çıkaracağım. Umarım dördüncü kitabımı da bir felaket sonrası çıkartmak zorunda kalmam. Peki neden bu davada, belediyede herhangi bir resmi ya da gayri resmi pozisyonu, yetkisi, onayı, imzası olmayan ben sanık ve tutuklu olarak bulunuyorum? İddianame çıkana kadar bunun cevabını bulamadım, halen de bulabilmiş değilim; sadece tahmin edebilirim. 'yı tanıyor olmam olabilir.

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+14 daha+15 daha

Ama ben sadece onu değil ki, hem bankacılık hem de etkinlik sektöründen birçok kişiyi tanıyorum. Birini tanıyorum diye cezaevinde olmam hayatın hangi olağanına uygun? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın 'nun danışmanı olan 'la 3 yıllık bir süre içinde toplamda 10 dakika telefon konuşmam olabilir. Ama ben sadece onunla değil; banka yöneticileriyle de, T3, Kızılay, paydaş yöneticileriyle de, belki büyük holdinglerin patronlarıyla da zaman zaman konuşmuşluğum zaten vardı. Ya da özel sektörden sonra kamuya girebilme hevesine düşen benim; bunun için etkinlik sektöründen ortak tanıdıklarla belediyenin etkinlik alanlarına girebilip —ki zordur o alanlara girip kendine yer edinmek hem personel hem de tedarikçi olarak, ki anlattı zaten herkes— tedarik çevresiyle tanışmam ve kamuya girebilmek için pozisyon beklemem mi acaba? E insanlar memur olmak için yıllarca uğraşıyorlar, benim de bununla ilgili çaba göstermem neden suç olsun ki sonu sonuçsuz kalsa da. Size eylemleri anlatamam ama, tahminlerimin bendeki açıklamasını yapabilirim. benim 2008-2009 yani bankada şube müdürlüğümden tanıdığım bir müşterim. O zamandan bu yana zaman zaman konuştuğum, etkinlik sektörüne geçince de fikir alışverişi yaptığım bir tanıdığım, bir arkadaşım. Hatta o dönemde Waytosay olarak iş almak için Sipahiler’e sunuma bile gelmiştir. Ajansın prodüksiyon ve dijital reklam işlerini almak istemişti o dönemde. Sonra pandemi dönemi oldu, bütün sektörler zaten durdu. Kimse kimseyle zaten de görüşemedi. Sonra yeniden karşılaşmamız 2021 ortaları gibi herhalde, belediyenin önemli kutlamalarından birinde, alanda karşılaştık. Arada da özel sektörde de yaptığı işlere tedarikçi ve ajans yönlendirdiğim, finansman için bankalara yönlendirdiğim de olmuştur. Ben, ’nın güdümünde biri değilim. Onun sayesinde herhangi bir koltuğa oturmuş da değilim. Benim oturduğum tek koltuk, şimdi olmayan ofisimdeki koltuğum ve evimdeki koltuğumdur. … 2021 Şubat-Mart gibiydi, kızımın yurt dışında okuması için bankadan tanıdığım, okulların araştırmasını yapan bir danışmanlık firması olan arkadaşımla görüşürken belediyenin öğrencilere burs verdiğini, ’u tanıdığını, görüştürebileceğini söylemişti. Bunun üzerine Murat Bey’den randevu aldım ve kızımla görüşmeye gittim. Kendimden ve burs talebimden bahsettim, bakacağını söyledi. Sonra da sonucu ile ilgili birkaç kere daha rahatsız ettim. Devamında kızım Belçika’da devlet üniversitesinden burslu kabul aldı. Belediye bursuna gerek kalmadı. Bu arada vize sorunları başladı çok ağır bir şekilde. Burs için değil ama vize için, konsolosluk desteği istedim kendisinden. Sağ olsun bir iki vizemde de destek oldu. Sonrasında de belediyenin etkinliklerinde gördüm, İletişim’de birkaç kere daha gördüm, o kadar. Ben ’un talimat verebileceği biri değilim, asla olmadım, olamam. İddianamede yaratılmaya çalışılan algı gibi varlığından haberim olmayan bir örgütün, haberim olmayan yöneticisini bilmeden üyesi olsam, karşınızda böyle ne idüğü belirsiz biri gibi değil; yetkili, etkili herkesin tanıdığı biri gibi olmam gerekmez miydi? İddianamedeki algı tanımına uyacak herhangi bir pozisyon ya görevim yok. Üye tanımında sadece irtibat kurmakla suçlanıyorum. Başkanım bunun en mantıklı yorumunu sizin takdirinize bırakıyorum. Belediye etkinliklerinde tedarikçi çevremin oluşması, daha önce söylediğim gibi sektörden ortak bir tanıdıkla İBB’de İletişim ve Planlama Müdürü olan ’a ulaştım. O da anlattı zaten aslında ne yaptığımı da. Kendimden, yaptığım işlerden ve kamuya girmek istediğimden o zaman bahsetmiştik. Kültür A.Ş. ve daire başkanlıklarına başvurmam gerektiğini ama üniversite mezuniyeti istediklerini belirtti. Yine de yaptığım işlerden dolayı, özel sektör deneyimimden dolayı da "Alanlardan işimize yarayabilirsiniz" diye söylemişti. İletişim Koordinatörlüğü'nde projelerin planlandığını ve alanlarda uygulandığını anlattı. Özel günlerin kutlamalarında acil tedarik ihtiyaçlarının çok olduğunu, bununla ilgili alana tedarikçi yönlendirebileceğimi ve diğer tedarikçi ve ajanslarla tanışabileceğimi, bunun için de destek verebileceğini söylemişti.

