İBB davasının 45. duruşma günü ve 12. haftası sona erdi. salondan çıkarken "Hepinizi seviyorum. Bizde davalar bitmez" dedi.
45. Duruşma Günü
“Müvekkilim başta örgütlü suçtan tutuklandı; ancak bu suçlama havada kaldı, adeta buharlaştı. Buna rağmen bürokratik hantallık yüzünden cezaevi hâlâ eski kayıtlara bakıp müvekkilimi 'örgüt üyesi' gibi görüyor ve haftada sadece 10 dakika telefon hakkı veriyor. Mahkeme yazı yazsa da cezaevi savcılığın ilk tutuklama gerekçesine takılıp kalmış durumda.”
“Aynı ihale yöntemini, aynı iştirak şirketi modelini (Kültür A.Ş.) ve aynı benzer iş tanımlarını 2019 öncesi eski yönetim de defalarca yapmış ve ihaleleri Kültür A.Ş. kazanmış. O dönem ortada hiçbir suç yokken, bugün aynı mutat uygulamayı yapan müvekkilimin 'ihaleye fesat' ile suçlanması, hukukun döneme göre büküldüğünün absürt bir göstergesidir.”
“Bilirkişi, bir organizasyon ihalesinde sahne kurulumunun, ses sisteminin, mikrofonun ve aparatların bile ayrı ayrı ihale edilmesi gerektiğini, aksi halde rekabetin engellendiğini savunuyor. Buna verdiğim cevap şu: 'Bu hayatın olağan akışına da uymuyor, hayatın olmayan akışına da uymuyor.'”
“Müvekkilim, hayatında hiç görev almadığı, tamamen farklı bir daire başkanlığının yaptığı bir ihaleden (Eylem 105) dolayı cezalandırılmak isteniyor. Savcılık adeta yanlışlıkla, sehven müvekkilimin cezalandırılmasını istemiş gibi duruyor.”
“Bilirkişi raporunda temel bir hata var: Kamu İhale Kanunu (4734) yerine yanlışlıkla Şeker Kanunu'na (4634) atıf yapılmış. Yani müvekkilim resmen Şeker Kanunu ile ihale yargılamasından geçiriliyor.”
“Hakkımda hiçbir fiziki takip veya tape yok. Kaçma şüphesi olmadığının en somut delili, tutuklanmam nedeniyle yanan ve parasını geri alamadığım yurt dışı tur biletimdir. Ayrıca ihale komisyonu 5 kişiden oluşuyordu; ama diğer 3 komisyon üyesi sanık bile yapılmadı, sadece ben ve bir çalışma arkadaşım ağır cezada tutuklu yargılanıyoruz.”
“Eski dönemde ihaleye girmek için tüm şartların aynı anda ('ve' bağlacı) karşılanması istenirken, bizim dönemimizde katılımı ve rekabeti artırmak için 'herhangi birini yapmış olmak' ('veya' bağlacı) şartını getirdik; bilirkişi bunu bile katılımı engellemek olarak yorumladı.”
“Eylem 107'deki ihale kanunen 21/B 'pazarlık ve davet' usulüyle yapıldı; bilirkişi bunu 'açık ihale' kurallarıyla değerlendirerek büyük bir usul hatası yaptı ve katılımı azaltma suçlaması mevzuata aykırıdır. Vatandaşı hizmet alanına götüren otobüsün, verilen şapkanın, suyun ve iftar yemeğinin işin doğası gereği doğal bir bağı vardır; 'ihale hacmi yapay olarak yükseltildi' iddiası yersizdir.”
“Bilirkişi, Kamu İhale Genel Tebliği'ndeki "işin niteliği dikkate alınarak" ifadesini kasıtlı olarak cımbızlayıp idareyi zorunlu olarak suça bulaşmış gibi gösteriyor.”
“Eylem 104'te drone çekimi, film yapımı ve kitap basımının tek ihalede toplandığı için eleştiriliyorum. Oysa bir hizmeti vatandaşa ulaştırmak için önce videosunun çekilmesi, filminin yapılması, kitapla desteklenmesi ve mobil iletişim araçlarıyla yerinde izletilmesi gerekir. Bu zincirleme işleri ayrı ihalelere bölmek senkronizasyonu tamamen bozar.”
