“İddianameye göre, Ekrem İmamoğlu liderliğindeki suç örgütü, İstanbul'daki hafriyat döküm alanlarını sistematik olarak kontrol altına alarak kamu gelirlerini "SİSTEM" adını verdikleri özel bir yapıya aktarmıştır. İddiaya göre, örgüt yöneticileri Fatih Keleş ve Murat Gülibrahimoğlu'nun koordinesinde, İBB iştirakleri İSTAÇ ve İSFALT paravan olarak kullanılmış, fiili operasyonlar ve gelirler Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketleri tarafından yönetilmiştir. Şemaya göre, Cebeci Maden Sahası gibi ruhsatsız alanlara kaçak döküm yapılmış ve bu faaliyetlerden elde edilen milyarlarca liralık gelir, İBB'nin kasasına girmek yerine örgüte aktarılmıştır. Soruşturma kapsamında, sadece Cebeci bölgesindeki kaçak dökümden yaklaşık 30 milyar TL'nin üzerinde suç geliri elde edildiği ve Murat Gülibrahimoğlu'nun hesaplarına kaynağı belirsiz 4 milyar TL'den fazla para girdiği iddia edilmektedir. İddianameye göre, toplam 185.877.621 ton kaçak döküm yapılarak yaklaşık 31 milyar TL'lik kamu geliri kaybına ve 80 milyar TL'lik maden rezervi zararına yol açılmıştır. Bu eylemlerle şüpheliler, Kamu Kurumu Zararına Dolandırıcılık (TCK 158), Çevrenin Kasten Kirletilmesi (TCK 181), Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama (TCK 282) gibi suçlarla itham edilmektedir. Savcılık, iddiasını etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Yakup Öner, Ertan Yıldız, Adem Başer ve Cem Çelik gibi şüphelilerin ifadeleri ile BDDK, ÇŞİDB ve Vergi Denetim Kurulu raporlarına dayandırmaktadır.”
- ·Güldü, örgütün varlığından ve faaliyetlerinden tamamen habersiz olduğunu net biçimde beyan etmiştir: 'Hayır, değilim' (İmamoğlu'nun 'böyle bir örgütten haberdar mısın?' sorusuna) ve 'Hayır' (Oğuz Can Bahar'ın 'şirket çıkar amaçlı suç örgütü faaliyeti yaptı mı?' sorusuna). Diğer çalışanların örgüt üyeliğine ilişkin soruya ise 'Değil' yanıtını vermiştir.
- ·Güldü, Volkan Ateş'e çek götürdüğünü kabul etmiş; ancak bu eylemi açık ve masum bir kurye işlemi olarak tarif etmiştir: Cebeci maden sahasına yakın lokasyondaki firmalar çeklerini kantarlardan sorumlu Volkan Ateş'e bırakıyordu, Güldü bu çekleri teslim alıp şirketin Etiler ofisindeki finans birimine iletiyordu. Avukatın 'Volkan Ateş'in şahsına verilmiş çekler mi?' sorusuna karşı 'Hayır, hayır, hayır' şeklinde kesin biçimde itiraz etmiştir.
- ·Güldü, Volkan Ateş ile gayri-resmi para trafiğine ilişkin tüm iddiaları reddetmiştir. 'Herhangi bir para trafiğiniz oldu mu?' sorusuna 'Hayır', 'Yasa dışı şekilde para çekmeniz veya Volkan'a teslim etmenizle ilgili bir emir veya talimat verildi mi?' sorusuna ise 'Hayır verilmedi' yanıtını vermiştir. Volkan Ateş ile Murat Gülibrahimoğlu arasında telefon görüşmesi yapıldığına tanıklık edip etmediğine ilişkin soruya da 'Hayır olmadım' demiştir.
- ·Cebeci'de İBB Fen İşleri'nin rolü, 2018'de MAPEG (eski MİGEM) ile imzalanan protokolün metniyle sınırlıdır: altyapı deplasesi, dere ıslahı, yapay tepe, iç-dış ulaşım yolu inşası ve yapay tepe ağaçlandırılması; bu bir 'maden bölgesinin teslimi' değildir. Madenin işletilmesi MAPEG-İSFALT arasındaki ayrı sözleşmenin konusudur; Fen İşleri'nin madencilik disiplininde yetkisi yoktur.
- ·Resmi Gazete'de yayımlanan 7,9 milyon m² maden bölgesi ilanı, Valilik Yatırım İzleme Komisyonu denetimi, Prof. Dr. Atiye Tuğrul koordinatörlüğündeki müşavirlik ve Sultangazi Belediyesi/Emniyet denetimi gibi dış kurumsal süreçler iddianamede yok sayılmıştır; süreç ihale, protokol ve denetim üçgeninde yürümüştür.
- ·Fiyat artışı ve meclis kararı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır: hafriyat tarifesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı ve Mali Hizmetler eliyle Plan Bütçe Komisyonu üzerinden Belediye Meclisi'ne gider; bu birimler savunmacının bağlı birimleri değildir, ayrıca artışlar TÜFE oranlarındadır.
- ·Maden Komisyonu'ndaki imzası dahi 09.08.2021 sonrası Valilik organizasyonunda alınmış oy birliği kararlarına aittir; iddianame Maden Komisyonu kararlarına ilişkin bir suç isnadı içermemektedir. 4.8.2023 itibariyle altyapı protokolü tamamlanmış, geçici kabul yapılmıştır.
- ·Sütre meselesinin iptal edildiğini ve Fen İşleri'nin maden sahasında ne döküm yapımı ne de icrai/denetim yetkisi bulunmadığını, Fen İşleri'nin yalnızca protokoldeki sınırlı altyapı çalışmalarını proje müellifi sıfatıyla kontrol ettiğini, firmaya ya da sahaya hiçbir talimat verilmediğini, bunun ekteki evraklardan da görülebileceğini vurguluyor.
