Eylem 66
Metro Hatları Dijital Ekran İhalesinde Fesat Karıştırma ve Kamu Zararı İddiası
“İddianameye göre, İBB'nin M4, M7, M8 metro ve F4 füniküler hatlarındaki dijital ekranların 3 yıl süreyle işletilmesi ihalesi, örgüt lideri olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla ve örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen Murat Ongun tarafından organize edilerek kamuyu zarara uğratacak şekilde kurgulanmıştır. İddiaya göre, ana ihalenin fahiş şartlarla sadece İBB iştiraki Medya A.Ş.'de kalması sağlanmış, ardından bu ihale, gayrıresmi olarak Murat Ongun'a ait olduğu öne sürülen Reklam İstanbul firmasına adrese teslim bir alt kiralama ihalesiyle verilmiştir. Bu süreçte Kağan Sürmegöz, Gürkan Akgün gibi İBB yetkililerinin ihaleye fesat karıştırdığı, Mustafa Nihat Sütlaş'ın Reklam İstanbul'un paravan sahibi olduğu, Umut Şenol ve Mehmet Muhittin Palazoğlu gibi isimlerin ise paravan tekliflerle sürece dahil olduğu iddia edilmektedir. Savcılığa göre, ana ihaleye katılımı engellemek için 1 milyon TL sermaye ve 5 milyon TL ciro gibi ağır şartlar konulmuş, ancak alt ihaleyi kazanan 300.000 TL sermayeli Reklam İstanbul'da bu şartlar aranmamıştır. İddianamede, 15.03.2023 tarihli ana ihalenin muhammen bedelinin kasıtlı olarak 2.582.681,19 TL eksik hesaplanarak kamu zararına yol açıldığı belirtilmektedir. Savcılık, bu kurguyla hem rekabetin engellendiğini hem de muhammen bedelin düşük tutulmasıyla kamu zararı oluşturulduğunu iddia etmektedir. Şüpheliler hakkında TCK 235 (İhaleye Fesat Karıştırma) ve TCK 158 (Nitelikli Dolandırıcılık) suçlarından, örgüt lideri ve yöneticileri için ise TCK 220 (Suç Örgütü) delaletiyle ceza talep edilmektedir. İddialar, 18.07.2025 tarihli bilirkişi raporu, MASAK raporları ve Gökhan Köseoğlu, Adem Tuncay, Selman Narman gibi çok sayıda tanık ve şüphelinin ifadelerine dayandırılmaktadır.”
- ·Bu ihalede de görevim yalnızca encümene sevk ve kesinleştirme imzasıdır; muhammen bedeli ve şartnameyi hazırlayan teknik komisyonun çalışmasına müdahalem olmadı, bana iddia edilen herhangi bir somut fiil yoktur. Reklam ünitesinin İstanbul gibi devasa bir kentte statik hesap, kar/rüzgâr yükü ve servis kapasitesi gerektirdiği için yeterlilik kriterleri konulması idarenin takdir yetkisindedir; daha önce 2019 öncesi benzer ihalelerde aynı kriterlerle iş bitirme ve ciro şartı arandığı halde kovuşturma açılmamıştır.
- ·İddianame, ana ihaleye fesat isnadı yapmadığı halde iştirakin yaptığı alt ihalede beni sorumlu tutuyor; oysa iştirakler ayrı tüzel kişiliktir, denetim ve yönetiminde herhangi bir görevim yoktur. Sayıştay Temyiz Kurulu kararı, alt yüklenicilerin sorumluluğunu yüklenici firmaya bağlamıştır; ben hiçbir alt yüklenici ile temas kurmadım, irtibatım da yok.
- ·Medya A.Ş.'nin ihaleyi kazandıktan sonra üçüncü kişilere muvafakatla devri sürecinde kendisinin hiçbir dahli olmadığını, görevinin yalnızca ihale sonrası teknik şartname takibiyle sınırlı olduğunu, firma seçiminde karar yetkisinin bulunmadığını belirtiyor. İhalenin davet usulü ile yürütüldüğünü ve en yüksek teklifi veren firmanın (Reklam İstanbul) kazandığını, kendisinin bu sürece dair şüphelenecek bir durumla karşılaşmadığını savunuyor.
- ·Sayıştay denetimlerinde hiçbir bulgu çıkmadığını, iddia edilen kamu zararının kendi görev alanıyla ilgisi olmadığını, ihalenin belirli bir şirkete verilmediğini ve aksinin ispatının iddia makamına ait olduğunu savunuyor.
- ·Tüm eylemlerde aynı tanık ifadelerinin kopyalanarak kullanıldığını, bu ifadelerin soyut ve mesnetsiz olduğunu; malvarlığındaki tapuların miras yoluyla edinildiğini belirterek dolandırıcılık/kamu zararı iddiasının maddi temelden yoksun olduğunu ileri sürüyor.