“Eylem 92, Eylem 87'deki bütçenin yoğun faaliyetler nedeniyle erken bitmesi üzerine hizmetler aksamasın diye planlanan ikinci bir ihaledir. Yaklaşık maliyet şişirilmedi; kalemlerin azlığından dolayı ilk ihalenin neredeyse yarı fiyatına, yaklaşık 554 milyon TL'ye yapıldı ve rekabet daha da kolaylaştı.”
“İhaledeki balon, lokum, çikolata ve kolonya gibi kalemler "mal alımı" diye eleştiriliyor; oysa bunlar depoya konacak stok değil, etkinlik esnasında halka o an dağıtılan sahaya bağlı ikramlardır.”
“Eylem 89 ve 106'daki ihalelerde yalnızca ihale komisyon üyesiydim. Şartnamelerin içeriğini belirleme sorumluluğu komisyon üyelerine ait değil; komisyonun görevi gelen evrak ve teklifleri kontrol etmektir. Eylem 106'daki iş ben tutuklandığımda henüz devam ediyordu. Kendi sorumluluk alanımda olmayan bu suçlamaları reddediyorum.”
“Bilirkişi farklı hizmetlerin aynı ihalede toplanmasını eleştiriyor; oysa devasa bayram organizasyonlarında sahne, ses, ışık ve jeneratörün senkronize olması gerekir. Bunları ayrı ihalelere bölmek sahada tam bir curcunaya yol açar.”
“İsnat edilen 7 eylemden biri olan 105. eylem benim müdürlüğüme ait değil; tamamen yanlışlıkla dosyaya yazılmış. 6 farklı ihale dosyası, sanki 6 ayrı suç eylemi varmış gibi bilirkişi tarafından kopyala-yapıştır şablonlarla çoğaltıldı.”
“Hakkımda fesat iddia edilen 7 eylem var: 87, 89, 92, 104, 105, 106 ve 107 numaralı eylemler. Ancak 105. eylem benim görev yaptığım Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nün ihalesi bile değil; bizi yanlışlıkla yazmışlar, o eyleme savunma yapmayacağım. Kalan 6 eylemde kimi ihalede komisyon üyesi, kiminde teknik ya da idari şartnameyi hazırlayan olarak görev aldım. En fazla idari işlem yapılabilecekken ağır ceza mahkemesinde yargılanıyorum; tahliyemi talep ediyorum.”
“2002'den beri devlet memuruyum; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde uzman çavuş olarak başladım, sicillerim 100 puandı, 2011'de kendi isteğimle ayrıldım. 2011'de Avcılar, 2015'te Beylikdüzü belediyelerinde görev yaptım; Ocak 2023'te İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı'na müdür yardımcısı olarak atandım. 24 yıllık memuriyetimde meclis, Sayıştay ve mülkiye başmüfettiş denetimleri geçirdim; hiçbirinde suça rastlanmadı, hiç adli ya da idari soruşturma geçirmedim. Beş kardeşiz, dördümüz devlet memuru. Yaklaşık 13 aydır tutukluyum.”
Savunma sırası, İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Genel Müdür Yardımcısı 'na geçti.
“Müvekkilim hakkında hazırlanan bilirkişi raporunda Sayıştay raporu ve Kamu İhale Kanunu yok sayılmıştır. Ortada kamu zararı değil, kamu yararı vardır. 'ın derhal tahliyesi ve beraati yasal bir zorunluluktur.”
'ın savunması ve sorgusunun ardından müdafii Av. söz aldı.
“Olmadı başkanım.”
“Sayın Başkan, şu anda burada bulunan bütün bürokrat arkadaşlarımızın yargılandığı şekliyle, bu şekilde iddianame düzenlenir, beyanlar ve uydurma müfettiş raporlarıyla sonra da sipariş şeklinde hazırlanıp ortaya konursa, Türkiye'de tutuklanmayacak ve burada sanık diye ifade vermeyecek bir Allah'ın kulu, tek bir bürokrat kalmaz. Devletin en başındakinden herhangi bir kurumun bürokratına kadar herkes buna dâhil olur. O kadar vicdansız bir iddianameyle karşı karşıyayız.”
“Bizler, ülkesini, milletini, bayrağını seven, kamu yararını gözeten vatansever bürokratlarız. Bir deli saçması bile diyemeyeceğimiz iddianamedeki suçlamaların her bir cümlesini bir kez daha reddediyorum. Sayın heyet, en güzel mahkeme tarihin kendisidir; tarih kimin hangi tarafta olduğunu en gerçek hâliyle yazacaktır. Ben de bu zamanın adaletine inanıyorum.”
