Eylem 106
İBB Medya Hizmetleri İhalesine Fesat Karıştırılması ve Usulsüz Alt İhalelerle Kamu Zararına Neden Olunması İddiası
“İddiaya göre, İBB'nin 2025 yılı medya hizmetleri alım ihalesine fesat karıştırılarak, ihalenin İBB iştiraki Medya A.Ş.'de kalması sağlanmış, ardından işler usulsüz olarak parçalara bölünerek örgüte müzahir firmalara verilmiş ve bu yolla 204.050.000,00 TL kamu zararına neden olunmuştur. İddianameye göre, Ekrem İmamoğlu'nun liderliğindeki örgütün yöneticisi Murat Ongun, süreci örgüt üyesi Emrah Bağdatlı ve Medya A.Ş. içerisindeki Fatoş Pınar Türker, Fatoş Ayık, Elif Güven gibi isimler aracılığıyla yönetmiştir. İhaleyi alan firma yetkilileri Deniz Dörtyol, Burak Karakuş ve İnan Boztaş'ın da bu sistem içinde hareket ettiği iddia edilmektedir. Savcılığa göre, ana ihale, rekabeti engelleyici şartlar (kısmi teklife kapatma, alakasız işleri birleştirme) eklenerek kasıtlı olarak Medya A.Ş.'ye verilmiştir. Medya A.Ş. daha sonra, yasal limitleri aşmamak için işleri parçalara bölerek, davet usulüyle Adplan Yayıncılık, Doğuş Ürün Pazarlama ve İnova Reklam Tanıtımı gibi önceden belirlenmiş firmalara alt ihale olarak vermiştir. İddianameye göre, 13.02.2025 tarihli 2025/3381 kayıt numaralı ana ihale 736.793.800,00 TL bedelle Medya A.Ş.'ye verilmiştir. Sonrasında İnova Reklam'a 77.850.000,00 TL, Doğuş Ürün Pazarlama'ya 64.700.000,00 TL ve Adplan Yayıncılık'a 61.500.000,00 TL'lik alt ihaleler verilmiştir. Savcılık, bu usulsüzlükler sonucu toplam 204.050.000,00 TL kamu zararı oluştuğunu iddia etmektedir. İddiaya göre, hileli eylemlerle rekabet ortamı engellenmiş, ihaleler adrese teslim verilmiş ve elde edilen haksız gelirin "SİSTEM" olarak adlandırılan yapıya aktarıldığı ileri sürülmektedir. Şüpheliler hakkında TCK 235 (İhaleye Fesat Karıştırma) ve TCK 158/1-e (Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık) maddeleri uyarınca cezalandırma talep edilmektedir. İddianame, 12.09.2025 tarihli bilirkişi raporu, MASAK raporları, tanık beyanları, HTS kayıtları, kolluk araştırma tutanakları ve bazı şüphelilerin itiraf niteliğindeki beyanlarına dayanmaktadır.”
- ·Binova firmasıyla imzalanan yaklaşık 77 milyon TL'lik sözleşmede tek bir hakediş dahi yapılmadığını, dolayısıyla 204 milyon TL'lik kamu zararının fiilen ödenmemiş sözleşme bedelleri toplamı üzerinden suni biçimde hesaplandığını savunuyor.
- ·Bilgisayarındaki Signal yazışmalarının yalnızca 2025 yılına ait, ekip arkadaşlarıyla yapılan sıradan iş süreci yazışmaları olduğunu, örgütsel talimat ya da hiyerarşi içerdiğine dair hiçbir ifade barındırmadığını; 27 Şubat 2025 yazışmasında kendisinin ihale kararı yetkisinin olmadığını bizzat yazdığını somut örnekle gösteriyor.
- ·2022 yılından beri aynı yöntemle (işlerin teknik türlerine göre gruplanarak) yapılan ihalelerin Sayıştay denetiminden sorunsuz geçtiğini, 2022'de hiçbir bulgu çıkmadığını, dolayısıyla aynı uygulamanın 2025'te (Eylem 106) suç sayılmasının tutarsız olduğunu belirtiyor.
- ·Bilirkişi ve tevdi raporlarında işlerin kısımlara bölünerek davet usulüyle verildiğinin doğru olduğunu ama bunun hukuka aykırılık oluşturmadığını, 4734 sayılı Kanun'un 60. maddesi kapsamında yalnızca 'hukuki sorumluluk' ifadesinin yer aldığını, kamu zararı veya ihaleye fesat karıştırmaya dair tek bir tespit bulunmadığını savunuyor.
