“İddianameye göre, bu eylemde Ekrem İmamoğlu liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütünün hiyerarşisi içinde bulunmayan bazı şüphelilerin, örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettikleri ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıkları iddia edilmektedir. İddiaya göre, İBB ve iştiraklerinden usulsüz ihalelerle elde edilen haksız gelirler, sahte fatura ağları kullanılarak nakde çevrilmiş ve hem örgütün 'sistem' olarak adlandırılan fonuna aktarılmış hem de şahsi zenginleşme için kullanılmıştır. Bu kapsamda, Murat Kapki ve Hüseyin Köksal'ın BVA Reklam şirketi, Eyüp Subaşı'nın Panoffect ve Genç Popülist şirketleri gibi yapıların merkezinde olduğu, Ahmet Çiçek, Hasan Özsoy ve Kabil Taşçı gibi şüphelilerin komisyon karşılığı sahte fatura düzenleyerek bu sisteme dahil oldukları öne sürülmektedir. MASAK raporlarına göre, BVA Reklam'dan Hüseyin Köksal'a yaklaşık 130 milyon TL aktarıldığı ve bu paranın 50 milyon TL'sinin bir mülk alımı yoluyla İmamoğlu İnşaat'a transfer edildiği iddia edilmektedir. Ayrıca, Serdal Taşkın ve Emrah Bağdatlı'nın, Serdar Haydanlı ve Vedat Şahin gibi taşeronları, hak edişlerini alabilmeleri için sahte fatura düzenlemeye veya almaya zorladıkları da iddialar arasındadır. Savcılık, bu eylemlerin TCK 220/7 (Suç örgütüne yardım etme) ve TCK 282 (Aklama) maddeleri kapsamına girdiğini belirtmektedir. Soruşturma, şüphelilerin itiraf niteliğindeki ifadeleri, MASAK raporları, banka kayıtları ve HTS verileri gibi delillere dayandırılmaktadır.”
- ·Kapki, 15 aydır şirkete kayyum atanmış olmasına rağmen BVA'da tek bir naylon/sahte fatura tespit edilmediğini, Vergi Dairesi'nin BVA hakkında herhangi bir cezasının veya şüpheli işlem raporunun bulunmadığını söylüyor. Ahmet Çiçek'in kendi sözcüklerine dayanarak avukatına 'Murat abiye böyle iftira atamam' dediğini, ardından Muhittin Palazoğlu'ndan 1 milyon dolar karşılığı bu iddiayı uydurduğunu öne sürüyor.
- ·Sahte fatura iddiasının yalnızca beyana dayandığını ve hiçbir vergi raporu, idari ceza veya sahte fatura davasıyla desteklenmediğini söyleyerek, kara para aklama suçlamasının da bu beyanlar üzerine kurulu olduğunu ve dolayısıyla çöktüğünü savunuyor.
- ·Le Meridien Otel'e 'jammer'lı valizlerle para götürüldüğü senaryosunun Ahmet Çiçek'in kendi otele ait paraları gizlemek için uydurduğunu, kendisinin oraya hiç gitmediğini, baz kayıtlarında izinin bulunmadığını ileri sürüyor.
- ·Murat Ongun'un, 'İsmail Bey'in size 995 bin dolarlık bir ödeme yaptığı söyleniyor' şeklindeki sorusuna Kapki kapsamlı yanıt vermiştir: İsmail Kaan'a verdiği iki villa ve yedi dairenin toplam değerinin yaklaşık 20-25 milyon dolar olduğunu, kendisine gönderilen paranın ise yalnızca 1 milyon dolar olduğunu belirtmiştir. Bu dengesizliği, yapılan işlemin bir satış değil, 'malları koruma amacıyla yapılan bir işlem' olduğunu ve dolayısıyla elde ettiği bir para olmadığını kanıtlamak için kullanmıştır.
- ·İsmail Kaan'ın, 'Kimse sana dokunamaz, mallarına el koyamazlar, ben varken sana bir şey olmaz' diyerek kendisini ikna ettiğini aktararak, mülk devirlerinin suç geliri aklamaya değil, baskı altında gerçekleştirilen bir 'varlık koruma' düzenlemesine dayandığını öne sürmüştür. Ayrıca İsmail Kaan'ın daha önceki savcılık sürecinde kendisine bazı isimleri söylediğini ima ederek tablonun daha karmaşık olduğuna dikkat çekmiştir.
- ·Savcılık ifadelerinin tamamının yönlendirme sonucu alındığını beyan etmiş ve Hüseyin Köksal ile Fatih Keleş hakkında da aynı şekilde yönlendirildiğini açıklamıştır. Bu itiraf, eylem-119 kapsamında Kapki ifadesine dayandırılan para aklama ve sahte fatura ağı iddialarının birincil delil tabanını büyük ölçüde zedelemektedir.