Eylem 59
Cebeci Maden Sahalarının Kaçak Hafriyat Döküm Alanı Olarak Kullanılarak Kamu Zararına Neden Olunması ve Suç Gelirlerinin Aklanması İddiası
“İddianameye göre, Ekrem İmamoğlu liderliğindeki suç örgütü, İstanbul'daki hafriyat döküm alanlarını sistematik olarak kontrol altına alarak kamu gelirlerini "SİSTEM" adını verdikleri özel bir yapıya aktarmıştır. İddiaya göre, örgüt yöneticileri Fatih Keleş ve Murat Gülibrahimoğlu'nun koordinesinde, İBB iştirakleri İSTAÇ ve İSFALT paravan olarak kullanılmış, fiili operasyonlar ve gelirler Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketleri tarafından yönetilmiştir. Şemaya göre, Cebeci Maden Sahası gibi ruhsatsız alanlara kaçak döküm yapılmış ve bu faaliyetlerden elde edilen milyarlarca liralık gelir, İBB'nin kasasına girmek yerine örgüte aktarılmıştır. Soruşturma kapsamında, sadece Cebeci bölgesindeki kaçak dökümden yaklaşık 30 milyar TL'nin üzerinde suç geliri elde edildiği ve Murat Gülibrahimoğlu'nun hesaplarına kaynağı belirsiz 4 milyar TL'den fazla para girdiği iddia edilmektedir. İddianameye göre, toplam 185.877.621 ton kaçak döküm yapılarak yaklaşık 31 milyar TL'lik kamu geliri kaybına ve 80 milyar TL'lik maden rezervi zararına yol açılmıştır. Bu eylemlerle şüpheliler, Kamu Kurumu Zararına Dolandırıcılık (TCK 158), Çevrenin Kasten Kirletilmesi (TCK 181), Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama (TCK 282) gibi suçlarla itham edilmektedir. Savcılık, iddiasını etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Yakup Öner, Ertan Yıldız, Adem Başer ve Cem Çelik gibi şüphelilerin ifadeleri ile BDDK, ÇŞİDB ve Vergi Denetim Kurulu raporlarına dayandırmaktadır.”
- ·Adem Başer, Volkan Ateş, Yener Torunler, Ahmet Güllü ve Mustafa Keleş'in Cebeci Maden Sahası ile ilgili satın alma, fatura düzenleme/talimatı verme veya banka hesaplarına erişim yetkisi bulunmadığını; Yener Torunler ve Ahmet Güllü'nün sunum toplantılarına hiç katılmadığını ve harcamalarının yalnızca kişisel masraf mahiyetinde olduğunu; Mustafa Keleş'in ise bölgeyle ilgili tek bir demir talebi dışında hiçbir satın alma işlemine karışmadığını belirtmiştir.
- ·Adem Başer, Cem Çelik'in örgüt üyesi olmadığını ve maden sahasıyla ilgili herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, kendisinin sadece grup şirketlerine mali müşavirlik hizmeti verdiğini ifade etmiştir. Aynı şekilde kendisinin de bir örgüte üye olmadığını ve Volkan Ateş'in de üye olduğunu düşünmediğini savunmuştur.
- ·Adem Başer, codefendant Semih Bilgin'in, Murat Gülibrahimoğlu yurt dışındayken Volkan Ateş'in kendisiyle telefonla görüştüğü yönündeki savcılık ifadesinin doğru olmadığını, böyle bir görüşmeye tanık olmadığını belirterek bu iddiayı reddetmiştir.
- ·Güldü, Cebeci Maden sahasıyla hiçbir teknik veya fiili bağlantısının olmadığını vurgular: hafriyat döküm işinden veya maden işinden anlamadığını, bu konuda hiçbir zaman teknik bilgi, yetki ya da fiili görevinin bulunmadığını belirtir. Bu denilim, iddianamenin onu örgütün maden operasyonuyla ilişkilendiren temel varsayımını doğrudan reddeder.