- ·Fatoş Ayık, Kültür A.Ş.'den alınan video/drone/film yapımı işine ilişkin alt yüklenici ihalesinin sürekli gündeme gelmesine rağmen fiilen hiç yapılmadığını vurgulamaktadır. Emrah Bağdatlı'nın bu ihalenin ne zaman açılacağını sürekli sorması karşısında kendisinin rahatsızlık duyduğunu ve bu talepleri kendi inisiyatifiyle karşılamak yerine yöneticisi Sibel Hanım'a yönlendirdiğini anlatmaktadır.
- ·Signal yazışmasında geçen 'Emrah yüzde 80'ini bana verilsin diyor' ifadesine karşı, böyle bir talebin hiçbir zaman kabul edilmediğini ve zaten sözü edilen alt yüklenici ihalesinin hiçbir zaman açılmadığını tekrarlamaktadır. Ayrıca Emrah Bağdatlı'nın 2021 yılından beri Medya A.Ş.'den resmi bir ihale almadığını, İBB nezdinde de resmî bir görevi bulunmadığını belirtmektedir.
- ·Halkla İlişkiler ihalesi kapsamında alt yüklenicilerin yüzde 60-70'inin Emrah Bağdatlı'ya bağlı firmalara verildiği iddiasına karşı, davet edilen 80-90 firmadan sadece 9'unun müdahil olduğunu ve bunlardan da yalnızca 4 tanesinin Emrah ile bağlantılı görülebileceğini somut oranlarla ortaya koymaktadır. Bu nedenle iddianamedeki oranın gerçeği yansıtmadığını savunmaktadır.
- ·Mehmet Recep Taşçı'nın 30 Mayıs 2025 tarihli, kendisinin baskı ve zorlama altında usulsüz iş yaptığını ileri süren beyanına karşı, bu ifadenin avukatı olmadan alındığını, ilk etkin pişmanlık talebini sonradan geri çektiğini ve terfi alamaması nedeniyle kendisine karşı husumet beslediğini öne sürerek beyanın güvenilirliğini sorgulamaktadır. Kendisiyle Taşçı arasında husumet olmadığını, aksine yakın bir ilişkileri olduğunu belirtmektedir.
- ·Soruşturma kapsamında bilgisayar şifresinin paylaşılmaması iddiasına karşı, şifre değişikliğinin kurumsal IT politikası gereği rutin bir üç aylık yenileme olduğunu, el koymadan yaklaşık bir saat önce gerçekleştiğini ve baskının şaşkınlığı nedeniyle bankacılık şifrelerini bile unuttuğunu, bunun kasıtlı bir gizleme olmadığını anlatmaktadır.
- ·Deniz Dörtyol'un, Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı tarafından yönlendirildiklerine dair beyanına karşı, kendisini şahsen tanımadığını, sadece bir meslektaşının izinli olduğu dönemde tek bir telefon görüşmesi yaptığını belirterek bu kişiyle herhangi bir organik bağı olmadığını savunmaktadır.
- ·Alt yüklenici ihalelerine davet edilecek firmaların belirlenmesi sürecinde Emrah Bağdatlı'nın firma önerdiğini kabul etmekle birlikte, bunun sadece bir öneri niteliğinde olduğunu, nihai kararın şirket içi süreçlerle (Pınar Hanım, Murat Bey) alındığını ve firmaların davet/değiştirilmesi yetkisinin kendisinde olmadığını açıklamaktadır.
- ·Emrah Bağdatlı'nın Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 20 firmadan evrak talep ettiği dönemde şirkete gelmesinin bir toplantı değil, kısa bir bilgilendirme ziyareti olduğunu; bu ziyaretin, aynı dönemde pek çok firmanın benzer sorular sormasıyla aynı doğal sürecin bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.
- ·Eylem 85 ve 89 ile birebir aynı ihale olup aynı ithamları içermektedir; 736,7 milyonluk işte 11 alt ihaleden 3'ünü kazanan firmalar örgütle bağlantılı sayılıp 204 milyonluk sözleşme üzerinden dolandırıcılık isnat edilmiştir. Yine 9 kalem filmin 3 gruba ayrılarak ihale edilmesi suç konusu yapılmış, İmagina gibi kazanan firmaya isnat yapılmazken diğerlerine yapılmıştır.