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+13 daha+14 daha

Süreç böyle başladı. Pozisyon açılmayınca da dedim "Hani üniversiteyi de bitireyim daha iyi olur" diye düşündüm. 2022’de üniversiteyi bitirdim. Zaten hani Barış, çevre ve ekiple alanda zaten tanışıyordum. Şanssızlık, tasarruf tedbirleri kapsamında personel alımları durduruldu ve tedariklerin kısıtlandığını öğrendim. Bunun üzerine 2023 gibi emekliliğimi de alıp bir firma kurup danışmanlıklarımı, danışmanlığımı ofisten yaparım diye düşündüm. 2023’te ofisi kurdum. O tarihte ne oldu Başkanım? Şubat depremi oldu. Ülkemin 11 şehri yıkıldı, herkes deprem bölgelerine aktı. Ben de çok gittim; ne belediye ne tedarikçi kalmadı ortada o dönemde. Bir yıldan fazla sürdü zaten bu dönemde. Ben de ofiste özel sektöre, finans sektörüne ufak ufak danışmanlıklar yaptım. Ofisi kısmi kiraladım. Sahada tanıştığım Ömür Bey’in muhasebecisinin eski firmamda tanıdığım Yusuf’un olduğunu ve aynı AVM’de ofisimiz olduğunu öğrenince görüştük. Zaman zaman o da müşavir arkadaşlar da ofisi kullandılar. Ofisim iki bölmeliydi Başkanım, kolluk ofise girdiğinde zaten onu hiç belirtmemişler ve benim odam her zaman kilitliydi. Bu arada da bana haber verilmesini de istememişler, sonra güvenlik haber verdi "Haber verilmesini istemediler" diye. O dönem hiç sorun olmamıştı, ta ki tutuklanana kadar. Bu arada piyasa ve sektör bu kadar durmuşken kanalıma ve bestelerime de ağırlık verdim. Aranjör bir arkadaşım bestelerimle müzik sektöründe de olabileceğimi, daha fazla ilgilenmem gerektiğini söyleyerek beni MESAM’a yönlendirdi. Onay yıl sonuna doğru çıktı. Teliflerimi o zaman alabildim. Şarkılarımın içinde dizi müzikleri ve kulüp marşları var ama ben cezaevinde olduğum sürece diziler bitti, kulüpler yönetim değiştirdi. Velhasıl kelam, kamu hevesinden vazgeçip başka bir dünyada yer edinirim diye düşünürken, hayat bana dönem dönem gösterdiği karanlık yüzünü tekrar gösterdi ve zaten şanssız başlayan 2025, aynı şekilde devam etti. 2023’te nişanlanmıştım, 2025’te evlenecektim. Ocakta nişanlımın annesini kaybettik. Sonra babamın beyin damarlarındaki tıkanıklıklar çıktı. Kalbinde zaten bypass vardı, o sorunlar yeniden çıktı. Annem ameliyat