“Kalbimdeki sevgiyi eşime ve kızlarıma, doğruluğuna inandığım değerlere olan bağlılığımı sizlere emanet ediyorum. Bu ülkenin yoksullarını, mazlumlarını, sessiz kalanlarını düşünerek çalıştım; bugün de aynı inançla huzurunuzdayım.”
“Sosyal Hizmetler Daire Başkanı olduğum dönemde, pandemi döneminde göreve yeni başlamıştım. Fatih'te dört yetişkin kardeş siyanürle intihar etti. Haberi alır almaz olay yerine gittim; dört kardeş yoksulluk ve çaresizlik nedeniyle yaşamına son vermişti. Mahalle muhtarına ve yetkililere gittim: "Burada dört insan hayatını kaybediyor, bunu nasıl fark etmiyoruz?" Bu aile yıllardır kimseyle görüşmüyormuş; komşular erzak bırakmış ama kabul etmemişler, son günlerde yalnızca yumurta yiyerek yaşamaya çalışmışlar. Cenazelerine sahip çıkan bir yakın çıkmadı; o dört kardeşin kimsesizler mezarlığına gömülmesine izin vermedik.”
'ın anlatımı sırasında sanık sıralarında oturan isimler ve izleyiciler gözyaşı döktü.
“Tutukluluğumun üçüncü ayında görüşüme tanımadığım bir avukat geldi. Birkaç yıl önce Ağrı Doğubeyazıt'ta yoksul çocuklara bot ve mont götürmüştük; o akşam yanımıza bir çöp toplama işçisi gelmiş, "Heval, üstüm kirli, sarılamam ama elini sıkayım, inşallah bir gün sarılırım" demişti. Meğer bot verdiğimiz çocuklardan biri onun kızıymış. Çöp işçisi avukatı bana yollamış: "Git Yavuz Bey'e selam söyle, ona benim yerime sarıl" demiş. Ben de "Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız" dedim.”
“Hakkımda TCK 235'ten 'ihaleye fesat karıştırma' suçlaması yöneltiliyor; ama bu suçun unsurları, yani hileli davranış, katılımı engelleme veya gizli bilgi ifşası dosyada yok. Rekabeti engellemek bir yana, ihale dokümanı indiren firma sayısını artırarak rekabeti büyüttüm. Kimin ihaleye katılmasını engellemişim? Hangi gizli bilgiyi paylaşmışım? İhaleye katılımı engellediysem neden ortada tek bir müşteki bile yok?”
“Bu iddiaların yeri Kamu İhale Kurumu, İdare Mahkemeleri ve Danıştay'dır. Ortada kamu zararı ya da suç duyurusu yokken, ihaleden 5 yıl sonra suç uydurulmuş. Bir simülasyonda değilsek, ben buradayım ve tutukluyum; İdare Mahkemesi'nin konularını Ağır Ceza Mahkemesi'nde tutuklu olarak savunmak zorunda kalıyorum.”
“İddianame şişirilmiş. Eylem başlıkları yaklaşık 26 sayfa ama benimle ve ihaleyle ilgili kısım, yarım sayfalık bilirkişi alıntısı dahil toplam 3 sayfa. Kalan 23-24 sayfada ismim bile geçmiyor, farklı müdürlüklerin işlemleriyle doldurulmuş; sırf dosya kalın gözüksün diye 26 sayfanın içine konuyor. Üstelik hiç tanımadığım 'ın ifadesi suçlamama eklenmiş. Ocak 2021'de Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden ayrıldım, kurumla bağım koptu; buna rağmen Haziran 2022'de, yani 1,5 yıl sonra olduğu iddia edilen bir olayla ilişkilendiriliyorum. Bu hukuka, akla, vicdana ve izana aykırı bir ciddiyetsizliktir.”
“Örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandım Sayın Başkanım. Ancak hayatım boyunca Trabzonspor Kulübü dışında hiçbir yere üye olmadım. Cezaevindeyken Süper Lig'e yükselen Amedspor'a üye olmak istediğimi belirttim. Form istedim, imzaladım; ancak henüz kabul edilmedim. Bunun dışında hiçbir üyeliğim yoktur.”
“Bilirkişi, ihaledeki mal ve hizmet kalemleri arasında 'doğal bağlantı yok' diyor. Oysa mobil iletişim bütüncül bir hizmettir: mobil kamyonet araçlar, personel ve promosyon malzemeleri birbirini tamamlar. Sanki çimentoyla konser ihalesini beraber yapmışız gibi yansıtılıyor. Bu üç kalemi ayrı ayrı ihale etseydim operasyonel risk artardı ve asıl o zaman kamu zararı doğardı.”