- ·Banka işlemlerinin kendi inisiyatifiyle değil, finans biriminden (Adem Başer) ve gerektiğinde Murat Gülibrahimoğlu'ndan gelen talimatlarla yürütüldüğünü anlatır: şirket önce parayı çekeceğini bankaya e-postayla bildirir, banka da işlemi Gülibrahimoğlu'ndan onay aldıktan sonra gerçekleştirirdi. Böylece kendisinin miktarı belirleyen, kararı veren veya işlemi planlayan taraf olmadığını, yalnızca parayı teslim eden bir çalışan olduğunu savunur.
- ·Vergi Denetim Kurulu'nun banka hareketlerine dayanan değerlendirmesine itiraz ederek, bu para hareketlerinin şirket giderleri, vergi ve kamu ödemeleri gibi meşru işlemlerden ibaret olduğunu iddia eder. Bunu ispatlayacak fiş ve belgelerin TMSF kayyumluğundaki eski işverenden hem mahkeme hem noter yoluyla talep edildiğini ancak kendisine verilmediğini, itirafçı Semih'in yalnızca 2 yıllık 2 klasörlük fişine karşılık kendisinin 11 yıllık binlerce belge sunabileceğini belirtir.
- ·Genel vekaletnamenin yalnızca kendi adına değil yaklaşık 30 çalışan adına düzenlendiğini öne sürerek, vekaletnamede adının geçmesinin fiilen tüm işlemleri kendisinin yaptığı ya da örgüt hiyerarşisine yakın olduğu anlamına gelmeyeceğini savunur. Örgütün amacını bildiği veya bilerek yardım ettiği yönünde dosyada hiçbir somut delil bulunmadığını, aynı rutin görevleri TMSF kayyumu döneminde de değişmeden sürdürdüğünü belirterek kastının olmadığını ortaya koyar.
- ·Güldü, örgütün varlığından ve faaliyetlerinden tamamen habersiz olduğunu net biçimde beyan etmiştir: 'Hayır, değilim' (İmamoğlu'nun 'böyle bir örgütten haberdar mısın?' sorusuna) ve 'Hayır' (Oğuz Can Bahar'ın 'şirket çıkar amaçlı suç örgütü faaliyeti yaptı mı?' sorusuna). Diğer çalışanların örgüt üyeliğine ilişkin soruya ise 'Değil' yanıtını vermiştir.
- ·Güldü, Volkan Ateş'e çek götürdüğünü kabul etmiş; ancak bu eylemi açık ve masum bir kurye işlemi olarak tarif etmiştir: Cebeci maden sahasına yakın lokasyondaki firmalar çeklerini kantarlardan sorumlu Volkan Ateş'e bırakıyordu, Güldü bu çekleri teslim alıp şirketin Etiler ofisindeki finans birimine iletiyordu. Avukatın 'Volkan Ateş'in şahsına verilmiş çekler mi?' sorusuna karşı 'Hayır, hayır, hayır' şeklinde kesin biçimde itiraz etmiştir.
- ·Güldü, Volkan Ateş ile gayri-resmi para trafiğine ilişkin tüm iddiaları reddetmiştir. 'Herhangi bir para trafiğiniz oldu mu?' sorusuna 'Hayır', 'Yasa dışı şekilde para çekmeniz veya Volkan'a teslim etmenizle ilgili bir emir veya talimat verildi mi?' sorusuna ise 'Hayır verilmedi' yanıtını vermiştir. Volkan Ateş ile Murat Gülibrahimoğlu arasında telefon görüşmesi yapıldığına tanıklık edip etmediğine ilişkin soruya da 'Hayır olmadım' demiştir.
