Eylem 26
Gülaylar Grup'un Ataşehir'deki Arazisinin İmar Planı Değişikliği Karşılığında İrtikap İddiası
“İddianameye göre, şüpheli Ekrem İmamoğlu ve örgüt üyeleri, müşteki Mehmet İlhan Gülay'a ait Gülaylar Grup'un Ataşehir'deki arazisinin imar planı değişikliği karşılığında önce 22 milyon dolarlık otopark yapımı şeklinde rüşvet talep etmiş, bu reddedilince de baskı yoluyla yaklaşık 10-15 milyon dolar değerindeki taşınmazın İBB'ye 'bağış' adı altında devredilmesini sağlayarak irtikap suçu işlemiştir. İddianameye göre, Ekrem İmamoğlu eylemin talimatını veren örgüt lideri, Yakup Öner ise talepleri müştekiye ileten aracı konumundadır. Fatih Keleş, örgüt yöneticisi ve 'kasası' olarak sorumlu tutulurken, Ramazan Gülten ve Gürkan Akgün'ün de Fatih Keleş'ten aldıkları talimatla sürece dahil olduğu iddia edilmektedir. Savcılığın iddiasına göre, Gülaylar Grup'un imar planı başvurusu üzerine, ilk olarak Yakup Öner aracılığıyla 22 milyon dolarlık otopark yapımı şeklinde rüşvet talep edilmiş, bu reddedilince 'bir şey vermeden bu imarı alamazlar' denilerek baskı artırılmıştır. Sonrasında, müştekinin işlerinin görülmeyeceği ve yasal haklarının sürüncemede bırakılacağı baskısı altında, 18.12.2023 tarihli bir protokolle taşınmazın bir kısmına İBB lehine intifa hakkı tesis ettirilmiştir. Olay, Gülaylar Grup'un 2018'de satın aldığı Ataşehir İlçesi, İçerenköy Mahallesi'ndeki arazisiyle ilgilidir. Müşteki Mehmet İlhan Gülay ve şirketi İstanbul Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş., kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla mülklerinin bir kısmını devretmeye zorlanarak mağdur edilmiştir. Şüpheliler hakkında TCK 250/1 (İrtikap), TCK 35 (Teşebbüs), TCK 220/5 (Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar), TCK 53 ve TCK 63 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları talep edilmektedir. İddianame, şüpheli Yakup Öner'in ifadesi, müşteki Mehmet İlhan Gülay'ın beyanları, tanık Kamuran Ataç'ın ifadesi ve tapu kayıtlarına dayanmaktadır.”
- ·Yapılan çalışma 585 hektarlık 109.000 kişilik İçerenköy-Küçükbakkalköy Nazım İmar Planı'dır; parsel ölçeğinde özel bir plan değişikliği değildir ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği 4, 7/a ve 23. maddelerine uygun analitik etütlerle hazırlanmıştır.
- ·Plan 15.06.2021'de İBB Meclisi'ne iletilmiş, sanığın Daire Başkanı olarak yetkisi bu noktada sona ermiş; meclis 12-14.02.2022'de oy birliğiyle emsal 1,10'a indirmiş, müşteki itirazı üzerine 12.01.2023'te yine oy birliğiyle teklif edilen emsal 1,50'ye dönülmüş, müşteki bu son karara itiraz dahi etmemiştir.
- ·Bağış vaadi 02.11.2023 ve 16.11.2023 tarihli dilekçelerle başlatılmış, intifa hakkı 18.12.2023'te tescil edilmiş; planın meclise teklifinden 2,5 yıl, son onay üzerinden de bir yıla yakın süre geçmiştir; müşteki 04.05.2025 ifadesinde işlemin kamu yararına yapıldığını söyledikten sonra 07.05.2025'te tahliye edildiği gün beyanını değiştirmiştir.
- ·İddianamede ihaleyi yürüten Ramazan Gülten'in imzası ve yetkisi yoktur, Fatih Keleş'ten alındığı söylenen talimatın hiçbir somut karşılığı gösterilememiştir; planlama sürecinin tüm aşamaları belediye meclisi yetkisinde olduğundan, sanığın ayrıcalıklı bir imar hakkı düzenleme imkânı bulunmamaktadır.
- ·Eyleme konu imar planını hazırlayan birim İmar Müdürlüğü değildir; ilgili tarihte Gülten İmar Şube Müdürü olarak görev yapmakta ve İmar Şube Müdürlüğü'nün Görev ve Çalışma Yönetmeliği'ne göre imar planı hazırlama veya Meclis'e sevk etme yetkisi bulunmamaktadır. Plan kurgusu, Meclis tarafından emsalin 1,10'a indirilmesi ve askı itirazlarının değerlendirilmesi süreçleri Meclis'in kararıdır.
- ·Müşteki Mehmet İlhan Gülay, etkin pişman şüpheli Yakup Öner ve tanık Kamuran Ataç'ın beyanlarının hiçbirinde Gülten'in adı geçmemektedir. Hiyerarşik olarak bağlı olduğu iddia edilen Fatih Keleş ile arasında HTS kayıtları dahil tek bir iletişim verisi sunulamamış olması iddianamenin iç çelişkisini ortaya koymaktadır.
- ·Buğra Gökce, beyanın dayandığı 2019 tarihli İmamoğlu ziyaretinde kendisine üç isimden biri olarak adının verilmesinin fiilen imkânsız olduğunu, çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ancak 2022 yılında geldiğini söyler; 2019'da İzmir'de görevli olduğunu, bu nedenle İmamoğlu'nun 2019'da onu bir İstanbul imar konusunda görevlendirmesinin mümkün olmadığını belirtir.
- ·Müşteki beyanının zaman içinde değiştiğini, ilk ifadelerde farklı isimlerin verildiğini, tutukluluk uzadıkça üçüncü ifadede İmamoğlu ve kendisinin adının eklendiğini öne sürerek beyanın güvenilmez ve yalan olduğunu savunur ('Bu ifade yalandır').
- ·İsnadın somut karşılığının bulunmadığını, savcılığın dahi adını eylem failleri arasına koyamadığını; tek imzasının belediyeye yapılan yasal bir bağış talebinin gereğini yerine getirmekten ibaret olduğunu, bunun da yasal bir işlem olduğunu vurgular.