- ·Burak Korzay'ın aktardığı 'tartışma' iddiasını reddediyor; 2024 protokolü sonrası 'Burayı kim kontrol edecek?' sorusuna 'Fen İşleri'nin sahada işi yok, geçici kabul bitti' yanıtını verdiğini, masada bir tartışma yaşanmadığını ve Fen İşleri'nin maden sahasında yıllar boyu döküm doldurma disiplininin zaten bulunmadığını söylüyor.
- ·Özel uçak iddiasında yurt dışı yolculuğunun bulunmadığını, sadece Trabzonspor maçı için yurt içi uçuş yapıldığını; Vakıfbank/Yamantürk uçağıyla maç dönüşü erken çıkmak amacıyla bindiğini, Murat Gülibrahimoğlu'nun döküm sahası fiyat pazarlığı yaptığı yönündeki Adem Soytekin beyanını reddederek 'Trabzonspor maçı her iki eylemde de bizim şey olmuş' diyor; Avukat Ali Rıza Dizdar bu uçuşun Tevfik Yamantürk'ün davetiyle gerçekleşen tesadüf paralelliği olduğunu hatırlatıyor.
- ·Fatih Keleş'in sorularıyla Murat Gülibrahimoğlu'nun Valilik Komisyonu'na ocak sahibi vasfıyla katıldığını, illegal bir işine veya talebine hiçbir zaman şahit olmadığını, özel uçakta bizzat kendisine veya Murat Bey üzerinden iletilmiş hiçbir baskı/illegal talep bulunmadığını teyit ediyor.
- ·Avukat Baran Kaya'nın sorusu üzerine maden bölgesinde izin ve denetim yetkisinin MAPEG'e ait olduğunu, Fen İşleri'nin denetim sorumluluğunun yalnızca İSFALT'ın yüklendiği protokol sınırı içindeki altyapı çalışmalarıyla sınırlı olduğunu, sahadaki bir restoran gibi unsurların Fen İşleri'nin görev alanında olmadığını net biçimde belirtiyor.
- ·Köprü tezi iddianamenin kendi verileriyle çürümektedir: İddianame 691. sayfada İmamoğlu ile Gülibrahimoğlu'nun 13.06.2020'den önce 9 kez ve sonrasında onlarca kez 0 metre baz verdiğini kabul etmektedir; oysa Karanis ile Gülibrahimoğlu'nun tanışması 13.06.2020'dir. Yani köprünün kurulduğu iddia edilen kişiler, köprüye ihtiyaç duymadan önceden temas halindeydi; ayrıca dosyada üçünün birlikte 0 metre baz verdiği tek bir kayıt bulunmamaktadır.
- ·Polis fezlekesinde 'eyleme karışan şüpheliler' ve 'eylemde adı geçen şahıslar' bölümlerinde Karanis'in ismi geçmemektedir; etkin pişmanlık beyanlarında veya gizli tanık ifadelerinde somut tespit yoktur. İddianame, kendisini eylem-059'a bağlayan herhangi bir somut delil sunamamış, sadece varsayımsal 'çocukluk arkadaşlığı' ve 'tanışıklık' üzerinden suç isnadı kurmuştur.
- ·BDDK raporundaki para hareketleri savcılığın 'aklama' iddiasını desteklememektedir: 1477 günde Gülibrahimoğlu'ndan 5 gelen, ona 4 giden hareket olup, hepsi araç alım-satımı kaynaklı borç ilişkisidir (08.01.2021 5 milyon TL'nin 12 gün sonra elden iade edilmesi, sonraki hareketlerin kredi kartı alışverişi karşılığı olması). BDDK raporu 25. sayfa 2. satırda Karanis'in Gülibrahimoğlu'na yaptığı geri transferleri savcılığın iddianamede gizlediği savunmadadır; aynı raporda 100-180 milyon TL ölçeğindeki diğer transferler aklama olarak değerlendirilmezken Karanis'in 10-200 bin TL'lik küçük hareketlerinin aklama sayılması tutarsızdır.
- ·Karanis'in İBB'de hiçbir görevi, iştiraklerle ilişkisi yoktur; İSTAÇ ve İSBAK genel müdürlerini tanımadığını, hayatı boyunca bu kurumların kapısının önünden geçmediğini, Cebeci maden sahasını, Çiftalan ve Etiler ofislerini hayatı boyunca görmediğini beyan etmiştir. İddia makamı eğer kaçak döküme izin vermiş Enerji, Çevre, Orman Bakanlığı, Vali, Kaymakam, İSTAÇ gibi yetkili merciler suçlu değilse, hiçbir yetkisi olmayan Karanis'in arkadaşlığı üzerinden suça iştirakinden bahsetmek hukuki olamaz.
- ·Etkin pişmanlık beyanları (Servet Yıldırım, Sarp Yalçınkaya, Semih Bilgin) duyuma dayalı 'söylerdi-demiş-mişti' beyanlarıdır: Servet Yıldırım'ın '3 milyon TL transferi ve kavga' iddiasını destekleyen ortak baz kaydı, Karanis ile arada HTS yoktur; Sarp Yalçınkaya'nın 'Cumhurbaşkanlığı fonu için para istedi' iddiası kronolojik olarak imkansızdır (fon konusu Ekim 2023 sonrası gündeme geldi, Karanis'in Gülibrahimoğlu ile Mart 2023'ten sonra teması yoktur); Semih Bilgin'in 2024 Karadeniz/Batum uçuş iddiası dosyada 2021 Kıbrıs dönüş uçuş kaydının yeniden tarihlenmesinden ibarettir.
- ·Sönmez Su İnşaat firması sanığa değil, kuzeni Turgay Tokdemir'e aittir; kuzen bu sahipliği bizzat kabul etmekte olup şirketin ticaret sicili ve resmi kayıtları da bunu doğrulamaktadır. Sanığın şirkette herhangi bir müdür, temsilci ya da imza yetkilisi sıfatı bulunmamaktadır; bu nedenle noter dahil hiçbir mercii kendisini şirket adına işlem yapmaya yetkili kabul etmezdi.