“İhalenin şartnameleri büyük ölçüde önceki dönemle aynıydı; kamu yararı gözeterek bazı kalemleri çıkardık ve maliyet düşürücü düzenlemeler yaptık. Mobil iletişim faaliyetleriyle ilgisi olmayan araç gibi giderleri şartnameden çıkardık ve bu değişikliklerle önceki yıla göre yaklaşık 7 milyon liralık tasarruf sağladık. Rekabeti artırmak amacıyla iş deneyim oranını yüzde 35'ten, kanunun izin verdiği en düşük seviye olan yüzde 25'e indirdik. İddianamedeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor.”
“Bilirkişi raporu bana suç işlememi öneriyor. İBB iştiraki Kültür A.Ş. ihaleye katıldığı için ihalenin 'kısmi teklife açılması' gerektiğini iddia ediyor; bu tam bir hukuk cehaleti. Kanunen bir ihalenin kısmi teklife açık olup olmayacağı ilandan önce belirlenir, sonradan değiştirilemez. Bu rapor 'değiştir' diyerek bana suç işlemeyi öneriyor. İdareler ihaleye kimin gireceğini önceden bilemez; bunu araştırmak zaten kanunen suçtur, firmaya özel şartname düzenlemek asıl fesat olurdu.”
“Sayın Başkanım, şerefim üzerine temin ederim; ben sözelciyim, sayısalcı değilim ama 45 hiçbir zaman 63'ten büyük değildir. Buna rağmen bugün burada çeşitli mal ve hizmet kalemlerini büyütmek suretiyle ihaleye fesat karıştırdığım iddiasıyla yargılanıyorum.”
“2018 yılında gerçekleştirilen ihalenin yaklaşık maliyeti 52 milyon TL iken, 2019 yılındaki ihalenin yaklaşık maliyeti yaklaşık 45 milyon TL'ye düştü. Enflasyon etkisi de hesaba katıldığında bu rakamın yaklaşık 63 milyon TL seviyelerinde olması beklenirken, yaklaşık maliyet 45 milyon TL olarak gerçekleşti. İhale hacmini büyüttük mü, küçülttük mü? 63 mü büyüktür, 45 mi? Maalesef bugün, 45'in 63'ten büyük olduğunu varsayan bir bilirkişi raporuyla ve bu rapordaki matematiğin sorgulanmadan kabul edildiği bir süreçle karşı karşıyayız.”
“Tutuklanmama gerekçe gösterilen suçlama, görev dönemimdeki mobil iletişim ihalesine dayandırılıyor. Oysa bu ihale önceki yıllardan beri her yıl düzenli olarak yapılıyordu. Göreve geldiğimde ihale dosyasını incelettim; önceki dönem uygulamaları ve Sayıştay raporları kontrol edildi, herhangi bir usulsüzlük tespit edilmedi.”
“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız 'nun gözaltına alınmasıyla başlayan hukuksuzluklar neticesinde birçok mesai arkadaşım tutuklandı. İlk gözaltılarla benim gözaltına alınmam arasında yaklaşık iki aylık bir süre var. Gözaltına alınan arkadaşlarımla ilgili medyaya sızdırılan iddiaları takip ettikçe şunu anladım: gözaltına almak için hiçbir gerçek sebebe ihtiyaç duyulmadı.”
“Hedefimiz insanların sürekli destek alan bireyler olarak kalması değil, istihdama katılarak toplumsal yaşama dahil olmalarıydı. Biz buna 'sistem mezuniyeti' dedik — insanları yoksulluktan mezun eden bir sistem. Benim bildiğim tek 'sistem' budur.”
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi yoksullukla ciddi mücadele etti. Kadın ve çocuklar başta olmak üzere kırılgan gruplara yönelik hizmet, temel önceliklerimizden oldu. İnsanları yardıma bağımlı kılmak değil, onları güçlendirerek kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir yaşam kurmalarını sağlamak gerektiğine inandık.”
“Pandemi döneminde hizmetlerimizi aksatmadık, genişlettik; görevi başında şehit olan personel arkadaşlarım oldu. Askıda fatura, anne-bebek destek paketi, aile destek paketi gibi uygulamalarla sosyal dayanışmayı büyüttük. Askıda fatura uygulaması Avrupa ve dünyada örnek proje kabul edildi, 10'a yakın uluslararası ödül aldı. Askıda fatura dünyadan ödül aldı, biz hapishaneyi aldık.”