- ·Cebeci, 1 Ağustos 2018 tarihli Resmi Gazete ile ilan edilmiş Türkiye'nin ilk ve tek maden bölgesidir; ruhsat, dolgu, hafriyat izni verme, faaliyet durdurma ve denetim yetkisi münhasıran MAPEG'dedir, ayrıca İstanbul Valisi başkanlığındaki komisyon süreci izler. İBB'nin ve Keleş'in bu alanda hiçbir yetkisi ve sorumluluğu yoktur; yetkisi olmayanın yetkiyi kötüye kullanması hukuken mümkün değildir.
- ·İBB'nin bölgedeki varlığı AK Parti dönemi İBB yönetiminin 2018'de MİGEM ile imzaladığı protokolden kaynaklanır; İSFALT ihaleyi 20 Haziran 2018'de 270 milyon TL bedelle almıştır. Keleş, İSFALT'ın teminatının irat kaydedilmemesi ve İBB'nin 12 milyar TL'lik kamulaştırma yükünden kurtulması için süreci takip etmiş, proje MAPEG'ce iki kez revize edilerek kamulaştırma yükü sıfırlanmış ve yaklaşık 15,5 milyar TL kamu yararı sağlanmıştır; İSFALT 4 Ağustos 2023'te geçici kabul alarak teminatını geri almıştır.
- ·İSTAÇ'ın gelir hakkı iddiası mevzuatla çelişir: hafriyat işletmeciliği ancak maden vasfını yitirdiği MAPEG'ce onaylanan ve Orman Bakanlığı'nca İBB'ye tahsis edilen sahalarda mümkündür; Cebeci aktif maden bölgesidir ve 2021'de döküm muvafakati MAPEG tarafından yalnızca Kuzey İstanbul şirketine verilmiştir. Güney Cebeci'ye döküm için de MAPEG 2021 ve 2023'te izin vermiş, hatta TEİAŞ'ın trafo riski talebi üzerine döküm talimatı bizzat MAPEG'den gelmiştir.
- ·MAPEG Ruhsat Denetleme Daire Başkanlığı yaklaşık iki aylık periyotlarla mahallinde denetim yapmış ve raporlamıştır; kaçak döküm, Orman Kanunu'na muhalefet veya kamu zararına dair tek bir tutanak yoktur. Döküm gelirlerine İstanbul Valiliği gelir paylaşımı protokolüyle ortak olmuş, protokol TMSF yönetimindeki şirketle ek protokolle uzatılmıştır; İSTAÇ'ın sahaları da hiç kapanmamış, aynı dönemde döküm almaya devam etmiştir. Atık taşıma belgelerini İBB değil ilçe belediyeleri düzenlediğinden 'İBB'ye talimatla belge düzenletme' iddiası fiilen imkansızdır.
- ·Cebeci'de izin, denetim ve durdurma yetkisinin İBB'de değil MAPEG'de ve İstanbul Valiliği başkanlığındaki komisyonda olduğunu; kendisinin imza yetkisi veya resmi görevi bulunmadığını, yalnızca İSFALT'ın teminatının yanmaması ve kamu zararı oluşmaması için süreci takip ettiğini savunmuştur.
- ·Murat Gülibrahimoğlu ile yaptığı işin gerçek bir taşeronluk ticareti olduğunu (Çiftalan sahasında kum çıkarma, Silivri'de sızdırmazlık havuzu yapımı); 14 iş makinesi, 20-22 kamyon ve elli civarı personelle 6-7 ay çalıştığını; fatura, sözleşme, vergi beyannamesi ve muhasebe kayıtlarını avukatlarının klasör halinde sunacağını söylemiştir.
- ·125 milyon TL'nin gizli ortaklık bedeli değil, sonuçlanmayan bir ortaklık görüşmesi için ön ödeme olduğunu; madencilikte hisse devrinin MAPEG ve Bakanlık onayına tabi olduğunu, devir aşamasına dahi gelinmediğini ve tutuklandığı için parayı geri alamadığını anlatmıştır.