- ·Suçlamaya dayanak oluşturan Şükrü Kaynar ve Cem Çelik ifadeleri güvenilirlikten yoksundur; zira her iki şahıs da sanığı tanımamakta, adını 'Hasan Sönmez' olarak yanlış söylemektedir. Sanığın adı Hasan Tahsin Sönmez'dir; bu temel hatanın tanıklığa konu kişiyle gerçekte hiç karşılaşılmadığının somut göstergesi olduğu ileri sürülmektedir. Bunun yanı sıra Cem Çelik'in ifadesinin Şükrü Kaynar'ın ifadesinden kopyalanmış olabileceği de vurgulanmaktadır.
- ·Bir firmanın sahte fatura düzenlediği ancak vergi memurlarının incelemesi sonucu hukuken tespit edilebilir; oysa Sönmez Su hakkında 2022'den bu yana süren incelemede henüz olumsuz bir tespit yapılmamıştır. Sanık, vergi denetim raporu tamamlanmadan şirket sahibinin dahi tutuklanamayacağını savunmakta; iddia makamının bu yasal eşiği atlamak için sıradan tanık beyanına dayandığını eleştirmektedir.
- ·Kayyum yönetiminde tespit edilen 150-200 milyon TL'lik ekipman ve 455 milyon TL'lik aktif bağlılık, şirketin gerçek bir ticari faaliyetle kurulduğunu ortaya koymaktadır. Bu ölçekte maddi varlığa sahip bir yapının yalnızca sahte fatura düzenlemek amacıyla oluşturulmuş bir paravan şirket olamayacağı savunulmaktadır.
- ·Kimlik karışıklığı temel itirazdır: Şükrü Kaynar ve Cem Çelik ifadelerinde firmanın sahibi olarak 'Hasan Sönmez' geçmektedir; sanığın adı ise Hasan Tahsin Sönmez'dir. Sanık her iki kişiyi de tanımadığını, onların da kendisini tanımadığını, aksi halde adını doğru bileceklerini ileri sürmektedir.
- ·Sönmez Su İnşaat firması sanığa değil, kuzeni Turgay Tokdemir'e aittir; sanık firmanın ne temsilcisi, ne vekili, ne de yetkilisidir. Turgay Tokdemir firmanın kendisine ait olduğunu kabul etmektedir ve sanığın HTS Global, SVEI Denizcilik ve Sönmez Madeni Yağlar adında üç başka şirketi mevcuttur.
- ·Sahte fatura paravanı tezi kayyum raporu ile çelişmektedir: kuzeninin firmasına atanan kayyumun raporunda 150-200 milyon TL değerinde iş makinesi/kamyon/ekipman ve 455 milyon TL aktif değer tespit edilmiştir. Salt sahte fatura amacıyla kurulmuş bir paravan şirkete bu ölçekte sabit kıymet ve mal varlığı yatırılmaz; bu maddi gerçeklik fatura paravanı nitelendirmesini çürütmektedir.
- ·VUK ihlali iddiası usul yönünden kurulamamıştır: Sönmez Su firması 2022 yılında vergi incelemesine alınmış olup inceleme hâlâ sürmekte ve bugüne kadar herhangi bir olumsuz tespit yapılmamıştır. Vergi denetim raporu düzenlenmeden bir şirketin sahte fatura düzenlediği nitelendirmesi yapılamayacağı gibi firmanın gerçek sahibi dahi tutuklanamazken sanığın 10 aydır tutuklu olması orantısızdır.
- ·Tanık Sönmez'in beyanına göre, söz konusu bölgeye döküm faaliyeti 40 yılı aşkın süredir süregelmektedir; yani Murat Gülibrahimoğlu'nun işletme ruhsatı almadan çok öncesine dayanmaktadır. Bu durum, iddianamede sanıklara atfedilen 'kaçak döküm sisteminin kurulması' iddiasını tarihsel bağlamı göz ardı eden bir çerçeveleme olarak ortaya koymaktadır.
- ·Bölgede daha önce 16 taş ocakçısı kendi denetimleri altında döküm yapıyordu; aralarında hukuki anlaşmazlıklar bile çıkmıştı. Tanığın bu tespiti, söz konusu alanın yeni ve örgütlü bir suç eylemine konu olmadan önce de fiilen ve yaygın biçimde kullanıldığını göstermektedir.
- ·Tanık, Murat Bey sahayı devraldıktan sonra 'bir kontrol oldu' diyerek önceki döneme kıyasla denetimin arttığını bizzat kabul etmektedir. Bu ifade, iddianın temel unsuru olan 'denetim dışı kaçak döküm' nitelendirmesini doğrudan çürütmekte; savunma lehine, işletmenin düzensizliği ortadan kaldırdığı yönünde bir olgu kurmaktadır.
- ·Sönmez, Murat Gülibrahimoğlu'nu bölgede onlarca kez bizzat görmüştür ve hiçbirinde yanında koruma bulunduğunu görmemiştir. İfadelerden birinde yedi-sekiz korumayla gezdiği iddiasını okuduğunu belirtmiş, ancak bunu kesinlikle doğrulamadığını ve bunun kendi gözlemleriyle çeliştiğini açıkça ifade etmiştir.
- ·Sönmez, Gülibrahimoğlu'nun kimseyi zorla yerinden çıkardığını ne duyduğunu ne de gördüğünü beyan etmiştir. Aksine, Gülibrahimoğlu'nun her ziyaretinde projeyi açıkladığını, insanlarla uzlaşarak ve anlaşarak, para vererek ya da yer değiştirme imkânı sunarak meseleyi çözdüğünü aktarmaktadır.
- ·Tanık, maden şirketlerinin hisse devirlerinde tehdit kullanıldığına dair herhangi bir duyum ya da bilgisinin olmadığını belirtmiştir. Bölgedeki maden şirketlerinin sahiplerinin saygın ve köklü ailelerden oluştuğunu, bu kişilerin korkutma ile mallarını satmayacaklarını vurgulayarak tehdit anlatısının bu sosyal gerçeklikle bağdaşmadığını ortaya koymuştur.