“Sosyal hizmetleri siyasetin aracı olmaktan çıkarmak temel ilkemizdi. Vatandaşın belediyeye gelmek zorunda kaldığı, zaman zaman onur kırıcı olabilen eski başvuru yöntemleri yerine erişilebilir, dijital ve insan onurunu esas alan bir yapı kurduk. Sosyal desteği bir lütuf değil, vatandaşın hakkı olarak gördük. Parti üyeliğini veya siyasi referansları sosyal yardım alabilmenin yolu olarak görmedik.”
“Hak ihlallerine karşı bir aktivistim. Tutuklu olmasaydım, Filistin'e yardım götüren Sumud filosunda olurdum. Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı dönemimde yardım odaklı anlayış yerine, insan onurunu esas alan hak temelli bir sosyal hizmet modeli oluşturduk; 300 uzman personel istihdam ederek sosyal destek sistemini yeniden yapılandırdık. Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı dönemimden suçlanıyorum.”
“1972'de Trabzon'da, işçi bir baba ile ev hanımı bir annenin yedi çocuğundan biri olarak doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Trabzon'da, liseyi babamın gurbetçi olduğu Zonguldak'ta tamamladım. Mersin'de pazarlama, ardından kamu yönetimi okudum; insan hakları hukuku alanında yüksek lisans yaptım. Türkiye'nin önde gelen araştırma şirketlerinde araştırma uzmanı, saha müdürü ve siyasi danışman olarak; uluslararası bir şirkette uzun yıllar basın müşaviri olarak çalıştım. Seçim dönemlerinde farklı partilerden adaylara kampanya ve siyasal iletişim danışmanlığı yaptım; 'Tanrım Beni Başkan Yarat' adlı bir siyasal iletişim kitabım var. Ulusal gazetelerde köşe yazdım, üniversitelerde halkla ilişkiler, siyasal iletişim ve spor pazarlaması dersleri verdim. 10 yılı aşkındır memur olarak kamu hizmetindeyim.”
“Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz olmadı.”
Av. Eskici'nin tahliye talebini içeren savunmasının ardından savunma sırası İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı 'a geçti. Saltık kürsüye geldi.
İş insanı 'ın minik kızı babasını görmek için salona geldi. Baba ile kızı arasında uzak bir mesafe vardı; babası ona "aşkım" diye seslendi. Küçük kız, salondaki onlarca kişinin arasında babasını göremedi. tutuklandığında kızı dört aylıktı; yaklaşık 15 aydır tutuklu.
“İnanın, hukuk hiçbir dönemde bu kadar yoğun şekilde tartışılmamıştı. Adli yargılamalarda tanık vardır, ihbarcı vardır, delil vardır; iş mahkemelerinde de tanıklar bulunur. Ancak ceza yargılamasında bir kişinin söylediğinin mutlak doğru kabul edilmesi ve buna karşı insanların beyazın beyaz olduğunu ispat etmeye çalışmak zorunda bırakılması ciddi bir sorundur.”
“Yazmış olduğunuz tutukluluk gerekçeleri Ceza Muhakemesi Kanunu'na aykırılık teşkil etmektedir. İddianamede yazan isnatlara dair bir somut delil yok. Bir suçtan soruşturma başlatıyorsanız ve buradan dava açmıyorsanız kovuşturmaya yer yok kararı vermeniz gerekir.”
İlyas Salman, salona giren 'na seslendi: "Biz dışarıda adam arıyorduk, meğer hepsi içerdeymiş."
Verilen aranın ardından , duruşma salonuna alkışlarla yeniden girdi; salonda "Ekrem Başkan", "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "İçeride devlet yönetimine bol bol çalışın" ve "Hak, hukuk, adalet" sloganları yükseldi. 'e de "Karaoğlan" diye seslenildi.
salona girerken yakınları seslendi: "Mehmet başkanım, oğlun Denizhan matematik sınavından 100 aldı."
“Size minnet duyuyorum. Özgür basına çok ihtiyacımız var; özgür basın Cumhuriyetin en büyük direğidir.”
Mahkeme heyeti, 'nin savunmasının ardından duruşmaya öğle arası verdi.