oldu. 2025’te cenazemiz oldu, sağlıklar kaybedildi, son olarak da ben özgürlüğümü kaybettim. Kötü başlamıştı, kötü devam etti, hâlâ devam ediyor. Şimdi düşünüyorum da keşke biri bana kamuya heveslenen birinin 1,5 yıl da cezaevinde yatacağını söyleseydi… Özetle; tedarikçi yönlendirip, alanlarda acil ihtiyaçları çözmem, tedarik yönetimi yapmam neden suç olarak karşıma çıktı? Ben cevap vereyim. Tedarik süreci, kamu jargonuyla konuşulunca “kriminal” oluyormuş, bu süreçte bunu anladım. İhaleliymiş, ihalesizmiş, yükleniciymiş, alt taşeronmuş, üst taşeronmuş, yancıymış tabirlere özel sektörün lügatında yoktur, işi yapanlar vardır. Onlara yüklenici, müteahhit ya da ihaleli firma değil sadece tedarikçi denilir. İş bittiğinde de yapılan hak ediş değil mutabakattır. Aslında bu kadar basittir. Bir de sormak istiyorum, bu arada yüklenici dedikleri kamu değil. Alt taşeron dedikleri de kamu değil. Burada anladığım kadarıyla iştirakler de kamu değil. Peki ben kamuya dokunmadan hangi kamuyu dolandırmış olabilirim? Takdiri yine Sayın Başkanım size ve değerli heyetinize bırakıyorum. Başkanım, eylem adı altında geçen ihale bazlı konularla ilgili size raporlar, tablolar ya da evraklar sunup bir şeyler anlatamam; çünkü bilmiyorum. Ben size 18 eylemin içinde ismimin geçtiği ifadeleri tasnif ederek aslında 6, 7 tedarikçinin, kamuda 2 çalışanın etkin pişmanlık hikayelerinde nasıl ismimi geçirdiklerini ve aynı ifadelerin aynı sırada, aynı cümlelerle parçalanarak tekrar tekrar bu sayfalara nasıl yerleştirildiğini ispat edebilirim. 845 sayfaya bakmak yerine, size vereceğim dosyadaki 6 sayfaya bakabilirsiniz sadece. Başkanım, siz eylemlerden tek tek doğrulayabilirsiniz. Bütün eylemlerin yanında aynı kişilerin aynı sayfalara ve farklı sayfalara kaç kere konulduğunu görebilirsiniz. Burada etkin pişmanlıklarınızın 109 adet, 109 kere eylemlerin içinde geçtiğini görebilirsiniz zaten tek tek. Ve arkada size 2,5 sayfada eylemde geçen ifadeleri de koydum. O da sadece 2,5 sayfa tutuyor. Aslında 2,5 sayfa bu kadar yere dağıtılmış. Ve onu da geçtim Başkanım, burada 12'ye yakın etkin pişmanlıkçı ve ikrar arada var 1-2 tane. Onlarda bana dokunan çıkmış Başkanım. Onları da açıklayacağım.