- ·Sönmez, Cebeci'de 100 yıldır yaşayan ve sahada tapulu arazileri bulunan bir aileden gelmesine ve onlarca defa Gülibrahimoğlu ile sahada karşılaşmış olmasına rağmen kendisini hiçbir zaman korumalarla gezerken görmediğini, kimseyi zorla yerinden çıkardığına da ne tanık olduğunu ne de duyduğunu açıkça beyan eder; iddianamenin 'yedi-sekiz korumayla insanları korkutuyordu' anlatısını doğrudan çürütür.
- ·Yer sahipleriyle ilişkilerin uzlaşma temelli olduğunu somutlar: Gülibrahimoğlu'nun her geldiğinde sahanın devlet projesi ve maden ruhsat alanı olduğunu açıkladığını, gecekonducular dahil yerleşimcilerle anlaşarak para verme veya daire tahsisi yoluyla, yer sahibi ailelere ise kira ödeme veya başka arazide ev yapma izni gibi tekliflerle çözüm üretildiğini, kimsenin tehditle gönderilmediğini bizzat şahit olarak aktarır.
- ·Sahanın kaçak döküm karakterinin Gülibrahimoğlu öncesine ait olduğunu vurgular: 2018 öncesi 40 yıl boyunca 16 ayrı taş ocakçısının kendi kontrolünde döküm yaptığını, her sene ölümlü iş kazaları, sınır kavgaları, dereye atık akıtma, yerleşim içinden kamyon geçişi yaşandığını; Murat Bey işletmeyi devraldıktan sonra ise sahada bir kontrol kurulduğunu söyleyerek iddianamenin 'kaçak döküm Gülibrahimoğlu döneminde başladı' çerçevesini zayıflatır.
- ·İddianamedeki 'yakın ilişki' nitelendirmesini biyografik olarak reddeder: Gülibrahimoğlu ile bir yemek, düğün, gezme, seyahat ya da sosyal hayat paylaşımı bulunmadığını, hatta birbirlerini sevmediklerini, aralarındaki tek bağın Güney Cebeci şirketinin kamulaştırma yetkisi karşısında arazilerle ilgili karşılıklı çıkar/uzlaşma müzakeresinden ibaret olduğunu net biçimde ortaya koyar; örgütsel hiyerarşi/dostluk varsayımını çürütür.
- ·Projenin meşruiyet zeminini de kabul eder: tapularına konan MAPEG şerhinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2018 maden sahası ilanına dayandığını, Gülibrahimoğlu'nun da bu devlet projesinin müteahhit/taşeronu sıfatıyla sahaya geldiğini söyler — sahanın 'ruhsatsız kaçak alan' olarak nitelendirilmesini dolaylı yoldan zayıflatır.
- ·Daire alımının Murat Gülibrahimoğlu ile karşılıklı imzalı 'inanç sözleşmesi'ne dayandığını ve sözleşmenin dosyaya sunulduğunu beyan ederek, devrin gizli/sahte bir mülkiyet aktarımı olmayıp hukuken tanımlı bir inançlı işlem olduğunu öne sürmüştür.
- ·Patronu (Murat Gülibrahimoğlu) adına kiracı tahliyesi amacıyla alım yaptığını başından beri savcılıkta söylediğini, babasına farklı söylemesinin nedenini açıklamış; bu yönüyle anlatımının tutarlı kaldığını ortaya koymuştur.
- ·Co-sanık İmamoğlu'nun sorusuna verdiği yanıtla, iddianamede yer alan 'örgüt lideri adına firma denetlediği' iddiasının kişisel bir tanışıklık veya iletişim zeminine dayanmadığını; İmamoğlu ile çocukluğundan beri bayram dışı hiçbir sohbetinin olmadığını beyan ederek atfedilen örgütsel role karşı tanışıklık-yokluğu savunması yapmıştır.
- ·Tokdemir, şirketini üç yıldır inceleyen vergi memurlarının hiçbir tespit yapamadığını vurgulamaktadır. Eğer gerçekten sahte fatura düzenliyor olsaydı, bu denli uzun süreli ve derinlemesine bir vergi denetiminin bunu ortaya çıkaracağını savunmaktadır.
- ·Kendisini suçlayan Şükrü Kaynar'ı hayatında hiç görmediğini, adını yalnızca iddianameden öğrendiğini belirtmektedir. Hiçbir tanışıklık veya iş ilişkisi kurulmadan sahte fatura düzenlemenin mümkün olmadığını ileri sürmekte; Kaynar'ın iddiasının dayanaksız olduğunu öne sürmektedir.
- ·150 milyonluk mal varlığını ve tüm mal varlığının şirketi üzerinde kayıtlı olduğunu belirterek sahte fatura düzenleyenlerin bu ölçekte kayıtlı mal varlığına sahip olmayacağını savunmaktadır. Ayrıca tüm akrabalarının ve komşularının araştırılmasını talep ederek saydamlık içinde olduğunu göstermeye çalışmaktadır.
- ·Sahte fatura iddiası yalnızca Şükrü Kaynar adlı bir tanığın beyanına ve Kuzey İstanbul Modern bünyesinde mali müşavir olan etkin pişmanlıkçı Cem Çelik'in muğlak açıklamalarına dayanmaktadır; Cem Çelik bizzat 'bu ticari faaliyet hiç olmamıştır' dememiş, yalnızca 'faaliyetin hacmi bu çapta olmayabilir' demekle yetinmiştir. Bu beyan, kayyum atanmasından sonra yapılmış olup kesin bir saptama değil bir tahmindir; üstelik iddia makamı etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin ifadelerine dayanmaktadır.
- ·Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire Başkanlığı'nın Sönmez Su hakkında yürüttüğü inceleme 2022 ve öncesi yıllar için henüz sonuçlanmamış, 2023 ve sonrası yıllar için ise inceleme başlatılması talep edilmiştir. Ortada tamamlanmış bir vergi tekniği incelemesi, bir vergi suçu raporu ya da bunu destekleyecek herhangi somut bir belge yoktur; bu nedenle henüz var olmayan bir rapora dayalı olarak müvekkillerin tutuklu tutulması hukuken kabul edilemez.