“İtirafçı ifadeleriyle tutuklu bulunuyorum. Tek bir yerden maaş alan, iki çocuğuna bir çatı katı dairede bakmaya çalışan, yıllardır kredi kartları ve kredilerle hayatını idame ettirmeye çalışan, sebepsiz hiçbir zenginleşmesi olmayan, alt soyu, üst soyu ve yakın arkadaşları üzerinde mal varlığı edinmeyen, para saklamayan, ülkenin zor ekonomik koşullarında ayakta kalmaya çalışan benim bu kürsüde olmamı ve yaklaşık 13 aydır tutuklu olmamı kabullenemiyorum.”
“Ben kaçmam; ülkemi, evlatlarımı, ailemi geride bırakmam, içi boş bu suçlamalardan hiç kaçmam. Bende kaçma şüphesi gördünüz mü? Asıl kaçma şüphesi olanlar, asıl sorgulanması gerekenler bu yalan beyanları verenlerdir.”
“Sizin için bir aylık inceleme süresi olabilir ama benim ve ailem için bunlar ızdırap dolu aylar oldu. Eşim iki hafta önce ayağını kırdı; ayağı alçıda, kucağında oğlumuz, elinden tuttuğu kızımızla yüzlerce kez görüşe geldi, sadece bir kez gelemedi. Çünkü 'önümüzdeki duruşmada telefon görüşmeleri açılacak' dediniz, ben de aileme 'biraz daha sabredin' dedim ama o hafta gelemediler.”
“Bu çocuklara bunu yapmayın lütfen. Çocuklarımıza, kimseye bunu yapmayın. Sadece adil olun, adaletli olun. Adli kontrolümü verin; eldeki avuçtaki biteli çok oldu.”
“Burada evlatlarına âşık babalar, babalarına hasret evlatlar, tek başına kalmış eşler var; bunun ağırlığını tarif etmek çok zor. Buna karar verenler hiç düşündü mü; bu dört kişilik aile ne yapıyor, bu çocuklar ne yiyor ne içiyor? Üç buçuk yıl çalıştım, emeğimi verdim, evlatlarıma bakmaya çalıştım. Neden hâlâ yalan beyanlarla insanları tutuyorsunuz, neden insanları suç itirafına zorlayan altı boş iddialarla karşı karşıya bırakıyorsunuz?”
“Suç işlediğini iddia eden herkes, milyonlarca TL hesap hareketi olanlar, faturayı kesen ve alan kişiler dışarıda; sigortalı ve düz maaş alan ben 13 aydır çocuklarımdan uzağım. Zenginleşmek şöyle dursun, 5-6 yıl önceki finansal halime yaklaşamıyorum; her yıl bir öncekinden daha borçluyum.”
“Evlatlarımızdan ayrı kaldığımız günlerin karşılığı maddi bir bedel ya da para değil, sevgidir. İncelemelerinizi bu duyguları da göz önünde bulundurarak yapın; lütfen boşu boşuna aileleri ve çocukları birbirinden ayırmayın.”
“BFK ve Kapki şirketlerindeki bahse konu bütün çeklere ve faturalara bakılabilir; hiçbirinde benim yazım yok, imzam yok. Muhasebe programlarının log kayıtlarına bakılabilir; hiçbir kayıtta '' ibaresi yok. İddianamenin mantığı çöküyor: BVA'nın Kültür A.Ş.'den ihale alıp karşılığında para aldığı, bu paraları naylon faturayla BFK ve Kapki üzerinden çektiği iddia ediliyor. Oysa BVA, Kültür A.Ş.'ye para ödüyor. Yani iddia baştan çöküyor.”
“Rutin mesleki işler 'organize etmek' kelimesiyle suç örgütü ilan edildi. Bu kelimeyi ifadelerden çıkarırsanız boşuna 13 ay tutuklu kaldığım ortaya çıkar. Ben kimim ki yüksek hisseli şirket ortaklarına (Elif, Berat) emir verebileyim?”
“Kızım üç yaşına gelene kadar, yani ben içeri girene kadar hep yanındaydım. Ama sonrasında bayramda başımızı öne eğip buruklukla yaşamak zorunda kaldık. Siz bizleri ayırdınız. Ne yaptığınızın farkında mısınız?”
“İfade tutanağından neden gözaltına alındığımı dahi anlayamadım. Binlerce sayfa okuduk, yine bulamadık. Şu an hakkımda isnat edilen eylemle ilgili ifade vermiyorum ve bununla ilgili tutuklanmadım.”