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+14 daha+15 daha

Öncelikle bu etkin pişmanlıkçıların ortak hikayelerini sıralamak isterim. Çoğu 2., 3. ifadelerinden sonra tahminen sosyal medyadan duydukça akıllarına gelmişim. Tüm bu pişmancıklar, “bildiğim kadarıyla, zannediyorum”la başlayıp İBB muhasebecisi veya firmaların muhasebecisi olduğumdan bahsediyor. Hiçbiri kendimi dedikleri şekilde tanıttığımı söylemiyor ama. Bu sadece tahminleri. Benim İBB'de ne resmi ne gayri resmi hiçbir görevim yok. Hiçbir firmanın muhasebecisi değilim, ben zaten muhasebeci değilim. Çoğu tedarikçi olan bu zatlar, yaptıkları yani gerçekleştirmiş oldukları işlerin faturalarını kestiklerini söylüyorlar. Yani “fazla ya da eksik fatura kestik” demiyorlar. Başkanım, şimdiye kadar yöneticiler ve idari amirler alanların nasıl yönetildiğini, her tedarikçinin yaptığı işin aslında birbirini tamamlar nitelikte olduğunu ve aynı yerde ve aynı zaman diliminde hizmet verdiklerini anlattılar. Bu kişiler zaten sahada birlikte çalıştığı ve tanıdıkları kişileri bir tarafa bırakıp bütün mutabakatlarını, bütün her şeylerini benim yaptığım yorumunu yaratmaya çalışmışlar. Bu beyanlardaki tedarikçiler arada kısa zamanlı sahaya destek veren orta ölçekli firmalar. 1, 2 işleri için yüklenici firmaları da tanıştırıp işlerini takip etmişliğim vardır. Birbirleriyle çalışmaya başladıktan sonra zaten bana ihtiyaçları kalmazdı. Bu beyanlara göre bu beyanları veren herkesin muhasebecisi olmam lazım ve bu da hayatın olağan akışına çok mümkün değil. İş yapana beni yönlendirdi demek yerine ihaleli firmaya yönlendirdi demeleri, doğal tedarik sürecini kriminal yapmaktan başka bir şey değildir. İBB ve iştirak ihalelerinde firmaları belirlediğim, organize ettiğim ve ihale süreçlerini ve sonrasını yönettiğim söylenmiş. Sayın Başkanım, bu beyanı beni bırakın, burada haziruna bulunana sorsak şu anda onlar bile adıma cevap verebilirler diye düşünüyorum. Ben ne ihale süreçlerini ne organizasyonunu ne de firmalarını bilebilecek ne resmi ne gayri resmi bir göreve ne de yetkiye sahibim. Huzurunuzda verilen beyanlara göre bu pozisyonların genel müdürleri, yöneticileri beni tanımayı bırakın, görmediklerini beyan ettiler. Hiçbiri yapmadığım işin faturasını kestirdi demiyor. En ucuz fiyatlı verdiklerinden ki tahminen bunun için çok üzülüyorlar, işi yaptıklarından bahsediyorlar. Hiçbiri “Güldem para istedi, para verdi, para aldı” demiyor. Onların “istedi” dedikleri burada yok. “Aldı” dedikleri de burada yok. “Verdi” dedikleri de burada yok. Ben neden buradayım? Başkanım, isimlere de kısaca değineceğim ama lütfen siz de farkına varın ki üstümden bir hikaye yazılmaya çalışılmış ve çağrı mazlumu kıvamında ismimin kullanılarak çıkılacağı algısı yaratılmış, ki çıkmışlar. Dosyada size listeyle verdim zaten. Bu yaratılmaya çalışılan algının vücut bulmuş hali ben mi seçilmişim? Çok da diyecek bir şeyim olmuyor bu tarafa. Aynı sırada olduğu için, hemen hemen aynı sırada isimlere değineceğim Başkanım. ’ı tanırım. Sahada yetişmeyen işleri tamamlayan dekor, marangoz firmasıdır. Fatura kestirdiğimi sanmış ama kestirmemişim. İfade bu kadar. İsmimi geçiriyor. Bu da zannediyorum diğerlerden. İfade bu kadar Başkanım. Mehmet Recep Taşçı… Tanımam, beni tanımaz. Hikayesi renklensin diye ismimi geçirmiş. Burada öğrendim Medya AŞ'nin bir çalışanıymış zaten. Diyecek bir şeyim yok.