- ·Ticaret hacmindeki artış (2022'de 48 milyon TL'den 2023-2024 döneminde yaklaşık 1 milyar TL'ye çıkış), sahte işlemlere değil Cebeci maden sahası bölgesindeki büyük çaplı ıslah projesine bağlanabilir; on altı maden şirketinin onlarca yıl boyunca tahrip ettiği bu bölgenin ıslahı 2022 yılında başlamış, proje hızlandırılmıştır. Hafriyat ve dolgu malzemesi sektöründe bu rakamlar küçük marjlarla çalışıldığını ortaya koymakta olup yolsuzluğa işaret etmemektedir.
- ·İki şirket arasındaki 102 milyon TL tutarındaki çek tahsilatları olağan ticari bir ödeme yöntemidir; nakit ya da çekle ödeme yapılması ticari hayatın doğal akışındandır ve tek başına herhangi bir suçun delili sayılamaz. Savunma, bu işlemleri şüpheli göstermeye çalışan savcılık yorumuna karşı çıkmaktadır.
- ·Tokdemir, Sönmez İnşaat Madencilik'in faaliyet alanının nakliye, kum, mıcır ve çakıl olduğunu, 2022'den kayyum atanmasından önceki yıla kadar Kuzey İstanbul'a fiilen binlerce kamyon dolgu malzemesi (portakal-karpuz büyüklüğünde taş) sattığını beyan ederek ticari faaliyetin gerçekliğini öne sürmektedir. Yıllık cironun 1-2 milyar TL civarında olduğunu kabul ederek VDK raporundaki ciro büyüklüğünü teyit etmekte, fakat bunu meşru ticaretin doğal sonucu olarak sunmaktadır.
- ·Sevk irsaliyesi ve fatura mevcudiyetine vurgu yaparak sahte belge ima edilen kısmı dolaylı olarak reddetmektedir: 'Hepsi mevcuttur efendim. Binlerce fatura, irsaliye bulunmaktadır bizde. İstedikçe vereceğiz.' Vergi memurlarının istediklerinde belgelerin teslim edildiğini belirterek kayıt eksiksizliğini savunmaktadır.
- ·Şirketin tamamen kendisine ait olduğunu, gizli ortak veya perde arkasında başka bir hak sahibi bulunmadığını ifade ederek perde gerisi-arka plan iddialarını (örgütsel SİSTEM havuzu adına vekâleten tutulan şirket teorisi) bertaraf etmeye çalışmaktadır.
- ·Kantar sisteminde kaçak geçiş teknik olarak imkansızdır: tüm araçlar barkod sistemiyle tek sefer için kayıt altına alınır, ikinci kullanım mümkün değildir ve sistem 24 saat kamera kaydıyla desteklenir; 18 Ekim 2021 dökümün açıldığı tarihten itibaren her aracın plaka, fotoğraf, malzeme ve tartım kaydı tutulmuştur.
- ·Saha hiçbir zaman denetimsiz değildi: ayda 1 MAPEG, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığı devriye ekibi (sabah-öğlen-akşam), Sultangazi zabıtası sürekli denetim yapıyordu; ayrıca alan 2018 yılında kanunla maden bölgesi ilan edilmiş olup esas yetki ve sorumluluk valilik, MAPEG, TEÜAŞ ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'ndadır.
- ·VDK raporunda işaret edilen 118 milyon ton şirket kaydı ile 121 milyon ton kantar kaydı arasındaki ~3 milyon tonluk fark suç değildir; bu fark Sultangazi Belediyesi, cami inşaatı vakıfları gibi resmi araçların bedelsiz mal kabulü ve maden sahasında madenin üstünü açma amaçlı yer içi döküm işlemlerinden kaynaklanmaktadır.
- ·Hafriyat ödemeleri yalnızca İBAN üzerinden veya kredi kartıyla alınırdı; nakit alım yapılmazdı ve sektörde herhangi bir kaçak/usulsüz hareket WhatsApp grupları üzerinden 15 dakikada duyulurdu, kayyumun atadığı sektörden gelme 2 müdür ve 4 mühendis de böyle bir şey olsaydı duyardı.
- ·İmamoğlu, "560 milyarlık yolsuzluk" anonsunun, iddianamede 160 milyar ve dosyada 110 milyara düşmesini ("80 milyarı yerin altındaki madenler yok edilmiş, 30 milyarı kaçak hafriyat") asrın uydurması olarak nitelendirir ve esas sorumlular Cebeci'nin yasal sahiplerinin (vali, MAPEG GM, TEÜAŞ GM, Sultangazi Belediye Başkanı, Orman Bakanlığı Bölge Müdürü vb.) duruşmaya çağrılmadığı sürece eylemin yok hükmünde olduğunu savunur.
- ·Sarp Yalçınkaya'nın "Gülibrahimoğlu rüşvet ödemek için çek veriyordu" şeklindeki tanık beyanı reddedilir: dökümden çek alınmadığı, çek alımının yalnızca taş kantarlarından yapıldığı belirtilerek tanığın iddiası dökümle ilişkilendirilmez.
- ·Yeşilyurt, Kuzey İstanbul şirketinde Genel Müdür sıfatı taşıdığı iddiasını doğrudan reddeder; SGK kayıtlarına atıfta bulunarak tüm çalışma hayatı boyunca bu şirkette yalnızca harita mühendisi olarak görev yaptığını belirtir. İddianamenin 697. sayfasındaki bu kaydın sehven yazılmış bir hata olduğunu, kendi SGK sicilinin bunu açıkça doğrulayacağını söyler. Bu tespitin doğru olması halinde hakkındaki iddiaların tamamına yakınının çökeceğini ileri sürer.