“6 suçtan gözaltına alındım, 3 suçtan tutuklandım. Soruşturulmadığım başka bir suçtan hakkımda dava açıldı. Daha kötüsü, siz hâlâ tutuklandığım 3 suçtan yargılandığımı sanıyor ve bu gerekçeyle tutukluluğumun devamına karar veriyorsunuz; bunu avukatımın dikkati sayesinde fark ettik. Bana 'birini öldürdün' diyorlar ama ortada ne ölü var ne delil; tutuklandığım hiçbir maddeden yargılanmıyorum.”
“Tutuklandığım güne kadar oğlum Mustafa Kemal'i her gece türkü söyleyerek uyuturdum. Ben içeri girdikten sonra geceleri o türküleri söyleyemediğim için oğlum uyumadı.”
“Eşim aylardır kar, kış, yağmur demeden hem çocuklarımla ilgilendi hem ziyaretime geldi. Bugün eşim yine gelemedi, çünkü oğlum Mustafa Kemal'in ateşi çıkmış; geçtiğimiz günlerde de ayağı sakatlanmıştı. Bu kadın kendine mi baksın, çocuklara mı baksın? Ailem bakıma muhtaç hâle düştü, bir sürü borcumuz var.”
“Gözaltına alındığımda oğlum Mustafa Kemal'in birinci yaş günüydü. Evlatlarımdan ayrı kalmayı hak edecek hiçbir şey yapmadım, buna ilişkin bir delil de yok. Çocuğumun ilk adımlarını parmaklıkların ardından izlettiler. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlayabilir misiniz, empati kurabilir misiniz?”
“Ben hâlâ neye savunma yapacağımı bilemiyorum. Kendimi ifade edecek ne bir hâkim ne bir savcı bulabildim. Kendimi ifade ederken kimi zaman telefonuyla uğraşan, kimi zaman kafasını kaldırıp yüzüme bile bakmayanlar tutukluluğumun devamına karar verdi.”
“Basında Murat Sinan Sepetçi diye yazıldı, siz de Sinan Şerbetçi dediniz; ama benim adım soyadım Sinan Sepetçi.”
“Öyle mi? Basını takip etmedik.”
İmamoğlu'nun itirazının ardından savunma sırası, etkin pişmanlık ifadelerini geri çeken iş insanı 'nin muhasebecisi 'ye geçti.
“Fazla peşin kanaat oluştuğunu düşünüyorum. Bu kanaatleri kimse beğenmek zorunda değil; ama heyetinizin dışında burada karar verme yetkisi olan kimse yok. Sizi sorgulamak gibi bir derdim yok. Ben burada 85 milyon insanı temsil ediyorum bana göre Sayın Başkan. Ahlaka, adalete ve vicdana uygun şekilde taleplerimizin değerlendirilmesini istiyorum.”
“Beni 'örgüt lideri' diye yazdı bu iddianame. Burada öğrendiğim her konuyu bana bağladı, dolayısıyla beni ilgilendiriyor. Bu şekilde sürecin ilerlemesi gerçekten çok can yakıcıdır.”
“Nasıl yok, bana bağlamışsınız. Sorularınız bile o şekilde; iddia makamının soruları da o şekilde.”
“İnsanların köyde arsasındaki aile mezarlığına dahi müsadere kararı var. 80 yaşındaki bir insanın emekli maaşına el konulmasıyla hiç ilgilenmediniz; hiçbir şey demediniz. Bunlara ne zaman bakacaksınız? İki dudağınızın arasındaki bazı uygulamaların yapılmaması artık direkt sizi ve heyetinizi bağlar. Buradaki insanları bir takvime sığdırmayın, vicdanınıza sığdırın.”
“Ben buradaki hanımefendilere bu devletin hazinesini emanet ederim. Yaşananları sizin vicdanınıza emanet ediyorum.”
“İnsanların mallarına ilişkin tedbir, el koyma kararları var ve bunlara dair değişiklik talepleri var. İnsanların ilgisiz alakasız şekilde malını mülkünü gasp eden bu kararlara lütfen müsaade etmeyin.”
“Süreç çok uzadı, insanların canı yandı, toplumun çok canı yandı. Her celse sanki bir bakiye yaratılıyor ve diğerleri sonraki celseye bırakılıyor. 160 milyarlık yolsuzluk denildi, 110 milyonu safsata ve uydurma; hiç yetkisi olmayan insanlara yüklenerek Enerji Bakanlığı yetkisindeki bir alanla ilgili kantarcı, taşeron, ofis sorumlusu, harita mühendisi hâlâ burada. Bu insanlar neden hâlâ burada?”