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+14 daha+15 daha

, … Başkanım, bunlar tahminen ikizler. Farklı tarihlerde, aynı cümlelerle, noktası virgülüne kadar aynı beyanı vermişler. Alt alta görebilirsiniz onları zaten. Her tarihin eylemine de altlı üstlü defalarca delil diye yapıştırılmışlar. Verdiğim dosyada göreceğiniz üzere çift olarak 31 kere, ayrı ayrı 62 kere delil diye yapıştırılmış ismim geçtiği için. Neyse… 'i tanırım. Ses ve ışık tedariki yapan bir firmadır. Savcım, size de cevap vereyim, ben 'un evinin nerede olduğunu bilmiyorum ve evine hiç gitmedim, ismim geçtiği için de söylemek istedim. Ne demiş? Antetli kağıt getirmiş, kaşe basmış, ne olduğunu görmemiş ve gitmiş. Bu delil özelliği taşıyorsa ben bilemeyeceğim. Ama daha ironik olanı var. İddia makamı diyor ki “İşleri Güldem'in nasıl sahte fatura organize ettiğinin delilidir” ve bu tek sahte fatura yorumudur. İddianamenin birçok sayfasında da yer bulmuştur. Başkanım, eski bir bankacı ve finansçı olarak söylüyorum, 10 yıldan fazladır. Bir A4 kağıdından ve bir kaşeden fatura üretemezsiniz. Bu ne VUK'ta vardır ne IFRS'te. Bir evrakın geçerli ve geçerli olabilmesi için dijital bir ayak izine ve devlet dairesi onayının mührüne ihtiyacımız vardır. Bu ifadede, yorum da delil özelliği taşımamaktadır. …Tanırım. Çıkmak için 3-4 kere ifade vermiş etkin pişmanlıkçılardan. Cezaevine geldiğim kadarıyla da öğrendiğim, kadının kucağından bebeğini alıp tutuklamışlar. Konuşmam gerekiyor diye konuştuktan sonra vermiş bu ifadeleri. Mimoza Çadır firmasının finansına baktığını bildiğim, firmanın sahibi olan Tuncay Kuzu'nun kızı. Ben de piyasada Tuncay Kuzu'yu tanırım zaten. Benim de bazen fiyat alıp, fiyatlama yönlendirdiğim bir firma ama ne ben onu 20 yıldır tanırım ne de o beni. Aslı ortaya çıkacak bir yalanı keşke söylemeseydi. Çalıştığı firmaları yazmış fatura kestiriliyor diye, bence babasına sorsun, o firmaları zaten sahadan o tanıyor çünkü bildiğim kadarıyla. Bir de keşke iftira atarken matematik bilseydi. %500-%600 ile dünyada kimse fatura kesmez başkanım. . Etkin pişmanlıkçı bu da. Bir iki kere fiyat için konuştuğum farklı firmaların muhasebecisi olarak bilirim. Bir çuval konuşmuş. Anlattığı hikayelerin içinde ben yokum. Benim ismimin geçtiği tek bir cümle var. Hikayesine konu kişiler ve ben artan paraları dağıtıyormuşum. Hangi artan paraları diye bir soru yok orada zaten. Bunu sadece iki kere konuşarak mı yapmışım? İki ya da üç bazım var, baktım başkanım da öyle bir şey yok. Bir iki fiyat aldığım biri zaten. Ya da diğer hikayesinde istedi, aldı, verdi dedikleri burada olmadığı için mi ben buradayım? Mete Maden. Tanırım. Dekor firmasıdır. Tamamlanması gereken tedariklere yan malzeme lazım olduğunda yönlendirmişimdir. Bu da 4, 5, 6 ve 8. aylarda tekrar tekrar ifade vermiş biri. Evirmiş çevirmiş ama son iftirasında fazla ileri gitmiş, ahlaka dil uzatmış. Başkanım, Sayın Savcım özellikle o sayfayı da koydum. 8. ay ifadesinde üstünü de çizdim, okuyabilirsiniz. Mutlu olurum. Hadi kendini kurtarmaya çalışıyorsun, neden bu kadar da çirkinleşiyorsun? Hangi hakla, hangi cesaretle bir kadının namusuna dil uzatıyorsun? Birkaç işini kontrol etmişliğim vardır ama anlattığı diğer kişilerle ilgili hikayeler hakkında hiçbir bilgim yoktur. . Tanırım. Ses görüntü kiralaması yapan bir firması vardı, sonra kapattı bildiğim kadarıyla. En ucuz fiyatı alıyordu demiş, yönlendiriyordu firmasına demiş. Yapılan işin uygun fiyatlı olması ne zaman suç oldu? Ayrıca belirtmek isterim firmaların birbirleriyle çalışmak isteyip istememeleri kendi kararlarıdır. Huzurda firmalar bunu zaten kendi kararları olduğunu beyan ettiler. Kabil Taşçı. Bu da 8 sayfa konuşmuş olanlardan. İsmimin geçtiği tek bir cümle var. İBB ihalelerini Güldem organize eder demiş. Bu da ifade diye koyulmuş Başkanım. Bunun mümkün olmadığını, huzurda aldığınız ifadeler ispatlamıştır. Kaldı ki benim de burada öğrendiğim, İBB ihalelerinin EKAP'tan yapılıyor olması. Bu pişmanlardan bir tanesi İBB ihalelerinin iletişimde yapıldığını söylüyor. Bu iddia makamını yanıltmaktan başka bir şey değilse nedir?