- ·Bu eylemle ilgili bilirkişi raporunda ve emniyet fezlekesinde Medya A.Ş. çalışanlarına ve şahsıma hiçbir suç isnat edilmemiştir; İBB Reklam Alanları Müdürlüğü'nün her yıl geçtiği Sayıştay denetimlerinde de bu ihaleye dair zarar tespiti yoktur. Buna rağmen iddianamede somut zarar gösterilmeden dolandırıcılık suçlaması ileri sürülmüştür.
- ·Söz konusu ihale gelir getirici bir satış ihalesidir: İBB'nin 4.500.000 TL muhammen bedelli işini 4.750.000'e kazanıp 6.650.000'e (yaklaşık %50 fazlasına, %40 kâr oranıyla) alt ihaleyle devretmemiz İBB'nin kasasına daha çok gelir sağlar. İştirak şirketi olarak kâr ettiğimiz her işten hissedarımız İBB de kâr eder; işi daha yüksek fiyata satmamızın 'İBB'yi 1.900.000 TL zarara uğrattığı' iddiası ticari kârı zarar gibi göstermektedir.
- ·Reklam İstanbul'un gayri resmi sahibinin Murat Ongun olduğu iddiasını çalıştığım süre boyunca duymadım; firmaların ticaret sicil kayıtlarına bakarız, arka plandaki gayri resmi ilişkileri tespit etmemiz mümkün değildir. İhaleye 4 firma davet edilmiş, teklifler herkesin huzurunda okunmuş, 13 kişilik yönetim kurulu oy birliğiyle onaylamış; komisyon ve yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğuna suç isnat edilmemesi işlemde usulsüzlük olmadığını gösterir.
- ·İmar, plan değişikliği ve onay kararları nihai olarak İBB Meclisi ile yetkili kurullarca alınır; ihale süreçleri ise yönetim kurulu, genel müdürlük ve ihale komisyonunca mevzuat çerçevesinde yürütülür. Bu eylemde tarafıma atfedilen rol teknik ve usuli bir görevden ibarettir.
- ·İhale şartnamelerinin rekabeti kısıtladığı yönündeki iddia soyuttur; tarafımca somut bir ihale kuralını ihlal eden herhangi bir talimat verilmemiş, ihaleye katılım kasten engellenmemiştir. Atılı eylemde haksız bir kazanç elde etmedim, kişisel menfaatim yoktur.
- ·Görevimi yürütürken mevzuata, planlama ve ihale esaslarına bağlı kaldım ve yalnızca kamu menfaatini gözettim; iddia edilen suç örgütü kurgusu ile aramda kurulan illiyet bağı dayanaksızdır. Bu eylemi reddediyorum.
- ·Reklam İstanbul'un sahibi olduğu iddiasının belge, para transferi veya yazışma olmaksızın yalnızca kalıplaşmış itirafçı beyanlarına dayandığını; aynı beyan sistematiğiyle her türlü saçma sonucun 'tespit' edilebileceğini gizli tanık Ceviz örneğiyle gösteriyor.
- ·Eylem 66'daki 2,5 milyon TL'lik zarar iddiasına karşılık, aynı bilirkişinin İlbak ihalesinde tespit ettiği 1 milyar 40 milyon TL'lik zararın suçlama konusu yapılmadığını; 'zararı küçük olan tutuklu, büyük olan serbest' tablosunun suçlamanın siyasi niteliğini gösterdiğini savunuyor.
- ·Firma sahibi Nihat Sütlaş'ın köklü ve varlıklı bir aileden geldiğini, finansöre ihtiyacı olmadığını MASAK kayıtlarıyla anlatıyor.
- ·Sonraki dönemlerdeki metro ihalelerinde kâr marjının %45 ve %40'a kadar düştüğünü göstererek, örgütsel kayırma iddiasının aksine piyasa koşullarına göre değişen normal bir ticari ilişki olduğunu savunur.
- ·Ekran sayısı ile tren sayısının sözleşmedeki taahhütle uyuşmadığını fark edince durumu kuruma bildirdiklerini, kurumun kendi içinde araştırma yapıp haklı bulduğunu ve bunun iddianamede de yer alan resmi yazışmalarla belgelendiğini anlatır.
- ·Sütlaş, aynı Modyo tekeli savunmasını burada da tekrarlayarak M6 gibi duraklarda Modyo'nun kendi sözleşmesi dışındaki yerleri izinsiz kullandığını gördüklerini ve bu durumun kayyum incelemesiyle doğrulandığını anlatır.
- ·Kültür A.Ş./Medya A.Ş. ihale sürecinde kendisine 'şöyle teklif ver' tarzında hiçbir usulsüz talimat verilmediğini, sürecin şeffaf bir toplantı odasında yürütüldüğünü belirtir.