- ·Ertan Yıldız, Burak Korzay, Cem Çelik ve İSTAÇ Genel Müdürü'nün beyanlarının tahliye olabilmek için verilmiş, kendi içinde çelişkili beyanlar olduğunu; şirket değerine ilişkin 8-10 ve 30-40 milyar TL iddialarının gerçek hisse alım bedelleriyle (%30 hisse için 130 milyon TL) bağdaşmadığını, şirketin ayrıca banka ve piyasa borçları bulunduğunu savunmuştur.
- ·MASAK raporundaki ciro artışının 2024'te başlayan gerçek taşeronluk işinden kaynaklandığını, 2023'teki durgunluğun şirket faaliyetlerinin dondurulmasından ileri geldiğini; 248 milyon TL'lik faturaların Aralık 2023 tarihli olduğu iddiasının yanlış olduğunu, sözleşmenin 2024 Ekim tarihli olduğunu belirtmiştir.
- ·Sönmez, bölgede 40 yıldır döküm yapıldığını, kendisi çocukken bile kaçak dökümlerin sürdüğünü ifade etmekte; dolayısıyla kaçak döküm iddiasının münhasıran Gülibrahimoğlu dönemine bağlanamayacağını ortaya koymaktadır. Murat Gülibrahimoğlu işletmeyi devralmadan önce 16 ayrı taş ocağının anlaşmazlık içinde, denetimsiz biçimde çalıştığını, iş kazaları ve çevre kirliliğinin kronik olduğunu ve sahanın mezbeleye döndüğünü anlatmaktadır.
- ·İddianamede Gülibrahimoğlu'nun insanları yedi-sekiz korumayla tehdit ederek ve zorla yerinden çıkardığı ileri sürülmekte; Sönmez bu iddiayı doğrudan reddetmektedir. Sönmez, Gülibrahimoğlu'nu onlarca kez bölgede gördüğünü ancak hiçbir zaman korumayla görmediğini, gecekondulardaki 100 kişiyle para ve yer değiştirme teklifiyle anlaşarak uzlaştığını bizzat gözlemlediğini beyan etmektedir.
- ·Sönmez, Gülibrahimoğlu ile kişisel dostluğu bulunmadığını hatta 'birbirimizi pek sevmeyiz' dediğini vurgulayarak iddianamede ima edilen yakın ortaklık ilişkisini reddetmektedir. İlişkinin tamamen arazi/kira çıkar zemininde kaldığını, Gülibrahimoğlu'nun kira ödeme ve ev yapım tekliflerine ilişkin müzakereler yürüttüklerini açıklamakta; bu çerçeve, örgütsel koordinasyon iddiasını zayıflatmaktadır.
- ·Sönmez Su İnşaat'ın sahibinin kendisi olduğunu, Hasan Tahsin Sönmez'in ise kuzeni olduğunu ve isim benzerliği nedeniyle karıştırıldığını açıkça ifade eder; bu ayrımın hukuki önemi büyüktür zira iddianame şirket sahipliği konusunda belirsizlik içermektedir.
- ·Şükrü Kaynar'ı hiç tanımadığını, ismini yalnızca iddianamede gördüğünü beyan eder; savcılığın iddianameyi yalnızca kendini hiç görmediği kişinin beyanına dayandırmasına itiraz eder.
- ·Şirketini üç yıldır inceleyen vergi memurlarının herhangi bir olumsuz tespit yapmadığını belirtir; vergi idaresinin defalarca denetlemiş olmasına karşın kaçakçılık bulgusuna ulaşamamış olması, savcılık iddiasıyla çelişmektedir.
- ·150 milyon TL mal varlığını kamuya açık ve şeffaf şekilde beyan ettiğini, akrabaları ve komşularına kadar araştırılabileceğini söyler; sahte fatura işiyle geçinen birinin bu denli büyük ve izlenebilir servete sahip olamayacağını savunur.