“Altın rafinerisi deniyor, 700-900 yıl deniyor, manşetler atılıyor. Tutuklu yargılama diye bir kavramın doğru olmadığını düşünüyorum.”
“Yurt dışı yasağı var; ama "8,5 milyon dolar verdim, böyle serbest bırakacaklardı" diyen, ilgili firmanın sahibine milyonlarca dolar borç verdiğini itiraf eden kişiler serbest. Ama burada emekli maaşı alan insanların maaşlarına el konuluyor.”
“Sizden önce geriye geçen 7-8 ayda tek bir kişinin bile tahliye edilmemiş olması acı bir durumdur. Avukatlar infazları tamamlanan 13 isim var diyorlar. neden 1 ay daha yattı, Orhan Erdoğan neden 1 ay daha tutuklu kaldı anlamadım; benim 1 gün dahi tutuklu kalmasını istemem.”
“Bugünkü duruşmayla bu haftayı tamamlayacağız. 3 aydır bu salonda birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Soruşturma süreçlerine dair hukuk dışı, 'bu da mı yaşanır' diye düşündüğümüz savunmalar dinledik. Burada 15 ayını doldurmuş ve ilk defa söz alan insanlar var; 15 ay sonra kendini ilk defa ifade eden insanlar var. Böyle bir yargılama sürecinin Türkiye tarihinde çok az olduğunu düşünüyorum.”
“Bir aylık tutukluluk inceleme kuralı koydunuz. Bunu değiştirmek sizin uhtenizde. 1 ayı 1 haftaya indirebilirsiniz, anlık bile karar verebilirsiniz. Bunu bir talep olarak iletiyorum. Burada sağlık sorunu yaşayan arkadaşımız var; aylardır yan yana avukat görüşü yapıyoruz, her defasında sağlığını soruyorum. Dün burada yere yığılışını yaşamak acı bir duygu hissettirdi.”
“Sizin de heyetçe üst seviyede bu sürece tanık olduğunuzu, bunu hissettiğinizi düşünüyorum. Süreci yönetme tarzınız var, bize buna saygı duymak düşer. Ancak bizim de fikirlerimiz ve hukukçuların size aktardıkları üzerinden taleplerimiz var.”
“Çok zor anlar geçiren arkadaşlarımız oldu. Bizler de o anları yaşayarak aynı psikolojiye büründük. Zulüm ve zulmün getirdiği dramla yüzleşiyoruz.”
“Müvekkilimin örgüte üye olduğuna dair dosyada hiçbir delil bulunmuyor. Müvekkil, işleyemeyeceği bir suçun faili olamaz.”
“Suçlama konusu yapılan ihalelerle ilgili somut deliller bulunmuyor. Yapıldığı iddia edilen toplantıların gerçekleşmediği de delilleriyle sabittir.”
Duruşma başlamadan önce , mahkeme başkanına seslenerek usule ilişkin bir talebi olduğunu söyledi ve söz hakkı istedi.
İzleyiciler ve 'nun eşi, dün doğum günü olan İmamoğlu için salonda "iyi ki doğdun" yazılı kağıtlar kaldırdı.
45. duruşma günü başladı. Tutuklu İBB Başkanı salona alkışlarla girdi; izleyiciler "Seni seviyoruz Ekrem Başkan" sloganı attı. Duruşma, tutuklu iş insanı 'ın avukatı 'nin savunmasıyla sürüyor.
Tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi; yakınları sevdiklerine seslendi. , yumruğunu kaldırarak "Aslan gibiyiz, aslan" diyerek salona girdi.
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı, Marmara Ceza İnfaz Kurumları kampüsünde görülen İBB Davası'nda görevli bir kısım jandarma personeli hakkında idari tahkikat başlattı. Soruşturmanın gerekçesinin duruşma başlangıcı ve aralarda çekilen görüntüler olduğu belirtildi.
İlyas Salman, duruşma öncesinde 'na Ahmet Arif'in "Akşam Erken İner Mahpushaneye" şiiriyle seslendi.
İlyas Salman, adliye önünde Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Acıyı bal eyledik" şiirini okudu: "Kör olsanın demiyorum / Kör olma da gör beni."
Türk sinemasının usta oyuncularından İlyas Salman, İBB davasını izlemek üzere Silivri'deki duruşmaya geldi.