- ·Savunma, Güney Cebeci şirketindeki Genel Müdürlük görevinin 2024 Haziran'da başladığını, Ticaret Sicil Gazetesi'nde ise ancak 30 Ekim 2024'te ilan edildiğini ortaya koyar. Bu 8-9 aylık süre zarfında herhangi bir imza yetkisi kullanmadığını, maaşı dışında para almadığını, para transferi yapmadığını ve şirket hesaplarına bloke gelmeden önce şirketi temsil etmediğini açıklar. Ayrıca Güney Cebeci'ye Mayıs 2025'te kayyum atandığını ve dolayısıyla fiili Genel Müdürlük süresinin 8-9 ay ile sınırlı kaldığını vurgular.
- ·Döküm sahası faaliyetlerinin kendisinin görev tanımı ve uzmanlık alanı dışında olduğunu, dolgu ve döküm işlemlerinin harita mühendisliğiyle doğrudan ilgisi bulunmadığını defalarca savunmalarında belirttiğini açıklar. Murat Gülibrahimoğlu'nun çalışanlarına yalnızca mesleki alanlarında bilgi verdiğini ve diğer konularda hiçbir çalışanın bilgi sahibi olmadığını ifade eder.
- ·Cebeci Maden Bölgesi'nde yürütülen dolgu faaliyetlerinin ruhsatsız ve kaçak olmadığını; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve Sultangazi Belediyesi'nin koordinasyonu ile onayı çerçevesinde gerçekleştirildiğini belgelerle ortaya koyar. MAPEG'in nitelikli malzemeyle dolgu yapılmasında sakınca bulunmadığını belirten yazısını ve Sultangazi Belediyesi'nin aynı yönde verdiği yazıyı mahkemeye sunar. Kayyum atanmasının ardından da aynı faaliyetlerin MAPEG'in onayıyla devam ettirildiğini; kayyumun da İSTAÇ'a vermeden bu işleri bizzat yürüttüğünü belirtir.
- ·HTS/baz kaydı delilini doğrudan ele alır: İddianamede 5 yılda 5 kez bölge bazında örtüşen baz kaydının 4'ünün Şişli'de işyeriyle aynı bölgede gerçekleştiğini, ofisin Kanyon yanındaki sokakta bulunduğunu ve adres kayıtlarının bunu doğrulayacağını açıklar. Sultangazi-Cebeci kaydının ise 208 hektarlık sahadaki görevinden kaynaklandığını, İmamoğlu ile hiçbir zaman karşılaşmadığını ve karşılaşmamış olduğunu başka türlü izah edemeyeceğini belirtir.
- ·Yeşilyurt, Kuzey İstanbul'da 10 küsur yıl boyunca yalnızca harita mühendisi olarak SGK'lı çalıştığını, iddianamenin 697 ve 3363. sayfalarında belirtilen Kuzey İstanbul Genel Müdürlüğü sıfatının fiilen ve SGK kayıtlarına göre yanlış olduğunu vurgulamaktadır. Güney Cebeci'de 2024 Haziran'da geçici Genel Müdür sıfatı aldığı, 30 Ekim 2024'te Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, 2025 Mayıs'ta kayyum atandığı için 8-9 ay sürdüğü ve bu sürede imza yetkisi kullanmadığı belgelenmektedir.
- ·Cebeci'nin 2018 Resmi Gazete ile Türkiye'nin ilk ve tek maden bölgesi ilan edildiği, projenin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı + MAPEG tarafından Profesör Doktor Atiye Tuğrul (proje koordinatörü ve Bakanlık danışmanı) ekibine hazırlatıldığı, çevre koruma ve altyapı yatırımları kontrolörlüğünün 2018-2019'da Bakanlık ile İBB arasında protokollendiği (İBB henüz el değiştirmeden), İBB'nin de bunu İSFALT'a devrettiği gösterilmiş; tüm bu zincir devlet projesi niteliğini ispatlar.
- ·Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın 22.09.2025 tarihli raporundaki kübaj hesabı metodolojik olarak hatalıdır: 2018 ortofoto görüntüleri 7 yıllık eski verilerdir, ağaçlıklı arazide büyük sapma yapar; 2018-2021 ve 2021-2025 dönemlerinde madencilik kapsamında pasaların yer değişikliği, satış, stok işlemleri hesaba katılmamıştır. Bu hesabın 31 milyar TL kamu zararı argümanını çürütür.
- ·MAPEG'in 02.02.2023 tarihli izin yazısı + kayyum dönemindeki 11.07.2025 onay yazısı aynı faaliyetlere aynı şekilde devam edilebileceğini teyit eder; eğer kaçak döküm söz konusu olsaydı kayyum tarafından durdurulurdu. TEİAŞ'ın heyelan riski yazısı + Atiye Tuğrul'un dışarıdan dolgu görüş yazısı sürecin teknik-yasal zincirini gösterir.
- ·Denetim kurumu çokluğu (MAPEG aylık, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığı devriyeleri, Sultangazi zabıta, YİKOB komisyon defteri, Yatırım İzleme Vali Yardımcısı Ahmet Süheyl Üçer başkanlığı) iddianamenin 'kaçak hafriyat sisteminin kurulması' anlatısıyla uzlaşmaz. Baz kaydı analizinde Ekrem İmamoğlu ile 5 yılda 5 bölge bazlı kaydın 4'ü Şişli ofis (Kanyon yanı sokak) kapsamındadır, 1'i Sultangazi Cebeci 208 hektar saha — hiçbiri fiziksel karşılaşmaya delil teşkil etmez.
- ·İcrai bir suç hareketinin bulunmadığı, BDDK/MASAK raporlarında para transferinin ilişkilendirilmediği, soruşturmada şirkete kayyumla 4 ay fiilen çalıştığı + serbest bırakıldıktan 14 gün sonra şafak operasyonuyla tekrar tutuklandığı (delil durumu değişmeden), CMK 100 tutukluluk şartlarının oluşmadığı, terör gazisi babasının evladı olarak örgütlü suçlar kapsamında yargılanmanın hukuksuzluğu vurgulanmaktadır.
- ·Savcı sorgusunda Yeşilyurt, TEİAŞ heyelan dolgusu için herhangi bir ölçüm istenmediğini, dolgu/döküm faaliyetlerinin kendi çalışma alanında olmadığını net biçimde belirtir; 4 Eller firmasının adının hatırlamadığı şekilde geçtiğini savcı sorusu üzerine söylediğini açıklar — iddianamenin 'kasten örgüte yardım' anlatısına karşı görev tanımı sınırı kurar.