- ·Tokdemir, Kuzey İstanbul'daki hafriyat dolgu ve yapı malzemesi nakliyesinin gerçek bir ticari faaliyet olduğunu belirtir; kum, mıcır, çakıl ve büyük taşların binlerce kamyonla sahaya taşındığını, tüm bu sevkiyatların fatura ve irsaliyeyle kayıt altında olduğunu beyan eder. Ancak bu açıklama alış/satış dengesizliğini gidermez; yüksek alışın neden düşük satışla sonuçlandığına dair bir ekonomik mantık sunulmaz.
- ·Şirketin 2022'den kayyum atanana kadar Kuzey İstanbul'da aktif çalıştığını söyler; çalışma süresini ve sektörü genel hatlarıyla netleştirir. Bununla birlikte, savcının rakamları defalarca tekrarlamasına karşın 1 milyar TL alış/72 milyon TL satış farkının neden bu denli büyük olduğuna dair doğrudan bir yanıt vermez — bu, çapraz sorgunun en zayıf halkasıdır.
- ·Şirketin kendisine ait olduğunu, gizli ortak bulunmadığını teyit eder. Bu beyan sahte fatura şemasında başkalarının payı olabileceği ihtimalini sınırlandırmayı amaçlar; ancak varlık yapısının açıklığı tartışılan alış/satış dengesizliğini doğrudan çözmez.
- ·Yeşilyurt, çapraz sorgu boyunca görev sınırını tutarlı biçimde çizdi: harita mühendisi olarak yalnızca ala÷n ölçüm ve topografik takip yaptığını, döküm miktarı, malzeme kalitesi, kantar kontrolü, fatura süreçleri gibi hiçbir döküm kararına dahil olmadığını tekrarladı. Tüm bu işlemlerin Murat Gülibrahimoğlu'nun doğrudan ilgisi altında yürütüldüğünü açıkladı.
- ·Mültiple müdafi, Cebeci Maden Bölgesi'nin Türkiye'nin ilk ve tek yasal maden bölgesi olduğunu, projenin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve MAPEG tarafından yürütüldüğünü teyit ettirdi. Yeşilyurt da valilik komisyonu, MAPEG denetim ekipleri ve İBB'nin bölgede yetki zincirini doğruladı; ° şirketin tek başına bu projeyi yürütüremeyeceğini vurguladı.
- ·Çapraz sorgu sırasında Tora Pekin grubu maden rezervi zararı hesabını sorguladı: dolgunun altına giren taş madeni herhangi bir kimyevi imha yapılmadığı için hala çıkarılabilir durumda olduğunu Yeşilyurt teknik açıdan doğruladı. Devlet hakkı oranı (%2-%5 arası) üzerine yapılan hesap 80 milyar TL'lik 'maden rezervi zararı' iddiaının gerçekte en fazla 1,6 milyar TL devlet hakkı kaybına karşılık geleceğini gösterdi.
- ·Ruhsat devirlerinde tekelleşme iddiasına karşı Yeşilyurt, her %10'u aşan hisse devrinde MAPEG onayı zorunlu olduğunu ve Murat Gülibrahimoğlu'nun satın almalarının bu onayları aldığını doğruladı. Ayrıca yönetim kuruluna Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü'nün atanmasının yönetmelik gereği valilik kararıyla gerçekleştiğini, Gülibrahimoğlu'nun bu konuda bir yetkisi olmadığını açıkladı.
- ·Savcılık sorgusunda öne sürülen 'nitelikli malzeme testi' ve günlük 3.500 kamyon girişinin denetim boşllğuna ilişkin sorulara Yeşilyurt bu alanda görev kapsamı olmadığını belirterek kantar kayıtlarının sorumlusu olan Volkan Ateş'e yönlendirdi. Bu tutum, iddia edilen işlemlere iştirak ettiğine dair doğrudan bir delil olmadığını ortaya koymaktadır.
- ·29 yıl Devlet Büyüklerini Koruma Şubesi'nde polis memurluğu yaptığını, idari ve adli soruşturma dahi geçirmediğini, başarı belgeleri aldığını belirterek tertemiz sicil ve karakter savunması yapıyor. Şirkette suç işlendiğine veya örgütsel faaliyete dair hiçbir olayla karşılaşmadığını, karşılaşsaydı bir gün dahi çalışmayacağını ifade ediyor.