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+13 daha+14 daha

'yı tanımam. Hayatımda görmedim. Kendini kurtarmaya çalışan başka bir etkin pişmanlıkçının ekürisi olan kişi, iftiralar atsın diye ismimi geçirtmişler diye düşünüyorum. Başkasının ağzıyla başkasına, tanımadığı halde iftira atmak ne kadar çirkin desem de umarım anlar. … Mutlu pişman. Çalıştığı kurumun bilgilerini üçüncü şahıslara veren, insanların olmayan odalarını karıştırdığını söyleyen ve bunu mutlu mutlu anlatan, kul hakkına girmekte bir sakınca görmeyen şahsın iftiralarını kabul etmiyorum. Bununla beraber diğer pişmanların ve gizli tanıkların onun için anlatmış oldukları hikâyeleri eğip büküp benim adımı kullanarak beyan vermesi zaten ifadelere bakılırsa anlaşılacaktır. Ben muhasebeci değilim. İhalelerle uzaktan yakından ilgim yok. Resmi ya da gayri resmi konuda hiçbir görevim yok. Bu arada bu mutlu pişmanın aynı ifadeleri, 18 109 sayfasında delil diye koyulmuş Başkanım. Sorarsanız husumetim yok, sadece arkadaşı değilim. Benim ismimi kullanmakta bir beis görmemiş. Son olarak da bu şahsın saydığı, ’un ekibinde de ben yokum. Ekibinde olmadan o kadar işi nasıl yapmış olabilirim acaba? Ona da dikkatinizi çekmek isterim. Çelişkilerle dolu. Sayın Başkanım, cevapsız bir soru sormak istiyorum. Şimdi etkin pişmanlıkçılar iftiraları muteber kabul edilmiş ve ismini geçirdikleri içeri girmiş, onlar dışarı çıkmışlar. Peki, bu pişmancıların diğer pişmancılar için söyledikleri muteber sayılmayıp yok hükmüne mi alınmış oluyor bu durumda? Yani şunu mu anlamalıyım, pişman pişmana dokunamaz mı? Bu cevapsızdı zaten. … Kendi zaten üçüncü ay haricinde tüm beyanlarından vazgeçti. Ayrıca kendisi gibi Kabil Taşçı'nın, 'nın, 'nin aynı hikâyeleri anlattığını da burada beyan etti. Sahada iş yapanlarla zaten çalıştığını da ifadesinde belirtti. Ben de arada çadır ve teknik fiyat almışımdır. Tüm ifadelere son olarak şunu söylemek isterim. Hangi şartta ve hangi durumda ifadelerini vermiş olurlarsa olsunlar, hiçbirisi yüzünü bir buçuk yıldır görmediğim kızımın gözünden akan yaşın hesabını veremezler. Allah'a havale ediyorum, bir de sizin adaletinize bırakıyorum. Son olarak da “tutuközlülük” sürecimden biraz bahsedeceğim. Tutuközlülüğü ben taktım Başkanım. Burada “hükümözlü” diyorlarmış hüküm alıp istinafta, Yargıtay'da bekleyenlere. Ben de bir buçuk yıldır tutukluysam tutuközlüyüm şu anda diye düşündüm ben de. Olmuştur diye düşünüyorum. Sayın Başkanım, değerli heyet ve Sayın Savcım; ofisimden çıkan, benim olmadığını beyan ettiğim birkaç kaşe ve materyal ve bir bitkinin iftirasıyla -ki o bitkinin iftirası iddianamede yok ve silinmiş başkanım- ve Getir tapesiyle tutuklandım. Özgürken son verdiğim yemek siparişi olsa gerek, tape tarihi 27 Şubat 2025'ti. Silivri'ye atıldım, yetmedi. 4 Haziran'da Sakarya'ya sürüldüm. O 10 aylık süreçten uzun uzun bahsetmeyeceğim. Herkes yaşadıklarını anlattı zaten. Sadece nasıl vicdan ve mantıktan uzak bir yaftalanmayla sürüldüğümü anlatacağım; “intihar edebilme ve kendine zarar verebilme şüphesi!” Sizce bu sevki yazan irade, kayıtlarda da bulunamadı bu sevk bu arada, ne düşünmüş olabilir? Bence "Biz bu kadını bir yere atıyoruz da başına orada bir şey gelirse bunun cevabını veremeyiz. Şayet bir şey olursa zaten kendine zarar verme eğilimi vardı deriz." diye düşünmüşlerdir diye düşündüm ben de. Hayatında antidepresan bile kullanmamış beni hangi kanunun maddesinden güç alıp böyle bir yaftalamayla sürmüş olabilirler? Bu arada sürüldüğüm cezaevinde zehirlenme vakaları oldu Başkanım. Binden fazla insan zehirlendi, sahra hastanesi kuruldu cezaevinin önüne. Ölümler oldu. O ölenlerden biri ben olsaydım "Kendini ton balığıyla mı zehirledi?" diyeceklerdi. Bunun hesabını kızıma ve aileme kim verecekti?