- ·İmamoğlu'nun uzun tek-parça sorgusunda Yeşilyurt 9 Mart sabahı 15 kadın tutukluyla nezarethanede tanıştığını ve İmamoğlu'yu ilk kez orada gördüğünü teyit eder; harita mühendisliği görev sınırı + Atiye Tuğrul + MAPEG zinciri net şekilde sunulur. İmamoğlu kendisi de iddianame s.610 baz çalışmasının köprü argümanını çürüten gerçek (13.06.2020 öncesi) verilerini ortaya koyar.
- ·MAPEG vekili Av. Esma Zorlu Ekşi'nin sorularına Yeşilyurt 'Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü sürekli denetimlerini yapar, yazıyı o tarihte vermiş olması sürekli sahada ve genel denetim yapan bir firmanın uygunsuz bulmadığı bir iş için bilmiyorum hani tarihlerine bakmadım ama açıkçası sürekli sahada ve genel denetim yapan bir firmanın uygunsuz bulmadığı bir iş için >ben uygun buldum< yazısı mı bu ekstra? Onu anlayamadım' cevabıyla kurum denetimi zincirinin sahaya inişini somutlar.
- ·Av. Nergiz İnce'nin sorularında MAPEG izinleri, ruhsat alımları, Bakanlık onay süreci ve koordinasyon toplantılarında Bakanlık ile Valiliğin teşekkürleri/takdirleri vurgulanır — iddianamenin 'tekelleşme' yorumu reddedilir.
- ·Av. Onur Büyükhatipoğlu sorgusunda Sercan Akar etkin pişmanlık avukatı bağlantısının nasıl kurulduğu (tavsiye yoluyla, vaad/yönlendirme yok) açıklanır, iddianamede ismi geçen diğer sanıkların avukatlığını yaptığına dair bir bilgi vermediği teyit edilir — etkin pişmanlık ifadelerinin sistematik koordinasyon iddiasını zayıflatır.
- ·Av. Tora Pekin'in MAPEG katılma kararı usulü itirazıyla katılma talebinin henüz karara bağlanmadığı kayda geçirilir; bu usul hatasının iddianame zincirindeki MAPEG müdahalesinin meşruluğunu zayıflattığı vurgulanır.
- ·29 yıl Devlet Büyüklerini Koruma Şubesi'nde polis memurluğu yaptığını, idari ve adli soruşturma dahi geçirmediğini, başarı belgeleri aldığını belirterek tertemiz sicil ve karakter savunması yapıyor. Şirkette suç işlendiğine veya örgütsel faaliyete dair hiçbir olayla karşılaşmadığını, karşılaşsaydı bir gün dahi çalışmayacağını ifade ediyor.
- ·Şirketteki görevinin idari işler ve güvenlik müdürlüğü olduğunu; Cebeci maden sahası, finans ve muhasebe birimleriyle hiçbir yetki, sorumluluk veya bilgi ilişkisi bulunmadığını ayrıntılı görev tanımıyla anlatıyor. Muhasebe ve finansın son 1 güne kadar farklı binada çalıştığını, faturaya elini sürmediğini ve şifreli muhasebe sistemine erişimi olmadığını vurguluyor.
- ·41 milyon TL'nin 11 yıllık süreye yayıldığını ve tek seferde 4,5 milyon dolar çekmediğini, çekimlerin Murat Gülibrahimoğlu'nun şahsi hesaplarından, finans biriminin bilgilendirmesi ve işverenin telefon/mobil bankacılık onayıyla yapıldığını anlatıyor. Bu işlemleri 'bankadan evrak alıp getirmekle aynı mahiyette' meşru görev olarak konumlandırıyor.
- ·Çekilen paraların akıbeti hakkında Cebeci'deki yaklaşık 150 gecekondu sahibine ödeme (Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Bey'in huzurunda), Göktürk villa inşaatı (yurt dışından malzeme, mimar/mühendis ücretleri) ve Murat Bey'in lüks yaşam tarzı için kullanıldığını gördüğünü/duyduğunu ifade ediyor; örgütsel finansmana gittiğine dair hiçbir şüphesinin oluşmadığını söylüyor.
- ·Fatih ve Murat Keleş ile HTS/BAZ kayıtlarının yönetim kurulu üyesi Fatih Keleş'e evrak imzalatma rutininden, Zafer Keleş ile karşılaşmaların ise tesadüfi meslektaş sohbetinden ibaret olduğunu açıklıyor; özel buluşma, görüşme birliği veya sosyal ilişki bulunmadığını ileri sürüyor.
- ·İddia edilen örgütün amacının CHP'yi ele geçirmek olduğu kabulüne karşı; kendisinin uzun süredir CHP üyesi, eşinin Küçükçekmece İlçe Örgütü yöneticisi olduğunu, hiçbir delegeliğe aday olmadığını ve patronu Murat Gülibrahimoğlu'nun AKP'ye yakın olmasına rağmen ondan parti talimatı almasının mümkün olmadığını söylüyor. 2014'ten beri görev/işleyişinin değişmediği — AKP'li belediye döneminde de aynı işi yaptığı — temasıyla, örgüt üyeliğinin zaman çizelgesini çürütüyor.
- ·Cem Çelik'in 10 Temmuz 2025 tarihli ifadesinde 'ayrıntısına vakıf değilim' dediği halde paranın Fatih/Zafer Keleş'e götürüldüğüne dair beyanının somut yer-zaman-olay içermediğini, dolayısıyla şahsı için suç ispatı oluşturmadığını ileri sürüyor.
- ·Cebeci sahasındaki maden/orman/çevre suçlamalarına karşı; Cerattepe, Kazdağları ve Artvin HES'lere karşı aktivist geçmişi olduğunu, doğanın talanına karşı mücadele veren biri olarak bu suçla yargılanmasının 'zül' olduğunu ifade ediyor.