- ·Şirketteki görevinin idari işler ve güvenlik müdürlüğü olduğunu; Cebeci maden sahası, finans ve muhasebe birimleriyle hiçbir yetki, sorumluluk veya bilgi ilişkisi bulunmadığını ayrıntılı görev tanımıyla anlatıyor. Muhasebe ve finansın son 1 güne kadar farklı binada çalıştığını, faturaya elini sürmediğini ve şifreli muhasebe sistemine erişimi olmadığını vurguluyor.
- ·41 milyon TL'nin 11 yıllık süreye yayıldığını ve tek seferde 4,5 milyon dolar çekmediğini, çekimlerin Murat Gülibrahimoğlu'nun şahsi hesaplarından, finans biriminin bilgilendirmesi ve işverenin telefon/mobil bankacılık onayıyla yapıldığını anlatıyor. Bu işlemleri 'bankadan evrak alıp getirmekle aynı mahiyette' meşru görev olarak konumlandırıyor.
- ·Çekilen paraların akıbeti hakkında Cebeci'deki yaklaşık 150 gecekondu sahibine ödeme (Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Bey'in huzurunda), Göktürk villa inşaatı (yurt dışından malzeme, mimar/mühendis ücretleri) ve Murat Bey'in lüks yaşam tarzı için kullanıldığını gördüğünü/duyduğunu ifade ediyor; örgütsel finansmana gittiğine dair hiçbir şüphesinin oluşmadığını söylüyor.
- ·Fatih ve Murat Keleş ile HTS/BAZ kayıtlarının yönetim kurulu üyesi Fatih Keleş'e evrak imzalatma rutininden, Zafer Keleş ile karşılaşmaların ise tesadüfi meslektaş sohbetinden ibaret olduğunu açıklıyor; özel buluşma, görüşme birliği veya sosyal ilişki bulunmadığını ileri sürüyor.
- ·İddia edilen örgütün amacının CHP'yi ele geçirmek olduğu kabulüne karşı; kendisinin uzun süredir CHP üyesi, eşinin Küçükçekmece İlçe Örgütü yöneticisi olduğunu, hiçbir delegeliğe aday olmadığını ve patronu Murat Gülibrahimoğlu'nun AKP'ye yakın olmasına rağmen ondan parti talimatı almasının mümkün olmadığını söylüyor. 2014'ten beri görev/işleyişinin değişmediği — AKP'li belediye döneminde de aynı işi yaptığı — temasıyla, örgüt üyeliğinin zaman çizelgesini çürütüyor.
- ·Cem Çelik'in 10 Temmuz 2025 tarihli ifadesinde 'ayrıntısına vakıf değilim' dediği halde paranın Fatih/Zafer Keleş'e götürüldüğüne dair beyanının somut yer-zaman-olay içermediğini, dolayısıyla şahsı için suç ispatı oluşturmadığını ileri sürüyor.
- ·Cebeci sahasındaki maden/orman/çevre suçlamalarına karşı; Cerattepe, Kazdağları ve Artvin HES'lere karşı aktivist geçmişi olduğunu, doğanın talanına karşı mücadele veren biri olarak bu suçla yargılanmasının 'zül' olduğunu ifade ediyor.
- ·Sahte fatura iddialarına karşı, muhasebe şifresinin kendisinde olmadığını, fatura kesmediğini ve sahte fatura ağının parçası olmadığını; herhangi bir komisyon/menfaat elde etmediğini söylüyor.
- ·Kasanın anahtarının kendisinde olmasının olağan idari pratik olduğunu, savcılığın bunu örgütsel yakınlık göstergesi gibi sunmasının kabul edilemez olduğunu belirtiyor. Son 7 yılda ücret artışı kapsamı dışında bırakıldığını, yardımcısının yeni müdürlüklere atandığını ve işten ayrılma arifesinde olduğunu söyleyerek işveren ile ilişkisinin 'kopma noktasında' olduğunu vurguluyor.