Eylem 79Eylem 80Eylem 81+14 daha+15 daha

Varlığından haberim olmayan bu örgütü bırakın, bu yaşadıklarımdan hiç kimsenin haberi olmadı. Bir Allah'ın kulu "İyi misin? Başına bir şey geldi mi?" diye sormadı. Ne kimse beni tanıyordu ne de birkaç kişi haricinde ben kimseyi tanıyordum. Benim varlığımdan sosyal medyanın bile haberi yoktu. Birkaç haberi de koydum oraya Başkanım. Ne Sakarya'ya sürüldüğümün ne de davaya geleceğimin haberi hiçbir yerde çıkmadı. 26 kişi davaya gelecek diyorlardı, 27 kişiydi, ben yoktum. Dedim unuttular beni herhalde. Ceza içinde ceza gibiydi. Sonra sabaha karşı buraya da getirdiler. Benim de eşyalarım ringde kaldı ki onu üç kere falan da değiştirdiler ringi bana, hepsinde de taşıttılar tek tek. Neyse. Beni bir tek İzmir ve İstanbul'dan gelen ailem, Ankara'dan gelen nişanlım, bir de Antalya'dan gelen avukat arkadaşlarım unutmadı. Hepsine minnettarım. İyi ki varsınız. Neyse, yaşıyorum, ayaktayım ve huzurunuzdayım. Sayın Başkanım, değerli heyet, sayın savcım, stilettodan tuvalet terliğine terfi etmemin üzerinden bir buçuk yıla yakın bir zaman geçti. Cezaevindeki bir kadının en güzel tarifi bu olur diye düşündüm. 48 yaşıma kadar evlat oldum, kardeş oldum, eş oldum, anne oldum. İş hayatımda olabileceğim de title oldum. 50 yaşıma gelirken de firari oldum, kaçak oldum, tutuklu oldum, mahkum oldum, sanık oldum, bir de bu oldum. Alın bunu, bakın, bu ne yapmış? Hayatım boyunca hiç bu olmamıştım. Başkanım, bir onurum, bir gururum, bir de burnumun direği çok hasar gördü bu dönemde. Artık her şeye ağlıyor olduk, oldum. Bütün bu yaşananlara inanıyorum ki siz adaletinizle son vereceksiniz. Annemi evladına, beni evladıma kavuşturmanızı, gasp edilen özgürlük hakkımı da geri talep ediyorum. Teşekkürler.

İlgili Eylemler

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.