- ·Sahte fatura iddialarına karşı, muhasebe şifresinin kendisinde olmadığını, fatura kesmediğini ve sahte fatura ağının parçası olmadığını; herhangi bir komisyon/menfaat elde etmediğini söylüyor.
- ·Kasanın anahtarının kendisinde olmasının olağan idari pratik olduğunu, savcılığın bunu örgütsel yakınlık göstergesi gibi sunmasının kabul edilemez olduğunu belirtiyor. Son 7 yılda ücret artışı kapsamı dışında bırakıldığını, yardımcısının yeni müdürlüklere atandığını ve işten ayrılma arifesinde olduğunu söyleyerek işveren ile ilişkisinin 'kopma noktasında' olduğunu vurguluyor.
- ·İmamoğlu, vergi inceleme raporundaki 2024 yerel seçim öncesi yaklaşık 44 milyon TL'lik market kartı alışverişinin dağıtım listesinin tamamen AKP teşkilatı, İstanbul Valiliği sosyal yardımlaşma birimi ve AKP-yönetimindeki Üsküdar, Kartal, Sultangazi, Eyüp belediyeleri olduğunu, CHP İl Başkanlığı'na veya CHP'li hiçbir belediyeye kart verilmediğini tanığa söylettirerek şirketin gerçek siyasi koordinatlarını sabitliyor. Aynı sorgu hattında 2019 sonunda AKP'li Eyüpsultan Belediyesi (Deniz Köken) ile yapılan Hadiye Ersoy Camii ve kültür tesisi protokolünün de bu yapıdan ayrı olmadığını, savcılığın 'firma 2019-20'de batmış, İmamoğlu sayesinde zenginleşmiş' anlatısının protokol kayıtlarıyla çürüdüğünü ileri sürüyor.
- ·Tora Pekin, 2024 yaz/sonbaharında Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 4 adet sıfır Skoda Süper B aracı karşılıksız teslim ettiğini, sözleşmenin Çağlayan Adliyesi idari işler yetkilisinin yönlendirmesiyle Levent 49. Noter'de yapıldığını, yakıt giderinin Başsavcılık, bakım giderinin şirket tarafından ödendiğini ve şirkete gelen trafik cezalarının dahi adliye eliyle iptal ettirildiğini tanığa beyan ettiriyor; aynı dönemde Sayın İmamoğlu'nun bu firma yöneticisiyle suç örgütü kurmaktan yargılandığını, oysa devletin başsavcılığının aynı kişiden karşılıksız araç kabul ettiğini ortaya koyarak iddianamenin iç tutarsızlığını vurguluyor.
- ·Hakan Karanis ile karşılıklı diyalogda tanık, Murat Gülibrahimoğlu ile yakın çalışma arkadaşlığı bulunmadığını, patronun şirkete haftada bir-iki gün uğrayıp birkaç saat kalıp gittiğini, kendisinin sabah dokuz akşam beş merkez ofiste oturduğunu, Hakan Karanis'i hiçbir yerde Murat Gülibrahimoğlu veya Ekrem İmamoğlu ile birlikte görmediğini ifade ederek iddianameye konu örgütsel ağın günlük çalışma rutiniyle örtüşmediğini söylüyor.
- ·Nergiz İnce'nin sorgusuyla, 2022'de Mustafa Keleş adına alınan Etiler'deki dairenin gerçekte Murat Gülibrahimoğlu'na ait olduğu, bu işlemin savcılığın iddia ettiği aklama yapısının parçası değil, mevcut kiracının erken tahliyesini kolaylaştırmak için bekâr ve dairesi olmayan bir çalışan üzerine yapılmış sıradan bir kiracı boşaltma stratejisi olduğu, avukat Kıvanç Bey'in oda arkadaşıyken bu bilgiyi paylaştığı ortaya konuyor.
- ·İmamoğlu, Cebeci dosyasının 'tek bir delil olmayan' 110 milyar TL'lik bir kurgu olduğunu, Enerji Bakanı, MAPEG Genel Müdürü, iki İstanbul Valisi, TEİAŞ Genel Müdürü ve Vakıflar Bankası Yönetim Kurulu gibi madene gerçekten ruhsat ve kredi vermiş yetkililer sorgulanmadan tanığın 'kantarın başındaki çöpü taşıyan' bir muhasebeci konumunda dinlenmesinin yargısal değeri olmadığını söylüyor.
- ·Hakan Karanis'in sorularına Seza, Trabzonspor stadyumunda Ekrem İmamoğlu'nun locasında 2019 yılında yalnızca bir kez Hakan'ı gördüğünü, 2020 sonrasında Hakan'ın Pasolig kaydının iptal olması nedeniyle hiç görmediğini teyit etmiştir: 'Yok yani görmedim... Görmedim kardeşim, görmedim.' Bu beyan, Murat Gülibrahimoğlu'nun iddianameye eklenen tanıklık beyanını (Ekrem ve Hakan'ın maçlara birlikte geldiği) doğrudan çürütmektedir.
- ·Seza, Murat Gülibrahimoğlu'nun locasında da Hakan Karanis'i görmediğini belirtmiştir: 'Seni görmüşlüğüm yok, Murat Bey'in locası altta onu görmüşlüğüm var... Murat'ın locasında gördüm başka kişiler de var. Buradan değil ama.' Bu, Murat Gülibrahimoğlu üzerinden kurulan locasal ortaklık iddiasının somut bir gözleme dayanmadığını ileri sürmektedir.
- ·Hakan Karanis'in 'Pasolig kayıtlarından bunu görebilirdi değil mi?' sorusuna Seza 'Tabi başkanım biz göremeyiz de Pasolig kulüp görür, kulüp görebilir isterseniz' diyerek savcılığın elindeki resmi maç giriş kayıtlarının (Pasolig) iddianame iddialarını teyit/red için araştırılmamış olduğunu vurgulamıştır. Bu, soruşturmanın elde mevcut objektif delili kullanmamış olduğu yönünde usuli bir eksiklik argümanıdır.