- ·Aynı ihalenin 2022 yılına ait hali (eylem 99) ve 2024 son 3 aya ait hali (eylem 104) iddianamede yer aldığı halde şahsıma veya Medya A.Ş.'ye suç isnat edilmemiştir; eylem 99'un yapıldığı yıl Sayıştay denetiminden geçilmiş ve zarar bulgusu tespit edilmemiştir (ek 17). 2025 yılı Sayıştay ön bulgularında da bu ihaleye dair zarar ya da bulgu bulunmamaktadır.
- ·Look Medya ve İnnova'nın benzer tutarlarda kazandığı ihalelerde Look Medya'ya isnat yapılmazken İnnova'ya yapılması, isnadın hangi ölçüte göre yapıldığını belirsiz kılmaktadır. Somut delil bulunmadan yalnızca dolandırıcılık suçu isnat edilmiştir.
- ·Türker, danışman Emrah Bağdatlı ile herhangi bir yakınlık ya da sık teması olmadığını, aralarındaki iletişimin bir yıl boyunca yalnızca 4-5 yazışmadan ibaret olduğunu belirtmiştir. Bağdatlı'nın Medya A.Ş.'den maaş almadığını ve şirketin alt yüklenici seçim süreçlerine fiilen müdahil olmadığını savunmuştur.
- ·Alt yüklenici seçiminin tek kişinin insiyatifinde olmadığını, prodüksiyon biriminin başındaki Sibel Hanım ve ekibinin de değerlendirme sürecine dahil olduğunu, firmaların Ticaret Odası faaliyet koduna (Nace) ve referanslarına göre objektif kriterlerle seçildiğini ifade etmiştir. Önerilen Baraka gibi firmaları da bu kredibilite kriterine dayanarak örnek gösterdiğini belirtmiştir.
- ·Medya A.Ş.'nin klasik bir reklam ajansı gibi çalışmadığını, yalnızca birkaç ihale kalemi için dahi en az 150 firmadan teklif alındığını, havuzun yoldan geçen herhangi bir firmanın öneri veya başvurusuna açık olduğunu anlatarak sürecin adrese teslim değil geniş katılımlı olduğunu savunmuştur.
- ·Beltur İcra Kurulu'nun kandil simidi alımı için Medya A.Ş.'den karşılığı olmayan 350.000 TL'lik bir fatura kesilmesi talebini kabul etmediğini belirterek şirketin sahte veya karşılıksız fatura düzenleme baskılarına direndiğini somut bir örnekle ortaya koymuştur.
- ·Şık, Bağdatlı'nın muhasebecisi olmadığını, kendisinin zaten muhasebeci olmadığını, mesleki geçmişinin bankacılık ve şube müdürlüğü olduğunu vurguluyor; Bağdatlı'yı 2008-2009'dan bankadaki müşterisi olarak tanıdığını, sektörel fikir alışverişi ötesinde bir bağ bulunmadığını anlatıyor.
- ·Medya/iletişim ihalelerinin yetkili genel müdürleri ve yöneticilerinin huzurda kendisini görmediklerini beyan ettiklerini, dolayısıyla 'medya hizmetleri ihalelerinin perde arkası muhasebecisi' nitelendirmesinin tanıklık delili tarafından da çürütüldüğünü söylüyor.
- ·Bu eyleme konu ihaleye katılım kararı alınmadan önce, 05.08.2024 tarihinde Medya A.Ş.'deki tüm görevlerinden (yönetim kurulu üyeliği dahil) emekli olarak ayrıldığını, dolayısıyla eylem tarihinde şirketle hiçbir bağının kalmadığını belirtiyor.
- ·İddianamenin bu eylemle ilgili hiçbir belgede kendi adının veya imzasının bulunmadığını, buna rağmen zarardan sorumlu tutulmasının tutarsız olduğunu; ayrıca eylem için 6 yıllık bir suç tarihi aralığı (2019-2025) verilmesinin, sadece 21 ay genel müdürlük yaptığı gerçeğiyle bağdaşmadığını vurguluyor.
- ·İlgili sözleşmenin 26 Şubat 2025'te imzalandığını, alt taşeron anlaşmalarının en erken Mart ortasında yapılabileceğini ve kendisinin 19 Mart 2025'te tutuklandığını; cezaevindeyken dağıtılan ve akıbetini bilmediği işler için kendisine 204 milyon TL kamu zararı yazılmasının açıklanamaz olduğunu savunuyor.
- ·İş tamamlanmadan ve yıl bitmeden zarar hesabı yapılamayacağını, iddia edilen tutarın hangi somut veriye dayandığının dosyadan anlaşılamadığını vurguluyor.