- ·Torunler, Murat Gülibrahimoğlu şirketinde salt idari işler müdürü sıfatıyla çalıştığını, haftada bir iki gün uğrayan patronla kişisel veya örgütsel yakınlığının bulunmadığını ve Ekrem İmamoğlu ile Fatih Keleş'i yalnızca mahkemede tanıdığını beyan etmiştir. Bu ifadeler, örgüt üyeliği iddiasının temelindeki kişisel bağlantı argümanını doğrudan çürütmeyi amaçlamaktadır.
- ·Şirketin 2019 sonrasında ekonomik olarak çökmediğini, personel azaltımının biten Cebeci ve Çiftalan projelerinden kaynaklandığını vurgulayan Torunler; Eyüpsultan Belediyesi'yle yapılan cami-kültür tesisi protokolünün AK Partili dönemde (Deniz Köken başkanlığında) imzalandığını ve yüz milyonlarca liralık yatırımla tamamlandığını mahkeme kaydına geçirmiştir. Bu bilgi, şirketin salt İBB/CHP bağlantılı değil, AK Parti'li belediyelerle de kapsamlı iş yaptığını ortaya koymaktadır.
- ·Şirketten İstanbul Valiliği'ne, AK Parti İl Başkanlığı'na ve AK Partili belediyelere market kartı temin edildiğini açıkça kabul eden Torunler; CHP'ye veya İmamoğlu'na —resmi ya da gayriresmi— herhangi bir para veya değer götürülmediğini kategorik olarak reddetmiştir. Bu ifade, iddianamenin İBB-örgüt para akışı tezini doğrudan karşılamaktadır.
- ·Mustafa Keleş adına tapuya geçirilen fakat gerçek sahibinin Murat Gülibrahimoğlu olduğunu söylediği taşınmazın, kiracı boşaltma operasyonel gerekçesiyle bu şekilde alındığını açıklayan Torunler; kayyum atandıktan sonra söz konusu araçların adliyede kalmaya devam ettiğini de belirtmiştir. Bu beyan, varlık gizleme iddialarına ilişkin şeffaflık sinyali taşımaktadır.
- ·Hakan Karanis'in sorularına Seza, Trabzonspor stadyumunda Ekrem İmamoğlu'nun locasında 2019 yılında yalnızca bir kez Hakan'ı gördüğünü, 2020 sonrasında Hakan'ın Pasolig kaydının iptal olması nedeniyle hiç görmediğini teyit etmiştir: 'Yok yani görmedim... Görmedim kardeşim, görmedim.' Bu beyan, Murat Gülibrahimoğlu'nun iddianameye eklenen tanıklık beyanını (Ekrem ve Hakan'ın maçlara birlikte geldiği) doğrudan çürütmektedir.
- ·Seza, Murat Gülibrahimoğlu'nun locasında da Hakan Karanis'i görmediğini belirtmiştir: 'Seni görmüşlüğüm yok, Murat Bey'in locası altta onu görmüşlüğüm var... Murat'ın locasında gördüm başka kişiler de var. Buradan değil ama.' Bu, Murat Gülibrahimoğlu üzerinden kurulan locasal ortaklık iddiasının somut bir gözleme dayanmadığını ileri sürmektedir.
- ·Hakan Karanis'in 'Pasolig kayıtlarından bunu görebilirdi değil mi?' sorusuna Seza 'Tabi başkanım biz göremeyiz de Pasolig kulüp görür, kulüp görebilir isterseniz' diyerek savcılığın elindeki resmi maç giriş kayıtlarının (Pasolig) iddianame iddialarını teyit/red için araştırılmamış olduğunu vurgulamıştır. Bu, soruşturmanın elde mevcut objektif delili kullanmamış olduğu yönünde usuli bir eksiklik argümanıdır.